İlk Derece Mahkemesi · Antalya 4. Asliye Ticaret Mahkemesi
Antalya 4. Asliye Ticaret Mahkemesi 2019/146 E. 2019/886 K.
- Mahkeme
- İlk Derece Mahkemesi
- Daire
- Antalya 4. Asliye Ticaret Mahkemesi
- Esas No
- 2019/146
- Karar No
- 2019/886
- Karar Tarihi
T.C. ANTALYA 4. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO : 2019/146 Esas KARAR NO : 2019/886
DAVA : Tazminat (Ölüm Ve Cismani Zarar Sebebiyle Açılan Tazminat) DAVA TARİHİ : 12/04/2019 KARAR TARİHİ : 24/12/2019
Mahkememizde görülmekte olan Tazminat (Ölüm Ve Cismani Zarar Sebebiyle Açılan Tazminat) davasının yapılan açık yargılaması sonunda, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı vekili mahkememize sunduğu ... tarihli dava dilekçesinde özetle; Davacının ... Hastanesi ... Doktoru davalı ... tarafından ... Hastanesinde ... tarihinde böbrek taşı ameliyatı olduğunu, ameliyattan bir gün sonrasında taburcu edildiğini, şikayetlerinin devam etmesi üzerine davacının tekrar aynı hastaneye başvurduğunu, yeniden davalı doktor tarafından ameliyat alındığını, durumu kötüleşen hastanın bu kez ... tarihinde yeniden aynı hastanenin diğer kuruluşuna başvurusu sonucunda idrar kanalının delindiğinin tespit edildiğini, davacının ... tarihinde yeniden ameliyat edildiğini, davalı hastanelerde bir dizi daha hatalı, özensiz operasyonlar geçiren davacının durumunun daha da kötüleşmesi üzerine gittiği ... ve ... Hastanesinde davalı doktor tarafından uygulanan yanlış ve hatalı uygulamaları öğrendiğini ve davalı şirketlerin işlettiği hastane ve ...deki tüm bu yanlış ve hatalı uygulamalar sonucu ... tarihinde ... Fakültesinde sağ böbreğinin alınmak zorunda kaldığını, davacının ... Hastanesi ... Doktoru ...’ın neden olduğu yanlış ve hatalı uygulamalar nedeni ile uğradığı vücut bütünlüğünün ihlaline yönelik zararı ve tedavisinin halen devam ettiğini, ... Hastanesi ... Doktoru olan davalının davalılardan ... tarafından ... poliçe nolu tıbbi kötü uygulamaya ilişkin mali sorumluluk sigortası poliçesi ile sigortalandığını, davalı doktor hakkında savcılığa başvurulmuş olup savcılık dosyasının halen derdest olduğunu, davacının ... ... olarak çalıştığını, işini yaparken daha fazla efor sarf ederek çalışmak zorunda kaldığını, bakıma muhtaç küçük çocuğuna bakamayıp, maddi manevi olarak da yıkıma uğradığını, tedavi sürecinin pahalı ve masraflı oluşu bir yana hayatının baharında maruz kaldığı bu yanlış ve hatalı uygulamalar nedeniyle manevi olarak büyük çöküntü yaşadığını, maruz kaldığı yanlış ve hatalı uygulamalar dolayısıyla ileride ne tür sağlık sorunları yaşayacağı, iş gücü ve gelir kaybı açısından maruz kaldığı/kalacağı zararlar henüz belirsiz olup fazlaya ilişkin her türlü talep ve dava hakları saklı kalmak üzere şimdilik davacı için tıbbi hata, ihmal ve özensizlik sebebiyle şimdilik ... TL maddi tazminatın (...-is gücü ... ihmalin giderilmesi için yapılacak yeni tedavi masrafı, uzuv kaybı, ömür bovu sürecek tedavi masrafı, ömür bovu sürecek bakım masrafı, mahrum kaldığı ve kalacağı çalışma aeiirii. davalıların tümünden müştereken ve mütasselsilen olav tarihi olan ... tarihinden itibaren isteyecek avans faizi ile (tıbbi sorumluluk sigorta şirketi olan ... için Police limiti ile sınırlı olmak üzere ), tıbbi hata, ihmal vs özensizlik sonucu ortava çıkan kusurlu işlemler ve yasam boyu organ kaybı nedeniyle uğradığı ve uğrayacağı tüm manevi zarar için ... TL’nin davalıların tümünden müştereken ve mütessetsilen olay tarihinden itibaren isleyecek avans faizi ile tıbbi sorumluluk sigorta şirketi olan ... için Police limiti ite sınırlı olmak üzeret tazminini, sair açıklama ve haklarının saklı tutulmasına, yargılama giderleri ve vekâlet ücretinin davalılara yükletilmesine karar verilmesini dava ve talep etmiştir. Davalı ... vekili mahkememize sunduğu cevap dilekçesinde ; Davacı ...’nın ... tarihinden birkaç gün önce davalıya başvurduğunu, davalının yapmış olduğu muayene neticesinde davacının sağ böbreğinde bir taş, sağ üreter üst bölümünde bir taş ve sol üreter alt uçta bir taş olduğunun tespit edildiğini, davacı tarafından çok az ağrı hissedildiği, idrarını az yapma şikayetinin olduğunun davalıya beyan edildiğini, davalı tarafından davacıya ağrı eşiğinin çok yüksek olması dolayısı ile az ağrı hissettiği fakat durumunun ağır olduğunu, iki böbreğinin de tıkalı olduğunu, bu şekilde durması halinde iki böbreğini de zamanla yitirebileceğinin bildirildiğini, davacının da kendisine müdahalede bulunulmasını talep ettiğini, davacıdan yapılacak işlemlerle ilgi olarak usulüne uygun onam formu alındığını, davacının operasyon hakkında ayrıntılı biçimde aydınlatıldığını, davacının ... tarihinde ameliyata alındığını, davalı tarafından ameliyatta önce sol üreter alt uçtaki taş kırılarak çıkarılmış, sonrasında sağ tarafa dönülerek, Rijidüreteroreneskop ile sağ üreter üst uca kadar çıkılmış ve taşın kırılmış, kırılan taşın büyük parçası böbreğe kaçmasın diye basket katater ile tutulmuş, basket katater'in içindeki taş kırılmaya çalışıldığı, fakat taşın kırılmadığı, bunun üzerine basket kataterinin çıkarılmaya çalışıldığı, ancak basket kataterin taşı bırakmaması üzerine davacının lireteri zarar görmesin diye basket katater tel olarak bırakılıp işleme son verildiği, sonrasında davalı tarafından tel ucuna ip bağlanarak ucuna plastik şişe yerleştirilmiş, şişenin içine su doldurarak hafifçe (basitçe) traksiyon yapılarak bir gün beklenildiğini, davacının rahatsız olduğunu söylemesi üzerine ... tarihinde ikinci seans olarak sağ üretere ureteroreneskopi yapılarak taş kırılarak ve basket katater’in çıkarıldığını, davalı tarafından davacıya ağrısının olmasa dahi gelmesi gerektiği, davacının hastalığını ciddiye alması gerektiğinin söylendiği, davacının sonrasında geldiği kontrollerde herhangi bir şikâyetinin olmadığını belirttiği, ... tarihinde (ikinci seanstan yaklaşık bir aydan fazla süre sonrasında ) davacının tekrar kontrole geldiğinde ; davalının istemiş olduğu ultrason tekikinde; septalı periüreteral sıvı koleksiyonu izlendiğini bunun üzerine Radyolojide tüm strezilasyon sağlanarak ultrason eşliğinde sıvının perkutan olarak boşaltıldığını, davalının sonrasında da davacıyı takibe devam ettiğini, bir hafta sonra tekrar sıvı toplandığını görmesi üzerine, tekrar radyolojide ultrason eşliğinde sıvının boşaltıldığını, davalı yapmış olduğu takipte sıvının yeniden toplandığını görmesi üzerine yaptığı tetkikler neticesinde sağ böbrekteki taşın üretere düşerek ; iki defa üreterenaskopi yaptığı yeri tıkadığı düşünülmüş, iki defa ...'ye bağlı travmatize olan yerden idrarın dışarı fistülize olduğunu düşünerek açık cerrahiye karar verdiğini, açık cerrahide davalı; Sağ flankkesi ile girmiş, Üreteri bulmuş, Üreterdeki taşı bularak çıkardığını, üreterin travmatize olan yerine double-j stent takarak onardığı ve sonrasında hastayı üç ay takip ettiğini, bu süre zarfında davacının hiçbir şikayetinin olmadığını, davalı tarafından yapılan tetkiklerde kaçak da olmadığının tespit edilmesinden sonra kataterin çıkartıldığını, davalı tarafından davacıya ve davacının eşine ağrı eşiğinin yüksek olmasından dolayı davacının ağrısının olmasa dahi takibi bırakmaması gerektiğinin hatırlatıldığını, ancak sonrasında davacının bir daha kontrole gelmediğini, belli bir dönem sonra davacının önce ...ne sonrasında ... Hastanesine gittiğinin haricen duyulduğunu, davacının böbreğini kaybettiğini ve birkaç operasyon daha geçirdiğini davalının ...ne şikayet edilince öğrendiğini, davacının böbreğinin böbrek kanseri ön tanısı ile alındığını, bu husus ile davalının yapmış olduğu işlemler arasında illiyet bağının bulunmadığını, davalıya kusur atfedilemeyeceğini, davacının tedavi sürecini aksatması, kontrollere gelmemesi, başka hastanelerde işlem yaptırmasının kendi sorumluluğunda olup davalıya bu işlemler nedeniyle kusur isnadı yapılamayacağını, davalının herhangi bir kusuru veya sorumluluğunun bulunmadığını, rapor alınmak ile haklılığının kanıtlanacağını, davalının hiç bir kusuru ve ihmali olmamasından dolayı manevi tazminat isteminin red edilmesi gerektiğini, haksız ve hukuki dayanaktan yoksun davanın, davacının tüm taleplerinin reddine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacı üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir. Davalı ... vekilinin mahkememize sunduğu cevap dilekçesinde özetle; dava konusu talebin teminat dışı olup davalı şirketin sorumluluğunun bulunmadığını, Hazine müsteşarlığı tarafından hazırlanan tıbbi kötü uygulamaya ilişkin Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortasına İlişkin Genelgede; “… Tıbbi Kötü Uygulamaya İlişkin Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartlarının “Rizikonun Gerçekleşmesi” başlıklı B.1. maddesi; “Sigorta sözleşmesinin konusuna ilişkin olarak sigortalının kendisine tazminat talebinde bulunulduğunu öğrendiği ya da zarar görenin doğrudan doğruya sigortacıya başvurduğu anda riziko gerçekleşmiş sayılır” hükmünü amirdir. a)İlgili Genel Şart maddesi kapsamında sigortalıya ya da sigorta şirketine maddi veya manevi tazminat talebinin dava yoluyla ya da herhangi bir başka yöntemle iletilmesi ile risk gerçekleşmiş kabul edilir. b)Ancak, ilgili mevzuat kapsamında Cumhuriyet Savcılığınca uzlaştırma sürecine gidilmesi halinde, Cumhuriyet Savcısının uzlaşma teklifini taraflara tebliğ ettiği tarihe kadar yukarıdaki çerçevede herhangi bir maddi veya manevi tazminat talebinde bulunulmamış ise sigortalının tazminat talebini öğrendiği tarih, Cumhuriyet Savcısının uzlaşma teklifini taraflara tebliğ ettiği tarih olarak kabul edilecek olup, bu tarihte geçerli sigorta sözleşmesini düzenleyen şirket tazminat başvurusundan sorumlu olacaktır…” ifadelerine yer verildiğini, Devlet Bakanlığı ve Başbakan yardımcılığı ile Sağlık Bakanlığından “Tıbbi Kötü Uygulamaya İlişkin Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortasından Kurum Katkısına İlişkin Usul ve Esaslara Dair Tebliğde … B. ZARAR VE TAZMİNAT-B.1. Rizikonun Gerçekleşmesi Sözleşmenin;- A.1.’in (a) bendinde belirtilen şekilde yapılması hâlinde, sigortalının, sözleşme süresi içinde yürüttüğü mesleki faaliyeti dolayısıyla, gerek sözleşme döneminde gerekse sözleşmenin bitiminden itibaren iki yıl içinde başkalarının zarara uğraması sonucunda,- A.1.’in (b) bendinde belirtilen şekilde yapılması hâlinde sözleşme yapılmasından önceki bir yıl içinde veya sözleşme yürürlükteyken meydana gelen olaya bağlı olarak;a) Sigortacının bilgisi ve yazılı muvafakatı dâhilinde olmak koşuluyla sigortalı tarafından ödeme yapılması veya,b) Sigortalıya karşı yapılan tebligat sonucu davanın veya hukuki takibin öğrenilmesiyle,c) Zararın gerçekleştiğinin ve bu zararın sigortalının sorumluluğundan kaynaklandığının mahkeme tarafından karar altına alınması hallerinde riziko gerçekleşmiş olur… ’’ ifadelerine yer verildiğini, Sigortalı hekim uygulaması, tazminat talebinin ortaya çıktığı dönemdeki Poliçesi tarafından teminat altına alındığını, tıbbı müdahale tarihi teminat kapsamı için bir kriter olmadığını, ... Numarali Poliçenin Vadesi ...-... Tıbbi Müdehale Tarihi ... Arabuluculuk Tarihi ... Dava Tarihi ... müvekkil Sirketin Tazminat Talebinden Haberdar Olduğu Tarih ... tarihini kapsar poliçenin davalı şirket bünyesinde düzenlendiğini, dava konusu olayda da, davalı şirkete tazminat talebinin tebliğ edildiği yani dava şartı arabuluculuk davet tutanağının tebliğ edildiği tarihi (...) kapsayan poliçenin ... tarafından düzenlenmemiş olduğundan; huzurdaki davada öne sürülen tazminat taleplerinden davalı sigorta şirketinin hukuki sorumluluğunun bulunmadığını, dava konusu talebin poliçe genel şartları gereği teminat dışı olduğunun emsal bilirkşi raporu ile ortaya konulduğunu, öncelikle husumet yokluğu nedeniyle davanın reddine, Mahkeme aksi kanaatte ise ...'e ait talep tarihini kapsayan zorunlu hekim poliçesi davalı şirket tarafından düzenlenmemiş olduğundan; Tıbbi Kötü Uygulamaya İlişkin Zorunlu Mali Sorumluluk Sigorta Genel Şartları, Tıbbi Kötü Uygulamaya İlişkin Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortasına İlişkin Genelge, Tıbbi Kötü Uygulamaya İlişkin Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortasında Usul ve Esaslara Dair Tebliğ göz önünde bulundurularak davanın reddine, yargılama giderleri ile ücreti vekâletin karşı tarafa tahmiline karar verilmesini talep etmiştir. Davalı ... ve ... vekili mahkememize sunduğu cevap dilekçesinde; Davacı, ... tarihinde davalı ...’ne ait ... Hastanesinde çalışan ... tarafından, diğer davalı şirket ...’ye ait ...de ameliyat edildiğini, dava konusu ameliyatın yapıldığı tarihte; ... ... ... Acente Numarası ve ... Poliçe Numarası ile ... - ... tarihleri arasında “Tıbbi Kötü Uygulamaya İlişkin Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Poliçesi” ile ... tarafından sigortalandığını, ...’nin ... Acente numarası ve ... Poliçe numarası ile ... - ... tarihleri arası “İşyerim Paket Poliçesi“ İle ... tarafından sigortalandığını, davalı şirketlerin özen borcunu ve üzerine düşen tüm yükümlülükleri yerine getirdiğini, davalı hastanenin kast ve ihmali söz konusu olmadığını, müdahale, tıp ilmi ve uygulamasında genel olarak tanınıp kabul edilen esaslara göre icra edilmiş ve hastanın rızası doğrultusunda, menfaatine yönelik yapıldığını, gerçekleştirilen tıbbi müdahale sonucunda, beklenen sonuç ortaya çıkmasa bile, davalı şirketlerin tıp ilminin kabul edilen kurallarına uygun bir müdahale yaptığını, bu sebeple hastane yönetimine kusur izafe edilemeyeceğini, meydana gelen sonuçtan dolayı sorumluluğu yoluna gidilemeyeceğinden huzurdaki davanın reddi gerektiğini, hekimin görevinin, hastalığı teşhis ve hastayı tedavi etmek, tıbbi özen yükümlülüğünü yerine getirerek, hastanın iyileşmesini ve eski sağlığına kavuşmasını sağlamak olduğunu, bu olanaksız ise, hastalığı kontrol altına almak, ağrılarını sızılarını dindirmek ve en aza indirmek olduğunu, hekim, koşullar ve tıp biliminin olanakları elverdiğince hastayı iyileştirmeye çalışır, fakat hekimin kesin iyileştirme sözü vermesinin beklenemeyeceğini, eğer, hekim, mesleki ve hukuksal yönden gerekenleri yapmış olup da hasta iyileşmemişse, bu hekimin sorumluluğuna yol açmayacağını, teşhis ve tedavi sürecinde ... üzerine düşen tüm yükümlülüklerini yerine getirdiğini,ihmal ve kusuru söz konusu dahi olmadığını, ameliyat sırasında, öncesinde veya sonrasında tüm tedavi süreci başarılı bir şekilde uygulandığını, mevzuatlarında yer alan hükümler, hekimlerin tıbbi standartlara uygun tedavi etmek zorunda olduğunu gösterdiğini, eğer tıbbi standartlar uygulanarak tedavi gerçekleştirilememiş ise; sonucun ne olduğuna bakılmaksızın hekimin ve hastanenin sorumluluğundan söz edemeyeceklerini, davacı uygulanacak tedavi ve yapılacak ameliyat ile ilgili ayrıntılı biçimde sözlü olarak bilgilendirilmiş ve sonrasında yazılı onamı alındığını, davacıya kendisine uygulanacak vücut bütünlüğüne müdahale gerektiren tanı ve tedavi yöntemleriyle, bunların faydaları ve muhtemel riskleri, diğer tıbbi müdahale ve tedavi yöntemleri, tedavinin kabul edilmemesi halinde ortaya çıkabilecek muhtemel sonuçlarının anlatıldığını ve hastanın bilgilendirildiğini, davacının talep ettiği manevi tazminat miktarının çok yüksek olduğunu, davacının tüm iddialarını kabul etmemekle birlikte, talep ettiği manevi tazminat miktarının çok fahiş olduğunu, manevi tazminatın miktarını belirleme hakimin takdirine bırakılmış bir konu olmakla beraber, hükmedilecek miktarın uğranılan zarar ile orantılı olması gerektiğini, davacının tüm talepleri ile beraber davasının reddine, yargılama masrafları ile vekâlet ücretinin davacıya yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir. DEĞERLENDİRME VE GEREKÇE; Dava, zarar gören tarafından tedavi görülen hastane ile tedaviyi yapan doktor ve zorunlu tıbbi mali mesuliyet sigortası aleyhine açılan maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir. Asliye Ticaret Mahkemesi; dava konusunun değerine veya miktarına bakılmaksızın ticari davalara ve ticari nitelikteki çekişmesiz yargı işlerine bakmakla görevli özel bir mahkemedir. Asliye Ticaret Mahkemesinin görevine giren işlerin genel çerçevesi 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunun 5. maddesinde düzenlenmiştir. Ticari davalar, mutlak ticari davalar, nispi ticari davalar ve yalnızca bir ticari işletmeyle ilgili olmasına rağmen ticari nitelikte kabul edilen davalar olmak üzere üç gruba ayrılır. Mutlak ticari davalar, tarafların tacir olup olmadığına ve işin bir ticari işletmeyi ilgilendirip ilgilendirmediğine bakılmaksızın ticari sayılan davalardır. Mutlak ticari davalar, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunun 4/1. maddesinde bentler hâlinde sayılmıştır. Bunların yanında Kooperatifler Kanunu (m.99), İcra ve İflas Kanunu (m.154), Finansal Kiralama Kanunu (m.31), Ticari İşletme Rehni Kanunu (m.22) gibi bazı özel kanunlarda belirlenmiş ticari davalar da bulunmaktadır. Bu guruptaki davaların ticari dava sayılabilmesi için taraflarının tacir olması veya ticari işletmeleriyle ilgili olması gibi şartlar aranmaz. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunun 4/1. bendinde sınırlı olarak sayılan davalar arasında yer alması veya özel kanunlarda ticari dava olarak nitelendirilmesi yeterlidir. Bu davalar kanun gereği ticari dava sayılan davalardır. Nispi ticari davalar, her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili olması hâlinde ticari nitelikte sayılan davalardır. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunun 4/1. maddesine göre, her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğan ve iki tarafı da tacir olan hukuk davaları ticari dava sayılır. Bu hükme göre bir davanın ticari dava sayılabilmesi için, hem iki tarafın ticari işletmesini ilgilendirmesi hem de iki tarafın tacir olması gereklidir. Bu şartlar birlikte bulunmadıkça, uyuşmazlık konusunun ticari iş niteliğinde olması veya ticari iş karinesi sebebiyle diğer taraf için de ticari iş sayılması davanın ticari dava olması için yeterli değildir. Ticari iş karinesinin düzenlendiği 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunun 19/2. maddesi uyarınca, taraflardan biri için ticari iş sayılan bir işin diğeri için de ticari iş sayılması, davanın niteliğini ticari hâle getirmez. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunun, kanun gereği ticari dava sayılan davalar haricinde, ticari davayı ticari iş esasına göre değil, ticari işletme esasına göre belirlemiştir. Hâl böyle olunca, işin ticari nitelikte olması davayı ticari dava hâline getirmez. Üçüncü grup ticari davalar, yalnızca bir tarafın ticari işletmesini ilgilendiren havale, vedia ve fikri haklara ilişkin davalardır. Yukarıda açıklandığı üzere bir davanın ticari dava sayılması için kural olarak ya mutlak ticari davalar arasında yer alması ya da her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili bulunması gerekirken havale, vedia ve fikri haklara ilişkin davaların ticari nitelikte sayılması için yalnızca bir yanın ticari işletmesiyle ilgili olması 6102 sayılı Türk Ticaret Kanununda yeterli görülmüştür (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 16/04/2019 tarih 2017/17-1097E. 2019/458K. sayılı kararı). 28.05.2014 tarihinde yürürlüğe giren 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun her türlü tüketici işlemi ile tüketiciye yönelik uygulamaları kapsamaktadır. Anılan kanunun 3. maddesinin (k) bendindeki tanıma göre tüketici; ticari veya mesleki olmayan amaçlarla hareket eden gerçek veya tüzel kişiyi, (l) bendindeki tanıma göre de tüketici işlemi; mal veya hizmet piyasalarında kamu tüzel kişileri de dâhil olmak üzere ticari veya mesleki amaçlarla hareket eden veya onun adına ya da hesabına hareket eden gerçek veya tüzel kişiler ile tüketiciler arasında kurulan, eser, taşıma, simsarlık, sigorta, vekâlet, bankacılık ve benzeri sözleşmeler de dâhil olmak üzere her türlü sözleşme ve hukuki işlemi ifade eder. 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkındaki Kanunun 73. maddesinin (1) bendi gereğince de bu kanun uygulaması ile ilgili çıkacak her türlü ihtilaflara tüketici mahkemelerinde bakılması gerekir.Aynı kanunun 83. Maddesinde ise "bu kanunda hüküm bulunmayan hallerde genel hükümler uygulanır. Taraflardan birini tüketicinin oluşturduğu işlemler ile ilgili diğer kanunlarda düzenleme olması, bu işlemin tüketici işlemi sayılmasını ve bu kanunun görev ve yetkiye ilişkin hükümlerinin uygulanmasını engellemez." şeklinde düzenleme yapılmıştır. Yargıtay 17. Hukuk Dairesinin 07/06/2016 gün 2016/4795 E. 2016/6973 K. Sayılı emsal içtihadında; "...1-)28.11.2013 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanan ve 28.05.2014 tarihinde yürürlüğe giren 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun'un (TKHK) 2. maddesinde kanunun kapsamı “bu Kanun, her türlü tüketici işlemi ile tüketiciye yönelik uygulamaları kapsar” şeklinde açıklanmıştır. Kanun'un “tanımlar” başlıklı 3. maddesinde ise tüketici işlemi, “Mal veya hizmet piyasalarında kamu tüzel kişileri de dâhil olmak üzere ticari veya mesleki amaçlarla hareket eden veya onun adına ya da hesabına hareket eden gerçek veya tüzel kişiler ile tüketiciler arasında kurulan, eser, taşıma, simsarlık, sigorta, vekâlet, bankacılık ve benzeri sözleşmeler de dâhil olmak üzere her türlü sözleşme ve hukuki işlemi ifade eder” biçiminde tanımlanmıştır. 6502 sayılı TKHK'nın 73. maddesi uyarınca tüketici işlemleri ile tüketiciye yönelik uygulamalardan doğacak uyuşmazlıklara ilişkin davalarda tüketici mahkemesi görevli kılınmıştır..." şeklinde belirtilmiştir. Yukarıda belirtilen kanuni düzenlemeler ve emsal içtihatlar kapsamında yapılan değerlendirmede; davacı ...'nın tüketici sıfatıyla davalı hastaneye başvurarak bu hastanede görev yapan diğer davalı doktor tarafından ameliyat edildiği görülmüştür. Davacı ... ile hastane ve doktor arasındaki ilişki tüketici ilişkisi kapsamındadır. Davacı ile sigorta şirketi arasında ise her hangi bir hukuki ilişki bulunmamaktadır, bu halde her ne kadar davalılardan biri sigorta olsa dahi hukuki ilişkinin tüketici ilişkisinden kaynaklandığı görülmekle, taraflar arasındaki sözleşme ilişkisinin 6502 sayılı yasa kapsamında kaldığı anlaşılmaktadır. Taraflar arasındaki uyuşmazlık Tüketicinin Korunması Hakkındaki Kanun kapsamında kaldığına göre davaya bakmaya Tüketici Mahkemesi görevli olduğundan, uyuşmazlığın Tüketici Mahkemesinde görülüp sonuçlandırılması gerektiği nazara alınarak, göreve ilişkin dava şartı noksanlığı nedeniyle HMK'nın 114/1-c ve 115/2.m.uyarınca davanın usulden reddi ile kararın kesinleşmesinden sonra talep halinde dosyanın görevli Antalya Tüketici Mahkemesi'ne gönderilmesine karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1-Davanın göreve ilişkin dava şartı noksanlığı nedeniyle usulden REDDİNE, 2-Davaya bakmaya Antalya Tüketici Mahkemesi'nin GÖREVLİ OLDUĞUNA, 3-HMK'nun 20/1 maddesindeki düzenleme uyarınca kararın kesinleşmesi tarihinden itibaren iki hafta içinde istem olması halinde dava dosyasının görevli mahkemeye GÖNDERİLMESİNE, 4-Dava dosyasının süresi içinde görevli mahkemeye aktarılması durumunda, harç ve yargılama giderlerinin HMK'nun 331/2 maddesi uyarınca görevli mahkemece nazara alınmasına, 5-Dosyanın gönderilmesi için süresi içinde başvuru yapılmadığı takdirde, HMK'nun 20/1 ve 331/2 maddeleri gereğince yapılacak işlemin mahkememizce dosya ele alınarak değerlendirilmesine, Dair; davacı vekilinin, davalı şirketler vekilinin, davalı ... vekilinin ve davalı ... ... vekilinin yüzlerine karşı, gerekçeli kararın tebliğinden itibaren 6100 Sayılı Kanunun 345.maddesi gereğince 2 hafta içerisinde ilgili İstinaf Dairesi Başkanlığına sunulmak üzere Mahkememize verilecek dilekçe ile İstinaf yasa yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı. 24/12/2019
Başkan ... ¸e-imzalıdır Üye ... ¸e-imzalıdır Üye ... ¸e-imzalıdır Katip ... ¸e-imzalıdır