İlk Derece Mahkemesi · Ankara 2. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi
Ankara 2. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi 2024/506 E. 2025/349 K.
- Mahkeme
- İlk Derece Mahkemesi
- Daire
- Ankara 2. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi
- Esas No
- 2024/506
- Karar No
- 2025/349
- Karar Tarihi
T.C. ANKARA 2. FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ Esas-Karar No: 2024/506 Esas - 2025/349 TÜRK MİLLETİ ADINA T.C. ANKARA 2. FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ GEREKÇELİ KARAR
ESAS NO : 2024/506 KARAR NO : 2025/349
.... DAVA : Marka YİDK Kararının İptali ile Marka Hükümsüzlüğü DAVA TARİHİ : 04/12/2024 KARAR TARİHİ : 24/09/2025 GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 24/09/2025 Davacı vekili tarafından davalılar aleyhine açılan Marka .... Kararının İptali ile Hükümsüzlük istemli davanın mahkememizde yapılan açık yargılaması sonunda; GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ : DAVA : Davacı vekili dilekçeleriyle özetle, müvekkili şirketin ülke çapında esas olarak eğitim öğretim, yayın alanında faaliyet gösterdiğini, bu hizmetleri elektronik ortamlarda da bilgisayar hizmetleri faaliyetleri içerisinde sürdürdüğünü, müvekkili şirketin “...” ibareli tanınmış markalarının sahibi olduğunu, .... sayılı “...” ibareli 41. Sınıfta tescil talepli marka başvurusuna müvekkili şirket tarafından itiraz edildiğini, itirazların nihai olarak .... sayılı kararı ile reddedildiğini, müvekkilinin “...” ibareli markalarının 41. Sınıfta tescilli olduğunu, bu sınıf bakımından öncelik hakkı bulunduğunu, dava konusu marka başvurusunun esas unsurunun “...” ibaresi olduğunu, dava konusu marka ile müvekkili markaları arasında ilişkilendirilme ihtimali bulunduğunu, davalı şahsa ait marka başvurusunun esas amacının müvekkili markalarının tanınmışlığından faydalanmak ve haksız kazanç sağlamak olduğunu, dava konusu marka başvurusunun iyi niyetli olmadığını beyanla; T.... sayılı markanın tescili halinde hükümsüzlüğüne ve sicilden terkinine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. CEVAP : Davalı kurum vekili cevap dilekçesinde özetle;taraf markalarının bütünüyle bıraktıkları izlenim itibarıyla görsel, işitsel veya anlamsal düzeyde ilişkilendirilme ihtimali de dahil olmak üzere karıştırmaya yol açabilecek derecede benzer olmadığını, başvuru markasında esas unsurun “...” ibaresi olmadığını, “...” ibaresinin bütün haliyle asli unsur olduğunu, “...” ibaresinin davacının tekelinde olmadığını, farklı ibare ya da unsurlarla desteklenmeye ve farklı marka örnekleri oluşturmaya müsait bir ibare olduğunu, dava konusu markanın SMK 6/4 ve 6/5 maddeleri hükmünde belirtilen koşulların oluşmasına yol açmayacağını, davacının kötü niyet iddiasını itiraz aşamasında belgelendirmediğini, .... kararının usule ve yasaya uygun olduğunu beyanla; davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. Diğer davalının yargılamaya katılımı olmamıştır. Davanın açılmasını müteakip davaya katılan tarafların dilekçeleri karşılıklı tebliğ olunmuş, sundukları deliller alınmış, tescil ve başvuru dosyaları ile alâkalı kayıtları getirtilmiş, dava şartları incelenmiş, ön inceleme duruşması yapılmış, taraflar sulhe teşvik olunmuş, sonuç alınamaması üzerine uyuşmazlık konuları tespit edilmiş, tahkikat icra olunmasını ve bilirkişi raporları alınmasını müteakip, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Yazı İşleri Yönetmeliği'nin 41/2. maddesi hükmü de gözetilerek taraf vekillerine tahkikat ve yargılamının geneliyle ilgili son sözleri de sorulmuş; sözlü iddia ve savunmada bulunma olanağı tanınmıştır. GEREKÇE : Taraflar arasındaki uyuşmazlık, davacının iddiaları karşısında,.... Kararının iptali ile davalı markasının hükümsüzlüğünün gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır. İşlem dosyasının tetkikinde, dava konusu ... sayılı marka başvurusu, 41. sınıf için tescil talebiyle 23.03.2023 tarihinde yapıldığı, marka başvurusu 29.05.2023 tarih ve 421 sayılı Resmi Marka Bülteni’nde yayımlandığı, davacı şirket tarafından dava konusu markanın yayımına itiraz edildiği, itirazın, .... kararı ile itirazın nihai olarak reddedildiği, anılan kararın ilgililere tebliğ edildiği ve yasal süresi içerisinde işbu davanın açıldığı belirlenmiştir. DEĞERLENDİRMELER; Dava Konusu Marka ile Davacının İtiraza Dayanak Markalarının Karıştırılma İhtimali; Marka tescilinde nispi ret nedenleri arasında düzenlenen karıştırılma ihtimali uyarınca; tescil başvurusu yapılan bir markanın, tescil edilmiş veya önceki tarihte başvurusu yapılmış marka ile aynılığı ya da benzerliği ve kapsadığı mal veya hizmetlerin aynılığı ya da benzerliği nedeniyle, tescil edilmiş veya önceki tarihte başvurusu yapılmış marka ile halk tarafından ilişkilendirilme ihtimali de dâhil karıştırılma ihtimali varsa itiraz üzerine başvuru reddedilir. Markaların, karıştırılma ihtimaline dayalı tescil engelinden veya hükümsüzlük nedeninden söz edebilmek için aşağıdaki unsurların tamamının kümülatif olarak varlığı gerekir. Bu koşullardan herhangi birinin sağlanmamış olması halinde diğerlerinin varlığı değerlendirme konusu nispi tescil engelinin varlığını kabul için yeterli olmayacaktır: Dava konusu marka ile iddialara mesnet markaların kapsamında, aynı veya benzer mal ve hizmetler bulunuyor olması. Dava konusu marka ile iddialara mesnet markaların aynı veya benzer olması. Dava konusu markalar ile iddialara mesnet markalar arasında, ilişkilendirilme ihtimali de dâhil olmak üzere, halk nezdinde karıştırılma (iltibas) ihtimali bulunması. Emtiaların Aynı/Benzer Olup Olmadığı ; Markalar arasındaki iltibas değerlendirmesi, markaların kapsamında yer alan mallardan ve hizmetlerden bağımsız değildir. Markaların tescilli oldukları sınıflar veya hizmetler farklılaştıkça markalar arasındaki benzerliklerin iltibasa neden olma ihtimali azalacaktır. Bir başka anlatımla, markaların kapsadığı malların ve hizmetlerin farklılaşması neticesinde markayı oluşturan ibarelerin benzerliğine rağmen iltibas tehlikesi azalmakta; malların ve hizmetlerin aynı olması durumunda ise markaların arasındaki ortalama bir benzerlik dahi iltibasa neden olacaktır. Mal ve hizmetlerin aynılığı, ilke olarak mal ve hizmetlerin aynı şekilde yazılmış, ifade edilmiş olmasıdır. Benzer mal ve hizmetler ise, ortalama tüketicilerce aynı (veya ilişkili) kaynaktan geldikleri varsayımıyla karıştırılma ihtimalinin konusu olabilecek mal ve hizmetleri içermektedir. Benzer mal ve hizmet tanımlamasının içeriği, aynı tür mal ve hizmeti mutlak surette kapsamakla birlikte daha geniş bir yaklaşımla benzer oldukları öngörülebilecek, tüketicilerce ilişkilendirilerek aynı kaynaktan geldikleri varsayılabilecek, aynı/benzer ihtiyaçların karşılanmasını sağlayacak mal ve hizmetleri de kapsamaktadır. Mal ve hizmetlerin benzerliği veya ilişkilendirilebilir niteliği .... göre aşağıda belirtilen durumlarda ortaya çıkabilir: Mal ve hizmetlerin kullanım amacı ve alanlarının benzerliği, Mal ve hizmetlerin kullanıcılarının benzerliği, Malların fiziksel görünümünün benzerliği, Mal ve hizmetlerin ticari pazara ulaşmasında kullanılan satış yollarının benzerliği, Mal ve hizmetlerin birbirleriyle rekabet eder nitelikte bulunmasından kaynaklanan benzerlik, Mal ve hizmetlerin birbirlerini tamamlayıcı nitelikte olmasından kaynaklanan benzerlik, Malların mağazalarda aynı reyonda veya rafta bulunmasından kaynaklanan benzerlik. İlgili sektördeki malların niteliği, piyasaya sunuluş şekli, tüketici alışkanlıkları gibi somut olayı etkileyen ek şartların varlığı halinde hizmetlerle mallar arasında ilişkilendirilme ihtimali ortaya çıkabilmektedir. Dava konusu marka başvurusu, 41. sınıf hizmetler bakımından başvuruya konu edilmiştir. Davacı markaları ise hali hazırda 41. Sınıf hizmetler bakımından tescilli olup, taraf markaları arasında sınıfsal olarak ayniyet oluştuğu, dava konusu marka kapsamında yer alan tüm hizmetler bakımından, taraf markaları arasında emtia ayniyeti oluştuğu, İşaretlerin Benzer Olup Olmadığı ve İltibas/Karıştırılma İhtimali; Markaların emtia/hizmetlerinin aynı/benzer olduğu tespiti yapıldıktan sonra bakılması gereken ikinci kriter işaretlerin benzer olup olmadığıdır. İki markanın benzer olup olmadığı değerlendirilirken; markalar arasında görsel, işitsel veya kavramsal düzeyde ortaya çıkan benzerlik veya yakınlık dikkate alınmalıdır. Görsel, işitsel veya kavramsal benzerliğin derecesi konusundaki değerlendirmeyi malların niteliğini ve malların piyasaya sunum yöntemlerini dikkate alarak yapmak yerinde olacaktır. İlgili tüketicinin markaları doğrudan karşılaştırma imkânının bulunmadığı, markaların karşılaştırmasını zihninde muhafaza ettiği tam (eksiksiz) olmayan imaja göre yaptığı dikkat edilmelidir. Görsel benzerlik, kelime veya şekil markalarının görünüm olarak benzerlik içermeleri durumunda ortaya çıkar. Görsel benzerliğin tespiti, markaların benzer markalar olarak değerlendirilmeleri için, tek başına yeterli olarak kabul edilebilir. Bilindiği üzere, kelime markaları söz konusu olduğunda, kelimenin yazım şekli değil kelimenin kendisi korunmaktadır. Bu nedenle, kelimenin büyük ya da küçük harfle ya da farklı yazım karakterinde yazılmış olmasının incelemeye etkisi yoktur. Kelime markalarında görsel değerlendirme; kelimenin uzunluğu/kısalığı, harf sayısı, harflerin dizilimi, kelime sayısı ve işaretlerin yapısı gözetilerek yapılmalıdır. Görsel değerlendirmede, kelimenin ilk kısmında oluşan benzerlik ya da benzememe durumu kelimenin son kısmına göre daha büyük öneme sahiptir. Bununla birlikte, görsel algı önce dışta bulunan elemanları ayırt ettiği için, son harf, kelimenin iç kısımlarında yer alan harflere kıyasla, daha büyük etkiye sahip olacaktır. Kelime markalarında, kelime yazıldığından farklı şekilde okunmadığı sürece (yabancı dillerdeki markalar), görsel ve işitsel benzerlik genellikle aynı anda ortaya çıkar. Bununla birlikte, kısa zaman aralığında gerçekleşen işitsel algıya kıyasla, görsel algının daha kesin ve tekrarlanan algılama imkânı sağladığı dikkate alınmalıdır. Bu nedenle, işaretler arasındaki görsel farklılıklar işitsel farklılıklara kıyasla daha fazla etkiye sahip olacaktır. İşitsel benzerlik, kelime markaları telaffuz edilirken ortaya çıkan benzerlik halidir. İşitsel benzerliğin tespiti, bazı durumlarda tek başına markaların benzer markalar olarak değerlendirilmeleri için yeterli kabul edilebilir. Ancak, işitsel benzerliğin görsel benzerlikle yeterli düzeyde desteklenmemesi halinde markaların benzer markalar olarak değerlendirilmemesi de mümkündür. Kavramsal (anlamsal) benzerlik, kelime veya şekil markalarının karşılık geldikleri anlam veya kavramlar bakımından ayniyet veya benzerlik içermeleri durumunda ortaya çıkar. Kelime markalarının kavramsal (anlamsal) benzerliği, temel olarak, farklı şekilde yazılı kelimelerin aynı veya farklı dilde aynı/benzer kavramlara (anlamlara) karşılık gelmeleri durumunda ortaya çıkabilir. Şekil markalarının kavramsal (anlamsal) benzerliği ise temel olarak, markalarda yer alan şekil unsurlarının aynı kavramlara karşılık gelmeleri durumunda ortaya çıkabilir. Benzerlik ve karıştırılma ihtimali telaffuz, anlam veya biçimden, işaretlerin toplu olarak bıraktığı izlenimden, seri içine girmekten veya başka bir çağrışımdan kaynaklanabilir. Halkın, karşılaştırılan işaretler arasında “bağlantı” kurma ihtimali bulunması, benzerlik bulunduğunu kabul etmek için yeterlidir. Markalar arasında benzerlik incelemesinde temel ilke, her iki markanın ortalama tüketici üzerinde bıraktığı genel intibaa göre tüm faktörler bir arada gözetilerek “global değerlendirme” yapılmasıdır. .... değerlendirme gereği, markaların unsurlarına bölünerek, unsurlarına göre ayrı değerlendirme yapılması hatalı olacaktır. Bununla birlikte, inceleme sırasında markayı oluşturan jenerik, tanımlayıcı unsurların değerlendirme dışı bırakılmasına engel değildir. Dolayısıyla asıl olan markaların bir bütün halinde bıraktıkları genel intibaa göre değerlendirme yapılmasıdır. ....” kararında belirlenen temel ilkelerin dikkate alınması gerekmektedir. Buna göre; Asıl unsuru markanın bütünü itibarıyla bıraktığı izlenim, tümüne hâkim olan görünüş ve ayrıcalığını vurgulayan imajda aramak lazımdır. Tespit edilen asıl unsur sözcükten ibaret ise markalarda ortak olarak kullanılan kök kelime ve başvuru sahibinin varsa ilave ettiği ekler belirlenmelidir. Son olarak başvuru sahibinin markasındaki eklentinin başlı başına ayırt edicilik vasfının olup olmadığı üzerinde durulmalıdır Dava konusu marka başvurusu, “...” ibaresinden oluşan, slogan niteliğinde bir kelime markasıdır. Başvuru kapsamındaki ibarelerin tamamı aynı satırda, aynı punto ve renkte yazılmış olup, herhangi bir grafik unsur, özel yazı karakteri veya ayırt edici görsel nitelik taşımamaktadır. Yazım tarzı itibarıyla öne çıkan herhangi bir kelime bulunmamakta; ibare bir bütün olarak algılanmakta ve bu haliyle bir bütün olarak esas unsur niteliği taşımaktadır. Davacı markaları ise, tamamında ortak unsur olarak yer alan “...” ibaresi etrafında şekillenmiş bir marka ailesini oluşturmakta olup, bu ibareye kimi markalarda “.... gibi tanımlayıcı ve ayırt edici gücü zayıf nitelikteki ifadeler eklenmiştir. Bu markalarda asıl ayırt edici unsurun “...” kelimesi olduğu açıktır. Zira söz konusu tali unsurlar, sektörde yaygın şekilde kullanılan, tanımlayıcı nitelikte ifadeler olup, marka işlevi görmekten ziyade, ilgili tüketici kitlesine sunulan hizmetin niteliğini açıklayıcı mahiyettedir. Öte yandan, davacının markaları arasında yer alan “o ... bu ...”, “... koçum”, “... kitabım” gibi ifadeler ise, “...” kelimesini içermekle birlikte, “...” kelimesinin farklı bağlamlarda, bir cümle bir slogan içerisinde kullanılan markalardır. Bu markalarda, sadece “...” kelimesi değil, ibarenin tamamı ayırt edici nitelik taşımaktadır. Dava konusu marka başvurusu ile davacı markaları arasındaki uyuşmazlık, her iki markada da yer alan “...” kelimesinin ortaklığından kaynaklanmaktadır. Ancak, “...” ibaresi, .... Kurumu sözlüğünde “Öğrencilerin veya bir işe girmek isteyenlerin bilgi derecesini anlamak için yapılan yoklama; imtihan.” şeklinde tanımlanan, herkesin kullanımına açık, genel ve tanıtıcı bir ifadedir. Bu yönüyle “...” kelimesi, özellikle 41. sınıfta yer alan eğitim, öğretim ve sınavlara hazırlık hizmetleri bakımından doğrudan ilgili hizmetle ilişkilidir. Taşıdığı anlam itibarıyla, “...” kelimesinin eğitim öğretim sektöründe ayırt edici karakteri zayıflamaktadır. “...” kelimesinin anlamı olan bir ibare olduğu gözetildiğinde, orijinal bir ibare gibi korunmasının mümkün olmadığı, Kendisinden önce tescil edilmiş bir markadaki ibare ile birlikte, kendi unsurlarını içinde barındıran kompozit bir markanın, önceki marka ile iltibas oluşturup oluşturmadığına karar verilebilmesi için, önceki markanın kendi başına, bağımsız bir ayırt edici karakterinin olup olmadığının ve taraf markalarındaki ortak unsurun, sonraki markada baskın unsur olup olmadığının incelenmesi gerekmektedir. Dava konusu başvuruda yer alan “...” ibaresinde geçen “...” kelimesi, tanımlayıcı ve jenerik niteliği nedeniyle ayırt edici bir unsur olarak değerlendirilemez. Zira hem anlam hem yazım biçimi itibarıyla, dava konusu markada “...” ibaresi ön plana çıkarılmamıştır. Davacıya ait markalar ile dava konusu “...” ibareli marka arasında, ilk izlenim, genel yapı ve ayırt edici unsurlar bakımından bütünsel bir değerlendirme yapıldığında, markalar arasında karıştırılma ihtimali doğuracak ölçüde bir benzerlik bulunmadığı kanaatine varılmıştır. Markalar bütünsel olarak incelendiğinde, taraf markalarının bütünsel olarak birbirinden farklılaştığı, davalı markasında “...” ibaresinin, “....” ibaresinin bir parçası olduğu, tek başına kullanılmadığı, diğer unsurlardan farklı yazılarak ön plana çıkarılmadığı tespit edilmiştir. Bir diğer deyişle, davacı markalarının esas unsuru “...” ibaresi iken, davalı markasında “....” ibaresi, bir bütün olarak anlamsal olarak ön plandadır. Dava konusu marka başvurusu bir bütün olarak davacı markalarından farklılaşmıştır. Ayrıca “....” markasının görsel sunumu, herhangi bir renk ya da şekil unsuru kullanılmamış olması, buna karşın, davacı markalarının genel grafik düzeni ve renk ve şekil kompozisyonları belirgin şekilde farklıdır. Davacı markalarında çoğunlukla kırmızı ve mavi renkler ile şahin resmi hâkimdir. "....” ibareli başvuruda, davacı markalarını çağrıştıran veya tüketicinin algısında davacı ile ilişki kurulmasına neden olabilecek nitelikte bir görsel benzerlik mevcut değildir. Taraf markalarında ortak unsur olan “...” ibaresinin eğitim öğretim sektöründe sık kullanılan bir kelime olması sebebiyle, düşük ayırt edicilik düzeyine sahip olduğu, dolayısıyla, bu tür jenerik ya da tanımlayıcı ifadelere tek başına geniş koruma sağlanamayacağı, Sonuç olarak, dava konusu “....” markası ile davacı markaları arasında yer alan “...” ibaresi dışında ortak ya da çağrışım yaratacak bir unsur bulunmamakta; söz konusu ibare de eğitim öğretim sektöründe sık kullanılan bir kelime olduğundan, markaların bir bütün olarak aynı ticari kaynağı işaret ettiği yönünde tüketici nezdinde herhangi bir algı oluşmayacağı, Sonuç olarak, “...” kelimesinin her iki taraf markasında ortak unsur olmasının, markaları görsel, işitsel ve kavramsal olarak benzer kılmayacağı, somut olay bakımından “markaların aynı ya da benzer olması” şartının sağlanamadığı, Karıştırılma ihtimalinde önemli olan husus; ortalama düzeydeki halk nezdinde bu iki işaret arasında herhangi bir şekilde herhangi bir sebeple bağlantı kurulmasıdır. Hatta markalar arasında birçok noktada fark bulunduğu tespit edilse bile “umumi intiba” ikisinin karıştırılabileceği yönünde ise, iki işaret arasında karıştırılma ihtimalinin bulunduğu kabul edilmelidir. Burada işitsel veya görsel bir benzerlik ve hatta genel görünüş açısından umumi intiba olmasa bile halk tarafından iki marka arasında bir bağlantı kurulması ve hatta çağrıştırması dahi karıştırılma ihtimali için yeterli bir ölçü olarak kabul edilmelidir. Tüketicinin iki işaret arasında doğrudan ya da kaynakları bakımından idari – iktisadi bir ilişki kurma yanılgısına düşmesi iltibas ihtimalinin kabulü için yeterli olacaktır. Karıştırılma olasılığının değerlendirmesi, inceleme konusu markaların görsel, işitsel veya kavramsal benzerliği bakımından, markaların ayırt edici ve baskın unsurları özellikle göz önüne alınarak, markaların bütünsel olarak ortaya çıkardıkları izlenim esasında yapılmalıdır. İnceleme konusu malların veya hizmetlerin ortalama tüketicilerinin markaları algılayış biçimi, karıştırılma olasılığına yönelik genel değerlendirmede belirleyici rol oynar. Markalar arasındaki görsel, işitsel veya kavramsal benzerlikler bütün olarak karşılaştırılmalıdır. Karşılaştırma, genel izlenim esas alınarak, özellikle markaların ayırt edici ve baskın unsurları ve davanın koşullarıyla ilgili tüm faktörleri dikkate alarak global olarak yapılmalıdır. Karıştırılma ihtimali değerlendirilirken araştırılması gereken bir diğer husus da hedef tüketici kitlesidir. Tüketici kitlesi, her bir mal ve hizmet türü için ayrı ayrı değerlendirilmelidir. Markalar arasındaki karıştırılma ihtimalinin tespitinde kural olarak ortalama tüketiciler dikkate alınacak olup; doktrinde kabul edilen kritere göre malın hitap ettiği makul düzeyde bilgi ve dikkate sahip tüketicilerin tamamının ya da büyük bir bölümünün karışıklık yaşaması değil, bu tüketicilerin bir kısmının karışıklık yaşama ihtimali bulunması, benzerlik ve iltibas bulunduğunun kabulü için yeterli bulunmaktadır. Yukarıdaki hususlar dâhilinde somut olayda, ....” olarak işaretlenen “41. Sınıf hizmetler”, yetişkinlere hitap eden, gündelik ve ucuz olarak nitelendirilemeyecek mal ve hizmet grubundan oluşan, mal ve hizmeti satın alan tüketicilerin üzerinde araştırma yaparak satın alma eyleminde bulunduğu hizmetlerden oluştuğu tespit edilmiştir. Bu nedenle, ilgili tüketicinin yüksek düzeyde bilgiye ve dikkate sahip olduğu, Sonuç olarak; dava konusu marka kapsamında yer alan tüm hizmetlerin, davacı markalarında yer alan emtialar ile aynı/aynı tür olduğu, dava konusu hizmetler bakımından ilgili tüketicinin yüksek düzeyde bilgi ve dikkat düzeyine sahip olduğu, davacı markalarının esas unsurunun “...” ibaresi olduğu, fakat dava konusu markanın bir bütün olarak “....” ibaresinin esas unsur niteliğinde olduğu, “...” kelimesinin eğitim öğretim sektörü bakımından ayırt edici niteliğinin zayıf olduğu, dava konusu marka başvurusunda “...” kelimesinin gerek anlam gerekse görsel olarak ön planda olmadığı, bir bütünün parçası niteliğinde olduğu ve bütün olarak bakıldığında dava konusu markanın davacının dayanak markalarından uzaklaştığı, karşılaştırılan markaların kompozisyonunun farklılaştığı, taraf markalarında yer alan diğer unsurlar nazarında hiçbir benzerlik bulunmaması, dava konusu markanın esas unsuru .... ....” iken, davacı markalarının esas unsurunun “...” ibaresi olduğu, markaların esas unsur bazında farklılaştığı, “...” gibi ayırt edici niteliği zayıf bir ibarenin ortaklığının markaları benzer kılmadığı, tüketicinin taraf markalarını aynı/benzer ürünler üzerinde gördüğünde ya da işittiğinde farklı marka ile karşı karşıya olduklarını anlayabilmelerinin mümkün olması, taraf markalarının birbiri ile ilişkilendirme ihtimalinin bulunmaması nedeniyle, somut olay bakımından markaların ilişkilendirilmesi ihtimaline dayalı olan nispi tescil engeline ilişkin şartların oluşmadığı, Davacı Markasının Tanınmış Olup Olmadığı, Davalının Başvuruya Konu Markasının Davacının Tanınmış Markasından Haksız Yararlanma Sağlayıp Sağlamadığı, Davacı Markasının İtibarına Zarar Verip Veremeyeceği, Ayırt Ediciliğini Zedeleyip Zedelemeyeceği; 6769 sayılı SMK 6/5 maddesi; “Tescil edilmiş veya tescil başvurusu daha önceki tarihte yapılmış bir markanın, Türkiye’de ulaştığı tanınmışlık düzeyi nedeniyle haksız bir yararın sağlanabileceği, markanın itibarının zarar görebileceği veya ayırt edici karakterinin zedelenebileceği hâllerde, aynı ya da benzer markanın tescil başvurusu, haklı bir sebebe dayanma hâli saklı kalmak kaydıyla, başvurunun aynı, benzer veya farklı mal veya hizmetlerde yapılmış olmasına bakılmaksızın önceki tarihli marka sahibinin itirazı üzerine reddedilir.” hükmünü amirdir. Bu madde kapsamında koruma elde edilebilmesi için önceki tarihli markanın tanınmış olması, önceki tarihli marka ile sonraki tarihli başvurunun aynı veya benzer olması ve maddede öngörülen üç şarttan birinin gerçekleşmesi gerekmektedir. “Tanınmış marka” kavramı Yargıtay içtihatlarında “bir şahsa veya teşebbüse sıkı bir şekilde matufiyet, garanti, kalite, kuvvetli reklam, yaygın bir dağıtım sistemine bağlı, müşteri, akraba, dost, düşman ayırımı yapılmadan coğrafi sınır, kültür, yaş farkı gözetilmeksizin aynı çevredeki insanlar tarafından refleks halinde ortaya çıkan bir çağrışım” olarak tarif edilmiştir .... Bunun yanında tanınmış marka kavramı; bir markanın tanınmışlığının belirlenmesi için .... 1999 yılında ".... Ortak Tavsiye Kararı" adı altında bazı ölçütler getirmiştir. Bu suretle bir markanın tanınmışlığında kendisinden yararlanılabilecek bazı kriterler oluşturulmuştur. Bağlayıcılığı olmamakla birlikte uygulamada da kabul gören bu kriterler şunlardır; Toplumun ilgili kesiminde markanın tanınma derecesi Markanın kullanıldığı coğrafi alan, kullanım süresi ve yoğunluğu Marka promosyonlarının hedef aldığı coğrafi alan, promosyon süresi ve yoğunluğu Markanın tesciller veya tescil başvuruları ile korunduğu coğrafi alanın büyüklüğü Markanın resmi makamlarca tanınmışlığına delalet eden karar ve uygulamaları Markanın ekonomik değeri Bu kıstaslardan birisinin, birkaçının veya tamamının varlığı tanınmışlığı gösterebilecektir. Yukarıda yapılan açıklamalardan çıkan sonuç; bir hizmet ya da ticaret markasının tanınmışlığından söz edilebilmesi için; toplumun ilgili sektöründe tanınmış olması, başka bir anlatımla o marka telaffuz edildiğinde ilgili sektördekilerin hiç düşünmeden refleks halinde hatırlamaları gerektiğidir. 6769 sayılı SMK madde 6/5 hükmüne göre, toplumda belirli bir tanınmışlık düzeyine ulaşan önceki bir tarihte tescil edilmiş veya tescil için başvurusu yapılmış bir markadan, Tanınmışlık düzeyi nedeniyle haksız bir yarara sağlayabilecek, Markanın itibarına zarar verebilecek, Markanın ayırt edici karakterini zedeleyici sonuçlar doğurabilecek durumda olan sonraki başvuru, farklı mal ve hizmetlerde kullanılacak olsa bile reddedilecektir. Yukarıda da belirtildiği üzere, tanınmış markalar sadece tescil kapsamındaki aynı tür mal ve hizmetler yönünden değil, ayrıca farklı türden mal ve hizmetler yönünden de sahibine koruma sağlar. Tanınmış markalara sağlanan koruma önlemleri sayesinde, sonraki markanın tescili yoluyla marka sahibinin, tanınmış markanın itibarına ve ayırt edicilik düzeyine zarar verme, bu markadan imaj transfer etme ve böylelikle haksız yarar sağlama çabalarının önüne geçilmek istenmiştir. Böylece, önceki ve tanınmış nitelikteki markanın ayırt edicilik karakterine ve tanınmışlığına zarar verebilecek, tüketicinin daha önce tanınmış markayı gördüğünde, refleks halinde tek bir işletmeyi algısında canlandıracakken, yeni durum nedeniyle eskiden olduğu gibi kişilerin aklına sadece tek bir ticari işletme gelmeyecektir. Bunun sonucunda ise, büyük emek, çaba, zaman ve masrafla tanınmış hale getirilen markanın ayırt edicilik gücü zaafa uğratılmış olabilecektir. Somut uyuşmazlık bakımından incelendiğinde, davacı tarafa ait ... ibaresinin,.... sayı ile 30.12.2021 tarihinde, ... dershaneleri ibaresinin T/02101 sayı ile 17.10.2011 tarihinde, ... Dershanesi ibaresinin T/02100 sayı ile 17.10.2011 tarihinde tanınmış marka olarak tescil edildiği, Somut uyuşmazlık bakımından incelendiğinde, tanınmış marka kayıtları ve yine mahkememizin bilgi ve tecrübesi dahilinde, davacı yana ait "...” ibareli markanın “eğitim öğretim hizmetleri” bakımından tanınmış marka olduğu yönünde kanaat oluştuğu, fakat dava konusu marka başvurusu ile davacıya ait tanınmış markanın benzer olmadığı, bu nedenle dava konusu markanın davacının tanınmış markasının ayırt edicilik karakterine ve itibarına zarar vermesi ve tanınmışlığından haksız yarar sağlanması ihtimallerinin bulunmadığı ve davacı yan delilleri arasında bu açıdan bir delilin bulunmadığı, Netice itibariyle, Dava konusu marka kapsamında yer alan hizmetler ile davacıya ait markalar kapsamında yer alan hizmetlerin aynı/aynı tür olduğu, Davacıya ait markalar ile dava konusu marka başvurusunun, görsel, işitsel ve kavramsal olarak benzer olmadığı ve markalar arasında karıştırılma/ilişkilendirilme ihtimali bulunmadığı, Davacı markasının tanınmış marka olduğu değerlendirilmekle birlikte, dava konusu marka ile davacının tanınmış markasının benzer olmadığı, bu nedenle davalıya ait markanın davacı markasının tanınmışlığı gerekçesi ile haksız yarar sağlaması, davacı markasının itibarına zarar verilmesi veya davacı markasının ayırt edici karakterinin zedelenmesi risklerinin bulunmadığı, .....sayılı kararının yerinde olduğu sonuçlarına ulaşılmış davanın reddine karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. H Ü K Ü M : Davanın reddine, Alınması gereken 615,40.-TL harçtan, peşin alınan 427,60.-TL'nin mahsubu ile eksik kalan 187,80.-TL maktu ilâm harcının davacıdan alınarak hazineye irad kaydına, Davalı kurum kendisini vekille temsil ettirdiğinden Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre hesap olunan takdiren 40.000,00.-TL maktu ücreti vekâletin davacıdan alınarak davalı kuruma verilmesine, Davalı kurumun yapmış olduğu bir gider olmadığından bu hususta bir karar verilmesine yer olmadığına, Davalının yapmış olduğu bir gider olmadığından bu hususta bir karar verilmesine yer olmadığına, Yatırılan ve kullanılmayan gider avansının, hükmün kesinleşmesini müteakip re'sen davacıya iadesine (HMK m.333), Dair, davacı vekili ve davalı kurum vekilinin yüzüne karşı, diğer davalının yokluğunda, tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde .... istinaf yolu açık olmak üzere verilen karar, açıkça okunup usulen anlatıldı.24.09.2025
Kâtip Hâkim ... ✍e-imzalıdır ✍e-imzalıdır