İlk Derece Mahkemesi · Antalya 3. Asliye Ticaret Mahkemesi
Antalya 3. Asliye Ticaret Mahkemesi 2020/496 E. 2021/406 K.
- Mahkeme
- İlk Derece Mahkemesi
- Daire
- Antalya 3. Asliye Ticaret Mahkemesi
- Esas No
- 2020/496
- Karar No
- 2021/406
- Karar Tarihi
T.C. ANTALYA 3. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO : 2020/496 Esas KARAR NO : 2021/406
DAVA : İtirazın İptali DAVA TARİHİ : 08/10/2020 KARAR TARİHİ : 01/06/2021
Mahkememizde görülmekte olan itirazın iptali davasının yapılan açık yargılaması sonunda, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ : TALEP : Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacının cari hesaptan kaynaklanan alacağı olduğunu, alacağın tahsili için İstanbul ... İcra Müdürlüğü'nün ... E. Sayılı takip dosyası ile icra takibinin yapıldığını, davalının itirazı ile takibin durdurulmasına karar verildiğini belirterek itirazın iptaline ve icra inkar tazminatına hükmedilmesini talep ve dava etmiştir. CEVAP : Davalı cevap vermemiştir. DAVA : Dava, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunun 67. maddesine dayanan itirazın iptali istemli davadır. DELİLLERİN DEĞERLENDİRMESİ: Dava, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunun 67. maddesinde belirtilen 1 yıllık süre içerisinde, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunun 4. ve 5. maddeleri gereğince görev kurallarına; 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunun 5 vd. maddelerinde belirtilen yetki kurallarına uygun olarak görevli ve yetkili Antalya Asliye Ticaret Mahkemesinde açılmıştır. İstanbul ... İcra Müdürlüğü'nün ... E. sayılı takip dosyasının incelenmesinde; alacaklının davacı, borçlunun davalı olduğu, ... TL Asıl Alacak, ... TL işlemiş faiz ... TL toplam ilamsız takiplere mahsus icra takibinin yapıldığını, davalı borçlunun takibe itiraz ettiği görülmüştür. Tarafların ... ve ... formları ilgili vergi dairelerinde celbedilmiştir. Genel Muhasebe Hesap Denetim Uzmanı Mali Bilirkişi ... tarihli raporunda özetle; "Davacı şirketin 2017, 2018 ve 2019 yıllarına ait Yevmiye, Kebir ve Envanter defterleri yasal süresi içinde yapıldığı, ticari defterlerinin usulüne uygun tutulduğu, sahibi lehine delil niteliği taşıdığı, davacı tarafın kendi ticari defterlerine göre davalı taraftan ... TL asıl alacaklı olduğu, tarafların bildirim dahilinde olan 4 adet ... TL tutarlı faturaların, davacı ve davalı yan tarafından bildirimde bulunduğu, diğer faturaların ... TL bildirim yükümlülüğü olmadığından bildirimde bulunulmadığı, davacı tarafından düzenlenen faturaların Ticari tahammüllere göre açık fatura olduğu, davacı tarafın takip tarihi olan 16.06.2020 tarihinden itibaren değişen oranlarda faiz talep edebileceği" belirtilmiştir. Davalı taraf ticari defterlerini ibraz etmediği için ticari defterleri incelenememiştir. Sözleşmeden kaynaklanan uyuşmazlıkların çözüm yeri ile ilgili düzenlemeyi içeren ve kamu düzenine ilişkin olmayan özel yetki kuralı niteliğinde bulunan 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunun 10. maddesinde; “(1) Sözleşmeden doğan davalar, sözleşmenin ifa edileceği yer mahkemesinde de açılabilir.” düzenlemesi bulunmaktadır. Sözleşmenin ifa edileceği yerin taraflarca açık veya zımni olarak belirlenmediği durumlarda, şayet borç bir para borcu ise, sözleşmenin ifa edileceği yer 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunun 89. maddesine göre belirlenecektir. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunun 89. maddesine göre; "Borcun ifa yeri, tarafların açık veya örtülü iradelerine göre belirlenir. Aksine bir anlaşma yoksa, aşağıdaki hükümler uygulanır; 1. Para borçları, alacaklının ödeme zamanındaki yerleşim yerinde, 2. Parça borçları, sözleşmenin kurulduğu sırada borç konusunun bulunduğu yerde, 3. Bunların dışındaki bütün borçlar, doğumları sırasında borçlunun yerleşim yerinde, ifa edilir. Alacaklının yerleşim yerinde ifası gereken bir borcun doğumundan sonra alacaklının yerleşim yerini değiştirmesi sebebiyle ifa önemli ölçüde güçleşmişse borç, alacaklının önceki yerleşim yerinde ifa edilebilir." 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunun 89. maddesine göre aksi kararlaştırılmadıkça, para borcunun, alacaklının ödeme zamanında ikamet ettiği yerde ödenmesi gerekir. Bu durumda, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunun 89. maddesi ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunun 10. maddesi uyarınca bir para borcunun alacaklısının, kendi ikamet adresinde dava açmasında bir usulsüzlük bulunmamaktadır (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 19/03/2014 tarih 2013/11-630 E. 2014/332K. sayılı kararı). 2004 sayılı İcra ve İflas Kanununda itirazın iptali davalarında icra takibinin yapıldığı yer mahkemesinin yetkili olduğu hususunda bir düzenleme mevcut değildir (Yargıtay 17. Hukuk Dairesi'nin 13/10/2016 tarih 2016/11629E. 2016/8883K. sayılı kararı). İtirazın iptali davası 2004 sayılı İcra İflas Kanunun 67. maddesinde “(Değişik birinci fıkra: 17/7/2003-4949/15 md.) Takip talebine itiraz edilen alacaklı, itirazın tebliği tarihinden itibaren bir sene içinde mahkemeye başvurarak, genel hükümler dairesinde alacağının varlığını ispat suretiyle itirazın iptalini dava edebilir. (Değişik: 9/11/1988 - 3494/1 md.) Bu davada borçlunun itirazının haksızlığına karar verilirse borçlu; takibinde haksız ve kötü niyetli görülürse alacaklı; diğer tarafın talebi üzerine iki tarafın durumuna, davanın ve hükmolunan şeyin tahammülüne göre, red veya hükmolunan meblağın yüzde yirmisinden aşağı olmamak üzere, uygun bir tazminatla mahkum edilir. İtiraz eden veli, vasi veya mirasçı ise, borçlu hakkında tazminat hükmolunması kötü niyetin sübutuna bağlıdır. (Mülga dördüncü fıkra: 17/7/2003-4949/103 md.) Birinci fıkrada yazılı itirazın iptali süresini geçiren alacaklının umumi hükümler dairesinde alacağını dava etmek hakkı saklıdır. (Ek fıkra: 2/7/2012-6352/11 md.) Bu Kanunda öngörülen icra inkar tazminatı, kötü niyet tazminatı ve benzeri tazminatların tespitinde, takip talebi veya davadaki talep esas alınır.” şeklinde düzenlenmiştir. Borçlunun itirazı üzerine takibin durması ile birlikte alacaklı açtığı itirazın iptali davasında takip talebinde talep ettiği alacağının bulunduğunu ispat külfeti bizzat kendisindedir. Ancak davalı borçlunun icra dairesinde vermiş olduğu itiraz dilekçesinin içeriği yada cevap dilekçesinin içeriğine göre ispat külfeti yer değiştirebilecektir. İtirazın iptali davasında icra inkar tazminatına karar verilebilmesi için; geçerli bir ilamsız icra takibinin bulunması, borçlunun süresi içinde ödeme emrine itiraz etmiş olması, süresi içinde açılmış bir itirazın iptali davası olması, icra inkar tazminatı talep edilmiş olması ve alacağın likit olması gerekir. Alacak belgeye ise alacak likit (muayyen, belirlenebilir) nitelikte bulunduğundan 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunun 67/2. maddesi uyarınca davacı lehine icra inkar tazminatına hükmedilmesi gerekir (Yargıtay 19. Hukuk Dairesi'nin 24/11/2016 tarih 2016/4405E. 2016/15076K. sayılı kararı). Fatura alacağı likit, bir başka ifade ile bilinebilir, belirlenebilir alacaktır (Yargıtay 19. Hukuk Dairesi'nin 20/06/2016 tarih 2016/2941E. 2016/10949K. sayılı kararı). Taraflar arasında yazılı bir cari hesap sözleşmesi bulunmadığında, aradaki ilişkinin açık hesap ilişkisi olarak değerlendirilebilecektir ve yalnızca takibe konu faturaların ve faturalara ilişkin ödemelerin taraf defterlerinde kayıtlı olup olmadığı hususunda bilirkişi incelemesi yaptırılması gerekir (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 25/04/2018 tarih 2017/19-903E. 2018/974K. sayılı kararı, aynı mahiyette Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 28/03/2018 tarih 2017/19-1634E. 2018/633K. sayılı kararı). 6102 sayılı Türk Ticaret Kanun' da ticari defterlerle ispata ilişkin hükümlere yer verilmemiştir. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 222. maddesi “Ticari Defterlerin İbrazı ve Delil olması” başlığı altında ticari defterlerle ispata ilişkin hükümler getirmiştir. Yargıtay uygulanmasına göre; 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 222. maddesi gereğince; ticari davalarda, yani iki tarafın tacir olduğu ve dava konusunun ticari işletmeleri ile ilgili olduğu davalarda, ticari defterler ile sözleşme ilişkisinin veya alacak miktarının ispatı mümkündür. Ticari defterler kesin delillerdendir. Yasa'da delil vasfı taşıdığı takdirde aksinin yazılı veya kesin delillerle ispatı gerektiği düzenlenmiş olduğundan, yasanın ticari defterleri kesin delildir (Yargıtay 15. Hukuk Dairesi'nin 26/09/2018 tarih 2018/2696E. 2018/3431K. sayılı kararı). Ticari defterler, kanunda öngörülen şartlara uygun tutulmuş olsun ya da olmasın, sahibi aleyhine her zaman delil olurlar (Ceyhun, Deniz; Ticari Defterlerin Delil Olma Niteliği, Ankara 2017, s. 117 vd.; Yargıtay 19. Hukuk Dairesi'nin 07/02/2019 tarih 2018/748E. 2019/762K. sayılı kararı). Tarafların ... ve ... kayıtlarında dava konusu faturaların kayıtlı olması halinde tarafların ticari defterlerinin incelenmesine gerek yoktur. Zira münazaalı hususlar bizatihi tarafların kayıtları ile ispatlanmış kabul olunur (Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 19/11/2015 tarih 2015/3302E. 2015/12272K. sayılı kararı). Davanın açıldığı tarihte yürürlükte olup uygulanması gereken 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 222/5. maddesinde taraflardan biri tacir olmasa dahi tacir olan diğer tarafın ticari defterlerindeki kayıtları kabul edeceğini belirtir; ancak, karşı taraf defterlerini ibrazdan kaçınırsa, ibrazı talep eden taraf iddiasını ispat edilmiş sayılır, hükmü getirilmiştir. Maddede ibrazdan kaçınma halinde davacının iddiasını ispat etmiş sayılacağı belirtilmiş ve ibrazı durumunda sonucun ne olacağı konusunda düzenleme yapılmamış olmakla birlikte Yargıtay uygulamalarında defterlerin ibrazı halinde davacı taraf münhasır davalı tarafın ticari defter ve kayıtlarına dayandığından uyuşmazlığın davalının ticari defter ve kayıtlarına göre çözümlenmesi gerektiği kabul edilmektedir (Yargıtay 15. Hukuk Dairesi'nin 06/03/2017 tarih 2016/3164E. 2017/938K. sayılı kararı). Ancak, bir çok kanıtla birlikte ticari defterlere de dayanmış ise diğer kanıtlarından vazgeçerek salt karşı tarafın ticari defterine dayanması halinde de bu hükmün uygulanması mümkündür (Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 29/11/2007 tarih 2006/12477E. 2007/15123K. sayılı kararı, aynı mahiyette Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 26/11/2007 tarih 2006/12485E. 2007/14908K. sayılı kararı, Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 09/04/2015 tarih 2014/7268E. 2015/5052K. sayılı kararı). Tacir olup ticari defter tutmak zorunda olan taraf, ticari defterleri bulunmadığını ileri süremeyeceğinden verilen kesin süreye rağmen ibraz etmediği takdirde, belgenin elinde olmadığına dair yemin etmesine gerek olmaksızın HMK 220/3. madde gereğince sunmaktan kaçındığı belgelerdeki (ticari defterlerindeki) kayıtların, karşı taraf defterindeki kayıtlara uygunluğunu mahkeme kabul edebilir. Aksinin kabulü durumunda; karşı tarafın ticari defterlerini sunmaması halinde sunan tarafın muntazam tutulmuş ticari defterlerinin lehe delil olarak kabul edilemeyeceği şeklinde bir sonuç ortaya çıkar ki bu ticari defterleri ve karşı taraf elinde olduğu ileri sürülen belgeleri delil olarak kabul edip sunulmaması halinde sonuçlarını belirleyen HMK'ndaki açık düzenlemelere aykırı bir yorum olacaktır (Yargıtay 15. Hukuk Dairesi'nin 23/01/2017 tarih 2016/4087E. 2017/261K. sayılı kararı). 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunun 222/3. maddesi şöyledir; "İkinci fıkrada belirtilen şartlara uygun olarak tutulan ticari defter kayıtlarının sahibi ve halefleri lehine delil olarak kabul edilebilmesi için, diğer tarafın aynı şartlara uygun olarak tutulmuş ticari defterlerindeki kayıtların bunlara aykırı olmaması veya diğer tarafın ticari defterlerini ibraz etmemesi yahut defter kayıtlarının aksinin senet veya diğer kesin delillerle ispatlanmamış olması gerekir. (Ek cümle:22/7/2020-7251/23 md.) Diğer tarafın ikinci fıkrada yazılan şartlara uygun olarak tutulan ticari defterlerinin, ilgili hususta hiçbir kayıt içermemesi hâlinde ticari defterler, sahibi lehine delil olarak kullanılamaz. Bu şartlara uygun olarak tutulan defterlerdeki sahibi lehine ve aleyhine olan kayıtlar birbirinden ayrılamaz." 7251 sayılı Kanunla yapılan değişiklikle birlikte, karşı tarafın ticari defterlerini ibraz etmemesi ve diğer koşulların da bulunması halinde, ticari defterlere dayanan tarafın kendi lehine bir sonuç çıkarması mümkün olacaktır. Gerekçede bu durumun hakkaniyete uygun olduğu belirtilerek, ticari defterlerini ibraz ederek hasmını hedef alan kayıtlardan kendi lehine hak çıkartacağını bildiren tarafa karşı hasmın sessiz kalması ve kendi defterlerini ibrazdan imtina etmesinin, aleyhine doğacak hukuki sonucu haklı göstereceği ifade edilmiştir. Yine gerekçede, defterlerini sunmayan tarafın ileri sürülen delili hükümden düşürecek başkaca herhangi bir kayda sahip olmadığı sonucunun da kabul edilmesi gerektiği belirtilmektedir. Elbette, sorumlu olmadığını kendi ticari defterleriyle kanıtlayamayan tarafın, karşı tarafın ticari defterlerindeki kayıtların aksini senet veya diğer kesin delillerle ispat edebilmesi mümkündür (Öztek, Selçuk/ Taşpınar Ayvaz, Sema/ Kale, Serdar; Hukuk Muhakemelerı Kanunu İle Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında 20 Mart 2020 Tarihli Kanun Teklifi’ne İlişkin Bazı Açıklamalar ve Kanun Teklifinin Değerlendirilmesi, TBB Dergisi 2020 (149), s. 134). Yargıtay 19. Hukuk Dairesi'nin 18/09/2018 tarih 2017/3266E. 2018/4228K. sayılı kararında; "...Dava, taraflar arasında mal alım sözleşmesinden kaynaklanan bakiye alacağın tahsiline yönelik icra takibine yapılan itirazın iptali istemine ilişkindir. TTK'nın 1530. maddesi mal tedarik sözleşmesine ilişkin olup olayda uygulama yeri bulunmamaktadır. İcra takip tarihinden önceki dönem için temerrüt faizine hükmedilmesi TBK'nın 117. maddesi koşullarına bağlı olup icra takip tarihinden önce davalıya temerrüt ihtarı gönderilmesi gerekir. Taraflar arasında da sözleşme ile ödeme günü kararlaştırılmadığı için davacı alacaklı icra takip tarihinden önceki dönem için temerrüt faizi talebinde bulunamaz..." denilmiştir. Dava tarihinden sonra gerçekleşen ödemelerin İcra Müdürlüğünce infaz aşamasında nazara alınması gerekir (Yargıtay 22. Hukuk Dairesi'nin 18/12/2018 tarih 2018/6860E. 2018/27613K. sayılı kararı). Davamıza gelince; davacı cari hesap alacağına istinaden ilamsız takiplere mahsus icra takibi yapmış, borçlunun itirazı üzerine itirazın iptali istemi ile dava açmıştır. Taraflar arasında yazılı bir cari hesap sözleşmesi bulunmadığında, aradaki ilişkinin açık hesap ilişkisi olarak değerlendirilebilecektir. Davalı taraf icra dosyasında icra müdürlüğünün yetkisine itiraz etmiş ise de; 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunun 89. maddesi ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunun 10. maddesi uyarınca bir para borcunun alacaklısı, kendi ikamet adresinde dava/takip açabileceğinden, icra müdürlüğünün yetkili olduğu sonucuna vararak dava esastan incelenmiştir. Genel Muhasebe Hesap Denetim Uzmanı Mali Bilirkişi ... tarihli raporunda özetle; "Davacı şirketin 2017, 2018 ve 2019 yıllarına ait Yevmiye, Kebir ve Envanter defterleri yasal süresi içinde yapıldığı, ticari defterlerinin usulüne uygun tutulduğu, sahibi lehine delil niteliği taşıdığı, davacı tarafın kendi ticari defterlerine göre davalı taraftan ... TL asıl alacaklı olduğu, tarafların bildirim dahilinde olan 4 adet ... TL tutarlı faturaların, davacı ve davalı yan tarafından bildirimde bulunduğu, diğer faturaların ... TL bildirim yükümlülüğü olmadığından bildirimde bulunulmadığı, davacı tarafından düzenlenen faturaların Ticari tahammüllere göre açık fatura olduğu, davacı tarafın takip tarihi olan ... tarihinden itibaren değişen oranlarda faiz talep edebileceği" belirtilmiştir. Davanın açıldığı tarihte yürürlükte olup uygulanması gereken 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 222/3. maddesinin "ticari defter kayıtlarının sahibi ve halefleri lehine delil olarak kabul edilebilmesi için diğer tarafın aynı şartlara uygun olarak tutulmuş ticari defterlerindeki kayıtların bunlara aykırı olmaması veya diğer tarafın ticari defterlerini ibraz etmemesi yahut defter kayıtlarının aksinin senet veya diğer kesin delillerle ispatlanmamış olması gerekir." hükmü gereğince karşı taraf defterlerini ibrazdan kaçınırsa, usulüne uygun tutulan ticari defter sahibi lehine delil teşkil edeceğinin belirtilmesi, davalı tarafa usulüne uygun ihtaratları içeren davetiye tebliğine rağmen, ticari defterlerini ibraz etmediği gibi yerine de bildirmemesi nedeni ile davacı tarafın defterleri lehine delil kabul edilmiştir. Davalının teslim edildiği anlaşılan mallar için ödeme iddiasının bulunmaması, davacı tarafın ticari defterlerine göre davacının ... TL alacaklı olması, dava tarihinden sonra gerçekleşen ödemelerin İcra Müdürlüğünce infaz aşamasında nazara alınması şeklinde, davanın kabulü gerekmiştir. Geçerli bir ilamsız icra takibinin bulunmuş, borçlunun ise süresi içinde ödeme emrine itiraz etmiş olması, süresi içinde açılmış bir itirazın iptali davası olması, icra inkar tazminatı talep edilmiş olması ve alacağın likit olması nedeniyle icra inkar tazminatının davalıdan alınarak davacıya verilmesi yönününde karar verilerek aşağıdaki gibi hüküm kurulmuştur. HÜKÜM : Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1. Davacının davasının KABULÜNE; 2. Davalının İstanbul ... İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı takip dosyasına yapmış olduğu itirazın .. TL asıl alacak yönünden İPTALİNE, takibin bu miktar üzerinden DEVAMINA, 3. 2004 sayılı İİK'nın 67.maddesi uyarınca asıl alacağın %20'si oranında icra inkar tazminatının davalıdan alınarak davacıya verilmesine, 4. Takip ve davadan sonra yapılan ödemelerin kararın infazında nazara alınmasına, 5. 492 sayılı Harçlar Kanunu gereğince hesaplanan ... TL karar ve ilam harcından peşin alınan ... TL'nin mahsubu bakiye ...TL'nin davalıdan alınarak hazineye gelir kaydına, 6. Arabulucuk başvuru dosyasında arabulucuya Bakanlık Bütçesinden karşılanarak ödenen ... TL'nin davalıdan alınarak hazineye gelir kaydına, 7. Davacı tarafından yapılan ... TL başvurma harcı ile ... TL peşin harç ... TL posta ve bilirkişi masrafı toplamı olan ...TL'nin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, 8. Davalı yargılama gideri yapmadığından bu konuda karar verilmesine yer olmadığına, 9. Davacı kendisini vekille temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT gereğince hesap ve takdir olunan ... TL vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, 10. Kararın kesinleşmesine müteakip davacının ve davalının yatırdığı yargılama giderinin artması durumunda giderleri yatıran davacıya ve davalıya iadesine, Dair, davacı vekilinin yüzüne karşı, davalının yokluğunda 6100 sayılı HMK'nın 341.maddesi gereğince kesin olmak üzere verilen karar açıkça okunup anlatıldı. 01/06/2021
Katip ... ¸e-imzalıdır
Hakim ... ¸e-imzalıdır