Danıştay · Danıştay

Danıştay 2025/270 E. 2025/1602 K.

Mahkeme
Danıştay
Daire
Danıştay
Esas No
2025/270
Karar No
2025/1602
Karar Tarihi

T.C. D A N I Ş T A Y İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU Esas No : 2025/270 Karar No : 2025/1602

TEMYİZ EDEN (DAVACILAR) : 1- ... Genel Merkezi 2- ... VEKİLİ : Av. ...

KARŞI TARAF (DAVALI) : ... VEKİLİ : Hukuk ve Mevzuat Genel Müdürü ...

İSTEMİN KONUSU : Danıştay Onuncu Dairesinin 15/10/2024 tarih ve E:2024/5246, K:2024/4029 sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.

YARGILAMA SÜRECİ : Dava konusu istem: Davacılar tarafından, 09/07/2018 tarihinden itibaren Suriye uyruklu yabancılara vatandaşlık verilmesine dair davalı idarece tesis edilen her bir idari işlemin iptali istenilmiştir. Daire kararının özeti: Danıştay Onuncu Dairesinin 15/10/2024 tarih ve E:2024/5246, K:2024/4029 sayılı kararıyla; Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 2. maddesinde, Türkiye Cumhuriyeti'nin bir hukuk devleti olduğu; 125. maddesinde, idarenin her türlü eylem ve işlemine karşı yargı yolunun açık olduğu; 80. maddesinde de, Türkiye Büyük Millet Meclisi üyelerinin, seçildikleri bölgeyi veya kendilerini seçenleri değil bütün Milleti temsil edeceklerinin kurala bağlandığı, söz konusu temsilin siyasi bir temsil olduğu, hukuki anlamda dava açmaya vekâlet niteliği taşımadığının açık olduğu, 2820 sayılı Siyasi Partiler Kanunu'nun ''Genel Başkan'' başlığını taşıyan 15. maddesinin üçüncü fıkrasında, partiyi temsil yetkisinin genel başkana ait olduğu; kanunlardaki özel hükümler saklı kalmak kaydı ile parti adına dava açma ve davada husumet yetkisinin, genel başkana veya ona izafeten bu yetkileri kullanmak üzere parti tüzüğünün göstereceği parti mercilerine ait olduğunun kurala bağlandığı, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun "İdari dava türleri ve idari yargı yetkisinin sınırı" başlıklı 2. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendinde, iptal davalarının idari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılacağı; "Dilekçeler üzerine ilk inceleme" başlıklı 14. maddesinin 3. fıkrasının (c) bendinde, dava dilekçesinin, davacının dava açma ehliyeti olup olmadığı yönünden inceleneceği; "İlk inceleme üzerine verilecek karar" başlıklı 15. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendinde, davacının, iptali istenen işlem yönünden dava açma ehliyetinin bulunmadığı anlaşıldığında davanın reddine karar verileceği hükümlerine yer verildiği, İptal davalarının, idarenin hukuka uygun davranmasını sağlayan en önemli denetim araçlarından olmakla birlikte her idari işleme karşı herkes tarafından iptal davası açılmasının idari işlemlerde istikrarsızlığa neden olmaması ve idarenin işleyişinin bu yüzden olumsuz etkilenmemesi için dava konusu edilecek işlem ile dava açacak kişi arasında belli ölçüler içinde menfaat ilişkisi bulunmasını öngören yasa koyucunun, iptal davaları için menfaat ihlalini, subjektif ehliyet koşulu olarak aradığı, İptal davalarındaki subjektif ehliyet koşulunun, doğrudan doğruya hukuk devletinin yapılandırılması ve sürdürülmesine ilişkin bir sorun olması dolayısıyla, idari işlemlerin hukuka uygunluğunun iptal davası yoluyla denetlenmesini engellemeyecek bir biçimde anlaşılması gerektiği, İptal davasının içtihat ve doktrinde belirlenen hukuki nitelikleri göz önüne alındığında, idari işlemlerin; ancak bu idari işlemle meşru, kişisel ve güncel bir menfaat ilgisi kurulabilenler tarafından iptal davasına konu edilebileceğinin kabul edildiği, Taraf ilişkisinin kurulması için gerekli olan kişisel, meşru ve güncel bir menfaat ilgisinin varlığının, davanın niteliğine ve özelliğine göre idari yargı yerlerince belirlendiği; davacının idari işlemle ciddi ve makul, maddi veya manevi bir ilişkisinin, hukuken korunması gereken bir menfaat bağının bulunmasının dava açma ehliyeti için gerekli sayıldığı, Bu bağlamda, 09/07/2018 tarihinden itibaren Suriye uyruklu yabancılara davalı idare tarafından vatandaşlık verilmesine dair her bir idari işlem ile davacı Siyasi Parti ve milletvekili olan genel başkanı arasında güncel, kişisel ve meşru bir menfaat ilişkisinin bulunmadığı gerekçesiyle, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 14. maddesinin 3. fıkrasının (c) bendi ve 15. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendi uyarınca, davanın ehliyet yönünden reddine karar verilmiştir.

TEMYİZ EDENLERİN İDDİALARI : Davacılar tarafından, idari işlemlere karşı yargısal yollara başvurulabileceği dikkate alındığında, temyize konu Daire kararının vatandaşlık taleplerinin kabulü yönündeki idari kararların (fiilen) yargısal denetime kapatılması sonucunu doğuracağı; ülkenin kamu düzeni ve güvenliği ile ekonomik, sosyal, kültürel ve demografik yapısını bozan ve milli menfaatlerine aykırı olan sığınmacı ve düzensiz göçmelerle ilgili olarak parti tüzüğüne uygun olarak Parti Göç Doktrini/Siyaseti ve Stratejik Eylem Planları ile bu kapsamda icra ettikleri siyasi faaliyetlerinde Suriyeli (ve diğer ülke uyruklu) kişilere Anayasa, Türk Vatandaşlığı Kanunu ve ilgili mevzuat ihlal edilerek gerekçesiz veya yetersiz yahut gerçeğe aykırı veyahut yanıltıcı gerekçelerle vatandaşlık verilmesini ülke menfaatlerine aykırı gördükleri, bu vatandaşlıkların iptal edilmesinde gerek kurumsal olarak Siyasi Parti'nin kendisinin gerekse amaç ve ilkelerini benimsemiş gerçek kişi üyelerinin menfaatinin olduğu; diğer taraftan, Anayasa'ya göre milletvekillerinin sadece seçildikleri bölgeyi veya kendilerini seçenleri değil, bütün Milleti temsil ettiği, bu bakımdan milletvekili olan davacının görevine başlarken ettiği yeminin gereklerini yerine getirebilmesi için idari yargıda iptal davası açmasının önünde herhangi hukuki bir engel bulunmadığı, Siyasi Parti genel başkanı, milletvekili ve sade bir Türk vatandaşı olarak dava konusu işlemlerin milli, kurumsal ve kişisel menfaatini ihlal ettiği ileri sürülmektedir.

KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Davalı idare tarafından, Danıştay Onuncu Dairesince verilen kararın usul ve hukuka uygun bulunduğu ve temyiz dilekçesinde öne sürülen nedenlerin, kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte olmadığı belirtilerek temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır.

DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ ...'NIN DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin reddi ile Daire kararının onanması gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunca, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:

HUKUKİ DEĞERLENDİRME: Danıştay dava dairelerinin nihai kararlarının temyizen incelenerek bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinde yer alan; "a) Görev ve yetki dışında bir işe bakılmış olması, b) Hukuka aykırı karar verilmesi, c)Usul hükümlerinin uygulanmasında kararı etkileyebilecek nitelikte hata veya eksikliklerin bulunması" sebeplerinden birinin varlığı hâlinde mümkündür. Temyizen incelenen karar usul ve hukuka uygun olup, temyiz dilekçesinde ileri sürülen iddialar kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.

KARAR SONUCU: Açıklanan nedenlerle; 1. Davacıların temyiz istemlerinin reddine, 2. Davanın yukarıda özetlenen gerekçeyle ehliyet yönünden reddine ilişkin Danıştay Onuncu Dairesinin temyize konu 15/10/2024 tarih ve E:2024/5246, K:2024/4029 sayılı kararının ONANMASINA, 3. Kesin olarak, 10/09/2025 tarihinde oyçokluğu ile karar verildi.

KARŞI OY X-Anayasa'nın 68. maddesinde; siyasi partilerin, demokratik siyasi hayatın vazgeçilmez unsurları olduğu belirtilmiş, 2820 sayılı Siyasi Partiler Kanunu'nun 3. maddesinde; siyasi partiler, Anayasa ve kanunlara uygun olarak; Cumhurbaşkanı, milletvekili ve mahalli idareler seçimleri yoluyla, tüzük ve programlarında belirlenen görüşleri doğrultusunda çalışmaları ve açık propagandaları ile milli iradenin oluşmasını sağlayarak demokratik bir Devlet ve toplum düzeni içinde ülkenin çağdaş medeniyet seviyesine ulaşması amacını güden ve ülke çapında faaliyet göstermek üzere teşkilatlanan tüzel kişiliğe sahip kuruluşlar olarak tanımlanmış; ''Genel Başkan'' başlığını taşıyan 15. maddesinde; partiyi temsil yetkisinin genel başkana ait olduğu; kanunlardaki özel hükümler saklı kalmak kaydı ile parti adına dava açma ve davada husumet yetkisinin, genel başkana veya ona izafeten bu yetkileri kullanmak üzere parti tüzüğünün göstereceği parti mercilerine ait olduğu kurala bağlanmıştır. Siyasi partilerin demokratik siyasi hayatın vazgeçilmez unsurları olarak nitelendirildiği Anayasa hükmü ile demokratik bir Devlet ve toplum düzeni içinde ülkenin çağdaş medeniyet seviyesine ulaşması amacını güden ve ülke menfaatini gözeterek kamu yararı için ülke çapında faaliyet göstermek üzere teşkilatlanan tüzel kişiliğe sahip kuruluşlar olduğu göz önüne alındığında, dava konusu edilen vatandaşlığa kabul kararlarının, bu kişilerin gerçeğe aykırı, yanıltıcı bilgiler vererek vatandaşlığa kabul edilme ihtimali bulunduğu, geçmişleri ile ilgili etkin bir inceleme ve araştırma yapılmadan vatandaşlığa kabul edildikleri, bu kararların Resmi Gazete'de yayımlanmadığı, bu sürecin şeffaf yürütülmediği, doğru bir bilgilendirme yapılmadığı ileri sürülerek iptali istemiyle açıldığı anlaşılan bu davanın, bu kişilerin yapılacak genel ve yerel seçimlerde seçmen listelerine kaydedilecek olmasından dolayı siyasi partiler tarafından seçmen listelerinin güncel olarak takibini güçleştirecek olması, bu durumun seçim güvenliğini, kamu düzenini ve güvenliğini olumsuz etkileme ihtimali bulunması, davacı siyasi partinin seçmen kitlesi üzerindeki etkisi dolayısıyla parti tüzel kişiliğinin menfaatini doğrudan etkilediği açıktır. Diğer yandan, dava konusu edilen vatandaşlığa kabul kararlarının toplumun tüm bireylerini ilgilendiren yönünün bulunması sebebiyle bir vatandaş olarak, milletvekili ve parti genel başkanı olan, ikinci davacının da menfaatini etkilediği sonucuna varılmıştır. Açıklanan nedenlerle, davacıların bakılan davada dava açma ehliyetinin olduğu anlaşıldığından temyiz isteminin kabulü ile temyize konu kararın bozulması gerektiği oyuyla, karara katılmıyoruz.

KARŞI OY XX- 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun "İdari davaların açılması" başlıklı 3. maddesinin 2. fıkrasının (b) bendinde; dava dilekçelerinde davanın konusunun gösterileceği hükme bağlanmış, aynı Kanun'un 14. maddesinin 3/g bendinde; dava dilekçelerinin 3. ve 5. maddelere uygun olup olmadıkları yönünden de inceleneceği belirtilmiş; 15. maddesinin1/d bendine ise; "3/g bendinde yazılı halde otuzgün içinde 3 ve 5 inci maddelere uygun şekilde yeniden düzenlenmek veya noksanları tamamlanmak (...) üzere dilekçelerin reddine karar verileceği" hükmüne yer verilmiştir. Bakılan davada; dava dilekçesinin 1. sayfasında davanın konusu "Suriye uyruklu sığınmacılar ve kaçak göçmenlere 29/01/2011 tarihinden itibaren Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığı verilmesine ilişkin her bir idari işlemin (kararın) ayrı ayrı iptal edilmesi istemi" olarak belirtilmiş, 14. sayfasında "Sonuç ve İstem" başlığı altında "T.C. Cumhurbaşkanlığı tarafından 09/07/2018 tarihinden itibaren yetkili makam olarak genel istisnai/olağanüstü yolla Suriye uyruklu yabancılara vatandaşlık verilmesine dair her bir idari işlemin iptaline" karar verilmesi istenilmiştir. Dava dilekçesinin 7-12. sayfalarında ise, iddia edilen iptal nedenlerine ilişkin açıklamalara yer verilmiş; bu kapsamda, yetkili makam kararı ile kazanılan Türk vatandaşlığının (dava konusu ile ilgili olarak) genel olarak/olağan şekilde vatandaşlığa alınma ve olağanüstü/istisnai olarak vatandaşlığa alınma şeklinde iki yolla kazanıldığı, Türk Vatandaşlığı Kanununun Uygulanmasına İlişkin Yönetmelik'te yer alan düzenlemelerin 5901 sayılı Türk Vatandaşlığı Kanunu'nun ilgili hükümlerinin amacını ve kapsamını aşar nitelikte düzenlemeler içerdiği belirtilmiş, ardından Suriye uyruklu yabancıların 1062 sayılı Hudutları Dahilinde Tebaamızın Emlâkine Vaziyed Eden Devletlerin Türkiyedeki Tebaaları Emlâkine Karşı Mukabele Bilmisil Tedabiri İttihazı Hakkında Kanun ve bu Kanun'un verdiği yetkiye dayanılarak çıkarılan 01/10/1966 tarih ve 6/7104 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı uyarınca getirilen taşınmaz mal edinimi yasağı nedeniyle, Suriye uyruklu kişilerin Türk Vatandaşlığı Kanununun Uygulanmasına İlişkin Yönetmelik'in 20. maddesinin ikinci fıkrasının (b) bendi uyarınca Türk vatandaşlığını kazanmasının hukuken mümkün olmadığı ileri sürülmüştür. Buna göre, dava dilekçesinin "Davanın Konusu" ve "Sonuç ve İstem" bölümlerinde yer alan ifadelerin birbiriyle örtüşmediği, bu haliyle 5901 sayılı Kanun'da düzenlenen Türk vatandaşlığını kazanma usulleri bağlamında iptali istenen vatandaşlığa kabul kararlarının neler olduğunun tereddütsüz bir şekilde ortaya konulamadığı ve dava dilekçesinin genelinde yer alan açıklamalar itibarıyla da çelişkinin giderilemediği anlaşılmaktadır. Bu itibarla, öncelikle Dairece davacıların taleplerini açık, somut ve her türlü kuşkudan uzak bir biçimde ortaya koyabilmesine imkan sağlamak üzere, yukarıda metnine yer verilen usul hükümleri uyarınca dilekçenin reddine karar verilmesi gerektiğinden, temyize konu kararın bozulması gerektiği oyuyla, karara katılmıyorum.

Atıf: Danıştay Danıştay, E. 2025/270, K. 2025/1602, T. 10.09.2025, www.arakarar.com/karar/danistay-danistay-2025-270-e-2025-1602-k-3d5af0af27c0