İlk Derece Mahkemesi · Gaziantep 2. Asliye Ticaret Mahkemesi
Gaziantep 2. Asliye Ticaret Mahkemesi 2022/882 E. 2023/459 K.
- Mahkeme
- İlk Derece Mahkemesi
- Daire
- Gaziantep 2. Asliye Ticaret Mahkemesi
- Esas No
- 2022/882
- Karar No
- 2023/459
- Karar Tarihi
T.C. GAZİANTEP 2 ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TÜRK MİLLETİ ADINA GEREKÇELİ KARAR ESAS NO : ...... KARAR NO : ...... HAKİM : ...... KATİP : ...... DAVACI : ...... VEKİLİ : ...... DAVALI : ...... VEKİLİ : ...... DAVA : Alacak (Acentelik Sözleşmesinden Kaynaklanan) DAVA TARİHİ : 20/10/2022 KARAR TARİHİ : 20/09/2023 GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 25/09/2023 Mahkememizde görülmekte olan Alacak (Acentelik Sözleşmesinden Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: İDDİA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Müvekkili şirket ile davalı arasında "...... A.Ş. Tarafından üretilen veya pazarlanan ...... MARKALI ürünlerin Bayi vasıtasıyla perakendecilere ve alt noktalara satışı, dağıtımı ile teşhir ve tanzimi işi" konulu 1 yıllık bayilik sözleşmesi imzalandığını, taraflar arasında bayilik sözleşmesinin devam ettiği aşamada davalı şirket yetkilileri tarafından müteaddit defalar sözleşmenin sona erdirildiğini, artık kendilerine satış için yeni sevkiyat yapılmayacağı ve müvekkilinin hali hazırda satış için elinde bulundurduğu ürünlerin kendileri tarafından belirlenen yeni bayiye sevkiyatının yapılması konusunda müvekkil şirket yetkililerine sözle olarak bildirimde bulunulduğunu, davalı tarafından yapılan baskılar sonucunda müvekkil şirketin elinde bulundurduğu malları davalı tarafından belirlenmiş yeni bayi olan ...... Gıda Tic. Ltd. Şti. Çalışanlarına 02/08/2022 tarihinde teslim ettiklerini, davalı şirketin müfettiş sıfatıyla çalışanı olan ...... ...... ...... tarafından bayilik sözleşmesini süresinden önce zımnen sona erdirdiğini, müvekkili şirket tarafından , davalının işbu tavrı neticesinde 10.08.2022 tarihinde ...... 1.Noterliğinin ...... yevmiye numaralı ihtarı ile ürün vermekten imtina eden davalı şirketin, müvekkil nezdinde bulundurduğu ürünlerin sevkiyatının yeni bayiye gönderilme talebine ilişkin olarak, sözleşmeyi feshedip edilmediğine dair bilgilendirilme talep edilmiş olsa da davalı şirketin, arabulucuya başvurana kadar cevap vermediğini, davalı yanın sözleşme süresine uymadığını, haksız fesihte bulunulduğunu ve bu nedenle müvekkil şirketin mahrum kaldığı kar sebebiyle uğramış olduğu zararlara karşılık şimdilik 10.000,00 TL tazminatın davalı şirketten alınarak müvekkiline ödenmesini talep ve dava etmiştir. SAVUNMA: Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; Müvekkil ile davacı şirket arasında 11/01/2022 tarihli bayilik sözleşmesi imzalandığını, davacının iddia ettiği tek satıcılık gibi bir durumun söz konusu olmadığını, bayilik sözleşmesinin 3.2 maddesinde "...... A.Ş. ihtiyaç görmesi halinde bayi bölgesini genişletebilir, daraltabilir, yeni bayilikler ihdas edebilir. Bayi bu duruma muhalefet edemez" şeklinde açık hüküm bulunduğunu, varsa eğer fesih iradesinin zımni değil, yazılı olarak açıkça ortaya konulması gerektiğini, davacı tarafın müvekkil şirketin fesih iradesinin olup olmadığını yazılı olarak noter aracılığı ile gönderdiği ihtarnamede açıkça talep ettiğini, davacı şirketin ...... 1. Noterliği'nin ...... yevmiye sayılı 10/08/2022 tarihli ihtarnamenin son paragrafında "sözleşmeyi feshedip etmediğinizi bildirmenizi talep ederiz." denildiğini, buna karşılık müvekkil şirketin ...... 11. Noterliği'nin ...... yevmiye sayılı 26/08/2022 tarihli ihtarname ile bayilik sözleşmesinin süresi sonunda yenilenmeyeceğini, süresi sonunda tazminatsız olarak sona ereceğinin belirtildiğini, buna rağmen sözleşme yürürlükte olduğu belirtildiği halde davacı şirketin mal alımını kestiğini, kayıtlar incelendiğinde sipariş verilip de gönderilmemiş herhangi bir ürün bulunmadığını, açıklanan bu nedenlerle açılan haksız ve hukuka aykırı davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. DELİLLER: 1-Tarafların usulünce ileri sürmüş oldukları iddia ve savunmaları, 2--Celp edilen kurum cevabi yazıları, 3-İlgili yasal mevzuat ve yargısal içtihatlar, HUKUKİ NİTELENDİRME, DELİLLER, TARTIŞILMASI VE GEREKÇE: Dava Nevi İtibari İle Alacak (Acentelik Sözleşmesinden Kaynaklanan) İstemine İlişkindir. Taraflar arasındaki hukuki ilişkinin nitelendirmesine dair yapılan değerlendirme; Bayilik sözleşmesi, bayi ile sağlayıcı arasında sürekli borç ilişkisi doğuran kendine özgü öyle bir sözleşmedir ki, bununla bayi, sözleşme konusu ürünleri sağlayıcıdan alarak kendi adına ve hesabına satmayı, sağlayıcı da sözleşme konusu ürünleri bayiye teslim etmeyi yüklenmektedir. Her iki sözleşmenin de çerçeve sözleşme niteliğinde olup süreklilik arz etmesi ve her ikisinde de tarafların kendi adına ve hesabına hareket ediyor olması nedeniyle sözleşme türlerinin birbirine benzediğinden bahsedilebilir ise de sözleşmeler arasında bir takım temel farklılıkların bulunduğu görülmektedir. Tek satıcılık sözleşmesinin temel unsuru olan tekel hakkı bayilik sözleşmesi bakımından zorunlu bir unsur değildir. Ayrıca tek satıcının sürümü artırma faaliyetinde bulunma yükümlülüğü, bayilik sözleşmesinde belirgin bir unsur olmamasına rağmen, tek satıcılık sözleşmesinde, aynı zamanda sözleşmenin bir unsurudur. Yine, bayinin, dağıtıcının satış organizasyonuna bağlı olarak başka firmalara ait ürünlerin satışını gerçekleştirmesi mümkün değilken tek satıcılık sözleşmesinde aksi bir düzenleme ile tek satıcının sağlayıcı dışında başka firmalara ait ürünlerin satışını yapmasına izin verilebilecektir. Bu çerçevede, her iki sözleşmenin de aynı veya benzer olduğunu söylemek mümkün gözükmemektedir. Tek satıcılık sözleşmesinde sağlayıcı yeni pazarlara girmek istediğinde bir yatırımcıyı rakiplerinin de olduğu piyasaya girmeye ikna etmesinde en etkili yol ona bölgesel bir koruma sağlanmasıdır. Bölgesel koruma sağlanmasıyla tek satıcı sağlayıcının mallarını kendisi için belirlenmiş bir bölgede, aynı mallar ile başka satıcılar ile rekabet ortamı olmaksızın tek başına satmak suretiyle çıkar sağlayabilecektir. Sağlayıcı veya sağlayıcının, dağıtıcısına özgülenmiş olan yer veya bölgeye, doğrudan ya da diğer dağıtıcıları vasıtasıyla, mal satamaması veya hizmet sunamaması durumunda tekel hakkı verilmiş olmasından söz edilir. En yalın haliyle basit satış tekeli hakkı, tek satıcıya belli bir bölgede (tekel bölgesi) sözleşmeye konu olarak belirlenmiş malları yalnızca kendisinin satabiliyor olup sağlayıcının veya ana dağıtıcının da belirlenen bölgede doğrudan satış yapma hakkının olmamasını ifade eder. Bayilikte böyle bir durum söz konusu değildir; sağlayıcı istediği zaman bayinin bölgesinde yeni bayilikler oluşturabilir. Ancak yapımcı bu borca ek olarak başka bölgelerdeki tek satıcıların tekel bölgesine doğrudan satış yapmamalarını sağlayacak önlemler almayı taahhüt edebileceği gibi (kuvvetlendirilmiş satış tekeli) herhangi bir üçüncü kişinin tekel bölgesine satış yapmasını engelleyecek önlemleri almayı üstlenir (mutlak satış tekeli). Bayilik sözleşmesi ile söz konusu malları satış hakkı tekel olarak tek satıcıya tanınmış olduğu için burada ‘doğrudan satış yasağı’ söz konusudur. Sağlayıcının tek satıcıya veya dağıtıcıya ayrılan bölgede, doğrudan doğruya satış yapmaktan kaçınma borcu, yapmama borçlarındandır. Tek satıcıya ayrılan bölgede sağlayıcının satış yapmaması veyahut sağlayıcının başkasına doğrudan doğruya satış yaptırmaması aynı zamanda bir “yan garanti yükümlülüğü” olarak kabul edilmektedir. Sağlayıcı tek satıcılık sözleşmesiyle belirlenmiş olan malları, sözleşme süresince, münhasır bayiye ayrılan bölgede kendisi satmamak yahut başka bir satıcıya o bölgede hak tanımamakla yükümlüdür. Tek satıcılıkta ise sağlayıcı isterse kendisi de o bölgede satış yapabileceği gibi farklı bayilerinin de satış yapmasını engellemekle yükümlü değildir. Yani tek satıcılıkta sağlayıcının yükümlülüğü tek satış hakkını ihlal edecek girişimlerden bizzat kaçınmasıyla sınırlı olmadığı gibi, sağlayıcı üçüncü kişilerin de tek satış hakkını ihlal edecek davranışlarda bulunmamaları için tüm olanaklarını kullanmakla yükümlüdür. Tek satış hakkı belirli bir bölgede sadece tek bir satıcıya tanınırsa anlam ifade edeceği için sağlayıcı kaçınma yükümlülüğü ile beraber pozitif hareket etme yükümlülüğü de üstlenmiş olur. Tek satıcılık sözleşmesi yoluyla satışın ortaya çıkmasını ve gelişmesini sağlayan temel unsur; tek satış hakkının münhasır bayiye sözleşme bölgesinde tanınmasıdır. Bu sözleşmeye adını da verdiren en esaslı unsur satıcıya belirli bir yerde tekel hakkını veren tek satış hakkıdır. Tek satıcılık sözleşmesinde tekel hakkının bir getirisi olarak sağlayıcı, sözleşme bölgesinde bayi dışında başka bir satıcıya mal göndermemeyi üstlenir. Tekel hakkıyla satış özgürlüğünün sınırları çizilen tarafların yapacağı bayilik sözleşmesinde her şeyden önce satış konusu malın çeşidi, miktarı, fiyatı, ödeme tarzı, satışın yapılacağı bölge açıkça belirlenmelidir. Münhasır hak tanınmayan bayilik sözleşmesinde ise tek satış hakkı tanınması söz konusu değildir. Sağlayıcı aynı bölge içerisinde farklı bayilere ve satıcılara da aynı ürünleri satıp gönderebilir. Tek satıcılık sözleşmesinde satış tekeli tanınacak satımın yapılacağı yer, coğrafi alan yönünden de açık bir şekilde belirlenmelidir. Şöyle ki tek satış hakkının tanındığı alan tüm dünya, bir veya birkaç kıta, ülke, bölge, il, ilçe bir köy veya mahalle olarak da belirlenebilir. Bayilik sözleşmesinde bölge belirlemesi yapılsa dahi belirlenen bölge tekel bölgesi değildir; sağlayıcı belirlenen bölgede istediği kadar yeni bir bayilik kurabilir. Tek satış hakkını kapsayan malların miktarı da her satış döneminde satılacak miktar bakımından da sözleşmede belirlenmelidir. Bu suretle tek satıcının satın almakla ve sağlayıcının da teslim etmekle yükümlü olduğu asgari miktar, sözleşmenin esaslı bir unsurunu oluşturur. Tek satıcılıkta da normal bayilikte de uygulamada taraflar sözleşmede her satış dönemi için genellikle asgari satış miktarını saptamakla beraber sağlayıcı belirlenen miktarı teslim etmek, bayi de bu miktarı teslim almakla yükümlüdür. Münhasır bayinin kendisine ayrılan bölgede, kendisi dışındaki şahısların da sağlayıcıya ait aynı malları satabilmesini kabul edecek olursak tek satış hakkı ile güdülen amaca ulaşılamayacaktır. Tek satış hakkının belirli bir bölge kısıtlaması olmadan tanınması ise mümkün değildir. Münhasır bayilik sözleşmesinin esas unsuru olan tekel hakkı bölgeyle sınırlanmadığı takdirde özel tanınmış bir hak olmaktan çıkacaktır. Tek satıcıya tanınan tek satış hakkı ile ona tanınan tekel bölgesinde sağlayıcı hem kendisi doğrudan mal satmaktan kaçınmayı hem de başka bölgelerdeki bayilerin o bölgede faaliyette bulunmamasını garanti eder. Basit satış tekelinde sağlayıcı yalnızca kendisi tekel bölgesine mal satışı yapmamayı garanti ederken, kuvvetlendirilmiş satış tekelinde diğer bölgelerdeki bayilerin kendi bölgelerinde faaliyetlerinde bulunmalarını sağlamak ve kendilerine ait olmayan bölgelere mal göndermemelerini sağlamakla yükümlüdürler. Mutlak satış tekeli tanıyan sağlayıcı ise yalnızca kendisine bağlı bayilerin değil onların müşterilerinin de sözleşme konusu malları başka bölgelerde satış yapmasını engelleyen önlemleri alır. Sağlayıcıtek satıcıya, diğer bayilerinin ve onların müşterilerinin kendilerine özgülenen tekel bölgesi dışında satış yapmaktan kaçınmalarını garanti ederse burada üçünü kişi yararına sözleşme yapılmış olur. Sağlayıcı diğer tek satıcılarla üçüncü kişi yararına sözleşme yapmamışsa tek satıcı onların kendi tekel bölgesinde satış yapmalarından doğan zararı şayet şartları varsa Türk Ticaret Kanunu’nun m. 54 ve devamı hükümleri gereğince haksız rekabete dayanarak yahut Türk Borçlar Kanunu’nun m. 49 ve devamına uygun olarak haksız fiil hükümlerine dayanarak tazmin ettirebilir. Sağlayıcının tek satıcının bölgesinde doğrudan satış yapmama yükümlülüğü belli bazı müşterilere satış yapabilmesi saklı tutularak bunun karşılığında münhasır bayinin yoksun kalacağı karı karşılama maksadıyla belirli bir komisyon ödenmesi kararlaştırılabilir. Başka bir deyişle sağlayıcı eski müşterilerine, büyük miktarda alım yapan kamu idareleri ve kuruluşlarına, büyük şirketlere veya kendi işletmesine bağlı yerlere doğrudan satış yapma hakkını saklı tutarken bunun karşılığında münhasır bayiye de belirli bir komisyon ödemeyisözleşmeye ekleyebilir. Doğrudan satışlar kendisinin satışlarından büyük rakama ulaşan ve komisyon ödeneceği maddesi eklenmeyen münhasır bayi de aldatma veya yanılma hükümlerine dayanarak sözleşmeyle bağlı olmadığını ileri sürebilir. Sağlayıcının doğrudan satış yapmama yükümlülüğüne aykırı davranması sonucu münhasır bayilik sözleşmesinin amacı tehlikeye giriyorsa ve sözleşmenin devamını olanaksız kılacak önemde etkiliyorsa da münhasır bayi haklı nedenlerle sözleşmeyi feshedebilir. Türk Borçlar Kanunu’nun m. 112 hükmü gereğince sağlayıcıdan tazminat isteyebilir. Bu kapsamda somut olayda taraflar arasındaki sözleşmenin tek satıcılık sözleşmesi mi bayilik sözleşmesi mi olduğu konusunda değerlendirme yapıldığında taraflar arasındaki sözleşmenin 3.8 maddesinin sağlayıcının doğrudan satış yapabileceği hususu düzenlenmiştir. Bunun yanında mahkememizin 1 no.lu celsesinin 5 no.lu ara kararında "gönderilen ürünlerin ödemelerinin nasıl yapıldığı, davalı tarafından gönderilen ürünlerin satışında fiyatı belirleme yetkisinin kimde olduğu, davacının karını ve ücretini nasıl oluşturduğu ve tahsil ettiği hususunda" beyanda bulunmak üzere taraf vekillerine kesin süre verilmiştir. Taraf vekillerinin kesin süre içerisinde vermiş olduğu beyan dilekçeleri taraflar arasındaki sözleşmenin bayilik sözleşmesi niteliğinde olduğu kanaatine varılmıştır. Bayilik Sözleşmesinin Sona Ermesine ilişkin yapılan değerlendirme; Taraflar, sözleşmeyi belli bir süre için akdedip, sözleşmenin sona ermesi için bir tarih belirleyebilirler. Kural olarak, bu tarihin gelmesi ile herhangi bir bildirime gerek olmaksızın sözleşme kendiliğinden sona erecektir. Bayilik sözleşmesi de belirli süreli veya belirsiz süreli olarak akdedilebilmektedir. Kural olarak, belirli süreli sözleşmeler belirlenen sürenin bitmesi ile; belirsiz süreli sözleşmeler ise 3 aylık feshi ihbar süresinin bitimi ile sona ermektedir. Taraflar, sözleşmenin bitişini, gün, ay, yıl olarak açıkça belirleyebilecekleri gibi gerçekleşeceği zamanın belirli olduğu bir olayın tarihini de belirleyebilirler. Bu halde, sözleşmenin bitme anı, belli ve kesin bir olayın meydana gelmesi veya sözleşmede kararlaştırılan günün gelmesine bağlanmış olur, bu halde de belirli süreli bir sözleşmenin varlığından bahsedilir. Sürenin bitme anı, kararlaştırılan edimin amacından veya sözleşmenin yorumlanması sonucu sözleşmenin amacı ve şartlarından da çıkartılabilmektedir. Örneğin, bayinin sözleşmede kararlaştırılan miktarda ürün satın alması halinde sözleşmenin sona ereceği kararlaştırılabilmektedir. Sözleşme, belirtilen miktarda ürünün bayi tarafından satın alınması amacıyla planlandıktan sonra bu amacın gerçekleşmesiyle birlikte sona ermektedir. Ancak, bu aşamada sözleşmenin belirli mi belirsiz mi olduğu yönünde bir şüphenin bulunması halinde ise sözleşmenin belirsiz süreli olduğu kabul edilmektedir. Karşılıklı olarak hem üreticinin hem de bayinin menfaatlerinin sağlanması amacıyla, belirli süreli bayilik sözleşmelerinin bir kısmı, sözleşmenin yenilenmesine ilişkin bir hüküm barındırabilir. Bu hüküm uyarınca, sözleşmenin sona ermesinden belli bir süre önce taraflardan biri sözleşmeyi yenilemek istemediğini bildirmediği takdirde sözleşme, belirli bir süre için kendiliğinden uzamaktadır. Bu durumda, sözleşmenin sona ermesi için taraflardan birinin sürenin bitimi öngörülen sürede sona ermeye yönelik irade beyanını açıklaması gerekmektedir. Belirli süreli yapılmakla birlikte, daha sonradan taraflarca örtülü bir şekilde uzatılan bir sözleşme de taraflarca herhangi bir değişiklik yapılmadığından, belirsiz süreli bir sözleşme haline gelir. Sözleşmede, sözleşmenin uzatılması için açık bir irade beyanında bulunulması gerektiği düzenlenirse ve taraflarca bu yönde bir beyanda bulunulmaz ise sözleşme zımnen uzamış sayılmayacaktır. Sonuç olarak, belirli süreli bayilik sözleşmesinde, taraflar açık veya örtülü bir şekilde sözleşmenin devam etmesine dair bir anlaşmaya varamazlarsa, sürenin sona ermesi ile birlikte başka bir işleme veya irade beyanına gerek kalmadan sözleşme ilişkisi sona ermektedir. Somut olayda; Taraflar arasındaki sözleşme incelendiğinde sözleşmenin "Geçerlilik Süresi" başlıklı 21'inci maddesi; "Sözleşme süresi imzanlandığı tarihten itibaren 1 (bir) yıl olup, bitime 1 (bir) ay kala yazılı ihbar yapılmadığı sürece aynı şartları ihtiva edecek şekilde uzatılmış addolunur." hükmünü içerdiği görülmüştür. Taraflar arasındaki sözleşmenin 10/01/2022 tarihinde imzalanmış olduğu ve sözleşmenin en geç 10/12/2021 tarihinden gönderilecek ihbarla sona erdirilmediği sürece uzatılmış sayılacağı anlaşılmıştır. Davacı taraf davalının sözleşmeyi devam ederken davalının sözlü şekilde sözleşmenin sona erdirdiğini bildirdiğini elindeki malların da davalının yeni anlaşmış olduğu bayiye gönderilmiş olduğunu iddia etmiştir. Davalı taraf ise sözleşmenin süre bitiminden itibaren yenilenmeyeceğini davacı tarafa bildirdiklerini iddia etmiştir. Taraflar arasında gönderilen ihtarnameler tetkik edildiğinde; davacının davalı tarafa göndermiş olduğu noter ihtarnamesi ile sözleşmenin "feshedilip edilmediğinin" kendilerine bildirilmesini istediği görülmüştür. Davalı tarafından davacı tarafa gönderilen noter ihtarnamesinde ise "sözleşmenin feshedilmediğini sürenin sona erdiği tarihten itibaren yenilenmeyeceği"nin bildirildiği görülmüştür. Davacı tarafından davalı tarafa gönderilen ihtarnameden de anlaşılacağı üzere ihtarnamenin gönderildiği 10/08/2022 tarihinde davacının sözleşmesinin feshedilip feshedilmediği hususunda net bir bilgisinin olmadığı anlaşılmakla sözleşmenin feshinin sözlü olarak bildirildiği iddiasına itibar edilmemiştir. Bunun yanında davacı tarafa mahkememizin 1 no.lu celsesinin 4 no.lu ara kararında davacının davalıdan mal sipariş ettiğine dair delillerinin ibraz etmek üzere delillerini ibraz etmek üzere kesin süre verilmiş, davacı tarafından bu hususta herhangi bir delil ibraz edilmemiştir. Ticari defterlerin bilirkişi incelemesine dair tespitler; Hukuk Muhakemeleri Kanununun ticari defterlerin ibrazı ve delil olması başlıklı 222. maddesi; "(1)Mahkeme, ticari davalarda tarafların ticari defterlerinin ibrazına kendiliğinden veya taraflardan birinin talebi üzerine karar verebilir. (2)Ticari defterlerin, ticari davalarda delil olarak kabul edilebilmesi için, kanuna göre eksiksiz ve usulüne uygun olarak tutulmuş, açılış ve kapanış onayları yaptırılmış ve defter kayıtlarının birbirini doğrulamış olması şarttır. (3)İkinci fıkrada belirtilen şartlara uygun olarak tutulan ticari defter kayıtlarının sahibi ve halefleri lehine delil olarak kabul edilebilmesi için, diğer tarafın aynı şartlara uygun olarak tutulmuş ticari defterlerindeki kayıtların bunlara aykırı olmaması veya diğer tarafın ticari defterlerini ibraz etmemesi yahut defter kayıtlarının aksinin senet veya diğer kesin delillerle ispatlanmamış olması gerekir. Diğer tarafın ikinci fıkrada yazılan şartlara uygun olarak tutulan ticari defterlerinin, ilgili hususta hiçbir kayıt içermemesi hâlinde ticari defterler, sahibi lehine delil olarak kullanılamaz. Bu şartlara uygun olarak tutulan defterlerdeki sahibi lehine ve aleyhine olan kayıtlar birbirinden ayrılamaz. (4)Açılış veya kapanış onayları bulunmayan ve içerdiği kayıtlar birbirini doğrulamayan ticari defter kayıtları, sahibi aleyhine delil olur. (5)Taraflardan biri tacir olmasa dahi, tacir olan diğer tarafın ticari defterlerindeki kayıtları kabul edeceğini belirtir; ancak, karşı taraf defterlerini ibrazdan kaçınırsa, ibrazı talep eden taraf iddiasını ispat etmiş sayılır." hükmünü amirdir. HMK nın 222 ve devamı maddelerine göre defterlerin sahibine delil olabilmesi için uyuşmazlığın ticari işten kaynaklanması, uyuşmazlığın tacirler arasında çıkmış olması, ticari defterlerdeki kayıtların birbirini doğrulaması, ticari defterlerin kanuna uygun tutulmuş olması gerekir. HMK 222/3 maddesi "İkinci fıkrada belirtilen şartlara uygun olarak tutulan ticari defter kayıtlarının sahibi ve halefleri lehine delil olarak kabul edilebilmesi için, diğer tarafın aynı şartlara uygun olarak tutulmuş ticari defterlerindeki kayıtların bunlara aykırı olmaması veya diğer tarafın ticari defterlerini ibraz etmemesi yahut defter kayıtlarının aksinin senet veya diğer kesin delillerle ispatlanmamış olması gerekir" şeklinde düzenlenmiştir. HMK 222/3 değişikliği ile ilgili TBBM Komisyon gerekçesi "Madde 24- Maddeyle, Kanunun ticari defterlerin ibrazı ve delil olmasına ilişkin 222 nci maddesinde değişiklik yapılmaktadır. Mevcut metne göre diğer tarafın defter kayıtlarında ilgili hususta hiçbir kayıt bulunmaması halinde, ibraz eden tarafın ticari defterindeki kayıtlar, sahibi lehine delil olarak kabul edilebilmektedir. Ticari defteri ibraz edenin tek taraflı işlemiyle oluşturduğu kayıtların, bu kayıtlardan hiçbir şekilde haberi olmayan karşı taraf aleyhine delil teşkil ediyor olması hakkaniyete aykırı sonuçlar doğurabileceği gibi hukuk güvenliği ilkesine de aykırılık teşkil edebilmektedir. Bu sebeple maddede yapılan değişiklikle, ticari defter kayıtlarının sahibi ve halefleri lehine delil olarak kabul edilebilmesi için öngörülen unsurlardan biri olan, diğer tarafın ticari defterlerindeki kayıtların "ilgili hususta hiçbir kayıt içermemesi" hali, madde metninden çıkarılmaktadır. Kural tersine çevrilmekte ve karşı tarafın maddede belirtilen usule uygun olarak tuttuğu ticari defterini ibraz ettiği halde ileri sürülen hususta hiçbir kayıt içermemesi halinde ticari defterin, sahibi lehine delil olarak kullanılamayacağı açıkça hükme bağlanmaktadır. Madde metni dışına çıkarılan "ilgili hususta hiçbir kayıt içermemesi" durumunun yerine, "diğer tarafın ticari defterlerini ibraz etmemesi" durumu maddeye ilave edilmektedir. Buna göre ticari defterde yer alan herhangi bir kaydın, sahibi lehine delil teşkil edebilmesi için diğer tarafın ticari defterini ibraz etmemesi gerekecektir. Bu düzenlemenin hakkaniyete ve hukuk güvenliği ilkesine uygun olduğu düşünülmektedir. Zira ticari defteri ibraz edenin defterinde yer alan ve diğer tarafı muhatap alan kayıt, diğer tarafa sunulmakta ve diğer tarafın kendi defterindeki kayıtlara dayanarak karşı delilini ileri sürmesi beklenmektedir. Diğer tarafın ticari defterini ibraz etmemesi hali, ileri sürülen delili hükümden düşürecek başka herhangi bir kayda sahip olmadığı anlamına gelecektir. Belirtilmelidir ki defter ibraz etmeyen tarafın, diğer tarafın ticari defterindeki kayıtların aksini senet veya diğer kesin delillerle ispatlama hakkı saklıdır." şeklindedir. HMK 222/3 değişikliğiyle kanunun gerekçesinde de açıklandığı üzere davacı artık davasını davalının ticari defterleri ile ispatlayabilecektir. HMK'da ticari defterlerin ayrı bir delil olarak düzenlenmiş olması, TTK'da tacir olmanın hüküm ve sonuçlarında ticari defter tutma zorunluluğunun getirilmiş olması dikkate alındığında da ticari hayatın ilerleyebilmesi ve ticari uyuşmazlıkların hızlı ve doğru şekilde çözümlenebilmesi için hükmün bu şekilde değerlendirilmesinin hakkaniyete uygun olacağı kanaatine varılmıştır. Daha önceden usuli verilen kararın davalı lehine usuli kazanılmış hak teşkil ettiği dikkate alınarak sadece davalının ticari defterinin incelenebileceği gerektiği kanaati hasıl olmuştur. a) Davacı taraf ticari defterlerinin incelenmesinde; Mahkememiz ara kararı gereği dosya kül halinde Mali Müşavir bilirkişiye tevdi edilmiş olup, hazırlanan 12/06/2023 tarihli bilirkişi raporunda özetle; ...... Gıda ve İhtiyaç Maddeleri. Ltd. Şti.'nin tutmakla yükümlü olduğu 2022 yılı ticari defterlerinin e-defter olduğunu, VUK ve TTK'na uygun olduğunu, davacı şirketin ...... A.Ş.'den ilk siparişinin 18/01/2022 tarihinde 375.499,85 TL olduğunu, ...... Gıda ve İhtiyaç Maddeleri. Ltd. Şti.'nin ...... Sağlık Ürünleri Sanayi Tic. A.Ş. firmasından son aldığı emtia fatura tarihinin 21/07/2022 olduğunu, fatura bedelinin 91.841,01 TL olduğunu, ...... Gıda ve İhtiyat Maddeleri Ltd. Şti.'nin 23/07/2022 tarihinde ...... Sağlık Ürünleri San. Tic. A.ş.'ye 91.841,01 TL iade faturası düzenlediğini, ...... Gıda ve İhtiyaç Maddeleri. Ltd. Şti.'nin 02/08/2022 tarihinde Emniyet Gıda A.Ş.'ye Kdv dahil 1.097.889,18 TL emtia satışını gerçekleştirdiği ...... Gıda ve İhtiyaç Maddeleri. Ltd. Şti.'nin stoklarında emtia kalmadığı ...... alış-satış raporu baz alındığında ...... Gıda'nın elde ettiği karın 615.395,25-TL olduğunu mahkememize bildirmiştir. Davalı taraf ticari defterlerinin incelenmesinde; Bilirkişi hazırlamış olduğu 02/08/2023 tarihli raporda özetle; Davalının dava dosyasına 2022 yılına ait yevmiye ve kebir defterlerini ibraz edildiğini, davalının dava dosyasına ibraz ettiği bu 2022 yılı yasal defterlerini e-defter olarak tuttuğunu, davalının e-defter olarak tuttuğu bu 2022 yılı yevmiye ve kebir defterlerinin noter açılış ve noter kapanış tasdiklerinin yerine geçecek olan e-defter beratlarını zamanında ve usulüne uygun olarak sistemden aldığını, Davalı tarafın incelenen 2022 yılı yasal defter ticari münasebet kayıtlarına göre, davalıyla davacı arasındaki ilk ticari münasebetin 18.01.2022 tarih 375.499,85 TL tutarlı faturayla başladığını, en son ticari münasebetin ise 21.07.2022 tarih 91.841,01 TL tutarlı faturayla olduğunu, bu en son ticari münasebet kaydından sonra yapılan ticari münasebet kayıtlarının hesapların denkleştirilmesi için yapıldığını, yapılan bu ticari münasebet kayıtlarına göre davalının davacıya 2022 yıllının ilk 7 ayında toplamda 6.856.279,23 TL tutarında satış yaptığını, bu yaptığı satışlardan 1.050.396,38 TL tutarını davacıdan tekrardan iade aldığını, böylece davalı davacıya 2022 yılının ilk 7 ayında toplamda net olarak (6.856.279,23 – 1.050.396,38) = 5.805.882,85 TL tutarında satış yaptığını, yaptığı bu satışların bedelini davacıdan tahsil ettiğini ve davalının davacıdan herhangi bir alacağının/borcunun kalmadığı kaydının olduğunu, Davalı tarafın incelenen 2022 yılı yasal defter ticari münasebet kayıtlarına göre, davalıyla dava dışı yeni bayii olduğu belirtilen ...... Gıda Nakliyat Ticaret Limited Şirketi arasındaki ilk ticari münasebetin 30.07.2022 tarih 91.841,01 TL tutarlı faturayla başladığını ve ticari münasebetin devam ettiğini, davalının anılan dava dışına 2022 yılının son 5 ayında toplamda 17.372.525,01 TL tutarında satış yaptığını, yaptığı bu satışlardan 2.233.684,10 TL tutarını anılan dava dışından tekrardan iade aldığını, böylece davalının anılan dava dışına 2022 yılının son 5 ayında toplamda net olarak (17.372.525,01 – 2.233.684,10) = 15.138.840,91 TL tutarında satış yaptığı kaydının olduğunu, Bu bağlamda yukarıda detaylıca incelenen davalının 2022 yılı yasal defter ticari münasebet kayıtlarına göre, davalı davacıya 2022 yılının ilk 7 ayında toplamda net olarak (6.856.279,23 – 1.050.396,38) = 5.805.882,85 TL tutarında satış yaptığı halde davalının dava dışı yeni bayii olduğu belirtilen ...... Gıda Nakliyat Ticaret Limited Şirketine 2022 yılının son 5 ayında toplamda net olarak (17.372.525,01 – 2.233.684,10) = 15.138.840,91 TL tutarında satış yaptığını, davalının anılan dava dışına yaptığı net toplam satış tutarının davacıya yaptığı net toplam satış tutarından (15.138.840,91 – 5.805.882,85) = 9.332.958,06 TL olduğu gibi satış süresinin (7-5) = 2 ay daha kısa olduğunu mahkememize bildirmiştir. Bilirkişi raporlarının denetime elverişli ve ayrıntılı olarak düzenlenmiş olduğu görülmüşse de "davanın reddini gerektiren nedenler" başlığı altında anılan nedenlerle raporlar hükme esas alınmamıştır. Davanın reddini gerektiren nedenler; Uyuşmazlığın çözümü açısından öncelikle konuyla ilgili yasal düzenlemelere ve “ispat yükü”ne ilişkin açıklama yapılmasında yarar vardır. İspat, bir olayın veya hukuksal durumun varlığı veya yokluğu hakkında hâkimde kanaat uyandırmak için girişilen, ispat yükü üzerinde olan tarafın deliller vasıtasıyla yürüttüğü inandırma faaliyetidir. İddia ve savunmaya dayanak gösterilen ve mahkemenin karar vermesinde etkili olacak olgulardan hangisinin kim tarafından ispat edileceği hususu ispat yükü kavramıyla ilgilidir. İspat yükünün ne şekilde dağılacağına ilişkin genel kural 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 6. maddesinde düzenlenmiştir. Bu maddeye göre: “Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguları ispatla yükümlüdür.” Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun “İspat yükü” başlığını taşıyan 190. maddesinin 1. fıkrasında, ispat yükünün belirlenmesine ilişkin temel kural vurgulanmış; 2. fıkrada ise, karinelerin varlığı hâlinde ispat yükünün nasıl belirleneceği düzenlenmiştir. Buna göre “(1)İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir. (2) Kanuni bir karineye dayanan taraf, sadece karinenin temelini oluşturan vakıaya ilişkin ispat yükü altındadır. Kanunda öngörülen istisnalar dışında, karşı taraf, kanuni karinenin aksini ispat edebilir.” İspat yükü üzerine düşen taraf ancak ispata “elverişli” deliller ile iddiasının haklılığını kanıtlayabilir. Kanun koyucu HMK’nın 200. maddesinde belli miktarın üzerindeki uyuşmazlıklar yönünden bir hakkın doğumu, düşürülmesi, devri, değiştirilmesi, yenilenmesi, ertelenmesi, ikrarı ve itfası amacıyla yapılan hukukî işlemlerin senetle ispatını zorunlu kılmış ve bu miktar dâhilinde kalan bir alacağın takdiri delillerle ispatına imkân vermemiştir. Nitekim aynı hususlara Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 28.09.2021 tarihli ve 2017/(19)11-936 E., 2021/1090 K. sayılı kararında da değinilmiştir. Somut olayda davacının tazminat talebinin dayanağı davalının taraflar arasındaki bayilik sözleşmesinin haklı bir neden yokken süresinden önce feshedilmesi nedeniyle davalının mahrum kaldığı karını davalıdan talep etmesinden kaynaklanmaktadır. Davanın dinlenebilmesi için çözülmesi gereken ve tarafların üzerinde anlaşamadıkları en temel husus davalının sözleşmeyi süresinden önce feshedip feshetmediği noktasında toplanmaktadır. Davacı taraf 21/07/2022 tarihinden davalıdan herhangi bir siparişinin olmadığını kabul etmektedir. Davalı ise sözleşmenin feshedilmediğini yenilenmeyeceğinin bildirildiğini iddia etmektedir. Davacının ispat etmesi gereken hususun sözleşmenin 21/07/2022 tarihinden itibaren feshedildiğidir. Davacı tarafından sözleşmenin feshedildiğine dair davacı tarafından herhangi bir delil ibraz edilmemiş bunu yanında herhangi bir sipariş de verilmemiştir. Davacı tarafından gönderilen ihtarnameye davalı tarafından sözleşmenin feshedilmediğinin bildirilmiş olduğu dikkate alındığında davacı tarafından feshin eylemli olarak gerçekleştiğinin ispatı için en azından davalıdan mal sipariş etmesi gerekirken bu yönde bir sipariş olmadığı da anlaşılmıştır. Bu durumda davalının sözleşmenin feshedilmemiş olmasının bildirilmiş olması ve sözleşmenin süresinden önce feshini kabul etmedikleri dikkate alındığında; davacının sözleşmenin davalı tarafından süresinden önce feshedildiği yönündeki iddiasını ispata elverişli bir delil de ibraz etmemiş olduğu kanaati ile davanın reddine karar vermek gerekmiştir. Neticeten; Tüm dosya kapsamı denetime elverişli şekilde aldırılmış bilirkişi raporu, taraf beyanları hep birlikte incelendiğinde davasının reddine karar vermek gerekmiş olup aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davanın REDDİ ile; 2-Karar tarihi itibariyle yürürlükte bulunan 492 sayılı Harçlar Kanunu uyarınca alınması gereken 269,85 TL ilam harcından davacı tarafından yatırılan 170,78 TL peşin harcın mahsubu ile bakiye 99,07 TL harcın davacıdan alınarak HAZİNEYE GELİR KAYDINA, 3-Davacı tarafından yargılama nedeniyle sarf edilen yargılama giderlerinin davacı üzerinde BIRAKILMASINA, 4-Davalı tarafından herhangi bir yargılama gideri sarf edilmediğinden bu hususta KARAR VERİLMESİNE YER OLMADIĞINA, 5-Davalı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden yürürlükte bulunan AAÜT hükümleri uyarınca hesaplanan 9.200,00 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya VERİLMESİNE, 6-Dava açılmadan önce başvurulan arabuluculuk dava şartı nedeniyle hazineden karşılanmış olan 1.560,00 TL arabuluculuk ücretinin 02/06/2018 Tarihli ve 30439 Sayılı resmi gazetede yayımlanarak yürürlüğe girmiş olan Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu Yönetmeliği m.26/4 hükmü uyarınca davacıdan alınarak HAZİNEYE GELİR KAYDINA, 7-Karar kesinleştiğinde artan avansın 6100 sayılı HMK m.333 hükmü uyarınca resen yatıran tarafa İADESİNE, Dair; taraf vekillerinin yüzüne karşı, dava değeri miktar itibariyle KESİN olmak üzere karar verildi, verilen karar hazır bulunan tarafa okunmak suretiyle tefhim edildi.20/09/2023