İlk Derece Mahkemesi · Bursa 2. Asliye Ticaret Mahkemesi

Bursa 2. Asliye Ticaret Mahkemesi 2017/1474 E. 2018/1114 K.

Mahkeme
İlk Derece Mahkemesi
Daire
Bursa 2. Asliye Ticaret Mahkemesi
Esas No
2017/1474
Karar No
2018/1114
Karar Tarihi

TÜRK MİLLETİ ADINA T.C. BURSA 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ GEREKÇELİ KARAR ESAS NO : 2017 KARAR NO : 2018 HAKİM : ... ... KATİP : ... ... DAVACI : ... VEKİLİ : Av. .. DAVALI : ... - ... VEKİLİ : Av. ... DAVA : Elatmanın Önlenmesi (Muarazanın Önlenmesi) DAVA TARİHİ : 15/08/2008 KARAR TARİHİ : 18/09/2018 KARAR YAZIM TARİHİ : 12/10/2018 Mahkememizde görülmekte bulunan Elatmanın Önlenmesi (Muarazanın Önlenmesi) davasının yapılan açık yargılamasının sonunda, İSTEM : Davacı vekili vermiş olduğu dava dilekçesi ile; davacı şirketin Türkiye Cumhuriyeti davalı şirketin ise Almanya Cumhuriyeti uyruklu şirketler olduğunu, davacı şirket ile davalı şirket arasında 15/01/2003 tarihli Tek Üretici ve Satıcılık Sözleşmesi, 11/05/2004 tarihli Tek Üretici ve Satıcılık sözleşmesi ek protokolünün yapıldığını, bu sözleşme ve ek protokolde cezai şarta ilişkin hükümlerin de mevcut olduğunu, her iki sözleşmeyi davalı adına Noter ... tarafından 06/05/2002 tarihinde Köln'de düzenlenen 'Resmi Belge' adı yazılı 26 Temmuz 1945 doğumlu Bay ...'ın imzaladığını, bu kimsenin BGM madde 181'e göre temsile yetkili şahıs olduğunu, davalı şirket yetkilisi tarafından davacı şirkete gönderilen Beşiktaş 6 noterliğince onaylı 8 Temmuz 2008 tarih ... yevmiye nolu ve 12 Ağustos 2008 tarih ... yevmiye nolu ihtarnamede sözleşme ve protokolün temsil yetkisinin açılması ya da Türkçe ve Almanca versiyonları arasında esaslı nitelikte farklılıklar bulunması nedeniyle bunlara icazet verilmediğinden geçerli olmadığının belirtildiğini bu sebeple cezai şartlara ilişkin hükümlerde içeren sözleşme ve ek protokolün geçerliliğinin tespiti ile muraazının giderilmesi için mevcut davayı açtıklarını sözleşmede Almanca ve Türkçe versiyonlar arasında esaslı farklılıklar bulunduğunu ileri sürülmesi halinde Türkçe metin geçerli olacağına dair protokolün geçerliliğinin tespiti ile murazaanın giderilmesini talep etmiştir. CEVAP: Davalı vekili vermiş olduğu cevap dilekçesinde, davalı şirketin Almanya’da kurulu bir şirket olduğunu ve davacı şirketin % 40 oranında hisseleri olduğu, ayrıca iştigal olarak otomotiv yan ürünleri sektöründe menşeyi Almanya’da ve Avrupa ülkelerinde maruf olan bir firma olduğunu, üretimini ve satışını yaptığı, otobüs ve tramvay yolcu koltuklarını Türkiye ile sınırlandırılmış bir coğrafya dahilinde üretilmesi dağıtılması ve satışı işini yapmak üzere davalı şirket ile çerçeve bir sözleşme yaptığını, bu sözleşme devam ederken davalı şirket temsilcisi olan Bay ...’ın bir temsilciden beklenilmeyecek güven ve sarsıcı eylemlerin ortaya çıktığı 28/01/2008 tarihinde davalı şirketin vakıf olmadığı, davalı şirket namına yapılmış bir ek protokolün davalı şirkete sunulduğunu, ek protokolün sözde 15/11/2004 tarihinde yapılmış olan sözleşmeye ekli olarak yapıldığını, ve içerisinde davalı yönünde çok ağır yükümlülükler içerdiğini, bu protokolün davalının bilgisi, onayı dışında temsilcinin temsil ve ilzam yetkisi aşılarak yapıldığı için bu sözleşmenin davalı yönünden geçerliliğini kabul edilemeyeceğini dolaysıyla davalı tarafından ihtarname ile davacı şirkete bunun bildirildiğini, tüm bu yaşanılanlardan dolayı önce düzenlenmiş olan esas sözleşmenin de mercek altına alınarak incelendiğini, bunun sonucunda Türkçe ve Almanca sözleşme metinleri arasında esaslı farklılıklar olduğunun görüldüğünü, son derece farklı ağır hükümler içeren Türkçe metnin davalının ticari mahvına sebebiyet vereceğinin anlaşıldığını, oysa ki davalının sadece Almanca sözleşme metnini esas alarak hareket ettiğini, bu sebeple davacı şirket yönetim kurulu başkan ve üyeleri ile tekrar sözleşmenin yorumlanması için irtibata geçtiğini, ancak davacı şirket tarafından bu taleplerinin kabul görmediğini, bunun üzerine hata ile imzalanmış olan Türkçe metnin ve ekinin davalı yönünden bağlayıcı olmadığını, davacı yana ihtar edildiğini, ancak davacı tarafından kabul edilmeyerek mevcut davanın açıldığını, ek protokolü imza eden Bay ...’ın temsil yetkisinin sadece mutat işlerin yürütmesi ile sınırlı olduğunu, ancak Bay ...’ın şirketi temsil ve ilzan yetkisini aşarak davacı ile ek protokolü imzaladığı ve temsil yetkisini aştığı protokol ile ilgili olarak davalıyı hiçbir zaman bilgilendirmediğini, 28/01/2008 tarihinde ise davalı Türkçe metni incelediğinde ek protokolde başta olmak üzere her ihlal vukunda 5.000.000 Euro cezai şart ödemek zorunda kalacağı yükümlülükler içerdiğini oysaki BK 32.maddesine göre davalı sözleşmeye icazet vermediğini, iadeli taahhütlü bir mektup ile davacıya bildirdiği, ancak davacı tarafından 26/06/2008 tarihli dilekçe ile davacı şirketten talepte bulunduğu, davalının icazet vermediği bu protokole davacının dayanmakta ısrar etmesini kabul edilemez olduğunu ve davanın bu yönü ile reddi gerektiği, Türkçe metin ile Almanca metin incelendiğinde; Sözleşmenin nevinde faaliyet alanını belirlemede cezai müeyyidenin tespit ve nispetinde sözleşmenin icrasında sözleşme mali edimleri, yükümlülüklerin tayininde taahütlerde ve sözleşme konusu satış fiyatı ve hesaplanma şeklinde esaslı farklılıklar olduğunu, buna göre; sözleşmenin Almanca metninin ikinci maddesinde üretim dağıtım ve satışı yapılacak ürünler otobüs ve tren kolTukları ile sınırlandırılmış iken Türkçe metinde bunlara ek olarak minibüs koltuklarının da yazılı olduğu, faaliyet alanı olarak Almanya ve diğer batı Avrupa ülkeleri yazılı iken Türkçe metinde Almanya ve tüm Avrupa ülkelerinin yazılı olduğu; Sözleşmenin 4/2 maddesinde düzenlenen iadei yükümlüğünde Almanca metinde cezai müeyyide olarak tek seferde ihtar ve altı haftalık mehile rağmen eylem devam ediyorsa, 5.000.000 Euro cezai şart belirlenmesi gerekirken Türkçe metinde müeyyide 5.000.000 Euro cezai şart herhangi bir ihtar ve süreye bağlı olmaksızın ihtarı takip eden altıncı haftanın sonunda ödeneceğinin yazılı olduğu, bunun yanında Türkçe metinde ihlale teşebbüsün dahi cezai müeyyideye bağlı olduğu, Sözleşmenin 5/1 maddesinde davalı şirketin yükümlüğü belirlenirken Almanca metinde tek seferlik ihtara altı haftalık süreye rağmen durumun devamı halinde muacceliyet kespedecek ve 5.000.000 Euro tutarında cezai şartın ödenmesinin talep edilebileceği belirlenmiş iken Türkçe metinde ihtara gerek olmadığı gibi altı haftalık düzeltme süresinde verilmemiş olduğunun görüldüğünü, Sözleşmenin 5/7 fırkasında da Almanca metinde halihazır sözleşmenin sona erdirilmesi ya derhal ya da sürelerin dolması üzerine feshedilebilmesine imkan tanırken Türkçe metinde kayıtsız şartsız ve derhal feshedileceğinin hüküm altına alındığını, bunun ihlali durumunda ise Almanca metinde tek seferlik ihtar ve altı haftalık ihbarın üzerine ödemeyi kabul ederken Türkçe metinde 5.000.000 Euro cezai şartın şirketin ihbarını takiben altı hafta sonunda davalı şirket tarafından kayıtsız şartsız defaten ödeneceğinin kabul edildiğinin yazılı olduğu, Sözleşmenin 5/9 maddesinde Almanca metninde Almanya ve diğer batı Avrupa ülkelerindeki tesislerde üretilen otobüs tren ve yolcu koltuklarının dağıtımında ihlal durumunda cezai şart olarak tek seferlik ihtar ve altı haftalık mehile rağmen durumun devamı halinde muacceliyet kespetmesiyle 5.000.000 Euro tutarındaki cezai şartın ödenmesini davacı şirket talep etme hakkına sahip olabilecek iken Türkçe metinde davacı şirketin dağıtım hakkına sahip olduğu bölgeyi Almanya ve tüm Avrupa ülkeleri olarak genişletirken ürünlere minibüs koltuklarında eklenmiş ve yine diğer tüm müeyyidelerde olduğu gibi muacceliyet konusunda ihbar ve altı haftalık süreyi yeterli görmüş ve teşebbüsün dahi cezalandırılacağına hükmetmiştir, sözleşmenin altıncı maddesinde ise davacı şirkete yükümlülükler yüklendiği nedense bu maddenin Almanca ve Türkçe metinleri arasında bir farklılık görülmediğini, Sözleşmenin 8.maddesinin Almanca metninde yerleştirme programının içeriği ürünler konusunda davalı şirket ile anlaşmaya varılması gerektiği belirtildiği halde Türkçe metinde davalı şirkete danışılmadan belirlenmekte ve sözleşme konusu ürünlerin tamamını kapsadığını görüldüğü belirtilmiştir, yine bu maddenin 3. fıkrasının son cümlesindeki metin almanca metinde yer almakta iken Türkçe metinde hiç yer almadığının görüldüğü, sözleşmenin 9.maddesinde ise Türkçe ve Almanca metinler arası tercüman farklılıklarının yanı sıra eksik paragrafların bulunduğunu, maddenin 1.fıkrasında Almanca metinde ve davacı şirketin ürünlerde kendi yaptığı değişikliklerden dolayı sınırsız olarak sorumlu olacağı belirtilmiş ise de; bu düzenleme Türkçe metinde yer almadığının görüldüğü belirtilmiştir. Yine Almanca metinde şirketin üründe değişiklik yapma yükümlüğü ürünü genelleştirme ve rasyonelleştirme programı çerçevesinde gerçekleşeceği halde bu sınırlamanın Türçe metinde olmadığı yine Almanca metinde davalı şirketin üründe yaptığı değişiklikte davacı şirkete münasip bir zaman önce haber vereceği ifade edildiği halde Türkçe metinde bu değişikliklerin uygulanmaya başlanmadan en az üç ay evvel davacı şirkete bildirilmesi gerektiğinin düzenlendiği, yine üründen ayniyetini sağlamak amacıyla davalı şirketçe bu ürünlerde yapılacak değişiklikler konusu da Almanca metinde serbestye yer verilmemişken Türkçe metinde değişiklikleri uygulayıp serbest kılındığının belirlendiği; Sözleşmenin 10.maddesinin Almanca metninde ise; kalite kontrolleri hususunda masrafları kendilerine ait olmak üzere, davacı şirketçe yapılacağı davalı şirketin tek ediminin ise davacıya gerekli yardımı yapmak bilgi ve verileri sağlamaktan ibaret iken Türkçe metinde masrafların davalı şirkete ait olacağının belirtilmiş olduğunun, ayrıca davalı şirketin kalite kontrolü sırasında idare ve eğitimi ile tedarik etmekle yükümlü olduğu belirtilmiş ise de; Almanca metinde sadece davacı şirketin kalite kontrolünün eğitimi için gerekli olan verilerin ve belgelerin muhatap şirkete vereceğinin belirlendiği; Sözleşmenin 11. maddesinde ise Türkçe metinde Almanca metinde geçmeyen bütün bir paragrafın yer aldığını, buna göre; teknik talimatlar dokümanlar ve bunlar kaynaklarını, tedarikçilerin adreslerini ve satın alma fiyatlarını sağlama yükümlülüğü sözleşmenin Almanca metninde karşılıklı bir yükümlülük olarak tanımlanmasına rağmen Türkçe metinde sadece davalı için bir yükümlülük olarak bulunduğunu, ayrıca Almanca metinde davalının yükümlülüğü artık üretilmeyen ürünler ile ilgili gerekli dokümanları ve gerekirse bunların üretimi için gerekli aletleri davacıya sunmaktan ibaretken Türkçe metinde davalının davacıya sözleşme kapsamında sunulan tüm ürünleri hatta bunların yedek parçalarını bileşenlerini,vs.enaz 10 yıllık süre ile bulundurmakla yükümlü olduğu, daha da önemlisi Türkçe sözleşme metninde edimlerini yerine getirmeyen davalıya yönelik bir müeyyide uygulancağı hüküm altına alınacak iken Almanca metinde davalı için herhangi bir müeyyidenin yer almadığını, ayrıca siparişlere cevap verme süresi ile ilgili olarak Almanca metinde 5 iş günü olarak ifade edilen süre Türkçe metinde 5 gün olarak düzenlendiğini; Sözleşmenin 12.maddesinde ise; Türkçe metnin 12.maddesinde yer alan 2,3,4 ve 5.fıkraları Almanca metinde mevcut olmadığı, buna göre Almanca metinde davacı şirketin kontrol edip ve onaylamakla yükümlü olduğunu düşündüğü ürünler kendi ürettiği ürünler olduğu halde Türkçe metinde kontrol ve onaylamakla yükümlü olduğu ürünler kendisi tarafından tedarik edecek ürünlerin tamamını davalı şirket Almanca metinde teslim edilecek ürünlerin büyük ölçüde ayıpsız olacağının taahhüt ettiği halde, Türkçe metinde ürünlerin her türlü hata ve zarardan ari olması şeklinde bir ifadenin yer aldığını; Sözleşmenin 16.maddesinde Türkçe metinde davalının ürünlerin hatadan arî olarak teslim edeceğine dair bir taahhüt yer alırken Almanca metinde sadece büyük ölçüde hatasız teslim edileceği yönünde yazılı olduğu, servis hizmetlerinin Almanca metninde davalı tarafından talep üzerine sağlanacağı yazılı iken Türkçe metinde herhangi bir talep olup olmamasına bakılmaksızın davalı şirketçe yerine getirileceğinin yazılı olduğu, Sözleşmenin 14.maddesinde ise gecikilen teslimatlar ile ilgili cezai müeyyide sadece Türkçe metinde yer almış, Almanca metinde ise bu tür bir düzenlemeye hiç yer verilmediğini, ayrıca Almanca metinde eğitim için davalı şirkete karşılıklı anlaşma üzerine gönderilecek olan çalışanlarının masraflarını ... A.Ş tarafından üstleneceği belirtilmiş ise de; aynı düzenlemenin Türkçe metinde yer almadığı fiyatların hesaplanması konusunda ise; Almanca metinde şirket için fiyat listesinde atıfta bulunduğu halde Türçe metinde bu listeden hiç bahsedilmediğini; Sözleşmenin 15/4 maddesinde ise; Türkçe metinde dava ve yöneltilen taleplere karşı dava açma ve yürütme yetkisi davacının, masraf ise davalıya ait olduğu, Almanca metinde ise bu yetki davalı şirkete ait iken savunma yetkisi davacıya bırakıldığını, Sözleşmenin 19.maddesinin son cümlesinde ise Türkçe metin hem Türkiye’yi hemde Almanya'yı zikrettiği halde Almanca metinde sadece Türkiye’den söz edilmekte olduğunu; Sözleşmenin 23,24 ve 25.maddelerinde ise; Almanca metinde 23.maddede sözleşmenin feshi ve süresi Türkçe metinde ise; 23.maddede ihtilafların halli ve yetkili mahkeme ile ilgili bir düzenlenmenin yer aldığını, aynı düzenlemenin Almanca metinde 24.maddenin konusunu oluşturduğu, sözleşmenin süresi ve feshi başlıklı maddenin ise Türkçe metinde hiç yer almadığı, sonuç itibariyle Türkçe metin 24 maddeden oluştuğu halde Almanca metnin 25 maddeden oluştuğu; Sözleşme konusu ürünlerin satışı ve hesaplanması şeklinde de hatalar olduğunu, listelenmiş kalemler bakımında dan Türkçe ve Almanca metinde esaslı nitelikte farklılıklar olduğunu, Türkçe metinde malzeme ve genel giderlerin %1 olarak hesaplanacağı ifade edilmiş ise de; Almanca metinden herhangi bir yüzdenin belirtilmemiş olduğu, Türkçe metinde işçilik gideri olarak belirtilen kalem Almanca metinde üretim birim gideri olarak adlandırıldığını, Türkçe metinde satış giderinin % 3 olarak hesaplanacağı belirtilmiş ancak Almanca metinde; bu kalem dağıtım gideri olarak tanımlanmış ve herhangi bir yüzdenin verilmediği, yine Türkçe metinde üretim giderini %3 olarak hesaplanacağının düzenlenmiş olmasına rağmen Almanca metinde herhangi bir yüzdenin yer almadığı belirtilerek sözde ek protokol ile sözleşmenin Türkçe metnin kabulü tacir olan davalı açısında hayatın olağan akışına aykırı olacağı, davacının gerek şirket paydaşlık ilişkisini, gerek sözleşme ilişkisini haksız talep ve suiniyetli iddialar ile çekilmez hale getirmek amacında olduğunu, sözleşme ihlallerini devamlılık haline getiren davacının muarazanın giderilmesi talebinde bulunmasının dürüstülük kurallarına aykırı olduğunu, bütün bunlar ile birlikte sözleşmenin Türkçe ve Almanca metinler arasında olabilecek ihtilaflarda Türkçe metnin esas alınacağını düzenleyen 24.maddenin dava konusu olayda tatbikinin mümkün olmadığını, ancak ve ancak her iki sözleşmenin aynı olup yorumda farklılık olması durumunda uygulanabileceğini belirterek davanın reddini talep etmiştir. KANITLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ VE HUKUKİ NİTELENDİRME: Davacı şirket Türkiye Cumhuriyeti yasalarına göre kurulmuş bir Türk şirketidir. Davalı şirket ise Almanya yasalarına göre kurulmuş bir Alman şirketidir. Davalı şirket davacı şirketin % 40 oranında hissedarıdır. Davalı şirketin hissedarı olan, Bay... , davalı şirketin 16/01/2009 tarihli ortaklar kurulu toplantısından alınan karar ile ihraç edilmiştir. Sonuç itibari ile bayan ... davalı şirketin % 100 oranında tek hissedarı olmuştur. Davacı şirket ile davalı şirket arasında 15/01/2003 tarihli Tek Üretici ve Tek Satıcılık sözleşmesi imzalanmıştır. Yine taraflar arasında 11/05/2004 tarihli Tek Üretici ve Tek Satıcılık Sözleşmesi ek protokolü düzenlenmiştir. Bütün bunların yanında ayrıca 06/11/2002 tarihli Lisans Sözleşmesi ve 06/11/2002 tarihli Ticari Marka Kullanıcı Sözleşmesi imzalanmıştır. Bu sözleşmeleri davalı şirket adına... Zimmermann imzalamıştır. Davalı şirket tarafından Köln Almanya Noteri ... tarafından düzenlenen 06/05/2002 tarihli olan Alman Ticaret Kanunun 54.maddesi uyarınca genel vekaletname verilmiştir. Sözleşmeler bu vekaletnameler gereğince imzalanmıştır. İmzalanan sözleşmelerden Almanca ve Türkçe olmak üzere iki nüsha düzenlenmiştir. Yalnız sözleşmelerde (Tek Üretici ve Tek Satıcılık Sözleşmesinin Türkiye metninde 23 ve 24.madde, Almanca metinde 25.madde, Ek protokolün son paragrafında, Lisans Sözleşmesinin 10 ve 11. maddelerinde ve Ticari Marka kullanıcı sözleşmelerinin 9 ve 10.maddelerinde ihtilaf halinde Türk hukukunun uygulanacağı anlaşmazlık halinde Türkçe metinin esas alınacağı belirtilmiştir. Davalı şirket tarafından davacı şirkete Beşiktaş 6.Noterliğden 08/07/2008 tarih, ... yevmiye nolu ihtarname gönderilmiştir. Bu ihtarnamede genel vekaletname vermiş oldukları Bay ... tarafından 28/01/2008 tarihinde varlığından haberdar olmadıkları Tek Üretici ve Satıcılık Sözleşmesinin eki olan protokol sunulduğunu, Türk Borçlar Kanunu'nun 38.maddesine göre kabul etmediklerini Bay...'a verdikleri vekaletin mutat işlerin yapılması için bir genel vekaletname olduğunu, vekilin vekalet yetkisini aşarak protokolü imzaladığı, böyle bir konuda şirketi temsil ve ilzam yetkisinin olmadığını, bu protokolün 8.maddesinin 4 ve 5.paragrafına dayanılarak davacı şirket tarafından takipte bulunulduğunu, protokol ile bağlı olmadıklarını bu sebeple muhataplarının da davalı şirket olmadığını bildirmiştir. Davacı şirket ise Bursa 10.Noterliğinden düzenlenmiş olduğu 23/07/2008 tarih, 029702 yevmiye nolu cevabi ihtarname ile protokolün geçerli olduğunu davalı şirkete bildirmiştir. Davalı şirket yine Beşiktaş 6.noterliğinden gönderdiği 12/08/2008 tarih ... yevmiye nolu ihtarname ile 15/01/2003 tarihli Tek Üretici ve Satıcılık Sözleşmesinin Türkçe ve Almanca versiyonları arasında esaslı nitelikte farklılıklar bulunması nedeniyle sözleşmenin belirli maddelerinin davalı şirket tarafından kabul edilmediği, sözleşmenin bu maddelerinin Türk Borçlar Kanununun 23 ve 27.maddelerine göre hükümsüz olduğu belirtilerek, sözleşmenin 2,412,5/1,5/7,5/9 8,9,10,11,12,14,15/4,16/1-4-5,19,23,24,25 ve 2 sayılı eki yönünden her iki metin arasında farklılıklar olduğu belirtilmiştir. Davalı şirket 15 Ağustos 2008 tarih 36879 yevmiye nolu ihtarname ile Bay ...'ın bütün vekaletnamelerden azledildiği davacı şirkete bildirmiştir. Davacı şirketin 10/11/2008 tarihli yazısı, davalı şirketin 19/11/2008 tarih 13312 yevmiye nolu cevabi yazısı ile taraflar arasında 'IDED' model yolcu koltuğunun davacı şirket tarafından üretip üretilmediği hususunda yazışmalar yapmıştır. Davalı şirket taraflar arasında anlaşma olmadığı için davacı şirketin üretmeyeceğini, davacı şirket ise Tek Üretici ve Satıcılık sözleşmesine göre davalı şirketten onay almasına gerek olmadığını bildirmiştir. Bu ihtarnamelere benzer şekilde taraflar birbirine bir çok ihtarnameler göndermiştir. Bütün bu açıklamalar ışığında; Davacı, taraflar arasında akdedilen 15/01/2003 tarihli Tek Üretici ve Satıcılık sözleşme hükümlerine göre Türkçe metnin geçerli olduğu belirtilmesine rağmen davalı tarafından Tek Üretici ve Satıcılık sözleşmesinin Almanca metninin geçerli olduğu, ek protokolün ise geçerli olmadığı yönünde muaraza çıkarıldığını belirterek muarazanın giderilmesi ile 15/01/2003 tarihli Tek Üretici ve Satıcılık sözleşmesi ve 11/05/2004 tarihli eki protokolün Türkçe metninin geçerli olduğunun tespiti talep edilmiştir. Davalı ise taraflar arasında 15/01/2003 tarihli Tek Üretici ve Satıcılık sözleşmesinin düzenlendiğini, ancak daha sonra bu sözleşmenin Almanca metni ile Türkçe metin arasında esaslı farlılıkların olduğunun görüldüğünü, Türkçe metindeki farklılıkların davalı şirket aleyhine olduğu bu sebeple davalı şirketin iki metinin aynı olduğunu zannederek hataya düştüğünü, esaslı hata nedeniyle bu farklılıkların davalı şirket yönünden geçerli olmayacağını, her ne kadar sözleşmede anlaşmazlık halinde Türkçe metnin geçerli olacağı yazılı ise de; bunun her iki metnin aynı olduğunda sadece yorum farklılıkları durumunda uygulanacağını, mevcut durumda uygulanamayacağını, ek protokolden ise haberleri olmadığını, daha sonra haberleri olduğunu ek protokolünde davalı şirket aleyhine düzenlenmiş olduğunu, bu protokolü imzalayan Bay ...'ın şirketi temsile ve ilzama yetkili olmadığını Bay...'a verilen vekaletin Almanya Ticaret Kanunun 54.maddesi hükümlerine göre verildiğini, bu vekaletin sadece vekile şirketin mutat işlerini görme yetkisini verdiğini belirterek ek protokolün davalı şirket yönünden geçersiz olduğunu ileri sürmüştür. Taraflar arasındaki dava, olumlu tespit davası gibi görülse de, davalı tarafından Tek Üretici ve Satıcılık sözleşmesinin varlığı kabul edilerek sadece Almanca metnin geçerli olduğu ileri sürüldüğünden ve taraflar arasında bu hususta muaraza çıkığından davaya muarazanın giderilmesi davası olarak bakılmıştır. Tarafların göstermiş olduğu tanıklar dinlenmiştir. Dinlenen davacı tanığı Diethelm Günter Max... davalı şirketin ortağı olduğunu, şirketi temsil edebilmesi için 2002 yılında kendisine vekaletname verildiğini, davacı şirket ile sözleşme imzalarken her iki metnin de incelendiğini genel olarak bir farklılık görmediğini, her iki metnini de Almanya'ya götürerek diğer ortaklara gösterdiğini ancak Türkçe metnin inceleme gereği duymadıklarını, davalı şirketin tesliminden gecikmeler olunca davacı şirketin ek protokol yapılması talebinin gündeme geldiğini, kendisinin de bunu bayan Jutta ve diğerlerine ilettiğini ve onların haberdar olması üzerine ek protokolün imzalandığını, şirkette imza atmaya tek yetkili olduğunu, buna benzer sözleşmeleri İspanya ve İtalya'da da imzalandığını belirtmiştir. Davalı tanığı ... ise beyanında; davalı şirketin % 86 oranında ortağı olduğunu, 2003 yılında davacı şirket ile sözleşme yapıldığından haberi olduğunu, bu sözleşme yapılırken Bay Helwep, Bay Brelmair ve Bay...'ın görüşme yaptıklarını, bu şahıslara güvendiği çin sözleşmeleri inceleme gereği duymadığını, ancak ek protokolden haberi olmadığını, Bay...'ın bu tür sözleşmeler yapmaya yetkisi olduğunu ancak bu sözleşmeden kendisini haberdar etmediğini belirtmiştir. Davalı tanığı Sürgen Brelmair ise beyanında; 2003 yılında yapılan sözleşme görüşmelerinde bulunduğunu, ihtilaf halinde Türkçe metnin geçerli olacağı hususunda haberleri olduğunu, ancak Türkçe metni inceleme gereği duymadıklarını, bu tür sözleşmeleri Bay...'ın imzaladığını, ona güvendikleri için Türkçe metni incelemediklerini, ek protokolden haberi olmadığını, Türkçe metni incelememelerinin kendi ihmalkarlıkları olduğunu belirtmiştir. Buna göre; ilk ihtilaf olarak Türkçe metin ile Almanca metin arasındaki farklılıklar yönünden Almanca metinni geçerli olup olmayacağı hususunun incelenmesinde; Sözleşmenin Almanca ve Türkçe metininde ihtilaf halinde Türkçe metnin geçerli olacağı yazıldır. Bu hususun ayrıca sözleşme yapılırken davalı tarafın bilgisi dahilinde olduğu tanık beyanlarından anlaşılmaktadır. Davalı taraf sözleşmenin Türkçe metnini incelemediklerini belirtmişlerdir. Çok büyük miktarlarda ciro yapan bir şirketin sözleşme yapılırken neye imza attığını, nasıl bir yükümlülük altına girdiğini bilmesi gerekir. TTK'nın 20.maddesine göre basiretli bir tacirin bu şekilde davranmaması gerekir. Davalı tanığının belirttiği gibi bu davalı tarafın ihmalkarlığıdır. Bundan dolayı davacı tarafa herhangi bir kusur yüklenemez. İhtilaf halinde Türkçe metnin geçerli olacağının yazılması ile asıl sözlemenin Türkçe metin olduğu, Almanca metnin ise bu sözleşmenin bir çevirisi olduğunu kabul etmek gerekir. Çevirenin eksik veya hatalı yapılması davacı tarafa yüklenemez. Davalı kendinde olan Türkçe metni hemen tercüme ettirerek yorumlaya bilirdi. Günümüz teknolojisi de bu iki saat içerisinde olabileceği gibi en fazla bir günden tamamlanabilirdi. Bu eksiklik davalının kendi kusurudur. Hiç kimse kendi kusuruna dayanarak hak iddia edemez. Davalı sözleme metinleri arasında olan farklılığın esaslı hata olduğunu bunun sonucunda da farlı hükümlerin davalıyı bağlamayacağını ileri sürmüştür. Hata, Türk Borçlar Kanununda; 23.maddede düzenlenmiştir. "Akit yaparken esaslı bir hataya duçar olan taraf o akit ile ilzam olunmaz." (BK md.23.) Hatanın da esaslı olması gerekir, aksi takdirde sözleşme ile bağlanılmış olur. Hata; bir kimse sözleşme yaparken sözleşmeyi yapmasına etkili olabilecek olan bir olayı veya bir durum hakkında ya eksik ya da yanlış bir fikir sahibi bulunuyorsa hataya düşmüş demektir. Esaslı hata BK:24.maddesinde sınırlayıcı olmayacak şekilde sayılmıştır. Bunlardan saik hatası esaslı hata kabul edilmemiştir. Ancak bu da kesin nitelikte değildir. Saikte hata temel hatası niteliğinde olduğu takdirde saik hatası da esaslı sayılmaktadır. Saikte hatanın esaslı sayılabilmesi için; a) Durumun varlığında hataya düşen taraf sözleşme yapılırken gerçeği bilmiş olsaydı bu sözleşmeyi yapmayacak olacağı; b) sözleşme yapılırken karşı tarafçada bilinip ve bilinmediği varsayılabilmeli, c) Hata edence mevcut sanılan fiili durumun onun bakımından zorunlu bir şart gibi telakki edilmesi iş hayatındaki dürüstlük kuralına uygun düşmelidir. Esaslı hataya düşenin, sözleşmede sorumlu olmaması için; dürüstlük kuralına uygun hareket etmeli, sözleşmeden cayılması sebebiyle en azından karşı tarafın menfi zararlarının karşılanması gerekir. Ayrıca hatanın öğrenildiği tarihten itibaren 1 yıl içerisinde karşı tarafa bildirilerek sözleşme ile bağlı olunmadığı belirtilmelidir. Bu kıstaslara göre; mevcut davayı açıkladığımızda; davalının iki metin arasında bulunduğunu belirttiği farklılıklar sözleşmenin olmaz ise olmaz maddeleri değildir. Farklılıklar çoğu cezai şartın ne zaman oluşacağı ve ödeme tarihi ile ilgilidir. Sözleşmelerde asıl amaç edimlerin zamanında ve tam olarak yerine getirilmesidir. Sözleşmeye taraf olanlar iyiniyetli olarak bu amacı sahiplenmelidirler. Bu amacın gerçekleşmesi için tedbir olarak konulan cezai şartlar sözleşmenin ana unsurunu oluşturmaz, aksine istisnai durumları düzenler. Cezai şartın miktarı hususunda iki metin arasında fark yoktur. Bu sebeple diğer farklılıklar ile birlikte, cezai şartı düzenleyen maddeler arasındaki farklılıklar sözleşmenin esaslı unsurları değildir. Bu husus kabul edilmezse; ileri sürülen farklılıkların davacı tarafından sözleşmenin esaslı unsuru olduğu, davalı yanca bilinseydi, sözleşme yapılmaz idi, kıstasını da karşılamaktadır. Davalı bu yönde bir ispatta bulunmamıştır. Bütün bunlar haricinde davalı sözleşmeden vazgeçmemiştir. Sadece Almanca metnin geçerli sayılmasını ileri sürmektedir. Bu durumda şu soru ile karşılaşılacaktır. Hukuk, davalının iradesini, davacının iradesine neden üstün sayacaktır? Yani sözleşme hem geçerli olacak, hem de sözleşmedeki maddeye rağmen anlaşmazlıkta Almanca metne üstünlük sağlanacaktır? Bütün bunların yanında hatanın öğrenildikten sonra 1 yıl içerisinde karşı tarafa bildirilmesi gerekir. Sözleşmenin Türkçe metni imzalandıktan sonra karşı tarafa verilmiştir. Davalı taraf, basiretli tacir gibi davranarak Türkçe metni tercüme ettirerek kontrol ettirse idi farklılığı anlayacak ve hatadan dönecek idi. Ama ihmalkarlık yaparak ve kendi çalışanlarına güvenerek bu yola gitmemiştir. Ancak sözlemenin üzerinden 5 yıl geçtikten sonra Türkçe metni incelemiştir. Biz göre 1 yıllık süre Türkçe metnin davalı tarafa teslimi ile başlaması gerekir. Buna göre, bir yıllık süre de geçmiştir. Bütün bunların yanında tanık ......'ın beyanına göre de Türkçe metnin incelendiği, küçük nüanslar haricinde farklılıklar olmadığı ve içeriğinin bilindiği belirtilmiştir. Bu beyana göre herhangi bir hatanın olmadığı anlaşılmıştır. Sözleşmenin Almanca metni mahkememizce tercüme ettirilmiştir. İncelenmesinde; davalının iddia ettiği farklılıkların hepsinin olmadığı görülmüştür. Davalı bu tercümeye itiraz ederek kendileri tarafından yaptırılmış tercümeyi sunarak mahkememizin yaptırmış olduğu tercümenin hatalı olduğunu ileri sürmüştür. Yukarıda anlatıldığı gibi davalının ileri sürdüğü farklılıkların olduğu kabul edilse bile sözleşmenin yapımında bir hata yoktur ve açıklama süresi de geçirilmiştir. Bu sebeple yeniden tercüme ettirilmesine gerek duyulmamıştır. Taraflar arasındaki ikinci ihtilaf ise; ek protokolün yürürlükte olup olmadığı, protokolü davalı adına imzalayan Bay...'ın davalı şirketi temsile yetkili olup olmadığı ve sonucunda davalı şirketi bağlayıp bağlamadığıdır. Dinlenen tanık beyanlarına göre; Bay... davalı şirketi temsile yetkili kişi olduğu ve bütün sözleşmeleri imzalamaya yetkisi bulunmaktadır. Bunun yanında davalı tarafından taraflar arasında imzalanan Tek Üretici ve Satıcılık sözleşmesi kabul edilmektedir. Bu sözleşmeyi de Bay... imzalamıştır. Bunun yanında tanık ... tanıklık yaptığı tarihte davalı şirketin % 100 hissedarı ve yetkili temsilcisidir. Bayan ... de Bay...'ın sözleşme imzalamaya yetkili olduğunu kabul etmektedir. Bu beyan davalı şirketi bağlar. Bunların haricinde davalı şirket tarafından davacı şirkete çekilen 12 Ağustos 2008 tarih ... yevmiye nolu ihtarnamenin 3.maddesinde ve 08/07/2008 tarih ... sayılı ihtarnamenin 3.maddesinde Bay...'ın şirketi temsile yetkili olduğu belirtilmiştir. Buna göre Diethelm Günter... davalı şirket adına sözleşme imzalamak üzere temsile yetkili olduğu anlaşılmıştır. Bundan dolayıdır ki, ek protokol geçerlidir ve davalı şirketi bağlamaktadır. Davalı haberi olmadığını iddia etmiştir. Bay... kendi çalışanıdır. Onun haber vermemesi kusur olarak davacı tarafa yüklenemez. Davalı, Bay...'ın davacı lehine hareket ettiğini ileri sürmüş, yani davacı ile Bay...'ın kötüniyetli olarak birlikte hareket ettiklerini iddia etmiş ise de; bu iddiasını ispat edecek bir delil sunmamıştır. Bu sebeple davalının bu iddiası da kabul edilmemiştir. Yukarıda açıklanan tüm nedenler ve hukuki gerekçelere göre, davanın kabulüne karar verilmiştir. Mahkememiz kararının davalı tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz incelemesi Yargıtay 19.Hukuk Dairesi tarafından yapılarak 28/06/2012 tarih 2012/8830 Esas 2012/106920 K.sayılı bozma ilamı ile "Davacı ile davalı arasında 13.01.2003 tarihli tek üretici ve tek satıcılık sözleşmesi ile 11.05.2004 tarihli Ek protokol imzalanmıştır. Sözleşme ile ek protokol hem Almanca hem de Türkçe olarak düzenlendiği dosya içeriği ile sabittir. Davacı vekili Türkçe olarak imzalanan sözleme ve ek protokolün geçerli olduğunu davacı ise Alman metnin geçerli olduğunu iddia ettiğinden Türkçe metnin geçerli olduğunun tespiti ile muarazaanın giderilmesini istemiş ve maktu harç yatırarak bu davayı açmıştır. Davalı vekili davanın reddini istemiştir. Mahkemece taraflar arasındaki dava olumlu tespit davası gibi görülse de davalı tarafından tek üretici ve satıcılık sözleşmesinin varlığı kabul edilerek sadece Almanca metninin geçerli olduğu ileri sürüldüğünün ve taraflar arasında muaraza çıktığından davalıya murazanın giderilmesi davası olarak görüldüğü, davalı Direthelm ...'nın davaclı şirket adına sözleşme imzalamak üzere temsile yetkili olduğu, bu nedenle ek protokolün geçeri olduğu ve davalı şirketi bağladığı gerekçesiyle davanın kabulüne, muarazanın giderilmesine karar verilmiş, hüküm davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir. Dava maktu harç yatırılmak muarazın giderilmesi davası olarak açılmıştır. Mahkemece davacıya dava dilekçesi açıklattırılarak hangi konularda muaraza yaratıldığı belirlenerek dava değeri saptanarak, bu tutar üzerinden nispi harç yatırıldıktan sonra davaya devam edilmesi gerekirken maktu harç alınarak davanın sonuçlandırılması doğru görülmemiştir. SONUÇ:Yukarıda açıklanan nedenlerle hükmün BOZULMASINA bozma nedenine göre öteki temyiz itirazlarının şimdilik incelemesine yer olmadığına" gerekçesi ile bozulmuştur. Bozma üzerine dosya esasa kaydedilerek bozma ilamına uyulmuştur. Bozma ilamı doğrultusunda açılamada bulunması için davacı vekiline süre verilmiştir. Davacı vekili 22/07/2013 tarihli dilekçesi ile davadaki muarazanın taraflar arasında akdedilen sözleşme ve eki protokolün Türkçe metnin geçerli olduğunun ve davalı şirketin yetkili temsilcisi tarafından imzalandığının tespiti ile bu yöndeki muarazanın giderilmesine yönelik olduğu belirtilmiştir. Bu dilekçede harcın maktu olarak alınması gerektiği, ancak Yargıtay bozma ilamında davaya değer konulması belirtildiğinden, ileride açılacak davalara emsal olmamak kaydı ile sadece harca esas olmak üzere dava değerini 50.000,00 TL olarak gösterdiklerini, ancak taraflar arasında yapılan sözleşmenin maddi bir değerinin olmadığını, değerin gayri muayyen olduğu belirtilmiştir. Davalı ise harca esas değer yönünden bir beyanda bulunmamış, sadece sözleşmenin değeri 50.000,00 TL gösterildiğinden, bu bedelin bağlayıcı olduğunu, bu bedeli aşan talepte bulunulamayacağını belirtmiştir. Taraflar arasında yapılan sözleşme ve ek sözleşmenin Türkçe ve Almanca metinler arasında farklılıklar vardır. Bu farklılıklar genelde hangi şartların oluşumu halinde cezai şart istenebileceğine yöneliktir. Davacı cezai şart istemi yönünden talepte bulunmamaktadır. Sadece davalı ile sözleşmenin Almanca ve Türkçe metninin hangisinin geçerli olacağı hususunda ve ek protokolün geçerli olup olmadığı hususunda ihtilaf olduğunu belirtmiştir. 1086 sayılı HUMK'da olumlu tespit davasının görülmesine imkan tanınmamakta idi. Taraflar arasında muaraza çıktığında bu muarazanın giderilmesi istenebilmekte idi. Muarazada genelde bir zarar iddiasını oluşturduğundan veya müdahalenin men'i davası veya aidiyetin tespiti davası gibi davalarda dava konusu bir değeri de temsil etmektedir. Bu sebeple muarazanın giderilmesi davaları nispi harca tabi tutularak harç alınması yoluna gidilmektedir. Mevcut davada ise sözleşmeden hangisinin geçerli olduğu ve ek sözleşmenin geçerli olup olmadığı yönünde olduğundan olumlu tespit davası niteliğindedir. Bu sebeple bu davaya bakılması mümkün değildir. Ancak taraflar bu hususlarda ihtilafa düştüklerinden sözleşmenin hangi metninin geçerli olduğunun tespiti aralarında çıkacak ihtilafın çözümünde belirleyici olduğundan, mahkememizce muaraza olarak kabul edilmiştir. Ancak bu durumda sözleşmede bir değer olmadığından, davanın değeri de tespit edilememektedir. Her ne kadar yukarıda açıklandığı gibi cezai şartlar ile ilgili bir ihtilafın çözümü de talep edilmiş olsa idi, davanın bir değeri olacak idi. Davacı sadece sözleşmenin kendisini ihtilaf konusu yaptığından, sözleşmenin bir değeri olmadığından davanın değeri de olmamaktadır. Değeri olmayan veya tespit edilemeyen davalar ise maktu harca tabidir. Bu sebeple her ne kadar Yargıtay ilamına uyulmuş ve önceki karar tekrar verilmiş gibi gözükmekte ise de; Bozma ilamına uyulmakla davacıya süre verilmiş, davacı tarafından da muaraza olarak sözleşme metinlerinden hangisinin geçerli olduğu, ek protokolün de geçerli olup olmadığının tespiti muaraza olarak gösterilmiştir. Davacının bu beyanına göre de, davanın değerinin tespiti mümkün olmadığından, tekrar maktu harç alınması yönünde karar verilmiştir. Davacı Yargıtay bozma ilamında belirtildiği için 50.000,00 TL olarak dava değeri göstermiştir. Ancak davanın gerçek değeri mahkemece tespit edilecek, ona göre harç alınacaktır. Davacının değeri kabul edildiğinde ve dava da kabul edildiğinde, bu değer üzerinden hesap edilen harç, davalı üzerinde bırakılacaktır. Bu da değeri tespit edilemeyen maktu harca tabi olan davada, davalı aleyhine sonuç doğuracaktır. Bundan dolayı davacının göstermiş olduğu değer yukarıda yapılan açıklamalara göre davanın talep edilen hususlara göre maktu harca tabi olması nedeniyle, mahkememizce göz önüne alınmamıştır. Ayrıca davacı sözleşmede belirtilen cezai şartlar ile ilgili başka davalar açtığını belirtmiştir. Bu sebeple metinler arasındaki farklılık nedeni ile oluşan asıl muarazanın başka davalara konu edildiği anlaşılmıştır. Bu davaların da mahkememizdeki davayı bekletici mesele yaptıkları anlaşılmıştır. Bütün bunların yanında yargılama devam ederken 6100 sayılı HMK yürürlüğe girmiştir. HMK'nın 106.maddesinde 1086 sayılı HUMK'tan farklı olarak tespit davası türünün açıklanmasında bir hakkın veya hukuki ilişkinin varlığının ya da yokluğunun yahut bir belgenin sahte olup olmadığının belirlenmesinin talep edilebileceği düzenlenmiştir. Yani olumlu tespit davası açılabileceği ve bu davanın dinlenebileceği belirlenmiştir. Olumlu tespit davasında da değer tespit edilemiyor ise dava maktu harca tabidir. Bu madde yürürlüğe girmesi ile mevcut davalara da uygulanabileceğinden, görülmekte olan bu davaya da uygulanmış ve davaya olumlu tespit davası olarak bakılmış, değer tespit edilemediğinden, daha doğrusu sözleşmede bir değer olmadığından, maktu harç alınmıştır. Davacı davanın esası yönünden bozma olmadığından, bu hususun kesinleştiğini, sadece harç yönünden kesinleşmediğini belirtmiştir. Davalı ise davanın esasının kesinleşmediğini, ayrıca Bursa 3.Asliye Hukuk Mahkemesinin ..................... esas sayılı dosyada davacı şirket tarafından sözleşmenin devam ettiği, feshin geçersiz olduğu yönünde dava açıldığı ve davanın reddine karar verildiğini, sözleşmenin fesh edilmesi nedeni ile davanın konusunun kalmadığını belirtmiştir. Öncelikle davacının iddiası değerlendirilecek olursa; Yargıtay Bozma ilamının son paragrafında diğer temyiz itirazlarının şimdilik incelenmediği belirtilmiştir. Buna göre davanın esası ile ilgili verilen karar kesinleşmemiştir. Davalının iddiasını inceleyecek olur isek; Bursa 3.Asliye Hukuk Mahkemesinde görülen dava ile mahkememizde görülen davanın konusu bire bir aynı değildir. Davacı sözleşmeden dolayı çıkan ihtilaf nedeni ile taraflar arasında açılmış davalar olduğunu belirtmiştir. Bu sebeple sözleşme metinlerinden hangisinin geçerli olduğu yönündeki ihtilafın çözümü gereklidir ve sözleşme feshedilse dahi konusuz kalmamaktadır. Bu sebeple davalının bu iddiası da yerinde görülmemiştir. Yapılan bu açıklamalara göre, yukarıda açıklaması yapılan Yargıtay bozma ilamından önceki gerekçe ile davanın kabulüne karar verilerek taraflar arasında yapılan 15/01/2003 tarihli Tek Üretici ve Satıcılık Sözleşmesi ile 11/05/2004 tarihli Tek Üretici ve Tek Satıcılık Sözleşmesi Ek Protokolünün Türkçe metinlerinin geçerli olduğunun tespiti ile taraflar arasında bu husustaki çelişmenin giderilmesine karar verilmiştir. Mahkememizce ................ Esas ve ............... Karar sayılı karar ile davanın kabulune karar verilmiş davalının temyizi üzerine dosya Yargıtay'a gönderilmiştir. Yargıtay 19. Hukuk Dairesinin 2014/15593 Esas ve 2015/13435 Karar sayılı İlamı ile "Hükmüne uyulan Dairemiz bozma ilamında “Dava maktu harç yatırılarak muarazanın giderilmesi davası olarak açılmıştır. Mahkemece davacıya dava dilekçesi açıklattırılarak hangi konularda muaraza yaratıldığı belirlenip, dava değeri saptanarak, bu tutar üzerinden nispi harç yatırıldıktan sonra davaya devam edilmesi gerekirken maktu harç alınarak davanın sonuçlandırılması doğru görülmemiştir.” denilmiştir. Mahkemece Dairemiz bozma ilamına uyulduğu halde bozma gerekleri yerine getirilmemiştir. Zira dava, muarazanın önlenmesi talebine ilişkin olup, taraflar arasındaki uyuşmazlık, davacının sunduğu Türkçe sözleşme hükümlerininmi yoksa davalının sunduğu Almanca sözleşme metnininmi uygulanacağı noktasında toplanmaktadır. Her iki sözleşme içeriğinde, miktarı belli cezai şart hükümler ve değeri belirlenebilir nitelikte bir takım edimlere ilişkin hükümler yer almaktadır. Bu durumda mahkemece, 6100 sayılı HMK'nun 31. maddesinde hükme bağlanan hakimin aydınlatma ödevi çerçevesinde, hangi konularda muaraza yaratıldığı hususunun davacı vekiline açıklattırılarak sonucuna göre dava değeri belirlenip, hükmüne uyulan bozma kararı çerçevesinde eksik peşin harç tamamlatılmak suretiyle yargılamaya devam edilmesi gerekirken, bu yönler gözetilmeden yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir. " bozma karar verilmiştir. Mahkememizce Yargıtay 19. Hukuk Dairesinin bozma ilamına karar verilmiş ve davacı vekiline davaya konu sözleşme ve protokolde hangi konu ve hükümler ile ilgili muaraza yaratıldığının açıklanması talep edilmiştir. Davacı vekili tarafından 07/06/2018 tarihli muarazaya ilişkin beyan dilekçesinde, taraflar arasında akdedilen sözleşme ve eki protokolün Türkçe Metinlerinin geçerli olduğunun ve davalının şirket temsilcisi tarafından imzalandığının tespitine yönelik muaraza olduğunu ifade etmiştir. O halde toplanan delillerden ve Yargıtay Bozma İlamı ışığında, somut olayda, davacı ile davalı arasında 13.01.2003 tarihli tek üretici ve tek satıcılık sözleşmesi ile 11.05.2004 tarihli Ek protokol imzalanmıştır. Sözleşme ile ek protokol hem Almanca hem de Türkçe olarak düzenlendiği dosya içeriği ile sabittir. Davacı vekili Türkçe olarak imzalanan sözleme ve ek protokolün geçerli olduğunu ve yetkili şirket temsilcisi tarafından imzalandığının tespiti talep edilmiş olup sözleşme ve ek protokolün tamamının muaraza konusu olduğu ileri sürüldüğü anlaşılmakla talebin olumlu tespit davası niteliğinde olduğu açıktır. Bilindiği üzere tespit davaları konusunda önceki Usul Kanunu'nda (HUMK) genel bir düzenleme bulunmamakla birlikte; ancak öğreti ve yargısal içtihatlarda oybirliği ile hukukumuzda açılabileceği kabul edilmişken; 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren Hukuk Muhakemeleri Kanunu(HMK)'nda açıkça düzenlenmiştir (HMK.md.106). Buna göre; tespit davaları bir hukuki ilişkinin (hakkın) var olup olmadığının ya da bir belgenin sahte olup olmadığının mahkemece belirlenmesini talep eden davalardır. Bir tespit davasının dinlenebilmesi için öncelikle kanunda belirtilen istisnalar dışında davayı açanın bu davayı açmakta “güncel bir yararı” bulunmalıdır. Buna “hukuki yarar” şartı denilmektedir. Hukuki yarar şartı kapsamında kabul edilmesi gereken bir husus, kanunda açıkça yer almamakla birlikte, gerek içtihatlarla gerekse öğretide kökleşmiş olan, “eda davasının mümkün olduğu hallerde kural olarak tespit davası açılmasında hukuki yararın bulunmadığı” hususudur (Y.HGK'nun 06.10.2004 T.2004/7-411 Esas 2004/477 Karar sayılı kararı; ...................., Tespit davaları, İstanbul 2010, sh.127). Dolayısıyla davacı tarafından sözleme ve ek protokolün türkçe metinlerinin geçerli olduğunu ve yetkili şirket temsilcisi tarafından imzalandığının tespitinin talep edilmesinin güncel hukuki yararı olmadığı gibi eda davasının açılabileceği ve eda davasında değerlendirileceğinden tespit davası açılmasında öncelikle hukuki yararın olmadığından davanın hukuki yarar dava şartı yokluğu sebebiyle usulden reddine, kaldı ki Yargıtay' ın uyulan ve davalı yönünden kazanılmış hak oluşturan bozma ilamlarında davacı tarafından, dava dilekçesi yargılama sırasındaki beyanlar ile aynı şekilde Türkçe olarak imzalanan sözleme ve ek protokolün geçerli olduğunu ve yetkili şirket temsilcisi tarafından imzalandığının tespiti talep edilmiş sözleşmenin Türkçe Metinleri ile Almanca metinlerin arasında farklı ve aynı olan hükümler olduğundan verilen kesin süre içinde açıkça hangi konular ve hükümler yönünden davalı ile muaraza yaratıldığının açıklanmadığından nispi harcın belirlenmesinin o konu ve hükümlere göre tespit edileceğinden nispi harcın tespitinin bu durumda mümkün olmadığından ve sözleşmenin tamamının muaraza olarak tespitinde güncel hukuki yarar bulunmadığından davanın hukuki yarar dava şartı yokluğu sebebiyle aşağıdaki şekilde hüküm kurmak gerekmiştir. H Ü K Ü M : Yukarıda açıklanan nedenlere, 1-Davanın hukuki yarar dava şartı yokluğu sebebiyle usulden reddine, 2-Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 35,90 TL nispi karar ve ilam harcının peşin alınan (14,00 TL 3,15 TL, 853,90 TL) 871,05 TL'den mahsubu ile bakiye 835,15 TL nispi karar ve ilam harcının karar kesinleştiğinde ve talep halinde davacıya iadesine, 3-Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına, 4-Davalı tarafından yapılan 61,07 TL posta, tebligat masrafının davacıdan alınarak davalıya verilmesine, 5-Davalı vekil ile temsil edildiğinden AAÜT' 7/2. Maddesine göre belirlenen 2180 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, 6-HMK'nın 333. Maddesi gereğince kullanılmayan gider avansının hükmün kesinleşmesinden sonra ilgilisine iadesine, Dair, davacı vekilinin ve davalı vekilinin yüzüne karşı, gerekçeli kararın tebliğinden itibaren 15 günlük yasal süre içerisinde Yargıtaya temyiz kanun yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup, usulen anlatıldı. 18/09/2018 Katip ... ¸e-imzalıdır. Hakim ... ¸e-imzalıdır.

Atıf: Bursa 2. Asliye Ticaret Mahkemesi, E. 2017/1474, K. 2018/1114, T. 18.09.2018, www.arakarar.com/karar/bursa-2-asliye-ticaret-mahkemesi-2017-1474-e-2018-1114-k-23f543ff367b