Danıştay · 10. Daire
Danıştay 10. Daire 2020/2432 E. 2023/3869 K.
- Mahkeme
- Danıştay
- Daire
- 10. Daire
- Esas No
- 2020/2432
- Karar No
- 2023/3869
- Karar Tarihi
T.C. D A N I Ş T A Y ONUNCU DAİRE Esas No : 2020/2432 Karar No : 2023/3869 DAVACI : ... VEKİLİ : Av. ... DAVALILAR : 1- ... VEKİLİ : ... 2- ... Bakanlığı VEKİLİ : ... DAVANIN_ÖZETİ : Davacının Türk vatandaşlığının kaybettirilmesine ilişkin Bakanlar Kurulunun 06/05/1996 tarih ve 1996/8141 sayılı kararının iptali ile anılan karar nedeniyle uğranıldığı ileri sürülen zararlara karşılık 50.000,00 TL maddi ve 50.000,00 TL manevi olmak üzere toplam 100.000,00 TL tazminatın ödenmesine karar verilmesi istenilmektedir. DAVACININ İDDİALARI : 1958 yılında Adana’da doğduğu, Türk vatandaşı iken Hollanda'nın Rotterdam kentine gittiği ve orada evlenerek aile kurduğu, 14/05/1993 tarihinde Türkiye dönüşünde Bulgaristan’da gözaltına alınarak Sofya’da cezaevinde kaldığı, buradan tahliye olunca da Bulgaristan’dan sınır dışı edilerek 08/07/1996 tarihinde Kapıkule sınır kapısına gönderildiği, Türkiye’ye girişinden bir ay sonra nüfus cüzdanını yenilemek için başvuru yaptığında mülga 403 sayılı Türk Vatandaşlığı Kanunu'nun 25. maddesinin 1. fıkrasının (ç) bendi hükmü gereğince Bakanlar Kurulunun 06/05/1996 tarih ve 1996/8141 sayılı kararı ile askerlik görevini yapmadığından bahisle Türk vatandaşlığından çıkarıldığını öğrendiği, oysaki 22 yıldır Hollanda’da ikamet ettiğinden 1111 sayılı Askerlik Kanunu’nun 2. maddesine eklenen ek fıkra gereğince yurt dışında ikamet edenlerin 38 yaşına kadar askerliğinin ertelenmiş kabul edildiği kuralı uyarınca askerliğinin zaten tecil edildiği, her şeyden habersiz bir şekilde vatandaşlıktan çıkarıldığı, vatansız olduğundan çalışamadığı, ailesinin Hollanda’da kalması nedeniyle onlara kavuşamadığı, bu nedenle intihara sürüklendiği ve çeşitli yollardan onlara ulaşabilmek amacıyla bu kez tekrar girdiği cezaevinden 9 yıl 10 ay sonra, yani 31/08/2007 tarihinde tahliye olduğu, vatansız olarak haymatlos için başvurduğu ikamet tezkeresine sahip olduğu; ancak bu belge kendisine çalışma hakkı vermediği gibi süresinin de 19/11/2008 tarihinde dolduğu, uzatım için gerekli harcı da ödeyemediği, vatandaşlığının haksız ve hukuka aykırı bir şekilde elinden alındığı ve mağdur edildiği, bu duruma gelme nedeninin İçişleri Bakanlığının hukuka aykırı işlemleri olduğu ileri sürülmektedir. DAVALILARIN SAVUNMALARI : Davalı idareler tarafından benzer ifadelere yer verilerek, Millî Savunma Bakanlığının teklifi doğrultusunda söz konusu Bakanlar Kurulu kararının alındığı, davacıya Resmî Gazete ilanı ile üç aylık süre içinde yurda dönerek askerlik görevini yapması gerektiğinin duyurulduğu, birçok kez konsolosluk vasıtasıyla davacıya ulaşılmaya çalışıldığı; ancak konsolosluk mektuplarına cevap verilmediği, yurda dönülmediği, bunun üzerine dava konusu işlemin tesis edildiği, idarelerinin herhangi bir kusuru bulunmadığı, davanın reddi gerektiği savunulmaktadır. DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ : ... DÜŞÜNCESİ : Davanın süre aşımı nedeniyle reddi gerektiği düşünülmektedir. DANIŞTAY SAVCISI : ... DÜŞÜNCESİ : Dava; davacının Türk vatandaşlığından çıkarılmasına ilişkin 06/05/1996 tarih ve 1996/8141 sayılı Bakanlar Kurulu kararının iptali ile söz konusu işlem nedeniyle uğranıldığı ileri sürülen 50.000,00 TL maddi ve 50.000,00 TL manevi olmak üzere toplam 100.000,00 TL tazminatın ödenmesine karar verilmesi istemiyle açılmıştır. 2577 sayılı "İdari Yargılama Usulü Kanunu"nun 7. maddesinde, dava açma süresinin, özel kanunlarında ayrı süre gösterilmeyen hallerde idare mahkemelerinde altmış gün olduğu hükmü yer almış; Kanun'un 11. maddesinde ise, ilgililer tarafından idari dava açılmadan önce, idari işlemin kaldırılması, geri alınması, değiştirilmesi veya yeni bir işlem yapılmasının üst makamdan, üst makam yoksa işlemi yapmış olan makamdan, idari dava açma süresi içinde istenebileceği; bu başvurmanın, işlemeye başlamış olan idari dava açma süresini durduracağı; altmış gün içinde bir cevap verilmezse isteğin reddedilmiş sayılacağı; isteğin reddedilmesi veya reddedilmiş sayılması halinde dava açma süresinin yeniden işlemeye başlayacağı ve başvurma tarihine kadar geçmiş sürenin de hesaba katılacağı hükme bağlanmıştır. Bu duruma göre, altmış günlük dava açma süresi, ilgililer tarafından idari işleme karşı doğrudan dava açılmadığı ya da bu süre içinde anılan 11. madde uyarınca başvuruda bulunulmadığı takdirde sona ermekte; bu süre geçirildikten sonra yapılan başvuruların ise yeni bir dava açma süresi başlatmasına yasal imkan bulunmamaktadır. Dava dosyasının incelenmesinden; 1958 yılında doğan davacının Türk vatandaşı iken 1971 yılında Hollanda'nın Rotterdam şehrine göç ettiği; nüfusa kayıtlı olduğu Adana Ceyhan Askerlik Şubesince asker kaçağı olarak işlem yapılmaktayken yurt dışında ikamet ettiğinin tespiti üzerine anılan askerlik şubesinin 28/03/1991 ve 28/06/1991 tarihli yazıları ile Rotterdam Başkonsolosluğuna durum bildirilerek davacının tespit edilen ikamet adresinde sıkı takibi sağlanarak bulunması halinde askere sevki yapılacağından yurda dönmesinin sağlanmasının talep edildiği, bu yazılara Başkonsolosluğun 17/07/1991 tarihli yazısı ile; davacının birkaç kez mektupla Başkonsolosluğa çağrılmasına rağmen kendisinden yanıt alınamadığı, adres değiştirmiş veya Hollanda'dan ayrılmış olmasının muhtemel olduğu, yerel makamların bu gibi durumlarda adres araştırılmasına yardımcı olmayı üstlenmediklerinden ve bu konudaki başvurularına olumsuz cevap verdiklerinden bahsedilerek, yükümlüye tebligat yapılamadığı yönünde bilgi verildikten sonra Milli Savunma Bakanlığı’nın ... günlü, ... sayılı yazıları ile 403 sayılı Türk Vatandaşlığı Kanunu’nun 25/ç maddesi uyarınca Türk vatandaşlığının kaybettirilmesi işlemine tabi tutulması teklifi üzerine Bakanlar Kurulu’nun 06/05/1996 günlü, 1996/8141 sayılı kararı ile davacının Türk vatandaşlığının kaybettirilmesine karar verildiği, takip eden süreçte, davacı tarafından Adana Valiliği’ne verilen 28/09/2007 tarihli dilekçe ile yeniden Türk vatandaşlığına alınmasının istenildiği, ancak hakkında yapılan tahkikat tamamlanmadan bu talebinden vazgeçtiği, son olarak 19/08/2009 tarihli ihtarname ile İçişleri Bakanlığına başvuruda bulunularak vatandaşlıktan çıkarılmaya ilişkin kararın iptal edilerek tarafına maddi ve manevi tazminat ödenmesinin istenildiği; idarece verilen ... günlü, .. sayılı cevabi yazıda yukarıda yer verilen süreçten bahisle, Türk vatandaşlığının kaybettirilmesinin, Bakanlar Kurulu’nun 06/05/1996 günlü, 1996/8141 sayılı kararından kaynaklandığının bildirilmesi üzerine davacı tarafından bu kararın iptali ve şimdilik 50.000 TL maddi tazminat ile 50.000 TL manevi tazminata hükmedilmesi istemiyle ... İdare Mahkemesinin E... nosuna kayıtlı davanın ilk kez 30/10/2009 tarihinde açıldığı, bu mahkemece verilen süre ret kararının temyiz edildiği Danıştay 10. Dairesince, istem yeniden vatandaşlığa alınma olarak nitelendirilmek suretiyle 2577 sayılı Yasa'nın 10. maddesi kapsamında görülerek kararın bozulduğu görülmekle birlikte, mahkemenin ısrar kararı üzerine Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunca verilen bozma kararında istemin doğrudan Bakanlar Kurulu Kararının iptali olarak alındığı ve Mahkemece bozma kararına uyularak bu kez görev ret kararı verildiği ve dosyanın gönderildiği Danıştay 10. Dairesi esasına alındığı anlaşılmaktadır. Bakılan davada; İdari Dava Daireleri Kurulunca uyuşmazlık konusu isteme, dolayısıyla davanın konusuna ilişkin yapılan belirleme de dikkate alındığında; davacının yeniden Türk vatandaşlığına alınması istemli dilekçesini Adana Valiliği’ne verdiği 28/09/2007 tarihi itibariyle Türk vatandaşlığının kaybettirilmesine ilişkin dava konusu 1996/8141 sayılı Bakanlar Kurulu Kararından haberdar olduğunun kabulü gerekmekte olup, bu dilekçeye ilişkin davacı itirazı kabul edilse dahi, en geç vatansızlar için düzenlenen ikamet tezkeresi ve kimlik belgesinin tarihi olan 12/09/2008 tarihinde işlemden haberdar olduğunun kabulü zorunlu olup, bu tarihten itibaren dahi altmış günlük dava açma süresinin aşıldığı, bir yıldan daha fazla bir süre geçirildikten sonra 30/10/2009 tarihinde bakılan davanın açıldığı görülmektedir. Dolayısıyla dava konusu işlemin süre aşımı nedeniyle esasını inceleme olanağı bulunmamaktadır. Davacının maddi ve manevi tazminat ödenmesi istemine gelince 2577 sayılı Kanun'un 12. maddesinde, ilgililerin haklarını ihlal eden bir idari işlem dolayısıyla Danıştay'a ve idare ve vergi mahkemelerine doğrudan doğruya tam yargı davası veya iptal ve tam yargı davalarını birlikte açabilecekleri gibi, ilk önce iptal davası açarak bu davanın karara bağlanması üzerine, bu husustaki kararın veya kanun yollarına başvurulması halinde verilecek kararın tebliği veya bir işlemin icrası sebebiyle doğan zararlardan dolayı icra tarihinden itibaren dava süresi içinde tam yargı davası açabilecekleri; bu halde de ilgililerin 11. madde uyarınca idareye başvurma haklarının saklı olduğu hükmüne yer verilmiştir. Yukarıda alıntısı yapılan 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 12. maddesine göre idari işlemlerden dolayı hakları ihlal edilen ilgililer, isterlerse işlemin tesis ve tebliğiyle ya da işlemin icrası üzerine doğrudan doğruya, isterlerse açacakları iptal davası ile birlikte, isterlerse de iptal davasının sonuçlanması üzerine tam yargı davası açabileceklerdir. Bu madde kapsamında açılacak tam yargı davalarında süre, zararı doğuran idari işleme karşı iptal davası açabilme süresidir. Bakılan uyuşmazlıkta ise, maddi ve manevi tazminat isteminin dayanağı olan idari işlemin iptali istemiyle açılan iptal davasının süresinde olmadığı anlaşıldığından, tazminata hükmedilmesi isteminin de süre aşımı nedeniyle esasını inceleme olanağı bulunmamaktadır. Belirtilen nedenlerle davanın süre aşımı nedeniyle reddi gerektiği düşünülmektedir. Bununla birlikte; davanın 2009 yılında açıldığı dikkate alınarak, süre ve dilekçenin reddi hususu (dava dilekçesinde maddi zarar miktarı açıkça 150.000 TL olarak belirtilirken talep şimdilik 50.000 TL olarak belirtilmiş olup, idari yargı yerlerinde davanın açıldığı tarih itibariyle belli olan bir zararla ilgili olarak "şimdilik" ibaresi kullanılmak suretiyle eksik istemde bulunulması mümkün olmadığı gibi, maddi zarara esas bilgi ve belgelere dilekçe içeriği ve ekinde yer verilmemesi 2577 sayılı Yasa'nın 3. maddesi uyarınca dilekçenin reddi sebebi olduğundan) aşıldığı takdirde yeniden savcı düşüncesi alınmasına gerek duyulmaması ve bu sebeple bir gecikmeye mahal verilmemesi amacıyla uyuşmazlığın esası hakkında da değerlendirme yapma ihtiyacı duyulmuştur. Davacının vatandaşlıktan çıkarılmasına dayanak olan Mülga 403 sayılı "Türk Vatandaşlığı Kanunu"nun 25 inci maddesinin birinci fıkrasında Türk vatandaşlığını kaybettiklerine Bakanlar Kurulu tarafından karar verilebilecek olanlar belirtilmiş, fıkranın (ç) bendinde; "Yurt dışında bulunup da muvazzaf askerlik görevini yapmak veya Türkiye'de savaş ilanı üzerine, yurt dışında bulunup da, yurt savunmasına katılmak için yetkili kılınmış makamlar tarafından usulen yapılacak çağrıya mazeretsiz olarak üç ay içinde icabet etmiyenler"e yer verilirken, ikinci fıkrasında da; "(ç), (d) ve (e) bendlerine göre karar verilebilmesi için Milli Savunma Bakanlığının teklifi şarttır." hükmüne yer verilmiştir. Anılan Yasa'yı yürürlükten kaldıran 5901 sayılı "Türk Vatandaşlığı Kanunu"nun dava konusu başvurunun yapıldığı tarih itibariyle yürürlükte olan şekliyle "403 sayılı Kanuna göre Türk vatandaşlığını kaybedenler" başlıklı 43. maddesinin 1. fıkrasında ise; "Mülga 403 sayılı Türk Vatandaşlığı Kanununun 25 inci maddesinin (a), (ç), (d) ve (e) bentleri uyarınca Türk vatandaşlığını kaybetmiş olan kişiler başvurmaları halinde, millî güvenlik bakımından engel teşkil edecek bir hali bulunmamak kaydıyla, Türkiye'de ikamet etme şartı aranmaksızın Bakanlar Kurulu kararı ile yeniden Türk vatandaşlığına alınabilirler." şeklindeki düzenlemeye yer verilmiştir. 1111 sayılı "Askerlik Kanunu"nun 2. maddesinin son fıkrasında; "Cumhurbaşkanı kararıyla belirlenen esaslara göre; yurt dışında doğan ve ikamet edenler ile kanuni rüşt yaşına kadar yabancı bir ülkeye gitmiş olanlardan bulundukları ülke vatandaşlığını da kazanan Türk vatandaşları, talepleri hâlinde, durumlarına uyan ve bu Kanunun öngördüğü askerlik statülerinden biri içerisinde askerlik mükellefiyetlerini otuz sekiz yaşını tamamladıkları yılın sonuna kadar yerine getirebilirler veya tabiiyetinde bulundukları diğer ülkede askerlik yapmış olduklarını belgelemek kaydıyla mükellefiyetlerini yerine getirmiş sayılırlar. Bunların otuz sekiz yaş sonuna kadar askerlikleri ertelenmiş kabul edilir." hükmüne yer verilmiştir. Her ne kadar davacı tarafça 1111 sayılı Askerlik Kanunu'nun 2. maddesinin son fıkrası hükmü uyarınca 38 yaşına kadar askerliğini yapma hakkı varken dava konusu işlemin tesis edildiği ifade edilerek işlemin hukuka aykırı olduğu iddia olunmuş ise de; anılan fıkra hükmünün bulunduğu ülkenin vatandaşlığını kazananlar için geçerli olduğu, davacının ise Türk vatandaşlığı dışında bir başka ülke vatandaşlığının bulunmadığı, asker kaçağı statüsünde olduğu ve askerlik şubesinin bütün çabalarına rağmen kendisine ulaşılamadığı açık olup, dava konusu kararın alındığı tarih itibariyle yürürlükte olan 403 sayılı Yasa hükmü uyarınca Milli Savunma Bakanlığınca yapılan bildirim üzerine alınan dava konusu kararda hukuka ve mevzuata aykırılık bulunmadığı sonucuna varılmıştır. Öte yandan davacı tarafça dava konusu kararla vatansız bırakılma nedeniyle ağır mağduriyete uğradığı ifade edilmekteyse de, yukarıda yer verilen 5901 sayılı Yasa'nın 43/1 maddesi uyarınca davacının, her zaman vatandaşlığa alınma başvurusunda bulunma ve bu başvurunun reddi üzerine ret işlemine karşı dava açma imkanı bulunmakta olup, mağduriyetinin giderimine yönelik böyle bir başvuru yapıp yapmayacağı ise kendi takdirinde bulunmaktadır. Davacının maddi ve manevi tazminata hükmedilmesi yönündeki istemi ise dava konusu edilen işlemin hukuka uygun olduğu tespit edildiğinden yerinde görülmemiştir. Açıklanan nedenlerle, davanın öncelikle süre yönünden reddine, usül hükümlerinin aşılması halinde ise esas yönünden reddine karar verilmesi gerektiği, düşünülmektedir. TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay Onuncu Dairesince; Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 09/04/2018 tarih ve E:2016/3148, K:2018/1607 sayılı bozma kararı uyarınca ... İdare Mahkemesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı görev ret kararı ile Danıştay'a gönderilen ve Dairemiz esasına kaydedilen dosya incelendi. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 14. maddesi uyarınca hazırlanan Tetkik Hâkiminin raporu ve sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra gereği görüşüldü: MADDİ OLAY VE HUKUKİ SÜREÇ: 1958 yılında doğan davacı, Türk vatandaşı iken 1971 yılında Hollanda'nın Rotterdam kentine göç etmiştir. Nüfusa kayıtlı olduğu Adana ili, Ceyhan ilçesi Askerlik Şubesince asker kaçağı olarak işlem yapılmaktayken yurt dışında ikamet ettiğinin tespiti üzerine anılan askerlik şubesinin 28/03/1991 ve 28/06/1991 tarihli yazıları ile Rotterdam Başkonsolosluğuna durum bildirilerek davacının tespit edilen ikamet adresinde sıkı takibi sağlanarak bulunması hâlinde askere sevki yapılacağından yurda dönmesinin sağlanması talep edilmiştir. Bu yazılara, Başkonsolosluğun 17/07/1991 tarihli yazısı ile, davacının birkaç kez mektupla Başkonsolosluğa çağrılmasına rağmen kendisinden yanıt alınamadığı, adres değiştirmiş veya Hollanda'dan ayrılmış olmasının muhtemel olduğu, yerel makamların bu gibi durumlarda adres araştırılmasına yardımcı olmayı üstlenmediklerinden ve bu konudaki başvurulara olumsuz cevap verdiklerinden bahsedilerek, yükümlüye tebligat yapılamadığı yönünde bilgi verilmiştir. Millî Savunma Bakanlığının ... tarih ve ... sayılı yazısı ile mülga 403 sayılı Türk Vatandaşlığı Kanunu’nun 25. maddesinin 1. fıkrasının (ç) bendi uyarınca davacının Türk vatandaşlığının kaybettirilmesi işlemine tabi tutulması teklifi üzerine Bakanlar Kurulunun 06/05/1996 tarih ve 1996/8141 sayılı kararı ile davacının Türk vatandaşlığının kaybettirilmesine karar verilmiştir. Takip eden süreçte, davacı tarafından Adana Valiliğine verilen 28/09/2007 tarihli dilekçe ile yeniden Türk vatandaşlığına alınması istenilmiş; ancak hakkında yapılan tahkikat tamamlanmadan bu talebinden vazgeçmiş, son olarak 19/08/2009 tarihli ihtarname ile İçişleri Bakanlığına başvuruda bulunularak vatandaşlıktan çıkarılmaya ilişkin kararın iptal edilerek tarafına maddi ve manevi tazminat ödenmesi isteminde bulunulmuştur. İçişleri Bakanlığınca verilen ... tarih ve ... sayılı cevabi yazıda yukarıdaki süreçten bahsedilerek, yapılan iş ve işlemlerin mevzuata uygun olması nedeniyle başvuru hakkında tesis edilecek işlem bulunmadığı bildirilmiştir. Bunun üzerine, davacının Türk vatandaşlığının kaybettirilmesine ilişkin Bakanlar Kurulunun 06/05/1996 tarih ve 1996/8141 sayılı kararının iptali ile anılan karar nedeniyle uğranıldığı ileri sürülen zararlara karşılık 50.000,00 TL maddi ve 50.000,00 TL manevi olmak üzere toplam 100.000,00 TL tazminatın ödenmesine karar verilmesi istemiyle 30/10/2009 tarihinde kayda giren dilekçe ile bakılan dava açılmıştır. İNCELEME VE GEREKÇE: USÛL YÖNÜNDEN: İlgili Mevzuat: 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun "Dava açma süresi" başlıklı 7. maddesinin 1. fıkrasında, dava açma süresinin, özel kanunlarda ayrı süre gösterilmeyen hâllerde Danıştay'da altmış gün olduğu; 12. maddesinde, ilgililerin haklarını ihlal eden bir idari işlem dolayısıyla Danıştay'a ve idare ve vergi mahkemelerine doğrudan doğruya tam yargı davası veya iptal ve tam yargı davalarını birlikte açabilecekleri gibi ilk önce iptal davası açarak bu davanın karara bağlanması üzerine, bu husustaki kararın veya kanun yollarına başvurulması halinde verilecek kararın tebliği veya bir işlemin icrası sebebiyle doğan zararlardan dolayı icra tarihinden itibaren dava süresi içinde tam yargı davası açabileceği; 14. maddesinin 3. fıkrasının (e) bendinde, dava dilekçelerinin ilk inceleme esnasında süre aşımı yönünden inceleneceği; 15. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendinde, yasal süresi içerisinde açılmayan davaların reddine karar verileceği kurala bağlanmıştır. HUKUKİ DEĞERLENDİRME: Dava Konusu Bakanlar Kurulu Kararının İncelenmesi: Davacının, yeniden Türk vatandaşlığına alınması istemli dilekçesinin Adana Valiliğine sunulduğu 28/09/2007 tarihi itibarıyla Türk vatandaşlığının kaybettirilmesine ilişkin Bakanlar Kurulunun 06/05/1996 tarih ve 1996/8141 sayılı kararından haberdar olduğunun kabulü gerektiği, bu tarihten itibaren altmış günlük dava açma süresi uzunca bir süre geçirildikten sonra, 30/10/2009 tarihinde bakılan davanın açıldığı görülmektedir. Dolayısıyla dava konusu işlemin süre aşımı nedeniyle esasını inceleme olanağı bulunmamaktadır. Dava Konusu Maddi ve Manevi Tazminat İsteminin İncelenmesi: 2577 sayılı Kanun'un 12. maddesine göre ilgililerin haklarını ihlal eden bir idari işlem dolayısıyla Danıştay'a ve idare ve vergi mahkemelerine doğrudan doğruya tam yargı davası veya iptal ve tam yargı davalarını birlikte açabilecekleri gibi ilk önce iptal davası açarak bu davanın karara bağlanması üzerine, bu husustaki kararın veya kanun yollarına başvurulması halinde verilecek kararın tebliği veya bir işlemin icrası sebebiyle doğan zararlardan dolayı icra tarihinden itibaren dava süresi içinde tam yargı davası açabilmektedir. Bu madde kapsamında açılacak tam yargı davalarında süre, zararı doğuran idari işleme karşı iptal davası açılması gereken süredir. Bakılan uyuşmazlıkta ise, maddi ve manevi tazminat isteminin dayanağı olan idari işlemin iptali istemiyle açılan davanın süresinde olmadığı anlaşıldığından, tazminata karar verilmesi isteminin de süre aşımı nedeniyle esasının incelenmesi olanağı bulunmamaktadır. KARAR SONUCU: Açıklanan nedenlerle; 1. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 14. maddesinin 3. fıkrasının (e) bendi ve 15. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendi uyarınca süre aşımı nedeniyle DAVANIN REDDİNE, 2. Ayrıntısı aşağıda gösterilen ve davacı tarafından ödenen toplam ... TL yargılama giderinin davacının üzerinde bırakılmasına, yine aşağıda ayrıntısı gösterilen ve davalı İçişleri Bakanlığı tarafından ödenen toplam ... TL yargılama giderinin davacıdan alınarak anılan idareye verilmesine, 3. Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca ... TL vekâlet ücretinin davacıdan alınarak davalı idarelere verilmesine, 4. Davacı tarafından yatırılan ... TL nispi harçtan 492 sayılı Harçlar Kanun uyarınca ... TL maktu harç düşürüldükten sonra kalan ... TL harç ile posta gideri avansından artan tutarın kararın kesinleşmesinden sonra davacıya iadesine, 5. Bu kararın tebliğ tarihini izleyen 30 (otuz) gün içerisinde Danıştay İdari Dava Daireleri Kuruluna temyiz yolu açık olmak üzere, 21/06/2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.