Bölge Adliye Mahkemesi ·

Bölge Adliye Mahkemesi 2025/754 E. 2026/856 K.

Mahkeme
Bölge Adliye Mahkemesi
Esas No
2025/754
Karar No
2026/856
Karar Tarihi

T.C.

İSTANBUL

BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ

4. HUKUK DAİRESİ

DOSYA NO: 2025/754

KARAR NO: 2026/856

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A

İ S T İ N A F K A R A R I

İNCELENEN KARARIN

MAHKEMESİ:İSTANBUL 7. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

TARİHİ:03/12/2024

NUMARASI:2023/195 Esas - 2024/732 Karar

DAVANIN KONUSU:Tazminat (Haksız Fiilden Kaynaklanan)

İSTİNAF KARAR TARİHİ:25/02/2026

Yukarıda yazılı ilk derece mahkemesi kararına karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla HMK' nın 353. maddesi gereğince dosya incelendi,

GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:Davacı vekili dava dilekçesinde; Davalı ... tarafından kaleme alınan ve diğer davalının yayın sahibi olduğu ... gazetesinin 20.01.2023 tarihli nüshasında ve aynı gazetenin internet sayfasında yayınlanan yazı ve 19.02.2023 tarihinde davalının ... hesabında ...'ın astronomik bağış başlıklı programda davacının onur ve saygınlığına zarar verildiğini ileri sürerek 250.000,00-TL manevi tazminatın, dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsil edilerek davacıya ödenmesini talep etmiştir. Davalılar vekili cevap dilekçesinde; Dava konusu yayınların basın ve ifade özgürlüğü kapsamında kaldığını, kişilik haklarının ihlal edilmediğini ileri sürerek davanın reddini savunmuştur.İlk Derece Mahkemesince; "20.000-TL manevi tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin istemin reddine," karar verilmiştir. Verilen karara karşı taraflarca istinaf yasa yoluna başvurulmuştur. Davacı vekili istinaf dilekçesinde; Somut olayın özelliği göz önüne alındığında hükmolunan tazminatın aşırı düşük olduğunu, davanın tam kabul edilmesi gerektiğini ileri sürmüştür.Davalılar vekili istinaf dilekçesinde; Davacının kişilik haklarına saldırının söz konusu olmadığını, dava konusu yayınların basın ve ifade hürriyeti kapsamında olduğunu, hükmolunan tazminatın aşırı yüksek olduğunu ileri sürmüştür.

DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE:İnceleme, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun(HMK) 355. maddesi gereğince istinaf dilekçelerinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır.Dava; Basın yolu ile kişilik haklarının ihlalinden kaynaklanan manevi tazminat davasıdır. Basın özgürlüğü, Anayasa'nın 28. maddesi ile Basın Kanunu'nun 1. ve 3. maddelerinde düzenlenmiştir. Bu düzenlemelerde basının özgürce yayın yapmasının güvence altına alındığı görülmektedir. Basına sağlanan güvencenin amacı; toplumun sağlıklı, mutlu ve güvenlik içinde yaşayabilmesini gerçekleştirmektir. Bu durum, halkın dünyada ve özellikle içinde yaşadığı toplumda meydana gelen ve toplumu ilgilendiren konularda bilgi sahibi olması ile olanaklıdır.Basın; olayları izleme, araştırma, değerlendirme, yayma ve böylece kişileri bilgilendirme, öğretme, aydınlatma ve yönlendirmede yetkili ve aynı zamanda sorumludur. Basının bu sebeple ayrı bir konumu bulunmaktadır. Bunun içindir ki bu tür davaların çözüme kavuşturulmasında ayrı ölçütlerin koşul olarak aranması, genel durumlardaki hukuka aykırılık teşkil eden eylemlerin değerlendirilmesinden farklı bir yöntemin izlenmesi gerekmektedir.Basın dışı bir olaydaki davranış biçiminin hukuka aykırılık oluşturduğunun kabul edildiği durumlarda, basın yoluyla yapılan bir yayındaki olay hukuka aykırılık oluşturmayabilir.Ne var ki basın özgürlüğü sınırsız olmayıp yayınlarında Anayasa'nın Temel Hak ve Özgürlükler bölümü ile Türk Medeni Kanunu'nun 24 ve 25. maddesinde yer alan ve yine özel yasalarla güvence altına alınmış bulunan kişilik haklarına saldırıda bulunulmaması ve hukuki bir zorunluluktur.Basın özgürlüğü ile kişilik değerlerinin karşı karşıya geldiği durumlarda; hukuk düzeninin çatışan iki değeri aynı zamanda koruma altına alması düşünülemez. Bu iki değerden birinin diğerine üstün tutulması gerektiği, bunun sonucunda da, daha az üstün olan yararın daha çok üstün tutulması gereken yarar karşısında o olayda ve o an için korumasız kalmasının uygunluğu kabul edilecektir. Bunun için temel ölçüt kamu yararıdır. Gerek yazılı ve gerekse görsel basın bu işlevini yerine getirirken, özellikle yayının gerçek olmasını, kamu yararı bulunmasını, toplumsal ilginin varlığını, konunun güncelliğini gözetmeli, haberi verirken özle biçim arasındaki dengeyi de korumalıdır. Yine basın, objektif sınırlar içinde kalmak suretiyle yayın yapmalıdır. O anda ve görünürde var olup da sonradan gerçek olmadığı anlaşılan olayların yayınından da basın sorumlu tutulmamalıdır.Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi birçok kararında; “...Sözleşme’nin 10/1. fıkrasında güvence altına alınan ifade özgürlüğünün, demokratik toplumun ana temellerinden birini ve yine bu toplumun gelişmesi ve her bireyin kendini geliştirmesi için esaslı şartlarından birini oluşturduğunu hatırlatarak ifade özgürlüğünün, Sözleşme’nin 10/2. fıkrasının sınırları içinde, sadece lehte olan veya muhalif sayılmayan veya ilgilenmeye değmez görülen "haber" veya "fikirler" için değil, ama aynı zamanda muhalif olan, çarpıcı gelen veya rahatsız eden haberler veya fikirler için de uygulandığını, bunun, çoğulculuğun, hoşgörünün ve açık fikirliliğin gerekleri olduğunu, bunlar olmaksızın "demokratik toplum" olamayacağını ...” belirtmiştir.İfade özgürlüğü ve bu bağlamda basın özgürlüğünün asıl, sınırlamanın ise istisna olduğu unutulmamalıdır. Sınırlamanın kanuni olması, meşru amaca dayanması ve demokratik toplumda gerekli ve orantılı olması da gözetilmelidir.Somut olaya gelince; "...'ın Baykar için söyledikleri" başlıklı yazının "... Liberal ekonomilerin diğer iki adı; Risk ekonomisi... Ve... Rekabet ekanomlsidir..Bir ekonomide: Risk yoksa... Haklı rekabet yoksa... O ekonominin: “Liberal” olduğu söylenemez... Liberal ekonominin kurucu babası Ahlâk Profesörü ... o sebeple: Tekelciliğin...,... Tröstlerin... Yani haksız rekabetin: Kanunlarla engellenmesini önermişti... Yıllardır: Özel sektör-Kamu ortaklığında yapılan: Köprülere... Otoyollara... Hastanelere... Ve benzeri yatırımlara (Bunları devlet tek başına yapsaydı "harcama" diyecektik) karşı olmadığımı yazıyor, söylüyorum... Yani... Bunların yapılmasını:Doğru buluyorum... Ama... Piyasa ekonomisi uygulandığı iddia olunan bir ülkede... Bu yatırımların sahiplerine: Gelir garantisi verilmesine... Ve... Rekabet ortamı yaratılmayışına: İtiraz ediyorum... Gelir garantisi: Risk ekonomisini... Yarışmanın olmayışı (Rekabetsizlik) ise: Rekabet ekonomisini öldürür... Şimdi lütfen dikkat...: Liberal Demokrat bir siyasetçi... Yani... Risk ekonomisinden... Ve... Rekabet ekonomisinden yana... O halde soruyorum: İktisadi görüşleri liberal olan bir politikacı devlet insanının: Devletin tüm imkânları Baykar'a yağdırılıyor. Para akıyor para. Rekabet yok” demesinden daha doğal ne olabilir?.. Hem: “İnsanların kendi yaşam ve giyim tarzlarını seçme özgürlüğü var” diyeceksiniz... Ama hem de: İktisadi ve siyasi konulardaki görüşlerini ifada eden ...'a saldırıp: Hakaret edeceksiniz... Demokrasi sadece giyim ve yaşam tarzı özgürlüğü değil ki... Demokrasi aynı zamanda: Kişinin düşündüklerini özgürce ifade edebildiği bir rejim... Yani canlarım.. Domates, biber, et, peynir, saman, otomobil, seramik ve binlerce ürün çeşidi ithalâtına izin veren... Ama... ...— ... ithalâtına... ve... ....'dan başka şirketlerin de aynı ürünleri üretmesine lisans vermeyen iktidarın... “Başörtüsüne özgürlük” istemeye: Hakkı olamaz..." denildiği dava konusu edilen sosyal medya yayınında da davalı gerçek kişinin dava dışı katılımcı ile yaptığı konuşmada : " ... acayip para bağışladı ya., 100 Milyon Euro ama bu 2 Milyar TL yapar ya. Ama tekel, rakibi yok ..., rakibi yok. İsteyenler bildiğim kadarıyla lisans vermiyorlar." şeklinde ifadeler kullanıldığı görülmüştür. Yukarıdaki açıklamalar doğrultusunda; dosya arasında dökümü bulunan bilirkişi raporundan dava dışı ...'ın beyanlarının davaya konu yazıda geçen şekilde olmadığı,Davalının dava konusu yazının girişinde yaptığı tanımlamalar ve davacı hakkında ortaya attığı -Devletin tüm imkânları ...a yağdırılıyor. Para akıyor para. Rekabet yok, ...'dan başka şirketlerin de aynı ürünleri üretmesine lisans vermeyen iktidar- şeklindeki iddialar birlikte değerlendirildiğinde davacının devlet eliyle haksız rekabet yapan , hukuka aykırı bir biçimde tekel oluşturan bir firma olarak kamuoyuna tanıtıldığı,davacının, ticari faaliyet gösteren bir şirket olduğu gözetildiğinde; tahrik edici, kamuoyunda husumet ve kuşku yaratıcı, güveni zedeleyici bir üslup kullanıldığı bu şekilde özle biçim arasındaki dengenin bozulduğu, doğrudan davacının kişilik haklarına yönelik hukuka aykırı bir saldırı olduğu ve 6098 sayılı yasanın 58. maddesi kapsamında tazminat koşullarının gerçekleştiği anlaşılmakla davalılar vekilinin bu yöndeki istinaf talebi yerinde görülmemiştir. 6098 sayılı TBK’nın 58. maddesi hükmüne göre hâkimin özel halleri göz önünde tutarak manevi zarar adı ile hak sahibine verilmesine karar vereceği bir para tutarı adalete uygun olmalıdır.Hükmedilecek bu para, zarara uğrayanda manevi huzuru doğurmayı gerçekleştirecek tazminata benzer bir fonksiyonu olan özgün bir nitelik taşır. Bir ceza olmadığı gibi mal varlığı hukukuna ilişkin bir zararın karşılanmasını da amaç edinmemiştir. O halde bu tazminatın sınırı onun amacına göre belirlenmelidir.Takdir edilecek miktar, mevcut halde elde edilmek istenilen tatmin duygusunun etkisine ulaşmak için gerekli olan kadar olmalıdır. 22/06/1966 günlü ve 7/7 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararının gerekçesinde takdir olunacak manevi tazminatın tutarını etkileyecek özel hal ve şartlar da açıkça gösterilmiştir. Bunlar her olaya göre değişebileceğinden hakim bu konuda takdir hakkını kullanırken ona etkili olan sebepleri de karar yerinde objektif ölçülere göre isabetli bir biçimde göstermelidir.Somut olayda; Olayın meydana geliş biçimi, davalının haber ve yayın içeriği, eylemin davacı üzerindeki etkisi, olay tarihi ve yukarıdaki ilkeler nazara alındığında davacı yararına hükmedilen manevi tazminat miktarı yerindedir.Dosyadaki belgelere, duruşma sürecini yansıtan tutanaklar ve gerekçe içeriğine göre, ilk derece mahkemesi kararında davanın esasıyla ilgili tarafların gösterdiği hükme etki edecek tüm delillerin toplandığı, kanunun olaya uygulanmasında ve gerekçede hata edilmediği, ihtilafın doğru olarak tanımlandığı, kararın usul ve yasaya uygun olduğu anlaşıldığından taraf vekillerinin yerinde bulunmayan istinaf başvurusunun 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-b/1. maddesi gereğince ayrı ayrı esastan reddine karar verilmesi gerektiği kanaat ve sonucuna varılarak aşağıdaki hüküm kurulmuştur.

HÜKÜM:Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;

1-Usûl ve yasaya uygun İstanbul 7. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2023/195 Esas 2024/732 Karar sayılı 03/12/2024 günlü kararına yönelik taraf vekilleri tarafından yapılan istinaf başvurusunun 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-b/1. maddesi gereğince ayrı ayrı ESASTAN REDDİNE,

2-492 Sayılı Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 732,00 TL maktu istinaf karar ve ilam harcının, peşin yatırılan 615,40 TL'nin mahsubuyla bakiye 116,60 TL harcın davacıdan tahsiliyle Hazineye gelir kaydedilmesine,

3-492 Sayılı Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 1.366,20 TL nispi istinaf karar ve ilam harcının, peşin yatırılan 341,55 TL'nin mahsubuyla bakiye 1.024,65 TL harcın davalılardan müteselsilen tahsiliyle Hazineye gelir kaydedilmesine,

4-İstinafa başvuran tarafça istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına,

5-İncelemenin duruşmasız olarak yapılması sebebiyle avukatlık ücreti tayinine yer olmadığına,

6-6100 Sayılı HMK'nın 333. maddesi gereğince var ise kalan gider avansının karar kesinleştiğinde taraflara iadesine,

7-Karar tebliği, harç tahsil müzekkeri düzenlenmesi, harç ve avans iadesi işlemleri ile HMK nın 302/5. maddesi gereği kanun yollarından geçmek suretiyle kesinleşen kararların kesinleşme kaydı ile kesinleşme kaydı yapılan kararların yerine getirilmesi için gerekli bildirimlerin ilk derece mahkemesince yerine getirilmesine,6100 Sayılı HMK'nın 353/1-b/1. maddesi gereğince, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda ve 6100 Sayılı HMK'nın 362/1-a. maddesi gereğince, miktar itibariyle kesin olmak üzere oy birliğiyle karar verildi. 25/02/2026

Atıf: Bölge Adliye Mahkemesi undefined, E. 2025/754, K. 2026/856, T. 25.02.2026, www.arakarar.com/karar/bam-karar-2025-754-e-2026-856-k-8ff267b20923