İlk Derece Mahkemesi · Gaziantep 3. Asliye Ticaret Mahkemesi
Gaziantep 3. Asliye Ticaret Mahkemesi 2022/593 E. 2023/8 K.
- Mahkeme
- İlk Derece Mahkemesi
- Daire
- Gaziantep 3. Asliye Ticaret Mahkemesi
- Esas No
- 2022/593
- Karar No
- 2023/8
- Karar Tarihi
T.C. GAZİANTEP 3. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TÜRK MİLLETİ ADINA GEREKÇELİ KARAR ESAS NO : ..... KARAR NO : .......
HAKİM : ..... KATİP : ....
DAVACI : 1- .... 2- ..... VEKİLİ : Av. ...... Av. .... DAVALI : ..... VEKİLİ : Av.........
DAVA : Tazminat (Ölüm Ve Cismani Zarar Sebebiyle Açılan Tazminat) DAVA TARİHİ : 23/08/2022 KARAR TARİHİ : 09/01/2023 GEREKÇELİ KARAR YAZIM TARİHİ : 24/01/2023
Mahkememizde görülmekte olan Tazminat (Ölüm Ve Cismani Zarar Sebebiyle Açılan Tazminat) davasının yapılan açık yargılaması sonunda, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı vekili 22/08/2022 tarihli dava dilekçesinde özetle; müvekkillerinin........ı 1999 yılında annesi........tan hem ekonomik sebeplerle hem de müvekkili münevver'in çocuklara düşkün olması sebebi ile belirli bir ücret karşılığında bakmak üzere teslim aldığını, çocuğun teslim alındıktan sonra annesi ....... ile hiçbir şekilde irtibat kurulamadığını, müvekkillerinin .......ı kendi evlatlarından ayırmadığını, 2010 yılında gaziantep valiliği sosyal hizmetler il müdürlüğüne başvurarak ......derek koruyucu ailesi olduklarını, 23/06/2014 tarihinde davalı şirket nezdinde ZMMS kapsamında sigortalı ...... plakalı araç ile......evk ve idaresindeki ...... plakalı motosikletin karıştığı kaza neticesinde ....n vefat ettiğini, ......'ın vefat etmesi ile müvekkillerine destek olacağını, müvekkillerini kaza sebebi ile derin üzüntü içinde olduklarını belirterek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile .......ın koruyucu ailesi olan müvekkilleri ......ve .........çin 50.000,00'er-TL manevi tazminatın ve yine müvekkiller........ ve........için 500,00'er-TL destekten yoksun kalma tazminatının kaza tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile davalıdan tahsilini dava etmiştir. Davalı tarafça yasal süresi içerisinde cevap dilekçesi sunulmamıştır. GEREKÇE VE KANAAT: Uyuşmazlık 23/06/2014 tarihli trafik kazası sebebiyle davacının davalı sigorta şirketinden ZMMS kapsamında destekten yoksun kalma tazminatı istemine ilişkindir. Türk Borçlar Kanunu 49 ve devamı maddelerinde düzenlenen haksız fiil hükümlerine göre, kazada kusuru oranında araç işleten sürücü ve 2918 Sayılı Kanun uyarınca işletenin sorumluluğunu üstlenen sigortacı, sigortalı araç sürücüsünün kusuru oranında poliçe teminatı kapsamındaki taleplerden dolayı sorumlu bulunmaktadır. Destekten yoksun kalma tazminatı ile bedensel zararlar Borçlar Kanunu hükümlerine ve Sorumluluk Hukuku ilkelerine göre hesaplanır. Kısmen veya tamamen rücu edilemeyen sosyal güvenlik ödemeleri ve ifa amacını taşımayan ödemeler bu tür zararların ödenmesinde gözetilemez, zarar veya tazminatından düşünülemez. Hesaplanan tazminat miktar esas alınarak hakkaniyet düşüncesi ile arttırılamaz veya azaltılamaz. Destekten yoksun kalan kimse devamlı ve gerçek bir ihtiyaç içerisinde bulunmalıdır. Genel olarak bakım ihtiyacı, sosyal düzeyi uygun olan yaşamın devamını sağlamak için gerekli olan olanaklardan yoksun kalmayı anlatır. Burada önemli olan destekten yoksun kalan kimsenin ve ailesinin temsil ettiği sosyal ve ekonomik düzeye göre normal karşılanan giderlerdir (Yargıtay HGK. 21/04/1982 tarihli, 1982/412 Karar Sayılı Kararı). Diğer taraftan Yargıtay İBBGK'nin 06/03/1978 tarihli kararının gerekçesinde de destekten yoksun kalma tazminatın elim bir karşılığı olan ceza olmayıp, ölüm sonucu ölenin yardımından yoksun kalan kimsenin muhtaç duruma düşmesini önlemek ve yaşamının desteğin ölümden önceki düzeyde tutulmasına yönelik sosyal karakterde kendine özgü bir tazminat davası olduğu belirtilmiştir. Destekten yoksun kalma tazminatı, desteğin mirasçısı olarak geride bıraktığı kişileri değil, desteğinden yoksun kalan kişilere aittir. Destekten yoksun kalma tazminatı isteyebilecek kişilerin mirasçılardan başka kişiler (söz gelimi gayri resmi eş) olabileceği hususunda herhangi bir ihtilaf bulunmamaktadır. Sözü geçen destek kavramı hukuksal bir ilişkiyi değil, eylemli bir durumu ifade ettiğinden, yardım eden ve olayların olağan akışına göre eğer ölüm vuku bulmasaydı gelecekte de bu yardımı alacak kişi, destek sayılır. Tazminat hukukunun esası, zarar görenin muhtemel zararının telafi edilmesi ilkesine dayanmaktadır. Bilinmeyen dönem hesaplamaları için özellikle kesin bir hesaplama yöntemi olmayıp, bu hususta Yerleşik Yargıtay uygulamaları esas alınmalıdır. Yargıda uygulama birliğinin sağlanması bakımından yargısal uygulamanın geçerli olması gerekir ve bu durum hukuksal bütünlük yönünden esas alınmalıdır. Yargıtay'ın son kararlarında TRH 2010 yaşam tablosunun kullanıldığı görülmektedir. Ayrıca açık, anlaşılır ve denetime elverişli basit bir formül olan progressif rant yöntemi tazminat hesaplamaları açısından tercih edilmektedir. Destekten yoksun kalma tazminatına ilişkin çerçeve açıklamalardan sonra somut olaya dönüldüğünde müteveffa........n 28497 sayılı 14/12/2012 tarihli koruyucu aile yönetmeliği madde 3 uyarınca Gaziantep Valiliği Aile ve Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğü tarafından davacılar yanında koruyucu aile olarak bakıma verildiği, evlat edinilmeksizin 23/06/2014 tarihinde geçirdiği trafik kazası nedeni ile vefat ettiği görülmektedir. Destekten yoksun kalma tazminatı isteminde bulunabilmek için Türk Borçlar Kanunu madde 49 ve maddeye dayanak istikrarlı yargı kararları uyarınca destek ve desteklik iddiasında bulunan arasındaki bakım ilişkisinin sürekli olması aranır. Diğer bir deyişle aradaki bakım ilişkisinin geçici olması halinde desteklik ilişkisinden bahsedilemez. Alternatif bakım modeli olan koruyucu ailenin geçici olması asıldır. Nihai amaç sorunlar geçtiğinde çocuğun ana ve babasının yanına dönüşünün sağlanmasıdır. Bu sebeple koruyucu aile ilişkisinde süreklilik esas olmadığından desteklik ilişkisinden de söz etmek mümkün değildir. Koruyucu aileden beklenen, bakımını ve yetiştirilmesini üstlendiği çocuğu, kendi çocuğu olmadığını unutmadan, kendi çocuğu gibi koruması ve yetiştirmesidir. Özellikle hastalık, hükümlülük, işsizlik veya ana ve/ babanın kaybı gibi durumlarda ana ve/veya babanın geçici bir süre çocuğa bakamadığı ancak bir süre sonra çocuğu yanına alabileceği durumlarda korunma kararı çocuğun koruyucu aile yanına yerleştirilmesi uygundur. Türkiye de ise çoğunlukla koruyucu ailelerin yanlarına yerleştirilen çocuğu gelecekte evlat edinmek istedikleri ve bu amaçla korunmaya ihtiyacı olan çocuğun koruyucu ailesi olmak istedikleri tespit edilmiştir. Oysa koruyucu aile bakımı salt korumaya ihtiyacı olan çocuğun bir aile yanında korunmasını ve bakımını sağlayan Çocuk Hakları Genel Müdürlüğü'nün denetim ve gözetimi altında yürütülen alternatif bir bakım hizmetidir. Bununla, evlat edinmeden farklı olarak, çocuk, koruyucu ailenin velayeti altına girmediği gibi koruyucu aile ile çocuk arasında hısımlık bağı da kurulmaz. Doktrinde bir görüş, il müdürlükleri ile koruyucu aile arasında korunmaya ihtiyacı olan çocuk (üçüncü kişi) yararına imzalanan sözleşmeyi, vekâlet unsurları ağır basan sui generis bir aile hukuku sözleşmesi olarak nitelendirmiştir. Bu sözleşme özel hukuk alanında sonuç doğurduğundan, idari bir sözleşme değildir. Zira koruyucu aile, çocuğun bakım ve yetiştirilmesini AÇSHB’nin gözetimi ve denetimi altında yerine getirmekteyse de ne bir kamu hizmeti görür ne de bir kamu görevlisidir. Sadece AÇSHB, “korunmaya ihtiyacı olan çocuğun bakımı ve yetiştirilmesi” görevini, bu sözleşme ile gerçek kişilere (koruyucu aileye veya kişiye) bırakır. Bu kişiler ise, idarenin bu görevin yerine getirilmesinde başvurduğu “yardımcı kişi” niteliğindedir. Hatta Türk hukukunda koruyucu ailenin uygulama esaslarının, evlat edinmede olduğu gibi, özel hukuk alanında bir tüzükle düzenlenmesi gereği belirtilmiştir. Doktrinde bir diğer görüşe göre, koruyucu aile vesayet organı değildir. Türk hukukunda vesayet organları vesayet daireleri ile vasiler ve kayyımlardır (TMK m. 396). Buna TMK m. 431/I’den hareketle yasal danışmanlar da eklenmektedir. Koruyucu aile vesayet organının yetki ve görevlerine sahip olmadığından, vesayet organı sayılamaz. Ancak yardımcı vesayet organı olarak nitelendirilebilir. Gerçekten de koruyucu aile ile çocuk arasında ne velâyet ne vesayet ilişkisi kurulur. Koruyucu aile, sadece çocuğun şahsını korur ve amacı ile bağlantılı olarak çocuğun bakım, gözetim ve yetiştirilmesi konuları ile yetkilidir. Diğer bir deyişle çocuğun menfaati gerektirdiği ölçüde, velâyet hakkından doğan birtakım görevleri, devletin denetim ve gözetimi altında yerine getirir Esasen yukarıdaki iki görüş birbirini tamamlar. Nitekim ilk yaklaşıma göre koruyucu aile korunmaya ihtiyacı olan çocuklar bakımından AÇSHB’nin yardımcısıdır ve bu kurum, korunmaya ihtiyacı olan çocuğun ana ve babasının velâyet hakkı kaldırıldığında kanuni vasi, kaldırılmadığı hâllerde ise kanuni kayyım olarak kabul edilmelidir. Dolayısıyla iki görüşte de koruyucu aile vesayet organı yardımcısı olarak değerlendirilmiştir. Kanaatimizce koruyucu aile, sadece korunmaya ihtiyacı olan çocuğun ana ve babasının her ikisinin de velâyet hakkının kaldırıldığı hâllerde bir vesayet organı olan vasinin yardımcısı olarak görülebilir. Zira koruyucu aile yanına yerleştirilen çocuğun ana ve babasının velâyet hakkı kural olarak devam eder. Sadece mahkeme tarafından TMK m 348’e dayanarak çocuğun ana ve babasının her ikisinin de velâyet hakkı kaldırılmışsa, çocuğa vasi atanır (TMK m. 349). KAY’da korunmaya ihtiyacı olan çocuğun vasisinin aynı zamanda koruyucu ailesi olamayacağı hususu açıkça düzenlendiğinden (m. 8/VIII), koruyucu ailenin çocuğun vasisi olması da mümkün değildir. Dolayısıyla sadece bu hâlde koruyucu ailenin korunmaya ihtiyacı olan çocuğa atanan vasinin ve vesayet dairelerinin yardımcısı, diğer bir deyişle vesayet organı yardımcısı olarak kabulü mümkündür. Bununla birlikte korunmaya ihtiyacı olan çocuğun ana ve babasının her ikisinin velâyet hakkının kaldırılmadığı durumlarda koruyucu ailenin vesayet organı yardımcısı olarak kabulü mümkün değildir. Zira Türk hukukuna göre AÇSHB ne kanuni kayyım ne de kanuni vasi olarak kabul edilebilir. Bu hâlde koruyucu ailenin vekâlet unsurları ağır basan sui generis bir aile hukuku sözleşmesi olan koruyucu aile sözleşmesi ile korunmaya ihtiyacı olan çocuğa karşı velâyetten doğan bazı yükümlülükleri karşılıksız olarak yerine getirmekle yükümlü olan vekil benzeri bir yükümlü sayılması gerekir. Zira aşağıda açıklandığı üzere koruyucu aile sözleşmesinde koruyucu aileye talebi hâlinde devlet tarafından ödenmesi gereken aylık bakım ödemesi “ücret” niteliğinde değildir. Dolayısıyla koruyucu aile sözleşmesi hukuken ivazlı (karşılıklı) bir özleşme olarak değerlendirilemez. Bunun yanında korunmaya ihtiyacı olan çocuk bu sözleşmenin tarafı değildir. Ancak bu sözleşmede alacaklı olan AÇSHB, koruyucu ailenin bu sözleşmeden doğan asli edim yükümlülüğünü sözleşme ilişkisinin dışında kalan bir üçüncü kişiye (çocuğa) ifasını şart koşmaktadır. Üçüncü kişi, sözleşmenin kurulmasına katılmayanları, sözleşmenin tarafları dışındaki kişileri ifade eder. Bu sebeple koruyucu aile sözleşmesinin TBK m. 129 anlamında üçüncü kişi yararına sözleşme olduğu kabul edilmelidir. Nitekim koruyucu aile sözleşmesinde de, üçüncü şahıs yararına sözleşmede olduğu gibi, borçlu konumundaki koruyucu aile alacaklı konumundaki AÇSHB’ye karşı sözleşmeden doğan asli edimi bir üçüncü kişiye (korunmaya ihtiyacı olan çocuğa) ifa edeceğini taahhüt eder. Koruyucu aile sözleşmesinin amacı çocuğun (üçüncü şahsın) karşılıksız bir kazandırma elde etmesine yöneliktir. Koruyucu aileye yanına yerleştirilen çocuğun bakımı ve yetiştirilmesine karşılık olarak ödeme yapılabileceği gibi koruyucu aile bu işi gönüllü olarak da üstlenebilir. Koruyucu ailelere talepleri hâlinde ödenecek bakım ödemesi belirlenirken çocukların bakım, eğitim, kurs, okul, yemek ve taşıma servisi, harçlık ve benzeri ihtiyaçları esas alınır (SHK m. 23/I c. 2, II). Koruyucu Aile Yönetmeliği’nde ise, korunmaya ihtiyacı olan çocukların bakım, eğitim ve yetiştirilmelerine ilişkin harcamalara ve çocukların kişisel gelişimleri için gerekli harçlıklarına karşılık olmak üzere talepte bulunan koruyucu ailelere yapılacak ödemeler “aylık bakım ödemesi” olarak ifade edilmiştir (m. 4/I b. 2). Ayrıca koruyucu ailenin düzenli bir gelire sahip olması (m. 8/I (ç) bendi) ve koruyucu aile başvurusu kabul edilenlerin iş ve ekonomik koşullarının incelenmesi gerekir (m. 9/I). Talebi hâlinde koruyucu aileye yapılacak ödeme, kanaatimizce “ücret” niteliğinde değildir71. Zira koruyucu ailenin korunmaya ihtiyacı olan çocuğu topluma yararlı olmak üzere koruyup yetiştirmesi ücret karşılığında yapılamayacak bir şeref hizmeti niteliğindedir. Gerçekten de koruyucu aile olmada asıl amaç, ana babasından alınan çocuğun aile benzeri ortamda korunmasını ve topluma yararlı bir kişi olarak yetişmesini sağlamaktır. Nitekim KAY da “aylık bakım ödemesinin” koruyucu ailenin gördüğü iş görme ediminin karşılığı olmadığını, sadece çocuğun bakım, eğitim ve diğer masraflarına karşılık ödendiği vurgular. Dolayısıyla AÇSHB koruma kararlı çocuklar için yaptığı ödemelerle ilgili olarak nafaka ile yükümlü olanlara dava açmak hakkına sahiptir (SHK m. 30). (Dr. Öğr. Üyesi, Ayşe Nur KILINÇ Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi Hukuk Fakültesi Medeni Hukuk Ana Bilim Dalı, Ankara, Türkiye Asst. Prof., Ankara Hacı Bayram Veli University, Faculty of Law, Department of Civil Law, Ankara, Turkey.) Öte yandan Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 26. Hukuk Dairesinin 2020/199 E, 2022/1500 K sayılı ve 03/06/2022 tarihli ilamında aynı mahiyetteki bir dosyaya dair yapılan istinaf incelemesinde ilk derece mahkemesinin "müteveffaya sahip çıkan, ileride evlat edinilmesi ihtimali bulunan koruyucu aileye de eşit pay ayrılarak ve yetiştirme giderinin koruyucu aileye ayrılan pay da mahsubu ile....." şeklindeki gerekçeli kararına ilişkin istinaf istemi gerekçe uygun bulunduğundan reddedilmiştir. Yukarıda anılan makale ve istinaf mahkemesi kararı dosyamız kapsamında sunulan delillerle bir arada değerlendirildiğinde davacıların müteveffa .......ı 1999 yılında annesi ........an ücret karşılığı bakmak üzere teslim aldığı, daha sonra annesine ulaşılamadığı, müteveffanın 11/06/2010 tarihli tutanak ile davacılara koruyucu aile olarak verildiği, vefat ettiği 17 yaşına kadar evlat edinilmediği görülmekle birlikte aralarında düzenli ve eylemli bir desteklik ilişkisinden bahsetmek mümkün olmadığından anılan ilamla değinilen gerekçeye iştirak etmek mümkün olmadığı, zira anılan makale de değinilen doktrindeki diğer görüşler de bir arada değerlendirildiğinde koruyucu aile hizmeti gereği ve talep halinde Aile Sosyal Politikalar İl Müdürlüğü'nün maddi desteği ile gerçekleştirildiği, bu yönü ile koruyucu aile hizmetinin koruyucu aile bakımından şeref hizmeti olduğuna ve koruyucu ailenin ifa yardımcısı olduğuna yönelik görüşe itibar edilmesi gerektiği anlaşılmış, davanın reddine dair aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. H Ü KÜ M: Gerekçesi yukarıda açıklanan nedenlerle; 1- Davanın reddine, 2-Alınması gereken 179,90 TL karar ve ilam harcından, peşin alınan 80,70 TL harçtan mahsubu ile bakiye 99,20-TL harcın davacılardan müştereken ve müteselsilen alınarak hazineye irat kaydına, 3-Davacının yaptığı tüm masrafların kendisi üzerinde bırakılmasına, 4-Davalı kendisini vekille temsil ettirdiğinden A.A.Ü.T'ne göre hesaplanan 1.000,00-TL vekalet ücretinin davacılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davalıya verilmesine, 5-Hazine tarafından karşılanan zorunlu arabuluculuk ücreti olan 1.560,00 TL'nin davacılardan müştereken ve müteselsilen alınarak hazineye irat kaydına, 6-Karar kesinleştiğinde bakiye avansın yatırana iadesine, Dair, davacı vekilinin yüzüne karşı, gerekçeli kararın tebliğinden itibaren iki hafta içinde Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi nezdinde istinaf kanun yolu açık olmak üzere karar verildi. 09/01/2023