İlk Derece Mahkemesi ·
İlk Derece Mahkemesi 2015/2 E. 2017/1 K.
- Mahkeme
- İlk Derece Mahkemesi
- Esas No
- 2015/2
- Karar No
- 2017/1
- Karar Tarihi
T.C. ANTALYA 4. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ ESAS NO : 2018/164 KARAR NO : 2019/638 DAVA : Menfi Tespit (Kıymetli Evraktan Kaynaklanan) DAVA TARİHİ : 20/03/2018 KARAR TARİHİ : 11/10/2019 Mahkememizde görülmekte olan Menfi Tespit (Kıymetli Evraktan Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: A.TALEP: 1.Davacı vekili, dava dilekçesinde özetle; Müvekkili hakkında (kefil sıfatıyla) davalı tarafından ... vade tarihli ... TL bedelli ... vade tarihli ... TL bedelli, ... vade tarihli ... TL bedelli ve ... vade tarihli ... TL bedelli bonolar dayanak gösterilerek toplamda ... TL'lik asıl alacak üzerinden ... tarihinde icra takibi yapıldığını ve halen davacı hakkında icra takibinin devam ettiğini, takibin kesinleştiğini, davacının taşınmaz ve aracının kaydına haciz konulduğunu, davacı tarafından kefil sıfatıyla aralarındaki ticari iliki kapsamında alacaklı gözüken davalı şirkete bir çok bono imzalanmak suretiyle öncesinde teslim edildiğini, davacı tarafından da iş bu bonolara ilişkin olarak ... ve yine ... .../ ... şubesinden defalarca havale yapılmak suretiyle ilgili dekontlar gereğince bugüne kadar bir çok ödeme yapıldığını, davalı alacaklıya karşı davacının borcu olmadığının tespitine ilişkin olarak menfi tespit davası açmak zorunluluğunun doğduğunu, davacıdan icra takip işlemleri sonunda tahsilat yapılması durumunda ise davaya istirdat davası olarak devam edilmesini dilediklerini beyan ederek davanın kabulü ile, davacının Antalya ... İcra Müdürlüğünün .../... esas sayılı icra takibi sebebiyle borçlu olmadığının tespitine, icra takibinin devamı sırasında dosya kapsamında tahsilat yapılması halinde davanın istirdat davası olarak yütürülmesine, davalının haksız ve kötü niyetli icra takibi yapması sebebiyle takip konusu alacağın %20'sinden az olmamak üzere kötü niyet tazminatına mahkum edilmesini talep ve dava etmiştir. B. TARAF TEŞKİLİ: 2.Bilindiği üzere 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun “Hukuki Dinlenilme Hakkı” başlıklı 27. maddesi (Mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 73. maddesi) uyarınca davanın tarafları, kendi hakları ile bağlantılı olarak hukuki dinlenilme hakkına sahip olup, bu hak, yargılama ile ilgili bilgi sahibi olunmasını da içerir. Bu kapsamda kural olarak, duruşma yapılması zorunlu olan çekişmeli yargıda hakim, Kanunun gösterdiği istisnalar dışında tarafları dinlemeden veya iddia ve savunmalarını bildirmeleri için kanuna uygun biçimde davet etmeden hükmünü veremez. Bu çerçevede, öncelikle tarafların gerek yargı organlarınca gerekse karşı tarafça yapılan işlemler konusunda bilgilendirilmeleri zorunludur. Kişinin kendisinden habersiz yargılama yapılarak karar verilmesi, kural olarak mümkün değildir (H. Pekcanıtez, O. Atalay, M. Özekes, Medeni Usul Hukuku, 11. Bası, 2011, s. 273)(bkz; İNCEOĞLU,Sibel., İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi Kararlarında Adil Yargılanma Hakkı, İstanbul 2008, 3. Baskı, s. 260-261) 3.Bu açıklamalar ışığında, mahkememizce dosyada taraf teşkili sağlanmıştır. C.CEVAP: 4.Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; Karşı tarafın icra takibine konu bonolarda imzaya itiraz etmediğini, davalı şirkete ait ticari defterler incelendiği takdirde davacının halen borçlu olduğunun mahkemece tespit edileceğnii, ayrıca menfi tespit davalarında ispat yükü kuralları uygulanacağını, bu kurallar vakıa veya husus kimin lehine ise bunun ispatının lehine olan taraf üzerinde olacağını, davalı şirkete açılmış bulunan davada karşı tarafın borcun varlığına itiraz etmemekle birlikte borcun ödendiği iddiasında olduğunu, bu iddiasını ispatlaması gerektiğini, davalı şirketin davacı yanla ticari ilişkilerinin geçmişe dönük olarak kontrolü açısından ehemmiyetli diğer hususun ise ticari defterlerin incelenmesi olmakla birlikte her ne kadar davalının ticari defterleri olsada karşı tarfın şahıs olması ve ticair dfter tutmamasının taraflarına ayrıca bir mağduriyet yatabileceğini beyan ederek haksız açılan davanın reddine, %20'den aşağı olmamak üzere icra inkar tazminatına hükmedilmesini talep etmiştir. D. YARGILAMA SÜRECİ/HUKUKİ NİTELEME/MAHKEME KABULÜ: 5.Dava, menfi tespit talebinden ibarettir. 6.Antalya ... İcra Müdürlüğünün .../... esas sayılı icra dosyası, dosyamız arasına alınmıştır. 7.Gerçekte var olmayan bir borç ya da geçersiz bir hukuki ilişki nedeniyle icra takibine maruz kalması muhtemel olan veya icra takibine maruz kalan bir kimsenin (borçlunun) gerçekte borçlu bulunmadığını ispat için açacağı dava, menfi tespit olarak adlandırılmaktadır. 8.Menfi tespit davasında amaç bir hukuki ilişkinin veya bir hakkın gerçekten mevcut olmadığının tespitine yöneliktir. Başka bir deyişle hukuki bir yarar bulunması koşuluyla sonuçta alacak-borç ilişkisi doğuracak bir durumun olmadığının tespiti amaçlanır. Menfi tespit davası, normal bir hukuk davası gibi açılır. Borçlu, itirazın kaldırılması sırasında tetkik merciinde (m. 68-68a) ileri sürüp ispat edemediği itiraz ve def’ilerini, menfi tespit davasında yeniden ileri sürebilir; çünkü itirazın kaldırılması kararı, menfi tespit davasında kesin hüküm teşkil etmez. Nitekim aynı ilkeler, T.C. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 17.03.2010 gün ve 2010/19-123 E. 2010/154 K; 07.12.2011 gün ve 2011/13-576 E. 2011/747 K sayılı kararında da vurgulanmıştır. (T.C. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu., 2011/19-622 esas, 2012/9karar, Tar. 18/01/2012) 9.Öncelikle söylemek gerekir ki; Dava konusu hakkın ve buna karşı yapılan savunmanın dayandığı vakıaların var olup olmadıkları hakkında mahkemeye kanaat verilmesi işlemine ispat denir. İspat yükü ise,bir olayın gerçekleşmiş olup olmadığının anlaşılamaması, yani olayın ispatsız kalması yüzünden yargıcın aleyhte bir kararıyla karşılaşmak tehlikesidir(YILMAZ,Ejder; İspat Yükü, 1980, s. 3). Kendisine ispat yükü düşen taraf için ispat yükü bir yükümlülük değil(mükellefiyet), yüktür(külfettir). Taraf kendisi tarafından ispat edilmesi gereken vakıayı ispat edemezse, karşı taraf ve mahkeme onu mutlaka ispat etmesini isteyemez (KURU,Baki., Hukuk Muhakemeleri Usulu, İstanbul 1990, C. 2, s. 1356 vd.) Türk Medeni Kanunu m. 6 usul hukukunda ispata ilişkin genel kuralı koymuştur. Buna göre; kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür. 10.İspat konusu, 6100 sayılı kanunun ise 187 vd. maddelerinde düzenlenmiştir. 11.İspat konusunda yapılan bu genel açıklamalardan sonra dosyaya dönüldüğünde; genel kural olarak menfi tespit davalarında ispat yükü davalıda olmasına rağmen, somut olaydaki gibi senede karşı menfi tespit iddialarında ispat yükü davacı borçludadır. Dosyamızda ispat yükü davacıdadır. 12.Dosyamızda, ... tarihli, bilirkişi ... tarafından hazırlanan raporda özetle; davacı tarafından ... dan gelen müzekkere cevabına göre 2013 yılında toplam ... TL davalı şirket hesabına ödeme gönderildiği, davacı tarafından ... ... dan gelen müzekkere cevabına göre 2013 ve 2014 yılında toplam ... TL davalı şirket hesabına ödeme gönderildiği, davalı tarafın ibraz edilen 2013, 20140, 2015 ve 2016 yıllarına ait ticari defterlerinin usulüne uygun tutulduğu ve sahibi lehine delil oluşturma vasfına sahip olduğu, davalı ticari defter kayıtlarına göre takip tarihi ... tarihi itibari ile ...'den ... TL alacaklı olduğu, icra takibine konu edilen 4 adet senedin ödenmediği için iade kayıtlarının girildiği ve ... TL alacak bakiyesi içerisinde ödenmeyen senet bedellerinin de dahil olduğu, davacının davalıya banka aracılığı ile yaptığı ve bankalardan gelen müzekkere cevaplarından tespit edilen ödemelerinin davalı kayıtlarında yer aldığı yani alacak bedelinden düşürüldüğü, ancak banka havalesi ile gönderilen ödemelerin takibe konu edilen senet tarihlerinden farklı tarihleri çerdiği yani davacının iddiasında da bahsettiği gibi davalıya verdiği bir çok senet olduğu görüldüğünden bu ödemelerin diğer senetlerle ilgili ödemeler olduğu anlaşılmış davacının takibe konu edilen senet bedelleri ile ilgili halen davalı tarafa borçlu olduğu belirtilmiştir. 13.Burada ticari defterlerin delil niteliğine değinmek gerekmektedir. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK) hükümlerine göre: Mahkeme, ticari davalarda tarafların ticari defterlerinin ibrazına kendiliğinden veya taraflardan birinin talebi üzerine karar verebilir. (HMK 222/1) Ticari defterlerin, ticari davalarda delil olarak kabul edilebilmesi için, kanuna göre eksiksiz ve usulüne uygun olarak tutulmuş, açılış ve kapanış onayları yaptırılmış ve defter kayıtlarının birbirini doğrulamış olması şarttır (HMK 222/2). Bu şartlara uygun olarak tutulan ticari defter kayıtlarının sahibi ve halefleri lehine delil olarak kabul edilebilmesi için, diğer tarafın aynı şartlara uygun olarak tutulmuş ticari defterlerindeki kayıtların bunlara aykırı olmaması ve defter kayıtlarının aksinin senet veya diğer kesin delillerle ispatlanmamış olması gerektiği ise üçüncü fıkrada düzenlenmiştir. Açılış veya kapanış onayları bulunmayan ve içerdiği kayıtlar birbirini doğrulamayan ticari defter kayıtları, sahibi aleyhine delil olur (HMK 222/4). Taraflar, kendilerinin veya karşı tarafın delil olarak dayandıkları ve ellerinde bulunan tüm belgeleri mahkemeye ibraz etmek zorundadırlar. Elektronik belgeler ise belgenin çıktısı alınarak ve talep edildiğinde incelemeye elverişli şekilde elektronik ortama kaydedilerek mahkemeye ibraz edilir (HMK 219/1). Ticari defterler gibi devamlı kullanılan belgelerin sadece ilgili kısımlarının onaylı örnekleri mahkemeye ibraz edilebilir (HMK 219/2). İbrazı istenen belgenin, ileri sürülen hususun ispatı için zorunlu ve bu isteğin kanuna uygun olduğuna mahkemece kanaat getirildiği ve karşı taraf da bu belgenin elinde olduğunu ikrar ettiği veya ileri sürülen talep üzerine sükut ettiği yahut belgenin var olduğu resmî bir kayıtla anlaşıldığı veya başka bir belgede ikrar olunduğu takdirde, mahkeme bu belgenin ibrazı için kesin bir süre verir (HMK 220/1). Belgeyi ibraz etmesine karar verilen taraf, kendisine verilen sürede belgeyi ibraz etmez ve aynı sürede, delilleriyle birlikte ibraz etmemesi hakkında kabul edilebilir bir mazeret göstermez ya da belgenin elinde bulunduğunu inkâr eder ve teklif edilen yemini kabul veya icra etmezse, mahkeme, duruma göre belgenin içeriği konusunda diğer tarafın beyanını kabul edebilir (HMK 220/3). 14.Bu kurallar birlikte değerlendirildiğinde ticari davalarda yani iki tarafın tacir olduğu ve dava konusunun ticari işletmeleri ile ilgili olduğu davalarda ticari defterler ile sözleşme ilişkisinin veya alacak miktarının ispatı mümkündür. Ticari defterler kesin delillerdendir. Yasada delil vasfı taşıdığı takdirde aksinin yazılı veya kesin delillerle ispatı gerektiği düzenlenmiş olduğundan, yasanın ticari defterleri kesin delil olarak düzenlediği açıkça anlaşılmaktadır. Ticari defterler kesin delillerden ise de ancak HMK 222. maddedeki koşullar çerçevesinde ispat aracı olabilir. Ticari defter kayıtlarının sahibi ve halefleri lehine delil olarak kabul edilebilmesi için, diğer tarafın aynı şartlara uygun olarak tutulmuş ticari defterlerindeki kayıtların bunlara aykırı olmaması gerekir. Bir taraf kendi defterlerine delil olarak dayanmış ise karşı tarafın ticari defterlerine dayanılmamış olsa da karşı taraf defterlerinin incelenmesi zorunludur. Çünkü tarafın ticari defterleri yasada belirtildiği üzere karşı tarafın ticari defterleri ile uyumlu olduğu takdirde lehine delil olabilecektir. Karşı taraf defterleri incelenmediği takdirde dayanan tarafın kendi defterindeki kayıtların lehe delil olması mümkün değildir. (Yargıtay 15. Hukuk Dairesi., 2016/4087 Esas, 2017/261 Karar) 15. Somut dosyada, ispat yükü davacıda olmasına rağmen mahkememizce davalının ticari defterlerinin incelenmesi yönünde ara karar kurulmuştur ve inceleme yaptırılmıştır. Şunu da söylemek gerekir ki, ticari defterlerin lehe delil olmaları yukarıda da anlatıldığı üzere, bazı usuli/kanuni şartlara tabi ise de aleyhe delil olmaları bu şekilde şartlara tabi değildir. 16.Mahkememizce aşamalarda, kök rapora itirazların karşılanması için ek rapor aldırılmıştır. 17.Dosya, yetkili ve görevli olarak ele alındığında, ... tarihli celsede, denetimine elverişlilik açısından davacı vekilinden müvekkilinin tacir olup olmadığı sorulmuş ve davacı vekili cevaben müvekkilinin tacir olmadığını beyan etmiştir. 18.Ticari davalarda yani iki tarafın tacir olduğu ve dava konusunun ticari işletmeleri ile ilgili olduğu davalarda ticari defterler ile sözleşme ilişkisinin veya alacak miktarının ispatı mümkündür. Davada ise, davacı tacir olmadığı için, ticari defterle davasını ispat edemez. Ticari defter tutmamaktadır ve bu nedenle ticari defterin lehe delil olmasından bahsedilemez. 19.HMK m. 222/5 gereği; Taraflardan biri tacir olmasa dahi, tacir olan diğer tarafın ticari defterlerindeki kayıtları kabul edeceğini belirtir; ancak, karşı taraf defterlerini ibrazdan kaçınırsa, ibrazı talep eden taraf iddiasını ispat etmiş sayılır. Bu maddenin uygulanması için, tacir olmayan taraf, tacir olan karşı tarafın ticari defterlerine, delilini hasredecektir. Oysa ki somut olayda, böyle bir hasretmenin de olmadığı anlaşılmaktadır. 20.Davalının ticari defterleri de kök rapor dikkate alınırsa, lehe delil olamaz çünkü defterlerindeki kayıtların diğer tarafın kayıtları ile (usulünce tutulmuş) uyum içinde olduğu söylenemez. Zira, davacı tacir değildir ve defter tutmamaktadır. Aleyhe bir değerlendirmeye de esas alınamaz ki çünkü aleyhe kayıt zaten içermemektedir. Kök rapor davalı lehinedir. 21.Ek raporda da belirtildiği üzere; davacının bilirkişi raporunda dökümü verilen ödemelerin girişinin yapıldığı senetlerde, davacının kefil olup olmadığının, davacı tarafça ispat edilmesi gerektiği, kefil olmadığı ispat edilirse, icra takibine yapılan ödemelerin kefil sıfatı olduğu ve sorumluluğunun olduğu icra takibine konu senetlere istinaden yapılmış sayılacağının kabul edilmesi gerektiği, davacının bu senetlere istinaden borçlu olmayacağı belirtilmiştir. Bu yönde bir delil davacı tarafça sunulmamıştır. 22.Davacı taraf, bu haliyle, dosya kapsamına göre iddiasını ispat edememiştir. Ancak, dava dilekçesinde, "yemin" deliline de dayanmıştır. 23.İspat yükü altında bulunan tarafın başvurabileceği delillerden biri de yemin delilidir. Yemin, taraflardan birinin davanın çözümlenmesine etkili olan bir vakıanın doğru olup olmadığı hakkında kanunun belirlediği şekilde mahkeme (hakim) önünde beyanda bulunmasıdır. Bir başka deyişle; Yemin, taraflardan birinin davanın çözümünü ilgilendiren bir olayın doğru olup olmadığı konusunu, kanunda belirtilen usule uyarak, mahkeme önünde, kutsal sayılan değerlerle teyit eden ve kesin delil vasfı yüklenmiş sözlü açıklamalardır (03.03.2017 tarihli ve 2015/2 E., 2017/1 K. sayılı YİBK). 24. Medeni Usul Hukukumuzda yemin delili kesin delil niteliğindedir. (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu., 2015/22-2376 esas, 2019/370 karar) 25.Bir ispat vasıtası olan yeminin konusu HMK'nın 225. maddesine göre, davanın çözümü bakımından önem taşıyan, çekişmeli olan ve kişinin kendisinden kaynaklanan vakıalardır. Görüleceği üzere yemin, tarafın kendisinden kaynaklanan (ondan sadır olan) vakıalar hakkında verilebilir. 26.Mahkememizce, ... tarihli celsede, davacıya, "yemin" teklif etme hakkı hatırlatılmıştır. 27.Davacı vekili, yemin deliline dayandıklarını beyan etmiştir ve davalıya, dava konusu borcun olup olmadığı, borcun ödenip ödenmediğine yönelik yemin teklif etmiştir. 28.Davalı vekili, yemin teklifini kabul etmediklerini, yemini iade ettiklerini beyan etmiştir. 29.Davacı vekili, yemin iadesini kabul ettiklerini beyan etmiştir. 30.Bu arada söylemek gerekir ki; HMK m. 74 gereği; Açıkça yetki verilmemiş ise vekil, yemin teklif edemez, yemini kabul, iade veya reddedemez. Taraf vekillerinin vekaletnamelerinde, yemini teklif, kabul ve iade özel yetkileri mevcuttur. 31.HMK m. 232/1 gereği; Yemin, tarafa teklif olunur ve tarafça eda yahut iade olunur. ... tarihli celsede, davacı asil duruşmada hazır bulunmuştur ve yemin teklifini kabul ettiğini tekrar etmiştir. 32.Davalı vekili, ... tarihli duruşmada, her ne kadar yemin delilini kabul etmediklerini, senede karşı senetle ispat kuralı olduğunu beyan etmiş ise de ; HMK m. 227/2 gereği; Yemin teklif olunan kimse, yemini edaya hazır olduğunu bildirdikten sonra, diğer taraf teklifinden vazgeçerek başka bir delile dayanamaz ve yeni bir delil de gösteremez. Davalı vekili, ... tarihli duruşmada, yemini iade etmiştir ve davacı vekili, yemini iadeyi kabul etmiştir. Bu nedenle, davalı vekilinin, yemin delilini kabul etmediğine ilişkin beyanı usulen geçerli değildir. 33.Yine, senede karşı senetle ispat kuralının olduğuna yönelik beyanına bakıldığında, beyan ilkesel olarak doğrudur. Senet, kesin hükümden sonra gelen en önemli kesin delildir. Hukukumuzda, senet delilinin uygulanma alanı oldukça geniştir çünkü hukukumuzda, hukuki işlemler için "senetle ispat" kuralı mevcuttur. Esasen, "senetle ispat kuralı" kavramı yerine "kesin delille ispat" kuralı denilmesi daha doğrudur. Çünkü, senetle ispatı zorunlu olan bir hukuki işlem, diğer kesin delillerle de (ikrar, yemin, kesin hüküm) ispat edilebilir.(KURU, Baki; Hukuk Muhakemeleri Usulu, İstanbul 1990, C. 2, s.s. 1530-1531.) Medeni Usul Hukukumuzda yemin delili kesin delil niteliğindedir. Bu açıklamalar ışığında, senede karşı bir başka kesin delille ispat olanağı vardır ve yemin delili kesin delildir. Davalının bu yöne ilişkin itirazları yerinde değildir. 34.Tekrar dosyaya dönüldüğünde; davacı asil duruşmada yeminli olarak verdiği ifadede; "benim dava konusu yapılan icra dosyasından dolayı davalıya takip konusu yapılan ... vade tarihli ... TL bedelli ... vade tarihli ... TL bedelli ... vade tarihli, ... TL bedelli ... vade tarihli ... TL bedelli toplam ... TL bonodan dolayı borcum yoktur" şeklinde beyanda bulunmuştur. 35.Davacı beyanında ısrar etmiştir. (HMK m. 238) 36.Tüm dosya kapsamına göre, davacının davasını ispat ettiği anlaşılmakla; davanın kabulüne karar vermek gerekmiştir. 37.Davacı, dava dilekçesinde ayrıca kötüniyet tazminatı talebinde bulunmuştur. 38.2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun 72. maddesi uyarınca menfi tespit davası açan borçlunun tazminat isteme hakkı vardır. Anılan maddenin 5. fıkrası aynen; “Dava borçlu lehine hükme bağlanırsa derhal takip durur. İlamın kesinleşmesi üzerine münderecatına göre ve ayrıca hükme hacet kalmadan icra kısmen veya tamamen eski hale iade edilir. Borçluyu menfi tespit davası açmaya zorlayan takibin haksız ve kötü niyetli olduğu anlaşılırsa, talebi üzerine, borçlunun dava sebebi ile uğradığı zararın da alacaklıdan tahsiline karar verilir. Takdir edilecek zarar, haksızlığı anlaşılan takip konusu alacağın yüzde yirmisinden aşağı olamaz.” hükmünü içermektedir. Madde metninden de açıkça anlaşıldığı üzere menfi tespit davası açmak zorunda bırakılan borçlunun tazminat talep edebilmesi için gerekli koşullar; bu yönde bir talep olması, borçluya karşı icra takibi yapılmış bulunması ile takibin haksız ve kötüniyetli olmasıdır. Başka bir ifadeyle; İcra İflas Kanunu'nun 72/5. maddesi hükmüne göre, menfi tespit davasının davacı (borçlu) lehine sonuçlanması üzerine, alacak likit olsun veya olmasın, böyle bir alacağa dayalı takibin, haksız ve kötüniyetli olması halinde, istem varsa, davacı (borçlu) lehine kötüniyet tazminatına hükmedilmesi gereklidir. Takibin haksız olması tek başına yetmemekte, ayrıca kötüniyetli olması da gerekmekte olup, ispat yükü; takibin kötüniyetli olduğunu iddia eden davacı (borçlu)’nun üzerindedir. Nitekim aynı ilkeler, Hukuk Genel Kurulunun 17.03.2010 tarihli ve 2010/19-123 esas, 2010/154 karar, 07.12.2011 tarihli ve 2011/13-576 esas 2011/747 karar ve 20.03.2013 tarihli ve 2012/19-778 esas, 2013/250 sayılı kararlarında da vurgulanmıştır. 39.Somut olayda, davacının davası kabul olunmakla birlikte, takibin haksız olduğu anlaşılmıştır ancak takibin kötü niyetli olduğuna dair bir bilgi/belge/delil dosyada mevcut değildir. Bu nedenle, yasal şartları oluşmayan kötü niyet tazminatı talebinin reddine karar vermek gerekmiştir. HÜKÜM: Ayrıntısı gerekçeli kararda açıklandığı üzere; 1-Davanın KABULÜ İLE, Davacının Antalya ... İcra Dairesinin .../... esas sayılı icra dosyasından dolayı davalıya borçlu olmadığının TESPİTİNE, 2-Davacının tazminat talebinin REDDİNE, 3-Davacı tarafça başlangıçta yatırılan ... TL başvurma harcının mahsubu ile hazineye gelir kaydına, 4-Davacı tarafça başlangıçta yatırılan ... TL peşin karar harcının mahsubu ile hazineye gelir kaydına, hüküm tarihi itibariyle alınması gerekli bakiye ... TL nin davalıdan alınarak hazineye gelir kaydına, 5-492 sayılı Harçlar Kanunu'nun 28. maddesi gereğince; bakiye harcın, kararın tebliğinden itibaren bir ay içinde ödenmesi gerektiğinden, kararın tebliğinden itibaren bir ay içinde ödenmeyen harç için -kanunen belirlenen sınır göz önünde tutularak- "harç tahsil müzekkeresi" yazılmasına, bakiye karar ve ilam harcının ödenmemiş olmasının, hükmün tebliğe çıkarılmasına, takibe konulmasına ve kanun yollarına başvurulmasına engel teşkil etmeyeceğinin bu şekilde hükümde belirtilmesine, (24/5/2013 tarihli ve 6487 sayılı Kanunun 10 uncu maddesiyle bu bentte yer alan “kararın verilmesinden itibaren iki ay” ibaresi “kararın tebliğinden itibaren bir ay” şeklinde değiştirilmiştir.) 6-Davacı tarafça yatırılan ve mahsup edilen toplamda ... TL nin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, 7-Davacı tarafça dosyada yapılan ve mahkememizce uyap sisteminden kontrol edilen (denetime elverişlilik açısından, uyap ekranında harç-masraf bölümü altında tahsilat reddiyat bilgileri başlığının içeriğinde masraflar açıkça yazmaktadır) posta-tebligat-bilirkişi ücreti gideri toplamı ... TL nin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, 8-Davalı tarafça yapılan bir gider olmadığından bu konuda karar verilmesine yer olmadığına, 9-Davacı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden ... TL avukatlık ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, 10-Davacı tarafça yatan gider avansından harcanmayan kısmın hüküm kesinleştiğinde UYAP üzerinden kontrolü de sağlanarak davacı tarafa iadesine, karardan sonra tebligat ve benzeri masraflar için gider avansının kullanılması davacı tarafından istenirse tebligat ve benzeri için yapılacak masraflar düşüldükten sonra arta kalan miktarının UYAP üzerinden kontrolü sağlanarak karar kesinleştiğinde davacı tarafa iadesine, (6100 sayılı HMK m. 333) ;12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu gereğince dava açılırken mahkeme veznesine yatırılacak olan gider avansının miktarı ile avansın ödenmesine ilişkin usul ve esasları belirten, "Hukuk Muhakemeleri Kanunu Gider Avansı Tarifesi" nin, "Gider avansının kullanılmayan kısmı hükmün kesinleşmesinden sonra davacıya iade edilir. Davacı tarafından hesap numarası bildirilmiş ise iade elektronik ortamda hesaba aktarmak suretiyle yapılır. Hesap numarası bildirilmemiş ise masrafı avanstan karşılanmak suretiyle PTT merkez ve işyerleri vasıtasıyla adreste ödemeli olarak gönderilir." düzenlemesi göz önünde tutularak; her hangi bir bankaya ait hesap numarası ve/veya herhangi bir banka hesabına ait IBAN numarası verilmesi halinde taraflara ait artan gider avansının bildirdikleri hesaba aktarılmasına, 11-Kararın Hukuk Muhakemeleri Kanunu Yönetmeliği m. 58 gereği talep halinde taraflara ve/veya Teb. K. m. 11 ve Yargıtay Hukuk Genel Kurulu., 22/01/2003, 2003/1-25 E., 2003/7 K., ,Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı., 10/07/1940, 1940/7 E., 1940/75 K. nolu kararları gereği vekil ile temsil edilen tarafın vekiline tebligata çıkartılmasına,(RUHİ, Ahmet Cemal., Tebligat Hukuku., 2008, 6. Baskı, s. 127); taraflardan birisi tarafından temyiz yoluna başvurulması halinde bu hususun tebliğ isteği olarak değerlendirilerek, gerekçeli kararın tebliğe çıkarılmasına, 12-Dosya içinde mevcut Antalya ... İcra Müdürlüğünün .../... esas sayılı icra dosyasının, karar kesinleştiğinde mahalline iadesine, Dair, davacı vekili ... ve davalı vekili ...'ın yüzüne karşı kararın tebliğinden itibaren 6100 Sayılı Kanunun 345.maddesi gereğince 2 hafta içerisinde ilgili İstinaf Dairesi Başkanlığına sunulmak üzere Mahkememize verilecek dilekçe ile İstinaf yasa yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı.11/10/2019 Katip ... ¸e-imzalıdır Hakim ... ¸e-imzalıdır