Danıştay · Danıştay
Danıştay 2023/396 E. 2023/2680 K.
- Mahkeme
- Danıştay
- Daire
- Danıştay
- Esas No
- 2023/396
- Karar No
- 2023/2680
T.C. D A N I Ş T A Y İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU Esas No : 2023/396 Karar No : 2023/2680 TEMYİZ EDEN (DAVACILAR): 1- ... 2- ... (... mirasçısı) 3- ... (... mirasçısı) 4- ... 5- ... 6- ... VEKİLİ : Av. ... KARŞI TARAF (DAVALILAR): 1- ... 2... Bakanlığı VEKİLİ : Av. ... 3- ... Belediye Başkanlığı VEKİLİ: Av. ... İSTEMİN KONUSU: Danıştay Altıncı Dairesinin 26/10/2022 tarih ve E:2018/8848, K:2022/8947 sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir. YARGILAMA SÜRECİ : Dava konusu istem: Davacılara ait ... ili, ... ilçesi, ... Mahallesi, ... ada, ... parsel sayılı taşınmazın bulunduğu alanın ... II. Etap Kentsel Dönüşüm ve Gelişim Proje alanı olarak ilan edilmesine ilişkin ... tarih ve... sayılı Bakanlar Kurulu kararının iptali istenilmiştir. Daire kararının özeti: Danıştay Altıncı Dairesinin 26/10/2022 tarih ve E:2018/8848, K:2022/8947 sayılı kararıyla; 5393 sayılı Belediye Kanunu'nun "Kentsel dönüşüm ve gelişim alanı" başlıklı 73. maddesine ve mahallinde yaptırılan keşif ve bilirkişi incelemesi sonucunda hazırlanan raporun içeriğine yer verilerek, Uyuşmazlık konusu İpekyolu II. Etap Kentsel Dönüşüm ve Gelişim Proje alanına ilişkin 16/04/2012 tarih ve 2012/3092 sayılı Bakanlar Kurulu kararının, eskiyen yapıların bulunduğu alanda sadece sınır tespitine ilişkin olması ve 5393 sayılı Kanun'un 73. maddesinde öngörülen konut alanları, sanayi alanları, ticaret alanları, teknoloji parkları, kamu hizmeti alanları, rekreasyon alanları ve her türlü sosyal donatı alanları oluşturmak, eskiyen kent kısımlarını yeniden inşa ve restore etmek amacına uygun olduğunun bilirkişilerce tespit edildiği, Bu durumda, dava konusu alanın yukarıda yer alan yasal düzenleme uyarınca aranan belediye ve mücavir alan sınırları içerisinde bulunma, en az 5 hektar büyüklüğünde olma, büyükşehir belediyesi sınırları içerisinde büyükşehir belediye meclisince ilan edilme, içerisinde kamu mülkiyetindeki alanların da bulunması durumuna bağlı olarak Bakanlar Kurulu kararıyla ilan edilme şartlarını sağladığının görüldüğü, bölgenin özelliklerine gelince; yaklaşık 16 hektar büyüklüğe sahip olduğu, mevcut kullanımda düzensiz konut alanlarının bulunduğu, içerisinde özel mülkiyet ile kamu mülkiyetinde bulunan arazilerin yer aldığı, kentsel dönüşüm ve gelişim alanındaki yapıların yığma yapılar olduğu, insan yaşamı yönünden tehlike arz ettiği, alanın %94'lük kısmının kamulaştırıldığı ve yıkımların yapıldığı, %6'lık kısmın kamulaştırılacak alan içerisinde olduğu, dava konusu taşınmazın da bu alan içerisinde bulunduğu, uyuşmazlığa konu alandaki yapılaşma dokusunun sürdürülebilir olmadığı, günün ve bölgenin sosyal ve ekonomik şartlarına uygun olarak yenilenmesi gerektiği, alan içerisinde bulunan mevcut yapılaşmaların plan, fen, sağlık ve çevre şartlarına uygun teşekkülünün sağlanması amacının, dayanak alınan 5393 sayılı Kanun'un 73. maddesinde belirtilen konut alanları oluşturmak, kentin eskiyen kısımlarını yeniden inşa etmek amaçları ile örtüştüğü yerinde yaptırılan keşif ve bilirkişi incelemesi ile de saptanmış olduğundan dava konusu işlemlerde hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varıldığı, Öte yandan, alanda öngörülecek kullanım kararlarının imar planlarıyla belirlenecek olması nedeniyle bu yöndeki iddiaların imar planlarına karşı açılacak davalarda değerlendirileceğinin ve bu davanın konusunun kentsel dönüşüm ve gelişim proje alanı ilanına ilişkin olduğu hususları göz önünde bulundurulduğunda, bilirkişi kurulunun aksi yöndeki kanaat ve görüşlerine itibar edilmediği gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir. TEMYİZ EDENLERİN İDDİALARI: Davacılar tarafından, uyuşmazlık konusu taşınmazın bulunduğu alanın 2012 yılında kentsel dönüşüm alanı olarak ilan edildiği, 2013 yılında yerinde dönüşüm yapılmayacağının Belediyece ilan edildiği, Belediyenin her ortamda alandaki binaları kamulaştıracağını, yıkacağını, alanı boş bir şekilde TOKİ'ye devredeceğini savunduğu, 2020 yılına kadar alanın % 96'sının bu amaçla kamulaştırıldığı, 2021 yılında ticaret alanı ağırlıklı imar planının hazırlandığı, 2022 yılında özel bir şirketin alanda ultra lüks konut ve ticari alan yapmaya ve satmaya başladığı, davalı Belediyenin dava konusu işleme dayanak bilimsel bir çalışma sunmadığı, teknik veri paylaşmadığı, sadece soyut bir şekilde kentsel dönüşüm alanındaki yapıların yığma yapı olduğunu, deprem yönetmeliğine aykırı inşa edildiğini, statik açıdan bütünlük arz etmediğini savunduğu, Belediyece böyle bir çalışma yapılmadığına göre dava konusu işlemin şekil yönünden hukuka aykırı olduğu, nitekim hükme esas raporun son sayfasında bu eksikliğe işaret edildiği, buna rağmen Dairenin bu hususun imar planına karşı açılacak davada değerlendirilebilecek bir husus olduğu gerekçesiyle bu şekil eksikliğini görmezden geldiği, Dairece Anayasa'nın 35. maddesi uyarınca mülkiyet hakkına sahip oldukları ve 13. maddesi uyarınca bu haklarının ancak kanunla ve ölçülülük ilkesine uygun olarak kısıtlanabileceği hususlarının göz ardı edildiği, mülklerinin bulunduğu alanda izlenecek planlama süreci tamlanmadan alanın kentsel dönüşüm alanı ilan edilmesinin mülkiyet hakkının ölçüsüz ve öngörülemez şekilde ihlali niteliğinde olduğu, Dairece iddialarının kararda tartışılmadığı, Belediye Kanunu'nun 73. maddesi uyarınca kentsel dönüşüm ve gelişim proje alanlarındaki gayrimenkul sahipleri ile anlaşma sağlanması halinde haklarının bu alanda verilmesinin öngörüldüğü, davalı Belediye tarafından bu kuralın işletilmemesinin kentsel dönüşümün amacının "konut alanları oluşturmak, kentin eskiyen kısımlarını yeniden inşa etmek" olmadığını gösterdiği, dava konusu işlem Belediye Kanunu 73. madde uyarınca tesis edildiği halde davalı Belediyece 6306 sayılı Kanun uyarınca (ve mahalledeki diğer maliklerin) binalarından resen karot alındığı, binalarını güçlendirmelerine fiilen ve hukuken engel olunduğu, sonrasında da binalarının yıktırıldığı, davacılardan Hayri Vuraldoğan'ın hissesini devrettiği Daireye bildirilmesine rağmen davacı sıfatına son verilmeyerek aleyhine hüküm kurulmasının da bozma sebebi olduğu, sonuç olarak davalı idarenin gerçek amacının al-sat ve yap-sat usulü ile servet transferine yönelik olduğu, dava konusu işlemle şehrin merkezinde oturan dar gelirli ailelerin mülklerinin kamu gücüyle önce belediyeye, sonrasında ultra lüks işyeri ve konut alabilecek zenginlere aktarıldığı ileri sürülmektedir. KARŞI TARAFIN SAVUNMALARI: Davalı idarelerden ... Bakanlığı tarafından, Danıştay Altıncı Dairesince verilen kararın usul ve hukuka uygun bulunduğu ve temyiz dilekçesinde öne sürülen nedenlerin, kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte olmadığı belirtilerek temyiz istemlerinin reddi gerektiği savunulmaktadır. Davalı idarelerden ... ve ... Belediye Başkanlığı tarafından, savunma verilmemiştir. DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ ...'İN DÜŞÜNCESİ: Temyiz istemlerinin reddi ile Daire kararının onanması gerektiği düşünülmektedir. TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunca, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: HUKUKİ DEĞERLENDİRME: Danıştay dava dairelerinin nihai kararlarının temyizen incelenerek bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinde yer alan; "a) Görev ve yetki dışında bir işe bakılmış olması, b) Hukuka aykırı karar verilmesi, c)Usul hükümlerinin uygulanmasında kararı etkileyebilecek nitelikte hata veya eksikliklerin bulunması" sebeplerinden birinin varlığı hâlinde mümkündür. Temyizen incelenen karar usul ve hukuka uygun olup, temyiz dilekçesinde ileri sürülen iddialar kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. Temyiz dilekçesinde, davacılardan ...'ın davanın devamı sırasında uyuşmazlık konusu taşınmazdaki hissesini devrettiği Daireye bildirildiği halde davacı sıfatı sona erdirilmeyerek aleyhine hüküm kurulmasının bozma sebebi olduğu ileri sürülmüştür. ...'ın davanın açıldığı ... tarihinde uyuşmazlık konusu taşınmazın hissedarı olduğu, davanın devamı sırasında ... tarihinde hissesini davacılardan ...'a devrettiği, aynı zamanda diğer davacıların da vekili olan ... tarafından bu hususun 18/12/2018 tarihinde Danıştay Genel Yazı İşleri Müdürlüğü kaydına giren dilekçe ile Daireye bildirildiği, ancak anılan dilekçede davacı ...'ın davaya devam etmeme iradesini açıkça ortaya koyacak şekilde, bir ifadeye yer verilmediği görülmüştür. Bu durumda, davayı açan ve bu suretle yargılama gideri yapılmasına da sebebiyet veren, davanın devamı sırasında uyuşmazlık konusu taşınmazdaki hissesini devretse de davaya devam etmeme yönünde açık bir irade ortaya koymayan ...'ın davacı sıfatının devam ettirilmesi ve bu suretle aleyhine hüküm kurulmasında isabetsizlik bulunmamaktadır. KARAR SONUCU: Açıklanan nedenlerle; 1.Davacıların temyiz istemlerinin reddine, 2.Davanın reddine ilişkin Danıştay Altıncı Dairesinin temyize konu 26/10/2022 tarih ve E:2018/8848, K:2022/8947 sayılı kararının ONANMASINA, 3.Kesin olarak, 21/11/2023 tarihinde, kararın davacı ...'a ilişkin kısmı yönünden oyçokluğu, diğer kısmı yönünden oybirliği ile karar verildi. KARŞI OY X- 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun "Tarafların kişilik veya niteliğinde değişiklik" başlıklı 26. maddesinin 1. fıkrasında, "Dava esnasında ölüm veya herhangi bir sebeple tarafların kişilik ve niteliğinde değişiklik olursa, davayı takip hakkı kendisine geçenin başvurmasına kadar; gerçek kişilerden olan tarafın ölümü halinde, idarenin mirasçılar aleyhine takibi yenilemesine kadar dosyanın işlemden kaldırılmasına ilgili mahkemece karar verilir. Dört ay içinde yenileme dilekçesi verilmemiş ise, varsa yürütmenin durdurulması kararı kendiliğinden hükümsüz kalır." kuralına, aynı maddenin 2. fıkrasında da, "yalnız öleni ilgilendiren davalara ait dilekçeler iptal edilir." kuralına yer verilmiştir. Dosyanın incelenmesinden; davacılarından ...'ın davanın açıldığı tarihte uyuşmazlık konusu taşınmazın hissedarı olduğu, davanın devamı sırasında hissesini davacılardan ...'a devrettiği, aynı zamanda diğer davacıların vekili olan davacı ... tarafından bu hususun 12/08/2020 tarihinde Danıştay Genel Yazı İşleri Müdürlüğü kaydına giren dilekçe ile Daireye bildirildiği, ancak Dairesince ...'ın davacı sıfatı sona erdirilmeyerek aleyhine hüküm kurulduğu anlaşılmaktadır. Bu durumda, Dairece davacılardan ... yönünden yukarıda metnine yer verilen 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 26. maddesine göre işlem yapılması gerektiğinden Daire kararının bu yönden bozulması gerektiği oyuyla, Kurulumuz kararının bu kısmına katılmıyoruz.