İlk Derece Mahkemesi ·
İlk Derece Mahkemesi 2011/13478 E. 2020/639 K.
- Mahkeme
- İlk Derece Mahkemesi
- Esas No
- 2011/13478
- Karar No
- 2020/639
- Karar Tarihi
T.C. BAKIRKÖY 3. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ ESAS NO : 2022/824 KARAR NO : 2024/217 DAVA : Tazminat (Haksız Rekabetten Kaynaklanan) DAVA TARİHİ : 20/09/2022 KARAR TARİHİ : 29/02/2024 GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 01/04/2024 Mahkememizde görülmekte olan Tazminat (Haksız Rekabetten Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: İDDİA: Davacı vekili Bakırköy nöbetçi Asliye Ticaret Mahkemesine vermiş olduğu 20/09/2022 harçlandırma tarihli dava dilekçesinde ; Davacı ... Sanayi ve Ticaret A.Ş.'nin %20 payına sahip olan davalı ...'ın 08.10.2021 tarihinde yapılan pay devir sözleşmesi ile mevcut paylarını müvekkil şirketin hakim ortağı olan dava dışı ....'a devrederek ortaklıktan ayrıldığını, davalı ortağın; müvekkili şirkette pay sahibi olmasının yanı sıra uzun yıllardan beri de müvekkil şirketin satıştan sorumlu müdürü olarak görev yaptığını, davalı ortağın uzun yıllardır müvekkil şirkette satış müdürlüğü yapmasından ötürü de müvekkili şirketin bu zamana kadar binbir titizlik, saygınlık ve büyük bir yatırım ağı sonucu oluşturmuş olduğu müşteri portföyünü ve bu kapsamda şirketin satış politikasına ilişkin birçok ticari sıra vakıf olduğunu, davalının ileride müvekkili şirketle aynı alanda rekabet etmeyeceğini taahhüt ederek müvekkiline payını sattığını, davalının bu iradesini göstermek ve davacı müvekkili şirketin hâkim ortağını ikna etmek için farklı bir sektörde iş yaşamına devam edeceğini belirttiğini ve rekabet etmeyeceğine ilişkin taahhütname düzenleyerek ve imzalayarak müvekkiline verdiğini, 08.10.2021 tarihli TAAHHÜTNAME “ye göre; davalı ortağın 08.10.2021 tarihine kadar üvekkili şirketin müşterisi olmuş kişilerle iş ilişkisi, danışmanlık veya dışarıdan hizmet sağlamak suretiyle hiçbir hal ve şartta ve hiçbir ad altında hizmet vermeyeceğini ve başka bir türden menfaat ilişkisine girişmeyeceğini, rekabet yasağının ihlali halinde ise 200.000,00 TL'lik pay devir bedelinin 20 katına kadar ceza-i şart tazminatı talep edilebileceğini kabul, beyan ve taahhüt ettiğini, üzerinde önemle durulması gereken en önemli hususun söz konusu taahhütname anlaşması ile davalı ortağa sadece 08.10.2021 tarihine kadar müvekkili şirketin Müşterisi olmuş kişiler ve aynı faaliyet alanı ile sınırlı olmak üzere bir rekabet kısıtlaması getirildiğini olduğunu, davalının müvekkili şirketteki paylarını devir ettikten ve taahhütnameyi imzaladıktan hemen sonra 04.11.2021 tarihinde, su pompaları ticareti ile hiçbir ilgisi olmayan ve bu sektörde herhangi bir tecrübesi dahi bulunmayan kayın biraderi ....'ya .... Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti. ünvanlı 2 numaralı davalı şirketi kurdurttuğunu, davalının kayın biraderi ....'ya kurdurmuş olduğu 2 numaralı davalı şirketin faaliyet alanının müvekkili şirketin faaliyet alanı ile birebir aynı olduğunu, 2 numaralı davalı şirketin ilan edilen şirket esas sözleşmesine göre faaliyet ve iştigal alanı müvekkil şirketin yıllardır faaliyet gösterdiği kara, su ve deniz motorları, elektrik motorları, su pompaları ve bunlara ait yedek parça ve teferruatı ithalat ihracat ve ticaretini yapmak olduğunu, davalının müvekkili şirket ortaklığından ve satış müdürü görevinden ayrıldıktan sadece 26 gün sonra; kendisinin imzaladığı taahhütname uyarınca ayrılmış olduğu şirket ile aynı alanda faaliyet gösteren bir şirkette ortak ya da yönetici olması yasaklandığından bu sefer kayın biraderi ....'nın kurmuş olduğu 2 numaralı davalı şirketin tüzel kişiliğinin arkasına gizlenerek haksız eylemleri ile müvekkili şirkete zarar vermeye başladığını, müvekkil şirketin müşterileri ve satış politikalarını, müvekkil şirketin satmış olduğu ürünlerin alış ve satış fiyatlarını çok iyi bilen davalının müvekkili şirketin müşterileri ile iletişime geçerek artık 2 numaralı davalı şirkette satış müdürü olarak çalışmaya başladığını, aynı kalite ürünleri müvekkili şirketten daha düşük fiyatlara satabileceği yönünde görüşmelerde bulunarak fiyat teklifleri sunduğunu, Davalının müvekkili şirketin uzun yıllardır müşterisi olan ... İnşaata ulaşarak 2 numaralı davalı şirketin satış müdürü sıfatıyla ve kartvizitli bir şekilde fiyat teklifi gönderdiğini, yine müvekkili şirketin yıllardır müşterisi olan dava dışı .... Sistemleri şirketinden fiyat teklifleri istediğini, 1 numaralı davalının 2 numaralı şirket çatısı altında müvekkili şirketin yıllardır ve hali hazırda dahi müşterisi olan Azeri müşterisi ... şirketine de ulaşarak fiyat teklifi sunduğunu ve sözleşme imzaladığını, bununla da yetinmeyen davalının .... şirketinin talep ettiği bir başka ürünü müvekkili şirket ile yine bire bir aynı alanda faaliyet gösteren dava dışı ...Sanayi ve Ticaret Anonim Şirketi adına fiyat teklifi vererek temin etmeye çalıştığını, 1 numaralı davalının haksız ve hukuka aykırı girişimleri sonucu Dava dışı ..... A.Ş ile müvekkil şirketin yıllardır müşterisi olan ... şirketi arasında imzalanan ek sözleşme metnini ve proforma fatura örneklerini dilekçe ekinde sunduklarını, | numaralı davalının fiyat teklifleri sunduğu ve sözleşmeler akdettiği müşterilerin müvekkili şirketin yıllardır çalışmakta olduğu müşterileri olduğunu, müvekkilinin Beyoğlu .... Noterliği” nin 10.11.2021 tarih ve ... yevmiye numaralı ihtamamesi ile; davalının eylemlerinin haksız rekabet ve rekabet etmeme yükümlülüğüne aykırılık teşkil ettiği, ihtamamenin tebliğ edildiği tarihten itibaren haksız rekabet teşkil eden davranışlara derhal son vermesi, müvekkili şirketin müşterileri ile herhangi bir gerçek ve/veya tüzel kişi üzerinden hangi sıfatla olursa olsun ticari ilişki kurmaya çalışıldığının tespit edilmesi halinde müvekkil şirketin 08.10.2021 tarihli Rekabet Yasağı Anlaşmasında yazılı ceza-i şart tazminatı alacağının ve bu tutarı aşan her tür zararının tazmini için hukuki yollara başvurmak zorunda kalacağı davalıya ihtaren bildirildiğini, davalının haksız eylemelerine son vermediğini, Ticari faaliyetin her türlü kötüye kullanımı haksız rekabet olarak kabul tanımlamakta ve TTK m. 54/2 “Rakipler arasında veya tedarik edenlerle müşteriler arasındaki ilişkileri etkileyen aldatıcı veya dürüstlük kuralına diğer şekillerdeki aykırı davranışlar ile ticari uygulamalar haksız ve hukuka aykırıdır.” yönündeki hükmü uyarınca da yasaklandığını, 1 numaralı davalının kötü niyetli bir şekilde sırf haksız rekabette bulunmak için kurulan 2 numaralı davalı 1 şirketle birlikte hareket etmek suretiyle; özellikle | numaralı davalı ortağın müvekkili şirkette çalıştığı dönem boyunca öğrendiği ve vakıf olduğu satış politikası, ürünlerin alış-satış fiyatı, müşteri çevresi ve iletişim bilgilerini haksız ve hukuka aykırı bir biçimde kullanmakta ve müvekkil şirketin müşterileri ele geçirmeye çalıştığını, davalının müvekkili şirketin müşterileri ile ticari iş ilişkisine girmeyeceği hususu belirtilm taahütname'de; “ müvekkil şirketin 08.10.2021 tarihine kadar müşterisi olmuş kişilerle iş ilişkisi, danışmanlık veya dışarıdan hizmet sağlamak suretiyle hiçbir hal ve şartta ve hiçbir ad altında hizmet vermeyeceğini ve başka bir türden menfaat ilişkisine girişmeyeceğini” şeklinde özellikle ve açıkça yer verildiğini, neticede; Davalılar tarafından yapılan haksız rekabete son verilmesine ve davacı şirketin müşterileri ile ilişki kurulmaması hususunda ihtiyati tedbir kararı verilmesine, haksız rekabete dayalı tazminat taleplerinin kabulüne karar verilerek, Sayın Mahkemenizce müvekkil şirketin uğramış olduğu zararın tespit edilip hukuka aykırı eylemlerin gerçekleştiği tarihten itibaren ticari işlerde uygulanan TCMB Kısa Vadeli Avans Faiz oranı üzerinden hesaplanacak faizi ile birlikte 150.000,00.-TL maddi ve 50.000,00.-TL manevi tazminatın davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline, 1 numaralı davalı ...'ın taahhüdü ihlal etmesi sebebiyle 400.000,00 TL cezai şartın ticari işlerde uygulanan TCMB Kısa Vadeli Avans Faiz oranı üzerinden hesaplanacak faizi ile birlikte sadece ...'dan tahsil edilerek müvekkil şirkete ödenmesine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalı yana yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. SAVUNMA: Davalılar vekili mahkememize sunmuş olduğu 16/03/2023 tarihli cevap dilekçesinde özetle ; Müvekkillerinden, ...'ın davacı (eski ismi; ... San. Ve Tic. A.Ş.)nin hakim ortağı olan .... ile 12 yıl süren bir iş ilişkisi mevcut olup, müvekkilinin o dönem ...'a ait olan ...San. Tic. A. Ş. de Satış Mühendisi/Satış Müdürü olarak çalıştığını, Sonraki süreçte davacı şirketin konkordato ilan ettiğini, akabinde eski şirketin tüm müşteri portföyü, bilgileri vs. nin aktarıldığı yani eski şirketin devamının yeni bir isimle .... San Ve Tic A.Ş. şirketi kurulduğunu, müvekkillerinden ...”ın ...San. Tic. A. Ş. Den hak ettiği işçilik tazminatlarını talep ettiğinde, hakim ortak olan .... şiddetle karşı çıkarak müvekkili ile kavga ettiğini ve müvekkilinin alacaklarını ödememek için direndi, alacaklarına karşılık akrabaları üzerine yeni kurduğu ama perde arkasında önceki şirketin , bir süre sonra müvekkili ile yine çalışmak istediğini söyleyerek, müvekkilinin devamı olan .... San. Ve Tic. A.Ş. nin %20 hissesini vererek 2018 tarihinde müvekkilini ortak yaptığını, her ne kadar .......A.Ş. Kurulmuş ve eski portföy ile işine devam etmiş olsa da .....'ın bu süreçte ..... San. Tic. Ltd. Şti. başkanı olduğu ve eski ismi; ..... San. Ve Tic. A.Ş. Olan davacı şirket ile aynı işi yapan, aynı sektöre hizmet veren başka bir şirketle haksız rekabet oluşturduğunu, rekabet yasağı öngören düzenlemelerin, genel olarak şirketin iş sırları, çalışma yöntemi, yönetimi ve işleyişi, müşteri çevresi ve iş potansiyeli ile ilgili önemli bilgilere sahip yönetici veya ortakların, sıfatları dolayısı ile edindikleri bilgileri şirket aleyhine kullanarak kendileri veya üçüncü kişilere yarar sağlamalarını, menfaatlerin çatışması halinde kendi menfaatlerini tercih etmelerini ve böylece şirkete zarar vermelerini önlemeye yönelik düzenlemeler olduğunu, TTK'nın rekabet yasağı başlıklı 396. maddesine göre: “(1) Yönetim kurulu üyelerinden biri, genel kurulun iznini almaksızın, şirketin işletme konusuna giren ticari iş türünden bir işlemi kendi veya başkası hesabına yapamayacağı gibi, aynı tür ticari işlerle uğraşan bir şirkete sorumluluğu sınırsız ortak sıfatıyla da giremez" dendiğini, davacının hakim ortağının, henüz müvekkili de davacı şirket ortağı ve çalışanı olduğu dönemde bu kuralı ve yasayı ihlal ederek, müvekkilinin haklarının, maddi çıkarlarının zarara uğramasına sebep olduğunu, müvekkilinin ortağı olduğu şirkette yaşanan hukuka aykırı bu durumun bazı huzursuzlukları da beraberinde getirdiğini ve müvekkili rahatsız edilerek, aslında diğer ortaklarının tümünün akraba olduğu davacı şirkette, akraba olmayan tek ortak olan müvekkilinin ortaklıktan uzaklaştırılmak istendiğini, müvekkili ...’ın duyduğu huzursuzluk ve kullanılma hissi ile ortağı bulunduğu ... Malzemeler San. Ve Tic. A.Ş.'ndeki 200 adet hissesini 08.10.2021 tarihinde bir protokol ile davacının hakim ortağı olan ....'a bir protokol ile ve de hiç okumadan devrettiğini, 08.10.2021 tarihli Hisse Devir Temlik Sözleşmesi'nde her ne kadar; "... İstanbul Ticaret Sicili Memurluğu'nun .... numarasında kayıtlı bulunan ".... SANAYİ VE TİCARET ANONİM ŞİRKETİ" unvanlı şirket hissedarlarından ben ... şirkette mevcut beheri 1.000,00- (Bin) TL nominal değerde 200-adet hissem karşılık 200.000,00-TL yı ....'a 08/10/2021 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere bütün hakları ile birlikte devir ve temlik ettim. 200.000,00-TL bedeli nakden teslim aldım. ..." ifadeleri beyan edilmişse de devir sırasında müvekkil ...'a herhangi bir bedel ödenmediğini, Sözleşmenin 200.000.-TL olarak imzalanmış olmasına rağmen, aslında davacı tarafın iradesinin hisse devri karşılığında müvekkiline her halükarda piyasa değerinin çok altında olan 400.000-TL bedelin ödenmesi olduğunu, müvekkilinin hisselerinin devri üzerine davacı şirketin bir kısım hisse devir bedeli ödemesi yaptığını, ancak sonrasında ödemeleri sona erdirdiğini, nunun üzerine müvekkil tarafından Bakırköy ..... İcra Dairesi'nin ...Esas sayılı dosyası ile icra takibi başlatılmışsa da davacı tarafından takibe haksız ve kötüniyetli olarak itiraz edildiğini, bunun üzerine müvekkili ...’ın Bakırköy ... Asliye Ticaret Mahkemesinin .... esas sayılı dosyası ile itirazın iptali davası açılmış olup, davanın derdest olduğunu, Davacı dava dilekçesinde her ne kadar müvekkilinin başka sektörde iş yapmak için ortaklıktan ayrıldığını söylese de müvekkili şirketin 16 yıldır bu sektörde çalıştığını, geçimini bu işten sağladığını, müvekkili tarafından verildiği ileri sürülen ve cezai şarta bağlanan taahhütnamenin geçerli olmayacağını, taahhütname tek taraflı bir hukuki işlem olup, veren tarafından her zaman vazgeçilebilecek bir işlem olduğunu, Taahhütnamede yer alan cezai şartın ise TBK 446. maddedeki yasal sınırların tek taraflı olmasının hükümsüzlük doğuracağını, müvekkili ...’ın kesinlikle davacı taraf ile bir rekabet içerisinde ve de haksız rekabet içerisinde olmadığını, rekabet yasaklarına ilişkin yasal hükümlerin ortakların ve yöneticilerin rekabet özgürlüğünü sınırlama amacı taşımadığını, müvekkili ...'ın eskiden bir dönem ortaklık yapmış olmasının sonsuza kadar Rekabet Yasağı içinde olacağı anlamına gelmediğini, Diğer davalılardan .... Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti. nin sahibinin müvekkilinin bir akrabası olmasının Yelken Ltd. Şti. nin davacı ile aynı sektörde faaliyet göstermesinin haksız rekabet olmadığını, aynı sektörde aynı iş kolunda çalışan sayısız şirket bulunduğunu, .... İnşaat İle ilgili iddialar; .... İnşaat Şirket'inin satın alma görevini yapan ... Hanımın bilinen telefon numarasından müvekkili birkaç defa arayarak fiyat teklifi istediğini, ... Hanımın müvekkil ...'ı önceden de tanıdığı için teknik bilgisine güvendiğini söyleyerek teklif talebinde bulunduğunu, istediği ürün grubu davacı şirketin sattığı ve başka bir yerden temin edilmeyen ürünler olduğu için, müvekkilinin satış yapamayacağını bunun mümkün olmadığını kendisine bildirdiğini, .... Şirketi ile bunun dışında herhangi bir satışı veya rekabet yaratacak bir görüşmesi olmadığını, bahsedilenin kartvizit olmayıp, e-mail yazışmaları altında kullanılan ve değişimi gerekli görülmeyen e-mail imzası olduğunu, .... ile ilgili iddialar Müvekkilinin adı geçen şirket ile yazışma harici alım-satım vs. Herhangi bir iletişimi veya çalışması olmadığını, ayrıca yazışmalarda teklif istenen ürünün her ne kadar aynı sektöre ait bir ürün olsa da marka olarak adı geçen şirketin satmadığı ve ilgilenmediği bir ürün olduğunu, haksız rekabet veya herhangi bir işlem söz konusu olmadığını, .... firması ile ilgili iddialar müvekkilinin adı geçen şirket ile bir kere iş ilişkisi olduğunu, bu satışın değerinin ise 2.088 USD olduğunu, bu ürünlerin de aynı sektöre ait ürünler olsa da davacı şirket tarafından daha önce satışı hiç yapılmayan ürünler olduğunu, davacı şirket ile bir ilgisi bulunmadığını, rekabet yasaklarına ilişkin yapılan sözleşmelerde kararlaştırılan cezai şart miktarı taahhütte bulunan kişinin iktisadi geleceğini tehlikeye düşürmesi gerektiğini, aksi takdirde bu hükmün geçersiz kabul edileceğini, yine taahhütte bulunanın iktisadi geleceğini tehlikeye düşürmemesi için yer, zaman ve işin türü bakımından sınırlandırılmasının da büyük önem arz ettiğini, taraflar arasındaki REKABET YASAĞINA ilişkin taahhütnamenin kabulü anlamına gelmemekle beraber bahsettikleri geçerlilik sınırlamalarının davaya konu edilen taahhütnamede yer almadığını, davacının işbu dava ile iddia ettiği rekabet yasağına uymayan davranışlar neticesinde herhangi bir zararının oluştuğuna dair kanıt sunamadığını, haksız rekabetin bunu iddia eden taraf nezdinde bir zarar oluşturması gerektiğini, neticede; davanın reddine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacı yan üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir. DELİLLER ve GEREKÇE: Dava, TTK'nın 55 ve devamı maddelerinde bahsi geçen haksız rekabet ve TTK'nın 44 ve devamı maddelerine dayalı rekabet yasağına ilişkin sözleşmeden kaynaklanan maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir. Tarafların aktif ve pasif dava ehliyetleri denetlenip uyuşmazlık konuları re'sen belirlenerek taraflarca gösterilen deliller toplanmış ve konunun incelenmesinde uzmanlık gerektiren yönler olduğundan bilirkişi incelemesi yaptırılmak suretiyle dava sonuçlandırılmıştır. Bilirkişiler Dr. Öğr. Üyesi ... ve .... tarafından mahkememize sunulan 05/12/2023 tarihli bilirkişi raporunda özetle ; 6102 s. TTK m. 64 ve VUK m. 182 gereğince mecburi olan tabloda belirtilen 2018...- 2022 yılı ticari defterlerinin tutulduğu, işbu defterlerden Yevmiye ve Kebir defterinin 1 sıra nolu elektronik defter tebliği gereğince e-defter olarak tutulduğu, 1 sıra nolu tebliğ gereğince Ocak ayı beratlarının açılış, Aralık ayı beratlarının kapanış tasdiki yerine geçtiği, Ocak ve Aralık ayı beratlarının süresinde alındığı, ticari defterlerinin birbirine teyit eder şekil tutulduğu, TTK m. 445 uyarınca bir rekabet yasağı sözleşmesinin geçerli olabilmesi için rekabet yasağının yer, konu ve süre (en fazla 2 yıl olmak üzere) bakımından sınırlandırılmış olması gerekmesine karşın taraflar arasındaki rekabet yasağının süre ve yer bakımından sınırlandırılmadığından dolayı geçersiz olduğunun kabul edilebileceği, davalı ...'ın davacı şirkette satış sorumlusu olarak çalışmasından dolayı davacının müşteri çevresinin oluşmasında katkısının bulunduğu; davacı şirketin müşteri çevresi üzerinde mutlak bir hakka sahip olmadığı; davalı ...'ın eski müşterilere fiyat teklifi göndermesi ve bazı müşterilerle sözleşme imzalaması dışında davalının bir ticari sırrı kullandığına veya davacıyı kötülediğine dair somut delilin dosya kapsamında yer almadığı; dolayısıyla davalının sadece eski müşterilerle irtibata geçmesinin haksız rekabet teşkil edecek bir eylem ağırlığına ulaşmadığı ve TTK m. 54/2'de öngörülen şartların gerçekleşmediği, taraflar arasındaki rekabet yasağı maddesinin TBK m. 444 vd. öngörülen geçerlilik koşullarını taşımadığı ve dosya kapsamında haksız rekabet ihlalinin oluşmadığı kanaatine ulaşıldığından cezai şart koşullarının oluşmadığının kabul edilebileceği, davacının mahrum kaldığı kârı isteyebileceği kanaatine varılması halinde ise, davacı şirketin mahrum kaldığı satış tutarının 6.239.326,39 TL x 416,36 = 1.021.031,49 TL olduğu; davacı şirket bu kârı elde etse idi %23 oranından Kurumlar Vergisi ödeyeceğinden hesaplanan 234.837,24 TL kurumlar vergisinin düşülmesi neticesinde ise davacı şirketin mahrum kaldığı net kâr'ın 786.194,25 TL olarak hesaplandığı yönünde görüş ve beyan bildirmişlerdir. Huzurdaki uyuşmazlığın temelinde davacı ile davalı ... arasındaki rekabet yasağı anlaşmasının geçerli olup olmadığı ve davalıların eylemlerinin haksız rekabet teşkil edip etmediği yatmakta olup buna göre değerlendirmenin ayrı ayrı yapılması gerekmektedir. REKABET YASAĞI YÖNÜNDEN DEĞERLENDİRME: TBK 444 çerçevesinde rekabet yasağı sözleşmesi, işçinin iş sözleşmesinden sonra işveren ile rekabet etmeme taahhüdü altına girdiği bir sözleşmedir. TBK 444 hükmüne göre, yazılı şekil ve işverenin haklı bir menfaatinin bulunması rekabet yasağı sözleşmesinin geçerlilik koşullarıdır. İşverenin haklı menfaatinin bulunması ile kastedilen ise (i) işçinin, işverenin müşteri çevresine veya iş/üretim sırlarına erişim imkânına sahip olması ve (ii) bu bilgilerin işçi tarafından kullanılması halinde işverenin önemli bir zarara uğrama tehlikesinin varlığıdır. İşverenin önemli bir zarara uğrama tehlikesi yeterli olup, zararın doğmuş olması gerekli değildir. Bunların yanında TBK 445/1 hükmü de rekabet yasağı sözleşmesinin geçerliliği için bazı ek şartlar getirmektedir. TBK 445 uyarınca rekabet yasağı sözleşmesinde sınırlamanın yeri, süresi ve konusu işçinin ekonomik geleceğini tehlikeye düşürmeyecek bir biçimde belirlenmeli ve süre kural olarak 2 yılı geçmemelidir. TBK 444 ve 445 hükümleri, işçinin menfaatlerinin korunması bakımından emredici düzenlemelerdir. Dolayısıyla, TTK 444’te aranan şartları taşımayan rekabet yasağı sözleşmeleri TBK 27 uyarınca, kesin hükümsüzlük yaptırımına tabidir. Buna karşılık, rekabet yasağı sözleşmesinin TTK 445/1 hükmünde aranan şartları taşımaması halinde, özel hüküm TBK 445/2 uygulama alanı bulmaktadır. TBK 445/2 hükmü, kapsam ve süre bakımından aşırı nitelikteki rekabet yasağı sözleşmeleri bakımından hâkime müdahale etme yetkisi tanıyarak, kesin hükümsüzlük yaptırımı yerine bu sözleşmeleri ayakta tutmaktadır. Bunun yanında öğretideki baskın görüş, hâkimin müdahalesi için işçinin talebini de aramaktadır. TBK 445/2 hükmü, öğreti ve içtihat arasında görüş ayrılıklarına yol açmıştır. Eş deyişle, kapsamı veya süresi bakımından TBK 445/1’e aykırı rekabet yasağı sözleşmelerinin durumu tartışmalıdır. Şöyle ki 818 sayılı BK 349 hükmü, hâkime rekabet yasağı sözleşmesine müdahale yetkisi tanımamaktaydı. Buna rağmen öğretideki baskın görüş belirli şartların varlığı halinde hâkimin müdahale edebileceğini savunmaktaydı. Yargıtay’ın 818 sayılı BK dönemindeki yerleşik içtihadı ise yer, zaman veya konu bakımından BK 349’un aradığı şartları taşımayan rekabet yasağı sözleşmelerini kesin hükümsüzlüğe tabi tutmakta idi. TBK 445/2’ye ilişkin öğretideki baskın görüş ise -tıpkı Yargıtay’ın eski uygulaması gibi- yer, süre ve konu bakımından herhangi bir sınırlama içermeyen veya bu üç sınırlamadan bazıları eksik olan rekabet yasağı sözleşmelerini kesin hükümsüz saymakta; bu sözleşmelerin hâkimin müdahalesi ile ayakta tutulamayacağını öne sürmektedir. Çünkü TBK 445/2’nin lafzı açıkça aşırı geniş sınırlama halinden söz etmektedir. Ne var ki Yargıtay, eski içtihadını sürdürmemektedir. Nitekim, Yargıtay bir kararında TBK 445/2 hükmünün altını çizerek eski içtihadından döndüğüne vurgu yapmış ve “rekabet yasağı konusunda tarafların iradeleri birleştiğinden … kesin hükümsüzlük – butlan hali bulunmayıp hâkimin müdahalesi ile giderilebilecek bir hükümsüzlük hali bulunduğu” yönünde karar vermiştir. Hatta, Yargıtay başka bir kararında ise “mahal ve iş türü bakımından sınırlama yapılmamış” olmasını rekabet yasağı sözleşmesinin geçersizliği sebebi olarak benimseyen ilk derece mahkemesi kararını bozmuştur. O halde anlaşılmaktadır ki güncel Yargıtay uygulaması, lafza göre yorumu benimseyen öğretideki baskın görüşe rağmen, kapsam veya süre bakımından sınırlama içermeyen rekabet yasağı sözleşmelerine dahi TBK 445/2 hükmünü uygulayarak hâkimin müdahalesini caiz görmektedir. Bunların yanında, rekabet yasağı sözleşmelerine cezai şart da eklenebilmektedir. İşten ayrıldıktan sonraki döneme ilişkin rekabet yasağı sözleşmelerinde işçi aleyhine tek taraflı olarak cezai şart getirilmesi mümkündür. Ancak fahiş cezai şart miktarının TBK 182/3 uyarınca hâkim tarafından resen indirilmesi gerekir. Taraflar arasındaki taahhütnamede rekabet yasağı maddesi şu şekilde düzenlenmiştir: “İşbu taahhütname tarihi itibari ile şirketin müşterisi olan kişilerle bölge ile sınırlı olmaksızın,iş ilişkisi, danışmanlık veya dışarıdan hizmet sağlamak suretiyle hiçbir hal ve şartta ve hiçbir ad altında hizmet vermeyeceğini ve başka bir türden menfaat ilişkisini girmeyeceğini...gayrikabili rücu kabul, beyan ve taahhüt eder”. TTK m. 445 uyarınca bir rekabet yasağı sözleşmesinin geçerli olabilmesi için rekabet yasağının yer, konu ve süre (en fazla 2 yıl olmak üzere) bakımından sınırlandırılmış olması gerekmesine karşın taraflar arasındaki rekabet yasağının süre ve yer bakımından sınırlandırılmadığı, süre yönünden bir sınırlamanın olmaması sözleşmeyi geçersiz kılmamakla birlikte yer bakımından bir sınırlamanın olmaması buna göre taraflar arasındaki sözleşmenin kelepçeleme sözleşmesi niteliğinde olup, davalı işçinin ekonomik özgürlüğünü kısıtladığından geçersiz olduğu anlaşılmakla bu yöne ilişkin davanın reddine karar verilmelidir. TTK’NIN HAKSIZ REKABET HÜKÜMLERİ YÖNÜNDEN DEĞERLENDİRME : Davacı dava dilekçesinde davalı ...'ın haksız rekabette bulunmak için kurulan şirkette çalışmasının haksız rekabet teşkil ettiğini;zira davalı ...'ın şirkette çalıştığı dönemde öğrendiği satış politikası, ürünlerin alış-satış fiyatı, müşteri çevresi ve iletişim bilgilerini hukuka aykırı bir şekilde kullandığını; davalı ...'ın şirkette çalıştığı dönemde vakıf olduğu ticari sır ve ilişkileri de dürüstlük kuralına aykırı biçimde kullandığını ileri sürmüştür. Davalı ... ise 16 yıldır bu sektörde faaliyet gösterdiğini; kendisinin başka bir sektöre ilişkin bilgisinin bulunmadığını; şirketten davacı şirketin hakim ortağının baskıları neticesinde ayrılmak durumunda kaldığını; davacı şirketle rekabet içerisinde olmadığını; .... Teknolojik Tesisat Sistemleri'nin kurucusunun davalı ...'ın akrabası olmasının haksız rekabet teşkil etmeyeceğini; davalı ...'ın davacı şirketten ayrılırken bilgisayarını, datalarını, telefon hattını ve davacı şirketle alakalı tüm dokümanları şirkette bıraktığını ileri sürmüştür. Davacı dava dilekçesinde, davalı ...'ın ..... İnşaat'a fiyat teklifi ile karvizit gönderdiğini; davalı ...'ın .... Sistemleri şirketinden fiyat teklifi istediğini ve davalının ..... şirketine fiyat teklifi sunduğunu ve sözleşme imzaladığını ileri sürmüştür. Huzurdaki uyuşmazlık bakımından davalıların bu eylemlerinin haksız rekabet teşkil edip etmediğinin değerlendirilmesi gerekmektedir. Türk Ticaret Hukukunun en dinamik ve gelişime açık alanlarının başında hiç şüphesiz ki haksız rekabet hukuku gelmektedir. Her somut uyuşmazlıktaki, küçük dâhi olsa, farklılıklar benzer sonuca ulaşmayı engelleyecektir. Her somut olayın tüm özellikleri dikkate alınarak bir. değerlendirmenin yapılması gerekmektedir. Nitekim Yargıtay'ın 2011/13478 E. Ve 2012/16860 sayılı kararında “bir eylemin haksız rekabet teşkil edip etmeyeceği her somut olayın özellikleri dikkate alınarak belirlenmesi gerektiği kuşkusuzdur” ifadesine yer vererek bu hususa vurgu yapılmıştır. TTK m. 54'te haksız rekabet müessesinin amacının bütün katılanların menfaatine, dürüst ve bozulmamış rekabetin sağlanması olduğu ifade edilmektedir. Kanun koyucu serbest piyasadaki rekabetin düzgün işlemesini ve piyasa aktörlerinin faaliyetlerinin de dürüst ve ahlaklı olmasını sağlamayı hedeflemektedir. Zira serbest ve dürüst işleyen bir rekabet düzeni; daha kaliteli ürünlere daha uygun fiyatlarla ulaşmayı sağlar, piyasadaki ürün çeşitliliğini artırır ve ayrıca işletmelerin verimini de yükseltir (Mehmet BAHTİYAR/ Ali AYLİ/ Mehmet ŞUA/Argun KARAMANLIOĞLU, Ticari İşletme Hukuku, İstanbul, 2022, s. 201). Dolayısıyla haksız rekabet ile sadece rakipler ile müşterilerin değil ayrıca diğer piyasa katılımcıları ile toplumun da korunması amaçlanmaktadır. Haksız rekabet hukuku, rekabet haklarının kötüye kullanılmasını engelleyerek piyasada dürüst rekabetin korunmasını sağlamaktadır (BAHTİYAR /AYLİ/ŞUA / KARAMANLIOĞLU,s. 202).Dürüst rekabet kavramı, rekabet ortamında ki davranışların ahlaklı ve dürüst olması gerektiğini ifade etmektedir. Rekabet alanındaki bir davranışın veya uygulamanın kendisi dahi sonucu itibariyle rekabete etki etmese veya müşterilerin azalmasına veya çoğalmasına sebep olmasa bile eğer dürüstlük kurallarına veya ahlaka aykırı ise, haksız rekabet fiilin gerçekleştiğini söylemek mümkündür. Bozulmamış rekabet ifadesi ile rekabetin korunduğu, toplumun bozulmamış ve düzgün işleyen bir rekabet ortamına sahip olmasının amaçlandığıdır. Böylece bir müessese olarak iktisadi rekabetin korunduğu açık bir dille ifade edilmiş olmaktadır. Ayrıca, dürüstlük kuralına aykırı bir davranış veya uygulama rekabeti etkiliyorsa yine haksız rekabet fiilinin mevcudiyetini kabul etmek mümkündür. (Hüseyin ÜLGEN//Mehmet HELVACI/ Abuzer KENDİGELEN/ Arslan KAYA/ Füsun NOMER ERTAN, Ticari İşletme Hukuku, İstanbul, 2015 s. 527) TTK m. 54/2'de haksız rekabete ilişkin temel ilke düzenlenmektedir. Bu hükme göre, rakipler arasında veya tedarik edenlerle müşteriler arasındaki ilişkileri etkileyen aldatıcı veya dürüstlük kuralına diğer şekillerdeki aykırı davranışlar ile ticari uygulamalar haksız ve hukuka aykırıdır”. Haksız rekabeti tanımlayan bu hüküm aslında MK m. 2'nin özel bir görünümüdür. Bu düzenlemeye göre herkes rekabet hakkını kullanırken dürüstlük kuralına uygun davranmakla yükümlüdür. Dürüstlük kuralına aykırı davranış ve uygulamalar haksız rekabet teşkil eder. Davranışlar ve ticari uygulamalar, iş etiğine, doğruluğa ve dürüstlüğe ters, aldatıcı yanıltıcı ve kandırıcı olabilir. TTK m. 54/2 haksız rekabetin tespitinde doğrudan uygulanacaktır. Bu kapsamda bir davranış veya uygulamanın haksız rekabet teşkil edebilmesi için; a) Rakipler arasında veya tedarik edenler ile müşteriler arasındaki ilişkileri etkileyen davranış veya ticari bir uygulama mevcut olmalıdır. b)Bu davranış veya uygulama aldatıcı veya diğer bir şekilde dürüstlük kuralına aykırı olmalıdır (BAHTİYAR/ 'AYLİ/ŞUA/KARAMANLIOĞLU, s. 205). TTK m. 54/2 uyarınca bir davranış veya uygulamanın haksız rekabet teşkil edip etmediği tespit edilirken dürüstlük kuralı uygulanacaktır. Dürüstlük kuralına aykırı davranışlardan biri TTK m. 54/2'de gösterilmiştir: “...aldatıcı veyadürüstlük kuralına diğer şekillerdeki aykırı davranış ve uygulamalar...”.Aldatıcı hareket en sık karşılaşılan haksız rekabet hallerinden bir tanesidir. TTKm. 56'dan anlaşıldığı üzere failin kusuru, haksız rekabetin bir unsuru değildir.Failin kusuru tazminat davası bakımından önemlidir. c)Davranış veya ticari uygulama rakipler arasındaki veya tedarik edenlerle müşteriler arasındaki ilişkiyi etkilemelidir. TTK m. 54/2 uyarınca taraflar arasında mutlaka bir rekabet ilişkisinin varlığı gerekmemektedir. Bu çerçevede bir tüketici hakları derneği bir tacire karşı haksız rekabet teşkil eden eylemi gerçekleştirebilecektir. Bir eylemin haksız rekabet teşkil etmesi için yarar sağlama, kusura ve zarara gerek bulunmamaktadır. TTK m. 55'te ise bazı haksız rekabet hallerine örnekler verilmiştir. TTK m.55'te sayılan davranış ve uygulamalar mevcutsa haksız rekabetin mevcut olduğu kabul edilebilecektir. Dava konusu eylem, özü le, davalı ...'ın davacı şirketten ayrıldıktan sonra davacı şirketin müşterilerine teklif vermesi ve bazılarına da satış yapmasıdır. Çalışanların çalışma özgürlüğü kapsamında başka bir iş yerinde, hatta aynı sektörde faaliyet gösteren rakip bir firmada çalışması son derece mümkündür. Zira belirli sektörde tecrübe edinen, bilgi birikimini artıran bir kişinin, yeni bir sektörde tecrübe kazanmaya baştan başlaması beklenemez. Anayasada güvence altına alınan çalışma özgürlüğü de çalışanlara başka bir iş kolunda faaliyet gösterme zorunluluğu getirilmesine engel teşkil etmektedir. Bu itibarda davalı ...'ın davacı ile aynı alanda iştigal eden bir şirkette çalışmasının tek başına haksız rekabet teşkil etmez Davalı ...'ın davacı şirketten ayrıldıktan sonra davacı şirketin müşterilerine teklif sunması ve bazılarıyla sözleşme imzalamasının haksız rekabet teşkil edip etmediğinin de değerlendirilmesi gerekmektedir. Öğretide çalışanın iş ilişkisi sona erdikten sonra eski işverenin müşterilerine ulaşması ve onlarla sözleşme imzalaması kural olarak haksız rekabet olarak kabul edilmemektedir (Sinan SARIKAYA, Haksız Rekabet Hukukunda Sözleşmeyi İhlale ve Sona Erdirmeye Yöneltme, Ankara, 2014, s. 196). Zira bir ürün veya hizmet piyasasında sınırsız müşteri bulunmadığına göre aynı alanda çalışan kişilerin rakiplerin müşterilerini kendi müşterileri haline getirmek için ticari faaliyet yürütmeleri hem ticari hayatın hem de rekabetin gereğidir (BAHTİYAR/AYLİ/ŞUA/KARAMANLIOĞLU, s. 214). Ayrıca serbest piyasada hiç kimse müşteri tabanını korumak için mutlak bir hakka sahip değildir (SARIKAYA, s. 196). Bir çalışanın ayrıldıktan sonra eski işverenin müşteri çevresiyle irtibata geçmesinin haksız rekabet teşkil etmesi için sır teşkil eden bilgileri kullanması, zarar verme kastı gibi ek şartlar gereklidir. Huzurdaki uyuşmazlıkta davalı ...'ın sadece davacının müşterilerinden bazıları ile irtibata geçtiği anlaşılmaktadır. Davalının davacıya ait müşteri potföyünü bilmesi kadar doğal bir şey yoktur. Kaldı ki davacının da kabulünde olduğu üzere davalı davacının şirketinde satış sorumlusu olarak faaliyet göstermiş ve bu müşteri portföyünün oluşmasına katkı da sunmuştur. Dolayısıyla müşteri potföyü bir ticari sır olarak değerlendirilemeyecektir. Nitekim Yargıtay bir kararında “...davalı Mustafa'nın davalı şirketten ayrıldıktan sonra müşteri portföyünü bilmesinin doğal olduğu, sır niteliğinde olmadığı, çalıştığı sırada ayarttığının ileri sürülmüş olmadığı...” gerekçesiyle, sözleşmenin bitiminden sonra eski işverenin müşterileri ile bağlantıya geçip onlarla sözleşme imzalama eylemini haksız rekabet olarak görmeyen yerel mahkeme kararını onamıştır (Yargıtay 11. HD., 22.01.2001, E.2000/9410, K. 2001/370; karar için bkz. Sarıkaya s. 197). Yargıtay başka bir kararında bir işçinin çalıştığı süre boyunca elde ettiği bilgi birikim,tecrübe ve teknik gelişimini yeni çalıştığı şirkette kullanmasının haksız rekabet teşkil etmediğini kabul etmiştir: “... işverenin hizmetinde çalışan işçinin çalışması süresinde edindiği bilgi birikimi ve teknik gelişmesini, yeni çalıştığı şirkette kullanması ve bundan yararlanmasının kişisel gelişimi ilgili olup ticari sırlardan yararlanma ve yayma suretiyle oluşabilecek bir haksız rekabetin söz konusu olamayacağı...” karar vermiştir (Yargıtay 11 HD.T. 31.10.2014, E. 2014/14450, K. 2014/16563). Yargıtay benzer bir Bölge Adliye Mahkemesince, davacının talebini Türk Ticaret Kanunu'nun 55. vd. maddelerinde yer alan haksız rekabete ilişkin düzenlemelere dayandırdığı, bu durumda davalı ...'nin davacı şirkette kampanya müdürü olarak çalışırken istifa ile ayrılıp, aynı faaliyet alanında başka bir şirkette çalışmaya başladığının ve davacının işle ilgili bilgi ve dokümanlarının davalının şahsi e-postasına transfer edilmiş olmasının yalnız başına haksız rekabet oluşturmayacağı gibi ispat yükü üzerinde olan davacının, davalının hangi veriyi ve sırrı kullandığını kanıtlayamadığı, web sitelerindeki reklam çalışmalarının ise farklılık arz ettiği gerekçesi ile davalılar vekilinin istinaf isteminin kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın reddine karar verilmiştir” şeklinde hüküm tesis etmiştir(Yargıtay 11. HD., E. 2020/639 K. 2020/5756 T. 9.12.2020). Yargıtay'ın yukarıda atıf verilen kararlarından da anlaşıldığı üzere çalışanın iş yerinde çalışırken elde ettiği bilgileri kullanması tek başına haksız rekabet teşkil etmeyecektir. Aksi kabul, çalışanların aynı iş kolunda başka bir işyerinde çalışmasını imkansız hale getirecektir. Bu durum da Anayasa'da koruma altına alınan çalışma özgürlüğüne aykırı olacaktır. Pek tabi ki eski çalışanların ticari sır niteliğinde kalan bilgileri kullanması bu kapsamda değerlendirilemeyecektir. Sonuç olarak, davalı ...'ın davacı şirkette satış sorumlusu olarak çalışmasından dolayı davacının müşteri çevresinin oluşmasında katkısının bulunduğu; davacı şirketin müşteri çevresi üzerinde mutlak bir hakka sahip olmadığı; davalı ...'ın eski müşterilere fiyat teklifi göndermesi ve bazı müşterilerle sözleşme imzalaması dışında davalı Suat ile davalı şirketin bir ticari sırrı kullandığına veya davacıyı kötülediğine dair somut delilin dosya kapsamında yer almadığı; dolayısıyla davalının sadece eski müşterilerle irtibata geçmesinin ve davalı şirketin bu kişiler ile iş yapmasının haksız rekabet teşkil edecek bir eylem ağırlığına ulaşmadığı ve TTK m. 54/2'de öngörülen şartların gerçekleşmediği anlaşıldığından davacı tarafından haksız rekabete dayalı olarak açılan davanın da reddine karar verilmesi gerektiği sonucuna varılarak aşağıdaki gibi hüküm fıkrası oluşturulmuştur. HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davanın REDDİNE, 2-Alınması gerekli 427,60 TL karar ve ilam harcının peşin alınan 10.246,50 TL harçtan mahsubu ile fazla alınan 9.818,90.-TL harcın karar kesinleştiğinde ve talep halinde davacıya İADESİNE, 3-Davacı tarafından yapılan yargılama giderinin kendi üzerinde BIRAKILMASINA, 4-Davalıların kendilerini bir vekil ile temsil ettirdiği anlaşıldığından karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT'ne göre hesap edilen 83.000,00 TL ücreti vekaletin davacıdan tahsili ile davalılara VERİLMESİNE, (Maddi Tazminat ile ilgili olarak) 5-Davalıların kendilerini bir vekil ile temsil ettirdiği anlaşıldığından karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT'ne göre hesap edilen 17.900,00 TL ücreti vekaletin davacıdan tahsili ile davalılara VERİLMESİNE, (Maddi Tazminat ile ilgili olarak) 6-6235 sayılı Hukuki Uyuşmazlıklarda Arabuluculuk Kanununun 18/A maddesinin 13 ncü fıkrası uyarınca Adalet Bakanlığı bütçesinden ödenen ve yargılama giderinden sayılan (Taraf başına 330,00 TL x 2 saat= 660,00 TL ) X 2 = 1.320,00 TL arabuluculuk ücretinin davacıdan tahsili ile Hazineye İRAT KAYDINA, 6-Kararın kesinleşmesine kadar yapılan yargılama giderlerinin davacı tarafça peşin olarak yatırılan 760,00 TL yargılama gider avansından mahsubu ile bakiye kısmın karar kesinleştiğinde davacıya İADESİNE, 5235 sayılı Kanunun geçici 2'nci maddesine göre ,Bölge Adliye Mahkemeleri'nin kurulmasına ve 20 Temmuz 2016 tarihinde göreve başlamalarına dair kararların 07/11/2015 tarih ve 29525 sayılı Resmî Gazete'de ilan edildiği anlaşılmakla;6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 341 ilâ 360'ncı madde hükümleri uyarınca,mahkememize veya aynı sıfattaki başka bir mahkemeye verilecek dilekçe ile kararın tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde veya istinaf dilekçesi kendisine tebliğ edilen taraf,başvuru hakkı bulunmasa veya başvuru süresini geçirmiş olsa bile, mahkememize veya aynı sıfattaki başka bir mahkemeye vereceği cevap dilekçesi ile iki hafta içerisinde İSTİNAF yolu açık olmak üzere davacı vekilleri ile davalı vekilinin yüzlerine karşı, oybirliği ile verilen karar açıkça okunup,usulen anlatıldı. 29/02/2024 Başkan ... ☪e-imzalıdır.☪ Üye ... ☪e-imzalıdır.☪ Üye .. ☪e-imzalıdır.☪ Katip ... ☪e-imzalıdır.☪ "İŞ BU EVRAK 5070 SAYILI ELEKTRONİK İMZA KANUNUNUN 5. MADDE UYARINCA GÜVENLİ ELEKTRONİK İMZA İLE İMZALANMIŞ OLUP, 22. MADDE UYARINCA DA ISLAK İMZA İLE İMZALANMAYACAKTIR."