Bölge Adliye Mahkemesi ·

Bölge Adliye Mahkemesi 2026/1408 E. 2026/1549 K. – Tazminat

Konu: Tazminat

Mahkeme
Bölge Adliye Mahkemesi
Esas No
2026/1408
Karar No
2026/1549
Karar Tarihi
Konu
Tazminat

T.C.

İSTANBUL

BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ

14. HUKUK DAİRESİ

DOSYA NO: 2026/1408

KARAR NO: 2026/1549

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A

İ S T İ N A F K A R A R I

İNCELENEN KARARIN

MAHKEMESİ : İSTANBUL 22. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

TARİHİ: 08/04/2026

NUMARASI: 2025/238 2026/283

DAVANIN KONUSU: Şirketin İhyası

Taraflar arasındaki tazminat davasının ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerle davanın kabulüne dair verilen karara karşı davacı tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine Dairemize gönderilmiş olan dava dosyası incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.

TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ

Davacı vekili, dava dilekçesinde özetle; ...A.Ş.'nin, İstanbul Ticaret Sicili Müdürlüğünün ... sicil numarasıyla kayıtlı olduğunu, şirketin 19/10/2015 tarihli sicil gazetesi nüshasında adı geçen şirketin TTK'nın Geçici 7. maddesi uyarınca ticaret sicilinden resen terkin edildiğini, şirket aleyhine işçi alacaklarının ödenmesinden kaynaklı rücuen alacak istemiyle açtıkları davanın İstanbul 25. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2024/117 Esas sayılı dosyasında devam etmekte olduğunu, mahkemece şirketin terkin edilmiş olması nedeniyle ihyası için dava açmak üzere süre verildiğini belirterek, ...A.Ş.'nin tüzel kişiliğinin ihyasına, ek tasfiye işlemlerinin yapılması için son tasfiye memurunun veya yeni bir tasfiye memurunun atanmasına, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalı üzerine bırakılmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı vekili, savunmasında özetle; müvekkili Ticaret Sicili Müdürlüğüne ... ticaret sicil numarası ile kayıtlı bulunan ...A.Ş.'nin dosyasında yapılan incelemede, şirketin 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun Geçici 7’nci maddesi ile .....12.2012 tarihli ve ... sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiş olan “Münfesih Olmasına Veya Sayılmasına Rağmen Tasfiye Edilmemiş Anonim ve Limited Şirketler İle Kooperatiflerin Tasfiyelerine ve Ticaret Sicili Kayıtlarının Silinmesine İlişkin Tebliğ”in 5’inci maddesi kapsamında; "Aralıksız son beş yıla ait olağan genel kurul toplantılarının yapılmaması" gerekçesiyle resen terkin kapsamına alındığını, tebligat ve ilan prosedürlerinin yerine getirilmesinin ardından 09/10/2015 tarihinde sicil kaydının resen terkin edildiğini, Ticaret Sicil Müdürlüğünün TTK'nın 32. ve Ticaret Sicili Yönetmeliği'nin 34. maddesi hükmü çerçevesinde işlem yaptığını, tesis edilen işlemde hukuka aykırılık bulunmadığını, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun Geçici 7’nci maddesi uyarınca, resen terkin kapsamına alınan şirketlerin, bu durumun kendilerine tebliğinden itibaren iki ay içerisinde münfesih olma sebeplerini ortadan kaldırarak buna ilişkin ispat edici belgeleri Ticaret Sicili Müdürlüğüne ibraz etmeleri ya da şirketin faaliyetinin devamının mümkün olmaması halinde aynı süre içerisinde tasfiye memurunu bildirmeleri, ayrıca şirketin davacı ya da davalı sıfatıyla sürmekte olan davasının bulunması halinde, buna ilişkin yazılı beyanı Ticaret Sicil Müdürlüğü'ne vermesi gerektiğini, müvekkili tarafından söz konusu şirkete, belirtilen süre içerisinde münfesih olma sebeplerini ortadan kaldıran işlemlerin yerine getirildiğinin ispatlayıcı belgelerle birlikte bildirilmemesi ya da tasfiye memurunun bildirilmemesi halinde söz konusu şirketin unvanının ticaret sicilinden silineceği, şirkete ait malvarlığının kaydın silinme tarihinden itibaren on yıl sonra Hazineye intikal edeceği ve bunun kesin olduğu ihtarında bulunulduğunu, ancak bu ihtara rağmen söz konusu şirketin yükümlülüklerini yerine getirmediğini, müvekkilinin dava açılmasına sebep olmadığını, bu nedenle yargılama giderleri ve vekalet ücretinden sorumlu tutulamayacağını belirterek, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.

İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ

İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; " dosya arasında bulunan ticaret sicil kayıtları ve tüm belgeler incelendiğinde; davacının alacaklarının tahsili için İstanbul 25. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2024/117 Esas sayılı dosyasında dava açtığı ve şirketin ihyasını istemekte hukuki yararının olduğu, ihyası istenilen şirketin TTK'nın Geçici 7. maddesine göre sicilden terkin edildiği, Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 2020/1896 Esas, 2020/4397 Karar sayılı içtihadında da belirtildiği üzere TTK'nın Geçici 7. maddesinin 4 fıkrasının a bendi uyarınca, şirketin sicil kayıtlarına göre şirketi temsil ve ilzama yetkilendirilmiş kişilere ihtar yollanması gerekmesine rağmen şirkete ve şirket temsilcisine tebligat çıkarılıp çıkarılmadığı hususunun belirsiz olduğu buna ilişkin tebliğ mazbatalarının dosyaya sunulmadığı, tebligat işlemine ilişkin davalı tarafça sunulan kayda itibar edilmesinin de mümkün olmadığı, ihyası istenilen şirket hakkında yapılacak işlemlerle sınırlı olmak kaydıyla ek tasfiye niteliğinde TTK'nın 547/2 maddesi gereğince aynı ünvanla ticaret siciline tescili sureti ile ihyasına ve şirkete aşağıda belirlenen kişinin tasfiye memuru olarak atanmasına "gerekçesiyle, davanın kabulüne karar verilmiştir.

Bu karara karşı, davacı vekilince istinaf başvurusunda bulunulmuştur.

İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ

Davacı vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle;

Tasfiye memuru ücretinin öncelikle şirket malvarlığından karşılanması gerektiğini, tasfiye işlemlerinden doğan giderler ve tasfiye memuru ücretlerinin, kural olarak tüzel kişiliği ihya edilen şirketin kendi malvarlığından karşılanması gerektiğini, takdir edilen ücretin fahiş olduğunu, ihya kararının, yalnızca İstanbul 25. Asliye Hukuk Mahkemesi'ndeki rücuen alacak davasının yürütülmesi ile sınırlı olarak verildiğini, söz konusu davanın değerinin 9.218,41-TL olduğunu, tasfiye memuruna bu miktarın iki katından fazla olacak şekilde 20.000,00-TL ücret takdir edilmesinin hukuki olmadığını, ihyası istenen şirketin TTK’nın Geçici 7. maddesi uyarınca resen sicilden terkin edildiğini, ancak bu madde kapsamında bir şirketin sicilden silinebilmesi için, şirket temsilcilerine münfesih olma sebeplerini ortadan kaldırmaları veya tasfiye memurunu bildirmeleri için ihtar yollanmasının ve bu ihtarın tebliğ edilmesinin kanuni bir zorunluluk olduğunu, davalı Ticaret Sicili Müdürlüğünün, söz konusu ihtar prosedürünü usulüne uygun şekilde yerine getirdiğini ve tebliğ aşamalarını tamamladığını ispat edemediğini, mahkemenin, Yargıtay 11. Hukuk Dairesi’nin 2020/1896 Esas ve 2020/4397 Karar sayılı ilamına atıf yaparak; ihtar ve ilan aşamaları ikmal edilmeden yapılan terkin işleminin usulsüz olduğunu ve bu durumun ihya sebebi teşkil ettiğini saptadığını, davanın açılmasına kendi hatalı işlemiyle sebebiyet veren taraf davalı idare olduğu halde, bir "yargılama gideri" niteliğindeki tasfiye memuru ücretinin müvekkili üniversiteye yükletilmesinin hakkaniyete aykırı olduğunu, müvekkili İstanbul Üniversitesinin, 2547 sayılı Kanun uyarınca harçtan muaf olduğunu, dolayısıyla, yargılama gideri niteliğindeki bu tür ödemelerin yükletilmesinde de kamu kurumu niteliği ve ilgili muafiyetlerin göz önünde bulundurulması gerektiğini, bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasına ve davanın kabulüne, karar verilmesini istemiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE

Dava, 6102 sayılı TTK.'nın geçici 7. maddesi uyarınca Ticaret Sicil Müdürlüğünce resen terkin edilen şirketin ihyası davasıdır.

İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda davanın kabulüne karar verilmiş; bu karara karşı, davacı vekilince, yasal süresi içinde istinaf başvurusunda bulunulmuştur.

İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi uyarınca, ileri sürülmüş olan istinaf nedenleriyle ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır.

TTK'nın geçici 7. madde kapsamında terkin edilen münfesih halde olmayan şirketler bakımından ihya kararı ile birlikte tasfiye memuru atanmasına gerek olmadığı yolunda bir uygulama var iken; Yargıtay HGK ve 11.HD'nin bu konuya ilişkin olarak sınırlı ihyasına karar verilen şirketlere tasfiye memuru atanmasının kanunun amacına uygun olacağı yönünde bozma kararları verilmiştir.

"Davacı, taraf teşkili ve alacağının tahsili amacına 6102 sayılı Kanun'un 547. maddesi gereğince ek tasfiye kararı ile de ulaşabileceği, o hâlde bölge adliye mahkemesince dava konusu şirketin 6102 sayılı Kanun'un 547. maddesi gereğince dosya kapsamı ile sınırlı olmak üzere ek tasfiyesine karar verilmesi ve tasfiye işlemlerinin yapılması için bir tasfiye memuru atanması gerekirken, ... terkin işleminin hukuka uygun olmadığından bahisle terkin işleminin iptali niteliğindeki şirketin ihyasına karar verilmesi doğru olmamıştır." denilmiştir. (Yargıtay HGK'nın 2023/11-338 esas, 2024/3 karar sayılı 24.01.2024 tarihli ilamı, Yargıtay 11. HD'nin 22.03.2022 tarihli, 2020/8099 esas, 2022/2190 karar sayılı ilamı)

İstinafa konu hükümde; TTK 547.madde gereği ek tasfiye gerekmesi nedeniyle tasfiye memuru ataması ile birlikte tasfiye memuruna ücret takdiri yoluna gidilmiş, davacı vekili tasfiye memuruna ücret takdirinin müvekkiline karşılayamayacağı bir külfet yüklediğinden ücret takdirine ilişkin kısmı istinaf önüne getirilmiştir. TTK 547. maddesine göre, tasfiyenin kapanmasından sonra ek tasfiye işleminin yapılmasının zorunlu olduğu hallerde şirketin alacaklılarının şirketin merkezinin bulunduğu yerdeki Asliye Ticaret Mahkemesinden şirketin yeniden ihyasını talep edebilecekleri düzenlenmiş olup ; ihyası istenen şirket hakkında davacı tarafından 25. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2024/117 Esas sayılı dosyası ile dava açıldığı, davaya konu şirketin yeniden ticaret siciline tescil edilmesinde davacının hukuki yararı bulunduğu, şirketin ihyasından sonra ek tasfiye işlemlerinin yapılmasına ihtiyaç duyulduğundan İlk Derece Mahkemesince şirketin ihyası ile birlikte tasfiye memuru tayin edilmesinde kanuna aykırılık yoktur.

Dava dışı şirketin TTK nun geçici 7.maddesi uyarınca terkin edildiği, davacı tarafından Asliye Hukuk Mahkemesinde açılan davanın görülebilmesi için tüzel kişiliğin ihyası gerektiği ancak dışarıdan atanan tasfiye memuruna ücret takdir edildiği bu sebeple davacıya dava süresince devam edecek bir külfet yüklediği kuşkusuzdur. Ancak Asliye Hukuk Mahkemesinde görülen davanın açılış amacının rücuen alacak olduğu ve tasfiye memuruna takdir edilen ücretin aylık olmadığı gözönüne alındığında Mahkemece verilen kararda usul ve yasaya aykırılık görülmemiştir.

HÜKÜM:Yukarıda açıklanan gerekçelerle;

1-HMK'nın 353/1.b.1. maddesi uyarınca, davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine,

2-Davacı tarafından yatırılan istinaf başvuru ve peşin karar harçlarının Hazineye gelir kaydına,

3-Davacı tarafından yapılan kanun yolu giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,

4-Gerekçeli kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğine,

5-Dosyanın kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine dair;

HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, oybirliğiyle ve kesin olarak karar verildi.

Atıf: Bölge Adliye Mahkemesi, E. 2026/1408, K. 2026/1549, T. 22.03.2022, www.arakarar.com/karar/bam-karar-2026-1408-e-2026-1549-k-78b8de707841