İlk Derece Mahkemesi ·

İlk Derece Mahkemesi 2011/7671 E. 2012/3698 K.

Mahkeme
İlk Derece Mahkemesi
Esas No
2011/7671
Karar No
2012/3698
Karar Tarihi

T.C. ANTALYA 4. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ ESAS NO : 2018/363 Esas KARAR NO : 2019/878 DAVA : Alacak (Ticari Satımdan Kaynaklanan) DAVA TARİHİ : 11/06/2018 KARAR TARİHİ : 24/12/2019 Mahkememizde görülmekte olan Alacak (Ticari Satımdan Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ : TALEP : Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davalı şirketin alınan kamu ihalesi kapsamında ... ... İlçesinde ... ... işini üstlendiğini, bu proje kapsamına ilk etapta davalı şirket ile iletişime geçerek şantiyede kullanmış oldukları iş makinelerinin bakım ve onarım işlerini davacı şirkete yaptırdıklarını, ancak daha sonra davalı şirket aynı şantiyede aynı işlerin yapılmasını fakat bu işlerin kendilerinin ana taşeronu olarak belirttikleri ... adına sözleşme ve faturaların düzenlenmesini talep ettiğini, bu talep sonrası davacının yine aynı şantiyede davalıya ait aynı iş makinelerine bakım ve onarım hizmeti vermeye devam ettiğini, hizmet karşılığı faturaları ise ... adına düzenlemeye başladığını, yine davacının davalının istemi üzerine bu firma üzerinden davalıya ait şantiyede kullanılmak üzere ...tarihinde; ... Marka ... Model ... Şasi Numaralı ... ... Makineyi Aylık ... TL + Kdv, ... Marka ... Model ... Şasi Numaralı ... ... Makineyi Aylık ... TL + Kdv, ... Marka ... Model ... Şasi Numaralı ... Makineyi Aylık ... TL + Kdv, ... Marka ... Model ... Şasi Numaralı ... Makineyi Aylık ... TL + Kdv bedelle toplam 1 yıllık süre ile kiralama sözleşmeleri akdedildiğini, bu işlemlerden sonra ... 2017 de davalı talebi ile işlem yapılan ... faaliyetlerine fiilen son vererek çeklerini ödememeye başladığını, davacı tarafından kiralanan makinelerin şantiyelerde terk edilmiş halde bulunduğunu ve ...-.../.../... tarihlerinde makinelerin davacı tarafından geri alındığını, yine davacının davalıya ait iş makinelerine yapılan bakım ve onarım bedellerinin de ödenmediğini, dava dışı ... tarafından davacıya keşide edilen ... Şubesine ait ... keşide tarihli ... numaralı ... TL bedelli ve ... keşide tarihli ... numaralı ... TL bedelli iki adet çek verdiğini, ancak bu çekler ödenmediğni ve karşılıksız işlemi yapıldığını, akabinde dava dışı ... hakkında davacı tarafın Antalya ... İcra Müdürlüğü'nün .../... E. ve .../... E. sayılı icra takip dosyalan açıldığını, icra takibi sonucunda da alacağın halen tahsil edilemediğini, davalıdan olan cari hesap alacağı, davalının dava dışı ...’nin davacıya olan borçlarından sorumlu olduğunun kabulü ile davacının dava dışı firmadan olan bakım ve onarım hizmetinden kaynaklı faturalı alacağı, kiralanan makinelerin 2 aylık kira bedeli alacağı ve ilgili kira sözleşmelerinin 9. maddesi uyarınca kiralanan makinenin proforma fatura bedelinin %20’si oranında cezai şarta karşılık ve ödenmeyen bakım onarım ücretleri için ihtarname gönderildiğini, davalının asıl işveren ve ihale alıcısı olması nedeniyle sorumluluğun devam ettiğini belirterek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla ... TL borcun doğum tarihinden itibaren işleyecek ticari avans faizi ile birlikte tahsile karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davacı vekili ... tarihli dilekçesi ile talep sonucu ıslah ederek ... TL'nin ticari faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. CEVAP : Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; yetkili mahkemenin ... Mahkemeleri olduğunu, davalının davacı taraftan almış olduğu hizmete ilişkin düzenlenen faturalan ticari kayıtlarına da işlenip ve bedellerinin ödendiği, ödemediği hizmet bedeli var ise ancak bu husus işbu davanın konusu olabileceğini, bunun haricinde, taraf olmadığı sözleşme nedeniyle sorumlu tutulabilmesinin yasal olarak mümkün olmadığı, dava dışı bir üçüncü şahsın davacıdan hizmet almış olması, araç kiralamış olması ve cezai şart yükümlülüğü doğmuş ise söz konusu tazminatın sözleşme tarafı olan kişinin ödememesi nedeniyle tüm bu bedellerin davacıdan talep edilebileceğine dair davacı ya da dava dışı tarafla yapılmış bir sözleşme bulunmadığı gibi davacıya bu yönde verilmiş bir talimat yada taahhüt de bulunmadığını, ...'nin borçlarından ötürü davacının davalıdan alacak talep etmesinin hiç bir hukuki dayanağı bulunmadığını belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. DAVA : Dava, ödenmeyen hizmet bedeli ve taşeron firmanın borçlarının tahsili talebine ilişkin alacak davasıdır. DELİLLERİN DEĞERLENDİRMESİ: Dava, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunun 4. ve 5. maddeleri gereğince görev kurallarına; 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunun 6. vd. maddesinde belirtilen yetki kurallarına uygun olarak görevli ve yetkili Antalya Asliye Ticaret Mahkemesinde açılmıştır. Tarafların BA ve BS formları ... ve ... Vergi Dairelerinden getirtilerek dosyamıza alınmıştır. Taraflar ticari defterlerini sunmuşlar ve dosya bilirkişiye tevdi olunmuştur. Bilirkişi ...'in ... tarihli bilirkişi raporunda özetle; Davacının ibraz ettiği 2017 yılı defter kayıtlarının usulüne uygun olduğu, 6100 sayılı HMK.’nın 222, maddesi gereğince 2017 yılı defter kayıtlarının davacı lehine delil özelliği taşıdığı, Davacının davalı adına düzenlediği faturaların defterlerine kayıt ettiği, fatura toplam tutarının ... TL olduğu, davalının ibraz ettiği 2017 yılı defterlerinin E Defter olarak tutulduğu, E-Defterlerde açılış-kapanış tasdikleri yerine E Defter Beratı bulunduğu, Beratların süresinde alındığı, 2017 yılı ticari defterlerinin TTK. 64/3 maddesi gereğince açılış ve kapanış tasdiklerinin yapıldığı ve HMK. 222. Maddesine göre 2017 yılı defter kayıtlarının davalı lehine delil özelliği taşıdığı, davacının davalı adına düzenlediği faturaların davalının defterinde de kayıtlı olduğu, buna göre davacının davalıya verdiği hizmet karşılığında davalıdan ... TL alacaklı olduğunun görüldüğü, davacının defter kayıtlarına göre dava dışı ... şirketine verdiğini iddia ettiği hizmete karşılık ... TL dava dışı ... şirketinden alacaklı görüldüğü, davacının dava dışı ... şirketinden sözleşme gereği verdiğini iddia ettiği 2 aylık makine kiralama hizmetine karşılık ... TL + KDV tutarında faturaların düzenlenmediği, ve davacının bu hizmeti verdiği hususunda dosyada geçerli bir belge tespit edilemediği, Davacının davalı ile (dava dışı ... şirketine verdiği hizmetten davalının da sorumlu olacağı hususunda) bir sözleşmeye dosyada rastlanmadığı, davacı ile dava dışı ... şirketi arasındaki borç alacak ilişkisinin tespit edilebilmesi için dava dışı ... şirketinin defterlerinin incelenmesi gerektiğini belirtmiştir. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun ticari defterlerin ibrazı ve delil olması başlıklı 222. maddesinde; "(1) Mahkeme, ticari davalarda tarafların ticari defterlerinin ibrazına kendiliğinden veya taraflardan birinin talebi üzerine karar verebilir. (2) Ticari defterlerin, ticari davalarda delil olarak kabul edilebilmesi için, kanuna göre eksiksiz ve usulüne uygun olarak tutulmuş, açılış ve kapanış onayları yaptırılmış ve defter kayıtlarının birbirini doğrulamış olması şarttır. (3) İkinci fıkrada belirtilen şartlara uygun olarak tutulan ticari defter kayıtlarının sahibi ve halefleri lehine delil olarak kabul edilebilmesi için, diğer tarafın aynı şartlara uygun olarak tutulmuş ticari defterlerindeki kayıtların bunlara aykırı olmaması veya ilgili hususta hiç bir kayıt içermemesi yahut defter kayıtlarının aksinin senet veya diğer kesin delillerle ispatlanmamış olması gerekir. Bu şartlara uygun olarak tutulan defterlerdeki sahibi lehine ve aleyhine olan kayıtlar birbirinden ayrılamaz. (4) Açılış veya kapanış onayları bulunmayan ve içerdiği kayıtlar birbirini doğrulamayan ticari defter kayıtları, sahibi aleyhine delil olur. (5) Taraflardan biri tacir olmasa dahi, tacir olan diğer tarafın ticari defterlerindeki kayıtları kabul edeceğini belirtir; ancak, karşı taraf defterlerini ibrazdan kaçınırsa, ibrazı talep eden taraf iddiasını ispat etmiş sayılır." şeklinde düzenlenmiştir. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunun 94. maddesinde; "Sözleşme veya ticari teamül uyarınca, belirli hesap devreleri sonunda devre hesabı kapatılır ve alacak ile borç kalemleri arasındaki fark belirlenir. (2) Hesap devresi hakkında sözleşme veya ticari teamül yoksa, her takvim yılının son günü taraflarca hesabın kapatılması günü olarak kabul edilmiş sayılır. Saptanan artan tutarı gösteren cetveli alan taraf, aldığı tarihten itibaren bir ay içinde, noter aracılığıyla, taahhütlü mektupla, telgrafla veya güvenli elektronik imza içeren bir yazıyla itirazda bulunmamışsa, bakiyeyi kabul etmiş sayılır." demek suretiyle tacirler arasındaki cari hesap ilişkisinde, hesap devrelerinde alacak-borç ilişkisinin ne şekilde hesaplanacağı ve karşı tarafa nasıl bildirileceği ve itiraz usulü düzenlenmiştir. Yargıtay 13. Hukuk Dairesi'nin 23/02/2012 tarih 2011/7671E. 2012/3698K. sayılı kararında; "...Ayrıca defterlerin kapsamı sahibi lehine ya da aleyhine delil olur. Ancak ticari defterlere kaydolunmayan konunun delil olacağına ilişkin yasal bir düzenleme bulunmamaktadır..." denilmiştir. Yargıtay 19. Hukuk Dairesi'nin 03/12/2012 tarih 2012/11898E. 2012/18322K. sayılı kararında; "...Usulüne uygun tutulmuş ticari defterler sahibi lehine delil teşkil eder. Ancak, bunun için ticari defterlerdeki kayıtların dayanak belgelerle doğrulanması gerekir. Davalının ticari defterlerindeki, ödeme kaydını doğrulayan deliller ve dayanak belgeler sunulmadığından ... TL ödeme haricindeki diğer ödemeler kanıtlanamamıştır..." denilmiştir. Yargıtay, ticari işlerden dolayı tacirler arasında çıkan uyuşmazlıklarda ticari defterlerin 6762 sayılı TTK m. 82 vd. maddelerinde düzenlenen şartlar çerçevesinde yasal delil olarak kabul edileceği, 6762 sayılı TTK m.84’ de öngörülen koşulların oluşması halinde defterlerin sahibi lehinde, 6762 sayılı TTK m. 86’da öngörülen koşulların oluşması halinde de ticari defterlerin sahibi aleyhinde kesin delil oluşturacağını tebarüz ettirmiştir (Yargıtay 15. Hukuk Dairesinin 2004/1943E. 2004/5463K. sayılı kararı, nakleden, Ceyhun, Deniz; Ticari Defterlerin Delil Olma Niteliği, Ankara 2017, s. 98 vd.). Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 12/05/2010 tarih 2010/13-246E. 2010/267K. sayılı kararında, "...Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; davacı yanca taraflar arasında satım ilişkisi olup, malların teslim edilmesine karşın bedelinin ödenmediği iddiasına dayanılmış olmasına göre davalı tarafın “malların alınmadığı”, “bedelin ödendiği” savunmalarından hangisine dayandığı, bedelin ödendiği savunmasının varlığının kabulü halinde, ispat yükünün hangi tarafa düştüğü, varılacak sonuca göre davalıya yemin deliline dayanma hakkının hatırlatılmasının gerekip gerekmediği noktalarında toplanmaktadır. Öncelikle belirtilmelidir ki, 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu(TTK)’nun 23. maddesi uyarınca bir faturayı alan kimse aldığı tarihten itibaren sekiz gün içinde münderecatı hakkında bir itirazda bulunmamışsa münderecatını kabul etmiş sayılır. Öte yandan, ticari defterlerin ispat kuvvetini düzenleyen “Kati Delil” kenar başlıklı TTK. nun 82. maddesindeki hüküm, kenar başlığı ile birlikte değerlendirildiğinde ve aynı Kanun’un 1474. maddesi uyarınca kenar başlıklarının metne dahil bulunduğu da gözetildiğinde; ticari işlerden dolayı tacirler arasında çıkan uyuşmazlıklarda ticari defterlerin (maddede gösterilen koşulların mevcut olması kaydıyla) kesin delil niteliğinde bulunduğunun kabulü gerekir. Anılan Kanunun 69. ve devamı maddeleri uyarınca da defterlerini yöntemince tasdik ettirmeyen tacirin bu gibi defterleri lehine delil olamaz. Ancak kanuna uygun olarak veya olmayarak tutulmuş olan ticari defterlerin münderecatı, sahibi ve halefleri aleyhinde delil sayılır. Somut olay açıklanan mevzuat kapsamında değerlendirildiğinde; Davacı/alacaklının faturaya dayalı alacağını takip konusu yaptığı, davalı borçlunun ise savunmasını faturada gösterilen malları almadığına dayandırıp, bedellerinin ödendiğine ilişkin herhangi bir iddia ya da savunma getirmediği; takip talebine konu faturaların delil olarak dayanılan taraf defterlerinde kayıtlı olduğu, ancak her iki taraf defterlerinin de kanunen aranan usullere uygun tutulmadığı dosya kapsamı ile belirgindir. Yukarıda açıklandığı üzere, kesin delil niteliği taşıyan tarafların ticari defterleri; usulünce tutulmaları halinde taraflar lehine, usulsüz tutulmaları halinde ise usulsüz tutan taraf aleyhine delil teşkil edecektir. Hal böyle olunca, davalının satın almadığını iddia ettiği mallara ilişkin faturalara yasal sürede itiraz etmemiş; yöntemince tasdik ettirmediği ticari defterlerine de bu faturaları kaydetmiş olmasına göre, davacının dayanağı faturalarda yer alan malların davalı tarafından satın alındığının kabulü gerekir. Diğer bir anlatımla, davalının, usulüne uygun tutulmamış defterleri kendisi aleyhine delil teşkil ettiğinden ve bu defterlerde takip dayanağı faturalar kayıtlı olduğundan, artık bu faturadaki malları satın almadığı yolundaki savunmasının dinlenmesine olanak bulunmamaktadır. Davalının cevap dilekçesi içeriğinde ve aşamalardaki savunmalarında, sadece takip dayanağı faturaya konu malları satın almadığını ileri sürdüğü, herhangi bir şekilde ödeme iddiasında bulunmadığı açıktır. Davalı ödeme iddiasında bulunmadığına göre, olmayan bir iddianın ispatına yönelik olarak yemin yöneltme hakkı bulunduğunun hatırlatılmasına, yemin delili ve ispat yükü ile ilgili tartışmalara girilmesine de gerek bulunmamaktadır..." denilmiştir. Yargıtay 23. Hukuk Dairesi'nin 22/01/2016 tarih 2015/3319E. 2016/314K. sayılı kararında; "...Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu'nun 27.06.2003 tarih ve 2001/1 E., 2003/1 K. sayılı ilamında da açıklandığı üzere; Bir faturayı alan kişi aldığı tarihten itibaren sekiz gün içinde faturanın içerdiği bilgilere itiraz etme hakkına sahiptir. Aksi taktirde faturanın içeriğini kabul etmiş sayılır. (Fatura ve dava tarihinde yürürlükte olan 6762 sayılı TTK'nın m. 23/2.) Bu hüküm, fatura içeriğinden kabul edilen hususlara ilişkin olarak, faturayı düzenleyenin lehine; adına fatura düzenlenenin aleyhine bir karine getirmektedir. Bu karine, faturanın ispat gücüne yönelik bir düzenlemeyi ortaya koymaktadır. Diğer anlatımla, fatura, düzenleyen aleyhine delil olduğu gibi, kendisi faturayı düzenlemediği halde tebliğinden itibaren sekiz gün içinde itiraz etmeyen aleyhine de delil olabilecektir. Faturanın adına tanzim edilen aleyhine ispat vasıtası olması, yani, faturayı alan kişinin fatura kendinden sadır olmamakla birlikte aleyhine delil teşkil etmesi TTK'nın 23. maddesinin 2. fıkrasında düzenlenen ve yukarıda ayrıntısı açıklanan bu karineden kaynaklanmaktadır. İşin bedeli sözleşme kurulurken kararlaştırılmış olup, fatura ise bu aşama ile ilgili değil, ifa safhası ile ilgili bir belgedir. Fatura öncesinde taraflar arasında borç doğurucu hukuki ilişkinin bulunması, faturanın da bu ilişki nedeniyle düzenlenmiş olması gerekir. Faturayı alan (faturayı defterlerine kaydetmemesi koşulu ile) akdi ilişkiyi inkâr ettiğinde, faturayı gönderenin önce akdi ilişkiyi kanıtlaması gerekir. Fatura, sözleşmenin kurulması safhasıyla ilgili olmayıp ifasına ilişkin olduğundan öncelikle temel bir borç ilişkisinin bulunması gerekir. 6762 sayılı TTK'nın 23. maddesinin 2. fıkrasındaki karine aksi ispat edilebilen adi bir karinedir. 2. fıkra gereği sekiz gün içinde faturaya itiraz edilmesi durumunda fatura içeriğinin doğru olduğunu faturayı düzenleyen tacirin ispat etmesi gerekir. Taraflar arasında bu tür bir sözleşme ilişkisi yoksa, düzenlenen belge fatura değildir. Bu belge belki icap olarak kabul edilebilir ki, buna itiraz edilmemesi, anılan 23/2. madde hükmü anlamında sonuç doğurmaz. Öte yandan, sadece faturanın tebliğ edilmiş olması akdi ilişkinin varlığını ispatlamaz. Karşı tarafın akdi ilişkiyi inkâr etmesi halinde tacir, öncelikle akdi ilişkiyi başkaca delillerle ispatlamalıdır. Akdi ilişkinin ispatlanamaması halinde faturanın anılan fonksiyonundan yararlanma imkânı yoktur. Faturanın ispat aracı olması, ancak niteliği gereği faturaya geçirilmesi gereken bilgiler (olağan içerik) hakkında geçerlidir. Sözleşmenin ifa safhasıyla ilgili olarak düzenlenen faturanın şekli ve kapsamının ne olması gerektiği konusunda, Türk Ticaret Kanunu'nda özel bir hüküm bulunmamakta, anılan Yasa'nın 23. maddesinde neyi ifade ettiği açıklanmaksızın faturanın içeriğinden söz edilmektedir. Faturanın zorunlu içeriği ve şekil şartlarına ilişkin ayrıntılı düzenleme Vergi Usul Kanunu'nda yer almaktadır. Faturanın olağan içeriği, akdin ifası ile ilgili hususlarla sınırlıdır (VUK'nın m. 230). Dolayısıyla, faturanın içeriği, faturanın bu temel niteliğine uygun olmadığı takdirde, sekiz günlük itiraz süresinin geçirilmesi bu hususları yazılı delil haline getirmez. Faturaya itiraz, faturanın teslim alındığı tarihten itibaren sekiz gün içinde yapılmalıdır. İtirazın sekiz gün içinde karşı tarafa varması şart değildir. Sekiz günlük süre, hak düşürücü süre veya zamanaşımı süresi değildir. Sadece ispat yükünün yer değiştirmesi açısından önem taşır. Sekiz günlük süre içinde itiraz edildiği taktirde, fatura içeriğinin sözleşmeye uygun olduğunu ispat külfeti faturayı veren tarafa ait iken, sekiz günlük sürenin geçmesinden sonra itiraz edilmesi halinde, fatura içeriğinin sözleşmeye uygun olmadığını ispat külfeti faturayı alan tarafa ait olur. Faturayı alan her türlü delille bu külfeti yerine getirebilir. (Geniş bilgi için Bkz: Prof. Dr. Sami Karahan, Ticari İşletme Hukuku, 23. Baskı, Eylül 2012, Konya; Sh 111 vd.) Faturanın tebliği şekle bağlı değildir, yazılı veya sözlü herhangi bir şekilde yapılabilir. Muhatap hazır ise kendisine elden verilmesi, değil ise herhangi bir şekilde gönderilmesi mümkündür. Ancak, uyuşmazlık halinde ispat kolaylığı açısından, fatura tebliğinin noter aracılığıyla ya da imza karşılığı elden tebliğ yolu ile ya da telgraf, teleks yolu ile veya PTT aracılığıyla ya da faks çekilmesi yahut güvenli elektronik imza ile elektronik posta gönderilmesi şeklinde yapılması uygundur. Faturaların borçluya tebliğ edilip edilmediği, itiraza uğrayıp uğramadığı belirlenmeli, faturaların tebliğ edilmiş ve 8 günlük itiraz süresi içerisinde itiraz edilmemiş olduğunun tespiti halinde faturaların içeriğinin sözleşmeye uygun olduğunun alacaklı tarafça kanıtlanmış olduğu ve sadece fatura içeriğinin kesinleştiği, bunun aksinin yani faturaların içeriğinin sözleşmeye uygun olmadığının ve kesinleşmediğinin kanıt yükünün bu kez borçluya geçtiği kabul edilmelidir. Faturaların tebliğ edildiğinin alacaklı tarafça kanıtlanamaması ya da kanıtlanıp da süresinde iade edildiğinin borçlu tarafça kanıtlanması halinde, borçlu taraf alacaklının hizmet vermediğini savunmakta ise, faturaya konu hizmetin verildiğinin alacaklı tarafça kanıtlanması; borçlunun faturaları tebliğ alıp süresinden sonra iade etmesi halinde de faturanın alacaklı tarafça gönderilmesi şeklindeki icabı, borçlunun (faturayı defterine kaydetmemek ve hizmet almadığını savunmak suretiyle), kabul etmemesi ya da borçlunun faturayı kendi defterine kaydetmekle birlikte süresinde itiraz ve iade etmesi halinde hizmetin verildiğini yine alacaklının kanıtlaması gerekeceğinden, bu doğrultuda alacaklının delillerinin toplanıp değerlendirilmesi, şayet borçlunun faturaları kendi defterlerine kaydetmesi (faturaları deftere kayıt öncesinde ya da sonrasında süresi geçtikten sonra itiraz ve iade etmiş olması) halinde alacaklının (hizmet vermiş olsun ya da olmasın) HMK'nın 222. (6762 sayılı TTK'nın 84. ve 85.) maddesi uyarınca alacağını ispatladığının kabul edilmesi gerektiği gözetilmelidir. Somut olayda, asıl davada, davalı tarafça, asıl davaya konu faturalar ile karşı davaya konu ettiği, taraflar arasındaki ticari ilişkinin başlangıcından itibaren düzenlenen faturaların, ticari defterlerine kaydedildiği, davalı tarafın, süresinde faturalara itiraz ettiğine ya da faturaları iade ettiğine dair delil ve belge ileri sürülmediği dikkate alındığında, asıl davada davacının faturalara dayalı alacağının varlığını HMK'nın 222. maddesi uyarınca ispatlamış olduğunun kabulü gerekir..." denilmiştir. Yargıtay 15. Hukuk Dairesi'nin 26/09/2018 tarih 2018/2696E. 2018/3431K. sayılı kararında; "...ticari davalarda, yani iki tarafın tacir olduğu ve dava konusunun ticari işletmeleri ile ilgili olduğu davalarda, ticari defterler ile sözleşme ilişkisinin veya alacak miktarının ispatı mümkündür. Ticari defterler kesin delillerdendir. Yasa'da delil vasfı taşıdığı takdirde aksinin yazılı veya kesin delillerle ispatı gerektiği düzenlenmiş olduğundan, yasanın ticari defterleri kesin delil olarak düzenlediği açıkça anlaşılmaktadır..." denilmiştir. Sözleşmelerin nispiliği ilkesi gereği sözleşme, kural olarak o sözleşmede taraf olanları bağlar. Sözleşmeden kaynaklanan uyuşmazlıklarda davanın tarafları da sözleşmenin taraflarıdır (Yargıtay 15. Hukuk Dairesi'nin 04/12/2018 tarih 2018/3950E. 2018/4853K. sayılı kararı). Yargıtay 19. Hukuk Dairesi'nin 27/11/2018 tarih 2018/638E. 2018/6119K. sayılı kararında; "...Mahkemece, yapılan yargılama ve toplanan delillere göre, davalının dava dışı ... şirketinden doğmuş veya doğacak alacağını ipotekle teminatlandırmasının önüne geçmek maksadıyla, hileli olarak davacı ... ... şirketinin borçları için davacı gerçek kişinin teminat vermesinin sağlandığı, gerek öğreti gerekse yargı kararlarında benimsenen tüzel kişilik perdesinin kaldırılması teorisi kapsamında, davacının dava dışı ... ... şirketten farklı bir tüzel kişilik olduğundan onun borcundan sorumlu olmayacağına ve ipoteğin sadece kendi tüzel kişiliğinin borçları için kurulduğuna yönelik iddiasının dinlenemeyeceği, dava dışı ... ... şirketinin davalıya olan borçlarından dolayı davacı şirketin sorumlu olduğu, bu kapsamda davalı şirket lehine davacı şirketle yapılan hukuki işlemle üçüncü kişi tarafından verilmiş ipoteğin de bu borçları temin ettiğinin kabulü gerektiği, bu sorumluluğun haksız fiil temeline dayanması nedeniyle tapuda resmi şekil şartının buna engel olamayacağı,davanın kanıtlanamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, hüküm taraf vekilleri tarafından temyiz edilmiştir. Dosya kapsamındaki bilgi ve belgelerden, davalı şirket ile dava dışı ... arasında ticari ilişki devam ederken ... tarihinde davacı ...’nin kurulduğu, kuruluşundan iki gün sonra ... tarihinde davacı ...’nın taşınmazı üzerinde davacı ...’nin davalı şirkete olan borçlarının teminatı olarak üst sınır ipoteğinin tesis edilmiş olduğu ve davacı ... ile davalı şirket arasında herhangi bir ticari ilişkinin olmadığı anlaşılmıştır. Davalı şirketin ipotek tesis tarihinden önce dava dışı ... ile ticari ilişkisinin devam ettiği ve ipotek tarihinde davacı ...’nin ayrı bir tüzel kişilik olduğunu bilerek bu şirket ile yapılacak ticari ilişkinin teminatı olarak ipotek tesis edildiğini basiretli bir tacir olarak bilebilecek durumda olduğundan, mahkemece somut olayda uygulama yeri bulunmayan tüzel kişilik perdesinin aralanması ve haksız fiil hukuki nedenine dayanarak dava dışı ...’nin davalıya olan borçlarından dolayı ipotek borçlususunun ve davacı ...’nin sorumlu olduğunun kabulüne yönelik yanılgılı şekilde karar verilmesi doğru olmamıştır..." denilmiştir. Davamıza gelince, davacı ödenmeyen hizmet bedeli ve taşeron firmanın borçlarının tahsili istemi ile dava açmıştır. Taraflar ticari defterlerini sunmuşlar ve bilirkişi marifetiyle ticari defterler incelenmiştir. Gerek davacının gerekse davalının ticari defterlerine göre davacının davalıdan ... TL ... tarihi itibari ile alacağı bulunmaktadır. Ticari defterlerinin sahibi aleyhine de delil teşkil edeceğinden; davacının davalıdan ... TL ... tarihi itibari ile alacağı bulunduğu; fakat davalının ... tarihinde banka kanalıyla ... TL ödeme yapmış olması sebebi ile bu miktar düşüldükten sonra davacının bakiye ... TL alacaklı bulunduğu anlaşılmaktadır. Davalının faturalara yasal sürede itiraz etmemiş; yöntemince tasdik ettirdiği ticari defterlerine de bu faturaları kaydetmiş olmasına göre, davacının faturalarda yer alan hizmetlerin davalı tarafından alındığının kabulü gerekir. Diğer bir anlatımla, davalının, usulüne uygun tutulmuş defterleri kendisi aleyhine delil teşkil ettiğinden ve bu defterlerde dava konusu faturalar kayıtlı olduğundan, artık bu faturadaki hizmetleri almadığı/ödemelerin yapılmış yolundaki savunmasının dinlenmesine olanak bulunmamaktadır. Ticari davalarda, yani iki tarafın tacir olduğu ve dava konusunun ticari işletmeleri ile ilgili olduğu davalarda, ticari defterler ile sözleşme ilişkisinin veya alacak miktarının ispatı mümkün olması, ticari defterler kesin delillerden olması nedeniyle davacının davalıdan ... TL alacaklı bulunduğu sonucuna varılmalıdır. Bunun dışında davacının taşerona verilen hizmetlerin davalıdan istenilmesine ilişkin taleplerine gelince; sözleşmelerin nispiliği ilkesi gereği sözleşme, kural olarak o sözleşmede taraf olanları bağlar. Sözleşmeden kaynaklanan uyuşmazlıklarda davanın tarafları da sözleşmenin taraflarıdır. Davacının dava dışı ...'ne varsa vermiş olduğu ve bedelini tahsil edemediği hizmetlerin bedelini, hizmet sözlemesinin tarafı olan ...'den talep edilebileceği, sözleşmenin tarafı olmayan ve başkaca şekillerde borcu üstlenmeyeden davalıdan talepte bulunulması mümkün olması nedeniyle buna ilişkin taleplerin reddine; sonuç olarak davanın kısmen kabul ve kısmen reddine karar verilmesi gerekmiş ve aşağıdaki gibi hüküm kurulmuştur. HÜKÜM : Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1. Davacının davasının KISMEN KABULÜNE, KISMEN REDDİNE, 2. ... TL nin ihtarnamenin tebliğ tarihi olan ... tarihinden itibaren işleyecek ticari faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, 3. Fazlaya ilişkin taleplerin REDDİNE, 4. 492 sayılı Harçlar Kanunu gereğince hesaplanan ... TL karar ve ilam harcından peşin alınan ... TL mahsubu ile bakiye ... TL'nin davalıdan alınarak hazineye gelir kaydına, 5. Davacı tarafından yatırılan ... TL harcın davalıdan alınarak davacıya verilmesine; davacı tarafından yapılan ... TL posta, tebligat ve bilirkişi ücretinin kabul ve ret oranları nazara alınarak takdiren ... TL'sinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, bakiye kısmın davacı üzerinde bırakılmasına, 6. Davalı tarafından yapılan ... TL yargılama giderinin kabul ve ret oranları nazara alınarak ... TL'sinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, bakiye kısmın davalı üzerinde bırakılmasına, 7. Davacı kendisini vekille temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan A.A.Ü.T gereğince hesap ve taktir olunan ... TL vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, 8. Davalı kendisini vekille temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan A.A.Ü.T gereğince hesap ve taktir olunan ... TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, 9. Kararın kesinleşmesine müteakip davacının ve davalının yatırdığı yargılama giderinin artması durumunda giderleri yatıran davacıya ve davalıya iadesine, Dair, davacı vekili ve davalı vekilinin yüzüne karşı kararın tebliğinden itibaren 6100 sayılı kanunun 345. maddesi gereğince 2 hafta içerisinde ilgili İstinaf Dairesi Başkanlığına sunulmak üzere Mahkememize verilecek dilekçe ile İstinaf yasa yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı. 24/12/2019 Katip ... ¸e-imzalıdır Hakim ... ¸e-imzalıdır

Atıf: İlk Derece Mahkemesi undefined, E. 2011/7671, K. 2012/3698, T. 27.06.2003, www.arakarar.com/karar/ilk-derece-karar-2011-7671-e-2012-3698-k-099a2c25ac19