İlk Derece Mahkemesi ·

İlk Derece Mahkemesi 2023/531 E. 2024/666 K.

Mahkeme
İlk Derece Mahkemesi
Esas No
2023/531
Karar No
2024/666
Karar Tarihi

T.C. İSTANBUL 11. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

ESAS NO:2023/531 Esas KARAR NO :2024/666

DAVA:Sözleşmenin UYARLANMASI DAVA TARİHİ:09/01/2019 KARAR TARİHİ:17/10/2024

Yukarıda tarafları ve konusu yazılı davanın mahkememizce yapılan açık yargılaması sonrasında; GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Davacılar vekili dava dilekçesinde özetle; Payları davalı ile dava dışı ...'e ait ... Turizm Yatırım A.Ş.lehine, ... ili ... ilçesi ... Köyü ... mevkiinde bulunan Orman nitelikli 519.000 m2 büyüklüğündeki taşınmaz üzerine Orman Bakanlığı'nca ... Tapu Sicil Müdürlüğünce düzenlenen 05/12/96 tarih ve 7598 sayılı resmi senetle 49 yıllığına irtifak hakkı tesis edildiğini; Adı geçen şirket pay sahiplerinin sözkonusu arazi üzerinde hasılat paylaşımı esasına dayalı bir inşaat sözleşmesi yapmak istemeleri üzerine, davacı ... İnş. Yat.ve Tur. A.Ş. ile pay sahipleri arasında 11/07/2011 tarihli Ön Sözleşme yapıldığını ve hasılat paylaşımı esaslarının belirlendiğini; Sözleşmenin bir kısım varsayımlara göre oluşturulduğunu ve toplamda 800 milyon USD gelir getireceği varsayılarak davalıya hasılattan %11 oranında pay verileceğinin kararlaştırıldığını; Davalı ve diğer hissedarların da, ... ... A.Ş.'ndeki sahip oldukları paylarını ...... A.Ş.'ye devir ve teslim etmeyi taahhüt ettiklerini ve .... Noterliği'nin 07/01/2016 tarih ve ... yevmiye numaralı işlemiyle devir işleminin gerçekleştiğini; Bunun yanında davalıya ait tarla nitelikli 12 adet taşınmazın da 45 milyon USD karşılığında satın alındığını; Orman Bakanlığı'nca tahsis edilen 519.000 m2'lik taşınmaz ile davalıdan satın alınan 12 adet taşınmaz üzerine inşa edilecek otel, villa, marina, avm, club vb.yapıların satış ve işletmelerinden elde edilecek hasılatın %11'inin davalıya ödeneceğini; Projenin en geç ruhsat ve gerekli izinler alınmak suretiyle 11/01/2013 tarihinden itibaren 3 yıl içerisinde bitirileceğinin ve 800 milyon USD hasılat elde edileceğinin öngörüldüğünü; hasılatın bu miktarı aşması halinde, aşan hasılatın %15'inin de davalıya ödeneceğinin kararlaştırıldığını; Projenin öngörülen sürede başlayamaması ve bu nedenle hasılat elde etmenin gecikmesi nedeniyle tarafların, ödeme yükümlülüklerini tadil etmek üzere 8 kez protokol yaptıklarını; Davalıya ödenmesi kararlaştırılan asgari 88 milyon USD hasılat payından 25 milyon USD'nin ödendiğini, bakiye 63 milyon USD için 04/01/2016 tarihli 8.protokol ile davalıya 30/12/2015 düzenleme ve 31/12/2018 vade tarihli kesin ve süreli teminat mektubu verildiğini; Sözkonusu teminat mektubunun nakde çevrilmemesi yönünde İstanbul 7. Asliye Ticaret Mahkemesi'nce ihtiyati tedbir kararı verildiğini; 11/07/2011 tarihli Ön Sözleşme'nin imzalanmasından sonra: -......A.Ş. hisselerinin devrinin, 16/06/2012 tarih ve 28326 sayılı Başbakanlık Genelgesi ile Başbakanlık onayına tabi tutulduğundan öngörülen sürede yapılamadığını, -18/04/2014 tarih ve 28976 sayılı Orman Kanunu'nun 17.ve 18.maddelerinin uygulanma yönetmeliği değişikliği ile irtifak hakkı tesis edilen taşınmaz üzerine kat irtifakı kurulması yasağının getirildiğini, -Proje alanında yer alan taşınmazların bir kısmının ilgili Koruma Bölge Kurulunun 21/11/2016 tarihli kararıyla SİT alanı ilan edildiğini ve bu nedenle inşaat ruhsatı alınmasının 2018 yılına kadar geciktiğini, -13/09/2018 tarihli Resmi Gazetede yayımlanan 85 sayılı Cumhurbaşkanı kararı ile 32 sayılı Türk Parası Kıymetini Koruma Kararında yapılan değişiklikle, hasılatın döviz cinsinden elde edilmesinin imkansız hale geldiğini, Anılan olağanüstü nedenlerin tamamının Ön Sözleşmenin yapıldığı tarihten sonra ortaya çıktığını ve bu nedenlerin ortaya çıkmasının davacılardan kaynaklanmadığını, taraflarca öngörülmediğini, öngörülmesinin de mümkün olmadığını; Zaten dava konusu 63 milyon USD'lik teminat mektubunun, gerçekleştirilecek proje sonrasında elde edilecek hasılat payına karşılık davalıya verildiğini ancak, sonradan ortaya çıkan ve yukarıda açıklanan beklenmeyen hallerin, projenin öngörülen sürede tamamlanmasını ve öngörülen hasılatın elde edilip paylaştırılmasını imkansız hale getirdiğini ileri sürerek dilekçesinde bildirdiği diğer nedenlerle: 1-) Taraflar arasındaki sözleşmeden doğan bedellerin yeniden belirlenmesine, 2-) Sözleşmenin 6098 sayılı T.B.K.'nın 138.ve 480/2.maddesi gereğince yeni koşullara UYARLANMASI ile; a-Bakiye 63 milyon USD hasılat payı taahhüdü yerine, fiilen elde edilecek hasılattan %11 oranında davalıya ödeme yapılmasına; bu olmadığı takdirde, b-İnşaat ruhsatının alınması için geciken süre kadar ödemenin ötelenmesine, 3-) Ödeme yükümlülüklerinin 32 sayılı karar uyarınca TL'ye çevrilmesine ve, 4-) Dava konusu Teminat Mektubunun taraflarına iadesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; Taraflar arasında yapılmış 11/07/2011 tarihli Ön Sözleşmenin, konusu ......A.Ş. hisselerinin devri ile devir bedelinin nasıl ödeneceği ve yine davalıya ait bir kısım taşınmazların satışı olan bir sözleşme olduğunu; Sözleşme ile şirket hisse devir bedelinin 88 milyon USD olarak belirlendiğini, bu bedelin 25 milyon USD'lik kısmının zaman içerisinde ödendiğini, bakiye 63 milyon USD için dava konusu 63 milyon USD'lik teminat mektubunun düzenlenerek davalıya verildiğini; Hisseleri devredilen ......A.Ş.'nin sahibi olduğu arazinin, dava dilekçesinde ileri sürülen 519.000 m2 büyüklüğündeki "Tahsis Arazisi" ile 281.992,73 m2 büyüklüğündeki "Ek Alan Arazisi" olmak üzere toplam 800.992,73 m2 büyüklüğünde olduğunu; Taraflar arasındaki sözleşmenin aslında bir "hisse devir sözleşmesi" olduğunu, sözleşmede belirtilen "hasılat payı" sözcüklerinin ise, satış bedelinin ödeme yöntemini ifade ettiğini; Davacı tarafça ileri sürülen uyarlama nedenlerinin olayda uygulanamayacağı gibi, bu nedenlerden bir kısmının davacı tarafça bilinebilecek durumda olduğunu, bir kısmının ise taraflar arasında yapılmış 04/01/2016 tarihinde yapılmış 8.protokolden önce gerçekleştiğini; dolayısı ile dava konusu teminat mektubunun verildiği 07/01/2016 tarihinden önce gerçekleşen olaylara ilişkin olarak uyarlama talebinde bulunulamayacağını; Sözleşme gereği hasılat elde edilsin veya edilmesin davacı tarafa devredilen şirket hisseleri için davalıya 88 milyon USD'nin ödenmesinin kararlaştırıldığını, nitekim karşı tarafça gönderilen 08/10/2018 tarihli noter ihtarnamesinde de bakiye borcun kabul edilerek TL cinsinden ifa edileceğinin davalıya bildirildiğini savunarak dilekçesinde bildirdiği diğer nedenlerle davanın reddine; İhtiyati tedbir yönünden ise, Sözleşme ile üzerlerine düşen yükümlülüklerin tamamının; yani, şirket hisselerinin ve davalının mülkiyetindeki bir kısım taşınmazların eksiksiz olarak karşı tarafa devredildiğini, dolayısı ile karşı taraf açısından sözleşme ile elde edilebilecek her şeyin elde edildiğini ve karşı taraf yararına verilen ihtiyati tedbir kararı nedeniyle bakiye 63 milyon USD'yi tahsil edememek suretiyle hakkını elde edemeyen tarafın davalı olduğunu, bu nedenle dava konusu teminat mektubu üzerine tedbir konulamayacağını belirterek teminat mektubu üzerine İstanbul 7. Asliye Ticaret Mahkemesi'nce konulan ihtiyati tedbirin kaldırılmasına karar verilmesini istemiştir. Taraf vekilleri cevaba cevap ve ikinci cevap dilekçesinde, dava ve cevap dilekçelerindeki iddia ve savunmaları doğrultusunda açıklamalarda bulunmuşlar; davacı tarafça buna ilave olarak taraflar arasındaki hukuki ilişkinin hasılat paylaşımı esasına dayalı inşaat sözleşmesi olduğu ve adi ortaklık niteliğinde paylaşım ilişkisi kurulduğu ileri sürülmüş; davalı tarafça ise, cevap dilekçesindeki savunmalar tekrarlanmak suretiyle bu yöndeki iddialar reddedilmiştir. Mahkememizce yapılan yargılama sonrasında 27/02/2020 tarihli kararla ve karardaki gerekçe ile özetle; taraflar arasında yapılmış ihtilaf konusu sözleşme (ve ekleri), "Şirket Hisse Satım (Devir) Sözleşmesi" olarak nitelendirilmiş ve uyarlama koşullarının da gerçekleşmediği kanaatiyle davanın reddine karar verilmiştir. (Mahkememizin 2019/17 Esas, 2020/193 Karar sayılı kararı) Söz konusu mahkememiz kararının istinafı üzerine İstanbul BAM 3. Hukuk Dairesi'nce yapılan inceleme sonrasında 22/06/2021 tarih, 2020/1342 Esas ve 2021/1860 Karar sayılı kararla istinaf başvurusunun Esastan reddine karar verilmiş; bu kez kararın temyizi üzerine Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nce 06/04/2023 tarih; 2021/7877 Esas ve 2023/2131 Karar sayılı kararla özetle; " ....Davaya konu somut olay, uyarlama koşullarının oluşup oluşmadığı hususu yönünden yukarıdaki ilkeler çerçevesinde değerlendirildiğinde; taraflar arasındaki ilk sözleşmenin 11.07.2011 tarihli olduğu, tarafların daha sonrasında değişen ve gelişen birçok olay karşısında 8 defa protokol yaptıkları, sonuncusunun 04.01.2016 tarihli olduğu ve bu tarih itibariyle kapanış tutanağının imzalandığı anlaşılmaktadır. Taraflar değişen ve gelişen olaylar karşısında 8 no’lu son protokolü yapmalarından sonra, bu protokol öncesine dayanan olağanüstü olayların öngörülemez olduğu söylenemeyeceğine göre, dava sebebi yapılan; 16.06.2012 tarih ve 28326 sayılı Başbakanlık Genelgesi ile “irtifak hakları devrinin Orman Bakanlığından alınarak Başbakanlık onayına tabi tutulması ile 18.04.2014 tarih ve 28976 sayılı Orman Kanunu'nun 17. ve 18.maddelerinde değişiklik ve bu değişiklik uyarınca çıkarılan Uygulama Yönetmeliği’nin 25/1. maddesindeki değişikliği ile irtifak arazileri üzerindeki bağımsız bölümler yönünden kat irtifakı yasağı getirilmesi sebepleri yönünden uyarlama koşullarının gerçekleştiği söylenemez. Bununla birlikte 04.01.2016 tarih ve 8 no’lu son Protokol sonrasında gerçekleşen; ... Kültür Varlıklarını Korumu Bölge Kurulu’nun 21.11.2016 tarihli kararıyla Proje alanında yer alan bir kısım arazi yönünden 1. Derece, bir kısım alan yönünden ise 3. Derece sit alanı ilanı, 13.09.2018 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanan 85 sayılı Cumhurbaşkanı kararı ile 32 sayılı Türk Parasının Kıymetini Koruma Kararı'nda yapılan değişiklikle, taşınmazların satış ve kira sözleşmeleri ile eser sözleşmelerinin dövizle veya dövize endeksli olarak yapılması yasağı getirilmesi, 04.01.2016 tarihli son Protokol sonrasındaki döviz kurlarındaki aşırı artış ve bu nedenle inşaat malzeme fiyatları, enerji ve nakliye maliyetlerindeki aşırı yükselme sebepleri yönünden uyarlama koşullarının gerçekleşip gerçekleşmediğinin açıklıkla değerlendirilmesi gerekmektedir. Taraflar arasındaki 11.07.2011 tarihli sözleşmenin niteliği noktasında davacı taraf bunun bir “Hasılat Paylaşımlı İnşaat Sözleşmesi”olduğunu ileri sürmekte, davalı taraf ise “Anonim Şirket Hisse Devir Sözleşmesi” olduğunu savunmaktadır. Oysa, gerek 11.07.2011 tarihli sözleşme, gerek ek protokoller ve gerekse de taraflar arasındaki yazışmalar birlikte değerlendirildiğinde; sözleşmenin karma nitelikli bir sözleşme olduğu anlaşılmaktadır. Zira, sözleşmede bir yandan mülkiyeti davalı Süleyman’a ait taşınmazların mülkiyetinin davacı şirkete devredilmesi, bir yandan ... A.Ş.’deki hisselerin davalı Süleyman tarafından davacıya devrinin öngörüldüğü, diğer taraftan ise davacıların; mülkiyeti kendilerine geçmiş tapulu araziler üzerinde, nitelikleri sözleşmede belirlenmiş 5 adet villanın inşaa edilerek davalılara teslimi, ayrıca tahsisli arazi ve ek arazi üzerine inşaa edilecek marinada davalılara yat bağlama, plaj ve yat kulüplerinin işletmelerinin davalılara verilmesi hep birlikte düşünüldüğünde sözleşmenin bir bütün itibariyle bir yandan taşınmaz satış sözleşmesi, diğer yandan anonim şirket hisse satış sözleşmesi hükümlerini içerdiği gibi aynı zamanda plaj ve yat bölgelerinde ticari tesisleri işletme haklarının devri yönünden işletme hakkı devir sözleşmesi, yat bağlama hakları yönünden kullandırma sözleşmesi vs. hükümlerini de içermektedir. Tarafların, sözleşmenin vasfına ilişkin sözleşmede kullandıkları beyanlarından ari olarak sözleşme değerlendirildiğinde; ... bölgesinde davalı ... ve arkadaşlarına ait ... A.Ş.’ye orman arazisi üzerinde turizm tesisi kurup işletmek üzere 519.000 m² arazi üzerinde 1996 yılında 49 yıllığına arazi tahsisi yapıldığı, davalının aynı zamanda bu araziye komşu 12 parça özel mülkiyete konu taşınmaz (42.418 m²) üzerinde mülkiyetinin bulunduğu, tapulu bu yerlerin satışı yönünden taraflar arasında bir ihtilaf bulunmadığı ve öngörülen bedelin davalıya tamamen ödendiği, tahsisli arazi üzerinde davalı tarafça davacı ile temas kuruncaya kadar birçok kişi ile bu arazi üzerine tahsisli alan devri karşılığı turizm tesisi inşaa ettirilmek ve işletilmek istenildiği, ayrıca kendisi ve yakınlarının kullanımı için 5 adet lüks villa inşaa ettirilmesi, arazi üzerine inşaa ettirilecek bir takım turizm tesisleri, villaların satışından hasılat paylaşımı yoluyla gelir elde edilmesi, keza plaj ve marina inşaa ettirilerek gerek bu yerlerden kendilerinin bireysel kullanımlarının sağlanması ve gerekse bu yerlerde kendilerine ticari alanlar ile yat bağlama noktalarının sağlanması da dikkate alındığında, davalının arazi üzerinde yapılacak inşaatlar yönünden hiçbir risk alınmadan inşaatları davacıya yaptırarak ve onun sermaye gücünden yararlanma amacı güttüğü, davacı tarafa da bu amaçla bir takım yükümlülükler yüklendiği, arazi üzerine mevzuatın izin verdiği ölçüde projeye ilişkin tüm imar planlarının onaylatılması, ruhsatlarının alınması, ek alanların tahsislerinin yaptırılması ve inşaat izinlerinin alınması, akabinde projenin tüm giderleri kendisine ait olmak üzere arazi üzerinde davalının arzu ettiği nitelik ve vasıflarda tahsisli arazi üzerine yapılacak inşaatların maliyetini üstlendiği, taraflar arasındaki ihtilafın da bu noktada toplandığı, diğer bir anlatımla her ne kadar tahsis hakkı davacı tarafa devredilse bile tahsis boyunca inşaa ettirilecek bu yerler üzerinde davalının da hak sahibi olarak kalacağı ve hatta 5 adet villanın tapulu alanda inşaatı ve mülkiyetinin davalı tarafa geçirilmesi, tahsisli arazi üzerindeki davalı paylarının davacı yapımcı tarafından onun adına satılarak hasılatın %11 ve %15’i olarak devri borcu düşünüldüğünde, anlaşmazlığın tahsisli arazi karşılığı inşaat sözleşmesine ilişkin olduğu, Mahkemenin kabulünün aksine taraflar arasındaki ilişkinin şirket hisse devir sözleşmesi veya adi ortaklık sözleşmesi olarak yorumlanmasının isabetli olmadığı anlaşılmaktadır. Öte yandan uyarlama koşulları yönünden, sözleşmenin hasılat paylaşımı karşılığı anonim şirket hisse devir sözleşmesi veya inşaat sözleşmesi olarak kabul edilmesinin de sonuca bir etkisi bulunmamaktadır. Zira konuya ilişkin 6098 sayılı Kanun'un 480 nci maddesinin ikinci fıkrasındaki "Ancak, başlangıçta öngörülemeyen veya öngörülebilip de taraflarca göz önünde tutulmayan durumlar, taraflarca belirlenen götürü bedel ile eserin yapılmasına engel olur veya son derece güçleştirirse yüklenici, hakimden sözleşmenin yeni koşullara uyarlanmasını isteme, bu mümkün olmadığı veya karşı taraftan beklenemediği takdirde sözleşmeden dönme hakkına sahiptir. Dürüstlük kurallarının gerektirdiği durumlarda yüklenici, ancak fesih hakkını kullanabilir." düzenlemesinin, 6098 sayılı Kanun'un Genel Hükümler’e ilişkin hem ifa imkansızlığı, hem de aşırı ifa güçlüğüne dair 136, 137 ve 138 nci Maddelerindeki düzenlemeleri birlikte içeren benzer bir düzenleme niteliğinde olduğu anlaşılmaktadır. Davacı tarafın uyarlama sebebi olarak gösterdiği, ... Kültür Varlıklarını Korumu Bölge Kurulu’nun 21.11.2016 tarihli kararıyla Proje alanında yer alan bir kısım arazi yönünden 1. Derece, bir kısım alan yönünden ise 3. Derece sit alanı ilanı kararı irdelendiğinde, 3. Derece SİT alanı ilanı yönünden inşaat yoğunluğunda azalmaya yol açmayacak ise de, 1. Derece SİT alanı ilanı yönünden arazi üzerindeki inşaat yoğunluğunun azalacağı önemli bir sebep olmakla birlikte miktar azlığı yönünden önemli bir zarar olmadığı kabul edilse bile, 2016 yılı sonundaki SİT alanı ilanının 2011’den beri devam eden bütün inşaat ve mimari projelerde önemli değişiklik ve masraflara yol açtığı, hepsinin ötesinde inşaat ruhsatının ancak 2018 sonuna sarkmasına sebep olduğu, zaten sınırlı süreyle alınan arazi tahsisi dikkate alındığında, araziyi ticari olarak kullanma süresini önemli ölçüde azalttığı ve SİT alanı üzerine yapılacak olan bağımsız bölümlerin satış ve pazarlanmasında önemli kayıplara yol açacağı, arazi tahsisinin üzerinden 20 yıl geçtikten sonra SİT alanı ilanı kararı alınmasının önceden bilinmesi ve öngörülmesi mümkün görülmeyen ve çok pahalı bir yatırım işinde menfaatler arasında dengenin yeniden sağlanmasını gerektiren önemli bir uyarlama sebebi olarak kabulü gerekir. Davacı tarafça uyarlama sebebi olarak ileri sürülen 13.09.2018 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanan 85 sayılı Cumhurbaşkanı kararı ile 32 sayılı Türk Parasının Kıymetini Koruma Kararı'nda yapılan değişiklikle, taşınmazların satış ve kira sözleşmeleri ile eser sözleşmelerinin dövizle veya dövize endeksli olarak yapılması yasağı getirilmesi olayının da son Protokolden sonra ortaya çıkan ve davacının yatırım maliyetini oldukça yükselten ve edim borcunu ağırlaştıran bir sebep olduğu görülmektedir. Zira tahsisli arazi üzerine yapılacak turizm amaçlı tesislerin daha çok yabancı yatırımcılara yönelik bir ticari faaliyet olduğu, döviz kurları tek başına uyarlama sebebi teşkil etmese de, gerek irtifak hakkı satışlarının veya kiralamaların TL bazlı yapılması zorunluluğunun getirilmesi ve sözleşmenin başlangıcında mümkün olduğu halde döviz üzerinden satışın yasaklanması nedeniyle, döviz üzerinden hasılat paylaşımı garantisinin satış ve pazarlama faaliyetlerini önemli ölçüde zorlaştıran ve davacının yatırımdan beklediği geliri önemli ölçüde azaltan, önceden öngörülmesi mümkün olmayan bir uyarlama sebebi olarak kabul edilmelidir. Davacı tarafça uyarlama sebebi olarak gösterilen 04.01.2016 tarihli son Protokol sonrasındaki döviz kurlarındaki ani ve aşırı artış ve bu nedenle inşaat malzeme fiyatları, enerji ve nakliye maliyetlerindeki aşırı yükselme iddiaları değerlendirildiğinde, bir takım inşaat, enerji ve akaryakıt bedellerinin döviz bazlı olarak aşırı artması diğer koşulların varlığı halinde ayrı bir uyarlama sebebi görülebilir ise de, döviz kurlarındaki artışların Türkiye gibi enflasyonist ülkelerde önceden öngörülmesinin mümkün olması nedeniyle tek başına uyarlama sebebi olarak görülmesi mümkün görülmemiştir. Mahkemece konunun bu yönü itibariyle değerlendirilmesi gerekmektedir. Her dava açıldığı tarihteki koşullar dikkate alınarak değerlendirilir. Bu açıdan davacı tarafın temyiz sebebi yaptığı, Orman Kanunu Ek Madde 16'da yapılan 21.12.2019 tarihli değişiklikle proje arazisinin orman arazisinden çıkarılıp, özel mülk arazisine dönüştürülmesinin yasaklanması, 31.05.2019 tarih 1134 sayılı Cumhurbaşkanı kararı ile yürürlüğe giren Turizm Tesislerinin Niteliklerine İlişkin Yönetmeliğin 18 inci maddesinin altıncı fıkrası uyarınca turizm belgeli tesislerde kat irtifakı kurularak bağımsız bölüm oluşturulmasının yasaklanması sebebiyle hasılatın 11.07.2011 tarihli Ön Sözleşmede öngörülen şekilde paylaşımının imkânsız hale gelmesi ve Danıştay 6. Hukuk Dairesinin 2013/9073 E. sayılı dosyasından 30.04.2019 tarihinde yürütmenin durdurulması kararı ile 24.02.2020 tarihli 2013/9073 E. ve 2020/2277 K. sayılı kararı ile 1/25.000'lik çevre düzenleme planının büyük bir kısmı proje alanının tamamını kapsayacak şekilde iptal edilmesiyle 1/1000 ve 1/5000'lik planların da dayanaksız hale gelmesi bir uyarlama sebebi olarak ileri sürülmüş ise de bu olaylar davadan sonra meydana geldiğinden, davacı tarafın bu temyiz sebepleri de yerinde görülmemiştir. Yukarıdaki yapılan açıklamalar doğrultusunda uyarlama sebebi olarak kabul edilmesi gerektiği belirtilen sebepler çerçevesinde uzman bilirkişi heyetinden rapor alınmak suretiyle bir değerlendirme yapılması ve oluşacak sonuç çerçevesinde hüküm tesisi gerekirken yazılı gerekçe ile davanın reddine karar verilmesi doğru olmamış,..." denilmek suretiyle karar "BOZULMUŞ", dosya mahkememize gönderilmekle esasın yukarıdaki numarasına kaydedilmiş; bozma ilamı sonrası 09/11/2023 tarihli duruşmada Mahkememizce Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin yukarıda özetlenen bozma ilamına "aynen uyulmasına" karar verilmiş ve yargılamaya devam olunmuştur. Dava, taraflar arasında yapılmış, konusu sözleşmenin 3.maddesinde yazılı 11/07/2011 tarihli Ön Sözleşme(ve tadil protokolleri-ekleri) tarihinden sonra ortaya çıktığı ileri sürülen ve dava dilekçesinde açıklanan öngörülmeyen durumların ortaya çıkması nedeniyle, sözleşmeden doğan davacı taraf yükümlülüklerinin yeniden belirlenerek yeni koşullara uyarlanması ve sözleşme gereği davalıya ödenmesi kararlaştırılan 88.000.000-USD bedelden bakiye 63.000.000-USD bedelli, bilgileri dilekçede yazılı, muhatabı davalı, lehtarı davacılardan ......A.Ş olan, Akbank Maslak şubesince düzenlenmiş kesin ve süreli teminat mektubunun anılan nedenlerle iadesi istemine ilişkin olup; Yukarıda özetlendiği şekliyle taraflar arasında doğmuş ihtilaf, 11/07/2011 tarihli Ön Sözleşme'nin (ve eklerinin), nitelik ve türü ile bu sözleşmenin değişen koşullara göre uyarlanıp uyarlanamayacağı noktalarındadır. Bilindiği üzere mahkemece Yargıtay'ın bozma ilamına uyulması ile, bozma ilamındaki hususlar yönünden, lehine olan taraf yararına bir "usuli kazanılmış hak" doğar. Mahkemenin, Yargıtay Dairesi'nce verilen bozma kararına uyması sonunda, o kararda gösterilen şekilde inceleme ve araştırma yaparak, yine o kararda belirtilen hukuki esaslar gereğince karar verme yükümlülüğü ortaya çıkar. Somut olayda Mahkememizce daha önce verilen 27/02/2020 tarihli kararla, taraflar arasında yapılmış Sözleşme(ler), satış sözleşmesi türlerinden olan "Hisse Devir Sözleşmesi" olarak nitelendirilmiş ve davacı tarafça ileri sürülen sebepler, uyarlama sebebi olarak görülmemiş ise de; az yukarıda açıklandığı üzere, Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin bozma ilamına Mahkememizce "aynen uyulduğundan", taraflar arasında yapılmış ihtilaf konusu 11/07/2011 tarihli Ön Sözleşme'nin ( ve eklerinin); içinde taşınmaz satışı, şirket hisse devri, işletme hakkı devri, kullandırma sözleşmesi vs. hükümlerini/unsurlarını barındıran karma nitelikli bir "tahsisli arazi karşılığı inşaat sözleşmesi" olduğu ve bozma ilamında kabul edilen sebeplerin "uyarlama sebepleri" oldukları hususları hukuken kesinleşmiş ve bu yönler itibariyle davacı yararına bir usuli kazanılmış hak doğmuştur. Bu durumda artık, sözleşmenin türü ile kabul edilen uyarlama sebeplerinin varlığı konuları tartışma dışında kaldığından, davalı tarafın sözleşmenin türü ile uyarlama sebeplerinin bulunmadığı yönündeki savunmaları yerinde görülmemiştir. Bu aşamadan sonra Mahkememizce yapılacak iş; sözleşmenin türüne ve dava tarihine kadar gerçekleşen ve ilke olarak kabul edilen uyarlama sebeplerine göre uyarlamanın nasıl yapılacağı, davacı taraf aleyhine bozulan menfaatler dengesinin nasıl sağlanacağı hususlarıdır. Gerek bozulan 27/02/2020 tarihli kararımızda, gerekse hükmüne uyulan Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin bozma ilamında tartışılıp değerlendiği üzere; sözleşme hukukunda asıl olan "ahde vefa-sözleşmeye sıkı sıkıya bağlılık" ilkesi olmakla birlikte belli şartlar altında sözleşmeye bağlılık ilkesine dayanmak, doğruluk ve dürüstlük kuralına aykırı düşebilir. Sözleşmeye bağlılık ilkesi, sözel hukukun geçerli temel ilkelerinden sadece birisidir. Bu ilke özel hukukta geçerli diğer ilkelerle sınırlandırılmıştır. Doğruluk ve dürüstlük kurallarına aykırı durumlar, sözleşmenin yapıldığı gibi ifa edilmemesini gerektirebilir. Sözleşme kurulduktan sonra, onun ifası sırasında şartlar fahiş derecede değişirse, sözleşmenin bu şartlar altında aynen ifası taraflardan biri için elverişli; diğeri için değersiz sonuçların ortaya çıkmasına yol açabilir. Bu durum, hukuki güven(istikrar) ile sözleşme adaleti ilkeleri arasında bir zıtlığın ortaya çıkmasına neden olur. Hukuki güven ve bunun sonucu olan sözleşmeye bağlılık ilkesi sözleşmenin aynen uygulanmasını, sözleşme adaleti ise sözleşmenin taraf iradelerinin gerçekte istemiş oldukları anlamdan oldukça farklı şekilde ifa edilmemesini gerektirir. İşte bu zıtlık kaynağını hukukun en temel ve genel ilkelerinden olan, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 2. Maddesinde de düzenleme yeri bulmuş olan "dürüstlük kuralından" alan, sözleşmenin değişen şartlara uyarlanması ilkesi ile ortadan kaldırılmaya çalışılır. Bu ilke hakime, belirli şartların gerçekleşmesi durumunda sözleşmeye müdahale etmek suretiyle sözleşmeyi değiştirme imkanı verir. Sözleşmenin değişen şartlara uyarlanması ilkesi ile sözleşme adaletinin, ahde vefa (hukuki güvenlik) ilkesinin önünde yer alması sağlanmış olur. (Prof. Dr. İbrahim KAPLAN, Hakimin Sözleşmeye Müdahalesi) Uyarlama şartları gerçekleştiğinde hakim, davacının talebinde ön görmediği bir tarzda uyarlama yapabilir. Borçlunun edim yükümünün azaltılması veya karşı edimin arttırılması şeklinde uyarlama yapılabileceği gibi, vadelerin veya ifa tarzının değiştirilmesi gibi hakimin uygun bulacağı her şekilde uyarlama yapılabilir (Yargıtay 13. HD.'nin 13/06/2014 tarih ve 2013/16898 E - 2013/18895 K. Sayılı emsal nitelikteki kararı). Hakim duruma göre borçlu lehine onun tamamen veya kısmen edim yükümlülüğünden kurtulmasına da karar verebilir (Prof. Dr. İbrahim Kaplan, Hakimin Sözleşmeye Müdahalesi) Hakim uyarlama yaparken tarafların varsayımlı(farazi) iradesini araştırmalı, bu çerçevede uyarlamayı gerçekleştirmelidir. Hakim, sözleşmeyi uyarlarken tarafsız konumu gereği her iki yanın da çıkarlarını dikkate alarak, sözleşmenin amaç ve anlamına en uygun düşen uyarlama şeklini seçmelidir. (Prof. Dr. Özcan GÜNERGÖK, Prof. Dr. Şaban KAYIHAN, Borçlar Hukuku Dersleri Genel Hükümler) Özetlemek gerekirse; sözleşmenin değişen şartlara uyarlanması için şartların bulunması durumunda sözleşme adaletinin sağlanması amacıyla hakim, sözleşmeye müdahale etmek suretiyle ve her somut olayın özelliğine göre, sözleşmeyi değişen şartlara göre uyarlar. Tüm bu açıklamalara göre, somut olay bakımından taraflar arasındaki sözleşmenin "tahsisli arazi karşılığı inşaat sözleşmesi" olduğu ve uyarlama koşullarının varlığı ilke olarak kabul edildiğine göre; dürüstlük kuralları çerçevesinde taraflar arasındaki menfaatler dengesinin ne şekilde sağlanması gerekeceği; başka bir anlatımla nasıl bir uyarlama modeli benimseneceği konusu gündeme gelecektir. Bunun için de Ön Sözleşmedeki (ve eklerindeki) tarafların edim yükümlülüklerinden kısaca bahsetmek gerekirse; Davalının borçları: - Mülkiyetinde olan ve bilgileri sözleşmelerde yazılı 12 adet taşınmazın davacı tarafa devrini sağlamak, - Yine bilgileri sözleşmelerde yazılı " tahsisli orman" arazilerinin irtifak hakkı sahibi olan ....... A.Ş.'nin paylarının davacı tarafa devrini sağlamak şeklindedir. Bunun karşılığı olarak davacı tarafın borçları ise: - Sözleşmelerde kararlaştırılan projedeki villa satışlarından elde edilmesi öngörülen asgari 800.000.000,00 USD hasılatın %11'i oranındaki asgari 88.000.000,00 USD'lik davalıya yapılacak ödeme, - Hasılatın 800.000.000,00 USD'yi aşması durumunda, aşan miktarın %15'i oranında davalıya yapılacak ödeme, - Sözleşmelerin yapıldığı sırada yerleri ve nitelikleri proje arazisi olarak belirlenen ve 04/01/2016 tarihli 8. Ek Protokolle, yapılacak yerleri davalının özel mülkiyetinde iken davacı tarafa devredilen taşınmazların üzerleri olarak kararlaştırılan 5 adet villanın teslimi, - Proje kapsamında yapılacak marina ünite ve tesislerinin işletmesinden elde edilecek gelirin %15 oranındaki davalıya yapılacak ödeme ve, - Marinadaki 175 metrelik tekne bağlama rıhtımının davalıya verilmesi şeklindedir. Taraflarca 2011 yılında akdedilen Ön Sözleşme ile bu sözleşmenin ekleri ve sonuncusu 2016 yılında imzalanan 8 numaralı son protokol kapsamında özellikle davacı tarafça taahhüt altına girilen ve yukarıda özetlenen borçlar, sözleşme(ler) konusu projenin 2019 yılı sonuna kadar tamamlanıp yaşama geçirilmesi, asgari hasılatın elde edilmesi varsayımı ve beklentisi ile belirlenmiş olduğundan, sözleşme kurulduktan sonra davacı(borçlu) taraftan kaynaklanmayan ve öngörülemeyen, öngörülmesi de mümkün olmayan, menfaatler dengesini davacılar aleyhine bozacak olağanüstü değişmeler hesaba katılmamıştır. Başka bir anlatımla sözleşme kurulurken davacıdan kaynaklanmayan olağanüstü sebeplerle projenin yaşama geçememesi; hasılat elde edilememesi veya taahhüt edilen bir kısım borçların ifasının imkansız hale gelmesi yahut aşırı derecede güçleşmesi öngörülmüş olunsa idi, bu şekilde bir taahhüt altına girilemeyeceği kuşkusuzdur. Somut olayda, son protokolün imzalandığı 2016 yılı ile davanın açıldığı 2019 yılı arasında davacıdan kaynaklamayan ve öngörülmesi mümkün de olmayan, Yargıtay 11. HD'nin bozma ilamının 18, 19 ve 20 numaralı bentlerinde bozma sebebi yapılan sebeplerle sözleşme(ler)de kararlaştırılan projenin yaşama geçirilemediği ve projede öngörülen hasılatın elde edilemediği dosya kapsamı ile sabittir. Esasında projenin davanın açıldığı tarihe kadar yaşama geçirilemediği ve projeden sözleşme ile öngörülen hiçbir hasılatın elde edilmediği davalı tarafın da kabulünde olup, adı geçen tarafça dosyaya sunulan uzman görüşlerinde de bu durumun aksine bir değerlendirme ve tespit yapılmamıştır. Yargıtay 11. HD' nin hükmüne uyulan bozma ilamı gereğince mahkememizce oluşturulan bilirkişi kurulu tarafından dosyaya 03/06/2024 tarihinde sunulan bilirkişi kurulu raporunda ve yine davacı tarafça dosyaya sunulan 17/07/2024 tarihli yeminli mali müşavirlik raporunda, anılan nedenlerle projeden herhangi bir hasılatın elde edilemediği yönünde değerlendirmeler yapılmıştır. Yapılan masraflara rağmen projeden herhangi bir hasılat elde edilmeden, projeye dahil edilen 12 adet özel mülk arazi için 45.000.000,00 USD, asgari 88.000.000,00 USD'lik hasılat payı için 25.000.000,00 USD başlangıçta peşin olarak ve yargılama sırasında da 63.000.000,00 USD'lik teminat mektubu nakde çevrilmek suretiyle toplamda davalıya sözleşme kapsamında 133.000.000,00 USD' lik bir ödeme yapılmıştır. 2019 yılı sonu itibarıyla tamamlanıp yaşama geçirilmesi planlanan bir projenin, değinilen nedenlerle yaşama geçirilememesine, yapılan masraflara ve hiçbir hasılat elde edilememesine rağmen projeyle ilgili herhangi bir riski üstlenmeyen davalı tarafa yapılan 133.000.000,00 USD' lik ödeme ve henüz ifa edilememiş diğer borçların, edimler arasında aşırı bir dengesizliği-nisbetsizliği ortaya çıkardığı kuşkusuzdur. Bu durumda davacı borçludan sözleşmeye bağlı kalınarak aynen ifayı beklemek, dürüstlük kurallarına ve sözleşme adaleti ilkesine uygun düşmez. Tüm bu açıklamalara göre, davacı taraf yararına doğmuş usuli kazanılmış haklar da göz önüne alındığında, taraflar arasındaki menfaatler dengesinin sağlanması için Ön Sözleşme(ve ekleri)'nin değişen yeni koşullara göre uyarlanması zorunludur. Somut olay bakımından uyarlama tarzı veya modeli olarak; a) Sözleşmeyi ayakta tutmak suretiyle davanın açıldığı tarihteki koşullara dönülerek, davalıya yapılan ödemelerin iadesi ve sözleşmeden doğan ve henüz ifa edil(e)meyen davacı borçlarının vadelerinin belirsiz bir süreyle ötelenmesi veya, b) Davacı tarafın(borçlunun) edim yükümlülüklerin azaltılması şeklinde iki ana seçenek bulunmaktadır. İlk seçenekteki uyarlama modeli; davacı tarafın talep ettiği, bilirkişi kurulunun da önerdiği bir model olup, bu modelin tercih edilmesi durumunda; Kendi beyanlarına göre borç içinde olan ve sağlık sorunları yaşayan davalı, uzun yıllardır bir gelir beklentisi içerisinde olduğu projeden şimdilik hiçbir gelir elde edemeyecek ve yargılama sürecinde nakde çevrilen teminat mektubu bedeli olan 63.000.000,00 USD gibi yüklü bir miktarı iade etmek durumunda kalacaktır. Çeşitli mevzuat değişiklikleri, idari tasarruflar ve imar planlarının iptal edilmesi ile birlikte ne zaman tamamlanıp, yaşama geçirileceği hatta, hasılat elde edilip edilemeyeceği belli olmayan projeden, bundan sonra da uzun yıllar boyunca gelir beklentisi içinde kalmaya devam edecektir. Diğer koşulların varlığı durumunda sözleşmeye müdahale etmek suretiyle uyarlama yapmak hakime verilmiş yasal bir yetki olmakla birlikte; hakimin uyarlama yaparken taraflar arasındaki menfaatler dengesini gözetmesi, sözleşme adaleti ve dürüstlük kuralları ilkelerini ön planda tutarak buna göre hakkaniyete uygun bir uyarlama modeli benimsemesi, bu çerçevede bir karar vermesi aynı zamanda yargısal bir yükümlülüğüdür. Bu değerlendirmelere göre ilk seçenekteki modelin benimsenmesinin, davalı açısından adil olmayan bir sonuç doğuracağı kuşkusuzdur. Öte yandan dava konusu sözleşme ile ilgili olarak taraflar arasında, eldeki davadan başka birçok mahkemede karşılıklı olarak açılmış çeşitli davaların bulunması nedeniyle, birbirlerine olan ticari inanç ve güvenin ortadan kalktığı, aralarındaki ticari ilişkinin ileriye doğru sağlıklı bir şekilde yürütülemeyeceği konusunda da mahkememizde güçlü bir kanaat oluşmuştur. Davacının istediği, bilirkişilerin de önerdiği sözleşmeyi ayakta tutan bu şekildeki bir uyarlama modelinin benimsenmesi; taraflar arasında doğmuş somut uyuşmazlığı çözmeyeceği gibi aksine, ileriye doğru ihtilafın daha da büyümesine sebebiyet verecektir. Tüm bu açıklamalara göre; seçeneklerden bu uyarlama modeli, gerçekçi ve uygulanabilir olmadığı gibi, hakkaniyete uygun adil bir çözüm de olamayacağı kanaatiyle mahkememizce uygun bulunmamıştır. İkinci seçenekteki uyarlama modeli ise; süreç içerisinde ortaya çıkan olağanüstü durum(lar) nedeniyle ifa güçlüğü veya imkansızlığına bağlı olarak borcun ifasının istenmesinin, dürüstlük kurallarına aykırı düşmesi durumunda borçlunun edim yükümlülüklerinin azaltılmasına karar vermek şeklindeki modeldir. Ön Sözleşme konusu proje arazisinin büyük bir kısmının mülkiyeti "orman" niteliği ile hazineye ait olup; 1990'lı yıllarda bu arazi üzerinde payları o yıllarda davalı ve dava dışı 3. Kişilere ait olan ......A.Ş. lehine turizm yatırımları yapılması amacıyla 49 yıllığına irtifak hakkı tesis edilmiştir. Ön Sözleşme'nin yapıldığı 2011 yılına kadar bu arazi üzerine davalı tarafça tahsis amacına uygun olarak herhangi bir yatırım veya bu amaçla bir masraf yapıldığı ileri sürülmemiştir. Esasında bu konuda dosyaya yansımış herhangi bir iddia ve ispat da bulunmamaktadır. Davalı, mülkiyeti kendisine ait toplam 12 adet yaklaşık 42.000 m2 büyüklüğündeki tarla nitelikli taşınmazı ile yaklaşık 800.000 m2 büyüklüğündeki tahsisli ve ön izin/ek alan arazilerde üst hakkı sahibi olan ......A.Ş. şirketinin paylarını, Ön Sözleşmede kararlaştırılan projenin yapımı için davacı tarafa devretmiştir. Kurgulanan projenin yaşama geçirilmesi varsayımına göre davacı taraf da, yukarıda özetlenen yükümlülükleri üstlenmiştir. Görüldüğü üzere davalı, tahsisli orman arazisi ve özel mülkiyetindeki arazi üzerine yaklaşık 20 yıl boyunca herhangi bir yatırım yapmamıştır. 2011 yılına gelindiğinde Ön Sözleşmede kurgulanan proje ile ilgili hiçbir riski üstlenmeden, davacının sermaye gücünden de yararlanma isteği ile projenin gerçekleştirilmesi için davacı ile uyuşmazlık konusu sözleşmeleri imzalamıştır. Ne var ki taraflar arasında imzalanan son tadil protokollerinden sonra dava tarihine kadar ortaya çıkan ve Yargıtay 11. HD.'nin bozma ilamında uyarlama sebebi olarak kabul edilen olağanüstü gelişmeler nedeniyle, davacı tarafça yapılan masraf ve yatırımlara rağmen proje yaşama geçirilemediği gibi, herhangi bir hasılat da elde edilememiştir. Bu süreçte proje ile ilgili hiçbir riski üstlenmeyen davalıya 133.000.000,00 USD'lik bir ödeme yapılmıştır. Açıklanan nedenlerle projenin uğramış olduğu aksaklıklara, gecikmelere, değişikliklere ve davacı tarafça yapılan masraflara ve öngörülen hasılatın hiçbir şekilde elde edilememesine rağmen, sözleşmeye sıkı sıkıya bağlı kalınarak davacıdan aynen ifayı beklemek, dürüstlük kurallarıyla bağdaşmaz. Gerçekleşeceği ve buna bağlı olarak bir gelir elde edileceği umularak, mülkiyetindeki taşınmazları ve üst hakkı sahibi şirket paylarını davacı tarafa devreden davalıdan, vadesi meçhul bir süreyle alacaklarının tahsilini beklemesini istemek de dürüstlük kurallarıyla bağdaşmaz. Bu durumda, davacı tarafın edim yükümlülüğünün azaltılması suretiyle davacı aleyhine bozulan menfaatler dengesinin ve sözleşme adaletinin sağlanacağı yönünde mahkememizde vicdani kanaat oluşmuştur. Bu kapsamda mahkememizce; Yargıtay 11. HD' nin bozma ilamında tespit ettiği uyarlama sebeplerine bağlı kalınarak ve TMK'nın 1, 2 ve 4. maddeleri ile 6098 sayılı TBK'nın 138. maddesindeki genel, 480/2 maddesindeki özel düzenlemeler göz önüne alınarak; davalının Ön Sözleşme ve ekleri kapsamında yerine getirdiği edimler, beklediği ekonomik fayda, tahsil ettiği ve uzun süredir tasarrufunda tuttuğu tutarlar ile proje için davacı tarafın yapmış olduğu masraf ve yatırımlar; projenin uğramış olduğu aksaklıklar, gecikme ve değişiklikler, buna ilişkin risk faktörleri ve projenin ne zaman ve ne şekilde tamamlanacağının belirsiz hale gelmesi gibi hususlar bir bütün olarak değerlendirilmiş ve; Davalının, ön sözleşme ve eklerinde yer alan edimlerini yerine getirme karşılığı olarak hakkaniyete göre hak ettiği tutarın 110.000.000,00 USD olduğuna; yukarıda baştan beri özetlenen ve ortaya çıkan koşullara rağmen tahsil ettiği bu tutarla, kendisinin projeden beklediği ekonomik faydanın karşılandığına ilişkin mahkememizde vicdani kanaat oluşmuştur. Bu bağlamda, Ön Sözleşme ve eklerinde kararlaştırılmış olan ve mahkememizce yeterli bulunup takdir edilen toplam 110.000.000,00 USD dışındaki (5 adet villa, tekne bağlama yeri, ilave hasılat payı ödemesi, marina ve tesislerinin işletilmesinden elde edilecek ödeme gibi) davacıya ait diğer tüm borçların sona erdirilmesinin en adil ve hakkaniyete en uygun çözüm olacağı takdir edilmiş ve davacı(borçlu) tarafın Ön Sözleşme/ve eklerindeki edim yükümlülükleri azaltılmıştır. Taraflar arasında bozulan menfaatler dengesinin, yukarıda açıklanan şekilde sağlanmasıyla ortaya çıkan duruma göre; davalıya Ön Sözleşme(ve ekleri kapsamında) yapılan 133.000.000,00 USD'lik ödemeden, hak edilen tutar olarak takdir edilen 110.000.000,00 USD'nin mahsubu ile fazladan yapılan 23.000.000,00 USD'nin davacı tarafa iadesine karar vermek gerekmiştir. Davacı tarafça, bilgileri dilekçelerde yazılı dava konusu 63.000.000,00 USD bedelli teminat mektubunun iadesi talep edilmiş ise de; bu teminat mektubu yargılama sürecinde nakde çevrildiğinden, artık konusuz kalan bu konudaki talep hakkında karar verilmemiştir. Yargıtay 11. HD' nin bozma ilamına uyulmasından sonraki süreçte davacı tarafça, asıl dava tarihinden sonra gerçekleştiği ileri sürülen sebeplere dayanılarak aynı sözleşmenin yeni sebeplerle de uyarlaması istemiyle İst. 14. ATM' nin 2024/22 Sayılı Esasına açılan dava, eldeki dava ile birleştirilmiş ise de; Konuya ilişkin Yargıtay 4. HD' nin güncel 19/03/2024 tarihli ve 2023/2705 E - 2024/2912 K sayılı emsal nitelikteki ilamında ve bu konuda mahkememizce verilen 24/01/2024 tarihli ara kararda belirtildiği üzere; asıl davada verilecek kararın HMK' nın 373/4 md. gereğince Temyiz, birleşen davada verilecek kararın ise aynı yasanın 341/1 md. gereğince İstinaf yasa yoluna tabi olması; davaların bağımsızlıklarını korumaları ve ayrı dava olma özelliklerini devam ettirmeleri göz önüne alındığında birlikte görülmelerine yasal olanak bulunmadığından, birleşen davanın ayrılmasına ve yeni bir esas üzerinden yargılamasının yapılmasına karar verilmiştir. Davalı tarafça 08/02/2024 tarihli dilekçe ile; 24/01/2024 tarihli ara kararımızla oluşturulan 6 kişilik bilirkişi kurulunun tek sayıdan(1,3,5,7...gibi) oluşturulması ve görevlendirilen bilirkişilerden Prof. Dr. Bayram KESKİN'in adresi itibariyle heyetten çıkartılması gerektiği ileri sürülerek itirazda bulunulmuş ise de; konuya ilişkin itirazlar, 09/02/2024 tarihli mahkememiz ara kararında açıklanan gerekçelerle yerinde görülmemiş ve reddedilmiştir. Yine davalı tarafça, alınan bilirkişi kurulu raporuna yönelik itirazda bulunulmuş ise de; HMK'nın 282. Md. gereğince bilirkişilerin oy ve görüşleri diğer delillerle birlikte serbestçe değerlendirilen takdiri nitelikte bir delil olup; somut olay bakımından sözleşme konusu projenin dava tarihine kadar tamamlanıp yaşama geçirilemediği ve öngörülen hasılatın elde edilemediği yönündeki bilirkişi kurulunun değerlendirmeleri, yukarıda değinildiği üzere davalı tarafın da kabulünde olan ve dosya kapsamı ile örtüşen değerlendirmelerdir. Bilirkişilerin diğer konulardaki değerlendirme ve görüşleri ise, mahkememizi bağlayıcı nitelikte olmayan ve hükme esas alınıp alınmayacağı tamamen mahkememizin takdirinde olan hususlardır. Kaldı ki, uyarlamanın ne şekilde yapılacağı konusundaki bilirkişilerin değerlendirmeleri, mahkememizce hükme esas alınmamıştır. Tüm bu açıklamalara göre; bilirkişi kurulunca sunulan rapordan, projenin yaşama geçirilemediği ve hasılatın elde edilemediği yönündeki (dosya kapsamı ile örtüşen) değerlendirilmeler, dosyadaki diğer delillerle birlikte mahkememizce değerlendirilerek hükme esas alınmış ve bilirkişilerin diğer konulardaki değerlendirmeleri ise hükme esas alınmadığından, söz konusu rapora yönelik davalı tarafça yapılan itirazlar yerinde görülmemiştir. Hükümle birlikte tahsil edilmesi gereken harç ve davacı taraf yararına hükmedilmesi gereken vekalet ücretinin hesabı bakımından; davacının edim yükümlülüğü sona erdirilen borçlarından 5 adet villanın taraflarca belirlenen 20.000.000,00 USD' lik toplam değeri ile mahkememizce davacıya iadesine karar verilen 23.000.000,00 USD' lik ödeme olmak üzere toplam 43.000.000,00 USD' lik miktar üzerinden nispi olarak hesaplama yapılmış; sona erdirilen diğer borçlar bakımından herhangi bir değer belirlenebilmesi mümkün olmadığından, sona erdirilen diğer borçlar harç ve vekalet ücreti hesabında dikkate alınmamıştır.

H Ü K Ü M : Yukarıda gerekçesi açıklandığı üzere; Davanın KABULÜ ile; 1-Taraflar arasında yapılmış 11/07/2011 tarihli Ön Sözleşme ile bu sözleşmenin ekleri niteliğindeki 1.ek sözleşme, 8 adet protokol, .... Noterliği'nce düzenlenmiş 16/08/2011 tarihli, ... Numaralı satış vaadi sözleşmesi ve kapanış tutanaklarına, mahkememizce müdahale edilmek suretiyle; a)Ön Sözleşmenin 4.2.maddesinde belirtilen davalının özel mülkiyetinde iken davacı tarafa devri yapılan 12 adet (parsel) taşınmaz için ödenen 45.000.000,00 (kırkbeşmilyon) USD'ye ilave olmak üzere, Ön Sözleşme ve tüm ekleri kapsamında davacı tarafın davalı tarafa olan borcunun 65.000.000,00 (altmışbeşmilyon) USD olarak belirlenmesine, b)Ön Sözleşme ve tüm ekleri kapsamında davacı tarafın davalıya olan diğer tüm borçlarının sona erdirilmesine, c)Ön Sözleşme ve tüm eklerine, mahkememizce yukarıda (a) ve (b) maddelerinde belirtildiği şekilde yapılan müdahale ile doğan sonuca göre, davacı tarafça fazladan ödenen 23.000.000,00 (yirmiüçmilyon) USD'nin davalıdan alınarak, davacı tarafa ödenmesine, 11/07/2011 tarihli ÖN SÖZLEŞME ile TÜM EKLERİNİN, değişen yeni koşullara göre bu şekilde UYARLANMASINA, 2-Dava konusu 30/12/2015 düzenleme, 31/12/2018 vade tarihli 63.000.000,00 (altmışüçmilyon) USD bedelli teminat mektubunun yargılama sürecinde nakde çevrilmesi nedeni ile iadesi talebi hakkında karar verilmesine yer olmadığına, 3-Alınması gerekli 16.098.330,80 TL karar ve ilam harcından, 44,40 TL peşin harç ve 5.933.985,53 TL tamamlama harcı olmak üzere toplam 5.934.029,93 TL harcın mahsubu ile bakiye 10.164.300,87 TL karar ilam harcının davalıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına, 4-Davacı taraf vekille temsil olunduğundan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca hesap ve taktir olunan 2.964.658,00 TL vekalet ücretinin davalıdan alınıp davacı tarafa verilmesine, 5-Davacı tarafça yatırılan 44,40 TL başvuru harcı, 44,40 TL peşin harç, 5.933.985,53 TL tamamlama harcı, 240,00 TL vekalet harcı, 90.000,00 TL bilirkişi ücreti ve 4.124,95 TL posta ve fotokopi giderlerinin toplamı 6.028.439,28 TL yargılama giderinin davalıdan alınıp davacı tarafa verilmesine, 6-Bakiye gider avansının karar kesinleştiğinde davacı tarafa iadesine, Dair; taraf vekillerinin yüzlerine karşı , gerekçeli kararın tebliğ tarihinden itibaren 2 hafta içerisinde Yargıtay'da temyiz yasa yolu açık olmak üzere oy birliğiyle verilen karar açıkça okundu usulen anlatıldı.17/10/2024

Başkan ...

Üye ...

Üye ...

Katip ..

Atıf: İlk Derece Mahkemesi undefined, E. 2023/531, K. 2024/666, T. 17.10.2024, www.arakarar.com/karar/ilk-derece-karar-2023-531-e-2024-666-k-68ad9fefb47b