Danıştay · Danıştay
Danıştay 2024/1365 E. 2024/3472 K.
- Mahkeme
- Danıştay
- Daire
- Danıştay
- Esas No
- 2024/1365
- Karar No
- 2024/3472
- Karar Tarihi
T.C. D A N I Ş T A Y İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU Esas No : 2024/1365 Karar No : 2024/3472
TEMYİZ EDEN (DAVACI) : ... Odası VEKİLİ : Av. ...
KARŞI TARAF (DAVALI) : ... Bakanlığı VEKİLİ : Hukuk Müşaviri ...
İSTEMİN KONUSU : Danıştay Dördüncü Dairesinin 22/02/2024 tarih ve E:2023/11570, K:2024/1152 sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
YARGILAMA SÜRECİ : Dava konusu istem: 26/03/2021 tarih ve 31435 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Alan Yönetimi İle Anıt Eser Kurulunun Kuruluş ve Görevleri ile Yönetim Alanlarının Belirlenmesine İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelikte Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmeliğin 3. maddesi ile değiştirilen ana Yönetmeliğin 4. maddesinde yer alan "sivil toplum örgütleri" tanımı ile 26/03/2021 tarih ve 31435 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Alan Yönetimi İle Anıt Eser Kurulunun Kuruluş ve Görevleri ile Yönetim Alanlarının Belirlenmesine İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelikte Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmeliğin 3. maddesinin, ana Yönetmeliğin 4. maddesinde yer alan "yetkili idare" ve "doğal sit alanı" tanımlarının madde metninden çıkarılmasına ilişkin kısımlarının ve 7. maddesi ile değiştirilen ana Yönetmeliğin 8. maddesinin iptali istenilmiştir.
Daire kararının özeti: Danıştay Dördüncü Dairesinin 22/02/2024 tarih ve E:2023/11570, K:2024/1152 sayılı kararıyla; 26/03/2021 tarih ve 31435 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Alan Yönetimi İle Anıt Eser Kurulunun Kuruluş ve Görevleri ile Yönetim Alanlarının Belirlenmesine İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelikte Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmeliğin 3. maddesinin, ana Yönetmeliğin 4. maddesinde yer alan "doğal sit alanı" tanımının madde metninden çıkarılmasına ilişkin kısmı yönünden; 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu'nda ''Doğal Sit'' tanımının yapıldığı, tanımın davaya konu Yönetmelik'ten çıkarılmasının bu hususta herhangi bir boşluk oluşmasına sebep olmadığı, 648 sayılı KHK uyarınca Çevre ve Şehircilik Bakanlığında olan doğal sit alanlarındaki yetkinin, 1 sayılı Cumhurbaşkanlığı Teşkilatı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi'nin 109. (b) bendinde de, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı Tabiat Varlıklarını Koruma Genel Müdürlüğüne verildiği, 2863 sayılı Kanun'un Ek 2. maddesinde, Kültür ve Turizm Bakanlığının, yönetim planlarının hazırlanmasına ilişkin olarak alanla ilgili diğer kamu kurum ve kuruluşları ile her türlü işbirliği yapabileceğinin hüküm altına aldığı, dolayısıyla gerek doğal sit tanımının 2863 sayılı Kanun'da yer alması, gerekse de doğal sit alanlarında yetkinin Tabiat Varlıklarını Koruma Genel Müdürlüğünde olması hususları yanında, ayrıca doğal sit alanları ile davaya konu Yönetmelik kapsamında kalacak alanlar arasında olası çakışma olması halinde, Kültür ve Turizm Bakanlığının ilgili Yönetmelik uyarınca ilgili kurumlarla her türlü işbirliğini de yapabilecek olması durumları birlikte değerlendirildiğinde, "Doğal sit" tanımının Yönetmelik'ten çıkarılmasına ilişkin dava konusu düzenlemede hukuka aykırılık bulunmadığı, 26/03/2021 tarih ve 31435 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Alan Yönetimi İle Anıt Eser Kurulunun Kuruluş ve Görevleri ile Yönetim Alanlarının Belirlenmesine İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelikte Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmeliğin 3. maddesinin, ana Yönetmeliğin 4. maddesinde yer alan "yetkili idare" tanımının madde metninden çıkarılmasına ilişkin kısmı ve 7. maddesi ile değiştirilen ana Yönetmeliğin 8. maddesi yönünden; Davaya konu Yönetmeliğin dayanağı olan 2863 sayılı Kanun'un Ek 2. maddesinin (a) bendi incelendiğinde, yönetim alanları ile bunların bağlantı noktalarının korunması, değerlendirilmesi ve geliştirilmesi amacıyla Bakanlıkça yönetim planı taslağı hazırlanacağı veya hazırlattırılacağı, Bakanlığın, yönetim planlarının hazırlanmasına ilişkin olarak alanla ilgili diğer kamu kurum ve kuruluşları ile her türlü işbirliği yapabileceği düzenlemesine yer verildiği, bu sebeple, söz konusu Yönetmelik kapsamında kalan alanlarda yetkinin Kültür ve Turizm Bakanlığında olduğunun anlaşıldığı, 2863 sayılı Kanun'un Ek 2. maddesindeki düzenlemelere uygun olarak yapılan davaya konusu değişiklikte hukuka aykırılık bulunmadığı, 26/03/2021 tarih ve 31435 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Alan Yönetimi İle Anıt Eser Kurulunun Kuruluş ve Görevleri ile Yönetim Alanlarının Belirlenmesine İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelikte Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmeliğin 3. maddesi ile değiştirilen ana Yönetmeliğin 4. maddesinde yer alan "sivil toplum örgütleri" tanımı yönünden; Davaya konu Yönetmeliğin dayanağı olan 2863 sayılı Kanun'un Ek 2. maddesinin a/2 fıkrasında; yönetim planlarının hazırlanması aşamasında, hazırlanan taslağın karara bağlanması ve uygulanması konusunda önerilerde bulunmak amacıyla alanda mülkiyet hakkı bulunanlardan, meslek odaları ve sivil toplum örgütleri üyeleri ile üniversitelerin ilgili bölümlerinin öğretim üyelerinden Bakanlıkça bir danışma kurulu oluşturulacağının hüküm altına alındığı, davaya konu Yönetmelik değişikliği ile sivil toplum örgütlerinin tanımına sınırlama getirilmediği, yeni düzenleme ile hazırlık aşamasında katkı sunabilecek meslek odaları, üniversiteleri, vakıfları, dernekleri ve gibi denilmek suretiyle katkı sunabilecek tüm sivil toplum kuruluşlarını da kapsayacak şekilde geniş bir tanımlama yapıldığı, söz konusu tanımlamanın davacı TMMOB'yi kapsam dışı bırakacak bir yönünün söz konusu olmadığı, bu sebeple, sivil toplam örgütleri tanımına ilişkin dava konusu düzenlemede de hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varıldığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Davacı tarafından, alan yönetimi kavramının koruma mevzuatına, 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu'nda 5226 sayılı Kanun ile yapılan değişiklikle girdiği, alan yönetimlerinin, planlama ve koruma konusunda yetkili merkezi ve yerel idareler ile sivil toplum kuruluşları arasında eşgüdümü sağlamak için oluşturulan yerler olduğu, bu niteliği gereği, merkezi ve yerel yönetimlerin, ilgili tüm kurum ve kuruluşların, sivil toplumun, meslek odalarının, üniversitelerin katılımının esas alındığı bir yapılanmanın zorunlu olduğu, dava konusu Yönetmeliğin 3. maddesi ile değiştirilen ana Yönetmeliğin 4. maddesinde “sivil toplum örgütleri” tanımının değiştirildiği, daha önce tanımlar arasında yer alan “yetkili idare” tanımının çıkarıldığı, daha önce sivil toplum örgütleri tanımında TMMOB açık bir şekilde yer almakta iken, sivil toplum örgütleri tanımında yapılan bu değişiklikle “katkısı olabilecek” meslek odaları denilmekle yetinildiği, yönetim alanının belirlenmesinde rol üstlenecek TMMOB’yi kapsam dışı bırakmanın yolunun açıldığı, sivil toplum tanımında yapılan bu değişiklikte “katkısı olabilecek” değil, “katkı alınması zorunlu olan” TMMOB’ye açıkça yer verilmemesinin Kanun'a aykırı olduğu, yetkinin tamamıyla merkezi idareye alındığı bu değişikliklerin demokratik yönetim anlayışıyla bağdaşmadığı, alan ölçeğinde koruma altına alınan bölgelerin değerlendirilmesindeki katılımcı anlayışı da bertaraf ettiği, özellikle kentsel sit alanlarında yerel yönetimlerin devre dışı bırakılmasının alanın korunması, planlanması ve yönetilmesi konusunda büyük bir karışıklığa yol açacağı, dava konusu değişiklikle ana Yönetmeliğin 4. maddesinde yer alan “ Tespiti yapılmış tabiat özellikleri ile korunması gerekli alan” olarak tanımlanan “doğal sit alanı” tanımının maddeden çıkarıldığı, oysa korunacak alan bütün özellikleriyle bir bütün olduğu, doğal sit alanlardaki yetki Çevre ve Şehircilik Bakanlığına verilmiş olsa dahi; sit alanlarının çoğu zaman bütünleşik yapısı gözetilerek, bunların birlikte planlamalarını olanaklı sağlayacak hükümlere yönetmelikte yer verilmesinin korumanın bütünlüğünün bir gereği olduğu, öte yandan bu tür bütünleşik alanların birlikte planlanmasının her iki alan arasında sağlıklı arayüzler kurulmasını da sağlayacağı, Kültür ve Turizm Bakanlığının sit alanlarının envanterinden de görüleceği üzere pek çok arkeolojik ve tarihi sit alanının, doğal sit alanıyla çakıştığı, bu alanlardaki yönetim planı ve koruma birbirinden ayrı olamayacağı için Yönetmelik'te bu gibi alanlara dair düzenleme getirilmemiş olmasının eksiklik doğuracağı, bu nedenle doğal sit alanı tanımının Yönetmelik'ten çıkarılmasının koruma hukukuna uygun olmadığı, temyize konu kararın bozulması gerektiği ileri sürülmektedir.
KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Davalı idare tarafından, Yönetmeliğin 4. maddesinde “sivil toplum örgütleri” tanımına yönelik düzenlemenin, Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü tarafından hazırlanan "Alan Yönetimi ile Anıt Eser Kurulunun Kuruluş ve Görevleri ile Yönetim Alanlarının Belirlenmesine İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelikte Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik Taslağına ilişkin 24/02/2020 tarih ve 5846 sayılı Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Dairesi Başkanlığının görüş yazısında iletilen görüş ve teklif doğrultusunda yapıldığı, Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Dairesi Başkanlığının anılan maddeye ilişkin görüş ve değerlendirmesinde, sivil toplum örgütlerinin çeşitli odalar ve meslek birimlerinin isimleri zikredilerek tanımlanmasının bu konuya katkı verme potansiyeli olan sivil yapıların kapsamını daralttığının değerlendirildiğinin belirtildiği, diğer yandan Türkiye Barolar Birliği, Türk Tabipleri Birliği gibi meslek birimlerinin, anıt eserlerin korunması ve bunlara ilişkin alanların belli bir plan dahilinde yönetilmesine ilişkin teknik uzmanlık gerektiren bir konuda sivil toplum örgütü olarak zikredilmesinin anlaşılamadığı ifade edilerek, "sivil toplum örgütleri" tanımının yeniden ele alınarak mümkünse meslek birliği örgütü ismini zikretmeden; isim zikretmenin gerekli olduğu durumlar var ise Türk Tabipleri Birliği, Barolar Birliği gibi Yönetmeliğin amaç ve kapsamıyla doğrudan ilişkisi bulunmadığı değerlendirilebilecek olanların tanımdan çıkarılarak daha kapsamlı bir tanımlamaya yer verilmesinin faydalı olacağının değerlendirildiği, yönetim planlarının hazırlanma süreçlerinin, ilgili kurum ve kuruluşların, yerel halkın, ilgili sivil toplum örgütlerinin, meslek odalarının, üniversitelerin, gerekli görülecek özel sektör temsilcilerinin ve alanda mülkiyet hakkı bulunanların katılımı ile yürütüldüğü, bu süreçte TMMOB’un da ilgili meslek odaları ile temsil edilmesinin sağlandığı, dava konusu değişikliğin yayımı tarihinden sonra yönetim alanı sınırının tespitine ilişkin yapılmış pek çok toplantıya TMMOB Mimarlar Odası ve Şehir Plancıları Odası temsilcilerinin de davet edildiği, dolayısıyla söz konusu maddede yapılan düzenlemeyle TMMOB’yi kapsam dışı bırakmanın yolunun açılmasının söz konusu olmadığı, yönetmelikler üst hukuk normlarına aykırı olamayacağından, 07/09/2016 tarih ve 29824 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 6745 sayılı "Yatırımların Proje Bazında Desteklenmesi ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun"un 26. maddesiyle 2863 Sayılı Kanun'da yapılan değişikliklerle tutarlı olması açısından "Alan Yönetimi ile Anıt Eser Kurulunun Kuruluş ve Görevleri ile Yönetim Alanlarının Belirlenmesine İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelik"in 4. maddesindeki "yetkili idare" tanımı ile 8. maddesinin 26/03/2021 tarih ve 31435 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Yönetmelikle değiştirildiği, 648 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile doğal sit alanlarındaki yetkinin Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığına verildiği, bu düzenleme doğrultusunda; Yönetmelik’in 4. maddesinden "doğal sit alanı" tanımının çıkarıldığı belirtilerek temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır.
DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ ...'IN DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin reddi ile Daire kararının onanmasına karar verilmesi gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunca, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra, üyeler ...ve...'nin davacı Oda'nın 26/03/2021 tarih ve 31435 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Alan Yönetimi İle Anıt Eser Kurulunun Kuruluş ve Görevleri ile Yönetim Alanlarının Belirlenmesine İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelikte Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmeliğin 7. maddesi ile değiştirilen ana Yönetmeliğin 8. maddesi yönünden dava açma ehliyeti bulunmadığı yönündeki usule ilişkin oylarına karşılık, bu madde yönünden de davacı Oda'nın dava açma ehliyetinin bulunduğuna oyçokluğu ile karar verilerek işin esasına geçildi.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME: Danıştay dava dairelerinin nihai kararlarının temyizen incelenerek bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinde yer alan; "a) Görev ve yetki dışında bir işe bakılmış olması, b) Hukuka aykırı karar verilmesi, c)Usul hükümlerinin uygulanmasında kararı etkileyebilecek nitelikte hata veya eksikliklerin bulunması" sebeplerinden birinin varlığı hâlinde mümkündür. Temyizen incelenen karar usul ve hukuka uygun olup, temyiz dilekçesinde ileri sürülen iddialar kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
KARAR SONUCU: Açıklanan nedenlerle; 1. Davacının temyiz isteminin reddine, 2.Davanın yukarıda özetlenen gerekçeyle reddine ilişkin Danıştay Dördüncü Dairesinin temyize konu 22/02/2024 tarih ve E:2023/11570, K:2024/1152 sayılı kararının ONANMASINA, 3. Kesin olarak, 23/12/2024 tarihinde oybirliği ile karar verildi.