Danıştay · 5. Daire
Danıştay 5. Daire 2022/9912 E. 2025/15856 K.
- Mahkeme
- Danıştay
- Daire
- 5. Daire
- Esas No
- 2022/9912
- Karar No
- 2025/15856
- Karar Tarihi
T.C. D A N I Ş T A Y BEŞİNCİ DAİRE Esas No : 2022/9912 Karar No : 2025/15856
TEMYİZ EDENLER :1- (DAVACI) : ... VEKİLİ : Av. ...
2- (DAVALI) : ... Valiliği / ... VEKİLİ : Av. ...
İSTEMİN KONUSU : ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdare Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
YARGILAMA SÜRECİ : Dava konusu istem: Davacı tarafından, 668 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile kapatılarak mal varlıkları Hazineye devredilen Feza Gazetecilik Anonim Şirketi'nde ve Cihan Haber Ajansı ve Reklamcılık Anonim Şirketi'nde gazeteci olarak çalışmakta iken iş akdini haklı nedenlerle feshettiğinden bahisle ödenmeyen kıdem tazminatı, yıllık izin alacağı, fazla çalışma ücreti karşılığında oluştuğu iddia edilen zararının ve anılan alacakların tazmine karar verilmesi istemiyle ... İş Mahkemesinin E:... sayılı dosyasında açılan dava kapsamındaki esas alacak kalemleri ile ek olarak bunların ferilerinin (vekalet ücreti, yargılama gideri) ödenmesi istemiyle yapılan başvurunun reddine ilişkin ... tarih ve ... sayılı işlem ile ... tarih ve ... sayılı işlemlerin iptali ile 5.981,45-TL kıdem tazminatı, 1.356,66-TL yıllık ücretli izin alacağı, 23.091,11-TL fazla çalışma ücreti alacağı, 1.066.640,75-TL fazla çalışma ücreti alacağının zamanında ödenmemesi nedeniyle ödenmeyen her gün için %5 fark alacağı ile İş Mahkemesinde açılan davada 675 sayılı KHK'nın 16/1 maddesi uyarınca dava şartı yokluğundan davanın reddine karar verilmesi sebebiyle vekalet ücreti yönünden hüküm tesis edilemediğinden söz konusu davada mahrum kalınan nispi vekalet ücretinin yasal faiziyle birlikte tarafına ödenmesine karar verilmesi istenilmiştir. İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: ... İdare Mahkemesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararında; davanın, dava konusu işlemlerin, davacının çalıştığı dönemlere ilişkin, kıdem tazminatı alacağı, yıllık ücretli izin alacağı, fazla çalışma ücreti alacağı ve fazla çalışma ücreti alacağının zamanında ödenmemesi nedeniyle ödenmeyen her gün için %5 fark alacağının yasal faiziyle birlikte tarafına ödenmesi talebinin reddine ilişkin kısmının iptali ile söz konusu alacaklarının yasal faiziyle birlikte tazmini istemi yönünden: davacı tarafından imzalanan ibranamenin belirtilen şartlara haiz olmadığı, dolayısıyla söz konusu ibranamenin hükümsüz olduğu, davacının herhangi bir alacağının kalmadığına ilişkin olarak ibraname imzalaması nedeniyle herhangi bir alacağının kalmadığı gerekçesiyle reddine ilişkin dava konusu işlemin bu kısmında sebep yönünden hukuka uyarlık bulunmadığı, Uyuşmazlığa konu işçilik alacaklarının tazmini istemine ilişkin olarak: Maliye Bakanlığınca çıkarılan 2016/1 sayılı Genelgede yer verilen düzenlemelerin değerlendirilmesinden, 20.07.2016 tarihli ve 2016/9064 sayılı Bakanlar Kurulu Kararıyla ülke genelinde ilan edilen olağanüstü hal kapsamında yürürlüğe konulan Kanun Hükmünde Kararnameler gereğince kapatılarak Hazineye devredilen her türlü taşınır, taşınmaz, malvarlığı, alacak ve hakları, belge ve evrakları ile borç ve yükümlülükleri konusunda istihkak ve alacak taleplerinin alacaklının yerleşim yerindeki İl KHK İşlemleri Bürosuna yapılacağı, talepler hakkında İnceleme ve Değerlendirme Komisyonu tarafından rapor düzenleneceği, idarece yapılacak değerlendirme sonucunda, -Hiçbir şekilde devralınan varlıkların değerini geçmemesi, ek mali külfet getirmemesi, -Asıl borçlu ve diğer kefiller hakkında kesin aciz vesikası bulunan haller hariç olmak üzere kefaletten doğmaması, -Fethullahçı Terör Örgütü (FETÖ/PDY)’ne veya diğer terör örgütlerine aidiyeti, iltisakı veya irtibatı olmayan kişilerle gerçek mal veya hizmet ilişkisine dayanması, koşullarıyla ve bu varlıkların değerlendirilmesi suretiyle, uygun bir takvim dahilinde ödemeye yapılacağı, Maliye Bakanlığınca belirlenecek tutarı aşmayan miktar yönüyle taleplerin İl KHK İşlemleri Bürosunca sonuçlandırılacağı, Bakanlıkça belirlenen miktarı aşan tutar yönüyle İl KHK İşlemleri Bürosunun gerekçeli görüşü alınarak Maliye Bakanlığınca bir karar verileceği, bu aşamada davacının parasal hak talebi hakkında karar verilmesine olanak bulunmadığı, diğer taraftan; bu karar üzerine davacının talebi hakkında yukarıda anılan şartlar yönünden yeniden bir değerlendirme yapılarak idarece nihai bir karar verileceği, verilecek kararın ilgili aleyhine olması durumunda bu işleme karşı da dava yoluna başvurulabileceğinin açık olduğu, Dava konusu işlemin, davacı tarafından İş Mahkemesinde dava açılırken ödenen harçlar ile üzerinde bırakılan yargılama giderinin ve aynı davada tespit edilen toplam alacak tutarı üzerinden hesaplanacak vekalet ücretinin yasal faiziyle birlikte tarafına ödenmesi talebinin reddine ilişkin kısmının iptali ile İş Mahkemesinde açılan davada 675 sayılı KHK'nın 16/1 maddesi uyarınca dava şartı yokluğu nedeniyle davanın reddine karar verilmesi sebebiyle vekalet ücreti yönünden hüküm tesis edilemediğinden söz konusu davada mahrum kalınan nispi vekalet ücretinin yasal faiziyle birlikte tazmini istemi yönünden: 675 sayılı KHK'nın 16. maddesinin 1. fıkrasında tarafların yaptığı yargılama giderlerinin kendi üzerlerinde bırakılacağı açıkça hüküm altına alındığından ve bu nedenle de İş Mahkemesi kararı ile bu giderlerin davacı üzerinde bırakılmasına karar verildiğinden, söz konusu yargılama giderlerinin davalı idarelerden tahsili kanunen mümkün olmayıp, anılan yargılama giderlerinin yasal faiziyle birlikte davacıya ödenmesi talebinin reddine ilişkin dava konusu işlemin bu kısmında hukuka aykırılık bulunmadığı, öte yandan, bu kısım bakımından, davacı tarafından İş Mahkemesinde açılan davada 675 sayılı KHK'nın 16/1 maddesi uyarınca dava şartı yokluğu nedeniyle davanın reddine karar verilmesi sebebiyle vekalet ücreti yönünden hüküm tesis edilemediğinden söz konusu davada mahrum kalındığı ileri sürülen nispi vekalet ücretinin yasal faiziyle birlikte tazmini istemi isteminin de reddi gerektiği sonucuna varılmıştır. Belirtilen gerekçelerle, dava konusu işlemin, davacının Feza Gazetecilik Anonim Şirketi ve Cihan Haber Ajansı ve Reklamcılık Anonim Şirketi'nde çalıştığı dönemlere ilişkin kıdem tazminatı, ücretli izin alacağı, fazla çalışma ücreti alacağı ve fazla çalışma ücreti alacağının zamanında ödenmemesi nedeniyle ödenmeyen her gün için %5 fark alacağının yasal faiziyle birlikte tarafına ödenmesi talebinin reddine ilişkin kısmının iptaline, dava konusu işlem nedeniyle ödenmeyen yıllık ücretli izin alacağı, fazla çalışma ücreti alacağı ve fazla çalışma ücreti alacağının zamanında ödenmemesi nedeniyle ödenmeyen her gün için %5 fark alacağının yasal faiziyle birlikte tazmini istemi hakkında karar verilmesine yer olmadığına, dava konusu işlemin, davacı tarafından İş Mahkemesinde dava açılırken ödenen harçlar ile üzerinde bırakılan yargılama giderinin ve aynı davada tespit edilen toplam alacak tutarı üzerinden hesaplanacak vekalet ücretinin yasal faiziyle birlikte tarafına ödenmesi talebinin reddine ilişkin kısmı bakımından ve İş Mahkemesinde açılan davada 675 sayılı KHK'nın 16/1 maddesi uyarınca dava şartı yokluğu nedeniyle davanın reddine karar verilmesi sebebiyle vekalet ücreti yönünden hüküm tesis edilemediğinden söz konusu davada mahrum kalındığı ileri sürülen nispi vekalet ücretinin yasal faiziyle birlikte tazmini istemi yönünden davanın reddine karar verilmiştir. Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdare Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararıyla; istinaf başvurusuna konu İdare Mahkemesi kararının hukuka ve usule uygun olduğu ve dilekçede ileri sürülen iddiaların söz konusu kararın kaldırılmasını gerektirecek nitelikte görülmediği belirtilerek 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 45. maddesinin 3. fıkrası uyarınca istinaf başvurusunun reddine karar verilmiştir.
TEMYİZ EDENLERİN İDDİALARI : Davacı tarafından, Bölge İdare Mahkemesi kararının gerekçesiz olduğu, hüküm fıkrasına yönelik itirazların dikkate alınmadığı, bir kısım alacak kalemleri hakkında hüküm kurulmadığı, vekalet ücretinin bir yargılama gideri olmadığı, bir kısım alacakları için en yüksek banka mevduat faizinin talep edildiği, hesap bilirkişisinden rapor alınarak taleplerinin kabulüne karar verilmesi gerektiği, aleyhe vekalet ücreti takdir edilmesinin hukuka aykırı olduğu ileri sürülmektedir. Davalı idare tarafından, kıdem tazminatının ve yıllık izin ücretinin davacıya ödendiği, davacının ibranameyi imzaladığı, şirket kayıtlarına göre herhangi bir alacağının bulunmadığı ileri sürülmektedir.
KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Taraflarca savunma verilmemiştir.
DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ ...'IN DÜŞÜNCESİ: Temyiz isteminin kabulü ile Bölge İdare Mahkemesi kararının bozulması gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay Beşinci Dairesince, Tetkik Hakiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
İNCELEME VE GEREKÇE: MADDİ OLAY : Davacı tarafından,668 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile kapatılarak mal varlıkları Hazineye devredilen Feza Gazetecilik Anonim Şirketi'nde ve Cihan Haber Ajansı ve Reklamcılık Anonim Şirketi'nde gazeteci olarak çalışmakta iken iş akdini haklı nedenlerle feshettiğinden bahisle ödenmeyen kıdem tazminatı, yıllık izin alacağı, fazla çalışma ücreti karşılığında oluştuğu iddia edilen zararının ve anılan alacakların tazmine karar verilmesi istemiyle ... İş Mahkemesinin E:... sayılı dosyasında açılan dava kapsamındaki esas alacak kalemleri ile ek olarak bunların ferilerinin (vekalet ücreti, yargılama gideri) ödenmesi istemiyle 23/12/2016 tarihinde Maliye Bakanlığına başvuru yapılmıştır. İstanbul Valiliği Defterdarlık KHK İşlemleri İl Bürosunun ... tarih ve ... sayılı işlemi ile Kapatılan Feza Gazetecilik A.Ş. yönünden; ... tarih ve ... sayılı işlemi ile kapatılan Cihan Haber Ajansı ve Reklamcılık A.Ş. yönünden başvurunun reddine karar verilmiştir. Bunun üzerine, anılan işlemlerin iptali ile 5.981,45-TL kıdem tazminatı, 1.356,66-TL yıllık ücretli izin alacağı, 23.091,11-TL fazla çalışma ücreti alacağı, 1.066.640,75-TL fazla çalışma ücreti alacağının zamanında ödenmemesi nedeniyle ödenmeyen her gün için %5 fark alacağı ile İş Mahkemesinde açılan davada 675 sayılı KHK'nın 16/1 maddesi uyarınca dava şartı yokluğundan davanın reddine karar verilmesi sebebiyle vekalet ücreti yönünden hüküm tesis edilemediğinden söz konusu davada mahrum kalınan nispi vekalet ücretinin yasal faiziyle birlikte tarafına ödenmesine karar verilmesi istemiyle temyizen incelenen dava açılmıştır.
İLGİLİ MEVZUAT: 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun “İdari dava türleri ve idari yargı yetkisinin sınırı” başlıklı 2. maddesinde, idari dava türleri, "...idarî işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlâl edilenler tarafından açılan iptal davaları, b) İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları, c) Tahkim yolu öngörülen imtiyaz şartlaşma ve sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıklar hariç, kamu hizmetlerinden birinin yürütülmesi için yapılan her türlü idari sözleşmelerden dolayı taraflar arasında çıkan uyuşmazlıklara ilişkin davalar." olarak sayılmıştır. 7082 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Tedbirler Alınması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Kabul Edilmesine Dair Kanun ile kanunlaşan 675 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin "Dava ve takip usulü" başlığını taşıyan 16. maddesinin 1. fıkrasında, "1) 20/7/2016 tarihli ve 2016/9064 sayılı Bakanlar Kurulu Kararıyla ülke genelinde ilan edilen olağanüstü hal kapsamında yürürlüğe konulan kanun hükmünde kararnameler gereğince kapatılan kurum, kuruluş, özel radyo ve televizyonlar, gazete dergi, yayınevi ve dağıtım kanalları ile bunların sahibi gerçek veya tüzel kişiler aleyhine 17/8/2016 tarihinden önce açılan davalar ile bu kapsamda Hazine veya Vakıflar Genel Müdürlüğüne husumet yöneltilen davalarda mahkemelerce, 15/8/2016 tarihli ve 670 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınması Gereken Tedbirler Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin 5 inci maddesi uyarınca dava şartı yokluğu nedeniyle red kararı verilir. Bu kararlar duruşma günü beklenmeksizin dosya üzerinden kesin olarak verilir ve davacılara resen tebliğ edilir..." kuralı; "2) 20/7/2016 tarihli ve 2016/9064 sayılı Bakanlar Kurulu Kararıyla ülke genelinde ilan edilen olağanüstü hal kapsamında yürürlüğe konulan kanun hükmünde kararnameler gereğince kapatılan kurum, kuruluş, özel radyo ve televizyonlar, gazete dergi, yayınevi ve dağıtım kanalları ile bunların sahibi gerçek veya tüzel kişiler aleyhine 17/8/2016 tarihinden önce başlatılan icra ve iflas takipleri ile bu kapsamda Hazine veya Vakıflar Genel Müdürlüğüne husumet yöneltilen takipler hakkında icra müdürlüklerince, 670 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 5 inci maddesi uyarınca düşme kararı verilir. Bu kararlar dosya üzerinden kesin olarak verilir ve takip alacaklısına re'sen tebliğ edilir..." kuralı; ... (4) Birinci ve ikinci fıkralar uyarınca verilen kararlarda davacı veya alacaklının 670 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 5 inci maddesinde belirtilen usule uygun olarak ilgili idari makama, tebliğ tarihinden itibaren otuz günlük hak düşürücü süre içinde başvurabileceği belirtilir. İdari başvuru üzerine idari merci tarafından verilecek karar aleyhine idari yargıda dava açılabilir. İdari yargının verdiği karar kesin olup, uyuşmazlık adli yargıda hiçbir şekilde dava konusu yapılamaz." kuralı yer almakta idi. 7082 sayılı Kanun'un 16. maddesinin 4. fıkrasının 3. cümlesinin iptali istemiyle yapılan başvuru sonucunda, Anayasa Mahkemesinin, 22/11/2023 tarih ve 32377 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 31/05/2023 tarih ve E:2018/77, K:2023/105 sayılı kararıyla; söz konusu maddenin ilgili cümlesinin Anayasa'ya aykırı olduğuna ve iptaline hükmedildiği, anılan kararın gerekçesinde; "...kamuya devredilen kurum ve kuruluşların hak, alacak ve/veya mal varlıkları üzerinde mülkiyet iddiasında bulunanların bu iddialarla ilgili olarak açacakları davaların hangi yargı kolunda görüleceği meselesi bir yargılama usulü politikası olarak kanun koyucunun takdirindedir. Anayasa’nın 36. veya 40. maddesi bu tür uyuşmazlıkların adli yargıda karara bağlanmasına ilişkin bir güvence içermemektedir. İdari yargı mercilerinin özel borç ilişkilerine ilişkin uyuşmazlıkların çözümlenmesi hususunda yeterli tecrübeye sahip olup olmaması da bir yerindelik meselesi olup anayasal bir sorun değildir. Dolayısıyla kamuya devredilen kurum ve kuruluşların hak, alacak ve/veya mal varlıkları üzerinde hak iddia edenlerin açacakları davaların idari yargı mercileri tarafından karara bağlanması tek başına Anayasa’nın 40. maddesine aykırılık taşımamaktadır. Bununla birlikte Anayasa’nın 40. maddesi oluşturulacak dava yolunun uyuşmazlığın esasını inceleme ve karara bağlama kapasitesini haiz olmasını zorunlu kılmaktadır. Bu da idari yargı yerlerinin bu tür uyuşmazlıkların esasının incelenmesini ve karara bağlanmasını temin edecek uygun araçlarla donatılmasını gerektirmektedir. İdari yargının bu tür özel borç ilişkilerinden doğan uyuşmazlıkların esasını tüm yönleriyle inceleyebilecek araçlardan yoksunluğu bu tür uyuşmazlıkları inceleyebilecek yegâne yolun idari yargı olmasını öngören kuralın Anayasa’nın 40. maddesindeki gereklilikleri karşılamaması sonucunu doğurabilir. Bu bakımdan Anayasa Mahkemesinin üzerinde durması gereken mesele idari yargının kamuya devredilen kurum ve kuruluşların hak, alacak ve/veya mal varlıkları üzerinde hak iddia eden kişiler ile bu kurum ve kuruluşlar arasındaki özel hukuk uyuşmazlıklarını her yönüyle çözüme kavuşturacak araçlara sahip olup olmadığıdır. İdari yargılama usulü 6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 1. maddesi uyarınca yazılı yargılamaya dayanmaktadır. İdari yargılama usulünde tanık dinlenmesini yasaklayan açık bir hüküm bulunmamakla birlikte tanık dinleme usulünü düzenleyen hükümler 2577 sayılı Kanun’da yer almadığından ve bu konuda hukuk muhakemesi usulüne atıfta da bulunulmadığından idari yargılamada tanık dinlenip dinlenmeyeceği meselesi tartışmalı bir konu olmayı sürdürmüştür. Özel hukuk ilişkilerinden doğan uyuşmazlıkların bir kısmı yazılı belgelere dayandığından yazılı yargılama usulünü uygulayan idari yargının bunların çözümlenmesi için gereken araçları haiz olduğu hususunda tereddüt bulunmamaktadır. Bununla birlikte bazı özel hukuk uyuşmazlıklarının çözümlenmesinde yazılı belgeler üzerinde inceleme yapılması yeterli olmamakta sözlü yargılama yapılması da gerekebilmektedir. Özellikle sadece tanık deliline dayalı olarak ispatlanması mümkün olabilecek iddiaların incelenmesinde sözlü yargılama yapılması ve tanık dinlenmesi zorunlu olabilmektedir. İdari yargılama usulünde tanık dinlenmesinin mümkün olup olmadığı hususunda süregelen tartışmanın varlığı da gözetildiğinde tanık dinlenmesini gerektiren özel hukuk uyuşmazlıkları yönünden idari yargının etkili bir yol olduğunun kesin bir biçimde söylenmesi mümkün görünmemektedir. Bu durumda kamuya devredilen kurum ve kuruluşların hak, alacak ve/veya mal varlıkları üzerinde hak iddia eden kişiler ile bu kurum ve kuruluşlar arasındaki özel hukuk uyuşmazlıklarının, sahip olduğu araçlar bakımından idari yargının kapasitesini aşıp aşmadığı yönünden bir ayrım yapılmaksızın, tümünün tek çözüm mercii olarak idari yargının tayin edilmesi Anayasa’nın 40. maddesinde öngörülen etkili yargısal başvuru yolları oluşturma yükümlülüğünü ihlal etmektedir." hususları belirtilerek iptaline karar verilmiştir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME: İdari yargının görev alanı; idare hukuku kuralları içinde, kamu hizmetinin yürütülmesi amacıyla, kamu gücü kullanılarak tek taraflı olarak tesis edilen kesin ve yürütülmesi zorunlu idarî işlemler, idari eylemler ve idari sözleşmelerden doğan uyuşmazlıklar nedeniyle açılan davaların görüm ve çözümüyle sınırlı bulunmaktadır. İdarenin işlemleri veya eylemleri nedeniyle hak ihlaline uğradığını öne süren kişilerce, ihlal edilen haklarının mali olarak telafisini teminen idari yargı mercilerinde açılacak tazminat istemli tam yargı davalarında; öncelikle, zararın idari bir işlem yahut eylemden mi kaynaklandığı hususunun; başka bir anlatımla, "işlemler" için; idare hukuku kurallarına göre tesis edilen, kamu gücüne dayanarak, diğer tarafın rızasını aramaya gerek olmaksızın, ilgilinin hukuki durumunda tek yanlı irade açıklamasıyla değişiklik meydana getiren idari bir işlem olup olmadığının ortaya konulması; "eylemler" için ise, idarece yürütülen kamu hizmetinin kuruluşunda, örgütlenmesinde veya işleyişinde meydana gelen bir aksaklığı içeren idarenin kusur sorumluluğuna dayalı veya kusursuz sorumluluk hallerine dayalı bir hak ihlalinin bulunup bulunmadığının ortaya konulması gerekmektedir. Bu bağlamda, idari makamlar tarafından tesis edilmiş olsa bile, özel hukuk hükümlerine tabi olan işlem ve sözleşmelerden kaynaklanan uyuşmazlıklar ile kamu hizmetinin kuruluşu, örgütlenişi ve işleyişinden kaynaklanmayan eylemlerden doğan uyuşmazlıkların çözümünde adli yargı mercileri görevlidir. Dava konusu uyuşmazlığı çözümlemekle görevli yargı kolunu belirleyen kanuni düzenlemenin Anayasa Mahkemesinin yukarıda anılan kararıyla iptal edildiği ve bu kararın Resmi Gazete'de yayımlandığı 22/11/2023 tarihinde yürürlüğe girdiği, Anayasa Mahkemesi kararlarının derdest olan davalarda uygulanacağı açıktır. Anayasa Mahkemesinin iptal kararı sonrasında uyuşmazlığın niteliğine göre, adli veya idari yargının görevli olup olmadığı konusunda dava dosyasını elinde bulunduran idari yargı mercii tarafından karar verilmesi gerekir. Dava konusu uyuşmazlık, davacının, 668 sayılı Kanun Hükmünde Kararname uyarınca kapatılarak mal varlıkları Hazineye devredilen Feza Gazetecilik A.Ş. ile Cihan Haber Ajansı ve Reklamcılık A.Ş. bünyesindeki çalışmalarından kaynaklı işçilik alacaklarının davalı idarece ödenmesine karar verilmesi isteminden kaynaklanmaktadır. Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle 668 sayılı KHK ile kapatılan Feza Gazetecilik A.Ş. ile Cihan Haber Ajansı ve Reklamcılık A.Ş. ile davacı arasında alacak-borç ilişkisinin bulunup bulunmadığının ve varsa alacak miktarının tespit edilmesi gerekmekte olup, tüm bu hallerde uyuşmazlığın adli yargı düzeninin görev alanında olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Bu itibarla, davanın görev yönünden reddine karar verilmesi gerektiğinden, esasına girilmek suretiyle verilen İdare Mahkemesi kararına karşı yapılan istinaf başvurunun reddine ilişkin temyize konu Bölge İdare Mahkemesi kararında hukuki isabet görülmemiştir.
KARAR SONUCU: Açıklanan nedenlerle; 1. Dava konusu işlemin kısmen iptaline, kısmen reddine, tazminat isteminin kısmen reddine, kısmen karar verilmesine yer olmadığına ilişkin İdare Mahkemesi kararına yönelik olarak yapılan istinaf başvurusunun reddine ilişkin temyize konu ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdare Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının yukarıda belirtilen gerekçeyle BOZULMASINA, 2. Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdare Dava Dairesine gönderilmesine, 30/12/2025 tarihinde oybirliğiyle kesin olarak karar verildi.