İlk Derece Mahkemesi ·
İlk Derece Mahkemesi 2022/681 E. 2026/222 K.
- Mahkeme
- İlk Derece Mahkemesi
- Esas No
- 2022/681
- Karar No
- 2026/222
- Karar Tarihi
T.C. İSTANBUL 7. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO : 2022/681 KARAR NO : 2026/222
DAVA : Alacak DAVA TARİHİ : 24/06/2022 KARAR TARİHİ : 17/03/2026
Mahkememizde görülmekte olan Alacak (Cari Hesap Veya Ticari Kredi Sözleşmesi Kaynaklı) davasının yapılan açık yargılaması sonunda, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkil varlık yönetim şirketinin temlik aldığı banka alacağına dayalı olarak borçlular aleyhine başlatılan ve kesinleşen icra takibine rağmen borcun ödenmediğini, borçluların alacaklılardan mal kaçırmak amacıyla aile bireyleri üzerinden ve özellikle aynı faaliyet alanında kurulan şirketler aracılığıyla nam-ı müstear ilişkisi tesis ettiklerini, bu kapsamda borçlu şirketin iflasından sonra borçlu ile organik bağı bulunan davalılar tarafından kurulan ve fiilen borçlu tarafından yönetildiği tespit edilen şirket üzerinden faaliyetlerin sürdürüldüğünü, haciz işlemleri sırasında elde edilen tespitler, istihkak iddiaları ve mahkeme kararları ile bu organik bağın ve muvazaanın somutlaştığını, davalıların bağımsız bir ekonomik varlığa sahip olmayıp borçluların paravanı niteliğinde olduklarını, bu nedenle TBK m.19 ve İİK hükümleri kıyasen uygulanmak suretiyle muvazaalı işlemlerin hükümsüz sayılması ve tüzel kişilik perdesinin kaldırılması gerektiğini, bu tür davalarda aciz vesikası aranmayacağını ve muvazaanın üçüncü kişilerce her türlü delille yaklaşık ispat düzeyinde ispatlanabileceğini, ayrıca davalıların mal kaçırma ihtimali bulunduğundan alacağın teminat altına alınması amacıyla ihtiyati haciz şartlarının oluştuğunu ileri sürerek, davalıların borçtan müştereken ve müteselsilen sorumlu tutulmalarına ve alacağın tahsili için ihtiyati haciz kararı verilmesine karar verilmesini talep ettiğinin anlaşıldığı görülmüştür. Davalı ... A.Ş. vekilinin cevap dilekçesinde özetle; davacı tarafın muvazaa ve organik bağ iddialarının gerçeği yansıtmadığı, borçlu ... A.Ş.’nin 2016 yılından itibaren kayyım yönetiminde bulunduğu ve bu süreçte şirket malvarlığı üzerinde tasarruf yetkisinin kayyım ve mahkemeye ait olması nedeniyle davacının ileri sürdüğü şekilde mal kaçırma veya paravan şirket oluşturulmasının mümkün olmadığı, 2019 yılı itibariyle de şirketin iflas ederek tasfiye sürecine girdiği, bu nedenle müvekkil şirketin borçlu şirket adına hareket etmesinin hukuken imkânsız bulunduğu, ayrıca davacının alacağını tahsil edememesi sebebiyle müvekkile yönelmesinde hukuki yarar bulunmadığı, müvekkil ... A.Ş.’nin ... tarafından usulüne uygun şekilde kurulmuş bağımsız bir tüzel kişiliğe sahip olduğu, davacının ileri sürdüğü gibi organik bağın mevcut olmadığı, zira şirketler arasında ortaklık, yönetim, adres ve sermaye yönünden bir bağlantı bulunmadığı, yalnızca akrabalık ilişkisi ve benzer faaliyet alanının organik bağ veya tüzel kişilik perdesinin kaldırılması için yeterli olmayacağı, Yargıtay içtihatları uyarınca bu teorinin istisnai olarak uygulanabileceği ve somut olayda şartlarının oluşmadığı, davacının iddialarını ispatlayamadığı, bu nedenle davanın ve ihtiyati haciz talebinin reddi gerektiğinin savunulduğu anlaşılmıştır. Davalı ... vekili cevap dilekçesinde özetle; davanın hukuki yarar yokluğu ve husumet yokluğu nedeniyle reddi gerektiğini savunmaktadır. Davacı, alacağının...AŞ’den kaynaklandığını kabul etmekte; buna rağmen borçla ilgisi olmayan üçüncü kişi konumundaki ...’a yönelmektedir. Bu durumun hukuken mümkün olmadığı belirtilmektedir. Sınırlı sorumluluk ilkesi gereği, bir şirketin borçlarından dolayı ortakların veya yöneticilerin şahsen sorumlu tutulamayacağı ifade edilmektedir. ...’un, borçlu şirketle doğrudan bir bağlantısı (ortaklık, kefalet, yöneticilik vb.) bulunmadığı, bu nedenle davada taraf sıfatının olmadığı ileri sürülmektedir. Yargıtay kararlarına dayanılarak, taraf sıfatı (husumet) bulunmayan kişiye karşı açılan davanın esasa girilmeden reddedilmesi gerektiği vurgulanmaktadır. Davacının iddialarının asılsız ve mesnetsiz olduğu, müvekkile yöneltilmesinde hukuki yarar bulunmadığı savunulmaktadır. Ayrıca davacının talep ettiği ihtiyati haciz için gerekli yaklaşık ispat şartlarının sağlanmadığı, bu nedenle bu talebin de reddi gerektiği belirtilmektedir. Sonuç olarak: Davalı taraf, ...’un borçla ilgisi olmadığı, davada taraf sıfatı bulunmadığı ve hukuki yarar şartı oluşmadığı gerekçeleriyle davanın tamamen reddini talep etmektedir. Davalı ... Sanayi Ve Ticaret Anonim Şirketi vekili dava dilekçesinde özetle: Müvekkilinin, iflasına karar verilen ... San. ve Tic. A.Ş. ile yalnızca ortaklık ilişkisi bulunduğu, bunun dışında davalı şirketle herhangi bir organik bağının olmadığı ileri sürülmektedir. Davacı tarafın iddia ettiği şekilde bir bağlantı mevcut olmayıp, bu hususun haciz tutanağı ile de açıkça ortaya konulduğu belirtilmiştir. Bu kapsamda davacı tarafın somut delillere dayanmaksızın, varsayımlara dayalı şekilde hareket ettiği savunulmakta; açılan davanın haksız ve mesnetsiz olduğu ileri sürülerek reddi talep edilmektedir. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE: Dava, Namı Mustehar muvaza iddiasına dayalı alacak istemine ilişkindir. Mahkememizce tüm deliller toplanmış, gerekli inceleme ve araştırmalar yapılmış, Mahkememizce 16/01/2024 tarihli ara karar ile dosyanın bir kısım eksiklikler tamamlandığında dosyanın SMM ve Bankacı bilirkişiye tevdii ile davacı şirket ile davalı borç ve alacak durumları ile davalılar arasında organik bağ bulunup bulunmadığı hususu ile tüm dosya kapsamı hakkında rapor düzenlenmesinin istenilmesine karar verilmiştir. 29/07/2024 tarihli bilirkişi raporunda; Huzurdaki alacak davasının dayanağının, dava dışı temlik veren ... Bank A.Ş. tarafından ... San. ve Tic. A.Ş. firmasına tahsis edilen rotatif kredi ve çek karnesi kullandırımı kaynaklı olduğu, takip talebinden anlaşılmaktadır. Dava dilekçesi ekinde sunulan belgelerin, alacağın tespiti ve hesaplanması açısından eksik ve yetersiz olduğu görülmektedir. Talep konusu alacakların tespiti ve hesaplanabilmesi için, davacı tarafından aşağıda belirtilen eksik belgelerin dava dosyasına sunulması gerekmektedir. Hesaplama yapılabilmesi için gerekli olan eksik belgeler şunlardır: ... San. ve Tic. A.Ş. ile dava dışı temlik veren ... Bank A.Ş. arasında akdedilen Genel Kredi Sözleşmesi (tüm sayfalar), ... San. ve Tic. A.Ş.’ye tahsis edilen rotatif krediye ilişkin belgeler ve kredi ödeme planı, ... San. ve Tic. A.Ş.’ye ait kredi ekstresi (kredi kullandırım tarihinden dava tarihi olan 10.10.2022’ye kadar), ... San. ve Tic. A.Ş.’ye ait cari hesap ekstresi (kredi kullandırım tarihinden 10.10.2022 dava tarihine kadar), kredi kullandırım tarihinden itibaren geçerli Merkez Bankası azami faiz oranları listesi, çek seri numaralarının ayrı ayrı açıkça belirtildiği; tahsil, iptal, takastan ödenen, takasta iade edilen ve arkası yazılan işlemlerin açıklamalı olarak, tarih ve tutar belirtilmek suretiyle düzenlendiği çek risk raporu (10.10.2022 dava tarihine kadar), takip ekstresi, ihtarname masraf dekontu, ihtarname ve tebliğ şerhi ile ihtar ile takip arasında yapılan ve takip talebinde belirtilen ödemelere ilişkin dekont ve ekstrelerdir. Ayrıca, davacı tarafın ... A.Ş. yetkilisi ...’un, somut davada davalı ...’un oğlu olduğu iddiası karşısında, bu hususun tespiti için vukuatlı nüfus kayıt örneğinin celp edilmesi gerektiği belirtilmiştir. Mahkememizce 11/03/2025 tarihli ara karar ile dosyanın dava dışı bankaya tekrar müzekkere yazılarak bilirkişi raporundaki eksikliklere ilişkin evrakların ivedilikle gönderilmesinin istenilmesine, eksiklikler tamamlandığında ek rapor düzenlenmesi için dosyanın bilirkişi heyetine tevdine karar verilmiştir. 14/04/2025 tarihli bilirkişi raporunda; Huzurdaki alacak davasının dayanağının, dava dışı temlik veren ... Bank A.Ş. tarafından ... San. ve Tic. A.Ş. firmasına tahsis edilen rotatif kredi ve çek karnesi kullandırımı kaynaklı olduğu, takip talebinden anlaşılmaktadır. 2- Takip tarihi itibarıyla asıl alacak toplamının 462.596,12 TL olduğu, davanın alacak davası olması sebebiyle 10.10.2022 dava tarihi itibarıyla hesaplanan alacak tutarının; Asıl alacak tutarı: 462.596,12 TL İşlemiş faiz: 1.865.890,34 TL BSMV: 93.294,52 TL olmak üzere, dava tarihi itibarıyla toplam alacak tutarının 2.421.780,97 TL olarak hesaplandığı anlaşılmıştır. Bununla birlikte nihai karar Sayın Mahkemenin takdirindedir. Takip tarihi itibarıyla asıl alacak toplamı 462.596,12 TL olup, davanın alacak davası olması sebebiyle 10.10.2022 dava tarihi itibarıyla hesaplanan toplam alacak tutarı 2.421.780,97 TL’dir. Ancak davacı tarafından dava tarihi itibarıyla talep edilen alacak tutarının (dava değeri) 500.000,00 TL olduğu görülmüş olup, bu husustaki nihai takdir Sayın Mahkemeye aittir. 3- Çek alacağı yönünden hesaplama: Davacı tarafından 27.04.2016 tarihinde düzenlenen ihtarnamede, çek depo bedeli olarak 23 adet çek için toplam 26.670,00 TL talep edildiği görülmüştür. Dava dosyasına sunulan çek risk raporu incelendiğinde, ... San. ve Tic. A.Ş.’ye kullandırılan çeklere ilişkin olarak; durum kodu “ödenmiş, iptal, düzeltme ve karşılıksız” olan çeklere ait bilgilerin yer aldığı tablonun sunulduğu anlaşılmıştır. Ancak tabloda riski devam eden, ödenmemiş çeklere ilişkin bilgilerin yer almaması nedeniyle çek depo bedeli hesaplaması yapılamamıştır. 4- Ayrıca dava dosyasına sunulan çek tablosunda; a) ... seri numaralı çek için durum kodunun “karşılıksız” olarak belirtildiği, bu nedenle çekin arkasının yazıldığı, ancak banka sorumluluk bedelinin ödenip ödenmediğinin anlaşılamadığı, b) ... seri numaralı çek için durum kodunun “karşılıksız” olarak belirtildiği, bu nedenle çekin arkasının yazıldığı, ancak banka sorumluluk bedelinin ödenip ödenmediğinin anlaşılamadığı tespit edilmiştir. Davacı tarafından stokta bulunan, müşteride olup henüz ödenmemiş ve banka sorumluluğu devam eden çeklere ilişkin çek risk raporunun sunulması halinde hesaplama yapılabileceği değerlendirilmiştir. Sözleşmelerin nispili ilkesi gereği, kurak olarak bir sözleşmeden doğan hak ve borçlar ancak sözleşmenin tarafları arasında ileri sürülebilir, diğer ifade ile sözleşme ilişkinin dışında bir başka gerçek ya da tüzel kişiye karşı, sözleşmeden doğan hak ve borçlar ileri sürülemez. Tüzel kişi olan sermaye şirketlerinde sınırlı sorumluluk ya da ayrı malvarlığı ilkesinin alacaklıların menfaatlerine zarar verecek şekilde kötüye kullanılması durumunda alacaklıların hak ve menfaatlerini korumak için Kıta Avrupası ve Anglo-Sakson hukuk sistemlerinde “Tüzel Kişilik Perdesinin Kaldırılması Teorisi” geliştirilmiş ve tüzel kişiliğin arkasına sığınarak durumu kötüye kullanan ortakları sorumlu tutma imkanı getirilmiştir. Uygulamada ve doktrinde tüzel kişi ile ortaklarının alanlarının ve malvarlığının birbirine karışması halinde, yetersiz sermaye durumunda, aynı şirketler topluluğu içinde yer alan kardeş şirketler arasında koşulların varlığı halinde ve çok istisnai hallerde tüzel kişilik perdesinin kaldırılması teorisinin uygulanmasının mümkün olabileceği de kabul edilmekte olup, teori kaynağını TMK'nun 2 inci maddesinden almaktadır. Tüzel kişilik perdesinin aralanması teorisi sadece bir tüzel kişi ile onu oluşturan gerçek kişiler arasındaki ilişkiler ile ilgili olarak (perdenin düz aralanması) uygulanmaz. Somut olayda hakim, gerekli gördüğünde iki ayrı tüzel kişiyi ayrı ayrı hukuk süjeleri kabul etmek yerine onları tek bir tüzel kişilik olarak tanımayı tercih edebilir. Buna " kişiler arası özdeşlik ilkesi " demek mümkündür. Özdeşlik ilkesi gereğince ve çapraz olarak şirket perdesinin aralanması yöntemi ile sadece ortaklardan değil başka bir şirketten de talepte bulunulması mümkündür. Tüzel kişilik perdesinin çapraz aralanmasına benzeyen bir başka kavram organik bağ kavramıdır. Tüzel kişilik perdesinin aralanmasında olduğu gibi organik bağ kavramında da bir tüzel kişinin borçlarından bir başka tüzel kişinin sorumluluğuna gidilmektedir. Bu hâliyle organik bağ kavramının kaynağını TMK’nın 2. maddesinde yer alan dürüstlük kuralı ve hakkın kötüye kullanılması yasağı oluşturmaktadır (Öztek/Memiş, s.210). Ancak organik bağ kavramı, tüzel kişilik perdesinin aralanmasına göre daha geniş bir anlama sahip olsa da organik bağın varlığı, tek başına tüzel kişilik perdesinin aralanmasını gerektirmemektedir. Başka bir deyişle şirketler arasında organik bağ tespit edilse dâhi tüzel kişilik perdesinin aralanması ve alacağın perdenin arkasındakinden de istenebilmesi için sırf alacaklıdan mal kaçırmak ve onu zarara uğratmak amacıyla kötü niyetli işlemler yapıldığının da somut verilerle ispatlanması gerekmektedir. Şirketler arasında organik bağ olup olmadığı; şirketlerin adreslerinin aynı olması, ortaklık yapılarının ve yönetim kurullarının benzer olması veya temsilcilerinin aynı olması, faaliyet alanları, hisse devirleri, muvazaalı işlemler gibi hususlar ve somut olayın özellikleri de gözetilerek tespit edilebilir. Ancak tüzel kişilik perdesinin çapraz aralanmasında her iki şirketin faaliyet alanı, ortaklık yapısı, ortakları gibi konularda öyle büyük ve derin bir kesişme vardır ki; bu şirketlerle iş yapan kişiler nezdinde iktisadi bir bütünlük içerisinde tek bir şirketle iş yapılıyor algısı oluşmaktadır. Ayrıca üçüncü kişiler nezdinde uyandırılan bu algı neticesinde, ticaret yaparken güçlü bir yapıya sahip görüntüsü oluşturularak, şirketlerden birinin borca batırılması ya da içinin boşaltılıp iş alanının diğerine kaydırılması işlemleri tipik bir hakkın kötüye kullanılması olarak değerlendirilmelidir. (İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi'nin 27/11/2025 tarih, ... Esas ve ...Karar sayılı ilamı) Perdenin aralanması kavramı konusunda ayrıntılı bir değerlendirme, Yargıtay HGK'nun...E- ... K sayılı, 06.09.2020 tarihli kararında şu şekilde yapılmıştır: "...Öğretide tüzel kişilik perdesinin; düz perdeyi kaldırarak sorumlu kılma, ters yönden perdeyi kaldırarak sorumlu kılma, borçlunun perdenin kaldırılmasını talep etmesi, çapraz olarak perdeyi kaldırma olarak tabir edilen dört farklı biçimde ortaya çıkabileceği belirtilmiştir. İlkinde doğrudan perde kaldırılarak arkadaki kişi ya da ana ortaklık sorumlu tutulmaktadır. İkincisinde ise; ana ortaklığın borcu ya da yükümlülüğü için yavru ortağın ya da pay sahibinin sorumlu tutulması anlaşılmaktadır. Öğretide şüphe ile yaklaşılması gerektiği belirtilen üçüncü türde ise borçlu ya da yükümlü kişi perdenin arkasına sığınmak yerine bizzat kendisi perdenin kaldırılmasını talep etmektedir. Tüzel kişi ile ortakların alanlarının, organizasyon ve malvarlıklarının birbirine karışması, ortağın kendi fiil ve işlemleriyle üçüncü kişilere karşı sanki tüzel kişilik ile kendisi arasında bir ayrım yokmuşçasına işlemler yapması ya da ortağın kendi malvarlığı ile şirketin malvarlığı birmiş gibi davranması, yetersiz sermaye ile faaliyete devam edilmesi özellikle şirket tüzel kişiliğinin bilinçli (kötü niyetli) olarak üçüncü kişileri zarara uğratması hâllerinde perdenin aralanması gerektiğinden bahsedilmiş idi. Tüzel kişilik perdesinin çapraz olarak kaldırılması genellikle kardeş şirketler arasında söz konusu olduğundan, esas (ana) şirket ile bağlı şirket ve ortaklar arasındaki karmaşık ilişkiler zinciri net bir şekilde ortaya konulmalıdır. Bu noktada bu şirketlerin ekonomik anlamda bağımsız şirket vasfında olup olmadığının araştırılması büyük önem taşımaktadır. Çünkü kardeş şirketler arasında perdenin kaldırılması teorisine başvurabilmek için tek bir iktisadi işletmenin yürütüldüğü farklı faaliyetler için birbirinden bağımsız tüzel kişiliklerin kurulmuş olması gerekmektedir. Hukuken iki farklı tüzel kişilik gibi görünen şirketler aslında özdeştir, alacaklılardan mal kaçırmak ya da sorumluluktan kurtulmak amacıyla kötü niyetli olarak iki farklı tüzel kişilik gibi kurulmuş iseler de bunların üretim, pazarlama ve ihracat faaliyetleri birbirini tamamlayıcı nitelikte olup, şirketler aslında tek ve aynı iktisadi işletmeye vücut vermektedir (Öztek/Memiş, s:209). Tüzel kişilik perdesinin kaldırılması teorisinde çoğu zaman perdenin tarafları arasındaki güçlü organik bağa ve yapılan muvazaalı işlemlere rastlanılmaktadır. Bu kavramlar bazen aynı olayda karşımıza çıkabilir; ancak sadece birinin oluşması diğerini engellemeyecektir. Bir hukuki işlemin her iki tarafının da irade ile beyanı arasında bilerek uygunsuzluk yaratması durumu muvazaanın şartları her olayda gerçekleşmeyebilir. Sorumluluğun genişletilebilmesi için yine içtihatlarla geliştirilmiş olan organik bağ kavramının da tartışılması gerekmektedir. Zira, organik bağ kavramı da kaynağı TMK’nın 2. maddesinde yer alan dürüstlük kuralı ve hakkın kötüye kullanılması yasağından almaktadır. Organik bağ, iki tüzel kişi (veya bunların ortakları arasındaki ilişki) olarak nitelendirilebilir. Organik bağ, perdenin saklanmasına göre daha geniş bir anlamı ifade eder; bu bağın varlığı tanıkla bile ispat edilebilir. Organik bağ, tek başına tüzel kişilik perdesinin kaldırılmasını sağlayacak güçte değildir. Şirketlerin kuruluş tarihlerinin aynı olması, hissedarların aynı soyadını taşımaları organik bağın varlığını göstermez. Şirketlerin aynı kişi tarafından yönetilmesi, aynı ortaklara sahip olması ya da benzer iş kolunda faaliyet göstermeleri somut olayın niteliğine göre başka delillerle desteklendiğinde organik bağın varlığı için yeterli ise de; bu husus tek başına tüzel kişilik perdesinin kaldırılması için yeterli değildir. Tüzel kişilik perdesinin kaldırılması ve alacağın perdenin arkasındakinden de istenebilmesi için sırf alacaklıdan mal kaçırmak ve onu zarara uğratmak amacıyla kötü niyetli işlemler yapıldığının da somut verilerle ispatlanması gerekmektedir. Organik bağ şirketlerin adreslerinin, faaliyet alanlarının, ortaklarının veya temsilcilerinin aynı olmasından ve aradaki hukuki ilişkiden tespit edilebilir. Tüzel kişiliğin kaldırılmasında her iki şirketin faaliyet alanı, ortaklık yapısı, ortakları gibi konularda öyle büyük ve derin bir kesişme vardır ki; bu şirketlerle iş yapan kişiler nezdinde tek bir şirketle iş yapılıyor algısı oluşmaktadır. Örneğin; üçüncü kişiler nezdinde uyandırılan bu algı neticesinde, ticaret yaparken güçlü bir yapıya sahip görüntüsü oluşturularak, şirketlerden birinin borca batırılması ya da içinin boşaltılıp iş alanının diğerine kaydırılması işlemleri tipik bir hakkın kötüye kullanılması olarak değerlendirilebilir..." şeklindedir. Tüm bu açıklamalar ışığında somut uyuşmazlık bir bütün olarak değerlendirildiğinde; Organik bağın tespitine ilişkin yapılan incelemede; İflas eden ... San. ve Tic. A.Ş. Şirket yetkilisinin diğer davalı ... A.Ş. Şirket kurucusu davalı ... olduğu, İflas eden ... San. ve Tic. A.Ş. İle ... A.Ş. Şirketlerinin faaliyet alanlarının aynı iş koluna ait olduğu, davalı ... A.Ş. 'nin 04/07/2018 tarihinde tescil edildiği, uyuşmazlık konusu takibin dayanağının İstanbul 14. İcra Müdürlüğü'nün ... Esas sayılı dosyası olduğu, ....13. İcra Hukuk Mahkemesi'nin ... Esas ve ...Karar sayılı ilamında 3. Şahıs sıfatıyla ... A.Ş. 'nin İİK madde 97 kapsamında istihkak iddiaları hususunda talebin reddine ile takibin devamına karar verildiği, nüfus kayıtları tarafların akrabalık ilişkisi de dikkate alındığında davalı taraflar arsında organik bağın bulunduğu, 29/04/2022 tarihli menkul haciz tutanağı gözününe alındığında piyasada şirketlerin beraber iştigal ettiğine ilişkin algı oluştuğu değerlendirilmekle tüzel kişilik perdesinin kaldırılması kanaati oluşmuştur. Temlik eden dava dışı ... A.Ş. İle davalı ... ve İflas halinde ... San. ve Tic. A.Ş. aleyhine ... 14. İcra Müdürlüğü'nün ... Esas sayılı dosyasından takibe başlanıldığı, 30/10/2023 tarihli tensip tutanağı ile takibin kesinleştiğinin tespit edildiği, takibe konu alacağın 28/12/2021 tarihinde davacı ... A.Ş.'ye temlik edildiği, davanın ve temlikin dayanağının ... 14. İcra Müdürlüğü'nün ... Esas sayılı dosyası olduğu, takibin dayanağının ise rotatif kredisi ve gayri nakdi kredisi olduğu, mahkememizce aldırılan ve hükme esas alınan bilirkişi raporuyla davacı yanın nakdi ve gayrinakdi kredi alacağı hesaplanmış olup yargıtay yerleşik içtihatları gereğince gayrinakdi alacak kalemi temlik edilemeyeceğinden kısmi davanın nakdi kredi alacağı yönünden açıldığı kanaatine varılmıştır. Davanın ...Tic. AŞ. Yönünden; ... 14. İcra Müdürlüğü'nün... Esas sayılı dosyası yönünden takibin kesinleştiği, İflas halinde ... San. Ve Tic. AŞ. kredi alacağı yönün iflas masasınca 12/02/2020 tarihinde alacağın kabul edildiği ve 33. Sıraya kaydının yapıldığı, dava tarihinden önce alacağın kabul edildiği ve her iki davalı yönünden takibin kesinleştiği görülmekle davacının dava açmakta hukuki yararı bulunmadığından davanın usulden reddine karar vermek gerekmiştir. Davanın ... ve ... AŞ. Yönünden ise; yukarıda açıklandığı üzere; İflas eden ... San. ve Tic. A.Ş. Şirket yetkilisinin diğer davalı ... A.Ş. Şirket kurucusu davalı ... olduğu, İflas eden ... San. ve Tic. A.Ş. İle ... A.Ş. Şirketlerinin faaliyet alanlarının aynı iş koluna ait olduğu, davalı ... A.Ş. 'nin 04/07/2018 tarihinde tescil edildiği, uyuşmazlık konusu takibin dayanağının ... 14. İcra Müdürlüğü'nün ...Esas sayılı dosyası olduğu, ... 13. İcra Hukuk Mahkemesi'nin ... Esas ve ... Karar sayılı ilamında 3. Şahıs sıfatıyla ... A.Ş. 'nin İİK madde 97 kapsamında istihkak iddiaları hususunda talebin reddine ile takibin devamına karar verildiği, nüfus kayıtları tarafların akrabalık ilişkisi de dikkate alındığında davalı taraflar arsında organik bağın bulunduğu, 29/04/2022 tarihli menkul haciz tutanağı gözününe alındığında piyasada şirketlerin beraber iştigal ettiğine ilişkin algı oluştuğu değerlendirilmekle tüzel kişilik perdesinin kaldırılması kanaati oluşmakla nakdi kredi yönünden taleple bağlı kalınarak; 500.000,00-TL alacağın davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. HÜKÜM: Gerekçesi Yukarıda Açıklandığı Üzere; 1-Davanın ... ve İflas halinde ... Tic. AŞ. Yönünden hukuki yarar yokluğu nedeniyle USULDEN REDDİNE, 2-Davanın ... ve ... AŞ. Yönünden 500.000,00-TL alacağın davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine, 3-Karar tarihinde yürürlükte bulunan Harçlar Tarifesi gereğince hesaplanan 34.155,00 TL nispi karar harcının davalılar ... ve ... A.Ş.' den müştereken ve müteselsilen tahsili ile HAZİNEYE GELİR KAYDINA, 4-Kabul edilen miktar üzerinden, karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Ücret Tarifesi gereğince hesap olunan 80.000,00 TL nispi vekalet ücretinin davalılar ... ve ... A.Ş.' den müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacıya verilmesine, 5-Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Ücret Tarifesi gereğince hesap olunan 45.000,00-TL maktu vekalet ücretinin davacıdan tahsili ile ...'a ye verilmesine, 6-Davacı tarafından yargılama aşamasında yapılan toplam 8.189,75- TL (6.000,00 TL bilirkişi ücreti, 2.189,75 TL tebliğler ve posta) yargılama giderinin davalılar ... ve ... A.Ş.' den müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacıya verilmesine, 7-Taraflarca yatırılan ve kullanılmayan gider avansının hüküm kesinleştiğinde ilgili tarafa iadesine, Dair, taraf vekillerinin yüzüne karşı gerekçeli kararın taraflara tebliğinden itibaren 2 hafta içinde İstinaf kanun yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı.17/03/2026
Katip ¸
Hakim ¸