İlk Derece Mahkemesi ·
İlk Derece Mahkemesi 1957/13 E. 2013/1457 K.
- Mahkeme
- İlk Derece Mahkemesi
- Esas No
- 1957/13
- Karar No
- 2013/1457
- Karar Tarihi
T.C. İSTANBUL 13. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ ESAS NO:2023/713 Esas KARAR NO:2024/365 DAVA:Tazminat DAVA TARİHİ:16/02/2011 KARAR TARİHİ:22/05/2024 Mahkememizde görülmekte olan Tazminat davasının yapılan açık yargılaması sonunda, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; “Müvekkilinin davalı bankaya devrinden önce ... A.Ş.’nin ... şubesine 20.10.1999 tarihinde 100.000.... mevduatını 1 yıl vadeli ve %23 faiz oranı ile yatırdığını, müvekkilinin parasının henüz vadesi gelmeden ... A.Ş. yönetimine 21.12.1999 tarihinde BDDK tarafından el konularak yönetimin ...’ye devredildiğini, bankacılık yapma ve mevduat kabul etme izni kaldırılarak ... A.Ş. ile birleştirildiğini,... A.Ş’nin ise ... Bank’a satıldığını,banka yönetimine el konulmasından sonra müvekkilinin mevduatının... Ltd. adlı banka hesabına aktarılmış olduğu ve ... mevduatların sigorta kapsamında bulunmadığı gerekçesiyle ödenmediğini,yapılan işlemin aslında havale görünümlü mevduat toplama olduğunu,davalı bankanın müvekkilinin mevduatının vadesi geldiğinde işlemiş akdi faizi ile birlikte kendisi tarafından ödeneceğini bildirdiğini,... ... Ltd.adına tüm bankacılık işlemlerinin ... A.Ş tarafından yapıldığından,verilmesi kararlaştırılan faiz oranının da davalı banka tarafından taahhüt edildiğinin ve ödenmesi gerektiğinin kabulü gerektiğini,müvekkilinin ... A.Ş’ne yatırmış olduğu mevduatın görünüşte KKTC’de kurulu... Ltd.adlı paravan bankaya havale edilmiş gibi işlem yapılmasına rağmen gerçekte bunun yapılmadığını ve paranın ... A.Ş yönetimi tarafından ... ... ait şirketlere aktarıldığını,... A.Ş yönetiminin sırf kendisine menfaat temin etmek amacıyla hileli yollar kullanmak suretiyle müşteriyi kandırdığını ve müvekkilinin zarara uğramasını sağladığını,... A.Ş yöneticilerinin yargılandıkları ceza mahkemesinde mahkum olduklarını,yapılan fiilin kanuna karşı hile yolu kullanılarak ve banka aracı kılınmak suretiyle dolandırıcılık olduğunu ve bu suçun tüzel kişiliğe sahip banka aracı kılınmak suretiyle işlenmiş olması nedeniyle hukuki sorumluluğun banka tüzel kişiliğine ait olduğunu,müvekkili ile davalı banka arasındaki hukuki ilişkide bankanın sorumluluğunun her ne kadar haksız fiil,kanuna karşı hile,sebepsiz zenginleşme,vekalet görevinin kötüye kullanılması gibi değişik sebeplere dayanmakla birlikte esas itibarıyla karz akdi olduğunun açık olduğunu,…vs.” belirterek; fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla,müvekkili tarafından bankaya yatırılan 51.129.18.EURO mevduat alacağının davalı bankadan hükmen tazmin ve tahsiline, alacağa vade sonuna kadar %23 akdi faiz,21.10.2000 tarihinden fiili ödeme tarihine kadar ise 3095 Sayılı Yasanın 2.maddesinin son bendi gereğince %23 akdi faizden az olmamak üzere temerrüt faizi yürütülmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; “Davacının davasını birden çok hukuksal nedene bağladığını,söz konusu hukuksal nedenlerin hepsi için BK’nun 60.ve 66.maddeleri uyarınca zamanaşımı hükümlerinin davanın kabulüne engel olduğunu,hile ile ilgili hak düşürücü sürenin geçtiğini,davacının müvekkili bankadan talep ettiği alacağın... Ltd’ye havale edilerek, müvekkili bankadan çıkıp ... ... Ltd nezdinde bir alacak haline geldiğini, müvekkili banka ile ... ... Ltd.’nin farklı tüzel kişiliklere sahip kuruluşlar olduğunu, başka bir kuruluş nezdindeki alacak için müvekkili bankaya husumet yöneltilmesinin usule aykırı olduğunu,davanın öncelikle husumet yönünden reddinin gerektiğini,müvekkili banka ile davacı arasında kurulan hukuki ilişkide müvekkili bankanın havale konusu miktarı... Ltd.ne ödemekle hukuken sorumluluğunun sona erdiğini,davacının parasını yatırdığı kuruluşları iyice araştırmak yerine,yüksek faiz ve vergi avantajları elde etmek kaygısıyla riske girmeyi göze aldığını ve özgür iradesi sonucu parasını sigorta kapsamında olmayan bir bankaya yatırdığını,risk meydana geldiğinde de buna katlanması gerektiğini,dava konusu miktarın... Ltd’ne havale edilmeden önce müvekkili banka nezdinde vadesiz bir hesapta bulunduğundan,(Davayı kabul anlamına gelmemek kaydıyla) vadesiz hesaplara uygulanan faiz oranının ve uygulama tarihi olarak ta dava tarihinin esas alınması gerektiğini,…vs.” beyanla; davanın husumet,zamanaşımı,hak düşürücü süre ve esas yönlerinden reddini talep etmiştir. Dava, bankacılık işleminden kaynaklanan tazminat davasıdır. 21/02/2011 tarihinde açılan dava, ... Asliye Ticaret Mahkemesinin ... esas sırasına kaydedilmiş, yeni Mahkemelerin kurulmasıyla dosya .... Asliye Ticaret Mahkemesinin ... esas sırasına kaydedilmiştir. .... Asliye Ticaret Mahkemesinin ... esas sayılı dosyasında alınan 05.08.2012 tarihli bilirkişi raporunda özetle; Davacı tarafından davalı bankanın ... Şubesi kanalıyla 20.10.1999 tarihinde havale emri verildiği, aynı tarihte davacı tarafından imzalanmış görünen Hesap Açma Talimatının... Ltd’e hitaben düzenlendiği ve 100.000.... karşılığında 1 yıl vadeli,%23 net faiz oranı üzerinden hesap açılmasının talep edildiğinin tartışmasız göründüğü,... A.Ş tarafından düzenlenen banka dekontuna göre davacı tarafından vadeli olarak yatırılan 100.000.... ile ilgili mevduat hesabının 1 yıl vadeli ve faiz oranının da net %23 olduğunun anlaşıldığı,davalı banka hesap özetlerine göre 100.000.00.... tutarındaki paranın ... ... Şube nezdindeki ... ... Ltd.(...) hesabına 20.10.1999 tarihinde alacak kaydedildiğinin saptandığı,davacı tarafından yukarda belirtilen tarihler itibarıyla ... A.Ş ... Şubesi aracılığıyla ve toplam 100.000.00..... tutarında havale talimatıyla ... mevduat hesabı açıldığı,fakat ...’ın ...’ye devri neticesinde hesaplarının havale edilerek ... Bank nezdinde açıldığı gerekçesiyle parasının ödenmediği,... bankacılığının denetim ve vergileme avantajları çerçevesinde çok uluslu şirketlere,uluslar arası girişimcilere hizmet veren,bankacılık lisansı aldığı ülkede ikamet edenlere kapalı bir bankacılık türü oluruk bilindiğini,ulusal bankalar tarafından ... bankalara açtırılan hesapların ... kapsamı ve güvencesi dışında olduğu,dosyaya sunulu belgelere göre... Ltd.nin 11.08.1998 tarihinde 500.000.USD sermaye ile kurulmuş olduğu,sermayenin tamamının kurucu ortaklar adına ... A.Ş tarafından karşılandığı ve... Ltd.nin 16.03.2005 tarihli KKTC Ekonomi ve Turizm Bakanlığı tarafından yazılan yazıya göre, KKTC Merkez Bankasında herhangi bir hesabının olmadığı, menkul ve gayrimenkul mal olarak ise sadece 411.USD değerinde bir demirbaşının olduğu, 17.03.2004 sayılı resmi gazeteden... Ltd.nin lisansının iptal edildiğinin anlaşıldığı,bir bankaya başvurarak parasını bir başka bankaya havale ettirmekle veya orada değerlendirmek isteyen müşteri ile banka arasında kurulan ilişkinin en geniş anlamda tüm aracılık hizmetlerinin temelinde olan vekalet akdi olarak değerlendirilmesinin mahkemenin takdirinde olduğu,davalı bankanın,davacının da içinde bulunduğu bir kısım mevduat müşterilerinden topladığı mevduatı aslında Kıbrıs’a devretmediği halde kayden ... bankasına aktarmak suretiyle aslında yine Türkiye’de kullandırıldığı yolundaki delillerin takdiri ve hukuki yorumu mahkemeye ait olmakla ve mahkemece davacı yanın dava konusu bedeli davalı bankadan talep edebileceğinin benimsenmesi halinde,davacının asıl alacak tutarını 20.10.2000 tarihine kadar akdi faiz oranı üzerinden,sonrasında ise 3095 Sayılı Kanunun 2/2.maddesi hükümleri çerçevesinde talep edebileceğinin benimsenmesi halinde davacının 21.02.2011 dava tarihi itibarıyla davalıdan talep edebileceği alacak tutarının 51.129,19.EURO asıl alacak ve 133.416,37.Euro işlemiş faiz olmak üzere toplam 184.545,56.EURO olarak hesaplandığı, davacının asıl alacak tutarını 20.10.2000 tarihine kadar akdi faiz oranı üzerinden,sonrasında ise 3095 Sayılı Kanunun 4/a.maddesi hükümleri çerçevesinde talep edebileceğinin benimsenmesi halinde dava tarihi itibarıyla talep edilebilecek alacak tutarının 51.129,19.EURO asıl alacak ve 49.719,26.EURO işlemiş faiz olmak üzere toplam 100.848,45.EURO olduğu belirtilmiştir. ....Asliye Ticaret Mahkemesinin ... esas sayılı dosyasında yapılan yargılamada tüm deliller toplandıktan sonra 26/09/2012 tarihli kararında Davanın KABULÜNE, 51.129,18 EURO'nun 21.10.1999 tarihinden 20.10.2000 vade tarihine kadar yıllık %23 akdi faiziyle ,bu tarihten itibaren 3095 sayılı yasanın 4/a maddesi gereğince yürütülecek faiziyle birlikte davacı yararına davalıdan TAHSİLİNE karar verilmiştir. Bu karar taraflarca süresi içerisinde temyiz edilmiştir. Yargıtay 11.Hukuk Dairesinin 2014/4667 E, 2014/15100 K sayılı 02.10.2014 tarihli ilamı ile ....Asliye Ticaret Mahkemesinin ... esas 2012/204 karar sayılı 26/09/2012 tarihli kararı "Dava, davalı banka nezdinde bulunan paranın... Ltd.'e gönderilmesi nedeniyle uğranılan zararın tazmini istemine ilişkindir... San. A.Ş. vekili, müvekkilinin ... tarafından el konulan ... A.Ş.’nin eski hissedarı ve hakim ortağı olduğunu, davacının davasının kabul edilmesi halinde ... ile imzalanan protokoller gereğince bankanın/...’nin ... mudilerine ödemek zorunda kalacağı paralar nedeniyle müvekkiline rücu edebileceğini, bu nedenle müvekkilinin hukuki menfaatinin etkilenecek olması nedeniyle davalı yanında feri müdahil olmasında hukuki yararı bulunduğunu bildirerek, müdahale talebinde bulunmuştur.Bu durumda mahkemece, anılan şirketin davalı yanında müdahale talebinde hukuki yararının bulunduğu gözetilerek, müdahale talebinin kabulüne karar verilmesi gerekirken, mahkemece müdahale talebinin reddine karar verilmesi doğru görülmemiş, kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir" gerekçesi ile bozulmuştur. Yargıtay 11.Hukuk Dairesinin 2014/4667 E, 2014/15100 K sayılı 02.10.2014 tarihli bozma ilamı üzerine dosya Mahkememizin ... esas sırasına kaydedilmiştir. Mahkememizin ... esas sayılı dosyasında Yargıtay 11.Hukuk Dairesinin 2014/4667 E, 2014/15100 K sayılı 02.10.2014 tarihli bozma ilamına uyularak yargılamaya devam edilmiştir. ... bank hakkında hüküm kurmak gerekmiştir. Davalı ... Bank vekili tarafından davanın ... Yardımlaşma Kurumuna İhbarı talep edilmiş ve ihbar yapılmıştır. Mahkememizin 04/03/2015 tarihli celsesinde Feri Müdahale talep eden ... San ve Tic.A.Ş'nin davalı yanında Feri Müdahil olarak kabulüne karar verilmiştir. Her ne kadar davalı tarafça zamanaşımı def’inde bulunulmuşsa da, davacının mevduat alacağına mülga 4389 Sayılı Bankacılık Kanunun 10.maddesinde öngörülen 10 yıllık zamanaşımı süresinin uygulanması gerektiğinden ve bu hükme göre zamanaşımının işlemeye başlaması için hesap sahibi davacıya bildirim yapılması ve ilan gerektiğinden,davalı banka tarafından da bu yükümlülükler yerine getirilmediğinden davalının yerinde olamayan zamanaşımı defi reddedilmiştir.Diğer yandan davalı banka halefiyet gereği davacının zararından sorumlu olduğundan davalının husumet itirazı da reddedilmiştir. Mahkememizin ... esas sayılı dosyasında yapılan yargılama neticesinde toplanan delillerin birlikte değerlendirilmesi sonunda; davacının 20.10.1999 tarihinde ... A.Ş. ... Şubesine bir yıl vadeli,yıllık net %23 akdi faizle 100.000.00.... tutarında para yatırdığı,davacının mevduatının davalı banka görevlilerinin telkin ve yönlendirilmeleriyle ve daha fazla faiz ödeneceği iddiasıyla,... A.Ş ile organik bağı olduğu toplanan delillerden anlaşılan... Ltd.adlı,topladığı mevduat ... güvencesinde bulunmayan bankaya havale edildiği,... A.Ş’nin bu şekilde topladığı mevduatları bankanın hakim ortaklarına ait şirketlere usulsüz kredi kullandırarak tükettiği, davacının alacağını... Ltd.adlı bankadan tahsil edemediği ve bu nedenle zarara uğradığı,davalı bankanın halefiyet gereği davacının zararından sorumlu olduğu, bu nedenle husumet itirazının yerinde olmadığı,davalının borcunun 5411 Sayılı Yasa uyarınca ... tarafından üstlenildiği, davacının ... olarak yatırdığı paranın EURO dönüşüm kuru üzerinden karşılığının 51.129,19.EURO olduğu, davacının EURO cinsi alacağına 20.10.1999 tarihinden vade sonu olan 21.10.2000 tarihine kadar yıllık %23 oranında akdi faiz,bu tarihten sonra ise 3095 Sayılı Yasanın 4/a maddesi uyarınca yasal faiz uygulanması gerektiği anlaşıldığından davanın talep miktarıyla bağlı kalınarak kabulüne karar verilmiş ve "Davanın KABULÜNE, 100.000 ... karşılığı 51.129,18.EURO'nun fiili ödeme tarihindeki rayiç üzerinden TL karşılığının 21.10.1999 tarihinden itibaren yürütülecek 3095 Sayılı Yasanın 4/a Md uyarınca Euro faizi ile birlikte davalıdan Tahsili ile davacıya ödenmesine, " biçimde hüküm kurulmuştur. Mahkememizin ... sayılı 11/11/2015 tarihli kararı taraflarca süresi içerisinde temyiz edilmiş, Yargıtay 11.Hukuk Dairesi 13/12/2016 tarihli 2015/15760 esas 2016/9525 karar sayılı ilamında "...Türkiye Cumhuriyeti Anayasası yargılamanın açıklığı ilkesini kabul etmiştir. Gerek mülga 1086 sayılı HUMK 382 ve devamı maddelerinde gerekse yürürlükte bulunan 6100 sayılı HMK'nın 294 ve devamı maddelerinde hükmün nasıl tesis edileceği ve sonrasında kararın nasıl yazılacağı etraflıca hükme bağlanmıştır. Yargılamanın açık bir şekilde yapılması ve tesis edilen hükmün açıkça belirtilmesi ilke olarak kabul edilmiştir. Bu nedenle hükmün açık, anlaşılır ve şüpheye yer vermeyecek şekilde infazı kabil olarak kurulması ve de en önemlisi sonradan yazılacak gerekçeli kararın kısa karara uygun bulunması gerekir. Aksi halde, yargılamanın açıklığı ilkesi dolayısıyla kamu vicdanı zedelenmiş ve mahkeme kararlarına duyulan güven sarsılmış olacaktır. Kısa karar ile gerekçeli karar arasında çelişki olmaması gerektiği gibi gerekçe ile hüküm fıkrası arasında da çelişki bulunmaması yasal bir zorunluluk olup, HMK'nın 298/2. maddesinde gerekçeli kararın tefhim edilen hüküm sonucuna aykırı olamayacağı düzenlenmiştir. Kararların bu hususlara aykırı oluşturulması mahkeme kararlarına duyulan güveni sarsacağı gibi verilen kararların hukuki denetiminin yapılmasını da olanaksız kılmaktadır. Somut olayda mahkemece, hükümde 51.129,18 EURO'nun fiili ödeme tarihindeki rayiç üzerinden TL karşılığının 21.10.1999 tarihinden itibaren yürütülecek 3095 sayılı Yasa'nın 4/a maddesi uyarınca Euro faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiş olmasına rağmen gerekçede davacının EURO cinsi alacağına 20.10.1999 tarihinden vade sonu olan 21.10.2000 tarihine kadar yıllık %23 oranında akdi faiz, bu tarihten sonra ise 3095 sayılı Yasa'nın 4/a maddesi uyarınca yasal faiz uygulanması gerektiği belirtilmiştir. Bu durumda, gerekçe ile hüküm birbiriyle çeliştiğinden verilen karar yukarıda açıklanan yasa ve içtihat hükümlerine aykırı bulunduğundan bozulmasına karar vermek gerekmiştir..." gerekçesi ile Mahkememizin ... sayılı 11/11/2015 tarihli kararının bozulmasına karar verilmiştir. Yargıtay 11. Hukuk Dairesi 13/12/2016 tarihli 2015/15760 esas 2016/9525 karar sayılı bozma ilamı üzerine dosya Mahkememizin ... esas sırasına kaydedilmiştir. Mahkememizin ... esas sayılı dosyasında, Yargıtay 11. Hukuk Dairesi 13/12/2016 tarihli 2015/15760 esas 2016/9525 karar sayılı bozma ilamına uyulmasına karar verilerek, davacının 20.10.1999 tarihinde ... A.Ş. ... Şubesine bir yıl vadeli, yıllık net %23 akdi faizle 100.000.00-... tutarında para yatırdığı, davacının mevduatının davalı banka görevlilerinin telkin ve yönlendirilmeleriyle ve daha fazla faiz ödeneceği iddiasıyla,... A.Ş ile organik bağı olduğu toplanan delillerden anlaşılan... Ltd. Adlı, topladığı mevduat ... güvencesinde bulunmayan bankaya havale edildiği, ... A.Ş’nin bu şekilde topladığı mevduatları bankanın hakim ortaklarına ait şirketlere usulsüz kredi kullandırarak tükettiği, davacının alacağını... Ltd.adlı bankadan tahsil edemediği ve bu nedenle zarara uğradığı, davalı bankanın halefiyet gereği davacının zararından sorumlu olduğu, bu nedenle husumet itirazının yerinde olmadığı, davalının borcunun 5411 Sayılı Yasa uyarınca ... tarafından üstlenildiği, davacının ... olarak yatırdığı paranın EURO dönüşüm kuru üzerinden karşılığının 51.129,19.EURO olduğu, davacının EURO cinsi alacağına 20.10.1999 tarihinden vade sonu olan 21.10.2000 tarihine kadar yıllık %23 oranında akdi faiz,bu tarihten sonra ise 3095 Sayılı Yasanın 4/a maddesi uyarınca yasal faiz uygulanması gerektiği gerekçesiyle 11/09/2019 tarih 2019/700 Karar sayılı kararında, Davanın KABULÜNE, 100.000 ... karşılığı 51.129,18 EURO'nun fiili ödeme tarihindeki rayiç üzerinden TL karşılığının 20.10.1999 tarihinden vade sonu olan 21.10.2000 tarihine kadar yıllık %23 oranında akdi faiz,bu tarihten sonra ise 3095 Sayılı Yasanın 4/a maddesi uyarınca uygulanacak yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile davacıya ödenmesine" karar verilmiştir. Mahkememizin ... esas 2019/700 karar sayılı kararının davacı vekili, davalı vekili ve feri müdahiller ... ve ... vekilleri temyiz edilmesi üzerine dosya temyiz incelemesi için Yargıtay'a gönderilmiştir. Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 09/11/2022 tarih 2019/5309 E 2022/7947 K sayılı ilamında; "Dava, davalı ... Bank A.Ş'nin külli halefi olduğu ... A.Ş’de bulunan davacı mevduatının, davacının iradesi fesada uğratılarak ... ... Ltd. hesabına gönderildiği iddiasına dayalı alacak istemine ilişkindir. Dairemizin 29.01.2020 tarihli ve 2020/108 sayılı yazısı ile; Dairemizin görev alanı itibariyle bakmakta olduğu çeşitli Türk bankalarındaki mevduat hesaplarının, sahiplerinin rızası veya bilgisi dışında veyahut da banka yönetici ve çalışanlarının (örgütlü dolandırıcılık teşkil ettiği ceza mahkemesi kararları ile saptanan) teşvik ve çabaları sonucunda yurt dışında faaliyet gösteren ... bankalarındaki hesaplara aktarıldığı iddiası ile Türk bankaları (ve yöneticileri) aleyhine açılan alacak davalarında ilk olarak ... bankalarına karşı dava açılmasının gerekli olduğu, oradan sonuç alınamaması hâlinde aktarma işlemini yapan Türk bankalarına dava açılabileceğine karar verildiği, daha sonraki süreçte ise davaya konu ... bankalarının mevduat hesabı açan ve aktarma işlemini yapan Türk bankalarının hâkim ortakları tarafından kurulan ve mal varlığı bulunmayan paravan şirketler olduğunun saptandığı, bunun üzerine Dairemizce ortak mevduat hesaplarının açıldığı (ve aktarma işleminin yapıldığı) Türk bankaları (ve yöneticileri) aleyhine anılan iddialar ile ilgili dava açılabileceği ve aktarma işlemini yapan Türk bankalarının (ve yöneticilerinin) 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun (818 sayılı BK) 41 ve 55. maddeleri ile 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (6762 sayılı TTK) 321 ve 336. maddeleri gereğince sorumlu oldukları sonucuna varıldığı, bu davalarda zamanaşımıyla ilgili olarak ise zararın doğumunun esas alındığı, bu kapsamda bazı kararlarda ... bankaları aleyhine yasal işlem yapılmasından sonra zararın doğacağının, bazı kararlarda hesabı açan ve aktarma işlemini yapan Türk bankalarının yönetici ve çalışanlarının bankayı vasıta kılarak dolandırdıklarının anlaşılması nedeniyle paranın ... bankalarından tahsil edilemediği anda zararın doğacağının ve bazı kararlarda ise paranın ... bankalarından tahsil edilme olanağının kalmadığının anlaşıldığı anda zararın doğacağının belirtildiği, dolayısıyla zamanaşımı süresinin de bu tarihlerde başlayacak olması nedeniyle zamanaşımı def’inin reddedilmesi gerektiğine karar verildiği, ancak son zamanlarda bu tür davalarda zamanaşımının başlangıcı konusunda değişik görüşlerin ortaya çıktığı ve sayı itibariyle bir görüş üzerinde karar vermeye yeter çoğunluk sağlanamadığı, öte yandan Dairemizin yukarıda belirtilen zamanaşımı başlangıcı ile ilgili değerlendirmesinin değişmesi gerektiği konusunda da çoğunluk görüşünün oluşması sebebiyle Yargıtay Kanunu’nun 15/2-c maddesi gereğince bu tür davalarda zamanaşımı başlangıcının hangi tarih olması gerektiği hususunda içtihadın birleştirilmesi talep edilmiştir. Yargıtay İçtihadı Birleştirme Hukuk Genel Kurulu’nun 22/04/2022 tarihli ve 2021/7 Esas, 2022/2 Karar sayılı kararı ile neticeten mudilerin ... alacaklarının tahsiline yönelik açtıkları davalarda zamanaşımının başlangıcının tespitinde ... hesabına aktarma tarihinin esas alınması gerektiğine karar verilmiştir. Uyuşmazlığın çözümü için konu ile ilgili yasal düzenleme ve kavramların açıklanmasında yarar vardır. Dava konusu zararın doğduğu iddia olunan tarihte yürürlükte bulunan 818 sayılı Borçlar Kanunu’nda düzenlenen ve 41. maddesinde ifadesini bulan haksız fiil sorumluluğu, kural olarak zarar verenin kusurlu olmasına bağlıdır. Kusur sorumluluğuna dayanan haksız fiil BK'nın 41. maddesinde “Mesuliyet Şartı” başlığı altında; “Gerek kasten gerek ihmal ve teseyyüp yahut tedbirsizlik ile haksız bir surette diğer kimseye bir zarar ika eden şahıs, o zararın tazminine mecburdur. Ahlâka mugayir bir fiil ile başka bir kimsenin zarara uğramasına bilerek sebebiyet veren şahıs, kezalik o zararı tazmine mecburdur.” şeklinde ifade edilmiştir. 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 49. maddesinde de benzer bir düzenlemeye gidilerek kusurlu ve hukuka aykırı bir fiille başkasına zarar verenin bu zararı gidermekle yükümlü olduğu belirtilmiştir. Gerek BK'nın 41. maddesi gerekse TBK'nın 49. maddesi, hukuka aykırı kusurlu bir fiille başkasına zarar veren kimsenin bu zararı tazmine mecbur olduğunu belirtmektedir. Böylece haksız fiilden sorumluluk, tazminat borcunun kaynağını oluşturmaktadır. Haksız fiil nedeniyle zarar gören kişinin alacak hakkı kanunda belirtilen süreler içinde talep ve takip edilmediği taktirde zamanaşımına uğrar. Bu durumda zarardan dolayı sorumlu tutulan kişilerin borçları zamanaşımı nedeniyle son bulur. 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 60. maddesinde “Müruru zaman” başlığı altında; “Zarar ve ziyan yahut manevi zarar namiyle nakdi bir meblâğ tediyesine müteallik dâva, mutazarrır olan tarafın zarara ve failine ittılaı tarihinden itibaren bir sene ve her halde zararı müstelzim fiilin vukuundan itibaren on sene mürurundan sonra istima olunmaz. Şu kadar ki zarar ve ziyan dâvası, ceza kanunları mucibince müddeti daha uzun müruru zamana tabi cezayı müstelzim bir fiilden neşet etmiş olursa şahsî dâvaya da o müruru zaman tatbik olunur.Eğer haksız bir fiil, mutazarrır olan taraf aleyhinde bir alacak tevlit etmiş olursa, mutazarrır kendisinin tazminat talebi müruru zaman ile sâkıt olsa bile o alacağı vermekten imtina edebilir” şeklinde düzenlenmiş olan zamanaşımı 6098 sayılı TBK’nın 72. maddesinde düzenlenmiş ve kısa olan bir yıllık zamanaşımı süresi iki yıla çıkarılmıştır. Haksız fiilden doğan gerek maddi gerekse manevi tazminat davaları, zarar gören tarafın zararı ve haksız fiil sorumlusunun kim olduğunu öğrenmesinden itibaren başlar. Her ne kadar kanun “zarar ve failine ıttıla” demişse de “fail” sözcüğünden “sorumlu kişi” anlaşılmalıdır. Zarar görenin zararı öğrenmesi demekte, zararın varlığı, mahiyeti ve esaslı unsurları hakkında bir dava açmaya ve davanın gerekçelerini göstermeye elverişli bütün hâl ve şartları öğrenmiş olması demektir. Tazminat hesabına yarayacak bütün ayrıntıların bilinmesi gerekmez (Akman, Sermet/Burcuoğlu, Halûk/Altop, Atillâ/ Tekinay, Selâhattin Sulhi: Tekinay Borçlar Hukuku Genel Hükümler,7. Bası, İstanbul 1993,s.717-718). Zamanaşımı süresi konusunda ayrık hüküm bulunsa da zamanaşımını durduran, kesen sebepler, zamanaşımı sürelerinin hesabına ilişkin konularda kanunun zamanaşımına ilişkin genel hükümleri uygulanmaktadır (Kılıçoğlu, Ahmet Mithat: Borçlar Hukuku Genel Hükümler, Ankara 2005, s. 345). Borçlar Kanunu’nun 128. maddesine göre zamanaşımı süresi, alacağın muaccel olduğu tarihten itibaren işlemeye başlar. Ancak bazı alacakların nitelikleri ya da alacaklı ile borçlu arasındaki ilişkinin özel niteliği zamanaşımı süresinin işlemesini haklı göstermeyebilir. Bu mantıktan hareket eden Borçlar Kanunumuz, zamanaşımını durduran ve kesen sebeplere yer vermiştir (Kılıçoğlu, s.651). Zamanaşımının durması demek, o ana kadar işlemiş olan zamanaşımı süresinin işlediği noktada durması, buna yol açan sebebin ortadan kalktığı andan itibaren kaldığı yerden işlemeye devam etmesi demektir. Zamanaşımının kesilmesi (kat'ı) ise, borçlunun veya alacaklının ya da hâkimin belli fiillerinin sonucu olarak işlemiş bulunan zamanaşımı süresinin yanması ve kesilmeye neden olan olaydan itibaren yeni bir zamanaşımı süresinin işlemeye başlamasıdır. Zamanaşımının kesilmesi için, zamanaşımının işlemekte olması gerekir. Zamanaşımı süresi dolmuşsa, zamanaşımının kesilmesi söz konusu olmaz. Zamanaşımını kesen sebepler BK’nın 133. (TBK m. 154) maddesinde gösterilmiştir. Borçlar Kanunu’nun 133. maddesinde “Katı sebepleri” başlığında; “Aşağıdaki hallerde müruru zaman katedilmiş olur: 1 - Borçlu borcu ikrar ettiği, hususiyle faiz veya mahsuben bir miktar para veya rehin yahut kefil verdiği takdirde. 2 - Alacaklı dava veya defi zımnında mahkemeye veya hakeme müracaatla veya icrai takibat yahut iflas masasına müdahale ile hakkını talep eylediği halde” şeklinde düzenleme mevcuttur. İlgili maddeye göre zamanaşımı: borçlunun bir fiili ile, alacaklının bir fiili ile, yargılama ve takibe ilişkin bir işlemle veya yargıcın emir ve hükmüyle kesilebilir. Alacaklının fiilleri ise dava açması, def’î dava zımnında mahkemeye müracaat etmesi, hakeme başvurması, icra takibine başvurması veya iflas masasına başvurması şeklinde gerçekleşmektedir. Alacaklının bir mahkemede alacağıyla ilgili dava açması zamanaşımının kesilmesi için yeterli olup, davanın niteliği önem arzetmemektedir. Ayrıca dava açıldıktan sonra hâkimin duruşma esnasında veya dosyada yaptığı her işlem ve hüküm ile tarafların her işlem ve eylemi sonunda zamanaşımı yeniden kesilir, süre tekrar işlemeye başlar. Mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 60. maddesinde ise haksız fiilden zarar görenin zararının tazmini istemiyle açacağı davaların zamanaşımı süreleri düzenlenmiştir. 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) konuya ilişkin 49 ve 72. maddeleri de aynı yönde düzenleme içermektedir. Anılan maddeler ile haksız fiillere uygulanacak üç zamanaşımı süresi belirlenmiştir. Bunlar, zarar görenin zararı ve faili öğrendiği tarihten itibaren başlayacak bir yıllık zamanaşımı; fiilin vukuundan itibaren işleyecek on yıllık zamanaşımı ve fiilin aynı zamanda ceza kanunlarında düzenlenmiş olması hâlinde uygulanacak olan ceza davası zamanaşımı süreleridir. Haksız fiillerin bir kısmı, sadece hukuk açısından değil, ceza yasaları bakımından da sorumluluğu gerektirir; haksız fiilin faili, yani sorumlusu genellikle daha ağır sonuçları olan ceza kovuşturmasına konu olabileceği sürece, zarar görenin haklarını yitirmesinin kabul edilmesi mümkün değildir. Bu bakımdan haksız eylem aynı zamanda ceza kanunları gereğince bir suç teşkil ediyorsa ve ceza kanunları ya da ceza hükümlerini ihtiva eden sair kanunlar bu eylem için daha uzun bir zamanaşımı süresi tayin etmişse, tazminat davası da ceza davasına ilişkin zamanaşımı süresine tabi olur. Nitekim bu husus 07.12.1955 tarihli ve 17/26 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında da vurgulanmıştır. Buna göre, anılan mevzuat uyarınca ceza davası zamanaşımı süresinin uygulanabilmesi için öncelikle zarar veren eylemin ceza kanunu veya ceza hükmü taşıyan özel kanunlarda suç olarak düzenlenmesi gerekli olup özel kanunlarda haksız eylem için başka bir zamanaşımı süresi tayin edilmiş olmadıkça, haksız eylemden doğan maddi ve manevi zararların tazmini için açılacak davalarda BK'nın 60. (TBK'nın 72.) maddesinde öngörülen zamanaşımının uygulanması gerekir (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 09.10.2013 tarihli ve 2013/4-36 E. 2013/1457 K.). Bu itibarla şayet zarar doğuran eylem aynı zamanda cezayı gerektirir nitelikte ise; eğer ceza kanunundaki ya da ceza hükümlerini taşıyan özel kanunlardaki bu eylem için kabul edilen zamanaşımı süresi, BK’daki bir yıllık süreden daha kısa ise, o zaman yine BK’nın 60. maddesinin birinci paragrafındaki süre (TBK m. 72) olaya uygulanacak; ceza kanunundaki zamanaşımı süresi BK’nın 60. maddesinin birinci paragrafındaki süreden daha uzun ise, o zaman bu uzun süre tazminat davaları için de uygulama yeri bulacaktır. Böyle bir durumda uygulanması söz konusu olan ceza davası zamanaşımı süresi ise fiilin gerçekleştiği tarihe göre uygulama alanı bulacak olan ve hâlen yürürlükteki 5237 sayılı TCK’nın 66. (mülga 765 sayılı TCK’nın 102. maddesine) göre belirlenecektir. Yeri gelmişken usulî kazanılmış hak kurumuna kısaca değinilmesi gerekmektedir. Bu kurum, davaların uzamasını önlemek, hukukî alanda istikrar sağlamak ve kararlara karşı genel güvenin sarsılmasını önlemek amacıyla Yargıtay uygulamaları ile geliştirilmiş, öğretide kabul görmüş ve usul hukukunun vazgeçilmez, ana ilkelerinden biri hâline gelmiştir. Anlam itibariyle, bir davada mahkemenin ya da tarafların yapmış olduğu bir usul işlemi ile taraflardan biri lehine doğmuş ve kendisine uyulması zorunlu olan hakkı ifade etmekte olup bu noktada bir mahkemenin Yargıtay dairesince verilen bozma kararına uyması sonunda, kendisi için o kararda gösterilen şekilde inceleme ve araştırma yaparak yine o kararda belirtilen hukukî esaslar gereğince hüküm verme yükümlülüğü doğacağı gibi bazı konuların bozma kararı kapsamı dışında kalması yolu ile de usulî kazanılmış hak gerçekleşebilir. Bozma kararına uymuş olan mahkeme, kesinleşen bu kısımlar yönünden yeniden inceleme yaparak aksine karar veremez. Bir başka anlatımla, kesinleşmiş bu kısımlar, lehine olan taraf yararına usulî kazanılmış hak oluşturur (Yargıtay İçtihatları Birleştirme Kurulunun 04.02.1959 tarihli ve 1957/13 E., 1959/5 K. sayılı kararı). Ancak Mahkemenin bozmaya uymasından sonra yeni bir içtihadı birleştirme kararı çıkması, uygulanması gereken kanun hükmünün karar kesinleşmeden önce Anayasa Mahkemesince iptaline karar verilmesi, görev, hak düşürücü süre, kesin hüküm itirazı, harç ile bozma kararının maddi hataya dayanması hâllerinde usulî kazanılmış hak oluşması mümkün değildir. Yine yargılamada davalının yanında feri müdahil sıfatıyla yer alan ... ve ...’ın durumundan bahsetmekte de yarar bulunmaktadır. 6100 sayılı HMK'nın 68. maddesinde (HUMK m. 57) feri müdahilin, yanında katıldığı tarafın yararına olan iddia ve savunma vasıtalarını ileri sürebileceği, onun işlem ve açıklamalarına aykırı olmayan her türlü usûl işlemleri yapabileceği düzenlenmiştir. HMK'nın 68. maddesinde de belirtildiği üzere, feri müdahil, lehine katıldığı tarafla birlikte hareket eder, yani, onun yardımcısıdır; hüküm, lehine müdahale edilen taraf hakkında verildiğinden, bu hükme karşı temyiz yoluna başvurma yetkisi de doğal olarak bu tarafa aittir. Nitekim Yargıtay ancak asıl taraf temyiz etmişse, müdahilinde kararı temyiz edebileceği yönünden kararlar vermektedir. (Hukuk Genel Kurulu’nun, 26.11.2014 tarihli, 1329, 985 K sayılı ilamı) Feri müdahilin asıl tarafla birlikte hareket etmesi, onun yaptığı usul işlemlerinin asıl tarafın işlemlerine aykırı olmamasını gerektirir. Buna karşılık feri müdahil, yanında katıldığı tarafın lehine olan işlemleri yaparken her defasında onun ön onayını almak zorunda değildir. Bilakis, o, yanında katıldığı tarafından dava takip yetkisini kullanarak usul işlemlerini yapar;yanında katıldığı taraf ise bu işlemi geçersiz kılabilir. Aksi takdirde fer’i müdahilin yaptığı işlemler asıl taraf için sonuç doğurur. Asıl tarafın yararına aykırı işlemler ile dava üzerinde tasarruf sonucunu doğurabilecek işlemler fer'i müdahil tarafından yapılamaz (HMK 68/1.c.2). (Pekcanıtez Hakan/Özekes, Muhammet/Akkan, Mine/Korkmaz, Hülya Taş: Pekcanıtez Usûl, Medeni Usûl Hukuku, Cilt I, İstanbul 2017, s.732). Fer’i müdahil lehine katıldığı tarafında da hazır olduğu duruşmada davayı veya savunmayı değiştirir(veya genişletir) şekilde beyanlarda bulunur ve lehine müdahalede bulunulan taraf buna itiraz etmezse, bu beyanlar lehine müdahale edilen tarafça yapılmış sayılır. Karşı taraf, müdahilin yaptığı ve lehine müdahale edilen tarafın da zımnen benimsediği bu davayı değiştirmeye veya savunmayı genişletmeye zımnen veya açıkça muvafakat ederse, bununla dava değiştirilmiş veya savunma genişletilmiş olur. (Kuru, Baki: Hukuk Muhakemeleri Usulü, İstanbul 2001, C. IV, s.3470). Nitekim Dairemizin 28.01.1975 tarih 3828 /482 E.K sayılı kararında da müdahilin iltihak ettiği tarafın yardımcısı olarak davalının savunma sebeplerini izah ederek kanıtlayabileceği gibi hasmın muvafakati halinde müşterek amaç ve yarar için genişletilebileceği veya değiştirilebileceği, cevap dilekçesinde ileri sürülmeyen zamanaşımı savunması için de durumun müdahil yönünden aynı nitelikte olduğu, müdahilin müşterek amaca uygun olarak davaya iltihak ettikten sonra, zamanaşımı savunmasını ileri sürebileceği ve hasmın zımnen kabulü ifade edecek bir zaman geçtikten sonra tevsi itirazında bulunursa bu itirazın mahkemece nazara alınmayarak zamanaşımı itirazının (savunmasının) incelenmesi gerektiği belirtilmiştir. Özetle, Yargıtay İçtihadı Birleştirme Hukuk Genel Kurulu’nun 22/04/2022 Tarihli ve 2021/7 Esas, 2022/2 Karar sayılı kararı gereğince, mudilerin ... alacaklarının tahsiline yönelik açtıkları davalarda zamanaşımının başlangıcının tespitinde ... hesabına aktarma tarihi esas alınarak, daha önceden temyiz incelemesinden geçmiş dosyalar bakımından içtihadı birleştirme kararının, usuli kazanılmış hakkın istisnalarından biri olduğu gözetilerek, zamanaşımına ilişen temyiz itirazları konusunda bir değerlendirme yapılması ve davalı tarafça zamanaşımı hususunda bir temyiz sebebi ileri sürülmemiş olsa dahi, feri müdahil tarafından temyiz nedeni olarak getirilmek kaydıyla davalı yönünden zamanaşımı incelemesinin yapılması, dava konusu olay bakımından ceza mahkemesince banka yöneticilerinin eyleminin dolandırıcılık olarak nitelendirildiği gözetilerek uzamış ceza zamanaşımı süresinin bu suça göre belirlenmesi ve uzamış ceza zamanaşımı süresinin 10 yıllık zamanaşımı süresinden kısa olması halinde her halükarda 10 yıllık zamanaşımı süresinin esas alınması, zamanaşımı durduran ve kesen sebeplerden davacı tarafça daha önce açılmış olan bir dava bulunması halinde zamanaşımı süresinin, o davanın kesinleşme tarihinden itibaren 10 yıl olarak kabul edilmesi gerekmektedir. Tüm bu açıklamalar ışığında somut uyuşmazlığa gelindiğinde, davacı yanın 20.10.1999 tarihinde ... A.Ş’ye yatırdığı parası banka yetkilileri tarafından KKTC’de kurulan paravan... Ltd. adlı kıyı bankası hesabına aktarılmış, işbu dava ise 16.02.2011 tarihinde açılmış olmakla 10 yıllık zamanaşımı süresi dolan işbu davada zamanaşımı sebebiyle ret kararı verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi doğru olmamış, hükmün bozulması gerekmiştir." gerekçesi ile Mahkememizin ... esas 2019/700 karar sayılı kararının bozulmasına karar verilmiştir. Bozma ilamı üzerine davacı vekilince karar düzeltme isteminde bulunulmuş olup; Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 05/09/2023 tarih 2023/2573 esas 2023/4613 karar sayılı ilamında özetle; "...Yargıtay ilamında benimsenen gerektirici sebeplere göre, davacı vekilinin 1086 sayılı Kanun’un 440 ıncı maddesinde sayılan hallerden hiçbirini ihtiva etmeyen karar düzeltme isteminin reddi gerektiği..." gerekçesiyle davacı vekilinin karar düzeltme isteğinin reddine karar verilmiştir. Karar düzeltme isteğinin reddi kararı nedeniyle Bozma ilamı doğrultusunda dosya Mahkememize gönderilerek Mahkememizin 2023/713 esas sırasına kaydedilmiştir. Mahkememizin 2023/713 esas sayılı dosyasında tarafların ve müdahillerin beyanları alındıktan sonra usule uygun Yargıtay 11. HD. 09/11/2022 tarih, 2019/5309 Esas, 2022/7947 Karar sayılı bozma ilamına uyulmasına karar verilmiş olup, bozma ilamında da değinildiği üzere, Yargıtay İçtihadı Birleştirme Hukuk Genel Kurulu’nun 22/04/2022 Tarihli ve 2021/7 Esas, 2022/2 Karar sayılı kararı gereğince, mudilerin ... alacaklarının tahsiline yönelik açtıkları davalarda zamanaşımının başlangıcının tespitinde ... hesabına aktarma tarihi esas alınması gerektiği, dava konusu olay bakımından zamanaşımı süresinin 10 yıl olduğu ve davacının 20/10/1999 tarihinde ... A.Ş’ye yatırdığı parası banka yetkilileri tarafından KKTC’de kurulan paravan... Ltd. adlı kıyı bankası hesabına aktarıldığı, zamanaşımı süresinin 20/10/1999 tarihinde işlemeye başladığı ve davanın ise 16/02/2011 tarihinde açıldığı ve 10 yıllık zamanaşımı süresinin dolduğu anlaşıldığından zamanaşımı nedeniyle davanın reddine karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir. HÜKÜM : Gerekçesi Yukarıda Açıklandığı Üzere; 1-Zamanaşımı nedeni ile davanın reddine, 2-Karar tarihi itibariyle alınması gereken 427,60-TL harcın peşin alınan 148,00-TL ile 1.496,00-TL ıslah harcından mahsubu ile fazla 1.216,40-TL harcın hüküm kesinleştiğinde davacıya iadesine, 3-Yapılan yargılama giderlerinin davacı üzerinde bırakılmasına, 4-Kendini vekille temsil ettiren davalı lehine karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT uyarınca 17.900,00 -TL maktu vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, 5-Yatırılan avanstan artan kısmın karar kesinleştiğinde yatırana/ vekiline iadesine, Dair, Davacı vekilinin, Davalı ... Bank Vekilinin, Feri Müdahil Vekilinin ve İhbar olunan ... vekilinin yüzüne karşı, gerekçeli kararın tebliğinden itibaren onbeş gün içerisinde Mahkememize verilecek bir dilekçe ile veya başka bir yer Mahkemesi aracılığı ile gönderilecek bir dilekçe ile Yargıtay nezdinde Temyiz kanun yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı. 22/05/2024 Katip ... e-imzalıdır Hakim ... e-imzalıdır