Danıştay · 10. Daire
Danıştay 10. Daire 2022/1727 E. 2025/2880 K.
- Mahkeme
- Danıştay
- Daire
- 10. Daire
- Esas No
- 2022/1727
- Karar No
- 2025/2880
T.C. D A N I Ş T A Y ONUNCU DAİRE Esas No : 2022/1727 Karar No : 2025/2880 TEMYİZ EDEN (DAVACILAR): 1- ... 2- ... 3- ... VEKİLİ : Av. ... KARŞI TARAF (DAVALI) : ... Bakanlığı / ... VEKİLLERİ : Huk. Müş. .... MÜDAHİL(DAVALI YANINDA):... İSTEMİN_KONUSU: ... Bölge İdare Mahkemesi .... İdari Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir. YARGILAMA SÜRECİ: Dava konusu istem: Davacılar vekili tarafından, müvekkili ...'ın Aydın Söke Fehime Faik Kocagöz Devlet Hastanesinde gerçekleştirilen diz ameliyatı sırasında hekim hatası sonucu yanlışlıkla atar damarının kesildiği ve devam eden süreçte buna yönelik uzun süre tedavi gördüğü, olayda davalı idarenin hizmet kusuru bulunduğu belirtilerek uğranıldığı ileri sürülen zarara karşılık ... için 100.000,00 TL manevi, oğlu ... için 50.000,00 TL manevi, gelini ... için 100.000,00 TL manevi ile ... için 25.000,00 TL maddi tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte ödenmesine karar verilmesi istenilmiştir. İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: ... İdare Mahkemesinin ... tarih ve E:... K:... sayılı kararıyla; dava dosyasında bulunan bilgi ve belgeler ile Adli Tıp Kurumu tarafından hazırlanan bilirkişi raporunun birlikte değerlendirilmesi neticesinde, her ne kadar Söke Fehime Faik Kocagöz Devlet Hastanesi ile Pamukkale Üniversitesi Hastanesi ameliyat notları arasında çelişki bulunduğu, sevk edildiği merkezde yapılan ikinci ameliyatta derin femoral vende tariflenen yaralanma ve sütürasyonun hangi ameliyat aşamasında meydana geldiğinin anlaşılamadığından bahisle, bu hususta değerlendirme yapılamadığı ifade edilse de 07/07/2017 tarihinde Söke Fehime Faik Kocagöz Devlet Hastanesinde ortopedi ve travmatoloji uzmanı Opr. Dr. ... tarafından yapılan sağ total diz protezi ameliyatının endikasyon ve tekniğinin uygun olduğu, geliştiği belirtilen popliteal arter ve ven yaralanmasının bu tür ameliyatlar esnasında her türlü dikkat ve özene rağmen gelişebilecek komplikasyon niteliğinde olduğu, ameliyat esnasında tanısı konularak kalp damar cerrahisi uzmanı Opr. Dr. ... tarafından sağ popliteal arter ve venin ucuca sütüre edilmesi, eksternal fiksatör takılarak ameliyatın sonlandırılması ve takiplerinde nabızların alınamaması üzerine bir üst merkeze sevk edilmesinin komplikasyon yönetimi açısından tıbben uygun olduğu, dolayısıyla dosyada mevcut verilerle Opr. Dr.... ile Opr. Dr. ...’ın uygulamalarına tıbbi hata atfedilemeyeceğinin ifade edildiği ve sağlık hizmetinin yürütülmesinde idarenin organizasyon hatasının bulunmaması nedeniyle tazminata hükmetme koşullarının oluşmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesince; istinaf başvurusuna konu kararın usule ve hukuka uygun olduğu gerekçesiyle davacıların istinaf başvurusunun reddine karar verilmiştir. TEMYİZ_EDENİN_İDDİALARI: Davacılar vekili tarafından, diz ameliyatı sırasında ana damarın kesilmesi nedeniyle ...'ın hayati tehlike geçirdiği ve yatağa bağımlı hale geldiği, müvekkillerinin annelerinin bakımı ve acısına hatalı ameliyattan beri ortak oldukları, resmi belgeler ile de haklılıklarının ortaya konulduğu, doktor hatasının ispatlandığı, hatalı ameliyat tarihi olan 07/07/2017 tarihi ile 05/04/2018 tarihi arasında geçirilen operasyonlar ve çekilen acıların müdahil davalının ağır hatası ile olduğundan davanın kabulüne karar verilmesi gerektiği, ameliyat notları arasındaki çelişkiye rağmen karar verildiği, diz ameliyatına kalp ve damar cerrahının girmemesinin de eksiklik olduğu, bu hususta ek rapor alınmadığı, ameliyat notlarındaki çelişkinin resmi belgelere sonradan ekleme yapıldığını da akla getirdiği iddialarıyla temyize konu kararın bozulması gerektiği ileri sürülmektedir. KARŞI_TARAFIN_SAVUNMASI: Davalı idare tarafından davacıların temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmakta olup davalı yanında müdahil tarafından savunma verilmemiştir. DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ: ... DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin kısmen kabulü kısmen reddi gerektiği düşünülmektedir. TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay Onuncu Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: İNCELEME VE GEREKÇE : MADDİ OLAY : Dosyanın incelenmesinden, davacı ...'ın sağ dizde ağrı ve yürüme zorluğu şikayeti ile Söke Fehime Faik Kocagöz Devlet Hastanesine yatırılarak 07/07/2017 tarihinde ameliyata alındığı, deneme protezleri ile deneme yapıldığı, popliteal arterde (diz altından bacağa giden baskın kan kaynağı) yaralanma tespit edilmesi üzerine kalp damar cerrahı uzmanının ameliyata davet edildiği, ilgili hekim tarafından sağ popliteal arter ve venin (toplar damar) ucuca dikildiği, ameliyatın sonlandırıldığı, ameliyat sonrasında yapılan tetkikte yaralanan damarda akım olmadığının izlendiği, o sırada kalp ve damar cerrahisi uzmanı olmadığı için aynı gün Pamukkale Üniversitesi Hastanesi kalp ve damar cerrahisi kliniğine ambulansla sevk edildiği, 08/07/2017 tarihinde saat 01.00’de ameliyata alındığı, diz kapağı altı hizasından kesi yapıldığı ve popliteal arterde defekt ve popliteal vende trombüs (kan pıhtısı) gözlendiği, arterin yaralanan yaklaşık 3 cm’lik kısmının çıkarıldığı, atar damarın uç uca eklendiği ve ameliyatın sonlandırıldığı, yoğun bakım servisinde takibinde nabızlarının alınamaması ve ayağında soğukluk olması üzerine tekrar saat 04.32’de ameliyata alındığı, popliteal arterin gergin olduğunun görüldüğü, hazırlanan 3-4 cm’lik damarın eklendiği, kanama kontrolüne geçildiği ancak derin femoral vende (bacaktaki ana toplar damar) tromboze görünüm mevcut olduğunun görüldüğü, ameliyat sahasının genişletildiği, femoral venin yaralandığı ve dikildiğinin görüldüğü, yaralanan damarın çıkarılarak kalan kısmın uç uca eklendiği, nabızlarının pozitif olduğu, ayak sıcaklığının normale döndüğü, genel durumu iyi olması üzerine 15/07/2017 tarihinde taburcu edildiği, aynı gün Aydın Devlet Hastanesine başvurduğu, ortopedi ve travmatoloji servisine yatışı yapılarak takip ve tedavisine başlandığı, 25/07/2017 tarihinde Dokuz Eylül Üniversitesine sevk edildiği, 31/07/2017 tarihinde Dokuz Eylül Üniversitesi Hastanesi ortopedi kliniğince yapılan ameliyatta eksternal fiksatörün çıkarıldığı ve debridman yapıldığı, sağ dizde yara yerinde akıntı şikayeti ile 01/09/2017 tarihinde Dokuz Eylül Üniversitesi Hastanesine başvurduğu, ortopedi servisine yatışı yapılarak antibiyotik tedavisine devam edildiği, 20/10/2017 tarihinde taburcu edildiği, 08/03/2018 tarihinde Dokuz Eylül Üniversitesi Hastanesinde sağ revizyon total diz protezi uygulandığı, 10 gün sonra akıntı şikayeti başladığı, 27/03/2018 tarihinde tekrar yatışı yapılarak debridman yapılması için 29/03/2018 tarihinde ameliyata alındığı, operasyon sonrası yara yeri ve genel durumu iyi olması üzerine 05/04/2018 tarihinde taburcu edildiği, akabinde davacılar tarafından 16/07/2018 tarihinde davalı idareye olay nedeniyle uğranılan maddi ve manevi zararın ödenmesi istemiyle başvuru yapıldığı, başvurunun zımnen reddi üzerine bakılan davanın açıldığı anlaşılmaktadır. Uyuşmazlıkta, bilirkişiliğine başvurulan Adli Tıp Kurumu 7. İhtisas Kurulunun 30/12/2020 tarih ve 6171 sayılı raporunun "Sonuç" kısmında özetle; "... Kişiye ait 17/11/2016 tarihli iki yönlü diz grafilerinin Kurulumuzca değerlendirilmesinde; her iki dizde eklem aralığının medialde daralmış olduğu, yüzeylerin sklerotik olduğu, tibia plato köşelerinde osteofitik değişiklikler izlendiği, patella köşelerinde dejeneratif değişiklikleri olduğu, mevcut radyolojik bulguların bilateral gonartroz ile uyumlu olduğu, sağ diz ağrısı ve yürüme güçlüğü şikayeti bulunan kişiye mevcut radyolojik bulgular ile birlikte değerlendirildiğinde 07/07/2017 tarihinde Söke Fehime Faik Kocagöz Devlet Hastanesinde Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Opr. Dr.... tarafından yapılan sağ total diz protezi ameliyatının endikasyon ve tekniğinin uygun olduğu, geliştiği belirtilen popliteal arter ve ven yaralanmasının bu tür ameliyatlar esnasında her türlü dikkat ve özene rağmen gelişebilecek komplikasyon niteliğinde olduğu, ameliyat esnasında tanısı konularak Kalp Damar Cerrahisi Uzmanı Opr. Dr.... tarafından sağ popliteal arter ve venin ucuca sütüre edilmesi, eksternal fiksatör takılarak ameliyatın sonlandırılması ve takiplerinde nabızların alınamaması üzerine bir üst merkeze sevk edilmesinin komplikasyon yönetimi açısından tıbben uygun olduğu, dolayısıyla dosyada mevcut verilerle Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Opr. Dr.... ile Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Opr. Dr. ...’ın uygulamalarına tıbbi hata atfedilemeyeceği, Kişinin sevk edildiği Pamukkale Üniversitesi Hastanesinde 08/07/2017 tarihinde yapılan ilk ameliyatta popliteal arterde defekt gözlendiği ve 3 cm’lik kısım rezere edilerek uç uca anastomoz edildiği, aynı gün yapılan ikinci ameliyatta ise diz kapağı altı hizasından medial yüzden kesi yapılarak önceki operasyon insizyon hattının femur distal/medialde primer sütürlerinin alındığı, operasyon bölgesinde önceden koyulmuş 4 adet spancın çıkarıldığı, popliteal arterin gergin olduğu görüldüğü, embolektomi yapıldığı, trombüs gelmediği, hazırlanan 3-4 cm’lik safen ven greftinin her iki popliteal arter ucu arasına interpoze edildiği, kanama kontrolüne geçildiği ancak derin femoral vende tromboze görünüm mevcut olduğu, venotomo yapıldığında venöz akımda basınç fazla olduğu görülmesi üzerine proksimalde bası? yaralanma? düşünüldüğü, proksimale embolektomi kateteri gönderildiği, ancak 10 cm kadar ilerleyebildiği, cilt insizyonunun proksimale doğru genişletildiği, femoral ven eksplorasyonu genişletildiğinde proksimalde femoral venin yaralandığı ve sütüre edildiğinin görüldüğü, bu bölgede ciddi stenoz mevcut olduğu, stenotik bölge eskize edilerek uç uca anastomoz edildiği kayıtlı olduğu birlikte değerlendirildiğinde Söke Fehime Faik Kocagöz Devlet Hastanesi ile Pamukkale Üniversitesi Hastanesi ameliyat notları arasında çelişki bulunduğu, sevk edildiği merkezde yapılan ikinci ameliyatta derin femoral vende tariflenen yaralanma ve sütürasyonun hangi ameliyat aşamasında meydana geldiğinin anlaşılamadığı cihetle, bu hususta değerlendirme yapılamadığı, sağlık hizmetinin yürütülmesinde idarenin organizasyon hatasının tespit edilmediği oy birliği ile mütalaa olunur." görüşlerine yer verilmiştir. İdare Mahkemesince anılan rapor hükme esas alınarak davanın reddine karar verilmiş, temyize konu Bölge İdare Mahkemesince de davacıların istinaf başvuru reddedilmiştir. İLGİLİ MEVZUAT: Anayasa'nın 125. maddesinde, idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu belirtildikten sonra, son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu hükme bağlanmış; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2/1-b maddesinde ise, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları, idari dava türleri arasında sayılmıştır. Genel anlamı ile tam yargı davaları, idarenin faaliyetlerinden ötürü, hakları zarara uğrayanlar tarafından idare aleyhine açılan tazminat davalarıdır. Bu tür davalarda mahkeme, hem olayın maddi yönünü, başka bir ifadeyle zararı doğuran işlem veya eylemleri, hem de bundan çıkabilecek hukuki sonuçları tespit edecektir. İdare kural olarak, yürüttüğü kamu hizmetiyle nedensellik bağı kurulabilen zararları tazminle yükümlü olup; idari eylem ve/veya işlemlerden doğan zararlar, idare hukuku kuralları çerçevesinde, hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk ilkeleri gereği tazmin edilmektedir. Tam yargı davalarında, öncelikle zarara yol açtığı öne sürülen idari işlem veya eylemin hukuka uygunluğunun denetlenmesi esas alındığından, olayın oluşumu ve zararın niteliği irdelenip, idarenin hizmet kusuru olup olmadığının araştırılması, hizmet kusuru yoksa kusursuz sorumluluk ilkelerinin uygulanıp uygulanmayacağının incelenmesi, tazminata hükmedilirken de her halde sorumluluk sebebinin açıkça belirtilmesi gerekmektedir. İdarenin yürütmekle görevli olduğu bir hizmetin kuruluşunda, düzenlenişinde veya işleyişindeki nesnel nitelikli bozukluk, aksaklık veya boşluk olarak tanımlanabilen hizmet kusuru; hizmetin kötü işlemesi, geç işlemesi veya hiç işlememesi hallerinde gerçekleşmekte ve idarenin tazmin yükümlülüğünün doğmasına yol açmaktadır. Bu bağlamda hizmet kusuru, özel hukuktaki anlamından uzaklaşarak nesnelleşen, anonim bir niteliğe sahip, bağımsız karakteri olan bir kusurdur. Hizmet kusurundan dolayı sorumluluk, idarenin sorumluluğunun doğrudan ve asli nedenini oluşturmaktadır. Diğer taraftan, idarelerin kamu hizmetlerinin gereği gibi işlemesini sağlayacak organizasyonları yaparak yeterli araç ve gereçle donatılmış bina, tesis ve araçlarda hizmetin özelliğine uygun olarak seçilen ve yetişmiş personelle hizmeti yürütmek yükümlülüğünün bulunduğu da tartışmasızdır. Zarar gören kişinin hizmetten yararlanan durumunda olduğu ve hizmetin riskli bir nitelik taşıdığı sağlık hizmetinde, idarenin tazmin yükümlülüğünün doğması için; zararın, idarenin hizmet kusuru sonucu meydana gelmiş olması gerekmektedir. Öte yandan, manevi zararın varlığı, sadece şeref, haysiyet ve onur kırıcı işlem ve eylemlere maruz kalmış ya da kişilerin vücut bütünlüğünün ihlal edilmiş olmasına, ölüm nedeniyle ağır bir elem, üzüntü duyulması şartına bağlı olmayıp; idarenin yürütmekle yükümlü olduğu kamu hizmetini gereği gibi eksiksiz olarak sunamaması nedeniyle ilgililerin yeterli hizmet alamamalarından dolayı üzüntü ve sıkıntı duymaları da manevi zararın varlığı ve manevi tazminata hükmedilmesi için yeterli bulunmaktadır. HUKUKİ DEĞERLENDİRME: A) Temyiz İstemine Konu Kararın Davacı ...'ın Maddi Tazminat İsteminin Reddine Yönelik Kısmının İncelenmesi: Bölge idare mahkemelerinin nihai kararlarının temyizen bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. Temyizen incelenen kararın anılan kısmı usul ve hukuka uygun olup, dilekçede ileri sürülen temyiz nedenleri kararın bu kısmının bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. B) Temyiz İstemine Konu Kararın Davacıların Manevi Tazminat İsteminin Reddine Yönelik Kısmının İncelenmesi: Yukarıda yer verilen Adli Tıp Kurumu Başkanlığı 7. Adli Tıp İhtisas Kurulu raporunda da belirtildiği üzere, yapılan tıbbi müdahalelerde idarenin hizmet kusuru ortaya konulamadığından maddi tazminata hükmetme koşulları oluşmamıştır. Bununla birlikte, idarenin, sunduğu sağlık hizmetinden sorumluluğu noktasında, maddi tazminat talepleri için doğrudan tıbbi uygulama neticesinde meydana gelen zarar ile idarenin eylemi arasında doğrudan illiyet bağının varlığı gerekli ise de, manevi tazmin noktasında ise böyle bir gereklilik yoktur. Manevi tazminata hükmedilebilmesi için sunulan sağlık hizmetindeki bir takım eksiklikler yeterli olacaktır. Bu nedenle, Söke Fehime Faik Kocagöz Devlet Hastanesi ile Pamukkale Üniversitesi Hastanesi ameliyat notları arasında çelişki bulunmasından dolayı davacının sevk edildiği merkezde yapılan ikinci ameliyatta derin femoral vende tariflenen yaralanma ve sütürasyonun hangi ameliyat aşamasında meydana geldiğinin anlaşılamadığı ve bu hususta Adli Tıp Kurulu tarafından değerlendirme yapılamadığı dikkate alındığında, tıbbi kayıtlardaki anılan eksikliğin davacılarda, hastanede yapılan tetkik ve tedavinin gerektiği gibi yürütülmediği yönünde şüphe, endişe ve üzüntüye yol açtığı sonucuna varılmakla, davacıların manevi zararının karşılanması için manevi tazminat takdirine gidilmesi ve davacıların duyduğu elem ve ızdırabı giderecek makul bir tutarda manevi tazminata hükmedilmesi gerektiği sonucuna varılmıştır. Bu itibarla davanın reddine dair İdare Mahkemesi kararına karşı davacılar tarafından yapılan istinaf başvurusunun reddine yönelik temyize konu kararın anılan kısmında hukuki isabet görülmemiştir. KARAR SONUCU: Açıklanan nedenlerle; 1. Davacıların temyiz isteminin kısmen KABULÜNE, kısmen REDDİNE, 2. Temyize konu ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesinin... tarih ve E:..., K... sayılı kararının maddi tazminata yönelik kısmının ONANMASINA, manevi tazminata yönelik kısmının BOZULMASINA, 3. Bozulan kısım hakkında yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesine gönderilmesine, 11/06/2025 tarihinde oy birliğiyle kesin olarak karar verildi.