İlk Derece Mahkemesi · Diyarbakır Asliye Ticaret Mahkemesi

Diyarbakır Asliye Ticaret Mahkemesi 2024/684 E. 2024/956 K.

Mahkeme
İlk Derece Mahkemesi
Daire
Diyarbakır Asliye Ticaret Mahkemesi
Esas No
2024/684
Karar No
2024/956
Karar Tarihi

TÜRK MİLLETİ ADINA T.C. DİYARBAKIR ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ GEREKÇELİ KARAR ESAS NO : KARAR NO : HAKİM : KATİP : DAVACI : VEKİLİ : DAVALI : DAVA : Alacak DAVA TARİHİ : 13/06/2024 KARAR TARİHİ : 08/10/2024 GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : Mahkememizde görülmekte olan Alacak davasının yapılan açık yargılaması sonunda, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Keşideci : .....ve Ticaret Lim. Şti. , Lehtarı ....., Muhatabı .....Bankası .....Şubesi, seri no .....seri nolu, ödeme tarihi ....., Çek Bedeli .....TL olan çeki davalı .....tarafından .....ciro edildiğini,, O da araba satın alımı için Davacı .....ciro ettiğini, davalı .....tarafından .....tarihinde rızası dışında elinden çıktığı gerekçesi ile .....tarihinde Diyarbakır .....Asliye Hukuk Mahkemesinde .....esas ( eski Esas NO: .....) numarası ile Kıymetli Evrak İptali (Çek İptali (Hasımsız)) davası açılmış ve 3.0000 TL teminat karşılığı sayın mahkeme tarafından ödeme yasağı konulduğunu, çekin son hamili olan Davacı .....gününde çeki bankaya ibraz ettiğini, banka ödeme yasağı sebebi ile çeke el koyarak ödemeyi yapmadığını, .....TL değerindeki çekin .....tarihinde tahsil edilmesi sonucu enflasyon karşısında erimesi sebebi ile fazlaya ilişkin haklar saklı kalmak kaydı ile şimdilik 100,00 TL munzam zararın hüküm tarihine en yakın tarihe göre hesaplanarak .....ödeme tarihinden itibaren işleyecek olan ticari faizi ile birlikte davalıdan tahsilini yargılama giderleri ve avukatlık ücretinin davalıya yüklenmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. GEREKÇE; Dava, munzam zarar talebiyle açılan maddi tazminat istemine ilişkindir. Taraflar arasındaki ihtilafın; Davacının çekin ödeme tarihinde çeki tahsil edemeyip, davalının açmış olduğu çek iptal davası ile istirdat davası nedeni ile geç tahsil etmesinden kaynaklı olarak munzam zarar istemi etrafında toplandığı anlaşılmıştır. Davalı .....; .....Bankası .....şubesi, .....seri numaralı .....keşide tarihli, .....bedelli çekin zayi olduğunu belirterek Diyarbakır .....Asliye Hukuk mahkemesinin .....E. Sayılı dosyasında çek iptal davası açtığı, çek üzerine ödeme yasağı konulduğu, çekin davacı .....tarafından ibraz edilmesi üzerine istirdat davasını ikame ettiği; Diyarbakır .....Asliye Hukuk mahkemesinin .....E., .....K. Sayılı dosyasında görülen istirdat davasında neticeten davanın reddine karar verildiği, kararın istinaf denetiminden geçerek .....tarihinde kesinleştiği anlaşılmıştır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun .....esas, .....Karar sayılı, .....tarihli ilamında belirtildiği üzere; borçlu temerrüdünün önem arzeden sonuçlarından ilki TBK'nun 120 maddesinde düzenlenen temerrüt faizi, ikincisi ise TBK'nun 122 maddesinde düzenlenen munzam zarar talebidir. Temerrüt faizi; para borcunu ifada temerrüde düşen borçlunun, temerrüde düşmekte kusurlu olup olmadığına bakılmaksızın ödemekle yükümlü olduğu, temerrüt olgusunun gerçekleşmesi ile kendiliğinden işlemeye başlayan bir borç olup, bu durum ve temerrüt faiz oranları, 3095 sayılı Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanun’un (3095 sayılı Kanun) 2. Maddesinde düzenlenmiştir. Temerrüt faizi, sözleşmeden doğan para borçlarının yanı sıra, sözleşme dışı hukuki ilişkiden kaynaklanan para borçlarında da uygulama alanı bulur. TBK'nun 122, mülga 818 Sayılı BK'nun 105 maddesinde düzenlenen munzam zarar ise; para borcunun ifasında borçlunun kusuruyla temerrüde düşmesi nedeniyle alacaklı nezdinde ortaya çıkan zararın temerrüt faiziyle karşılanamaması hâlinde ortaya çıkar ve borçlunun temerrüdü ile borcun ödendiği tarih aralığındaki dönemi kapsar. Munzam zarar, borçlu temerrüde düşmeden borcunu ödemiş olsaydı, alacaklının mal varlığının kazanacağı durum ile temerrüt sonucunda ortaya çıkan ve oluşan durum arasındaki farktır. TBK’nın 122. maddesi, kaynağı ne olursa olsun temerrüt faizi yürütülebilir nitelikte olmak koşuluyla bütün para borçlarında uygulanma olanağına sahiptir. Munzam zarar borcunun hukukî sebebi, asıl alacağın temerrüde uğraması ile oluşan hukuka aykırılıktır. Bu nedenle borçlunun munzam zararı tazmin yükümlülüğü, asıl borç ve temerrüt faizi yükümlülüğünden tamamen farklı, temerrüt ile oluşmaya başlayan asıl borcun ifasına kadar geçen zaman içinde artarak devam eden, asıl borçtan tamamen bağımsız yeni bir borçtur. Alacaklı munzam zarar talep edebilmek için borçlunun kusurunu ispat yükümlülüğü altında değildir. Ancak temerrüt faizi ile karşılanamayan bir zararın varlığını ve bu zarar ile temerrüt olgusu arasında illiyet bağı bulunduğu ispatla yükümlüdür. Bu iki hususun ispatı halinde borçlu; ancak temerrüde düşmekte kusurunun bulunmadığını ispat ederek sorumluluktan kurtulabilir. Varlığı iddia olunan munzam zararın, alacaklı tarafından HMK'nun 194 maddesine uygun şekilde yasal ispat vasıtalarıyla somut, inanılır ve açık bir biçimde ispatlaması gerekir. Bu itibarla salt ülkenin ve piyasanın içinde bulunduğu ekonomik olumsuzluklardan olan enflasyon, yüksek faiz, para değerindeki düşüş gibi olgulara dayalı olarak ileri sürülen munzam zarar talebi, alacaklının bu sebeple zarara uğradığını açık ve somut bir biçimde iddia ve ispat etmediği sürece, TBK’nın 122. maddesi kapsamında munzam zararın kanıtı olarak ileri sürülemez ve anılan şartlar sebebiyle ortaya çıkan olumsuzluklar alacaklı zararı olarak kabul edilemez. Dolayısıyla TBK’nın 122. maddesinde karşılanması öngörülen faizi aşan aşkın zararın, genel ekonomik olumsuzlukların (ülkede cari enflasyon oranı, yüksek ve değişken döviz kurları, mevduat faizleri, paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma) dışında davacının durumuna özgü somut vakıalarla ispatlanması gerekir. Burada kanıtlanacak olgular geç ödeme ile davacının maruz kaldığı zararı doğuran vakıalar ve bu vakıalar nedeniyle uğranılan fiili zarardır. Başka bir anlatımla yüksek enflasyon, dolar kurundaki artış, serbest piyasadaki faiz oranlarının yüksek oluşu, paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma, davacıyı ispat yükünden kurtarmayacağı gibi herhangi bir ispat kolaylığı da sağlamaz. Bu itibarla ülkenin içinde bulunduğu ekonomik olumsuzluklardan hareketle ileri sürülen soyut ve varsayıma dayalı zarar iddiaları hükme esas alınamaz. Öte yandan bir para borcunun ödenmesinde temerrüde düşülmesinden dolayı alacaklının zarara uğrayacağı kabul edilerek bu zararın, ülkenin içinde bulunduğu ekonomik durum dikkate alınarak belli bir oranda olacağı benimsenmiş ve TBK’nın 120. maddesi yollaması ile 3095 sayılı Kanun’un hükümleri çerçevesinde temerrüt faiz oranları belirlenmiştir. Buradan hareketle kanun koyucu tüm bu ekonomik olumsuzlukları değerlendirip, bunların doğuracağı zarar dolayısıyla tazminat oranını T.C. Anayasası’ndan aldığı yasa yapma yetkisine dayanıp temerrüt faizi olarak belirlemiş iken, zımnen bu takdirin yerinde olmadığı ileri sürülüp sadece aynı ekonomik göstergelere dayanılarak tazmin edilecek zararın geçmiş günler faizinden fazla olduğu kabul edilemez. Davacı tarafından, dava konusu çekin ibraz anında ödeme yasağı nedeniyle karşılıksız çıktığından ve bedelinin bankada bloke edilmediğinden, davacıya da ödenmediğinden bahisle munzam zarar talep edilmiş ise de; çekin davacı uhdesinde iken çalınmış olduğu, çekin hırsızlanmasında davalı keşidecinin kusurunu bulunduğuna dair kesinleşmiş bir ceza davasının bulunmadığı anlaşılmıştır. Davacının, çekteki meblağın geç ödenmesinden ötürü temerrüt faizi ile karşılanmayan zararını ve bu zarar ile temerrüt arasındaki illiyet bağını ispatlaması zorunludur. Davacı kendi durumuna özgü şekilde açık ve somut olarak oluşan bir zarar olgusuna dair iddiada bulunmamış, bu yönde ispata yeter herhangi bir delil de sunmamıştır. Davacının, temerrüt faizini aşan munzam zararının varlığını ispat edemediği anlaşılmış olup, mahkememizce davanın reddine karar verilmiştir. HÜKÜM: 1-Davanın REDDİNE, 2-Alınması gereken 427,60 TL harç peşin alındığından yeniden harç alınmasına yer olmadığına, 3- Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerin üzerinde bırakılmasına, 4- 6325 sayılı yasanın 18/A maddesi gereği Adalet Bakanlığı tarafından karşılanan ve yargılama giderinden sayılan Arabuluculuk Ücret Tarifesinde belirtilen iki taraf için iki saatlik ücret tutarı karşılığı olan 3.600,00-TL arabulucu ücretinin davacıdan alınarak hazineye gelir kaydına, 5- HMK.'nın 333. maddesi ve HMKY'nin 47. maddesi gereğince gider avansının kullanılmayan kısmının yazı işleri müdürü tarafından ilgilisi hesap numarası bildirilmiş ise hesabına aktarılmasına, aksi halde masrafın gider avansından karşılanmak suretiyle PTT vasıtasıyla adreste ödemeli olarak gönderilerek iadesinin sağlanmasına, Dair davacı vekilinin yüzüne karşı, davalı tarafın yokluğunda verilen karara karşı, 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun İstinafa ilişkin hükümleri doğrultusunda, kararın tebliğ tarihinden itibaren iki (2) haftalık süre içerisinde (HMK'nın 345. maddesi), mahkememize veya başka bir yer mahkemesine dilekçe ile başvurmak (HMK'nın 343. maddesi) ve istinaf harcı ile gerekli giderlerin tamamen ödemek (HMK'nın 344. maddesi) suretiyle, Diyarbakır Bölge Adliye Mahkemesi nezdinde İstinaf yolu açık olmak üzere açıkça okunup usulen anlatıldı. Katip Hakim

Atıf: Diyarbakır Asliye Ticaret Mahkemesi, E. 2024/684, K. 2024/956, T. 08.10.2024, www.arakarar.com/karar/diyarbakir-asliye-ticaret-mahkemesi-2024-684-e-2024-956-k-5f9b1b155cd9