Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2025/335 E. 2025/1185 K.
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2025/335
- Karar No
- 2025/1185
- Karar Tarihi
T.C. İZMİR BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 13. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO : 2025/335 KARAR NO : 2025/1185 KARAR TARİHİ : 04/06/2025
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : İZMİR 7. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 09/10/2024 NUMARASI : 2020/446- 2024/596 DAVANIN KONUSU : Maddi ve Manevi Tazminat DAVA TARİHİ : 25/04/2016 DAİRE KARAR TARİHİ : 04/06/2025 KARAR YAZIM TARİHİ : 04/06/2025
İzmir 7. Asliye Ticaret Mahkemesinin 09/10/2024 tarih ve 2020/446 Esas 2024/596 , Karar sayılı kararının, istinaf başvurusu yoluyla incelenmesinin istenilmesi üzerine, Dairemize gönderilen dosya incelendi, dosya içeriğine göre incelemenin duruşmasız olarak yapılması uygun görülmekle, gereği konuşulup düşünüldü. İSTEM; Davacı, 17/11/2015 tarihinde ... plaka sayılı ... ... model aracıyla seyir halindeyken direksiyon hakimiyetini kaybederek yol kenarındaki ağaca şiddetli çarpmak suretiyle durabildiğini, kendisi, eşi ...'nın ve 3 aylık bebeklerinin ağır şekilde yaralandıklarını, kaza sırasında ön yolcu hava yastığı açılmış olduğu halde, sürücü hava yastığının açılmadığını, olay yerine gelen 112 acil ve kurtarma ekiplerinin emniyet kemerini keserek araçtan çıkardıklarını, Bozyaka Devlet Hastanesi Göğüs Cerrahisinde 3 hafta yatarak tedavi gördüğünü, çok sayıda yaralanmanın yanı sıra kalıcı rahatsızlıkların oluştuğunu ve felç riskinin meydana geldiğini, İzmir 6. Tüketici Mahkemesinin 2016/6 Değişik İş sayılı dosyası ileyapılan incelemede aracın kaza esnasında doğrudan darbe aldığını, algılayıcı sensörlerin ön sağ ve sol şase kollarında bulunduğunu sağ ve sol şase kolu, ön panel ve ön tampon demirindeki hasar şeklinden anlaşılacağı üzere aracın komple ön tarafından darbe aldığını, araçta hem sürücü, hem de yolcu hava yastığının açılmasını gerektirecek teknik şartların oluştuğunu, yolcu hava yastığının açılmasına rağmen sürücü hava yastığının açılmadığını, arızanın kullanıcı kaynaklı olmadığının, aracın hava yastığı sisteminin imalattan kaynaklı gizli ayıplı olduğunun tespit edildiğini, maddi ve maneve olarak zarar uğradığını ve masraf yapmak zorunda kaldığını, dava konusu aracın hava yastığının imalattan kaynaklı gizli ayıplı olduğunun tespit edilmesi nedeniyle 6502 sayılı kanun hükümleri gereğince aracın hava yastığının ayıplı değeri ile ayıpsız değeri arasındaki farkın tahsilinin gerektiğini, ağır yaralanması ve aylardır tedavi gördüğü halde hala tam olarak sağlığına kavuşmaması ile birlikte maddi açıdan çok zor duruma düşerek kredi çekmek zorunda kalıp, bakmakla yükümlü olduğu eşine ve 3 aylık bebeğine olan yükümlülüklerini yerine getiremediğini ve aile düzeninin bozulduğunu, dava konusu araçta üretim hatası olmayıp, hava yastığı açılmış olması halinde kazayı çok hafif atlatacağını ve kısa sürede iyileşerek hayatına devam edebileceğini, aracın gizli ayıplı olması nedeniyle, sağlığını kaybeden, aile düzeni bozulan, işyeri kapanan ve aylardır iş bulamadığından kişilik haklarının ağır ve haksız zarara uğradığını, henüz 34 yaşında olup gözündeki ve bileğindeki kalıcı sakatlık nedeniyle, uğradığı zararın izlerini ömür boyu taşıyacağını, maddi zararların HMK 107. Maddesi gereğince bilirkişi heyetince yapılacak inceleme sonucunda tespit edilebileceğini belirterek, fazlaya ilişkin haklarının saklı kalmak kaydıyla şimdilik 10.000,00 TL maddi tazminat ve 500.000,00TL manevi tazminatın 17.11.2015 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. Davacı, 02.10.2017 tarihli ıslah dilekçesi ile HMK hükümleri gereğince ıslah yoluyla, 10.000 TL olan maddi tazminat tutarının bilirkişi raporu doğrultusunda 832.483 TL arttırılarak; (3.829,51 TL ayıplı/ayıpsız değer farkı ve 838.653 TL iş göremezlik tazminatı olmak üzere) toplam 842.483,00 TL maddi tazminatın yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. CEVAP: Davalı, dava konusu 2011 model aracın 2.el araç olduğunu, ilk plakasının .... olup, 3.kişi adına kaydedildiğini, davacıya araç satmadığını ve hizmet vermediği gibi araç üreticisi de olmadığını, taraflar arasında hukuki ve akdi ilişkinin de bulunmadığını, bu nedenle davanın husumet yokluğundan reddinin gerektiğini, distribütör sıfatıyla "Tüketici Kanunu'na göre" garanti süresi içindeki sorumluluğunun yalnızca garanti süresi içinde sıfır kilometre araçlara karşı garanti yükümlülüğü bulunduğunu ancak dava konusu aracın garantisinin bulunmadığını ve birinci el olmadığını, aracın garantisi bittikten sonra açılan davanın zamanaşımına uğradığını, aracın en son 2012 yılında 134.000 -139.000 kilometrede olduğunun tespit edildiğini, tramer kayıtlarında şuandaki kilometresine ulaşmadığını, trafik muayene bilgisinin de sistemde bulunmadığını ve muayenesi yaptırılmadan kullanılmakta olmasının muhtemel olduğunu, aracın son sahibinin 1 yıl 1 aydır aracı kaskosuz olarak kullandığını, bu haliyle kendi güvenliğini ve riskini önemsemediğinin ortada olduğunu, aracın tramerde kayıtlı 30.05.2014, 13.02.2011 ve 11.02.2011 tarihlerinde üç adet kazası olduğunu, hasar dosyalarının celp edilerek kazalarda hava yastığı sisteminin etkileyip etkilenmediğinin ve değiştirilip değiştirilmediğinin ispatlanmasının gerektiğini, kayıtlarına göre üç kazada oluşan hasardan sadece birinin yetkili serviste onarıldığını, diğer ikisinin onarımının nasıl yapıldığının bilinmediğini, davacıya ait noter satış sözleşmesinin dosyaya sunulmadığını, 2012 yılında 139.000 kilometrede olan aracın daha sonraki tarihte davacı tarafından satın alınmış ise davacının üç adet kaza geçirmiş olan hasarlı otomobili satın aldığı bilincinde olduğunu, her ne kadar kaza tespit tutanağı, tespit raporu ve fotoğraf ve benzeri belgelerin tebliğ edilmemiş olması nedeniyle incelenmemiş olsa da, hava yastıklarının tamamının her kazada açılmasının gerekmediği gibi hava yastıklarının tamamının açılmasını gerektirecek zorunlu ve teknik koşulların da olayda gerçekleşmediğini, araçlarda bulunan asıl aktif güvenlik sisteminin emniyet kemeri sistemi olup, hava yastığının ise, yardımcı , pasif güvenlik sistemi olduğunu, hava yastıklarının; aktif güvenlik sistemlerinin yeterli olamayacağı önden çarpmalarda devreye girmesinin istendiğini, aksi durumlarda arkadan, yandan ve düşük şiddetli çarpmalarda ve benzeri çarpmalarda devreye girmesinin istenmediğini, hava yastığının beyninin, kontak açık olduğu süre içerisinde önden çarpmalarda oluşan durma ivmesini yavaşlama ivmesi veya eksi ivme hesapladığını ve oluşan ivme durumuna göre hava yastığını çalıştırdığını, araçtaki yavaşlama ivmesinin istenen değere ulaşmaması halinde hava yastığının çalışmasının söz konusu olmadığını, araçların önünde bulunan ön tampon, radyatör, ön travers, motor kaputu, ön çamurluk gibi parçaların önden alınan darbeyi sönümleme etkisine sahip olduğunu ve alınan darbeyi araç içerisine sönümleyerek verdiklerini, bu durumda araç içerisinde bulunan kişilerin üzerine etkiyen kuvvet de azaldığını, hava yastıklarının aktive olmasında rol oynayan en önemli parametrenin aracın kaza anındaki hızı değil, kaza esnasında oluşan negatif ivme olduğunu, aynı hızda kaza yapan birbirinin aynısı iki araçtan esnek kısmında darbe alan veya esnek bir engele çarpan araçta, daha katı bölgesine darbe alan veya örneğin duvar veya benzeri katı bir engele çarpan diğer araca nazaran daha düşük negatif ivme oluştuğunu, ön hava yastıklarının tetiklenmesi için gereken minimum negatif ivme sınırının, araçtan araca değişmekle birlikte araç boyuna doğrultusunda yaklaşık minimum “1.8 g” ila “2 g” mertebelerinde olup, aracın, ön kısmından + 30 derece açılı bir koni içinde kalacak doğrultuda darbe alması gerektiğini, bu açıdan daha geniş açılı darbelerde ön hava yastığının tetiklenmesinin, hava yastığı teknolojisinin gereği olduğunu, hava yastıklarının her kazada açılması gibi bir durumun söz konusu olmadığını, buna göre, bir araçta sürücü ve yolcunun ön kısmında veya yanlarda hava yastıkları bulunsa dahi, aracın düşük ivmeli darbe alması veya takla atması durumunda hava yastıklarının çalışmayacağını, bu durumun bir üretim veya tasarım hatasından kaynaklanmadığının bilimsel gerçek olduğunu, aracın fotoğraflarından anlaşıldığı kadarıyla, +30 derece açılı bir koni içinde kalacak şekilde önden alınan bir darbenin söz konusu olmadığını, araçta imalat hatası bulunmadığını, tek taraflı kazada kazanın oluş şekli aracın ilk darbeyi nasıl aldığı gibi benzeri hususların henüz bilinmediğini, otomotiv dünyasında her uzman tarafından bilinen tek gerçeğin emniyet kemerinin korumaya yetmemesi halinde hava yastığının açılmasının beklenmesi olduğunu, önceki kazalarında araca yapılmış müdahaleler bilinmediğini, araçta emniyet kemerlerinin bağlı olduğu nasıl tespit edildiğinin ve “ölüm tokası” olarak tabir edilen, emniyet kemeri tokasının olup olmadığının, emniyet kemerinin “koltuğa bağlı” olup olmadığının tespit edilip edilmediğinin belli olmadığını, davacının %100 asli kusurlu olduğunu, maddi ve manevi tazminat şartlarının oluşmadığını belirterek, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. İhbar olunan HDI Sigorta A.Ş.: kaza tarihinde şirket nezdinde herhangi bir sigorta poliçesinin mevcut olmadığını, şirketin kazaya ilişkin herhangi bir sorumluluğunun bulunmadığını, davanın şirkete ihbar edilmesinde herhangi bir hukuki yarar bulunmadığını bildirmiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI ÖZETİ: Mahkemece, " otomotiv uzmanı bilirkişi Dr. Öğr. Üyesi ...'in, kök ve ek raporlarda, aracın gizli ayıplı olarak üretilip satıldığına ilişkin tespitinin dosya kapsamı ve toplanan delillere uygun olup, davacıda oluşan yaralanmaların niteliği göz önünde tutulduğunda, sürücü hava yastığının açılmaması nedeniyle davacıdaki geçici ve kalıcı maluliyete yol açan yaralanmaların bu nedenle ağır yaralanmalar olarak oluştuğu açık ve anlaşılır olmakla davalı vekili ve ihbar olunan sigorta şirketi vekili tarafından rapora itiraz edilmiş ise de, bilirkişinin yaptığı tespit ve değerlendirmeleri çürütecek hiçbir teknik, bilimsel bilgi ve belgenin sunulmadığı, itirazlarda haklılık bulunmadığı dikkate alınarak, davacıya ait aracın hava yastığı sisteminin ayıplı olarak üretildiği ve satışının yapıldığı, ayıbın gizli ayıp niteliğinde bulunduğu sabit görülmüş ve bu nedenle davalı, davacının maddi ve manevi zararlarından sorumlu tutulmuştur. Görevsiz mahkeme tarafından alınan aktüerya bilirkişi raporunda, davacının iş görmezliğine ilişkin yapılan hesaplamada esas alınan gelirinin, davacının gerçek kazanç ve gelirine uygun olmadığı, meslek odalarından alınan yazılarda soyut olarak belirtilen gelire ilişkin bildirimlere göre değil, davacının kaza öncesi yaptığı iş nedeniyle resmi kurumlara sunduğu belgelere göre gelirinin belirlenerek tazminata esas alınması gerektiği göz önünde tutularak, davacının geliri mali müşavir bilirkişiden alınan raporla belirlenmiş ve bu belirlemeye göre, aktüer bilirkişiden ek rapor alınmak suretiyle davacının talep edebileceği tazminat miktarları hesaplanmış, aktüer bilirkişi son alınan maluliyet raporu, mali müşavir bilirkişi tarafından davacının gerçek gelirine ilişkin rapor, son ek raporun düzenlendiği tarih itibarıyla geçerli olan asgari ücret ve Yargıtay tarafından hesaplamaya ilişkin belirlenen tabloyu dikkate alarak düzenlediği 05/08/2024 tarihli ek raporunda; davacının geçici iş görmezlik tazminatının 4.763,30 TL, sürekli iş göremezlik tazminatının ise 649.961,69 TL olduğunu bildirmiştir. Görevsiz mahkemede alınan raporda, geçici iş görmezlik tazminatı 41.863,07 TL, sürekli iş görmezlik tazminatı ise 947.678,47 TL olarak belirlenip, davacı taraf bu miktarlar üzerinden talebini artırmış olup, alınan son ek raporda hesap edilen geçici ve kalıcı iş görmezlik bedelinin belirlenen bu miktarlardan daha düşük olması nedeniyle davacı tarafın, görevsiz mahkemedeki talep artırım dilekçesi dikkate alınarak, geçici ve kalıcı iş görmezlik tazminatı istemleri yönünden aktüer bilirkişi dördüncü ek raporunda belirlenen miktarlar üzerinden maddi tazminata ilişkin davanın kısmen kabulüne karar vermek gerekmiştir. Davacı tarafın, görevsiz mahkeme tarafından hükme dayanak olmayacak nitelikte maluliyete ilişkin ilk rapora göre oluşturulan aktüer bilirkişi raporu sonunda belirsiz alacak niteliğindeki maddi tazminatına ilişkin talebinin hükmedilenden daha yüksek miktarda artırmasında mahkemece yapılan hatalı uygulamada davacı tarafın kusurunun bulunmadığı göz önünde tutularak, reddedilen maddi tazminat miktarı yönünden davacı taraf, vekalet ücreti ve yargılama gideri ile sorumlu tutulmamıştır. Davacı tarafın, maddi tazminata ilişkin davası HMK'nun 107.maddesinde düzenlenen belirsiz alacağa konu olacak nitelikte olmasına ve artırılan miktarda dahil olmak üzere hükmolunan maddi tazminata kaza tarihinden itibaren faiz işletilmesinin mümkün bulunmasına ve davacı tarafça ıslah dilekçesi olarak sunulan talep artırım dilekçesinde, artırılan miktar yönünden de kaza tarihinden itibaren faiz talep edilmesine rağmen görevsiz mahkeme tarafından oluşturulan hükümde, hükmedilen maddi tazminatın 10.000,00 TL sinin kaza tarihinden kalan bölümünün ise ıslah tarihi olan 03/10/2017 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile tahsiline karar verilip, kararın davacı tarafça istinaf edilmemesi nedeniyle davalı taraf lehine usulü kazanılmış hak doğduğu dikkate alınarak, mahkememizce hükmedilen maddi tazminatın 10.000,00TL'lik bölümüne 17/11/2015 tarihinden, 639.961,69 TL'lik bölümüne ise 03/10/2017 tarihinden itibaren yasal faiz işletilmesine karar verilmiştir. Davacı tarafın maddi tazminata ilişkin 10.000,00 TL'lik tazminat istemi yargılama sırasında sürekli iş göremezlik tazminatı yönünden 4.000,00 TL, geçici iş göremezlik tazminatı yönünden 2.000,00 TL, tedavi ve yol giderleri tazminatı yönünden 1.000,00 TL, ... plakalı aracın ayıplı hali ile ayıpsız hali arasındaki fark bedeline yönelik talep yönünden 3.000,00 TL olarak ayrıştırılmış ve belirlenmiştir. Davacı tarafın, aracın ayıplı ve ayıpsız değer farkının tahsili istemi açısından bilirkişi rapor ve ek raporu alınmış ve bu konuda talep edebileceği tazminat miktarının belirlenmesi konusunda deliller toplanmıştır. Tedavi ve yol giderleri istemi yönünden ise uzman hekim bilirkişiden rapor alınmasına ilişkin ihtarlı ara kararı oluşturulmuş, davacı tarafça ara kararı gereği verilen kesin süre içinde bilirkişi ücreti yatırılmamış, davacı vekili 13/10/2021 tarihli dilekçesinde tedavi ve yol giderlerinin az miktarda olması nedeniyle usul ekonomisi gereği bilirkişi ücreti yatırmadıklarını bildirmiştir. Her ne kadar dört ayrı tazminat kalemi bulunduğu halde duruşmada oluşturulan maddi tazminat hükmünde davacının geçici ve kalıcı iş görmezlik tazminatı istemlerine yer verilmesine rağmen sehven aracın ayıplı ve ayıpsız farkı bedeli ile tedavi ve yol giderlerine ilişkin maddi tazminat istemlerinin hüküm içinde yer almadığı duruşmadan sonra fark edilmiş ise de, usul hükümleri gereği hükmün değiştirilmesinin veya hükme eklemeler yapılmasının mümkün bulunmadığı, HMK'nun 305/A maddesi uyarınca bu konudaki eksikliğin hükmün tamamlanması yoluyla giderilmesinin mümkün bulunduğu, ancak hükmün tamamlanmasının ve eksik bırakılan tazminat istemleri konusunda hüküm kurulmasının 305/A maddesi gereği tarafların başvurusu ile mümkün bulunduğu, gerekçeli kararın yazımına kadar taraflarca başvuruda bulunulmadığı dikkate alınarak, bu eksiklik konusunda bu aşamada bir işlem yapılmamış ve hüküm kurulmamıştır. Davacı, maddi tazminat talebi yanında manevi tazminat talep etmiştir. Davacının, ikinci el olarak satın aldığı aracın hava yastığı sisteminin gizli ayıplı olarak üretilip satılması nedeniyle geçirdiği trafik kazasında hava yastığının açılmamasına bağlı olarak geçici ve kalıcı iş göremezliğine yol açacak nitelikte ve ağır yaralanması nedeniyle manevi tazminat talep etmeye hakkı bulunduğu tartışmasızdır. Manevi tazminat, zarara uğrayanda, manevi huzuru gerçekleştirecek ve tazminata benzer bir fonksiyonu da olan özgün bir nitelik taşır. Manevi tazminat bir ceza olmadığı gibi, mamelek hukukuna ilişkin zararın karşılanmasını da amaç edinmemiştir. Zarar görenin zenginleşmemesi, zarar sorumlusunun da fakirleşmemesi gerekmektedir. Takdir edilecek miktar, mevcut halde elde edilmek istenen tatmin duygusunun etkisine ulaşmak için gerekli olan kadar olmalıdır. TBK'nun 56. maddesi hükmüne göre, hakimin özel halleri göz önünde tutarak manevi zarar adı ile hak sahibine verilmesine karar vereceği uygun bir miktar paranın adalete uygun olması gereklidir. Dosyada toplanan tüm deliller, davacının gizli ayıptan kaynaklanan yaralanmasına bağlı olarak oluşan iş göremezlik hali ve iş göremezlik oranı, tarafların sosyoekonomik durumları, paranın genel satın alma gücü, davacıda oluşan maluliyet zaman içinde kısmen iyileşmiş ve maluliyet oranı düşmüş ise de, kaza sonrası belirlenen maluliyet oranının yüksekliği nedeniyle mesleğini icra ettiği aracını satarak işine son verdiği, buna bağlı olarak yaşadığı maddi kayıplar ve sosyoekonomik durumu ile ilgili davacıda oluşan acı ve üzüntü birlikte değerlendirildiğinde, hiçbir maddi karşılığın, davacının manevi zararlarını gidermesinin mümkün olmaması ile birlikte TBK'nun 56.maddesi hükmü gereği uygun bir miktar paranın, manevi tazminat olarak belirlenmesinin gerektiği " gerekçesi ile davanın maddi tazminat istemi yönünden kısmen kabulü ile; 4.763,30 TL geçici iş görmezlik tazminatı ile 645.198,39 TL kalıcı iş görmezlik tazminatından oluşan toplam 649.961,69 TL maddi tazminatın, 10.000,00TL'lik bölümünün 17/11/2015 tarihinden, 639.961,69 TL'lik bölümünün 03/10/2017 tarihinden işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, davacı tarafın fazlaya ilişkin maddi tazminat isteminin reddine, Davanın manevi tazminat istemi yönünden kısmen kabülü ile, 125.000,00 TL manevi tazminatın dava tarihi olan 25/04/2016 tarihinden tahsil tarihine kadar işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, davacı tarafın fazlaya ilişkin manevi tazminat isteminin reddine karar verilmiştir. İSTİNAF TALEBİNDE BULUNAN: Davacı ve davalı istinaf talebinde bulunmuştur. BİLDİRİLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı katılma yolu ile istinaf dilekçesinde; İlk derece mahkemesince verilen kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu, Maddi Tazminat Yönünden, 13.05.2022 tarihi bilirkişi ek raporunda iş göremezlik tazminatı 2.755.316,46 TL, 10.10.2023 tarihli bilirkişi 3. ek raporunda iş göremezlik tazminatı 3.071.831,63 TL olarak tespit edildiğini, maluliyet oranının % 8.9, kazancının da asgari ücret olduğu kabul edilerek hesaplama yapılması neticesinde 05.08.2024 tarihli bilirkişi 4. ek raporunda belirtilen 649.961 TL iş göremezlik tazminatı çok düşük olmasına rağmen mahkemece bu rapor esas alınarak maddi tazminat olarak hükmedilen tazminat miktarının çok düşük olduğunu, dosya kapsamına ve hakkaniyet kurallarına uygun olan 13.05.2022 T.li bilirkişi ek raporu ve 10.10.2023 tarihli bilirkişi 3. ek raporu nazara alınarak maddi tazminata hükmedilmesi gerektiğini, Manevi Tazminat Yönünden : dava konusu aracın gizli ayıplı oluşu ve hava yastığının açılmaması nedeniyle hayati tehlike geçirecek derece ağır yaralandığını, uzun süre tedavi gördüğünü, sol gözünde ve sağ el bileğindeki kalıcı sakatlık nedeniyle % 40 oranında malul kaldığını, çalışamayacak duruma gelmesi nedeniyle işyerini kapatmak zorunda kaldığını, bakmakla yükümlü olduğu eşine ve küçük bebeğine olan yükümlülüklerini yerine getiremediğinden aile düzeninin bozulduğunu, kaza tarihinde 34 yaşında olup, uğradığı bu zararın izlerini ömür boyu taşıyacağını, hükmedilen 125.000,00 TL manevi tazminatın çok düşük olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasına ve davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir. Davalı istinaf dilekçesinde; İlk derece mahkemesince verilen kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu, 2011 model 6 kez el değiştirmiş araç ile ilgili davada "husumet yokluğu nedeniyle'' şirket yönünden red kararı vermesi gerekirken, mahkemece kısmı kabul yönünde hüküm kurulmasının hatalı olduğunu, yerli üretim aracın imalatçısı ve satıcısı olmadığı halde, distribütör (dağıtıcı) hakkında hüküm kurulduğunu, ... A.Ş., davaya konu yerli üretim aracı yalnızca ... A.Ş.'den alıp, İstanbul'da "SATICI"... A.Ş.'ye dağıtan olduğunu, ne davacıya ne de dava dışı diğer 6 kullanıcıya araç satmamış ve hizmet vermediğini, ... A.Ş. araç üreticisi olmadığını, 7. el araç ile ilgili davacı ile ... A.Ş. arasında hukuki ve akdi ilişki hiç kurulmadığını, Distribütör sıfatıyla "Tüketici Kanunu'na göre" Garanti süresi içinde sorumluluk söz konusu edilebilir; ancak, davada Tüketici Kanunu geçerli olmadığı gibi, kaza tarihinde 5 yaşında olan aracın garantisi de bulunmadığını, 2011 model 7. el aracın Garantisi bittikten sonra açılan dava zamanaşımına uğradığını, Dava konusu kaza hasarlı otomobil üzerinde keşfen inceleme yaptırılmadığını, davacının mahkemece sorulmasına rağmen, kazalı aracın yeri ve akıbeti hakkında mahkemeye bilgi vermediğini, bilgi sakladığını, otomobili hiç görmeyen bilirkişi tarafından, dosya üzerinden şahsi yorumları ile ve davacının kendi istemine göre dava öncesinde düzenlettirdiği "tespit raporunu esas alan" fahiş hatalı rapora göre hüküm kurulduğunu, defalarca, O.D.T.Ü. / İ.T.Ü. gibi bünyesinde Otomotiv Ana Bilim Dalı bulunan, hava yastığı sistemleri konusunda uzman Bilirkişi Heyeti oluşturulması isteminde bulunulmuş olmasına rağmen, araç üzerinde keşfen inceleme yapılmadan tek bilirkişinin şahsi yorumuna göre hüküm kurulduğunu, "HAVA YASTIĞI SİSTEMİ" gibi çok spesifik uzmanlık isteyen konuda, -araç hiç görülmeden- tek bilirkişi tarafından rapor düzenlenemeyeceğini, Kaza anında tutulmuş olan kaza tespit raporunda, "EMNİYET KEMERİ = TESPİT EDİLEMEDİ (7 KODU)" yazılı olmasına rağmen, davacının tek taraflı kendi isteğine göre düzenlettirdiği tespit raporunda, "emniyet kemerinin takılı olduğunun" yazılmasının çok ciddi çelişki olduğunu, tespit raporunu düzenleyen bilirkişi de olay anını görmediğine göre, emniyet kemerinin takılı olduğunu nasıl ve hangi tespiti ile anladığını, Aracı hiç görmediği halde, araç üzerinde inceleme yapma gereksinimi duymadan, "davacının vekilinin dilekçesine göre" ifadeleriyle rapor düzenlendiğini, Oysa, raporun 6. sayfasında : " Aracın hava yastığı sisteminde arıza oluştuğunda, .... aracın Elektronik Kontrol Ünitesi hafızasına kaydedilmekte ve Diagnostik test cihazı OBD'den bağlanarak alınan veri ile arızanın nerede olduğu tespit edilebilmektedir..... D.iş Raporunda bu konuda bir açıklama bulunmamaktadır.... " yazılı olduğunu, sırf bu çelişkili bilirkişi açıklaması dahi, değişik iş dosyası tespitinin ve aynısı bu raporun doğru bir kanaate varmak için yeterli olmadığını kanıtladığını, Aracın periyodik muayenelerinin yapılmadığını, 3 adet kaza geçirdiğini, hava yastıklarının bu kazalardan etkilenip etkilenmediğinin, değiştirilip değiştirilmediğine dair herhangi bir belirleme yapılmadığını, Maddi tazminat hesaplamasında davacının SGK' dan, kazadan sonra meydana gelen engel durumu ile alakalı malulen emeklilik aylığı bağlanıp bağlanmadığı, bağlandı ise ne kadar olduğunun da sorulması gerektiğini, malülen emeklilik aylığı alması halinde bu bedelin maddi tazminat hesaplamasında dikkate alınması gerekirken, bu hususta bir değerlendirme yapılmaksızın hesaplanan bilirkişi raporuna göre hükmedilen tazminat miktarının hatalı olduğunu, Reddedilen maddi tazminat tutarı üzerinden lehimize vekalet ücretine hükmedilmemesi yönündeki gerekçeli karardaki değerlendirmeler hatalı olduğunu, Kazada kusur bakımından rapor alınmadığını, kusur tespiti bakımından ATK Trafik İhtisas Dairesinden rapor alınması gerektiğini, Kazanın oluşumda asli kusurlu olan davacının sigorta şirketine başvurmadığını, sigorta şirketi tarafından belirlenen tazminat ile davacı tarafından talep edilen tazminat arasında fahiş fark bulunduğunu, Davacıya kendi asli kusuru ile yaptığı kaza için, mahkemece 125.000 TL manevi tazminat ödenmesine hükmedildiğini, davacı hem kendi kusuru ile aracını ağaca çarpmış, eşinin ve çocuğunun yaralanmalarına sebep olmuş; kendisi manevi elem çekecek yerde 125.000 TL manevi tazminata hak kazandığını, yerel mahkemece, davacı adeta kaza yaptığı için ödüllendirildiğini, davacının kişilik haklarına zarar verilmediği için davacı manevi tazminata hak kazanamayacağını, belirterek kararın kaldırılmasına ve davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. GEREKÇE: Dava, ayıplı araç nedeniyle maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir. Taraflar arasındaki uyuşmazlık, dava konusu aracın ayıplı olup olmadığı, ayıbın niteliği, kaynağı, araçtaki ayıp ile davacının yaralanması arasında illiyet bağı bulunup bulunmadığının, maddi ve manevi tazminat şartlarının oluşup oluşmadığının ve miktarının tespitinden kaynaklanmaktadır. İstinaf kanun yolu başvurusuna konu edilen ilk derece mahkemesi kararı hakkında 6100 sayılı HMK'nın 355. maddesindeki düzenleme gereğince istinaf dilekçesinde belirtilen nedenler ve kamu düzenine aykırılık olup olmadığı hususlarıyla sınırlı olarak inceleme yapılmıştır. İlk derece mahkemesince hukuki nitelendirmenin davada ki ileri sürülüş ve dosya kapsamına uygun olarak belirlendiği, taraflarca ileri sürülen delillerin toplanarak usulüne uygun olarak değerlendirildiği, delillerin değerlendirilmesinin dosya kapsamına uygun bulunduğu, taraflarca ileri sürülen iddia ve savunmaların tartışılarak gerekçeli kararın oluşturulduğu, ihtilafa uygulanması gereken yasal mevzuatın doğru olarak tespit edildiği, mahkemenin karar gerekçesiyle hüküm fıkrasının birbiriyle uyumlu olduğu ve mahkeme hükmünün yasal unsurları taşıdığı, özellikle bilirkişi raporunun karar vermeye yeterli, taraf, mahkeme ve istinaf denetimine elverişli olması ve bu konuda dairemizce kabul edilen temel ilkeler doğrultusunda hazırlanması karşısında, istinaf talepleriyle sınırlı olarak yapılan incelemede ilk derece mahkemesi kararının usul ve yasaya uygun bulunduğu anlaşılmakla, ilk derece mahkemesi kararına karşı, davacı ve davalı tarafından yapılan istinaf talebinin HMK'nın 353/1-b/1 maddesi gereğince esastan reddine karar verilmiştir. HÜKÜM : Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1-İzmir 7.Asliye Ticaret Mahkemesinin 09/10/2024 tarih, 2020/446 Esas, 2024/596 Karar sayılı kararı usul ve esas yönünden hukuka uygun bulunduğundan, davacı ve davalının istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 353/1-b/1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE, 2-İstinaf talebinde bulunan davacıdan alınması gereken 615,40 TL istinaf karar harcından davacı tarafından peşin olarak yatırılan 427,60 TL'nin mahsubu ile kalan 187,80 TL'nin davacıdan alınarak Hazineye irat kaydına, 3-İstinaf talebinde bulunan davalıdan alınması gereken 44.398,88 TL karar harcından davalı tarafından peşin olarak yatırılan 13.245,00 TL'nin mahsubu ile kalan 31.153,88 TL'nin davalıdan alınarak Hazineye irat kaydına, 4-Duruşma açılmadığından, davacı ve davalı lehine vekalet ücreti takdirine gerek bulunmadığına, 5-Davacı ve davalı tarafından yapılan istinaf yargılama giderinin üzerinde bırakılmasına, 6-HMK'nın 333. maddesi uyarınca karar kesinleştiğinde artan gider avansının yatıran tarafa geri verilmesine, İlişkin, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, HMK'nın 361/1 maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren 2 haftalık yasal süre içinde temyiz yolu açık olmak üzere 04/06/2025 tarihinde oy birliği ile karar verildi.