İlk Derece Mahkemesi ·
İlk Derece Mahkemesi 1940/7 E. 2003/7 K.
- Mahkeme
- İlk Derece Mahkemesi
- Esas No
- 1940/7
- Karar No
- 2003/7
- Karar Tarihi
T.C. ANTALYA 4. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ ESAS NO : 2017/384 KARAR NO : 2020/64 DAVA : Tazminat (Haksız Rekabetten Kaynaklanan) DAVA TARİHİ : 06/07/2017 KARAR TARİHİ : 22/01/2020 Mahkememizde görülmekte olan Tazminat (Haksız Rekabetten Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: A.TALEP: 1.Davacı vekili ..., dava dilekçesinde özetle; müvekkil şirketin ... ve çevre illerde ... ve ... ürünlerinin satışı ile iştigal ettiğini, davalının müvekkil şirkette telefon satış görevlisi olarak çalışmakta iken emeklilik nedeni ile istifa etmek suretiyle işten ayrıldığını, davalının tek taraflı istifa beyanı nedeniyle iş akdinin sonlandırılmasından bir süre sonra davalının, müvekkili ile aynı iştigal alanında faaliyet gösteren rakip firma ... isimli şirketin ... şubesinde çalıştığını, davalının müşteriler ile iletişime geçerek ... ile çalışmaları konusunda kendilerine telkinde bulunduğunun taraflarınca öğrenildiğini, bunun üzerine davalının iş sözleşmesinin 13 üncü maddesini ihlal etmek suretiyle müvekkil şirket ile aynı alanda faaliyeti gösteren rakip firmada sigortalı olarak çalışmaya başlayarak, bununla da yetinmeyerek müvekkili şirketin müşteri portfoyünü yeni şirketle çalışma konusunda arayarak yeni iş vereni olan depo ile çalışmaları konusunda görüşmeler yapıldığını, davalının, ... tarihinden, istifa tarihine kadar çalıştığı süre zarfında müvekkil şirkte bünyesinde nitelik ve tecrübe kazandığını, iş ilişkisi sona erdikten çok kısa bir süre sonra başka bir iş yerinde çalışmaya başlayan davalının rekabet yasağını ihlal ettiğini ve sözleşmede belirtilen cezai şartı ödemesi gerektiğini, rekabet yasağı sözleşmesinin geçerli olduğunu, cezai şart için Antalya ... İcra müdürlüğünün .../... sayılı dosyası ile icra takibi yaptıklarını, takibe itiraz edildiğini beyan ederek; itirazın iptaline karar verilmesini talep etmiştir. B. TARAF TEŞKİLİ: 2.Bilindiği üzere 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun “Hukuki Dinlenilme Hakkı” başlıklı 27. maddesi (Mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 73. maddesi) uyarınca davanın tarafları, kendi hakları ile bağlantılı olarak hukuki dinlenilme hakkına sahip olup, bu hak, yargılama ile ilgili bilgi sahibi olunmasını da içerir. Bu kapsamda kural olarak, duruşma yapılması zorunlu olan çekişmeli yargıda hakim, Kanunun gösterdiği istisnalar dışında tarafları dinlemeden veya iddia ve savunmalarını bildirmeleri için kanuna uygun biçimde davet etmeden hükmünü veremez.(H. Pekcanıtez, O. Atalay, M. Özekes, Medeni Usul Hukuku, 11. Bası, 2011, s. 273)(bkz; İNCEOĞLU,Sibel., İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi Kararlarında Adil Yargılanma Hakkı, İstanbul 2008, 3. Baskı, s. 260-261) 3.Bu açıklamalar ışığında, mahkememizce dosyada taraf teşkili sağlanmıştır. C.CEVAP: 4.Davalı vekili ..., cevap dilekçesinde özetle; davanın hak düyürücü süre geçtikten sonra açıldığını, müvekkilinin davacı şirkette her ne kadar satış görevlisi olarak çalışmış ise de yapılan işin niteliğine bakıldığında, işin aslında "..." da davacının müşterilerinden gelen telefon üzerine, müşterilerin talep ettikleri ... ve ... malzemelerinin notunu alıp kuryelere bildirerek ürünün talepte bulunan müşteriye gönderilmesini sağlamak olduğunu, müvekkilinin müşterileri aramadığını, her hangi bir tanıtım ve satış yapmadığını, rekabet sözleşmesi ile hak ihlali oluşturacak şekilde sınırlama yapıldığını beyan ederek; davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. D. YARGILAMA SÜRECİ/HUKUKİ NİTELEME/MAHKEME KABULÜ: 5.Dava, rekabet yasağı sözleşmesinden kaynaklanan cezai şarta ilişkin yapılan icra takibine itirazın iptali istemine ilişkindir. 6.Antalya ... İcra müdürlüğünün .../... esas sayılı dosyası, iş bu dosya arasına alınmıştır. 7.Antalya ... İcra Hukuk mahkemesinin .../... esas sayılı dosyası iş bu dosyamız arasına alınmıştır. 8.Belirtmek gerekir ki; Genel haciz yoluyla ilamsız icra takiplerinde borçlunun itirazı üzerine takip durur ve alacaklının takibin devamını sağlamaya yarayan imkanlarından biri İcra İflas Kanunun 67. maddesinde öngörülen itirazın iptali davasıdır. 9.Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 2013/19-2415 esas, 2015/2335 karar sayılı emsal ilamında da belirtildiği üzere; İtirazın iptali davası, müddeabihi takip konusu yapılmış ve borçlunun itiraz etmiş olduğu alacak olan, normal bir alacak (eda) davasıdır. Takip alacaklısı tarafından (süresi içinde) ödeme emrine itiraz etmiş olan borçluya karşı açılır; yani davacı alacaklı, davalı ise takip borçlusudur. Davacı alacaklı bu davada, borçlunun itiraz etmiş olduğu alacağın mevcut olduğunu bildirerek, borçlunun itirazının iptaline karar verilmesini (ve istiyorsa, borçlunun icra inkar tazminatına mahkûm edilmesini) talep eder (KURU, Baki: İcra ve İflas Hukuku El Kitabı, Türkmen Kitabevi, İstanbul, Kasım 2004, s. 220-221). 10.Bu davada, ispat yükü kural olarak davayı açan alacaklıda olup, alacaklı alacağını ispatla yükümlüdür. Genel hükümler dairesinde her türlü delille ispat edilecek alacak ta yine takip talepnamesine konu olan ve borçlu yanca itiraza uğrayan alacaktır. (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu., 2006/19-260 esas, 2006/251 karar) 11.Bu genel açıklamalardan sonra dosyaya bakıldığında; Davalı taraf iş bu davanın süresinde açılmadığını beyan etmiştir. İcra dosyasına bakıldığında; davalının ... tarihli dilekçe ile icra dosyasının bir örneğini istediği,... tarihli dilekçe ile davalının vekili ile aracılığı ile takibe itiraz ettiği ve icra hukuk mahkemesine usulsüz tebligat dolayısıyla şikayet yolu ile başvurduklarını bildirdiği, icra müdürlüğünün ... tarihli karar ile itiraz süresinde bulunmayarak, takibin devamına karar verildiği, Antalya ... İcra hukuk mahkemesinin .../... esasında usulsüz tebliğ şikayeti ile ilgili yargılama yapıldığı, ... tarihli ve sadece davacı/bu dosyadaki davalı vekilinin hazır olduğu duruşmada şikayetin kabulüne ve tebliğ tarihinin ... tarihli olarak düzeltilmesine karar verildiği, ... da gerekçenin yazıldığı, aşamalarda mahkememizce yazılan yazıya icra mahkemesince verilen cevapta gerekçeli kararın taraflara tebliğe çıkarılmadığının belirtildiği anlaşılmaktadır. İcra müdürlüğünce verilen takibin devamı kararından sonra icra mahkemesince verilen itiraza etkili/süreye ilişkin karardan iş bu davanın davacısının haberi olmamıştır. Gerekçeli karar kendilerine tebliğ edilmemiştir. İş bu davanın davalısı tarafından icra dosyasına ... tarihinde, verilen dilekçede icra mahkemesini duruşma tutanağı sunulmuş ve maaşı üzerinde bulunan haczin kaldırılması istenmiştir. İcra müdürlüğünce ... tarihli karar ile haczin kaldırılmasına karar verilmiştir. ... tarihli kararla takibin de durdurulmasına karar verilmiştir. İş bu davanın davalısı ... tarihli icra müdürlüğüne verdiği dilekçede maaş kesintisinin hesaplanarak tarafına iade edilmesini talep etmiştir. ... tarihli icra müdürlüğü kararı ile borçlunun maaşından kesilen paranın iadesi için alacaklı tarafa muhtıra çıkarılmasına karar verilmiştir. ... tarihli muhtıra belgesi hazırlanmıştır. Mahkememizce icra müdürlüğüne yazılan yazıya verilen ... tarihli cevapta, dosya alacaklısı ...' muhtıra gönderildiği, ... Tarihinde ...'ya tebliğ olunduğu belirtilmiştir. 12.Bu aşamalar belirtildikten sonda dosyaya bakıldığında, davacı vekili, yukarıda bahsedilen muhtıradan sonra takibin durdurulduğunu öğrendiklerini beyan ederek, davanın süresinde olduğunu beyan etmiştir. İcra dosyasının davacısı-iş bu davanın davalısı, icra dosyasındaki kararı tebliğe çıkartmamıştır. İcra mahkemesinin, icra müdürlüğünün takibin devamına ilişkin kararını etkileyecek bir hükme vardığını ve bu hükümle birlikte icra müdürlüğünce takibin durdurulduğunu davacı bilmemektedir. Tebligat Kanunu m. 32 gereği; tebliğ usulüne aykırı yapılmış olsa bile, muhatabı tebliğe muttali olmuş ise muteber sayılır. Muhatabın beyan ettiği tarih, tebliğ tarihi addolunur. Somut olayda da, davacının iddiası gereğince, muttali olduğu tarih, dosyaya yatan paranın iadesi için kendilerine gönderilen muhtıranın tebliğ tarihidir. Bu tarih de icra müdürlüğünün yazısından da anlaşılacağı üzere, ...'dır. İş bu davanın tarihi ise ... dır. Dava, hak düşürücü süre içinde açılmıştır. Davalının bu yöndeki itirazı yerinde değildir. 13.Tekrar dosyaya dönüldüğünde; Davalıya ait SGK kayıtları dosya arasına alınmıştır. 14.Davalının göstermiş olduğu tanıkları mahkememizce dinlenmiştir. 15.Davacı tanığı ... duruşmada; "Ben 2013 yılı Eylül ayından itibaren davacı şirkette muhasebe sorumlu olarak halen çalışmaya devam ediyorum. Davalı 2010 benden önce işe başlamış ve telefonla satış elemanı olarak çalışıyordu. 2014 yılında işten ayrıldı. Bildiğim kadarıyla emeklilik hakkını kazandığı için ayrıldı. Ben davalının davacı şirketten ayrıldıktan sonra ... da aynı işte çalışmaya başladığını duymuştum, ancak ayrıldıktan ne kadar süre sonra işe başladığını bilmiyorum. Ben bu bilgiyi şirkette çalışan diğer arkadaşlardan duydum. Davacı şirket ile ... aynı alanda faaliyet göstermektedir. Dediğim gibi davalının her iki şirkette de yaptığı iş telefon ile müşteri olan eczanelerden gelen siparişleri işleme girmekten ibarettir. Bir eczane birden fazla depo ile çalışabilir, müşterileri firmanın eczane sorumluları sağlamaktadır, davacının yaptığı iş sadece telefon ile sipariş girmektir, ancak bu vesile ile şirketin müşteri ilişkilerini bilmektedir, müşteriye ait diğer bilgileri davalının bilip bilmediğini bilmiyorum"şeklinde beyanda bulunmuştur. 16.Davalı tanığı ... duruşmada; "Biz davalı ile 2 yıl civarında davacı iş yerinde aynı odada çalıştık, bende davacı gibi telefonla satış görevlisi idim. Yaptığımız iş müşterileri arayarak şirketin kampanyalarını duyurmak ve müşterilerin yani eczanelerin acil ihtiyaçlarını sisteme girerek teminini sağlamaktır. Davalı davacı şirketten ayrıldıktan sonra ... da çalışmaya başlamış diye duydum. Ne kadar süre sonra çalışmaya başladığını net olarak bilmiyorum. Davacı orada da aynı işi yapıyordu. Davacı şu anda burada çalışmamaktadır. Eczaneler ilaç depoları ile yıllık anlaşma yaparlar bu anlaşmaya göre çalışırlar yaptığımız iş itibariyle eczaneleri başka bir firmaya yönlendirmemiz mümkün değildir, dediğim gibi bu anlaşmalar sene başında yapılmaktadır.Bir eczane birden fazla depo ile çalışabilmektedir, bu tamamen eczanelerin ihtiyaç durumlarına göre değişir" şeklinde beyanda bulunmuştur. 17.Davalı tanığı ... duruşmada; "Biz davalı ile 4 yıl civarında davacı iş yerinde aynı odada çalıştık, bende davacı gibi telefonla satış görevlisi idim. Ben davalıdan önce davacı firmadan ayrıldım, davalı da ayrıldıktan sonra ... da yine aynı işte çalışmaya başlamış. Biz gün içinde eczanelerin ihtiyaçlarını sisteme giriyorduk, aynı zamanda eczaneleri arayarak kampanyalardan bahsedip eksikleri olup olmadığını soruyorduk, yaptığımız iş bundan ibarettir. Şahsi olarak bu işi yapan bir çalışan bir eczaneyi etkileyerek başka bir ilaç deposu ile çalışmasını sağlayamaz, bir eczane aynı zamanda birden fazla ecza deposu ile çalışabilir. Biz eczanelerle sadece telefon aracılığıyla irtibat kuruyoruz" şeklinde beyanda bulunmuştur. 18.Davacı vekili, ... havale tarihli dilekçesinde davalının son aldığı brüt ücreti mahkememize bildirmiş ve ekinde bordro sunmuştur. 19. ... verdiği ... tarihi (vekil aracılığı ile vermiştir) dilekçede davalının ...-... tarihleri arasında "telefonda satış elemanı" olarak çalıştığını beyan etmiştir. 20.Aşamalarda mahkememizce bilirkişi raporu aldırılmıştır. 21. ... tarihli bilirkişi raporunda özetle; davalının ... tarihihinde davacı iş yerinde satış elemanı olarak işe girdiği ve ... tarihinde davacı iş yerindeki işinden ... kodu ile (...-emeklilik için yaş dışında diğer şartların tamamlanması) ile ayrıldığı, davalının ... tarihinde dava dışı şirkette ... elemanı olarak işe başladığı ve ... tarihinde oradaki işinden de ayrıldığı, davalının her iki şirkette de aynı işi yaptığı, bu konuda ihtilaf olmadığı, taraflar arasında belirsiz süreli iş sözleşmesi olduğu, rekabet yasağının düzenlendiği, yer bakımından bir sınırlama yapılmadığı, süre sınırlaması yapıldığı, işverenin korunmaya değer bir menfaatinin olup olmadığı hususunda takdirin mahkemeye ait olduğunu, her iki şirkette de davalı aynı işi yaptığından davalının müşteri çevresi tedarik ettiği ve sattığı ürünler ile işleri hakkında bilgi edinme olanağının olduğu, kanunun zarar verme ihtimalini aradığı, davacı işverenin zarar görme ihtimalinin bulunabileceği, aynı yer ve aynı konuda faaliyet gösteren diğer iş yerinde çalışmanın, diğer koşullar da varsa rekabet yasağına aykırılık teşkil edeceği, Yargıtay kararlarının da bu yönde olduğu, aksini ileri sürmenin TMK m. 2 ye aykırılık oluşturacağı belirtilmiştir. 22.Bilirkişi raporu taraflara tebliğ edilmiştir. 23.Davacı vekili bilirkişi raporuna karşı beyan dilekçesi, davalı vekili itiraz dilekçesi sunmuştur. 24.Bilirkişi raporuna bakıldığında, bazı tespitlerin yapıldığı, takdirin mahkemeye bırakılarak kanaat belirten, öğreti ve yargı kararlarının belirtildiği bir rapor düzenlendiği anlaşılmaktadır. 25.Dosyada mevcut taraflar arasında imzalanmış olan "Belirsiz süreli iş sözleşmesi" nin "Rekabet Yasağı" başlıklı 13 üncü maddesinde aynen; "İşçi, gerek bu sözleşme süresince gerekse sözleşmenin hangi sebeple olursa olsun sona ermesini takip eden iki (2) yıl boyunca, işveren ile doğrudan rekabet teşkil edecek faaliyetlerden uzak duracak ve işveren ile aynı alanda faaliyet gösteren rakip bir müessesede her ne sıfatla olursa olsun görev almayacaktır. Aksi halde çalışan, TBK. 445 vd. madde uyarınca son brüt aylık ücretinin bir yıllık tutarını maktu tazminat olarak ödemeyi kabul ve taahhüt eder. Yasağa aykırılık maktu tazminat miktarını aşan bir zarar doğurursa yine TBK 445 madde uyarınca çalışan aşkın zararını tazminle de yükümlüdür" hükmü yer almaktadır. 26.Yukarıda değinilen iş sözleşmesi kapsamında davalı işçi lehine öngörülmüş bulunan bir cezai şart ise bulunmamaktadır. 27.Cezai şartın hem bireysel hem de toplu iş hukukunda geniş uygulama alanı bulunmaktadır. Cezai şart hükümlerinin özellikle tarafların hizmet akdine ek olarak yaptıkları rekabet yasağı sözleşmelerinde yer aldığı görülmektedir. Bununla birlikte iş hukukuna ilişkin mevzuatta cezai şarta dair açık hükümler yer almamaktadır. Bu nedenle Borçlar Kanununun cezai şarta dair hükümlerinin iş hukuku ilkeleri gözünde tutularak yorumlanması sonucunda iş akitlerinde cezai şartın unsurları ve şartları belirlenmiştir. Uygulamada cezai şart daha çok hizmet akdinin sözleşmeye aykırı feshine karşı bir müeyyide olarak düşünülmektedir. Özellikle belirli süreli hizmet akitleri için cezai şart konulmaktadır, bunun da temel fonksiyonu, hizmet aktinin belirlenen sürelerden önce feshe karşı bir teminat oluşturmasıdır. Cezai şartın geçerli olabilmesi için her iki taraf için de geçerli olacak şekilde düzenlenmesi doğru olandır ve yalnızca işçiyi bağlayan aynı durumda işveren için geçerli olmayacak bir cezai şartın geçerli olması düşünülemez. Cezai şartın tek taraflı olarak işçi aleyhine yükümlülük doğuracak biçimde kararlaştırılması halinde hüküm doğurmayacağına yönelik düzenleme 818 sayılı Borçlar Kanununda açıkça yer almamış olmasına karşın 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 420. maddesi ile açıkça geçersiz hali düzenleme altına alınmıştır ki, esasen bu durum 818 sayılı Borçlar Kanunuyla düzenlenmemiş olsa da Yargıtay uygulaması ile yalnızca işçi aleyhine sonuç doğuracak yöndeki cezai şartın geçerli olmadığı, hizmet akdinde işçi ile iş veren arasındaki hiyerarşik ve müzakere gücü açısından mevcut güç dengesizliği dikkate alındığında, söz konusu cezai şartın geçerli kabul edilmemesi yerindedir (HGK 16.03.2016, 2014/13-1013 Esas – 2016/318 Karar). Nitekim iş sözleşmesi içeriği incelendiğinde işveren aleyhine hiç bir cezai şarta yer verilmediği görülmektedir. Örneğin iş sözleşmesinin feshinin ardından işverenin işçiyi kötülemeyeceğine, işçinin yeni işverenine ulaşarak işçi hakkında olumsuz söylem vs gibi faaliyetler içerisine girmeyeceğine dair bir cezai şarta rastlanmamıştır. 28.Öte yandan davaya konu edilen cezai şartın karşılıklı olduğu düşünülse ya da tek taraflı olmasının her hangi bir öneminin bulunmadığı kabul edilse dahi davalı işçinin hangi işlem ve eylemleri ile rekabet yasağına aykırı davrandığı ortaya konulup kanıtlanabilmiş değildir. Yargıtay 11. Hukuk Dairesi bir kararında, rekabet yasağı sözleşmelerinin TTK bünyesinde düzenlenen haksız rekabete ilişkin düzenlemelerin özel bir şekli olduğu vurgulanıp haksız rekabetin varlığı yönünden somut bir zararın doğmuş olmasının gerekmediği ve haksız rekabet teşkil eden eylemler nedeniyle bir zarara düçar olma tehlikesinin varlığının yeterli olduğunu (11. HD. 2016/5641 E – 2017/1255) benimsemişse de; somut olay yönünden bu tehlikenin ne şekilde ortaya çıktığı varsayımlar ve ön kabullere göre değil ve fakat açık delillerle ortaya konulup kanıtlanmalıdır. Tanık beyanları değerlendirildiğinde; Davacı tanığı özetle; bir eczanenin birden fazla depo ile çalışabileceğini, müşterileri firmanın eczane sorumlularının sağladığını, davacının yaptığı işin sadece telefon ile sipariş girmek olduğunu, bu vesile ile şirketin müşteri ilişkilerini bildiğini, müşteriye ait diğer bilgileri ise bilip bilmediğini, kendisinin bilmediğini beyan etmiştir. Davalı tanığı ... ...; davacı ile aynı işte çalıştıklarını, eczanelerin depolarla yıllık anlaşma yaptıklarını, bu anlaşmaya göre çalıştıklarını, yaptıkları iş itibariyle eczaneleri başka firmaya yönlendirmelerinin mümkün olmadığını, anlaşmaların sene başında yapıldığını, bir eczanenin birden fazla depo ile çalışabileceğini beyan etmiştir. Davalı tanığı ...; davacı ile aynı işte çalıştığını, kendilerinin eczanelerinin ihtiyaçlarını sisteme girdiklerini, eczaneleri arayıp kampanyalardan haberdar ettiklerini, yaptıkları işin bunlardan ibaret olduğunu, şahsi olarak bir çalışanın eczaneyi etkileyerek başka bir ilaç deposu ile çalışmasını sağlayamayacağını, bir eczanenin birden fazla depo ile çalışabileceğini beyan etmiştir. Tanık beyanları, kabule göre, davacının iddialarını ispatlamaya yeterli değildir. Kaldı ki davalı, iş sözleşmesinin yapıldığı tarihte davacının tanık beyanları ile de belirli olan yaptığı işin niteliği, aldığı ücreti, işten ayrılma beyanı/istifası hemen kabul edilen bir işçi olup işverenin ticari sırlarına vakıf olan, işveren için çok önemli görevler üstlenen, rakip firmada çalışması önemli zarar riskleri barındıran bir kimsenin bu şartlarda çalıştırılması da hayatın olağan akışına uygun değildir.(Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 11. HD nin 2017/508 Esas, 2017/530 Karar sayılı emsal ilamı) 29.Tüm dosya kapsamı, davalının işinin niteliği, davacı firmada çalışma süresi, tanık beyanları gereği iddianın ispatlanamaması, rekabet sözleşmesinin ve iş sözleşmesinin sadece işçi aleyhine cezai şart içeren hükümler içermesi nedeniyle geçersiz olması hususları bir arada düşünüldüğünde; davanın reddine karar vermek gerekmiştir. HÜKÜM/ Ayrıntısı gerekçeli kararda açıklandığı üzere; 1-Davanın REDDİNE, 2-Davacı tarafça başlangıçta yatırılan ... TL başvurma harcının mahsubu ile hazineye gelir kaydına, harcın davacı üzerinde bırakılmasına, 3-Hükmün niteliği ve tarihi dikkate alınarak, alınması gerekli maktu ret harcı ... TL nin, davacı tarafça başlangıçta yatırılan ... TL den mahsubu ile hazineye gelir kaydına, arta kalan harcın istek halinde karar kesinleştiğinde davacı tarafa iadesine, 4-Davacı tarafça yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına, 5-Davalı tarafından yapılan ... TL posta tebligat giderinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, 6-Davalı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden; ... TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, 7-Davacı tarafça yatan gider avansından harcanmayan kısmın hüküm kesinleştiğinde UYAP üzerinden kontrolü de sağlanarak davacı tarafa iadesine, karardan sonra tebligat ve benzeri masraflar için gider avansının kullanılması davacı tarafından istenirse tebligat ve benzeri için yapılacak masraflar düşüldükten sonra arta kalan miktarının UYAP üzerinden kontrolü sağlanarak karar kesinleştiğinde davacı tarafa iadesine, (6100 sayılı HMK m. 333) ;12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu gereğince dava açılırken mahkeme veznesine yatırılacak olan gider avansının miktarı ile avansın ödenmesine ilişkin usul ve esasları belirten, "Hukuk Muhakemeleri Kanunu Gider Avansı Tarifesi" nin, "Gider avansının kullanılmayan kısmı hükmün kesinleşmesinden sonra davacıya iade edilir. Davacı tarafından hesap numarası bildirilmiş ise iade elektronik ortamda hesaba aktarmak suretiyle yapılır. Hesap numarası bildirilmemiş ise masrafı avanstan karşılanmak suretiyle PTT merkez ve işyerleri vasıtasıyla adreste ödemeli olarak gönderilir." düzenlemesi göz önünde tutularak; her hangi bir bankaya ait hesap numarası ve/veya herhangi bir banka hesabına ait IBAN numarası verilmesi halinde taraflara ait artan gider avansının bildirdikleri hesaba aktarılmasına, 8-Kararın Hukuk Muhakemeleri Kanunu Yönetmeliği m. 58 gereği talep halinde taraflara ve/veya Teb. K. m. 11 ve Yargıtay Hukuk Genel Kurulu., 22/01/2003, 2003/1-25 E., 2003/7 K., ,Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı., 10/07/1940, 1940/7 E., 1940/75 K. nolu kararları gereği vekil ile temsil edilen tarafın vekiline tebligata çıkartılmasına,(RUHİ, Ahmet Cemal., Tebligat Hukuku., 2008, 6. Baskı, s. 127); taraflardan birisi tarafından temyiz yoluna başvurulması halinde bu hususun tebliğ isteği olarak değerlendirilerek, gerekçeli kararın tebliğe çıkarılmasına, 9-Antalya ... İcra müdürlüğünün .../... esas sayılı dosyasının, karar kesinleştiğinde mahalline iadesine, 10-Antalya ... İcra Hukuk mahkemesinin .../... esas sayılı dosyasının, karar kesinleştiğinde mahalline iadesine, Dair, davacı vekili ... ve davalı vekili ...'in yüzüne karşı kararın tebliğinden itibaren 6100 Sayılı Kanunun 345.maddesi gereğince 2 hafta içerisinde ilgili İstinaf Dairesi Başkanlığına sunulmak üzere Mahkememize verilecek dilekçe ile İstinaf yasa yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı.22/01/2020 Katip ... ¸e-imzalıdır Hakim ... ¸e-imzalıdır