İlk Derece Mahkemesi ·

İlk Derece Mahkemesi 2023/440 E. 2024/358 K.

Mahkeme
İlk Derece Mahkemesi
Esas No
2023/440
Karar No
2024/358
Karar Tarihi

T.C. ANKARA 5. FİKRİ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ Esas-Karar No: 2023/440 Esas - 2024/358 TÜRK MİLLETİ ADINA

T.C. ANKARA 5. FİKRİ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ GEREKÇELİ KARAR

ESAS NO : 2023/440 Esas KARAR NO : 2024/358

DAVA : Marka (Markanın Hükümsüzlüğü-Marka Hakkına Tecavüzün Bulunmadığının Tespiti) DAVA TARİHİ : 29/09/2023 KARAR TARİHİ : 25/09/2024 GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 27/09/2024 Mahkememizde görülmekte bulunan Marka (Markanın Hükümsüzlüğü-Marka Hakkına Tecavüzün Bulunmadığının Tespiti) davasının yapılan açık yargılamasının sonunda, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: DAVA: Davacı vekili dava ve replik dilekçelerinde özetle; 31.01.2006 gün ve 5553 sayılı Tohumculuk Kanunu (TK) hükümleri uyarınca tarla bitkilerinin çoğaltım materyaline ait çeşitlerin ve genetik kaynaklarının kayıt altına alınması, yani tescilinin zorunlu olduğunu, kayıt altına alınan ve ticareti yapılan çeşitlerin bulunduğu listenin ... olarak yayımlandığını (TK m.3/1,f) ve anılan listede bulunmayan çeşitlerin üretim ve ticaretinin yapılamadığını, bitki çeşitlerinin tescili, üretim izni ve standart tohumluk ... kaydı ile genetik kaynakların kütüğe kaydedilmesi işlemlerinin .... tarafından yapıldığını, kayıt altına alınan çeşide isim verilmesinin zorunlu olduğunu, ...'ne tescil edilen çeşide verilen ismin onun umumi ismi haline geldiğini, bitki çeşitlerinin kayıt altına alınması için başvuru hakkının, çeşidi ıslah eden, bulan veya geliştiren araştırma kuruluşu ile gerçek veya tüzel kişilere ait olduğunu, tarla bitkisi türleri arasında yer alan ve .... adı ..... olan ... ... ürününü geliştiren ve ıslah edenin dava dışı (....) .... adlı firma olduğunu, anılan firmanın geliştirip ıslah ettiği arpa tarla bitkisini, İngilizce ... olarak isimlendirdiğini, anılan çeşide (bu arada sözleşme konusu diğer çeşitlere) üretim izni almak, tescil ettirmek, çoğaltarak ticaretini yapmak, milli ... listesine kaydettirmek üzere davalı firmaya yetki verildiğini, davalı tarafça .... adı ..... olan arpa tohumunun 14.04.2014 tarihinde, ... ... adıyla kayıt ve tescilini yaptırmış ve tescilin milli ... listesinde yayınlanmış olduğunu, anılan çeşidi geliştiren ve ıslah eden dava dışı gerçek hak sahibi ... adlı firmanın, 18.09.2023 tarihinde ... cins adlı arpa ürünüyle ilgili müvekkil şirkete Türkiye’de başvuru, üretim ve pazarlama ile ilgili her konuda yetki belgesi verdiğini, bu yetki kapsamında çekişmeli ... arpa çeşidinin (ve diğer sahibi olduğu çeşitlerinin) Türkiye’de tek yetkili olarak tescil işlemlerinin yapılması, üretilmesi, satışı ve pazarlaması hususlarında 7+1 yıl süreyle müvekkilini yetkilendirdiğini, bu hususun ...’na da bildirildiğini, davalı ile olan sözleşmesini de sonlandırdığını, bu durumu da Bakanlığa bildirdiğini, davalı yanın kötü niyetli bir şekilde müvekkilinin piyasada faaliyet göstermesini engellemek adına ... sayılı marka tescil başvurusunda bulunduğunu, davalı şirket, gerçek hak sahibi olan ...’nın verdiği yetki belgesine istinaden anılan ... adının, bizzat kendi girişimi sonucu “...'nde” ... ... adıyla kayıt altına alındığını bildiğini, davalının benzeri nitelikteki ... adlarını da kendi adına tescil ettirdiğini, davalı yana ait ... sayılı markanın SMK 5/1-b ve 5/1-c maddeleri uyarınca tescilinin mümkün olmadığını, markanın ayırt edici unsurunun ... ibaresi olduğunu, bu ibarenin 31.sınıftaki işlenmemiş tarla ve bahçe bitkileri ürünleriyle bu ürünlerin satışına ilişkin 35/5.sınıf hizmetler bakımından SMK m.5/1-c hükmü kapsamında da ayırt edicilik taşımadığını, ... ... ibarelerinin, ilgili sektörde yer alan tüm kişiler tarafından derhal ve hiç düşünmeden, 31.sınıftaki işlenmemiş tarla ve bahçe bitkileri ürünleriyle bu ürünlerin satışına ilişkin 35/5.sınıf hizmetler bakımından genel ad ve işleve yönelik bilgilendirme yaptığı şeklinde algılanmasının kaçınılmaz olduğunu, 6769 sayılı SMK’nın 5/1-c bendi incelemesinde araştırılması gereken hususun, tescili talep edilen işaretin kamunun ilgili kesiminin zihninde inceleme konusu mallarla ad veya vasıflandırma şeklinde ilişkilendirilip ilişkilendirilmediği veya bu tip bir ilişkinin gelecekte kurulacağının düşünülmesinin makul olup olmadığı olacağını, davalı tarafça gerçekleştirilen başvurunun kötü niyetle yapıldığını, müvekkilinin faaliyet göstermek adına yapmış olduğu ciddi ve fiili girişimlerin, ... nezdinde davalı ... LTD. ŞTİ. adına tescil edilen ... ibareli 31 ve 35.sınıf ürün ve hizmetleri içeren marka tescilinden doğan haklara tecavüz teşkil etmediğinin tespiti gerektiğini, geliştirilmiş, ıslah edilmiş ve bu vesileyle ...'ne ... adıyla girmiş arpa ürünü için ... ibaresinin kullanılması, davalı adına tescil edilmiş marka hakkını ihlal etmeyeceğini, çeşidi geliştiren ve ıslah eden dava dışı gerçek hak sahibi ... adlı firmanın 25.07.2023 tarihinde kayıt tescil makamı ....’ne dilekçe sunarak ...., ... ismi ile tescil edilen çeşitler için davalıya verilen önceki izni geri çektiğini, .... Listesi'ne kayıtlı anılan çeşitleri üretmeye, satmaya, ithal etmeye, dağıtmaya müvekkili ... ŞİRKETİ’ne izin verdiklerini belirttiğini, müvekkilinin arpa ürünleri ile tohumunun üretim, ithal ve ticaretinde ... ürün adını kullanmasının ve bu suretle Türkiye’de girişeceği ticari ve sınai faaliyetin ve bu amaçla yapmış olduğu ciddi ve fiili girişimlerin, davalı adına tescilli ... ibareli ... sayılı markadan doğan hakları ihlal etmeyeceğini iddia ederek; ... sayılı markanın 6769 sayılı SMK’nın 5/1-b, 5/1-d, 5/1-c ve 6/9. madde hükümleri uyarınca hükümsüzlüğü ile müvekkili faaliyetlerinin davalı adına tescilli markadan doğan hakları ihlal etmeyeceğinin tespitine karar verilmesini talep etmiştir. CEVAP: Davalı vekili cevap ve düplik dilekçelerinde özetle; Davaya konu tohum türü olan ...'nın, ... tarafından üretilmiş ve geliştirilmiş olduğunu, müvekkiline 2011 yılında Türkiye'de ... ürününü satma yetkisi verildiğini, bu ürünün ...'ne eklendiğini, müvekkilinin ... ... markasının mülkiyeti için marka başvurusunda bulunduğunu, yabancı bir ülkede üretilip geliştirilen ve ülkemizde de kayıt altında alınan ürünlere orijinal isminin verilmesi kanuni bir zorunluluk olmakla birlikte, davacı tarafın belirtmiş olduğu hususlar tamamen farklı bir alan olan tohumculuk sektöründeki üretim, ithalat ve ihracata dair düzenlemelere ilişkin olduğunu, davacının gerekçelerini 5042 sayılı kanuna dayandırdığını, yabancı ülkeden getirilen ürünün tescil süreci veya kayıt altına alınma şartlarına dair düzenlemelerin, müvekkilin maliki olduğu markanın hükümsüzlüğü bakımından inceleme ve uygulama alanı bulunmadığını, Yeni Bitki Çeşitlerine Ait Islahçı Haklarının Korunmasına Dair Yönetmelik m.20/I-f "... için önerilen ismin içinde, ... ile ilgili ürünler bakımından marka alınmasını markalar mevzuatı açısından engelleyici unsurlar bulunamaz." şeklindeki düzenleme bulunduğunu, davacının iddiasının aksine, müvekkil şirkete ait ... ... markası yıllarca müvekkil tarafından satışı gerçekleştirilen ve piyasada ikamesi bulunmayan bir ürün olduğunu, ... ... markasının genel bir anlam taşımadığı ve ayırt edici olduğunu, müvekkilinin markayı Kanunun 5/2 maddesi uyarınca ayırt edici hale getirdiğini, asıl kötü niyetle hareket edenin davacı olduğunu, müvekkilinin yıllardır fiili olarak kullandığı bir ürünü marka tesciline konu etmesinin kötü niyetli olarak kabul edilemeyeceğini, davacı yanın tecavüzün mevcut olmadığının tespiti taleplerinin genel talepleri ile çelişki yarattığını, açıklanan nedenlerle davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. UYUŞMAZLIK: Dava, 6769 sayılı SMK m.25 hükmüne göre açılan Markanın Hükümsüzlüğü ve SMK m.154 hükmü uyarınca açılan Marka Hakkına Tecavüz Olmadığının Tespiti istemlerine ilişkindir. Taraflar arasındaki uyuşmazlığın; I-Davalıya ait ... sayılı "..." ibareli markanın somut ayırt edici niteliğinin bulunup bulunmadığı, tasviri nitelikte olup olmadığı, ticari hayatta herkes tarafından kullanılan bir söz dizisi olup olmadığı, kullanım yolu ile dava konusu markanın ayırt edicilik kazanıp kazanmadığı, davalının kötü niyetli olup olmadığı, bunlara bağlı olarak dava konusu markanın hükümsüzlüğünün gerekip gerekmediği, II-Davacının, arpa ürünleri ile tohumunun üretim, ithal ve ticaretinde ... ürün adını kullanmasının ve bu suretle Türkiye'de girişeceği ticari ve sınai faaliyetin ve bu amaçla yapmış olduğu ciddi ve fiili girişimlerin, davalı adına tescilli "..." ibareli ... sayılı markadan doğan hakları ihlal edip etmediği, hususlarına ilişkin olduğu tespit edilmiştir.

Davanın açılmasını müteakip tarafların dilekçeleri karşılıklı tebliğ olunmuş, sundukları deliller alınmış, marka tescil belgesi ile bitki çeşidine ilişkin yetki belgeleri getirtilmiş, dava şartları incelenmiş, ön inceleme duruşması yapılmış, hak düşürücü süre bakımından eksiklik bulunmadığı tespit edilmiş, taraflar sulhe teşvik olunmuş, arabulucuya gitme hakları hatırlatılmış, sonuç alınamaması üzerine uyuşmazlık konuları tespit edilmiş, tahkikat icra olunmasını müteakip, bilirkişi heyetinden özel veya teknik hususlara ilişkin rapor alınmış, 06/08/2015 tarih 29437 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren Bölge Adliye ve Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Cumhuriyet Başsavcılıkları İdari ve Yazı İşleri Hizmetlerinin Yürütülmesine Dair Yönetmelik'in 201/2. maddesi hükmü de gözetilerek taraflara tahkikat ve yargılamanın geneliyle ilgili son sözleri de sorulmuş; sözlü iddia ve savunmada bulunma olanağı tanınmıştır. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE: Tarafların iddia ve savunmaları, ibraz ettikleri deliller, marka tescil belgesi, bitki çeşidine ilişkin yetki belgeleri, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre; 6769 sayılı SMK m.25/1 hükmüne göre; 5 inci veya 6 ncı maddede sayılan hâllerden birinin mevcut olması hâlinde mahkeme tarafından markanın hükümsüzlüğüne karar verilir. SMK m.25/4 hükmüne göre; Bir marka, 5 inci maddenin birinci fıkrasının (b), (c) ve (d) bentlerine aykırı olarak tescil edilmiş olup da kullanım sonucunda tescil edildiği mal veya hizmetler bakımından hükümsüzlük talebinden önce ayırt edici nitelik kazanmışsa hükümsüz kılınamaz. 6769 sayılı Kanun m.4 hükmüne göre; Marka, bir teşebbüsün mallarının veya hizmetlerinin diğer teşebbüslerin mallarından veya hizmetlerinden ayırt edilmesini sağlaması ve marka sahibine sağlanan korumanın konusunun açık ve kesin olarak anlaşılmasını sağlayabilecek şekilde sicilde gösterilebilir olması şartıyla kişi adları dâhil sözcükler, şekiller, renkler, harfler, sayılar, sesler ve malların veya ambalajlarının biçimi olmak üzere her tür işaretten oluşabilir. Markanın; ayırt etme, mal veya hizmetin işletmesel kökenini gösterme, mal veya hizmetin niteliklerini garanti etme, reklam, tekelleştirme ve koruma işlevleri bulunduğu kabul edilir. (....) Ayırt etme işlevi, marka kavramına dahil olan, piyasada bir mal ya da hizmeti diğerlerinden farklılaştırmaya hizmet eden, mal ya da hizmete adeta kişilik kazandıran, o mal ya da hizmete bir ad veren temel unsuru ifade eder. Köken işlevi, malın ya da hizmetin hangi işletmeye ait olduğunun marka ile gösterildiği anlamına gelip, bu işlevin bugün anlamını yitirdiği, globalleşen ekonomi ve piyasada bulunan aktörlerin ve ürünlerin çeşitliliği ile dinamizmi karşısında alıcılardan pek azının piyasadaki mal ya da hizmetlerin hangi işletmeye ait olduğunu markadan anladıkları söylenebilir. Garanti işlevi, bir marka altında pazarlanan mal ya hizmetin kalitesi ile ilgili olup, bu işlev sayesinde alıcı, piyasada bulunan ve deneyimlediği mal ya da hizmetleri nitelik olarak değerlendirme imkanına sahip olmakta, buna bağlı olarak bazı mal ya da hizmetlerin imajında değer artışı, bazılarında ise değer azalışı meydana gelebilmektedir. Reklam işlevi, markanın, ait olduğu mal ya da hizmetin ayırt ediciliğini sağlayan işaret olduğuna göre, bu işaretin mal ya da emek sarfedilerek geniş halk kitlesine ulaştırılmasını, böylece ilgili markaya konu mal ya da hizmetin pazar payının arttırılmasını ifade eder. Bununla bağlantılı olarak ilgili mal ya da hizmetin piyasada gördüğü rağbetin hakim duruma gelmesi söz konusu olabilecek, bu da markanın tekelleştirme işlevine hizmet edecektir. Markanın en önemli fonksiyonu ayırt edici bir işaret olmasıdır. Markaya bu fonksiyonu kazandıran, soyut ayırt ediciliğidir. Soyut ayırt edicilik; bir işaretin, bir teşebbüsün mal ve hizmetlerini, bir başka teşebbüsün mal ve hizmetlerinden ayırt etmeye elverişli olması halidir. Bir işaret soyut ayırt edici niteliğe sahip değilse, ayırt edicilik fonksiyonuna da sahip olmayacaktır. Marka, ayırt edicilik fonksiyonunun gereği olarak, mal ve hizmetleri ferdileştirmekte ve bunları tüketiciler için piyasada teşhis edilebilir hale getirmektedir. Bu yolla tüketiciler, almak istedikleri mal ve hizmetleri başka teşebbüslerin mal ve hizmetlerinden ayırt edebilmektedirler. Ayrıca, mal ve hizmetlerin piyasada teşhis edilebilir hale getirilmesi ile, farklı teşebbüslerin mal ve hizmetleri için piyasa şeffaflığı sağlanmaktadır. Piyasa şeffaflığının yerine getirilebilmesi, markanın iletişim fonksiyonu ile kolaylaşır. Markanın iletişim fonksiyonu, piyasada mal ve hizmet arz edenlerle talep edenlerin aralarında iletişim kurmalarını sağlamaktadır. Bu yolla marka, teşebbüslerin mal ve hizmetlerini kolayca pazarlamalarına, tüketicilerin malın imajı hakkında bilgilendirilmelerine hizmet etmektedir. Markanın çok fonksiyonluluğu, marka hukukuna ilişkin düzenlemelerin uygulama alanının tayininde ve problemlerin çözümünde büyük önem arz etmekte ve dikkate alınması gerekmektedir. Bu nedenle, bir işaretin soyut ayırt ediciliğe sahip olup olmadığının belirlenmesinde markanın belirtilen bu fonksiyonlarının göz önünde bulundurulması gerekir. (....) Soyut ayırt ediciliğin bulunup bulunmadığının tespiti ile tescil kapsamında bulunan mal ve hizmetler bakımından ayırt ediciliğin bulunup bulunmadığının bir ilgisi yoktur; bu ayırt edicilik türünde marka olacak işaretin bütünlük arz etmesi, kolayca algılanabilir ve sınırlarının tespit edilebilir olması, ayırt edicilik fonksiyonunu haiz olması aranır. 6769 sayılı Kanun m.5/1-b bendinde belirtilen "Herhangi bir ayırt edici niteliğe sahip olmayan işaretler" somut ayırt edici güçten yoksun işaretlerdir. Bu işaretler, hiçbir ayırt ediciliğe sahip olmayan, dolayısıyla ilgili tüketici kesimi tarafından marka olarak algılanmayacak işaretler olarak madde gerekçesinde açıklanmıştır. Somut ayırt edicilik, marka olarak tescili talep edilen işaretin, tescile konu mal veya hizmetleri diğer teşebbüslerin mal veya hizmetlerinden ayırt etmeye elverişli olması halidir. Soyut ayırt edici gücü haiz bir işaretin somut ayırt edici güce sahip olup olmadığının tespitinde, işaretin tescil başvurusuna konu olan mal veya hizmetler bakımından ayırt edicilik fonksiyonuna sahip olup olmadığının dikkate alınması gerekmektedir. İşaretin, somut ayırt edici güce sahip olup olmadığı, piyasada oluşan kanaate göre tespit edilmektedir. Bu kanaatin oluşmasında değişik faktörler etkili olmaktadır. İşaretin orijinalliği, tanınmışlığı, piyasada genel olarak kullanılırlığı, kullanımın süresi ve yoğunluğu gibi kıstaslar, bu ayırt ediciliğin bulunup bulunmadığının belirlenmesinde dikkate alınmalıdır. Eğer bir işaret, piyasada oluşan kanaate göre tescili talep edilen mal veya hizmetler bakımından ayırt edicilik fonksiyonuna sahipse, kullanım sonucu ayırt edici güç kazanmasına gerek kalmaksızın marka olarak tescil edilebilecektir. O an için işaretin ayırt ediciliğinin bulunmadığı kabul ediliyorsa, işaret ancak kullanım neticesi bu gücü kazanabilir veya zaman içerisinde piyasadaki kanaatin değişmesi neticesi bu güç kazanılabilir. 6769 sayılı SMK m.5/1-c bendinde; Ticaret alanında cins, ..., vasıf, kalite, miktar, amaç, değer, coğrafi kaynak belirten veya malların üretildiği, hizmetlerin sunulduğu zamanı gösteren veya malların ya da hizmetlerin diğer özelliklerini belirten işaret veya adlandırmaları münhasıran ya da esas unsur olarak içeren işaretlerin marka olarak tescil edilemeyeceği düzenlenmiştir. Hüküm uyarınca, ticaret alanında cins, ..., vasıf, kalite, miktar, amaç, değer, coğrafi kaynak belirten, üretim hizmetlerinin yapıldığı zamanı gösteren, malların ve hizmetlerin diğer karakteristik özelliklerini ifade eden sözcükleri münhasıran veya esas unsur olarak içeren işaretler marka olarak alınamazlar. Bu mutlak red nedeninin kabulünün birinci sebebi; marka olarak tescili istenen işaretin, ilgili mal veya hizmetin kendisini veya onun bazı karakteristik özelliklerini belirten ad veya işaretlerden oluşması halinde, sözkonusu işaretin o mal ve hizmetin karşılığı olan kavram ile özdeşleşecek olması, bu sebeple mezkûr işaretin ayırt edici nitelik unsurundan yoksun bulunmasıdır. İkinci sebep ise; malın ve hizmetin kendisini veya onun bazı karakteristik özelliklerini ifade eden bir işaretin marka olarak tescili suretiyle, herkesin kullandığı bir işareti bir şahsın inhisarına vermemek düşüncesidir.(....) 6769 sayılı SMK m.5/1-d bendinde; Ticaret alanında herkes tarafından kullanılan veya belirli bir meslek, sanat veya ticaret grubuna mensup olanları ayırt etmeye yarayan işaret veya adlandırmaları münhasıran ya da esas unsur olarak içeren işaretlerin marka olarak tescil edilemeyeceği düzenlenmiştir. Hükme göre; tacir ve üreticilerin ticari faaliyette bulunmaları, mal ve hizmetlerini tanıtmaları, sunumda bulunmaları sırasında işin doğası gereği kullanılan sözcüklerin tek başına bir kimsenin lehine marka koruması sağlayacak şekilde tesciline izin verilemez. SMK m.5/2 hükmüne göre; Bir marka, başvuru tarihinden önce kullanılmış ve başvuruya konu mal veya hizmetler bakımından bu kullanım sonucu ayırt edici nitelik kazanmışsa bu markanın tescili birinci fıkranın (b), (c) ve (d) bentlerine göre reddedilemez. Hükme göre ayırt edici olmayan bir markanın kullanım yoluyla ayırt edici hale gelebilmesi için kullanım, tanıtım ve reklam harcamaları o kadar yoğun olmalıdır ki, artık o marka veya işaret söz konusu olduğunda bir ürünün veya hizmetin adı ya da ticarette herkesin kullandığı, malların karakteristik özelliklerini, cins veya çeşidini gösteren işaretler değil, bir firmanın mal veya hizmeti olduğu algılaması ortaya çıksın. Bu halde marka sözcük anlamından uzaklaşarak ondan bağımsızlaşmakta, ikinci bir anlam kazanmaktadır. (....) Belirtilen açıklamalara göre somut olayda yapılan incelemede; Dava konusu ... sayılı "..." ibareli markanın 31 ve 35.sınıfta yer alan mal ve hizmetler bakımından davalı adına 23.08.2023 tarihinde tescil edildiği müşahede edilmiştir. Dava konusu marka tek başına “...” kelimesinden oluşmaktadır. Söz konusu ibare Türkçe’de somut bir karşılığı bulunan bir kelime olmadığı gibi yaygın bilinen yabancı dillerdeki sözcüklerden de değildir. Taraf iddia ve savunmaları ile de doğrulandığı üzere “...”, dava dışı ... tarafından üretilmiş ve geliştirilmiş bir ... cinsi için verilen isim olup ... ... adıyla ... listesine kaydedilmiş bir “...” olduğu da taraflar arasında tartışma konusu değildir. İçinde sektörden kimsenin de bulunduğu bilirkişi heyetince yapılan araştırmalarda da “...” ibaresinin doğrudan bir ... çeşidi olduğu (... ), davalı firma haricinde ...’ne tescil kaydı olan başka firmaların bulunduğu (....) görülmektedir. Yine ülkemizdeki haber ve kaynaklarda “...” ibaresinin tanıtımının standart şekilde bir .../cins ... olarak yapıldığı görülebilmektedir. Nitekim 5042 sayılı Yeni Bitki Çeşitlerine Ait Islahçı Haklarının Korunmasına İlişkin Kanun'da “...” ibaresi “Islahçı hakkının verilmesi için gerekli şartların karşılanıp karşılanmadığına bakılmaksızın, bir veya birden fazla genotipin ortaya çıkardığı bazı özelliklerin kendisini göstermesiyle tanımlanan ve aynı tür içindeki diğer genotiplerden en az bir tipik özelliği ile ayrılan ve değişmeksizin çoğaltmaya uygunluğu bakımından bir birim olarak kabul edilen en küçük taksonomik kısım içerisinde yer alan bitki grubu” şeklinde tanımlanmış olup Kanunun 9. Maddesine göre; Korunan bir çeşidin ismi onun umumî ismi haline gelir. ...... için önerilen ismin içinde, ... ile ilgili ürünler bakımından marka alınmasını markalar mevzuatı açısından engelleyecek unsurlar bulunamaz. ...Korunan bir çeşidin çoğaltım materyalini satan veya başka şekilde pazarlayan herkes çeşidin bu ismini kullanmak zorundadır. ...İsmi kullanım zorunluluğu, ıslahçı hakkı sona erse bile devam eder. Çeşidin kullanımıyla ilgili olarak üçüncü kişilerin önceki hakları saklıdır. Üçüncü kişilerin önceki hakları nedeniyle, bir çeşide ait ismin kullanılması bu ismi kullanmak zorunda olan kişiye yasaklanmışsa ... ıslahçıdan ... için yeni bir isim ister. Somut olayda “...” arpa tohumunun ıslahçısı dava dışı yabancı bir firma olup “...” isminin ise bu firma tarafından yaratıldığı, anılan firmaca daha evvel davalı firmaya üretim ve satma yetkisinin verildiği, davalı firmanın da Türkiye’deki faaliyetleri için bu ürünün ...'ne kaydını sağladığı, akabinde de satış ve pazarlama faaliyetleri ile iştigal ettiği görülmektedir. Tüm bu bilgiler ışığında “...” ibaresinin, bir “...” cinsi olduğu, bu durumun ...’nda kaydedilmiş ... listesinde, “...” ibaresinin bir ... olarak eklenmesi ile de tasdik edildiği, bu hususlarda taraflarca sunulan dilekçelerde de aynı doğrultuda açıklamalara yer verildiği, dolayısıyla “...” ibaresinin mevcut durumda bir ... çeşidini tanımlayan bir kelime olarak ticaret hayatında kullanıldığı, hatta bu çeşidi üretmek isteyen herkesin bu ismi kullanmak zorunda olacağı, davalı tarafın bu tohumları ekme, üretme ve pazarlama yetkisine sahip olmasının kendisine “...” cins adı üzerinde tekel hakkı sağlamayacak olduğu, zira davalının da bu ismi taşıyan arpa tohumunu dava dışı ıslahatçı firmanın kendisine verdiği izne bağlı olarak kullandığı, davalının dava dışı firmanın yapmış olduğu isimlendirmeden daha evvel ve münferiden “...” ibaresini, tohum ürünlerinde markasal nitelikte kullandığını gösterir herhangi bir kaydın dosyada mevcut olmadığı, dolayısıyla davalı yan bu ibareyi yaratmadığı gibi esasen bu ibareye yönelik tüm kullanımlarının 5042 sayılı kanun kapsamındaki yükümlülükten kaynaklı olduğu değerlendirilmiştir. Dolayısıyla davalı yanın normal şartlarda “...” ibaresi üzerinde bir tekel sağlaması mümkün değil ise de dava konusu marka tescili ile birlikte 6769 sayılı Kanun’un sağladığı yetkiler uyarınca “...” ibaresinin 3. Kişiler tarafından kullanımlarının engellenmesi ise mümkün olacaktır. 6769 sayılı Kanun 5/1-b maddesi, bu gibi tescillerin önüne geçilmesi amacıyla düzenlenen mutlak ret nedenlerinden biri olup açıklanan tüm gerekçelerden ötürü “...” ibaresinin tescil kapsamındaki 31.sınıfta “İşlenmemiş tarım ve bahçecilik ürünleri, tohumlar, Canlı ve kurutulmuş bitkiler ve otlar” ve yine 35.sınıf 05 alt grubundaki “Müşterilerin malları elverişli bir şekilde görmesi ve satın alması için işlemden geçirilmiş arpa. İşlenmemiş tarım ve bahçecilik ürünleri, tohumlar, Canlı ve kurutulmuş bitkiler ve otlar mallarının bir araya getirilmesi hizmetleri; (belirtilen hizmetler perakende, toptan satış mağazaları, elektronik ortamlar, katalog ve benzeri diğer yöntemler ile sağlanabilir.)” mal ve hizmetleri yönünden somut ayırt ediciliğinin bulunmadığı kanaatine varılmıştır. Bununla birlikte; “...” ibaresinin esasen bir arpa tohumunun türünü, çeşidini tanımladığı dolayısıyla, 31.sınıfta “İşlenmemiş tarım ve bahçecilik ürünleri, tohumlar, Canlı ve kurutulmuş bitkiler ve otlar” ve yine 35.sınıf 05 alt grubundaki “Müşterilerin malları elverişli bir şekilde görmesi ve satın alması için işlemden geçirilmiş arpa. İşlenmemiş tarım ve bahçecilik ürünleri, tohumlar, Canlı ve kurutulmuş bitkiler ve otlar mallarının bir araya getirilmesi hizmetleri; (belirtilen hizmetler perakende, toptan satış mağazaları, elektronik ortamlar, katalog ve benzeri diğer yöntemler ile sağlanabilir.)” mal ve hizmetleri bakımından aynı zamanda cins ... bildirir nitelikte bir ibare olarak karşılık bulacağı değerlendirilmiştir. İlaveten; dava konusu markanın asli unsuru olduğu görülen “...” ibaresinin bir ... cinsi olarak, bu cins ... eken, üreten, satışa konu eden herkesin ortak olarak bu ismi kullanım yükümlülüğü altında olduğu 5042 sayılı kanundaki isim kullanım zorunluluğundan da anlaşılmaktadır. Dolayısıyla 31.sınıfta “İşlenmemiş tarım ve bahçecilik ürünleri, tohumlar, Canlı ve kurutulmuş bitkiler ve otlar” ve yine 35.sınıf 05 alt grubundaki “Müşterilerin malları elverişli bir şekilde görmesi ve satın alması için işlemden geçirilmiş arpa. İşlenmemiş tarım ve bahçecilik ürünleri, tohumlar, Canlı ve kurutulmuş bitkiler ve otlar mallarının bir araya getirilmesi hizmetleri; (belirtilen hizmetler perakende, toptan satış mağazaları, elektronik ortamlar, katalog ve benzeri diğer yöntemler ile sağlanabilir.)” mal ve hizmetleri bakımından söz konusu ibare aynı zamanda 6769 sayılı Kanun m.5/1-d tescil engeline de takılmaktadır. Davalı yan, dava konusu markanın kullanım yolu ile ayırt edicilik kazandığını ileri sürdüğünden bu husus da aşağıdaki şekilde incelenmiştir. Davalı yanın “...” ibaresine ilişkin kullanımları, dava dışı ... adlı firmanın ıslah etmesi sonucunda sahip olduğu haklara dayalı, davalı firmaya verdiği üretim ve satışa yönelik yetkilerden kaynaklı olduğu, davalı yanın bu faaliyetlerde bulunmak adına “...” ibaresini milli ... listesine kaydettirdiği, dolayısıyla “...” ibaresinin faaliyetlerinde zaten kullanım yükümlülüğü bulunduğu, bu kullanım yükümlülüğünün “...” ibaresinin, davalı firma ile özdeş hale gelmesi sonucunu doğurmayacağı, davalının söz gelimi tek üretici satıcı olarak faaliyet göstermiş olsa dahi bu faaliyetlerini “... gıda” adı altında yaparken, “...” ibaresini bir arpa cinsi olarak faaliyetlerine konu ettiğinin kabulü gerekeceği, bu nedenle SMK m.5/2 koşulunun davalı lehine oluşma ihtimalinin mevcut olmadığı kanaatine varılmıştır. SMK m.6/9 hükmüne göre; Kötü niyetle yapılan marka başvuruları itiraz üzerine reddedilir. Kötü niyetli marka başvurusu; Kişiyi, hukuk düzeninin tescil ile elde edilecek hakları kullanması amacı taşımaksızın, hukuka ve ahlaka aykırı olarak, bu hakların hukuk düzenince tasvip edilemeyecek şekilde başka amaçlarla kullanılması olarak tanımlanabilir. Hangi hallerde kötü niyetli olarak marka başvurusunda bulunulmuş sayılacağına ilişkin bir düzenleme bulunmamakla birlikte, genel olarak markayı kullanmaktan ziyade şantaj veya başkasından haksız para elde etmek veya başkalarının ticaretine engel olmak gibi amaçlarla yapılan marka başvuruları kötü niyetle yapılmış başvuru olarak kabul edilmektedir. Kanunun ayrıca müeyyideye bağladığı hususlar tek başına kötü niyet emaresi olarak kabul edilmez. Zira Kanun tarafından zaten müeyyidesi gösterilmiş marka başvuruları için ayrıca kötü niyeti de sebep göstermek doğru görülmemektedir. (....) Somut olayda yapılan incelemede; ...'nden celp edilen 08/04/2011 tarihli yetki belgesi incelendiğinde; "..." çeşidi arpanın ıslahçısı, maliki ve yasal sahibinin dava dışı ... olduğu, 5 yıllık bir süre zarfı için "..." çeşidi arpanın Türk ...'ne kaydının yapılmasına yönelik başvuruda bulunmak üzere davalı şirketin yetkili kılındığı, yine 5 yıllık süre zarfı için Türkiye içerisinde bu ... çeşidinin uygulanması, tescil edilmesi ve pazarlanması ile ilgili hususlarda davalının yetkilendirildiği müşahede edilmiştir. Davacı vekilinin mahkememize sunduğu 29/09/2023 tarihli evrak ve çevirisi incelendiğinde; dava dışı ...'nın davalı ile yapmış olduğu sözleşmeleri iptal ettiğini beyan ettiği müşahede edilmiştir. Yukarıda yer verilen açıklamalara göre; “...” arpa tohumunun ıslahçısı dava dışı yabancı bir firma olup “...” isminin ise bu firma tarafından yaratıldığı, anılan firmaca daha evvel davalı firmaya üretim ve satma yetkisinin verildiği, davalı firmanın da Türkiye’deki faaliyetleri için bu ürünün ...'ne kaydını sağladığı, akabinde de satış ve pazarlama faaliyetleri ile iştigal ettiği, dava dışı firmanın davalıya verdiği yetkilendirmede, "..." ibaresini marka olarak tescil ettirme hususunda herhangi bir açık kaydın bulunmadığı, esasen yukarıda belirtilen mal ve hizmetler bakımından bu ibarenin 6769 sayılı SMK m.5/1-b, m.5/1-c ve m.5/1-d hükümleri uyarınca marka olamayacak bir işaret olduğu, davalının da faaliyet gösterdiği sektör ve dava dışı firma ile yapmış olduğu sözleşmeler doğrultusunda bu hususun bilincinde olduğu, bu bilince rağmen, marka olarak tescil edilemeyecek bir kısım mal ve hizmetleri de içine alacak şekilde davaya konu marka tescil başvurusunda bulunmasının ticari dürüstlük kurallarına aykırı olduğu, davalı yanın, başkaca kişilerin "..." ibaresini ticari faaliyetlerinde kullanmasını engelleme kastı ile iş bu davaya konu marka tescil başvurusunda bulunduğu, dolayısıyla davalı yanın kötü niyetli olarak eldeki davaya konu markayı tescil ettirdiği kanaatine varılmıştır. Markanın kötü niyetli tescili, tescile konu mal ve hizmetler ile ilişkili, bölünebilir bir niteliği bulunmadığından, davalının kötü niyetli olması olgusu, davaya konu markanın tescil edildiği tüm emtiaları kapsar. (....) .....Hukuk Dairesi'nin 02.11.2015 tarih ....ve 26.11.2012 tarih .... sayılı kararları da aynı yöndedir. Yukarıda izah edilen gerekçelerle; somut olayda yukarıda belirtilen mal ve hizmetler bakımından SMK m.5/1-b, m.5/1-c ve m.5/1-d hükümleri uyarınca dava konusu markanın mutlak tescil engeli/hükümsüzlük koşulunun oluştuğu, bununla birlikte davalının SMK m.6/9 hükmü uyarınca kötü niyetli olarak davaya konu markayı tescil ettirdiği anlaşıldığından ve kötü niyetin bölünebilir niteliği bulunmadığından; davalıya ait ... sayılı markanın kapsamındaki tüm mal ve hizmetler bakımından hükümsüzlüğüne ve sicilden terkinine, karar verilmiştir. 6769 sayılı SMK m.154 hükmüne göre; Menfaati olan herkes, Türkiye’de giriştiği veya girişeceği ticari veya sınai faaliyetin ya da bu amaçla yapmış olduğu ciddi ve fiili girişimlerin sınai mülkiyet hakkına tecavüz teşkil edip etmediği hususunda, hak sahibinden görüşlerini bildirmesini talep edebilir. Bu talebin tebliğinden itibaren bir ay içinde cevap verilmemesi veya verilen cevabın menfaat sahibi tarafından kabul edilmemesi hâlinde, menfaat sahibi, hak sahibine karşı fiillerinin tecavüz teşkil etmediğine karar verilmesi talebiyle dava açabilir. Bildirimin yapılmış olması, açılacak davada dava şartı olarak aranmaz. Bu dava, kendisine karşı tecavüz davası açılmış bir kişi tarafından açılamaz. Birinci fıkra uyarınca açılan dava, sicile kayıtlı tüm hak sahiplerine tebliğ edilir. Birinci fıkra uyarınca açılan dava, hükümsüzlük davasıyla birlikte de açılabilir. Mahkeme, 99 uncu maddenin üçüncü veya yedinci fıkrası ile 143 üncü maddenin onuncu veya onikinci fıkrası uyarınca yapılan yayımdan önce, öne sürülen iddiaların geçerliliğine ilişkin olarak karar veremez. Belirtilen kanun hükümlerine göre somut olayda yapılan incelemede; yukarıda detaylı olarak izah edildiği üzere, “...” ibaresinin tescil kapsamındaki 31.sınıfta “İşlenmemiş tarım ve bahçecilik ürünleri, tohumlar, Canlı ve kurutulmuş bitkiler ve otlar” ve yine 35.sınıf 05 alt grubundaki “Müşterilerin malları elverişli bir şekilde görmesi ve satın alması için işlemden geçirilmiş arpa. İşlenmemiş tarım ve bahçecilik ürünleri, tohumlar, Canlı ve kurutulmuş bitkiler ve otlar mallarının bir araya getirilmesi hizmetleri; (belirtilen hizmetler perakende, toptan satış mağazaları, elektronik ortamlar, katalog ve benzeri diğer yöntemler ile sağlanabilir.)” mal ve hizmetleri yönünden somut ayırt ediciliğinin bulunmadığı, bu mal ve hizmetler bakımından tasviri nitelikte olduğu, yine bu mal ve hizmetler bakımından ticari hayatta herkes tarafından kullanılabileceği tespit edilmiştir. Bununla birlikte; yine yukarıda izah edildiği üzere 6769 sayılı SMK m.25 hükmü uyarınca davalıya ait ... sayılı markanın hükümsüzlüğüne karar verilmiştir. 6769 sayılı SMK m.27/1 hükmüne göre; 25 inci madde gereğince markanın hükümsüzlüğüne karar verilmesi hâlinde bu karar marka başvuru tarihinden itibaren etkili olup, markaya bu Kanunla sağlanan koruma hiç doğmamış sayılır. Belirtilen kanun hükmü uyarınca; dava konusu markanın hükümsüz kılınması ile birlikte, bu markaya sağlanan koruma hiç doğmamış sayılacağından; davacının arpa ürünleri ile tohumunun üretim, ithal ve ticaretinde "..." ürün adını kullanmasının ve bu suretle Türkiye'de girişeceği ticari ve sınai faaliyetin ve bu amaçla yapmış olduğu ciddi ve fiili girişimlerin, davalı adına tescilli "..." ibareli ... sayılı markadan doğan hakları ihlal etmeyeceği açıktır. Yukarıda izah edilen gerekçelerle; davacının arpa ürünleri ile tohumunun üretim, ithal ve ticaretinde "..." ürün adını kullanmasının ve bu suretle Türkiye'de girişeceği ticari ve sınai faaliyetin ve bu amaçla yapmış olduğu ciddi ve fiili girişimlerin, davalı adına tescilli "..." ibareli ... sayılı markadan doğan hakları ihlal etmediğinin tespitine, karar verilmiştir. Aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir.

HÜKÜM: 1-Davanın KABULÜ ile; davalıya ait ... sayılı markanın HÜKÜMSÜZLÜĞÜNE ve SİCİLDEN TERKİNİNE, 2-Davacının arpa ürünleri ile tohumunun üretim, ithal ve ticaretinde "..." ürün adını kullanmasının ve bu suretle Türkiye'de girişeceği ticari ve sınai faaliyetin ve bu amaçla yapmış olduğu ciddi ve fiili girişimlerin, davalı adına tescilli "..." ibareli ... sayılı markadan doğan hakları İHLAL ETMEDİĞİNİN TESPİTİNE, 3-6769 sayılı SMK m.27/6 hükmü uyarınca hükümsüzlük kararı kesinleştiğinde bir örneğinin re'sen ...'e gönderilmesine, 4-Harçlar Kanunu uyarınca alınması gereken 427,60 TL maktu karar ve ilam harcından peşin alınan 269,85 TL'nin düşümü ile alınması gereken 157,75 TL'nin müteselsilen davalıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına, 5-Markanın Hükümsüzlüğü istemi bakımından; davacı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden karar verildiği tarihte yürürlükte bulunan AAÜT m.3 hükmü gereği hesaplanan 25.500,00 TL vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, 6-Marka Hakkına Tecavüzün Bulunmadığının Tespiti istemi bakımından; davacı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden karar verildiği tarihte yürürlükte bulunan AAÜT m.3 hükmü gereği hesaplanan 25.500,00 TL vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, 7-Davacı tarafından yapılan 269,85 TL peşin harç, 269,85 TL başvurma harcı, 38,40 TL vekalet harcı, 7.500,00 TL bilirkişi ücreti, 162,00 TL posta-tebligat masrafı olmak üzere toplam 8.240,10 TL yargılama giderinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, 8-Davalı ... Şirketi tarafından yapılan 99,20 TL vekalet harç sarfiyatına ilişkin yargılama giderinin kendi üzerinde bırakılmasına, 9-HMK m.333 hükmü gereği karar kesinleştiğinde artan avansın yatıran tarafa resen iadesine, Dair, davacı vekili, davalı vekilinin vekilinin yüzüne karşı HMK m. 341 hükmü gereği kararın taraflara tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde .... Bölge Adliye Mahkemesi ilgili hukuk Dairesi nezdinde İstinaf Kanun yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı.25/09/2024

Katip .... e-imzalıdır

Hakim .... e-imzalıdır

Atıf: İlk Derece Mahkemesi, E. 2023/440, K. 2024/358, T. 25.09.2024, www.arakarar.com/karar/ilk-derece-karar-2023-440-e-2024-358-k-6fe5ef303f56