Diğer ·
2025/398 E. 2025/398 K.
- Mahkeme
- Diğer
- Esas No
- 2025/398
- Karar No
- 2025/398
- Karar Tarihi
T.C. ANKARA 2. FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ Esas-Karar No: 2025/398 Esas - 2026/71 TÜRK MİLLETİ ADINA T.C. ANKARA 2. FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ GEREKÇELİ KARAR
ESAS NO : 2025/398 KARAR NO : 2026/71
... DAVA : Marka YİDK Kararının İptali ile Hükümsüzlük DAVA TARİHİ : 16/09/2025 KARAR TARİHİ : 18/02/2026 GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 18/02/2026 Davacı vekili tarafından davalılar aleyhine açılan Marka YİDK Kararının İptali ile Hükümsüzlük istemli davanın mahkememizde yapılan açık yargılaması sonunda; GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ : DAVA : Davacı vekili dilekçeleriyle özetle, davacı firmanın yaklaşık 29 yıldır psikolojik danışmanlık, psikoterapi, ebeveyn danışmanlığı, bireysel ve çift terapileri, kurumsal ve mesleki eğitimler ile okul seminerleri ve grup terapileri alanlarında faaliyet gösteren, bünyesinde çok sayıda uzman bulunduran ve sektörde yüksek bilinirliğe ulaşmış köklü bir kuruluş olduğunu, faaliyetlerini “...” ibarelerini içeren çok sayıda önceki tarihli ve tescilli markalar altında yürüttüğünü, bu markaların uzun yıllara dayanan yoğun ve kesintisiz kullanım, yatırımlar ve iş birlikleri neticesinde davacı firma ile özdeşleşerek tanınmış marka niteliği kazandığını, davalı şahıs adına başvurusu yapılan “... başvuru numaralı markanın tesciline, davacı firmanın tescilli ve tanınmış “....” esas unsurlu markalarına dayalı olarak yapılan itirazların diğer davalı .... tarafından bütünüyle reddedilmiş olmasının hukuka aykırı olduğunu, zira taraf markalarının asli ve ayırt edici unsurlarının ...” ibaresi itibarıyla işitsel, görsel ve kavramsal açıdan ayırt edilemeyecek derecede benzer olduğunu, markalarda yer alan “...” ibaresinin markaları farklılaştırmaya elverişli olmadığını, taraf markalarının aynı veya benzer mal ve hizmetler kapsamında kullanılmasının öngörüldüğünü ve bu durumun ortalama tüketici nezdinde ilişkilendirme dâhil karıştırılma ihtimalini kaçınılmaz kıldığını, dava konusu markanın tescil edilmesi hâlinde tüketiciler nezdinde davacı firmaya ait bir seri marka veya alt marka algısı yaratacağını, bu durumun davacı firmanın tanınmış markasının ayırt edici karakterine zarar vereceğini ve tanınmışlıktan haksız yarar sağlanmasına yol açacağını, ayrıca davalının aynı sektörde faaliyet göstermesi ve davacı firmanın markalarını bilmemesinin hayatın olağan akışına aykırı olması karşısında marka başvurusunun kötü niyetle yapıldığının açık olduğunu, bu nedenlerle dava konusu ... kararının hem SMK m. 6/1, 6/5 ve 6/9 hükümlerine hem de yerleşik içtihatlara aykırı olduğunu ileri sürerek, .... başvuru numaralı markanın tescil edilmesi hâlinde hükümsüzlüğüne ve sicilden terkinine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. CEVAP : Davalı kurum vekili cevap dilekçesinde özetle; somut olayda davacıya ait markalar ile dava konusu ....” ibareli başvuru arasında SMK m. 6/1 kapsamında ayırt edilemeyecek derecede bir benzerlik bulunmadığını, markaların görsel, işitsel ve kavramsal açıdan bir bütün olarak değerlendirildiğinde farklı bir genel izlenim yarattıklarını, bu nedenle ortalama tüketici nezdinde ilişkilendirme dâhil karıştırılma ihtimalinin söz konusu olmadığını, “...” ibaresinin ilgili hizmetler bakımından ayırt ediciliğinin zayıf olduğunu, dava konusu markada yer alan diğer unsurların markayı davacı markalarından yeterli ölçüde ayrıştırdığını, davacının tanınmışlık iddiasını ve SMK m. 6/5 ile m. 6/9 kapsamında ileri sürdüğü iddiaları somut ve yeterli delillerle ispatlayamadığını, kötü niyet iddiasının soyut nitelikte kaldığını,.... kararının usul ve yasaya uygun olduğunu belirterek davanın reddi gerektiğini savunmuştur. Diğer davalı vekili dilekçeleriyle özetle; taraf markaları arasında görsel, işitsel ve kavramsal benzerlik bulunmadığını, ortalama tüketici kitlesinin dikkat seviyesinin iltibas ihtimalini ortadan kaldırdığını, müvekkilinin kötü niyetli olmadığını, kurumun kararının hukuka uygun olduğunu ifade ederek davanın reddine karar verilmesini istemiştir. Davanın açılmasını müteakip davaya katılan tarafların dilekçeleri karşılıklı tebliğ olunmuş, sundukları deliller alınmış, tescil ve başvuru dosyaları ile alâkalı kayıtları getirtilmiş, dava şartları incelenmiş, ön inceleme duruşması yapılmış, taraflar sulhe teşvik olunmuş, sonuç alınamaması üzerine uyuşmazlık konuları tespit edilmiş, tahkikat icra olunmasını ve bilirkişi raporları alınmasını müteakip, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Yazı İşleri Yönetmeliği'nin 41/2. maddesi hükmü de gözetilerek taraf vekillerine tahkikat ve yargılamının geneliyle ilgili son sözleri de sorulmuş; sözlü iddia ve savunmada bulunma olanağı tanınmıştır. GEREKÇE : Taraflar arasındaki uyuşmazlık, davacının iddiaları karşısında, ... Kararının iptali ile davalı markasının hükümsüzlüğünün gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır. İşlem dosyasının tetkikinde, davalı şahsın 16.05.2024 tarihinde 44. Sınıfa giren emtialarda kullanılmak üzere dosyaladığı ... ibareli marka başvurusunun.... hükümlerine dayalı olarak bu ilana itiraz ettiği, bu itirazı inceleyen ... sayılı kararı ile, söz konusu itirazı mesnet alınan tüm gerekçeler ve markalar yönünden reddettiği, bu karara davacının aynı markalara ve aynı madde hükümlerine dayalı olarak tekrar itiraz ettiği ve bu itirazın da,.... sayılı kararı ile bütünüyle ve nihai olarak reddedildiği, anılan kararın ilgililere tebliğ edildiği ve yasal süresi içerisinde işbu davanın açıldığı belirlenmiştir. DEĞERLENDİRMELER: MARKALAR ARASINDA KARIŞTIRILMA İHTİMALİ; 6769 sayılı SMK’nın “Marka” başlıklı birinci kitabının birinci kısmında 6. Maddede “Marka tescilinde nispi ret nedenleri” düzenlenmiştir. Bu maddenin 1. Bendinde; “Tescil başvurusu yapılan bir markanın, tescil edilmiş veya önceki tarihte başvurusu yapılmış marka ile aynılığı ya da benzerliği ve kapsadığı mal veya hizmetlerin aynılığı ya da benzerliği nedeniyle, tescil edilmiş veya önceki tarihte başvurusu yapılmış marka ile halk tarafından ilişkilendirilme ihtimali de dâhil karıştırılma ihtimali varsa itiraz üzerine başvuru reddedilir.” denilmektedir. “Aynı mal veya hizmet ” kavramı son derece açıktır. “Benzer mal veya hizmet” kavramında yer alan benzerliğin tespitinde ise piyasanın anlayışı ile halkın karıştırması ihtimali esas alınmalıdır. Aynı mallarda karıştırma tehlikesi yüksek olduğu gibi mallar arasında benzerlik oranı yükseldikçe karıştırma oranı da yükselecektir. Benzerliğin mevcudiyetini tespit için iki marka yan yana konulmak sureti ile markaların bütün olarak görünüşlerinin dikkate alınması uygundur. Alıcı olarak da ortalama zekâ, dikkat ve kültür düzeyindeki kişiler ölçü alınacaktır. Karıştırma ihtimali “ortalama tüketicilerin , her iki işaret arasında bir şekilde bağlantı kurması”dır. Öğretide karıştırma ihtimali; “bir tescilsiz işaretin veya tescil edilmiş bir markanın, daha önceden tescil edilmiş bir marka ile şekil, görünüş, ses, genel izlenim vs. sebeple aynı ya da benzer olduğu için önce tescil edilmiş marka olduğu zannını uyandırması tehlikesi” ya da “bir mal veya hizmetin alıcısının, yani genel anlamda halkın almayı tasarladığı, bildiği veya duyduğu bir mal veya hizmeti aldığı zannı ile başka bir işletmenin aynı veya benzer malını veya hizmetini alma ihtimali (tehlikesi)” biçiminde tanımlanmaktadır. Karıştırılma, iki işaret arasındaki şekil, ses ve anlam benzerliğinden veya genel görünümünden (toplu intibadan) veya seri içine girmekten veya çağrıştırmadan doğabilir. Karıştırma ihtimali bulunup bulunmadığı incelemesi yapılırken başvurulan yöntemlerden biri de işaretlerin toplu olarak bıraktıkları izlenimdir. Buna göre; davaya konu markaların 6769 sayılı SMK’nın 6/1 bendi kapsamında incelenmesi esnasında sırayla; Markaların ayniyeti/benzerliği, Markaların üzerinde kullanılacağı mal/hizmetlerin ayniyeti/benzerliği, Markaların ilişkilendirilme ihtimali dahil karıştırılma ihtimali, üzerinde durulacaktır. Buna göre; Markaların ayniyeti/benzerliği: Davalı şahsın tescil ettirmek istediği marka ile davacının tescilli markaları birlikte incelendiğinde; markaları oluşturan unsurların birebir aynı olmadığı gözetildiğinde, markaların ayniyetinden söz edilemeyecektir. Markaların benzerliği incelemesine geçildiğinde; bu incelemenin hangi kriterlere göre yapılacağı hususunda, doktrindeki ve yargı kararlarındaki yerleşmiş görüşler dikkate alınmalıdır. Buna göre de, öncelikle, birden fazla unsur ihtiva eden markalarla ilgili “markanın esas unsuru” ve “markanın bir bütün olarak ele alınması” incelemelerinin ve sonra da “markaların görsel, işitsel ve anlamsal açıdan benzerliğinin karşılaştırması” incelemesinin yapılması gerekmektedir. Şöyle, ki; Bir markada esas unsur, potansiyel müşteriler için ilk anda göze çarpıp hafızada yer eden unsurdur. Markalar arasındaki benzerlik değerlendirmesi görsel, duyusal ve kavramsal açıdan en önemlisi potansiyel müşterinin bakış açısından yapılacaktır. Ayrıca, bir markayı oluşturan unsur, o markanın başka markalardan ayırt edilebilmesini sağlayan kelime, harf, sayı vs.den oluşan şekil olup, marka birden ziyade unsuru ihtiva ediyorsa, asıl unsuru markanın bütünü itibariyle bıraktığı izlenim, tümüne hakim olan görünüş ve ayırıcılığını vurgulayan imajda aramak lazımdır . Zira; potansiyel müşteriler kelime, şekil, renk gibi unsurları bir arada ihtiva eden karma markalarda kelime unsuruna diğer unsurlara göre daha fazla önem vereceklerdir. Ayrıca, potansiyel müşteriler daha önce denedikleri markaların hafızalarında kalan kısımlarına dayanarak (imperfect collection) tekrar marka tercihi yapacaklarından markalardaki farklı unsurlardan ziyade ortak unsurlara odaklanacaklardır. Taraf markaları görsel olarak karşılaştırıldığında, davacıya ait olan markalara bakıldığında; bunlardan ... görselli olan haricinde kalanların renk, şekil ve kelime unsurlarını bir arada ihtiva eden karma markalar olduğu, işaretlerde kimi zaman geniş bir yer kaplayan bir görselle birlikte “...” veya “...” ibareleri, “eğitim ve psikolojik danışma merkezi”, “yayın” gibi, yerleşik birer anlamı haiz kelime öbekleri/kelimelerle veya “pd” kısaltmasıyla bir arada kullanılmış olduğu, bu markalarda yer alan şekil unsurunun, basit veya alelade bir şekil olduğundan bahsedilemeyeceği, dolayısıyla bu şekil unsurunun, işaretlerin markasal hüviyette ayırt ediciliğine katkısının, kelime unsurlarından düşük kaldığının söylenemeyeceği, davacının bir tek ... görselli markasında esas/tek unsurun “...” ibaresi olduğu, Dava konusu edilen marka da; şekil ve kelime unsurlarının bir arada kullanıldığı karma bir marka hüviyetindedir; işaretin sol baş kısmına konuşlandırılmış dairesel bir figürün yanına, düz yazım karakterindeki siyah renkli büyük harflerle, iki ayrı satır halinde olacak şekilde alt alta, aynı puntolarla “...” ve “...” ibareleri yazılmıştır. Bunlardan “...” kelimesi, davacının iki markasında geçen “eğitim ve psikolojik danışma merkezi” ve “yayın” kelimesinde/kelime öbeğinde olduğu gibi, markasal hüviyette ayırt edicilikten yoksun bir kelimedir. Davalının markasında kullanılmış olan şekil unsurunun da, davacının karma markalarında olduğu gibi, işarette geniş yer kaplaması itibariyle görsel açıdan geri planda kalmadığı düşünülmektedir. Dolayısıyla; bu işarette de, “sözün görünümden daha yüksek sesle konuştuğu” ya da “potansiyel müşterilerin, kelime, şekil, renk gibi unsurları bir arada ihtiva eden karma markalarda kelime unsuruna diğer unsurlara göre daha fazla önem verdiği” şeklindeki marka hukukunun genel kaidelerinin uygulanamayacağı, Somut uyuşmazlık; taraf markalarında “.../...” ve “...” ibarelerinin tali unsur olarak kullanılmış olmasından hareketle, taraf markaların benzediğinin söylenip söylenemeyeceği hususunda toplanmaktadır. Zira; bu ibarelerin iki ya da üç harfi, dizinleri de aynı olacak biçimde ortaktır. Aralarında bir/birkaç harf farkı olan sözcüklerin, birbirleriyle benzer sözcükler sayıldığına dair Yargıtay’ın artık iyice yerleşmiş pek çok emsal kararı vardır. Ayrıca; ortalama bir tüketici, dilbilgisi kurallarından kaynaklı olarak markaların başlangıç seslerini oluşturan ibarelere normal şartlarda daha fazla dikkat etmekte ise, yani tüketiciler markaların başlangıçlarında yer alan ilk unsurlara, soldan sağa okuma alışkanlığı nedeniyle, daha fazla odaklanmaktadır. ANCAK; taraf markalarında kullanılmış olan ve geniş yer kaplayan, alelade olarak da nitelendirilemeyecek olan şekil unsurlarının mevcudiyetinden hareketle, taraf markalarının genel görünümlerinin ve tümüne hakim olan imajlarının farklı olduğu, Zaten de; davacının bir kısım markasında geçen ve “ışığı yansıtan, varlıkların görüntüsünü veren, cilalı ve sırlı cam” anlamına gelen “...” kelimesinin markasal hüviyette soyut ayırt ediciliğinin düşük olduğu ve markasal kullanımının kimsenin tekeline verilemeyeceği düşünülmektedir. Ayrıca; bu kelime, somut uyuşmazlık için önem arz eden “psikoloji” alanında; “... benlik/... teknik” olarak bilinen; bireylerin benlik görüşlerinin başkalarının kendilerini nasıl gördüğü algısı yoluyla etkilendiği süreçlerin teknik bir adıdır. Dolayısıyla; psikoloji alanında hizmet/danışmanlık veren her kişi ve kuruluş tarafından tercih edilebilecek, markasal hüviyette ayırt ediciliği bulunmayan/zayıf bir ibaredir. Böyle, ayırt edici niteliği zayıf olan ibareleri marka olarak seçen kişilerin bunun sonuçlarına katlanmak yani o tanıtma işaretinin bazı tedbirler alınmak ve ilaveler yapılmak suretiyle hafifçe değiştirilmiş şeklinin başkaları tarafından kullanılmasına tahammül etmek zorunda olduğu, böyle ibareleri içeren markalarda ayırt ediciliği düşük olan örtüşen bileşenlerden ziyade diğer unsurlara yönelmek gerektiği yönünde doktrinde ve Yargıtay Kararları’nda yerleşmiş bir görüş de bulunmaktadır . Bununla birlikte; zayıf/ayırt edici niteliği düşük ibareleri ihtiva eden markaların da, zamanla reklam ve yaygın kullanım yoluyla daha yüksek bir ayırt ediciliğe ulaşabileceği, hem öğreti hem Yargıtay tarafından kabul edilmektedir. Bazı durumlarda her ne kadar marka zayıf bir unsur içermekteyse de, herhangi bir zayıf markanın aksine koruma kapsamının genişlediği kabul edilmektedir. Zira; tanımlayıcılığı veya bilgilendirme işlevi güçlü olan ibarelerin marka olarak kullanımla ayırt edicilik kazanmaları mümkündür. Öte yandan, herkesin çok sık kullanımına açık, böyle teknik bir terim niteliğini haiz ibarelerde bu dönüşüme izin verilmemiştir. “...” ibaresinin de, böyle dönüşümü hak ettiğinin kabul edilebilmesi için, ülkedeki alıcı/tüketici çevresinin çok büyük bir kısmının bu işareti, davacının işletmesi ile bağlantı içinde algılaması gerekir. Bunun için aranacak ölçünün, hiçbir şekilde bir markanın tanınmış olup olmadığını tespit ederken belirlenen ölçüden daha hafif olmamasına dikkat edilmelidir. Çünkü; herkesin kullanımına açık ve olumlu bir anlamı çağrıştıran/algılatan, herkes tarafından marka olarak tercih edilebilecek bir kelimenin tek bir kişinin tekeline bırakılması, bir markanın tanınmış sayılmasının sonuçlarından daha önemlidir. Dosya kapsamına göre; “...” kelimesi yönünden bu tür bir bağımsızlaşmanın sağlandığından bahsedilmesi olanaksızdır. Sonuçta; taraf markalarında “...” ve “...” ibarelerinin geçiyor olmasının, karşılaştırılan markaları görsel açıdan benzer kılmaya yetmediği, işaretlerin genel görünümlerinin, tümüne hâkim olan görünüşlerinin markaları yeterli derecede farklılaştırdığı, yani somut olaydaki markaların, yukarıda yer verdiğimiz yerleşik içtihatlarda bahsi geçen “iltibasın yapılacak küçük bir değişiklikle bertaraf edilebileceği...” durumu ile örtüştüğü öngörülmektedir. Ayrıca; davacının “...” ibareli karma markaları ve dahi bu ibareyi tek unsur olarak ihtiva eden markası özelinde de, yukarıda da değinildiği üzere, davalının markasında kullanılmış olan şekil unsurunun görsel açıdan geri planda olmaması itibariyle, taraf markalarının görsel açıdan benzediğinin söylenemeyeceği, Görsel açıdan ortaya çıkan bu farklılıklar, duysal/fonetik açıdan da aynı sonucu vermektedir. Karşılaştırılan markalar birbirinden çok farklı kelimeler de ihtiva ettiklerinden, markalarda geçen “.../.../...” ibarelerinin mevcudiyeti, markaları duysal açıdan yaklaştırmaya yetmemektedir. Markaların bütün olarak okunuşları esnasında kulakta bıraktıkları tını, fonetik algı birbirinden farklıdır. Kavramsal açıdan da; taraf markalarının farklı kompozisyonları itibariyle tüketici zihninde farklı algılar yaratacağı, Bütün bunlara göre; taraf markalarının görsel, fonetik ve kavramsal açılardan benzer olmadığı, Markaların kullanılacağı mal/hizmetlerin ayniyeti/benzerliği: 6769 sayılı SMK madde 6/1 gereğince incelenmesi gereken hususlardan biri de, markaların emtialarının benzer olup olmadığı hususudur. Farklı sınıf ve/veya alt gruplarda yer alan mal veya hizmetlerin benzer olup olmadığının tespitinde, bahse konu mal veya hizmetlerin hitap ettiği tüketici kesiminin özellikleri dikkate alınmak suretiyle; Benzer alıcı çevresine hitap edip etmediği, Benzer ihtiyaçları giderip gidermediği, Son kullanıcıları ve hedeflenen tüketici profilleri, Dağıtım kanallarının ve satış yerlerinin aynı olup olmadığı, Birbirleri yerine ikame imkânlarının ve birbirlerini tamamlayıcı niteliklerinin bulunup bulunmadığı, Benzer markaları bu farklı sınıf ve alt gruplardaki mal veya hizmetler üzerinde gören tüketicilerin herhangi bir şekilde markalar arasında veya marka sahibi işletmeler arasında bir bağlantı kurup kurmayacağı, Aralarında ham madde/yarı mamul/mamul ilişkisinin bulunup bulunmadığı hususları göz önünde tutulan kıstaslar arasındadır. Davacının davasına/itirazlarına mesnet aldığı 2015/15903 sayılı markası haricinde kalan tüm markaları, dava konusu edilen markanın kapsamına alınmak istenilen “tıbbi hizmetler” yönünden zaten tescillidir; dolayısıyla; somut uyuşmazlıkta, davacının 2015 15903 sayılı markası haricinde kalan tüm bu markaları özelinde, davalının markasının kapsamına giren hizmetlerin tamamı yönünden emtia ayniyeti şartının gerçekleştiği, Taraf markalarının kapsamına giren emtiaların hitap ettiği ortalama tüketicinin seviyesi de, markaların karıştırılması ihtimalinin değerlendirilmesinde önem arz etmektedir. Ortalama tüketici, markaları aynı anda incelemeye tabi tutmadığı gibi küçük ayrıntıları da dikkatli biçimde inceleyemez. Sadece geçmişte edindiği izlenimin etkisiyle hafızasında kalan ile yetinerek bir sonuca varmaya çalışır. Ortalama alıcı kitlesinin tamamı karıştırma tehlikesine maruz kalmasa bile bir kısmının bu risk altında bulunması dahi karıştırılma ihtimalinin gerçekleştiğinin kabulü için yeterlidir . Ancak; ortalama tüketicinin dikkat düzeyi, mal ve/veya hizmetlerin türüne göre değişebilmektedir. Eğer söz konusu olan mal ve/veya hizmet, kitlesel tüketim mal veya hizmetleri ise, ortalama tüketici makul derecede iyi bilgilendirilmiş ve bu derecede tedbirli, dikkatli kimsedir. Söz gelimi çiklet, çikolata, bisküvi gibi fiyat bakımından ucuz ürünlerin satın alınmasında tüketiciden beklenen dikkat düzeyi düşük olacaktır . Aynı şekilde, nispeten uygun fiyatla satılan, satın almadan önce uzun bir araştırma ve inceleme aşamasından geçmeyen, yani ucuz ve risk faktörü düşük ürünlerin alınması sırasında gösterilen özenin düşüklüğü, markalar arasında daha açık farklılıklar bulunmasını gerektirir. Yani, “ortalama tüketici”nin seviyesi, ilgili mal ve/veya hizmetlerin hangi tüketici kitlesine hitap ettiğinin tespit edilmesiyle bulunur. Mal/hizmetlerin günlük tüketim niteliği, hızlı alım satıma konu olması, ucuz olması ve önceki markanın hafızada bıraktığı izin tüketicinin tercihinde önemli etken olması gibi faktörler, ilgili “ortalama tüketici”nin seviyesinin belirlenmesinde önem arz eder. Somut olay açısından; dava konusu edilen markanın kapsamına giren “tıbbi hizmetler”in hitap ettiği ortalama alıcı kitlesinin bilinç/dikkat/özen seviyesi incelendiğinde; bu hizmetlerin “insan sağlığı” gibi önemli bir konu ile ilgili olduğu gözetildiğinde, alıcıların bu hizmetleri satın aldığı anda seçicilik/bilinç/dikkat/algı/özen seviyelerinin düşük olmadığı değerlendirilmiştir. Alıcılar, bu hizmetleri satın alma kararını verdikleri süreçte daha uzun vakit geçirmekte, muhtelif bilgi kaynaklarından bilgi sağlayarak/ makul süreli bir araştırma yaparak yanlış/eksik/kalitesiz bir hizmet alma riskini azaltmaya çalışmakta, yani bir süre düşünüp değerlendirerek daha çok zahmete ve gayrete katlanarak satın alma kararını vermektedir. Markalar arasında ilişkilendirilme ihtimali de dahil karıştırılma ihtimali: 6769 sayılı SMK’nın 6/1 maddesinde düzenlenen nispi ret nedeni, markaların ortalama tüketicileri nezdinde ilişkilendirilme ihtimali de dahil bir karıştırma ihtimalinin bulunup bulunmadığı hususuna dayalıdır. Karıştırma ihtimali “ortalama tüketicilerin, her iki işaret arasında bir şekilde bağlantı kurması” olarak tanımlanabilir. Öğretide karıştırma ihtimali, “bir tescilsiz işaretin veya tescil edilmiş bir markanın daha önceden tescil edilmiş bir marka ile şekil, görünüş, ses, genel izlenim vs. sebeple aynı ya da benzer olduğu için, önce tescil edilmiş marka olduğu zannını uyandırması tehlikesi” ya da “bir mal veya hizmetin alıcısının, yani genel anlamda halkın algılamayı tasarladığı, bildiği veya duyduğu bir mal veya hizmeti aldığı zannı ile başka bir işletmenin aynı veya benzer malını veya hizmetini alma ihtimali (tehlikesi)” biçiminde tanımlanmaktadır. Öte yandan bir mal ve/veya hizmetin gerçek ve potansiyel tüketici/müşteri kitlesi arasında iki ayrı işletmeye ait mal veya hizmetin aynı işletmeden kaynaklandığı ya da bu mal veya hizmetlerin farklı işletmelere ait olduğu fark edilse bile, markalar ya da işletmeler arasında bir bağlantının bulunduğu yönünde bir algının ortaya çıkması ihtimali halinde de karıştırma ihtimalinin varlığından söz edilmektedir. SMK m. 6/1 kapsamında bir iltibasın varlığının tespitinde doktrin ve yargı kararlarında esas olarak şu ilkeler ortaya konmaktadır: Görsel, biçimsel, anlamsal, işitsel benzerlikler, Çağrıştırma, Bir bütün olarak uyandırdığı toplu kanaat, Malın veya hizmetin hitap ettiği alıcı grubunun toplumsal düzeyi ve durumu, Markayı taşıyan malın değeri ve alıcının bu malı almaya ayırdığı zaman. Karıştırılma ihtimalinin ortaya çıkışında mal ve hizmetler arasındaki daha az bir benzerliğin markalar arasındaki daha yüksek bir benzerlik düzeyi ile dengelenebileceği kabul edilmektedir. Somut olayda; taraf markalarında harf ve harf dizini ortaklığını haiz “...” ve “...” ibareleri esas unsur olarak kullanılmış ise de, markalarda geçen diğer unsurların; markaları genel görünümleri, okunuşları ve tüketici zihninde oluşturdukları algı itibariyle yeterli derece farklılaştırdığı, yani somut olaydaki markaların, Raporumuzda yer verilen yerleşik içtihatlarda bahsi geçen “markasal hüviyette zayıf ibarelerden oluşan markalar arasında iltibasın yapılacak küçük bir değişiklikle bertaraf edilebileceği...” durumu ile örtüştüğü öngörülmektedir. Zira; yerleşik anlamı nedeniyle markasal hüviyette soyut ayırt edici niteliği zayıf olan/bulunmayan “...” ibaresine davacının yoğun ve ciddi ticari faaliyetler neticesinde “tanınmış marka seviyesinde korunması gereken bir ekonomik değer kattığı”, davacının dava/marka işlem dosyasına sunduğu delillerden anlaşılamadığı, ayrıca bu ibarenin bir benzerinin dava konusu edilen markada, belli bir kompozisyon içerisinde, tek başına ön plana çıkartılmadan, ticari dürüstlük kurallarına uygun olarak kullanılmış olmasının da, markaları benzer kılmaya yeten baskınlıkta bir durum yaratmadığı değerlendirilmektedir. Bütün bu hususlar, davacının markalarını görmüş ve tanımış olan bir tüketicinin, davalının dava konusu edilen markasıyla karşılaştığında bu markaları “benzer bulması ve karıştırması” ihtimalini ortadan kaldırmaktadır. Ayrıca; her ne kadar, davacının muhtelif markaları açısından, dava konusu edilen markanın kapsamına giren hizmetler yönünden somut uyuşmazlıkta emtia ayniyeti şartı gerçekleşmiş ise de, bu hizmetlerin hitap ettiği alıcı kitlesinin seçicilik/algı/dikkat/özen seviyesi düşük de olmadığından, ilgili alıcıların bu markalar altında sunulan hizmetlerin aynı şirketten veya ekonomik olarak bağlantılı şirketlerden geldiği düşüncesine kapılma tehlikesinin ve karıştırma/yanılma ihtimalinin bulunmadığı, alıcıların iki farklı marka ile karşı karşıya olduklarını anlayacakları, her iki markanın sahibi arasında idari/işletmesel bir bağlantı bulunduğunu düşünmeyecekleri, Sonuç olarak; taraf markaları arasında görsel, işitsel ve kavramsal açılardan benzerlik bulunmadığından, davacının bir kısım markaları özelinde, somut olayda emtia ayniyeti şartının gerçekleşmiş olmasına rağmen, markaların karıştırılma ihtimalinin bulunmadığı, GERÇEK HAK SAHİPLİĞİ İDDİASI; 6769 sayılı SMK’nın “marka tescilinde nispi ret nedenleri”nin düzenlendiği 6. maddesinin 3. fıkrasında; “Başvuru tarihinden veya varsa rüçhan tarihinden önce tescilsiz bir marka veya ticaret sırasında kullanılan bir başka işaret için hak elde edilmişse, bu işaret sahibinin itirazı üzerine, marka başvurusu reddedilir.” denilmektedir. Bu hüküm markanın gerçek sahibinin eskiye dayalı kullanımını tescilden üstün tutarak gerçek hak sahibinin korunmasını sağlamaktadır. Bu madde hükmünde yer alan itirazın kabul edilebilmesi için itiraz sahibinin o işaret üzerinde başvuru tarihinden önce hak sahibi olması veya rüçhan hakkını elde etmesi ve bunları ispat etmesi gerekmektedir. Tescil, bir markanın daha özel hükümlerle korunmasını sağlar. SMK, istisnai olarak, marka hakkının tescile dayanmadan ilk kullanım yoluyla da elde edilebileceğini ve korunabileceğini de kabul etmiştir. Ancak, bu hakkın ne zaman ve nasıl oluşabileceğinin kriterlerini düzenlememiştir . 6769 sayılı SMK’nın “Marka Tescilinde Nispi Ret Nedenleri” başlıklı 6. maddesinde, marka olarak tescil ettirilmek istenen işaret üzerinde tescil başvurusundan önce hak kazanmış kişilerin hukukunu korumaya yönelik hükümler bulunmaktadır. Söz konusu maddenin 3. fıkrasına göre bir işaret üzerinde, bu işaretin –üçüncü bir kişi tarafından-marka olarak tescili amacıyla başvurusu yapılan tarihten veya başvuru tarihinde belirtilen rüçhan tarihinden önce, bir hak elde edilmiş ise, bu hakka sahip kişi, söz konusu işaretin tesciline itirazda bulunabilir. Bu hüküm, işaret üzerinde ilk kullanma yoluyla haksız rekabet hükümlerine göre kazanılan hakkı üstün tutmayı amaçlamıştır. Bu bağlamda hak sahibinin işaretin sonradan bir başkası tarafından kullanılmasını yasaklaması TTK 57/5 ve 58/I, b’den kaynaklanmaktadır . İtiraz hakkının varlığı tescilsiz işaretin ticaret sırasında kullanılmış olmasını (SMK 6/3) gerekli kılar. “Ticaret sırasında kullanma” ile marka hukukuna özgü kullanma kastedilmektedir. Markasal kullanım, öğretide işareti taşıyan mal ve/veya hizmetlerin köken itibariyle diğer mal ve/veya hizmetlerden ayırt edilmesini sağlamaya yönelik olduğunun alıcılar tarafından anlaşılmasını mümkün kılacak şekilde kullanılması biçiminde tanımlanmaktadır. Ancak markaların kaynak gösterme fonksiyonu dışında reklam, iletişim, kalite, yatırım ve garanti fonksiyonlarının da bulunduğu göz ardı edilmemelidir. Madde metninde bahsedilen tescil edilmeden kullanılan bir marka veya ticarette kullanılan ticaret unvanı, işletme adı, alan adı gibi işaretlerdir. İtiraz veya dava hakkının varlığı tescilsiz işaretin ticaret sırasında kullanılmış olmasıdır. Ticaret sırasında kullanma ile marka hukukuna özgü kullanma kastedilmektedir. Ancak SMK’da “piyasada maruf hale getirme” şartından söz edilmese de bu şartın “zımnen” 6/3 maddesi hükmünde yer aldığını kabul etmek gerekir. Buna göre tescilsiz bir işaret üzerinde bir hakkın doğması ve korunması için, o işarete kullanım yoluyla hukuken korunması gereken bir ekonomik değer kazandırmak gerekir. Bu ise işaretin “asgari bilinirlik düzeyi”ne ulaşması ile mümkündür. Asgari bilinirlikten anlaşılması gereken, işaretin kullanım sonucunda belirli bir yer, bölge veya piyasada bilinir hale gelmesidir. Aksinin kabulü, piyasada işareti “ilk” kullanan kişiye korunma sağlanacağı anlamına gelir ki, bu “SMK hükümleri uyarınca sağlanan korunmanın tescil ile elde edileceği” ilkesini anlamsız hale getireceği gibi hakkaniyet ile de bağdaşmaz. Davacı taraf; dava konusu edilen işaretin, davalının markasının tescili kapsamına giren hizmetlerde kendisi tarafından Türkiye genelinde kullanıldığını ve bu şekilde gerçek hak sahipliğinin doğduğunu tevsik eden herhangi bir delili, dava/marka işlem dosyasına sunmuş değildir. Ayrıca da; davacının huzurdaki davasına mesnet aldığı markaları tescillidir; halbuki, SMK m. 6/3 hükmü, tescilsiz marka kullanımlarına ilişkin bir düzenlemedir. Bu nedenle de; somut olayda, davacının önceki kullanıma dayalı gerçek hak sahipliği iddiasının, davalının markasının kapsamına giren emtialarda tesciline/hükmüne bir engelinin/etkisinin olamayacağı, TANINMIŞLIK İDDİALARI; Somut olayda ise; her şeyden önce, taraf markaları benzer olmadığından, davacının markasının ilgili sektörde tanınmış olduğu kabul edilse dahi, tanınmış markanın bir benzerinin farklı mal ve hizmetlerde kullanılması somut olayda söz konusu olmayacağından ve davacı da dava/itiraz dosyalarına aksi yönde bir delil sunmadığından, davalının markasını tescil ettirmesi ve kullanması sonucunda haksız bir yararın sağlanması, tanınmış markanın itibarına zarar verilmesi ya da tanınmış markanın ayırt edici karakterinin zedelenmesi şartlarından birinin gerçekleşme ihtimalinin olmadığı, ayrıca; davacının davasına/itirazlarına mesnet aldığı markalarının ilgili sektörlerde/piyasada bilinirliği, bu markalara yapılan yatırım, bu markaların piyasa payı, dava/marka işlem dosyaları içeriğindeki belge ve delillerden anlaşılamadığından, bu markaların söz konusu sektörde “tanınmış” olduğunun söylenmesinin mümkün olmadığı, bu sebeplerle somut olayda, davacının “tanınmışlık” iddialarının, dava konusu edilen markanın tesciline/hükmüne bir engelinin/etkisinin olamayacağı, KÖTÜ NİYET İDDİALARI; Somut olayımıza dönüldüğünde; davalının “... ..” işaretini kendisine marka olarak seçerken spekülasyon, yedekleme, şantaj vs. gibi amaçlarla hareket ettiği yönünde dava/marka işlem dosyalarına herhangi bir delil sunulmamış olduğundan, dava konusu edilen marka başvurusunun kötü niyetle yapıldığının ispat olunamadığı, Netice itibariyle, Karşılaştırılan işaretlerin/markaların görsel, işitsel ve kavramsal açılardan ve genel görünümleri itibariyle benzer olmadığı, Davacının muhtelif markaları özelinde, dava konusu edilen markanın kapsamına giren tüm hizmetler yönünden emtia ayniyeti şartının gerçekleştiği, Davalının markasının kapsamına giren hizmetlerin ortalama alıcı kitlesinin seçicilik/algı/dikkat/özen seviyesinin düşük olmadığı, Karşılaştırılan markalar arasında karıştırılma ihtimalinin/iltibas tehlikesinin bulunmadığı, Davacının “gerçek hak sahipliği” ve “tanınmışlık” iddialarının davalının markasının tesciline/hükmüne bir engelinin/etkisinin olamayacağı, Davacının “kötü niyet” iddialarının ispat edilemediği, .... kararının hukuka uygun olduğu iptali ile dava konusu ... sayılı markanın hükümsüzlüğü koşullarının oluşmadığı sonuçlarına ulaşılmış aşağıdaki şekilde karar verilmiştir. H Ü K Ü M : Davanın reddine, Alınması gereken 732,00.-TL harçtan, peşin alınan 615,40.-TL'nin mahsubu ile eksik kalan 116,60.-TL maktu ilâm harcının davacıdan alınarak hazineye irad kaydına, Davalı kurum ile şahıs kendisini vekille temsil ettirdiğinden Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre hesap olunan takdiren 55.000,00.-TL maktu ücreti vekâletin davacıdan alınarak davalılara verilmesine, Davalı kurumun yapmış olduğu bir gider olmadığından bu hususta bir karar verilmesine yer olmadığına, Davalı şahıs yapmış olduğu bir gider olmadığından bu hususta bir karar verilmesine yer olmadığına, Yatırılan ve kullanılmayan gider avansının, hükmün kesinleşmesini müteakip re'sen davacıya iadesine (HMK m.333), Dair, davacı vekili ve davalı kurum ile davalı şirket vekilinin yüzüne karşı, tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde .... yolu açık olmak üzere verilen karar, açıkça okunup usulen anlatıldı.
Kâtip Hâkim ... ✍e-imzalıdır ✍e-imzalıdır