İlk Derece Mahkemesi ·
İlk Derece Mahkemesi 2022/779 E. 2025/271 K.
- Mahkeme
- İlk Derece Mahkemesi
- Esas No
- 2022/779
- Karar No
- 2025/271
- Karar Tarihi
T.C. SAKARYA ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ Esas-Karar No: 2022/779 Esas - 2025/271 T.C. SAKARYA ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TÜRK MİLLETİ ADINA GEREKÇELİ KARAR ESAS NO : 2022/779 Esas KARAR NO : 2025/271
HAKİM : ... KATİP : ...
DAVACI : ... VEKİLLERİ : Av. ... Av. ... DAVALI : ... VEKİLLERİ : Av. ... Av. ...
DAVA : Alacak (Eser Sözleşmesinden Kaynaklanan) DAVA TARİHİ : 13/09/2022 KARAR TARİHİ : 02/05/2025 GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH :
Mahkememizde görülmekte bulunan alacak davasının yapılan açık yargılamasının sonunda, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu md. 297/1(c)'ye uygun şekilde, tarafların iddia ve savunmalarının özetini, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususları, çekişmeli vakıalar hakkında toplanan delilleri, konuyla ilgili mevzuat hükümleri ve yargısal içtihatlar, sabit görülen vakıalarla bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebepleri içerir şekilde hüküm verilerek, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: I-) Tarafların İddia ve Savunmalarının Özeti Davacı vekili Av. ...tarafından mahkememize ibraz edilen 13/09/2022 tarihli dava dilekçesi ile özetle; davalı taraf ile 26/05/2022 tarihinde sözleş yapıldığını, sözleşme ile davalı tarafın adresinde raf sistemi kurulumu için mutabık kalındığını, bu kapsamda davalı ile aralarındaki anlaşmaya dayalı tedarikçi firmalara sipariş verildiğini, gerekli ödemelerin yapıldığını, bankadan teminat mektubu alındığını, ortada geçerli bir sebep olmamasına rağmen davalı tarafın başka bir firma ile anlaştıklarını söyleyerek sözleşmeyi fesh ettiklerini bildirdiğini, ortada geçerli bir sebep olmaması ve davalının başka bir firmayla anlaşması sonucu davacı şirketin maddi ve manevi zarara uğradığını belirtilerek tazminat talep ve dava etmiştir. Davalı vekili Av. ... tarafından UYAP üzerinden mahkememize ibraz edilen 08/10/2022 tarihli cevap dilekçesi ile özetle; davanın reddini talep ettiği, yetki itirazında bulunduğu, davacı taraf ile yapılan sözleşmedeki imzanın müvekkil şirket yetkilisine ait olmadığını, imzaya itiraz ettiklerini, davacı tarafına teminat mektubunun ibraz edilmediğinin, akdi münfesih hale getiren davacı olduğunu, davacı tarafından irsaliyeye konu edilen siparişlerin teklif formu düzenlenmeden önce düzenlendiğini beyan ederek, davanın reddini talep etmiştir. II-) Dava Türü ve Tarafların Anlaştıkları - Anlaşamadıkları Hususlar Dava; sözleşmenin haksız feshedildiği iddiasına dayalı olarak davacı yüklenici tarafından zarara uğradığı iddiasıyla zarar giderine ilişkin maddi ve manevi tazminat davası niteliğindedir. Taraflar arasındaki uyuşmazlık; Davacı taraf ile davalı arasında raf kurulumuna ilişkin sözleşmenin kurulup kurulmadığı, sözleşmenin davalı tarafından haksız olarak fesih edilip edilmediği, haksız olarak fesih edilmiş ise, davacının bu nedenle maddi ve manevi olarak zarara uğrayıp uğramadığı, zarara uğramış ise zarar miktarının ne kadar olduğu hususlarındadır. III-) Çekişmeli Vakıalar Hakkında Toplanan Deliller Dava dilekçesi ekindeki sözleşme, fatura , irsaliye, teminat mektubu ve mail yazışmaları celp edilerek incelenmiştir. Mahkememizce davacının şirket yetkililerinin imza ve yazı örnekleri talimat mahkemesi yolu ile alınmış, imzalı belge asılları ilgili kurumlardan celp edilerek imzaya ilişkin Adli Tıp Kurumundan rapor aldırılmıştır. İstanbul Adli Tıp Kurumu Fizik İhtisas Dairesine dosyamız gönderilerek rapor aldırılmış, aldırılan 14/11/2024 tarihli rapora göre: İnceleme konusu belgede "..." kaşe izleri üzerine atılı imzalar ile ... ve ...'nün mevcut mukayese imzaları arasında ilgi ve irtibat tespit edilemediği hususunda görüş ve kanaat bildirilmiştir. IV-) Konuyla İlgili Mevzuat Hükümleri Ve Yargısal İçtihatlar Sözleşme, tarafların iradelerini karşılıklı ve birbirine uygun olarak açıklamalarıyla kurulur. İrade açıklaması, açık veya örtülü olabilir. (6098 sayılı yasanın 1.maddesi) Nitekim TBK’nın 2. maddesine göre de taraflar sözleşmenin esaslı noktalarında uyuşmuşlarsa, ikinci derecedeki noktalar üzerinde durulmamış olsa bile, sözleşme kurulmuş sayılır ve ikinci derecedeki noktalarda uyuşulamazsa hâkim, uyuşmazlığı işin özelliğine bakarak karara bağlar. İrade beyanının karşılıklı olması her iki tarafın beyanlarının aynı neticeyi doğurmak maksadıyla birbirine yöneltilmesi demektir ve bir sözleşmenin kurulması için gerekli karşılıklı irade beyanlarından zaman itibariyle önce yapılana “icap” (BK, m.3) ya da Türk Borçlar Kanunu kullanımıyla “öneri” denir. Ancak her sözleşme yapma çağrısı icap sayılmaz; bir irade beyanının icap sayılabilmesi için bu yöne ilişkin irade beyanının karşı tarafa yöneltilmiş olması, sözleşmenin bütün esaslı unsurlarını kapsaması gerektiği gibi beyanda bulunanın da icabıyla bağlı kalmak niyetinde olması şarttır (Uygur, Turgut: Açıklamalı ve İçtihatlı Borçlar Kanunu Genel Hükümler, I. Cilt, Ankara 1990, s.2). Sözleşmenin kurulması için gerekli unsurları içermeyen veya bu unsurları içermekle birlikte teklifte bulunanın kendisini önerisi ile bağlamadığı durumlarda karşımıza çıkan teklif ise “icaba davet”tir. İki taraf karşılıklı ve birbirine uygun surette iradelerini beyan ettiği ve sözleşmenin esaslı unsurları üzerinde anlaştıkları takdirde sözleşme tamamlanır ve taraflar kararlaştırdıkları şekilde edimlerini gereği gibi ifa borcu altına girerler. Anılan yasal düzenlemelerden de anlaşılacağı üzere; kural olarak, sözleşme ilişkisinin kurulması herhangi bir şekil şartına tâbi olmayıp, tarafların "icap" ve "kabul" iradelerinin birleşmesiyle sözleşme ilişkisi kurulur. Şekil şartı, sözleşmenin geçerlilik şartı olmayıp, ispat şartıdır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 18/04/2018 Tarih, 2017/13-619 Esas 2018/919 Karar sayılı kararında "...Hukukun amacının maddi gerçeğe ulaşmak olduğu şüphesizdir. Ne var ki bu amacın sağlanmasında hâkimin izleyeceği yol kanun koyucu tarafından sübjektiflikten olabildiğince uzaklaşmış usul hükümleri ile çizilmiş olup, aksi düşünce ile verilecek kararlar uygulayıcı elinde değişkenlik göstererek hukuk güvenliğini ortadan kaldıracaktır..." denilmiştir. Yargıtay 6. Hukuk Dairesinin 24.09.2024 tarih, 2024/2366 Esas, 2024/2884 Karar Sayılı ilamında, "...Karşılıklı edimleri içeren eser sözleşmelerinde yüklenicinin görevi eseri, sözleşmeye, amacına ve tekniğine uygun olarak tamamlayarak teslim etmek; iş sahibinin görevi ise, sözleşmede kararlaştırılan yükümlülükler varsa bunların yerine getirilmesiyle eserin bedelini ödemekten ibarettir. Kural olarak, eser sözleşmesi ilişkisinin kurulması herhangi bir şekil şartına tâbi olmayıp, tarafların "icap" ve "kabul" iradelerinin birleşmesiyle sözleşme ilişkisi kurulur. Şekil şartı, sözleşmenin geçerlilik şartı olmayıp, ispat şartıdır. 4721 sayılı TMK’nın “İspat yükü” başlıklı 6. maddesi “Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür.” hükmüne amir olup, davalı taraf akdî ilişkiyi inkâr ettiğinden, akdî ilişkinin kurulduğunu ispat külfeti davacı iş sahibi üzerinde kalmaktadır..." belirtilmiştir. Uyuşmazlığın çözümünde ispat ve ispat yükü kavramlarının kısaca açıklanması yerinde olacaktır. İspat; dava konusu yapılan hakkın gerçekten var olup olmadığının anlaşılması, maddi hukukun o hakkın doğumunu veya sona ermesini kendisine bağladığı vakıaların doğru olup olmadığının tespit edilmesi sonucunda mümkün olur. İşte dava konusu hakkın ve buna karşı yapılan savunmanın dayandığı vakıaların var olup olmadıkları hakkında mahkemeye kanaat verilmesi işlemidir. (Kuru, B:Hukuk Muhakemeleri Usulü, İstanbul 2001,6.2.c.,s.1966) Hakim, davada hangi çekişmeli vakıanın ispat edilmesi gerektiğini tespit ettikten sonra bu vakıaların kimin tarafından ispat edilmesi sorusu ile karşılaşır; buna da ispat yükü denir. İspat yükü, hayatın olağan akışına aykırı iddia ve savunmada bulunana düşer ve yeri gelmişken belirtmek gerekir ki; kendisine ispat yükü düşen taraf için bu bir yükümlülük (mükellefiyet) değil, sadece bir yüktür (külfettir). Zira taraf kendisi tarafından ispatı gereken bir vakıayı ispat edemezse, karşı taraf (ve mahkeme) onu mutlaka ispat etmesini isteyemez (yükümlülük). Bilakis, kendisine ispat yükü düşen taraf, o vakıayı ispat edememiş sayılır; mesela, kendisine ispat yükü düşen ve fakat bunu yerine getiremeyen taraf davacı ise, davasını ispat edememiş sayılır ve dava bu nedenle reddedilir. Konu ile ilgili genel kural 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu' nun 6. maddesinde düzenlenmiştir. Buna göre, kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlü olup olup, davalı taraf akdî ilişkiyi inkâr ettiğinden, akdî ilişkinin kurulduğunu ispat külfeti davacı üzerinde kalmaktadır. İspat aracı olan ve kendi içinde kesin-takdiri olmak üzere ikiye ayrılan deliller, kendiliğinden araştırma ilkesinin uygulanamayacağı davalarda kural olarak taraflarca ileri sürülmedikleri müddetçe hakim tarafından resen dikkate alınamaz. V-) Sabit Görülen Vakıalar, Bunlardan Çıkarılan Sonuç ve Hukuki Sebepler Somut olayda; davacı taraf davalı ile sözleşme ilişkisi kurulduğunu ve sözleşmenin davalı tarafça haksız feshedildiğini iddia etmiş, davalı ise bu hususları kabul etmemiştir. Az yukarıda açıklandığı üzere; 4721 sayılı TMK’nın “İspat yükü” başlıklı 6. maddesi “Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür.” hükmüne amir olup, davalı taraf akdî ilişkiyi inkâr ettiğinden, akdî ilişkinin kurulduğunu ispat külfeti davacı üzerinde kalmaktadır. Yukarıda alıntılanan 6098 sayılı yasanın 1. maddesine göre sözleşme öneri ve kabul ile kurulur. Dosyaya davacı tarafından sunulan “Teklif formu” isimli yazılı teklifte davacının davalıya Giydirme Depo ve Raf sistemleri projesi için satış ve montaj teklifinde bulunduğu, teklifte verilecek hizmetlerin neler olduğunun açıklandığı, müşterinin kabulünün, satıcı tarafından onayı ile satış protokolü tamamlanmış olacağının belirtildiği ve hizmet için KDV hariç teklifin ... USD olduğunun yazıldığı görülmektedir. Davalının anılan teklifi kabul etmesi ve satıcı tarafının onayı halinde taraflar arasında sözleşme ilişkisinin kurulmuş sayılacağı açıktır. Taraflar arasındaki asıl uyuşmazlık, davalının, davacı tarafından kendilerine sunulan “Teklif formu” isimli yazılı teklifi kabul edip etmediği, teklif formunun davalı tarafından imza altına alınıp alınmadığıdır. Davacı taraf, davaya karşı sundukları cevap dilekçelerinde açıkça imza inkarında bulunduklarından, mahkememizce alınan ATK raporu uyarınca sözleşmelerin kefil kısmındaki imzaların davalıya ait olmadığının belirlendiği; dava dilekçesi ekindeki belgelere göre davalının imzayı imza ettiği veya benimsediğine ilişkin herhangi bir beyanın bulunmadığı; her ne kadar davacı taraf 08/01/2025 tarihli beyan dilekçesinde "Müvekkili temsilen ..., sözleşmeyi imzalatmak üzere davalı şirkete girmiş, davalı şirketi temsilen ... ile görüşmüş, ...sözleşmeyi imzalatacağım diyerek yan odaya girip çıkmış ve sözleşmeyi imzalı şekilde Müvekkile vermiştir." denilmiş ise de, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 18/2 fıkrasına göre "her tacirin ticaretine ait bütün faaliyetlerinde basiretli bir iş adamı gibi hareket etmesi gerekir." düzenlemesi gereğince, atılan imzanın kimin tarafından atıldığı hususunun takibi gerekiği, dolayısıyla da taraflar arasındaki akdi ilişkinin icap safhasında kaldığı, kurulması düşünülen sözleşmenin esaslı unsurlarından olan "müşterinin kabulünün" bulunmaması sebebi ile taraflar arasındaki akdi ilişkinin bağlayıcılık kazanmadığı anlaşılmakla, davacının maddi ve manevi davasının ayrı ayrı reddine dair aşağıdaki şekilde karar verilmiştir. HÜKÜM (Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere): 1-Davacının maddi ve manevi tazminata ilişkin taleplerinin ayrı ayrı REDDİNE, 2-Harçlar kanunu gereğince alınması gereken 17,68-TL eksik harcın davacıdan alınarak hazineye irad kaydına, 3-Davalı kendisini vekil ile temsil ettirdiginden A.A.Ü.T göre hesaplanan 30.000,00-TL maktu vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, 4-Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına, 5-Kullanılmayan gider avansının bulunması halinde kararın kesinleşmesinden sonra 6-Gerekçeli kararın HMK 321/2 gereği talep aranmaksızın taraflara tebliğine 7-Arabuluculuk ücreti olan 1560,00-TL'nin davacıdan alınarak hazineye irad kaydına Dair, davacı vekilinin ve davalı vekilinin yüzünde verilen kararın, taraflara tebliğinden itibaren 2(iki) hafta içerisinde mahkememize veya mahkememize gönderilmek üzere başka bir yer mahkemesine verilecek dilekçe ile Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi nezdinde istinaf kanun yolu açık olmak üzere karar verildi.02/05/2025 Katip ... e-imzalı
Hakim ... e-imzalı