İlk Derece Mahkemesi ·
İlk Derece Mahkemesi 2017/2076 E. 2020/117 K.
- Mahkeme
- İlk Derece Mahkemesi
- Esas No
- 2017/2076
- Karar No
- 2020/117
- Karar Tarihi
T.C. ANTALYA 4. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ ESAS NO : 2024/26 KARAR NO : 2024/288 DAVA : İtirazın İptali (Taşıma Sözleşmesi Kaynaklı) DAVA TARİHİ : 10/01/2024 KARAR TARİHİ : 17/04/2024 Mahkememizde görülmekte olan İtirazın İptali (Taşıma Sözleşmesi Kaynaklı) davasının yapılan açık yargılaması sonunda, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı vekili, dava dilekçesinde özetle; Müvekkil ... ... Limited Şirketi ile davalı/borçlu arasındaki anlaşmaya nazaran, davalı şirkete ait konteynerin nakliyesi hususunda toplam ... TL'ye anlaşma sağlandığını, anlaşmaya istinaden müvekkil şirkete ait araçla nakliye işlemleri gerçekleştiğini ve konteynerin davalıya teslimi akabinde 27/09/2023 tarihli ... TL bedelli fatura düzenlendiğini, bunun üzerine davalı hakkında Antalya Genel İcra Dairesi'nin ... sayılı dosyasıyla taraflar arasındaki anlaşmaya binaen genel haciz yoluyla takip yapıldığını, davalının 27/10/2023 tarihinde borca itiraz ederek takibi durdurduğunu, borçlu davalı şirket böyle bir borçlarının olmadığını iddia etmekte ise de; anlaşmaya dair taraf şirket arasında yapılmış mail yazışmaları dilekçe ekinde sunulduğunu, davalı şirket nakliyesi sağlanan konteynerin nakliyesi sırasında müvekkil şirkete ulaşarak taşınmakta olan konteynerin kendilerine ait olduğunu, konteyner bilgilerinin bir başkası tarafından ele geçirildiğini ve eğer İzmir'de bulunan ... limanına tesliminin sağlanması halinde yaşanan mağduriyeti de gidereceğini beyan ettiğini, müvekkil şirket tarafından da yapılacak olan nakliye işlemlerinin 26.000 TL ve KDV olarak ücretlendirileceğini davalı şirkete sunduğunu, davalı şirkette anlaşmanın sağlanması üzerine nakliye akabinde ödeme yapılacağını belirttiğini ve cari bilgilerini mail olarak müvekkile ilettiğini, konteynerin davalı şirketin belirttiği üzere İzmir'de bulunan ... limanına teslim edilmesine rağmen telefonla ve mail yazışmaları ile yapılan görüşmelerde kabul etmiş oldukları toplam ... TL ödemeyi yapmadığını, davalı şirket üzerine düşen sorumluluğu yerine getirmeyerek taraflar arasındaki anlaşmaya aykırı davrandığını beyan ederek; itirazın iptaline karar verilmesini talep etmiştir. Davalı vekili, cevap dilekçesinde özetle; hem icra müdürlüğünün hem de mahkemenin yetkisiz olduğunu, yetkili yerine Bursa olduğunu, müvekkilinin uluslararası alanda faaliyet gösteren ... şirketi ile anlaşma yaparak ... , ... ve ... numaralı 3 adet 40 hc konteynerın 13.09.2023 tarihinde beş gün süreyle kiralanması konusunda anlaştığını, müvekkil şirketin anlaşmalı olduğu nakliye firması olan ... şirketinin, ... tarihinde ... ... ... A.Ş.’nin işletmekte olduğu İzmir ... Limanı’ndan anılan konteynerları almak üzere gittiğinde konteynarların yetkisiz kişilerce teslim alındığını bilgisi edindiğini, normal işleyişte söz konusu konteynarların ... ... ... A.Ş.’nin işletmekte olduğu İzmir ... Limanı’ndan teslimi esnasında, liman görevlilerince, müvekkil şirket ile ... şirketi arasında tanzim edilen booking föyünde yer alan referans numarasının söylenmesi, buna müteakip teslimin gerçekleştirilmesi cereyan ettiğini, zira; bu referans numarasının, yalnızca müvekkil şirket, ... şirketi ve liman görevlileri tarafından bilindiğini, fakat müvekkil şirket ile ... şirketi arasındaki booking föyünde yer alan referans numarasının bir takım kişiler tarafından teknik yöntemler kullanılmak suretiyle ele geçirildiğini, bu referans numarası liman görevlilerine söylenmek suretiyle müvekkil şirkete ait konteynerler müvekkil şirketin bilgisi ve rızası olmaksızın yetkisiz kişilerce hırsızlandığını, müvekkil şirketin, kendisine ait konteynarların başkaları tarafından teslim alındığı bilgisini edinmesi üzerine bu kişilerin ve konteynarların tespiti amacıyla yapmış olduğu araştırmalarda ... numaralı konteynarın ... araç tarafından ... limanından teslim alındığını, söz konusu aracın sürücüsünün ... isimli şahıs olduğu, bu şahsın almış olduğu konteynarı ... adresine ve ...isimli şahsa teslim ettiğini, bu işi ve taşıma talimatını da ... Şti.’nden aldığı bilgisini edindiğini, müvekkil şirketin, ... numaralı konteynarın ise ... plakalı araç tarafından ... limanında teslim alındığını bilgisini edindiğini ancak sonraki sürece dair bir bilgi edinmesi tüm çabalara rağmen mümkün olmadığını, ... numaralı konteynarın ise ... plakalı araç tarafından ... limanında teslim alındığını, söz konusu aracın sürücüsünün ... olduğunu, konteynarı ... ... Ltd.Şti. adına taşıdığı bilgisini edindiğini, bu hususların tespiti üzerine müvekkil tarafından söz konusu konteynarları teslim alan şoförlerin, şoförlerin adına taşıdıkları şirketlerin ( davacı da bu kapsamdadır. ), konteynerları bu şirketlerden satın alan kişiler hakkında ... Cumhuriyet Başsavcılığı'na suç duyurusunda bulunulduğunu, ... sayılı dosya üzerinden soruşturmaya başlandığını, yukarıda nitelikleri belirtilen üç adet konteynarın müvekkil şirkete teslimi amacıyla kolluk kuvvetlerine müzekkere yazıldığını, müvekkil şirketin çabaları ile kolluk görevlileri tarafından konteynerlara el konularak konteynerların müvekkil şirkete teslim edildiğini, bu olaylar esnasında ... numaralı konteynarın ... plakalı araç ile ... ... Ltd.Şti. adına taşıdığı bilgisi üzerine, davacı olan söz konusu şirket ile irtibata geçildiğini, konteynarların müvekkil şirkete ait olduğu, ... limanında hırsızlandığı ifade edildiğini, davacı tarafından konteynerın halihazırda Antalya'da olduğu ifade edilerek, söz konusu eyleme iştirak edilmediğini göstermek ya da iştirak edilmekle birlikte etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanması sağlamak amacıyla konteynerın kolluk tarafından zor alımı gerçekleştirilmeden önce söz konusu konteyner İzmir ... limanında teslim edildiğini, hal böyleyken davacı tarafından sanki müvekkil şirket ile aralarında rızai bir taşımacılık anlaşması yapılmış gibi, özellikle de müvekkil şirket İzmir'den Antalya'ya konteynerı taşıtmış gibi gidiş dönüş olarak fatura tanzim edilerek haksız taleplerde bulunulduğunu, oysa müvekkil şirkete ait olan konteyner şüpheliler tarafından hırsızlandığını, şüpheliler adına Antalya'ya taşındığını, müvekkil şirketin savcılık müracaatı ile davacı tarafından Antalya'da bulunan konteyner İzmir ... limanına getirildiğini, anılan gerekçe ile müvekkil şirket ile davacı arasında herhangi bir sözleşme bulunmadığı gibi davacı tarafın hırsızlanana konteynerı iade etmesi yasal zorunluluk olduğundan bu iadenin karşılığı olan ücretten özellikle de İzmir'den Antalya'ya taşınmasına ait ücretten müvekkil şirketin hukuken sorumluluğu bulunmadığını, davacı tarafından dava dilekçesi ekinde bir kısım mail yazışmaları sunulmuş ise de söz konusu belgelere icra takip dosyasında dayanılmadığından, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 11.02.2020 tarih ve 2017/2076E., 2020/117 K. sayılı ilamında da ifade edildiği üzere itirazın iptaline ilişkin açılan davalarda ispat yükünün davayı açan alacaklıda olduğu ve alacaklının alacağını ispatla yükümlü olduğu, itirazın iptali davasında ispat edilecek olan hususların, icra takibine ve borçlunun itirazına konu alacağın sebebinin itirazın iptali davası için değiştirilme olanağının bulunmadığı, alacaklının takipte dayanmadığı belgeler dışındaki belgelere dayanamayacağı gerçeği karşısında söz konusu mail yazışmalarına itibar edilmemesi gerektiğini, söz konusu yazışmalara itibar edilse dahi mail içeriklerindeki konuşmalarda yalnızca konteynarın Antalya'dan İzmir'de getirilmesi ilişkin talep olduğu anlaşılmakta olup, bu da bir rica ya da anlaşma değil, konteynarın çalınmasından dolayı davacının sorumluluktan kurtulmasının gereği olduğunu, bu hususlara rağmen kabul anlamında gelmemekle birlikte, müvekkil şirketin sorumlu olacağına kanaat getirilmesi halinde şüphesiz ki bu sorumluluk yalnızca Antalya-İzmir ... limanı arasındaki taşımadan ibaret olacağını, zira; konteynarı İzmir ... limanından Antalya'ya taşıtan müvekkil şirket olmadığını beyan ederek; davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. Dava, itirazın iptali davasıdır. Bilindiği üzere genel olarak belirtmek gerekir ki, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu (İİK)’nun 67.maddesi uyarınca itirazın iptali davası; alacaklının, icra takibine karşı borçlunun yaptığı itirazın iptali ile İİK’nun 66.maddesine göre itiraz üzerine duran takibin devamını sağlayan bir eda davası olup, itirazın tebliğinden itibaren bir yıllık süre içinde açılan davada borçlunun itirazında haksızlığının belirlenmesi ve alacağın likit olması halinde, istem varsa borçlu aleyhine icra inkar tazminatına da hükmedilebilir.(Baki Kuru, İcra ve İflas Hukuku, 2006, s.219,223) Kural olarak, itirazın iptali davasında, mahkemenin ve icra dairesinin yetkisine yönelik itirazlardan öncelikle, icra dairesinin yetkisine yönelik itiraz incelenip karara bağlanır. Yargıtay’ın kararlılık kazanmış uygulamasına göre de, itirazın iptali davasını gören mahkemece öncelikle takip dosyasındaki icra dairesinin yetkisine yönelik itirazın tetkiki gerekir (Yargıtay HGK. 20.3.2002 gün ve 2001/13-241 E., 208 K. ile Yargıtay HGK. 06.10.2004 gün ve 2004/19-410 E. 2004/471 K. sayılı ilamları). Çünkü, itirazın iptali davasını görme yetkisi, takibin yapıldığı yer mahkemesine aittir. O nedenle, mahkemenin, icra dairesinin yetkisine yönelik itirazı incelemesi doğaldır. Bu yetki itirazının incelenmesi sonucunda, mahkeme, kendisinin yetkili olup olmadığını da belirlemiş olacaktır ( Saim Üstündağ, İcra Hukukunun Esasları, İstanbul 1995, 6. Bası, s. 101-102 ). Öte yandan, itirazın iptali davasının görülebilmesi için usulüne uygun şekilde yapılmış, geçerli bir icra takibinin bulunması gerekir. Ortada, geçerli bir takibin bulunmadığı durumlarda, itirazın iptali davasının görülebilmesine usulen olanak yoktur. İcra dairesinin yetkisine itiraz edildiği hallerde, bu itiraz usulünce incelenerek sonuçlandırılmadığı sürece, açıklanan şekilde geçerli bir takibin bulunmayacağı açıktır. Hukuk Genel Kurulu’nun 20.03.2002 gün ve 2002/13-241 E., 2002/208 K.; 27.11.2013 gün ve 2013/13-372 E. sayılı kararlarında da aynı ilke benimsenmiştir. Bunun için mahkemenin yetkisine yönelik bir itirazın var olup olmadığının bir etkisi yoktur. Bunun sebebi, itirazın iptali davasına bakmaya yetkili mahkemenin, takibin yapıldığı yer mahkemesi olmasından kaynaklanmaktadır. Bu durumda davalı aleyhine yapılan takibin yetkili icra dairesinde yapılıp yapılmadığı araştırılmalıdır. Özetle; icra dairesinin yetkisine de itiraz bulunduğu takdirde mahkemece öncelikle icra dairesinin yetkisi incelenip, yetkisiz olduğu sonucuna varıldığı takdirde dava şartı gerçekleşmediğinden davanın reddine karar verilmesi, icra dairesinin yetkili olduğunun kabul edilmesi halinde ise, mahkemenin kendi yetkisine yönelik itirazın incelenmesi gerekir.(Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 28.03.2011 tarihli ve 2001/19-267 E.-2001/311 K.) Mahkemenin yetkisine yönelik bir itirazın var olup olmaması, bu sonuca etkili değildir. Eş söyleyişle, itirazın iptali davasında, mahkemenin yetkisine itiraz edilmiş olsun veya olmasın mahkeme öncelikle, icra dairesinin yetkisine yönelik itirazı inceleyerek kesin olarak sonuçlandırmalıdır ( HGK’nın 28.03.2001 gün ve 2001/19-267 E. 2001/311 K.; 20.03.2002 gün ve 2002/13-241 E.,2002/208 K. ). İlamsız bir takipte yetkili icra dairesi de İİK 50. maddesinin yollaması ile HMK genel hükümlerine göre belirlenecektir. HMK'nın 6. maddesine göre genel yetkili icra dairesi, davalı gerçek veya tüzel kişinin takibin yapıldığı tarihteki yerleşim yeri icra dairesidir. Aynı Kanunun 10.maddesine göre ise sözleşmeden doğan takiplerde, sözleşmenin ifa edileceği yer icra dairesi de yetkilidir. Bu da özel yetkiye ilişkin bir düzenlemedir. İcra takibinin yapıldığı ve eldeki davanın açıldığı tarihte yürürlükte bulunan TBK’nın 89. maddesinde ise borcun ifa edileceği yer düzenlenmiştir. Buna göre; “Borcun ifa yeri, tarafların açık veya örtülü iradelerine göre belirlenir. Aksine bir anlaşma yoksa, aşağıdaki hükümler uygulanır; 1- Para borçları, alacaklının ödeme zamanındaki yerleşim yerinde, 2- Parça borçları, sözleşmenin kurulduğu sırada borç konusunun bulunduğu yerde, 3- Bunların dışındaki bütün borçlar, doğumları sırasında borçlunun yerleşim yerinde, ifa edilir. Alacaklının yerleşim yerinde ifası gereken bir borcun doğumundan sonra alacaklının yerleşim yerini değiştirmesi sebebiyle ifa önemli ölçüde güçleşmişse borç, alacaklının önceki yerleşim yerinde ifa edilebilir”. Yukarıdaki hükümlerden anlaşılacağı üzere, para alacaklarına ilişkin davalar, alacaklının yerleşim yerinde de görülebilir. Somut olayda, davalı, icra dairesine verdiği itiraz dilekçesinde özetle; yetkili icra dairesinin müvekkilinin yerleşim yeri olan Bursa icra daireleri olduğunu beyan etmiştir. Yukarıda belirtilen ifa yeri mahkemesine ilişkin hükümlerin uygulanması için taraflara arasındaki sözleşme ilişkisinin/borç dayanağına ilişkin ilişkinin uyuşmazlık dışı olması gerekir. Somut olayda ise, davalı özetle; akdi ilişkiyi inkar etmiştir. Cevap dilekçesinde özetle; konteynırların hırsızlandığını, olaylar esnasında ... numaralı konteynarın ... plakalı araç ile ... Ltd.Şti. adına taşıdığı bilgisi üzerine, davacı olan söz konusu şirket ile irtibata geçildiğini, konteynarların müvekkil şirkete ait olduğu, ... limanında hırsızlandığı ifade edildiğini, davacı tarafından konteynerın halihazırda Antalya'da olduğu ifade edilerek, söz konusu eyleme iştirak edilmediğini göstermek ya da iştirak edilmekle birlikte etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanması sağlamak amacıyla konteynerın kolluk tarafından zor alımı gerçekleştirilmeden önce söz konusu konteyner İzmir ... limanında teslim edildiğini, hal böyleyken davacı tarafından sanki müvekkil şirket ile aralarında rızai bir taşımacılık anlaşması yapılmış gibi, özellikle de müvekkil şirket İzmir'den Antalya'ya konteynerı taşıtmış gibi gidiş dönüş olarak fatura tanzim edilerek haksız taleplerde bulunulduğunu, oysa müvekkil şirkete ait olan konteyner şüpheliler tarafından hırsızlandığını, şüpheliler adına Antalya'ya taşındığını, müvekkil şirketin savcılık müracaatı ile davacı tarafından Antalya'da bulunan konteyner İzmir ... limanına getirildiğini, anılan gerekçe ile müvekkil şirket ile davacı arasında herhangi bir sözleşme bulunmadığı gibi davacı tarafın hırsızlanana konteynerı iade etmesi yasal zorunluluk olduğundan bu iadenin karşılığı olan ücretten özellikle de İzmir'den Antalya'ya taşınmasına ait ücretten müvekkil şirketin hukuken sorumluluğu bulunmadığını beyan etmiştir. Akdi ilişkinin olmadığı iddia edildiğinden, sözleşmenin ifa yerinde davanın görülmesi usulen mümkün değildir. Somut olayda, HMK m. 6 hükmünün uygulanması gerekir. Ancak, davalı icra dosyasında ilk olarak usule uygun yetki itirazında bulunduğu için öncelikle oradaki yetki hususunun dikkate alınması gerekir. Takip, yetkili yer icra dairesinde yapılmadığından, davalının yetki itirazı yerinde olduğundan, davanın iş bu nedenle, usulden reddine (yetkisizlik değil) karar vermek gerekmiştir. HÜKÜM/Nedenleri yukarıda açıklandığı üzere; 1-Davanın USULDEN REDDİNE, 2-Davacı tarafça yatırılan 427,60 ₺ başvurma harcının mahsubu ile hazineye gelir kaydına, 3-Davacı tarafça yatırılan 427,60 ₺ peşin harcın mahsubu ile hazineye gelir kaydına, başkaca harç alınmasına yer olmadığına, 4-Davacı tarafça yapılar yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına, 5-6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu 18/13 ve Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu Yönetmeliği 26/2. Maddeleri, 6100 sayılı HMK 297/1-ç, 326.maddeleri uyarınca, arabuluculuk faaliyeti sonunda tarafların anlaşamamaları halinde iki saatlik ücret tutarı tarifenin birinci kısmına göre ileride haksız çıkan taraftan tahsil olunmak üzere Adalet Bakanlığı bütçesinden ödeneceği öngörüldüğünden; 3.120,00 ₺'nin davacıdan alınarak hazineye gelir kaydına, 6-Davalı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden; AAÜT m. 7 ve m. 13 hükümleri de dikkate alınarak, 5.020,31 ₺ vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, 7-Davacı tarafça yatan gider avansından harcanmayan kısmın hüküm kesinleştiğinde UYAP üzerinden kontrolü de sağlanarak davacı tarafa iadesine, karardan sonra tebligat ve benzeri masraflar için gider avansının kullanılması davacı tarafından istenirse tebligat ve benzeri için yapılacak masraflar düşüldükten sonra arta kalan miktarının UYAP üzerinden kontrolü sağlanarak karar kesinleştiğinde davacı tarafa iadesine, (6100 sayılı HMK m. 333) ;12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu gereğince dava açılırken mahkeme veznesine yatırılacak olan gider avansının miktarı ile avansın ödenmesine ilişkin usul ve esasları belirten, "Hukuk Muhakemeleri Kanunu Gider Avansı Tarifesi" göz önünde tutularak; her hangi bir bankaya ait hesap numarası ve/veya herhangi bir banka hesabına ait IBAN numarası verilmesi halinde taraflara ait artan gider avansının bildirdikleri hesaba aktarılmasına, Dair, taraf vekillerinin yüzlerine karşı, gerekçeli kararın tebliğinden itibaren 2 hafta içinde, istinaf kanun yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı. 17/04/2024 Katip ... ¸e-imzalıdır Hakim ... ¸e-imzalıdır