Bölge Adliye Mahkemesi · İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi 2025/933 E. 2025/1650 K.
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Daire
- İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2025/933
- Karar No
- 2025/1650
- Karar Tarihi
T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
3. HUKUK DAİRESİ
ESAS NO:2025/933
KARAR NO:2025/1650
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A K A R A R
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ:İSTANBUL ANADOLU 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ:18/12/2024
NUMARASI:2020/495 E - 2024/939 K
DAVANIN KONUSU:Alacak
KARAR TARİHİ:19/06/2025
Yukarıda tarafları ve konusu yazılı bulunan dava ile ilgili olarak, ilk derece mahkemesince veriln kararın istinaf edilmesi sebebiyle , dava dosyası üzerinde yapılan inceleme sonunda;
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:Davacı vekili dava dilekçesinde; davacının davalı şirketten olan alacaklarının tahsili bakımından, davalının T.C. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, Sosyal Sigortalar Kurumu Başkanlığı, Sağlık İşleri Genel Müdürlüğü, İstanbul Sağlık İşleri İl Müdürlüğündeki adına tahakkuk etmiş ve edecek olan alacaklardan 200.00,00-TL'sini Kadıköy ... Noterliğinin 23/11/2003 tarih ve ... yevmiye nolu, 200.00,00-TL'sini aynı noterliğin 16/01/2004 tarih ve...yevmiye nolu, 220.000,00-TL'sini aynı noterliğin 16/01/2004 tarih ve ... yevmiye nolu, 365.000,00-TL 'sini aynı Noterliğin 16/01/2004 tarih ve ... yevmiye nolu, 425.000,00-TL sini aynı Noterliğin 16/01/2004 tarih ve ... yevmiye nolu Temliknameleri ile davacıya temlik ettiğini, ancak bu temlik bedellerinin, temliknamenin sahte olduğu ileri sürülerek muhattap tarafından ödenmediğini, davalı şirket ile ...'ın temliknamelerin sahte olduğu yönünde şikayeti üzerine yine tüm davalılar aleyhine Kadıköy 2. Ağır Ceza MAhkemesinin 2010/126 Esas sayılı dosyasıyla birleşen davalar sebebiyle yapılan yargılama sonucu Mahkemenin 13/06/2012 tarihli kararında davalı ... A.Ş yetkilisi ... ile ...'un sahte temlikname tanzim edip, kullandıklarından dolayı cezalandırılmalarına, diğer davalı Noter ... hakkındaki görevi kötüye kullanma davasının zamanaşımı yönünden ortadan kaldırılmasına karar verildiğini, temliknameye sahte olarak düzenleyip kullanarak birlikte hareket eden davalılar ... A.Ş. Ve yetkilisi ... ile ...'un bu temlikname sebebiyle davacıya borçlu olduklarını, yine sahte temliknamelerin tasdik edildiği Noter ... ve temliknamede imzası bulunan çalışanı ...'nın da Noterlik Kanunu 162. maddesi gereği B.K. 41-60 ve B.K. 50-51 maddeleri uyarınca sorumlu olduğunu beyanla,alacak miktarları belirlenerek, şimdilik 100.000,00 TLnın temlik tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte müştereken ve müteselsilen müvekkiline ödenmesini talep ve dava etmiştir.Davalı... A.Ş ile ... vekili cevap dilekçesinde, davacının, daha önce, İstanbul Anadolu 8. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2013/44 E. 2013/73 K. sayılı dosyası ile müvekkillerine karşı sebepleri açık bir şekilde gösterilmemiş aynen huzurdaki dava dilekçesi gibi, bir genel alacak davası ikame ettiğini, bu dosyadan verilen delil listesinde sunmuş oldukları bilirkişi raporunun 4. sayfasında ve davacının dilekçelerinde; Diğer davacılar ... ve ... ise ...'dan verilmiş muhtelif tarih ve miktarlı temliknameler olduğunu, şimdilik 40.000,00TL alacağın tespitine ve davalılardan tahsili talepli dava açtığını'' davacı ...'ın huzurdaki davaya konu yaptığı sahte temlikler sebebi ile Anadolu 8. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2013/44 Esas sayılı ile dava açtıklarını, yapılan yargılama sonunda mahkeme tarafından ispatlanamayan davanın reddine karar verildiğini, davacının itirazı nedeniyle dosyanın halen Yargıtay'da olduğunu, bu nedenle huzurdaki davanın HMK. 114/(ı) bendi uyarınca, dava şartı yokluğundan reddine karar verilmesini talep ettiklerini, zamanaşımı yönünden davacının dava dilekçesinde, sadece tarih ve miktarın belirttiği, dava konusu yaptığı temliknamelerin zamanaşımına uğramış olup, huzurdaki davanın zamanaşımı sebebiyle reddini talep ettiklerini, husumet yönünden dava konusu sahte temliknamenin, şirket çalışanı ... tarafından, hiçbir şekilde yetkisi olmadan, davalı şirketlerin sahte kaşesi vurularak, bizzat ... tarafından davalının imzası taklit etmek suretiyle imzalandığını, davalı ...'ın gerek şahsi gerek ise şirket temsilcisi olarak dava konusu sahte temliknamelerde imzası bulunmadığından huzurdaki davada davalılara husumet yöneltilemeyeceğini, sorumlu olacak kişilerin yetkisiz şekilde temliknamelere imza koyan, sahtecilik olaylarını yapan ve organize eden ve eylemlerinden dolayı mahkum olan ... ve davacı da dahil işbirlikçileri olduğunu, davanın öncelikle husumet yönünden reddine karar verilmesini talep ettiğini, esasa yönelik olarak davacının dava dilekçesinde hangi hukuki sebebe dayandığını açıklayamadığını, dava konusu olayda davalılar için, ne istihdam edenin sorumluluğu ne haksız fiil ne de sözleşmesel bir ilişkinin söz konusu olmadığını, davacı ile davalılar arasında hiçbir ticari ilişki olmadığını, şirketlerinin muhasebe bölümünde çalışan davalı ...'un yapmış olduğu sahte belgelerin davalı ... şirketten kaçtıktan sonra ortaya çıktığını, ...'un iş akdinin Kadıköy ... Noterliğinin 11/06/2014 tarihli ihtarıyla feshedildiğini, taraflarınca İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığına şikayette bulunulduğunu, davalı ...'un 08/09/2004 tarihinde tutuklanarak cezaevine konulduğunu, akabinde davacının da dahil olduğu birçok kişinin sahte çek, sahte bono, sahte temliknamelere ilişkin şirketlerini dolandırmaya çalıştığını, dava konusu yapılan temliknamelerin de bu belgelerden olup sahte olduğunu, davacının davalı şirkete işçi olarak çalışan ve hiçbir şekilde davalı şirket yönetim kurulu tarafından, temsilci olarak atanmayan ve bu konuda hiçbir yetkisi olmayan davalı ...'un sahte olarak düzenlediği temliknamelerden dolayı,davalıları borçlu göstererek huzurdaki davayı açmasının hakkaniyete, yerleşik uygulamaya, yasalara aykırılık teşkil ettiğini, davacının davalılara hiçbir mal, hizmet ve para vermediği halde şirketin eski çalışanı diğer davalı ... ile birlikte hareketle sahte olarak tanzim ettikleri temliknameleri haksız bir şekilde dava konusu yaptıklarını, ...'un davalı ve davalı şirketten para koparmak amacı ile, sahtecilik olaylarına karıştığını, şirketleri dolandırmaya çalıştığını, sabit olan suçu nedeniyle hapis cezasına mahkum edildiğini, kesinleşen Ağır Ceza Mahkemelerinin kararları ile davalı ...'ın ... ve dahil olduğu ... liderliğindeki çete tarafından para ve mallarının yağma edildiğinin sabit hale geldiğini, şirketin ana sözleşmesindeki hüküm uyarınca temsil ve ilzama davalı ...'ın yetkili olduğunu, ...'un ... Şirketler Grubundaki şirketlere, B.K.'nun 449/1 ve 453/1 maddeleri uyarınca ticari mümessil ve ticari vekil olarak atanmadığını ve hiçbir şekilde kambiyo senedi, temlikname yapmaya yetkili kılınmadığını, davalının da kendi ifadelerinde hiçbir zaman ... Şirketler Grubu tarafından yetkili temsilci olarak atanmadığı, hiçbir borçlandırıcı işlem yapmaya yetkili olmadığını açıkca ikrar ettiğini, bu durumla ilgili Kadıköy 1.Asliye Ticaret Mahkemesinin 08/03/2011 tarihli, 2005/107 E. Ve 2011/127 Karar sayılı kararında "...'un kanuna uygun olmayan ticaret ünvanı altında kendi ismini yazmayıp, ayrıca yaptığı işin vekaleten olduğunu belirtmediği, bu nedenle bonoda imzası bulununa kişiye özel olarak kambiyo senedi düzenleme yetkisi verdiğine ilişkin bir belgeye rastlanmadığı, bu nedenle yetkisiz kişi tarafından imza edilen bononun davacı şirketi bağlamayacağı ve davacı şirketin bu bono kapsamında borcu bulunmadığına" karar verdiğini, temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 19. Hukuk Dairesi tarafından 02/02/2012 tarih ve 2011/10278 Esas, 2012/1360 sayılı kararı ile onandığını, davacının delil listesinde bildirilen tüm dava süreçlerini bilmesine rağmen, on yıl gibi uzun bir süre geçtikten sonra açtığı davada, müvekkillerine husumet yöneltilmesinin haksız, mesnetsiz ve dayanaktan yoksun olduğunu, bu nedenle davanın davalılar hakkında reddine karar verilmesini talep ettiğini, davacının delil olarak sunduğu İstanbul Anadolu 12. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2013/3 Esas, 2013/207 Karar sayılı dosyadan davalılar hakkında davanın reddine karar verildiğini, davacının tüm bu süreçleri bilmesine rağmen on yıl gibi uzun bir süre geçtikten sonra dava açtığını, davalılara husumet yöneltmesinin haksız, mesnetsiz ve dayanaktan yoksun olduğunu, Beyoğlu 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2004/62 D.İş sayılı dosyası ile diğer temliknameler gibi söz konusu temliknamedeki imzanın da davalıya ait olmadığının tespit edildiğini, davacının dava konusu yaptığı temliknamelerin sahte olduğunu bildiğini, davacının dilekçesinde tek bahsettiği dosya olan, Kadıköy 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 2010/126 Esas sayılı dosyasının temyiz incelemesinde olup, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'nın esasa ilişkin bozma talepli tebliğnamesinde, Kadıköy 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 2010/126 Esas sayılı dosyasından verilen kararın esasa ilişkin bozulmasının talep edildiğini, söz konusu davanın temyiz incelemesi için halen Yargıtay'da olduğunu, izah edilen sebepler doğrultusunda dava şartı yokluğundan davanın reddine, diğer usule ilişkin itirazların incelenerek davanın usul yada esastan reddine karar verilmesini talep etmiştir.Davalılar ... ile ... vekili cevap dilekçesi ile; davacının talebinin davalılar ... A.Ş.'nin ...'dan olan alacaklarından 1.410.000,00-TL'sini, Noter tasdikli senetlerle kendisine temlik ettiğini, fakat ... A.Ş.'nin ...'da doğan bir alacağının bulunmadığını, temliklerin sahte olduğunu ve BK 41 gereği noterin sorumlu olduğunu ileri sürerek şimdilik 100.000,00-TL zararın tahsilini talep ve dava ettiğini, ancak genel olarak ifadede edildiğinde temlik sözleşmelerinin onaylama şeklindeki noterlik işlemini mesnet gösterilerek iddia edilen zararın doğumuna sebebiyet verdiği gerekçesiyle, husumetin notere ve başkatibine karşı yöneltilmesinin tamamen haksız ve hukuka aykırı olduğunu, davanın haksız fiil hükümleri gereği bir yıllık zamanaşımı süresine tabi bulunduğunu, temliklerin 2003-2004 senesinde düzenlendiğini, davanın ise 2013 tarihinde açıldığını, davaya konu taleplerin zamanaşımına uğradığını, zamanaşımına uğrayan tazminat taleplerini kabul etmediklerini, zamanaşımı sebebiyle davanın reddini, mümkün olmaması halinde 6100 sayılı HMK.'nun 109/2 maddesi gereğince alacak belirlenebilir ise kısmi dava açılamayacağı için kısmi davanın reddini talep ettiklerini, davacının her halükarda iddia ettiği miktarda alacağının varlığını, muteber delillerle ispatlamak zorunda olduğunu, iddia edilen zararın varlığı ve miktarı ipsap edilememesi halinde başka bir incelemeye gerek kalmaksızın davanın reddine karar verilmesini, temlik sözleşmelerinin onaylama şeklindeki noterlik işlemi ile iddia edilen zarar arasında uygun illiyet bağının doğmadığını, bu bağlamda notere ve başkatibine bir sorumluluk yüklenebilmesi için, davacının iddia ettiği zararın noterlik işleminden kaynaklı olması zorunda olduğunu, temlik sözleşmesinin hukuki nitelikçe borç doğuran bir sözleşme olmadığını ve temlik sözleşmesinin illi bir işlem olduğun ubu nedenle temel işlemin geçersizliğinin temlik sözleşmesinin de geçersiz kılınacağını,somut olaydaki iddia edilen zarara hiçbir şekilde temlik sözleşmesinin onaylama şeklindeki noterlik işleminin sebebiyet vermeyeceğini, huzurda iddia edilen temel işlemin belirsiz olduğunu, davacının iddia ettiği zararın ne tür bir hukuki ilişkiden kaynaklandığını, zararın varlığı ve miktarının ispatlanamaması halinde, temel ilişkinin yok hükmünde olacağını ve temel ilişkinin olmaması durumunda buna bağlı yapılan temlik sözleşmesinin de geçersiz olacağını, temlik tarihinde ... Şirketi'nin ...'dan bir alacağının bulunmaması halinde, temlik geçerli bile olsa davacının bu temlike dayalı olarak bir işlem yapamayacağının aşikar olduğunu, her durumda davacının ve üçüncü kişinin ağır kusuru nedeniyle, noter işlemi ile zarar arasındaki illiyet bağının kesildiğini, bu hususların yanı sıra her halükarda davacının tazminat miktarına ve temerrüt oluşmadığından faiz başlangıcına ilişkin taleplerinin de kabul edilemeyeceğini, tüm bu nedenlerle ve resen dikkate alınacak nedenlerle öncelikle zamanaşımına uğrayan tazminat taleplerinin reddini, 6100 sayılı HMK.'nun 109/2 maddesi greeğince alacağın belirlenebilir olması halinde kısmi dava açılamayacağı için davacının taleplerinin reddini, mümkün olmaması halinde, iddia edilen zararın yasal delillerle ispat edilememesi halinde, başka bir incelemeye gerek kalmaksızın yine davanın reddini, her durumda iddia edilen zararın, noterin tasdik işleminden bağımsız olarak doğmuş olması, yani noterin fiiliyle zarar arasında neden- sonuç ilişkisinin bulunmaması nedeniyle haksız davanın reddini, her halükarda üçüncü kişinin ve aynı zamanda bizzat davacının ağır kusuru nedeniyle uygun illiyet bağının kopmuş olduğunu belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.Mahkemenin davanın reddine ilişkin kararının davacı tarafça istinaf edilmesi üzerine Dairemizin 2018/1254 E. 2020/718 K.sayılı 03/09/2020 tarihli ilamı ile "Mahkemenin kararı usul ve hukuka uygun bulunmadığından,davacının istinaf talebinin kabulü ile,mahkemece; esaslı delil niteliğindeki, Anadolu 4. Ağır Ceza Mahkemesi'nin 2010/126 E.; 2012/191 K. sayılı kararının, eldeki tazminat davasının davalıları yönünden kesinleşip kesinleşmediği, kesinleşmişse, olaya ilişkin maddi vaka tespitinin olaya etkisinin tartışılması gerektiğinden,mahkeme kararının HMK 353/1a-6.madde gereğince kaldırılmasına ve belirtilen hususlarda yargılama yapılarak bir karar verilmek üzere dosyanın mahkemesine geri çevrilmesine "karar verilmiştir.İstinaf iade kararından sonra yargılamaya devam edildiği,ceza dosyası kayıtlarının celbedildiği anlaşılmıştır.Mahkeme daha sonra "Alacağın temliki TBK'nın 184.maddesi uyarınca resmi şekle tabi olmayıp, yazılı şekle tabi olduğundan temliknamelerin noter tarafından onaylanması tek başına noterin sorumluluğunu gerektirmez. Davaya konu temliknameleri imzalayan ... davalı şirketin sigortalı çalışanı olup, şirketi temsil ve ilzama yetkili olmadığı halde şirketin temsilcisinin imzası taklit etmek suretiyle şirketin borcu olmadığı halde 3. şahıslar lehine sahte temlikler düzenleyerek şirket yetkilisi gibi imzaladığından sahte temlikname ile davalı şirketin sorumlu olduğu sonucuna da varılamaz. (İlişkili bir dava dosyasına ilişkin Yargıtay 19 H. Dairesi 2014 /9534 esas -2014/18327 karar sayılı emsal ilamı).Somut olayda noter onaylı olarak tanzim edilen sahte temliknameler nedeniyle davalı şirket ve davalı ... ile ...'un sorumlu tutulabilmesi için zararın gerçekleştiğinin davacı tarafından kanıtlaması gerekmekte olup, temlik işleminin geçerli olduğuna duyulan güven nedeniyle zarar oluştuğu iddiası davacının davalı şirketten alacaklı olduğu olgusuna dayandırılmakla birlikte dosya kapsamındaki delillere göre davacının alacağının varlığını ispat edememesi karşısında haksız fiil sorumluluğuna ilişkin zarar unsurunun gerçekleştiği söylenemez. Bu durumda davalı ... yönünden davanın reddi gerektiği,kesinleşmesi beklenen ceza mahkemesi kararında, davalı noter ... ve noter katibi ... hakkında görevi kötüye kullanma suçuna ilişkin yargılama yapıldığı, bu suça dair suç tarihinde geçerli olan 765 sayılı TCK'nın 240/1 maddesindeki ceza üst sınırına göre TCK'nın 102/4 maddesi uyarınca ceza zamanaşımı süresi 5 yıl olduğu anlaşılmaktadır. Dava konusu sahte temlikname olayına ilişkin davalı noter ve katibi hakkında diğer mahkemelerde görülen benzer davalara ilişkin Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 2016/10247 Esas ve 2016/14606 Karar ve aynı dairenin 2017/10572 Esas ve 2017/13200 Karar sayılı kararında da bu husus vurgulanmış olup, somut olayda davacı anılan ceza davasına katılsa dahi şahsi hak talebinde bulunmamakla dava zamanaşımı süresini kesilmediği ve dava tarihi itibariyle 5 yıllık zamanaşımı süresinin dolduğu gözetilerek mahkememizce diğer davalılar ..., ..., ... ve ... A.Ş yönünden davanın zamanaşımı nedeniyle reddi gerektiği" gerekçesi ile;"1-Davalı ..., ..., ... ve ... A.Ş aleyhine açılan davaların zamanaşımı nedeniyle REDDİNE, 2-Davalı ... aleyhine açılan davanın kanıtlanamadığından REDDİNE" karar vermiştir.Kararı davacı vekili istinaf etmiştir.İstinaf dilekçesinde; ceza davası ile derdest davanın zamanaşımına uğramasının mümkün olmadığı,tarafı aynı olan ve konusu da aynı olan İstanbul 3. Asliye Ticaret Mahkemesi kararı ile 2004/490 E. 2016/534 K. Sayısı ile aleyhe verilen kararı Yargıtay 19. Hukuk Dairesi 2017/4550 E. 2018/1582K. Sayılı ilamı ile lehimize bozulmuş olup işbu davaya örnek karar oluşturduğu,(EK-1)Yargıtay kararı ile derdest ceza davası olması nedeni ile bu dava sonucu beklenerek TBK 74. hükmüne dayanılıp, lehie hüküm kurulması şeklinde bozma kararı verildiğini,"Mahkemece bonodaki imzanın şirket yetkilisine ait olmadığı gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmişse de, İstanbul Anadolu 4. Ağır Ceza Mahkemesi’nin 2010/126 esas sayılı dosyasıyla görülen ceza davasında davacı şirket yetkilisi ... ile ...’un işbirliği halinde sahte bono düzenlemek ve resmi belgede sahtecilik suçlamasıyla yargılandıkları ve söz konusu ceza kararının da henüz kesinleşmediği anlaşılmıştır.TBK'nun 74. maddesi uyarınca ceza mahkemesince verilen kararın maddi olguya ilişkin kısmı hukuk hakimini bağlayacağından söz konusu ceza davasında davacı şirket yetkilisinin yargılanması nedeniyle ağır ceza mahkemesinde görülen davanın sonucu beklenerek sonucuna göre karar verilmesi gerekirken mahkemece eksik inceleme ile karar verilmesi bozmayı gerektirmiştir."(Yargıtay 19. Hukuk Dairesi 2017/4550 E. 2018/1582K. Sayılı ilamı)şeklinde olduğu, İstanbul 3. Asliye Ticaret Mahkemesi kararı ile 2004/490 E. Sayılı dosyasının taraflarının işbu dosyanın tarafları ile aynı olduğu,mahkeme gerekçeli kararında belirtilen gerekçeler yerinde olmayıp davanın taraflara hukuk dava zamanaşımı süresi içerisinde açıldığını, 4. Ağır Ceza Mahkemesi kararı yerel mahkeme sonucu beklenmiş olup, kesinleşme kararı dosya içerisine alınmış olmasına rağmen, mahkemenin zamanaşımı nedeni ile haklı davayı reddetmesinin anlaşılamadığı, İstinaf Mahkemesi ilk bozma kararında davası sonucunun beklenilmesi öngörüldüğü halde işbu bozma kararına uyulmuş ve kesinleşen davası sonunda hüküm kurulduğu,davalılar ceza davası ile cezalandırılmış olup ...'ın ceza infazı dahi Gebze infaz savcılığında infaz edildiğini, diğer sanık Noterin vefatı ile ceza hükmünün düştüğünü,mahkeme tarafından zamanaşımı süresi hesaplamasının yanlış yapıldığı, 5 yıllık ceza zamanaşımı süresi dava açılmakla yüzde elli, beş yıllık süreye eklenerek yedi buçuk yıllık sürenin yasada öngörüldüğünü,ayrıca zamanaşımı hesaplamasında her Yargıtay ve İstinaf Mahkemesi bozması ile temyizin yapıldığı süre başlangıç olup temyiz aşamasında gereken süreler içinde zamanaşımının işlemediğini, mahkeme heyetinin ceza usul yasasında zamanaşımı süresi hesaplamasını kanımızca bilmediğinden hatalı karar oluşturarak haklı davayı reddettiğini, oysaki CMK gereğince her bozma başlangıcı ve bu süreçte geçen tüm süreler zamanaşımı süresine dahil edilemeyeceği hükmü gereğince Anadolu 4. Ağır Ceza Mahkemesi 4 ayrı kez bozulmuş ve 4 ayrı kere de bozmadan sonra farklı dosya numarası aldığını,zamanaşımı hesabında iki buçuk yıl İddianamenin açılması ile süre ilave edilmiş olup, ayrıca 4 ayrı bozma sürecinde geçen 9 yıllık süre ile toplam zamanaşımı süresi altı yıl altı ay olarak uzadığı halde beş yıllık sürenin hitamı ile zamanaşımı kararı verilmesinin hukuka aykırı olduğunu beyanla,davanın kabulüne karar verilmesi için kararın kaldırılmasını talep etmiştir.6100 sayılı HMK'nun 355 md gereğince, istinaf sebepleri ile sınırlı olarak yapılan incelemeye göre;Dava,temlik alacağının ödenmesi talebine ilişkindir.İstinaf iade kararı sonrası ceza dosyalarına dair kayıtların celbedilerek mahkeme kararında açıkca irdelendiği görülmüştür.Bu doğrultuda anlaşıldığı üzere; İstanbul Anadolu 4. Ağır Ceza Mahkemesi (Kadıköy 2.Ağır Ceza Mahkemesinin 2010/126 esas 2012/191 karar sayılı ve bu dosya ile birleşen ceza dosyalarında), şirket çalışanı ... ile şirket yetkilisi ...'ın fikir ve eylem birliği içerisinde mali sıkıntı da olan şirketlere finans sağlamak üzere piyasadan kayıt dışı para topladıkları, temliknameleri şirket yetkilisinin bilgisi dahilinde ... 'un imzaladığı gerekçesiyle suça katıldığı sabit olmayan lehdarların beraatlerine, şirket temsilcisi ile çalışanın her ikisinin resmi belgede sahtecilik suçunu işledikleri kabul edilerek mahkumiyetlerine karar verildiği, şirket çalışanı ... hakkında verilen mahkumiyet kararı Yargıtay 11.Ceza dairesinin 26.2.2014 tarih 2013/6657 esas ,2014/3485 karar sayılı ilamı ile onandığı, maddi hatanın giderilmesi istemi yine aynı Dairenin 2017/2839 Esas-2017/2586 Karar sayılı ilamı ile reddedilerek bu davalı hakkındaki mahkumiyet hükmünün kesinleştiği, sanık Bülent Zeki Atabay hakkında verilen temyiz isteminin reddi ve onama ilamı ise ;Yargıtay C.Başsavcılığının itirazı ve Yargıtay Ceza Genel Kurulu tarafından yapılan bozma ve süreçten sonra Yargıtay 11.Ceza Dairesinin 2016/11411 esas 2017/387 karar sayılı ilamının IV numaralı bendinde, “Katılan-sanık ... müdafilerinin birleşen Kadıköy 2. ACMsinin 2004/417,birleşen Bakırköy 8. ACMnin 2005/2,Kadıköy 5. Asliye Ceza Mahkemesinin 2009/652 resmi belgede sahtecilik suçlarından verilen beraat,... haklarında noter onaylı temliknamelerde sahtecilik suçundan verilen beraat, birleşen Kadıköy 4. Asliye Ceza Mahkemesinin 2005/744 esas sayılı dosyasında sanık..hakkında hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma ve resmi belgede sahtecilik suçlarından verilen beraat ile sanık H.Y hakkında birleşen Kadıköy 1. ACM sinin 2004/654 esas sayılı, birleşen Kadıköy 1. ACMsinin 2006/693 esas sayılı, birleşen Kadıköy 1. ACMnin 2005/42 esas sayılı dosyalarında ayrıca ceza tertibine yer olmadığına, birleşen Kadıköy 4. Asliye Ceza Mahkemesinin 2005/744 esas sayılı dosyasında da ayrıca bir hüküm kurulmasına yer olmadığına dair hükümlere katılan sıfatıyla, birleşen Kadıköy 1. AC Msinin 2004/654 esas sayılı dosyasında katılanlar ... ve karşı çek ve bonolarda sahtecilik yapmak suretiyle resmi belgede sahtecilik, birleşen Kadıköy 1. ACMsinin 2011/185 esas sayılı dosyasında sahte çek düzenlemek suretiyle resmi belgede sahtecilik, birleşen Kadıköy 2. ACMnin 2010/1 esas sayılı dosyasında katılanlar ..'e yönelik sahte çek ve bono düzenlemek suretiyle resmi belgede sahtecilik, birleşen Kadıköy 3. ACMsinin 2010/119 esas sayılı dosyasında çekte sahte ciro yapmak suretiyle resmi belgede sahtecilik ile temliknamelerde sahtecilik suçlarından kurulan mahkumiyet hükümlerine ise sanık sıfatıyla yapılan temyiz itirazlarının incelenmesinde;... (2) ... şirketler grubunun 2003 ve 2004 yıllarında piyasaya borcunun olup olmadığı, var ise miktarı ve bunların şirket kayıtlarında yer alıp almadığının, ... A.Ş. ile diğer sanıklar arasında gerçek bir ticari ilişkinin bulunup bulunmadığının, katılan sanık ...'ın sahibi bulunduğu şirketlere borç para verdiğini iddia eden şahısların mali yönden bu kapasitede borç verme yeterliliğine sahip olup olmadıklarının ve davaya konu çek, bono ve temliknamelerin şirket kayıtlarında yer alıp almadığının belirlenmesi, dava konusu olayla ilgili olduğu iddia edilen Kadıköy 4. Ticaret Mahkemesinin 2005/384 Esas, 2012/1361 Karar sayılı dosyası ile Kadıköy 4. Ticaret Mahkemenin 2005/470 Esas, 2005/478 Esas, 2005/284 Esas ve 2004/1629 Esas sayılı dosyalarının incelenmesi, ayrıca İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesinin Yargıtay 6. Ceza Dairesinin 2010/27243 Esas 2011/5566 Karar sayılı ilamı ile kesinleşen 2005/262 Esas, 2010/61 Karar sayılı, Kartal 2. Ağır Ceza Mahkemesinin Yargıtay 15. Ceza Dairesinin 2011/25161 Esas 2011/3568 Karar sayılı ilamı ile kesinleşen 2010/5 Esas, 2011/16 Karar sayılı dosyaları da dikkate alınarak sanıkların hukuki durumlarının tayin ve takdir edilmesi gerektiğinin gözetilmemesi..” gerekçesiyle eksik inceleme sebebi ile davalı ... hakkındaki mahkumiyet kararının bozulmasına karar verildiği görülmüştür.Bunun akabinde ,İstanbul Anadolu 4. Ağır Ceza Mahkemesi, bozma ilamı uyarınca yapılan yargılama sonucunda 2017/79 E., 2018/269 K. sayılı 22.06.2018 tarihli kararı ile, sanık ...'un temliknameler nedeni ile ...'ın bilgisi dahilinde sahte temlikname düzenleme suçundan dolayı hapis cezası ile cezalandırılmasına, sanıklar Kadıköy 2. Noter Katipleri ... ve ... hakkında olağan zamanaşımı süresinin karar tarihinde dolmuş olması nedeni ile haklarında açılan kamu davasının dava zamanaşımı nedeniyle düşmesine, sanık ...'ın sahte senetler ve çekler vermekten dolayı hapis cezaları ile cezalandırılmasına karar verilmiş, verilen karar Yargıtay 11. CD'nin 17/04/2019 tarih ve 146-4026 sayılı kararı ile onanmış, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazı üzerine Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 2019/11-400 Esas ve 2022/116 Karar sayılı kararı ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının reddine karar verildiği anlaşılmıştır.Bu bağlamda somut olayda noter onaylı olarak tanzim edilen sahte temliknameler sebebiyle davalı şirket ve davalı ... ile ...'un sorumlu olması için zararın gerçekleştiğinin ve davacının bu nedenle alacağının ispatlanması gerekmektedir.Dosya kapsamı ve sunulu ve celbedilen deliller değerlendirildiğinde davacı temlik işleminin geçerli olduğu güvenine dayalı olarak zararının oluştuğunu ileri sürdüğünden,davacının davalı şirketten alacağını ispat edemediği belirlenmiştir.Davacı alacağını ispat edemediğinden haksız fiilin unsurlarından kabul edilen zarar hususunun gerçekleşmediği kabul edilmelidir.Bu nedenle ispatlanamayan alacak ve oluştuğu kanıtlanamayan zarar nedeniyle davalı ... yönünden davanın reddine karar verilmesinde aykırılık görülmemiştir.Bunun yanısıra ,davaya konu 05/03/2004 tarihli, Kadıköy ...Noteri ... tarafından düzenlenen, ... yevmiye sayılı temliknamenin; ''T.C. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, Sosyal Sigortalar Kurumu Başkanlığı Sağlık İşleri Genel Müdürlüğü, İstanbul Sağlık İşleri İl Müdürlüğünde, ... Anonim Şirketi adına Tahakkuk etmiş veya edecek olan (560.000.000,000.-) TL.(Y/Beşyüzatmışmilyar..TL) alacaklarımızı borçlar kanunun 162.ve temlikle ilgili Maddelerine göre gayri kabili rücu olarak, ...bankası Selamiçeşme ... adreste yerleşik ...'a temlik ettik. Temlik gereği İşbankası ... nolu hesabına yatırılmasını arz ederiz. Temlik ettiğimiz iş bu meblağın ahzu kabz yetkisinin lehine temlik yapılan şirkete ait, keza ahzu kabzda gerekli belgelerinde şirket tarafından vazedileceğini, SSK.İST.SAĞLIK İŞL.MD.GENEL EVRAK'a kayıt olup, kayıt tarihleri ve kayıt numaraları yazılı dosyalarla Şirketimize tahakkuk etmiş veya edecek alacaklarımızla şirketimizin ilişiğinin kalmadığını, yukarıda da açıkça ifade ettiğimiz gibi bu alacakların tamamının ...'a intikal ettiğini, beyan, kabul ve taahhüt eder, Temlikname örneğinin ilgili SSK.İSTANBUL SAĞLIK İŞLERİ MÜD.ne tebliğini dileriz.'' şeklinde düzenlendiği görülmüştür.Somut olayda, dava konusu temlik sözleşmelerinde davalı şirkete atfen atılı imzaların o tarihte şirketin yetkilisi olan davalı ...’a ait olmadığı, imzaların davalı şirketin eski çalışanı ...’a ait olduğu, bu davalı hakkında verilen ceza mahkumiyet hükmünün kesinleştiği anlaşılmıştır.Ceza mahkemesi kararında davacı katılan sanık olarak belirtilmiş,davacıdan müşteki olarak bahsedilmiş ve davacının ceza davasında şahsi hak talebi bulunduğuna dair gerekçeli kararda herhangi bir veriye rastlanmamıştır.HGK'nun 11.05.1977 gün ve E:1976/4-3068, K:1977/468; 19.02.2014 gün ve E:2013/4-440, K:2014/115 sayılı ilamları) davacının ceza davasına katılması fakat şahsi hak talebinde bulunmamasının dava zamanaşımı süresini kesmeyeceği Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 2013/4-1626 Esas ve 2015/1187 Karar sayılı kararında belirtildiği,bunun yanısıra benzer davaya ilişkin Dairemizin 2020/213 E.2021/1638 K.sayılı kararını onanmasına dair Yargıtay 3.HD nin 2021/8250 E. 2021/13178 K.sayılı ve 16/12/2021 tarihli kararı da gözetilerek ceza mahkemesi kararının incelenmesinde , davacının ceza davasına katılan olduğu,şahsi hak talebine dair beyana rastlanmadığı görülmüştür.İstinaf iade kararı çerçevesinde kesinleşmesi beklenen ceza mahkemesi kararında, davalı noter ... ve noter katibi ... hakkında görevi kötüye kullanma suçuna ilişkin yargılama yapıldığı, bu suça dair suç tarihinde geçerli olan 765 sayılı TCK'nın 240/1 maddesindeki ceza üst sınırına göre TCK'nın 102/4 maddesi uyarınca ceza zamanaşımı süresi 5 yıl olduğu belirlenmiştir.Bu yönüyle ilgili sahte temlikname olayına dair davalı noter ve katibi yönünden başka mahkemelerde görülen benzer davalar sonrası emsal nitelikli Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 2016/10247 Esas ve 2016/14606 Karar ve aynı dairenin 2017/10572 Esas ve 2017/13200 Karar sayılı kararında açıkca belirtildiği üzere söz konusu olayda davacının ceza davasına katılmasına rağmen şahsi hak talebinde bulunmaması sebebiyle dava zamanaşımı süresini kesilmediği ortaya çıkmıştır.Davanın dava tarihi itibariyle 5 yıllık zamanaşımı süresinin dolduğu açıklığa kavuşmuştur.O halde dava tarihi itibarıyla ceza zamanaşımının dolduğu anlaşılmakla,ceza davasında şahsi hak talebinde bulunmayan davacı yönünden davalılar ..., ..., ... ve ... A.Ş yönünden davanın zamanaşımına uğradığı anlaşıldığından mahkemenin buna dair kararı da usul ve hukuka uygun bulunmuştur.Bu itibarla, ilk derece mahkemesince verilen kararda mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesi bakımından usul ve esas yönünden yasaya aykırı bir durum bulunmamasına göre, davacının istinaf başvurusunun HMK 353/1-b-1 maddesi uyarınca reddine karar verilmesi gerekmiştir.
K A R A R:Yukarıda açıklanan nedenlerle;Davacının istinaf başvurusunun HMK 353/1-b-1 maddesi uyarınca reddine,Alınması gereken 615,40 TL karar ve ilam harcı peşin alındığından yeniden alınmasına yer olmadığına,İstinaf yargılama giderlerinin istinaf eden üzerinde bırakılmasına,İstinaf sebebiyle yatırılan gider avansı bakiyesi varsa karar kesinleştiğinde istinaf edene ilk derece mahkemesince iadesine,Dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda HMK 361.madde uyarınca gerekçeli kararın taraflara tebliğinden itibaren 2 hafta içerisinde Yargıtay'da temyiz yolu açık olmak üzere oybirliği ile karar verildi. 19/06/2025