Danıştay · 5. Daire

Danıştay 5. Daire 2021/4262 E. 2025/15824 K.

Mahkeme
Danıştay
Daire
5. Daire
Esas No
2021/4262
Karar No
2025/15824
Karar Tarihi

T.C. D A N I Ş T A Y BEŞİNCİ DAİRE Esas No : 2021/4262 Karar No : 2025/15824

TEMYİZ EDEN (DAVACI) : ... VEKİLİ : Av. ...

KARŞI TARAF (DAVALI) : ... Bakanlığı / ANKARA VEKİLİ : Av. ...

İSTEMİN KONUSU : ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdare Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.

YARGILAMA SÜRECİ : Dava konusu istem: 701 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile kamu görevinden çıkarılan davacı tarafından, göreve iade talebiyle OHAL İşlemleri İnceleme Komisyonuna yapılan başvurunun reddine dair ... tarih ve ... sayılı işlemin iptali ile bu işlem nedeniyle yoksun kaldığı özlük haklarının iadesine karar verilmesi istenilmiştir. İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: ... İdare Mahkemesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararında; davacının, ... Ağır Ceza Mahkemesinin ... tarihli, E:..., K:... sayılı kararıyla “FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne üye olma” ve "Kamu Kurumu Aleyhine Dolandırıcılık" suçlarından hapis cezası ile cezalandırıldığı, söz konusu ceza yargılamasındaki tespitlerin değerlendirilmesinden davacının KPSS sınav sorularını FETÖ/PDY örgütünden önceden temin ettiği anlaşıldığından, kamu görevine iade edilmesi talebiyle Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonu'na yaptığı başvurunun reddine ilişkin dava konusu işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varılmıştır. Belirtilen gerekçelerle davanın reddine karar verilmiştir. Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdare Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararıyla; istinaf başvurusuna konu İdare Mahkemesi kararının hukuka ve usule uygun olduğu ve dilekçede ileri sürülen iddiaların söz konusu kararın kaldırılmasını gerektirecek nitelikte görülmediği belirtilerek 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 45. maddesinin 3. fıkrası uyarınca istinaf başvurusunun reddine karar verilmiştir.

TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Davacı tarafından; Kamu Personeli Seçme Sınavına girdiği yıllarda yaptığı net sayısının birbirine yakın olduğu, 2010 yılında düzenlenen sınavda ikinci çocuğuna hamile olduğu ancak doğum sonrası depresyona girdiği, bu durumun hastane raporlarıyla sabit olduğu, içinde bulunduğu ruhsal durum nedeniyle yeniden yapılan sınavın sonuçlarında düşüş meydana geldiği, 2010 yılında düzenlenen Kamu Personeli Seçme Sınavında almış olduğu puanın tamamen kendi çabasının sonucu olduğu, hakkında başkaca iddianın bulunmadığı, hakkındaki ceza yargılamasının devam ettiği ve devam eden yargılamaya rağmen kamu görevinden çıkarılmasıyla masumiyet karinesinin ihlal edildiği ileri sürülmektedir.

KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Davalı İdare tarafından; temyiz isteminin reddi ile temyize konu İdare Dava Dairesi kararının onanması gerektiği savunulmaktadır.

DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ ...'İN DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin kabulü ile usul ve yasaya uygun olan İdare Dava Dairesi kararının bozulması gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay Beşinci Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 334. maddesi uyarınca adli yardım talebi daha önce kabul edilmiş olan davacının, aynı Kanun'un 335. maddesinin 3. fıkrasında yer alan "Adli yardım, hükmün kesinleşmesine kadar devam eder." düzenlemesi gereğince temyiz aşamasındaki adli yardım talebi hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar verilerek gereği görüşüldü:

İNCELEME VE GEREKÇE: MADDİ OLAY ve İLGİLİ MEVZUAT: Türkiye'de 15 Temmuz 2016 gecesi, kendilerini “Yurtta Sulh Konseyi” olarak isimlendiren bir grup Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) mensubu tarafından, demokratik biçimde halk tarafından göreve getirilen Türkiye Büyük Millet Meclisini (TBMM), Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ve Cumhurbaşkanı'nı devirmek ve anayasal düzeni ortadan kaldırmak amacıyla darbe teşebbüsünde bulunulmuş, bu teşebbüs Türk Milleti tarafından akamete uğratılmıştır. Anayasa'nın olay tarihinde yürürlükte bulunan 118. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca Milli Güvenlik Kurulu (MGK) tarafından 20/07/2016 tarihli toplantıda yapılan değerlendirmede, darbe teşebbüsünün TSK içindeki Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) mensupları tarafından başlatıldığı, bu örgütün kuruluş aşamasından itibaren etkisi altına aldığı eğitim kuruluşları, sivil toplum kuruluşları, medya kuruluşları, ticari kuruluşlar ve kamu görevlileri aracılığıyla Milleti ve Devleti kontrol altında tutmayı amaçladığı belirtilmiştir. MGK'nın anılan toplantısında "demokrasinin, hukuk devleti ilkesinin, vatandaşların hak ve özgürlüklerinin korunmasına yönelik tedbirlerin etkin bir şekilde uygulanabilmesi amacıyla" Hükûmete olağanüstü hâl ilan edilmesi tavsiyesinde bulunulması hususu kararlaştırılmıştır. Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu 20/07/2016 tarihinde, ülke genelinde 21/07/2016 Perşembe günü saat 01.00'den itibaren geçerli olmak üzere doksan gün süreyle olağanüstü hâl ilan edilmesine karar vermiştir. Anılan karar 21/07/2016 tarih ve 29777 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girmiş ve aynı gün TBMM tarafından onaylanmıştır. 08/07/2018 tarih ve 30472 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 701 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Tedbirler Alınması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname'nin ''Kamu personeline ilişkin tedbirler'' başlıklı 1. maddesinde, ''(1) Terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti (Anayasa Mahkemesinin 09/11/2022 tarih ve E:2018/164, K:2022/134 sayılı kararıyla 7150 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Tedbirler Alınması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabul Edilmesine Dair Kanun'un 1. maddesinin 1. fıkrasının birinci cümlesinde yer alan "...üyeliği, mensubiyeti veya..." ibaresinin iptaline karar verilmiştir.) veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olan ekli (1) sayılı listede yer alan kişiler kamu görevinden başka hiçbir işleme gerek kalmaksızın çıkarılmıştır. Bu kişilere ayrıca herhangi bir tebligat yapılmaz. Haklarında ayrıca özel kanun hükümlerine göre işlem tesis edilir.'' hükmüne yer verilmiştir. Davacı, öğretmen olarak görev yapmakta iken, Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 701 sayılı Kanun Hükmünde Kararname eki listesinde ismine yer verilmek suretiyle kamu görevinden çıkarılmış, kamu görevine iade edilmesi talebiyle Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonu'na yaptığı başvuru, 07/03/2019 tarih ve 2019/11962 sayılı işlem ile reddedilmiştir. Bunun üzerine, anılan işlemin iptali ile bu işlem nedeniyle yoksun kaldığı özlük haklarının iadesine karar verilmesi istemiyle temyizen incelenen dava açılmıştır. Öte yandan, silahlı terör örgütüne üye olma ve kamu kurum ve kuruluşlarının zararına dolandırıcılık ve resmi belgede sahtecilik suçlarından dolayı yapılan yargılamada, ... Ağır Ceza Mahkemesinin ... tarihli, E:..., K:... sayılı kararıyla mahkumiyetine kararı verildiği, söz konusu mahkumiyet kararının istinaf incelemesi sonucunda ... Bölge Adliye Mahkemesi ... Ceza Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararıyla kaldırıldığı ve davacının beraatına karar verildiği, Dairemizin karar verdiği tarih itibarıyla UYAP ortamında yapılan inceleme sonucunda, anılan kararın 23/01/2025 tarihinde temyizde onanmak suretiyle kesinleştiği görülmüştür.

HUKUKİ DEĞERLENDİRME: 701 sayılı Kanun Hükmünde Kararname uyarınca terör örgütlerine veya MGK'ca Devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen kamu görevlilerinin, “meslekten veya kamu görevinden çıkarılmasına" ilişkin kararlar, adli suç veya disiplin suçu işlenmesi karşılığında uygulanan yaptırımlardan farklı olarak terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapıların kamu kurum ve kuruluşlarındaki varlığını ortadan kaldırmayı amaçlayan “olağanüstü tedbir" niteliğindedir. AİHM "demokratik bir devletin, memurlarından anayasal prensiplere sadakat göstermesini isteme hakkı bulunduğunu" belirtmektedir (Sidabras ve Džiautas/Litvanya, B. No: 55480/00 ve 59330/00, 27/07/2004, § 52; Volkmer/Almanya (k.k.), B. No: 39799/98, 22/11/2001; Petersen/Almanya, B. No: 39793/98, 22/11/2001). AİHM'e göre "kamu çalışanlarının devlete sadık kalmaları genel yararı korumakla ve güvence altına almakla yükümlü devlet otoriteleri ile çalışmalarının doğasında bulunan bir şarttır." (Sidabras ve Džiautas/Litvanya, B. No: 55480/00 ve 59330/00, 27/07/2004, § 57; Žičkus/Litvanya, B. No: 26652/02, 07/04/2009, § 28). Terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara iltisak veya bunlarla irtibat, kamu görevlilerinin devlete sadakat yükümlülüğünü yitirildiğini ortaya koyan ve bahse konu olağanüstü tedbirin uygulanmasını gerektiren hâllerdir. Anayasa Mahkemesi 14/11/2019 tarih ve E:2018/89, K:2019/84 sayılı kararında iltisaklı kavramını ''kavuşan, bitişen, birleşen'', irtibatlı kavramını ise ''bağlantılı'' olarak tanımlamıştır. Bu kavramlar ile kişilerin cezai sorumluluğunu gerektiren örgüte üyelik ve mensubiyet kavramlarına nazaran terör örgütleri ile daha az yoğun ve atipik bir bağlantının vurgulandığı açıktır. Bu kapsamda kişilerin terör örgütleri ile irtibat ve iltisaklarının ortaya konulabilmesi için, örgütün amaçlarının gerçekleştirilmesi ya da örgütten yarar sağlamak maksadıyla gerek örgütten gelen talimatlar doğrultusunda gerekse inisiyatif alarak bulundukları hal ve hareketler neticesinde örgüte veya kendilerine yarar sağladıkları ya da örgüt ile amaç birliği veya sosyal birliktelik görünümü içinde oldukları yönünde kanaat oluşması yeterli olacaktır. Dava konusu OHAL İşlemleri İnceleme Komisyonu kararında; -Davacının, ... Ağır Ceza Mahkemesinin ... tarihli, E:..., K:... sayılı kararıyla silahlı terör örgütüne üye olma ve kamu kurum ve kuruluşlarının zararına dolandırıcılık suçlarından hapis cezası ile cezalandırıldığı, davanın istinaf/temyiz aşamasında olduğu, -Anılan mahkeme dosyasındaki gerekçeli karar içeriğinde; davacının, FETÖ/PDY örgütü üyesi olduğu, 2010 KPSS öncesinde örgüt tarafından kendisine verilen sorulara çalışarak sınavda gerçek başarısının üzerinde performans gösterip, sıralamada diğer adayların önüne geçtiği, hileli bu hareketiyle haksız şekilde kamu görevine atandığı tespitlerine yer verilmiştir. Diğer taraftan, silahlı terör örgütüne üye olma, kamu kurum ve kuruluşlarının zararına dolandırıcılık ve resmi belgede sahtecilik suçlarından dolayı davacı hakkında yürütülen kovuşturma sonucunda verilen ... Bölge Adliye Mahkemesi ... Ceza Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararıyla "... sanığın, FETÖ/PDY silahlı terör örgütü üyesi olduğunu gösteren ByLock tespitinin bulunmadığı, sanığın örgüt liderinin talimatından sonra Bank Asya'ya para yatırmadığı, sanığın örgütsel toplantılar gerçekleştirdiğine, örgüte destek olunması için himmet ya da bağış adı altında herhangi bir kimseden para talep ettiğine, örgüte eleman kazandırmaya çalıştığına, örgüt üyesi olduğuna yönelik tanık beyanı ya da buna ilişkin başka bir belgenin bulunmadığı, dosya kapsamında sanığın örgüt üyesi olmadığını belirten savunmalarının aksini gösteren herhangi bir delilin olmadığı, sanığın 2010 KPSS’de yüksek başarı gösteren kişiler ile iş yeri irtibatı bulunmasının ya da iş yeri irtibatı olan kişilerin şüpheli olduğu değerlendirilen para transferlerinin olmasının "suç ve cezaların şahsiliği ilkesi" gereğince sanık yönünden aleyhinde bir delil ya da örgütsel faaliyet olarak kabul edilemeyeceği, dolayısıyla bu tespitlerin sanığın FETÖ/PDY silahlı terör örgütü üyesi olduğunu göstermediği, 2010 KPSS sınav sorularının FETÖ/PDY silahlı terör örgütü tarafından çalınarak üyelerine dağıtıldığı, bu şekilde himmet adı altında örgüt üyelerinden maaşlarının belli bir kısmının örgüte gelir olarak girmesinin sağlanmasının hedeflendiği, mahkememizde yürütülen yüzlerce dosyadan elde edilen çok sayıdaki tanık beyanı ile de sabit olduğu, ancak bu husus her ne kadar dolandırıcılık suçunu oluştursa da soruların sanığa örgüt hiyerarşik yapısı içinde verildiğinin yani sanığın örgüt üyesi olduğu için soruları ele geçirdiği hususunun her türlü şüpheden uzak kesin delili niteliğinde bulunmadığı... ...Dosya kapsamında alınan Eğitimde Ölçme ve Değerlendirme Bilirkişi İnceleme Raporlarında 2009 ve 2010 KPSS bakımından yapılan değerlendirme sonucunda sınavlardaki doğru cevap sayılarında belirli bir fark bulunan adayların başarı farklılıklarının tesadüfi olamayacağına yönelik güçlü kanaat oluştuğu, genel sonuç itibarıyla adayların 10 Temmuz 2010 tarihinde yapılan Genel Yetenek, Genel Kültür ve Eğitim Bilimleri testlerindeki yüksek düzeyde başarılarının istatistiksel olarak tesadüfi olamayacağına yönelik kuvvetli bir kanaat oluştuğu, başarılarındaki farklılaşmaların sınav sorularını cevaplamalarında kendi yeteneklerinden başka dış faktörlerin etkili olduğu kanaatine varıldığı şeklinde tespitler yapılmış ise de cezalandırmaya karar verilebilmesinin temel şartının, suçun hiçbir şüpheye mahal bırakmayacak kesinlikte ispat edilebilmesine bağlı olduğu, şüpheli veya tam olarak aydınlatılamamış hususların sanık aleyhine yorumlanamayacağı, ulaşılan kanaate ya da herhangi bir ihtimale değil, kesin ve açık bir ispata dayanılması durumunda mahkûmiyet hükmü verilebileceği, sanığın 10.07.2010 tarihinde gerçekleştirilen ve iptal edilen KPSS Eğitim Bilimleri Testinde (120) sorudan (117) soruyu, tekrarlanan eğitim bilimleri testinde ise (67) soruyu doğru olarak cevapladığı, Genel Yetenek Testinde (60) sorudan (53) soruyu, Genel Kültür Testinde ise (60) sorudan (51) soruyu doğru olarak cevapladığı, sanığın girdiği KPSS eğitim bilimleri testlerindeki doğru cevap sayıları arasındaki farklar dikkate alındığında arada belirgin bir fark olsa bile bu durumun sanık aleyhine değerlendirilemeyeceği, zira sanığın savunmasında da belirttiği gibi düzenli ve sıkı bir şekilde çalışması sonucu yüksek sayılabilecek doğru sayılarına ulaşabilmesinin mümkün olduğu, sanığın gerek 2010 yılında girdiği KPSS Eğitim Bilimleri testleri, öncesindeki fiziksel ve psikolojik durumunun, sınavdan önceki çalışma düzeyinin, sınava girmeden önce yaşadığı olayların, ilk sınav ile ikinci sınav arasındaki sürenin uzun olmasının, bu süreçte çalışmaya ara vermesinin, ilk testin iptal edildiği tarih ile ikinci sınavın yapıldığı tarih arasına çok kısa bir süre olması nedeniyle iyi bir şekilde sınava hazırlanamamış olmasının tekrarlanan eğitim bilimleri testindeki doğru cevap sayısına etki edebileceği, bu durumdan kaynaklanan nedenler ile sanığın tekrar edilen eğitim bilimleri testinde istediği sonuca ulaşamamış olmasının mümkün olduğu, bunun aksine bir delilin dosya kapsamında yer almadığı, dolayısıyla sanık hakkında oluşan şüphenin yenilemediği, milyonlarca kişinin girdiği sınavda aynı soruyu cevaplayan kişiler ile aynı yanlış cevap şıkkında birleşmesinin maddi gerçeği ortaya çıkarma noktasında hukuki değerden yoksun olacağı, sanığın 2010 KPSS sorularını sınav öncesinde önceden gördüğüne, bu soruları kimliği tespit edilemeyen kişi ya da kişilerden bir menfaat karşılığında temin ettiğine, soruların FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne mensup kişiler tarafından kendisine verildiğine ya da söz konusu yapıya ait evlerde ya da başka bir yerde örgüt tarafından çalınan sorular ile sınava hazırlandığına yönelik bir tanık beyanının da tespit edilemediği, bir kısım dava dışı kişilerin etkin pişmanlık kapsamında verdikleri beyanlarında 2010 KPSS soruların sınav öncesinde örgüt üyelerine verildiği şeklindeki beyanlarının aynı zamanada soruların sanığa da verildiği şeklinde değerlendirilemeyeceği, zira soruların kendilerine verildiğini belirten kişilerin sanık ile ilgili bir anlatımlarının olmadığı, sadece 2010 yılında gerçekleştirilen KPSS eğitim bilimleri testlerinde yaptığı doğru cevap sayıları arasında belirli bir fark bulunmasının sanığın soruları ve cevapları önceden gördüğüne ilişkin kesin bir karine teşkil etmeyeceği veya bu hususun kuvvetli suç belirtisi sayılamayacağı, sanığın 2005 yılında girmiş olduğu KPSS sınavında 120 sorudan 89 soruyu doğru cevapladığı, 2006 yılında girmiş olduğu KPSS sınavında 120 sorudan 106 soruyu doğru cevapladığı, 2007 yılında girmiş olduğu KPSS sınavında 120 sorudan 100 soruyu doğru cevapladığı, 2008-2009 yıllarında küçük çocuğu olduğu için sınava girmediğini sanığın savunmasında beyan ettiği, 2010 yılı KPSS sınavı tekrarlanan Eğitim Bilimleri testinden kısa bir süre önce 27 Eylül 2010 tarihinde doğum yapması sebebiyle doğumun etkisiyle tekrarlanan sınavda netlerinde düşüş yaşadığına ilişkin savunması dikkate alındığında, sanığın sınavdan önce illegal biçimde ele geçirilen 2010 KPSS sorularını sınavdan önce ele geçirip, gerçekleştirilen sınavda da önceden edindiği soruların cevaplarını işaretleyerek sınavdan yüksek not aldığı ve bu şekilde sınava giren diğer adayların önüne haksız bir şekilde geçtiği, düzenlenen sonuç belgesine göre kamu kurumuna atandığı iddiasının şüphe boyutunda kaldığı, sanığın sınavda başka bir şekilde hile yaptığına ilişkin iddia ve delilin de bulunmadığı, sadece varsayıma dayalı olarak ileri sürülebilecek olan bu hususlar kesin ve açık bir ispata dayanmadığından sanık aleyhinde bir delil niteliğinde kabul edilemeyeceği anlaşıldığından, sanığın savunmasının aksine, kamu kurumu aleyhine dolandırıcılık suçunu işlediğine, sınav sorularını önceden görüp işaretleyerek kamu görevine atanarak kendisine haksız menfaat temin ettiğine ilişkin her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı deliller elde edilemediği ..." gerekçesiyle davacının beraatına karar verildiği ve kararın temyizde onanmak suretiyle kesinleştiği görülmüştür. Bu durumda, silahlı terör örgütüne üye olma ve 2010 KPSS sınavıyla ilgili olarak kamu kurum ve kuruluşlarının zararına dolandırıcılık ve resmi belgede sahtecilik suçlarından dolayı yürütülen kovuşturmada, davacı hakkında beraat kararı verildiği, dava konusu işlemde yer verilen tespitlerin, davacının FETÖ/PDY silahlı terör örgütü ile iltisak veya irtibatını gösterecek yeterlilikte olmadığı ve dosyaya sunulan bilgi ve belgelerden de davacının örgütle iltisakını veya irtibatını gösterecek başkaca herhangi bir bilgi veya belgenin de dosyaya sunulmadığı hususları birlikte değerlendirildiğinde, davanın reddi yolundaki İdare Mahkemesi kararına karşı yapılan istinaf başvurusunun reddine ilişkin temyize konu ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdare Dava Dairesi kararında hukuki isabet görülmemiştir.

KARAR SONUCU: Açıklanan nedenlerle; 1. 2577 sayılı Kanun’un 49. maddesine uygun bulunan davacının temyiz isteminin kabulüne, 2. Davanın reddine ilişkin İdare Mahkemesi kararına yönelik olarak yapılan istinaf başvurusunun reddi yolundaki temyize konu ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdare Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının yukarıda belirtilen gerekçeyle BOZULMASINA, 3. Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdare Dava Dairesine gönderilmesine, 30/12/2025 tarihinde oybirliğiyle kesin olarak karar verildi.

Atıf: Danıştay 5. Daire, E. 2021/4262, K. 2025/15824, T. 30.12.2025, www.arakarar.com/karar/danistay-5-daire-2021-4262-e-2025-15824-k-47ddc5c7d05a