Bölge Adliye Mahkemesi ·

Bölge Adliye Mahkemesi 2023/2166 E. 2025/607 K.

Mahkeme
Bölge Adliye Mahkemesi
Esas No
2023/2166
Karar No
2025/607
Karar Tarihi

T.C.

İSTANBUL

BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ

13. HUKUK DAİRESİ

DOSYA NO: 2023/2166 Esas

KARAR NO: 2025/607 Karar

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A

B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I

İNCELENEN DOSYANIN

MAHKEMESİ: İstanbul Anadolu 10. Asliye Ticaret Mahkemesi

NUMARASI: 2020/502 Esas - 2023/533 Karar

TARİH:07/06/2023

DAVA: Ticari Nitelikteki ihracat kredi sigortası sözleşmesinden Kaynaklanan Davalar (İtirazın İptali)

KARAR TARİHİ: 17/04/2025

İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:

TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili şirketin bakır – pirinç sektöründe ihracatçı olduğu, davalı tarafından sunulan Kısa Vadeli İhracat Kredi Sigortası’nı (KVİKS) ve ...’ın ihracatçılara sağladığı bazı finansman seçeneklerini kullanarak işlemlerini yürüttüğü; davalı banka tarafından ... sayılı sigorta poliçesi ve zeyilnameler bulunduğu; ihraç edilecek malın yüklenip sevkinden sonra fatura alacağının davalıya temlik edildiği; davalının fatura miktarının % 85’lik kısmını Sevk Sonrası Reeskont Kredisi’ni (SSRK) ihracatçıya faiz karşılığı kullandırdığı; ithalatçı firmanın davalıya temlik edilen fatura alacağını ödemesinden sonra fatura bedelinin kalan %15’lik kısmının davalı tarafından ihracatçı müvekkili firmaya iade edilmesi gerektiği; davalının KVİKS Poliçesi Genel ve Özel Şartları’na göre, kredi ilişkisi kapsamında ithalatçı tarafından ödeme yapılmaması durumunun teminat altına alındığı; ilgili SSRK’dan faydalanmak için bu sigortanın da yapılmasının zorunlu olduğu; müvekkilinin Portekiz merkezli dava dışı ... adlı şirkete 2018 yılı Eylül ayında teslim edilmek üzere, iki farklı ihracat gerçekleştirdiği; ilk satış sözleşmesine istinaden 05.09.2018 tarihli 622.084,00 Euro, ikinci sözleşmeye ilişkin 12.09.2018 tarihli 409.262,00 Euro olmak üzere, toplam 1.031.346,84 Euro’nun davalıya SSRK karşılığında temlik edildiği; ilgili iki ihracatında sorunsuz olarak gerçekleştiği; müvekkili şirketin akabinde konkordato sürecine girdiğini; Portekizli firmanın temlik edilen alacakları vadesi geldiğinde, bahsi geçen iki ihracatla ilgili olmayan bazı soyut zarar iddialarını ileri sürerek, eksiksiz tamamlanan iki ihracat bedeli olan 1.031.346,84 Euro’dan 281.250,00 Euro ödemeden kesinti yapacaklarını; geriye kalan 750.096,00 Euro’nun ödeneceğini belirttiklerini; bu bildirim üzerine, davalının tazminat primi herhangi bir bildirime gerek kalmaksızın sigorta poliçesinden ilgili zararın karşılanıp karşılanmayacağının tespiti için çeşitli işlemler yaptığı; tazminat iddiasının incelemeye aldığı, poliçe kapsamında zararın davalı tarafından karşılanması gerekirken, müvekkili şirketin başkaca ihracat alacaklarından tamamlanan ve davalıya temlik edilmiş bedellerden mahsup edileceğinin şifahen bildirildiği; ...’a temlik edilen ve müvekkile ait kredi limitleri veya alacaklarından ilgili bedelin düşüldüğü; davalı tarafından el konulduğu; ancak hangi tahsilatın hangi hesaba sayıldığı, hangi bedeller için ne şekilde işlem yapıldığına dair sayısız mail, randevu ve telefon ile görüşme talebine olumsuz cevap verildiğini; davalının 06.01.2020 tarihli yazısıyla, ihracatçı firmanın bir takım soyut iddiaları gerekçe gösterilerek poliçenin 2/m maddesi uyarınca, ödeme yapılmayacağını bildirdiğini; ...’a temlik edilen yukarıda bahsi geçen sevkıyatların kusursuz gerçekleştiği; Portekizli firmanın da, bahse konu iki sevkiyata ilişkin kusur, hata vb. bir sebep ileri sürmediğini; daha sonradan ortaya çıktığı iddia olunan başkaca mal teslim taleplerinin gerçekleşmediği, bu nedenle zarara uğradığını iddia ettiğini; Portekiz menşeili firma ile sadece sipariş bazında çalışıldığı; cari hesap ilişkisi bulunmadığını, bahse konu iki sevkıyatında kusursuz şekilde yerine getirildiği; malların hatalı olduğunu, sözleşmeye uyulmadığı gibi bir iddianın hiçbir zaman ileri sürülmediğini; ilgili yabancı şirket tarafından ödenmeyen fatura bedelinin sigorta poliçesinden karşılanması gerektiği; SSRK ile davalıya temlik edilen ve sigorta altına alınan sözleşmelere ilişkin en ufak bir iddia ve hukuki sorun bulunmadığı; 2/m maddesinin muğlak ifadelerini Portekizli alıcı firmanın iddiaları dayanak gösterilerek sigorta şirketinin sorumluluktan kaçınamayacağını; iddia kavramının her türlü soyut iddiayı içerir şekilde anlaşılması gerektiğine dair poliçede herhangi bir ibare bulunmadığını; iddianın sevkiyata veya mallara ilişkin olması gerektiği; müvekkilinin temlik edilen faturalara ilişkin tüm sorumluluğu yerine getirdiğini, en ufak iddianın sigorta şirketinin ödemeden kaçınma hakkı sağlamasının sözleşmenin esaslı unsurlarından birinin hatalı olduğunu ortaya koyduğunu; poliçede açıkça “alıcıya sevk edilen ve alıcı tarafından kabul edilen malların brüt fatura tutarını vade tarihinden sonraki 4 ay içinde sigortalı/satıcıya ödeyememesi veya ödememesi” durumlarının teminat altına alındığını, hukuk alanında iddianın desteklenmesinin bir evraka dayanması gerektiği; aksi takdirde ithalatçının en ufak iddiasının sigortacının ödeme yapmaktan kaçınabilmesine gerekçe oluşturacağını; Portekizli firmanın yaptığı takas ve mahsup işleminin hatalı olduğunu; yurtdışı merkezli firmanın müvekkilinden kaynaklandığını iddia ettiği zararları davalıya temlik edilmiş olan alacaktan mahsup ettiğini; Bakırköy 2. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 2018/1215 Esasına kayıtlı dosyada müvekkili şirket yönünden konkordato kapsamında geçici müddet ve diğer tedbirler verildiğini; İİK.m.294 hükmü uyarınca, takas yasağı bulunduğu; davalının konkordato öncesi muaccel hale gelen bir alacağı bulunmadığı için takas mahsup işlemi yapmasının olanaklı bulunmadığı; yine davalının ithalatçı tarafından kendisine ödenmeyen bakiye için konkordato dosyasına başvurmadığı, alacak kaydı yaptırmadığı; bunu elinde olan gücünü kullanarak hukuk dışı yollarla hallettiği, bu şekilde diğer alacaklıların önüne geçtiği, davalıdan bu güne kadar hangi tarihte, hangi alacaklara ne şekilde takas mahsup uygulandığına ilişkin en ufak bilgi alınamadığını; davalının 06.01.2021 tarihli yazısında Portekizli firmanın 03.01.2019 tarihinde ödeme yaptığını; bakiye bedelin bu tarihten sonra oluştuğunu, konkordato öncesi muaccel hale gelmiş veya temerrüde uğramış bir alacağı olmadığı, davalının sigorta poliçesinden kaynaklanan yükümlülüklerini yerine getirmemesi üzerine, alacağın tahsili için İstanbul Anadolu ... İcra Müdürlüğü’nde ... Esas sayılı dosya ile takip başlatıldığı, davalının haksız olarak itiraz ettiğinden bahisle, %20 inkâr ödenmesini, davanın kabulü ile iptale tabi itirazın iptalini, takibin devamını, kanun hükümleri gereğince haksız itiraz dolayısı ile davalı aleyhine kötüniyet tazminatına hükmedilmesini, tüm yargılama giderleri ve vekalet ücretinin karşı yana yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davayı konu KVİKS’nun müvekkili bankanın en çok uyguladığı ve alıcının borcunu sevk/ihracat sonrası dönemde ortaya çıkan ticari ve politik riskler nedeniyle ödeyememesini teminat altına alan bir sigorta programı olduğunu, alıcının satım sözleşmesinde veya faturada yer alan borca itiraz etmesi durumunda takasın mahsup da dahil olmak üzere, alıcının ileri sürdüğü itiraz sebepleri ve def’ilerinin hukuken geçerli olmadığını gösteren, sigortalının yükümlülüklerini satım sözleşmesinde yer alan şekilde yerine getirdiğini ve alıcının da sözleşmede yer alan bedeli ödemekle yükümlü olduğunu kanıtlayan hakem heyetinden veya alıcının ülkesindeki yetkili mahkemeden sigortalı lehine ve icra edilebilir bir karar getirmesi gerektiğini, alıcı ile sigortalı arasındaki husumetin, sigortalı lehine neticelenene kadar sigorta tazminatının askıda kaldığı, SSRK’nin müvekkili bankanın kredi programlarından biri olduğu, müvekkili bankanın sigortalılarının aynı zamanda KVİKS himayesine alınan sevkiyatlardan doğan alacağını teminat olarak devralmak suretiyle sigortalılara devraldığı alacağın %85’i kadar kredi kullandırdığı, SSRK kapsamında gerçekleşen devrin ifa uğruna devir olduğu, bu devrin borcu sonlandıran bir işlem olmadığı, alıcının borcunu (devralınan alacağı) müvekkili bankaya ödemez ise işbu sevkiyattan doğan alacak aynı zamanda KVİKS teminatı kapsamında olduğu için, sigorta tazminatının ikinci teminat işlevi gördüğünü, müvekkilinin banka sıfatıyla kullandırdığı kredide sigortacı sıfatıyla yapmış olduğu poliçeden doğabilecek sigorta tazminatının ikinci teminat olarak kullanıldığı, sigorta tazminatının sigortalının kullandığı SSRK borcuna sayılabilmesi için sigortalının bu tazminata hak kazanması gerektiği, davacının detayları tablo 1’de yer alan Portekiz’deki firmaya gerçekleştirdiği sevkıyatlardan SSRK kapsamında müvekkili bankaya devrettiğini; müvekkili bankanın alacağın devri ile birlikte sigortalıya kredi kullandırdığını; alıcının 1.031.346,00 Euro olan toplam sevkiyat tutarının 750.096,00 Euro’sunu müvekkili bankaya ödediğini; 281.250,00 Euro’luk kısmına ise, karşı tazmin talebinde bulunduğunu; bir başka anlatımla, borca itiraz ettiğini; kullandırılan kredi tutarının 876.827,96 Euro iken, teminat altına alınan alacağın 750.096,00 Euro’luk kısmının alıcı tarafından ödendiğini; müvekkili bankanın sigortalıdan faizler ile birlikte 128.186,28 Euro bakiye alacağı kaldığını; dolayısıyla alacağın devrinin kullandırılan kredinin tamamı için teminat işlevi görmediğini; Portekiz’deki alıcıya gerçekleştirilen sevkiyatlardan doğan alacağın ne devir yoluyla ne de KVİKS yoluyla SSRK’nın tamamına teminat oluşturmadığı, müvekkili bankanın bakiye alacağının sigortalının kullandığı SSRK’lar kapsamında müvekkili bankaya devrettiği, başka alıcılardan gerçekleştirilen sevkiyatlardan doğan ve detayları tablo 2’de gösterilen alacaklardan tahsil ettiğini; davacının poliçe kapsamındaki yükümlülüklerini yerine getirmediğini, davacının dilekçesinde iddia ettiği genel işlem şartı ve TTK’nın 1409. maddesi kapsamında, ispat yükünün kimde olduğunun tartışmanın yersiz olduğu, Portekiz’de gerçekleştirilen sevkiyattan doğan alacağın bir kısmının mevcut olmadığı, müvekkili bankanın bu sevkiyat tahtında kullandırdığı krediden bakiye alacağının başka SSRK’lar kapsamında davacının devrettiği başka alacaklardan mahsup edildiğini, kabulü anlamına gelmemek kaydıyla işlemin hukuki niteliğinin takas olduğu düşünülse dahi, İİK’nın 200. maddesinin iflas hükümlerine atıfta bulunduğu, iflasın açılmasının konkordatodaki geçici mühlet kararının ilanıyla eş tutulması gerektiğinin savunulduğu, konkordato talep eden borçlunun alacaklısının geçici mühletin ilanından önce takas yapabileceği, davacının konkordato ilan tarihinin 27.12.2018 olduğu, tablo 2’de yer alan ve takas olduğu iddia edilen işlemlerin 388 referans numaralı kredi ile ilgili devredilen alacağın muacceliyet tarihinin 20.12.2018 olduğu, konkordatonun ilan tarihinden önce olması sebebiyle, takasın geçerli olduğundan bahisle yerinde olmayan davanın reddini, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacı yan üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir.

İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ: İlk Derece Mahkemesi 07/06/2023 tarih ve 2022/502 Esas - 2023/533 Karar sayılı kararında; "...Tüm dosya kapsamından davacı ile davalı arasında kısa vadeli ihracat sigorta poliçesi düzenlendiği,davaya konu sevkiyatların alıcıya eksiksiz ve kusursuz olarak teslim edildiği, alıcının poliçe kapsamında olmayan başkaca bir sevkiyat nedeni ile karşı tazmin talebi olduğunu belirterek emrivaki yapmak sureti ile alacaktan kesintiye gittiği, alıcının teslim aldığı malların kalitesi ve niteliğine dair iddialarla karşı tazmin talebinde bulunması halinde poliçenin 2/m maddesinin uygulama alanı bulabileceği, aksi yorumda poliçenin 1/b maddesinin de bir anlamının kalmadığı, poliçenin 1/b madde ve fıkrası uyarınca mal bedelinin satıcıya 4 ay içinde ödenmemesinin sigorta kapsamında riziko hallerinden olduğu ve TTK'nın 1409. Maddesi gereği davalı sigortacının sigorta kapsamında olmadığı hususunda ispat külfeti altında olduğu, yerleşik yargıtay kararları gereği sigortacı rizikonun sigorta teminatı dışında kaldığını soyut iddialarla değil somut delillerle kanıtlamak zorunda olduğu, ( Bkz. Yargıtay 17. HD. 2016/13728 E, 2019/5932 K. ) sonucuna varılmıştır. YHGK'nın 17.10.2012 tarih ve 2012/9-838 E., 2012/715 K. sayılı ilamında da açıklandığı üzere; genel bir kavram olarak “likid (liqiude) alacak”; “tutarı belli (muayyen), bilinebilir, hesaplanabilir alacaktır” Likit bir alacaktan söz edilebilmesi için; ya alacağın gerçek miktarının belli ve sabit olması ya da borçlusu tarafından belirlenebilmesi için bütün unsurların bilinmesi veya bilinmesinin gerekmekte olması; böylece, borçlunun borç tutarını tahkik ve tayin etmesinin mümkün bulunması; başka bir ifadeyle, borçlunun yalnız başına ne kadar borçlu olduğunu tespit edebilecek durumda olması gerekir. Bu koşullar yoksa, likit bir alacaktan söz edilemez (YHGK'nın 14.07.2010 gün ve 2010/19-376 E. 397 K. sayılı ilamı). Likit alacak bakımından aranan “borçlunun, talep edilen alacağı veya alacağın bütün unsurlarını bilmesi veya bilmek (kolayca hesap edebilmek) durumunda olması; bu bağlamda alacağın miktarının belirlenmesi için tarafların ayrıca mutabakata varmasına (anlaşmasına) veya mahkemenin tayin edeceği bilirkişi eliyle bir değerlendirme yapılmasına ihtiyaç bulunmaması, diğer bir anlatımla borçlunun, yalnız başına ne kadar borçlu olduğunu tespit edebilir durumda olması” ölçütü birçok tartışmayı sona erdirmekle beraber, bir davada bilirkişi incelemesine gidilmesinin, alacağın likit olup olmadığı ile ilgili başlı başına bir kıstas olarak kabul edilmesi de doğru değildir. Çünkü mahkeme uygulamasında “hesap işi”, çözümü özel veya teknik bir bilgiyi gerektiren hallerden olduğundan borçlunun, kendi başına hesaplayabilecek durumda olduğu asıl alacak ve temerrüt faizine itiraz etmesi halinde, mahkemenin, alacaklının alacağının miktarını, bizzat tespit etmeyip bilirkişi vasıtasıyla belirleyeceğinden, likit olan bir alacağın sırf bilirkişi incelemesi yapıldığı gerekçesi ile likit sayılmaması doğru olmayacaktır. (Kuru, Arslan, Yılmaz, Medeni Usul Hukuku, 22. Baskı, s. 737, 740). (Yargıtay 23. Hukuk Dairesi 2016/8197 E, 2020/1 K. Sayılı ilamı, benzer gerekçeler için bkz. Yargıtay 13. Hukuk Dairesi 2016/25056 E, 2019/6430 K. Sayılı ilamları ) Somut olayda tespit edilen asıl Alacak likit ve davalı itirazında haksızdır. Nitekim davacıya yapması gereken ödeme davalı yanca belirlenebilir durumdadır. Riziko alıcı tarafından ödenmeyen faturalara dayandığından alacak likittir. ( Bkz. İstanbul BAM 12. HD. 2018/1593 E, 2019/1206 K. Sayılı ilamı ) Yargıtay 13. HD. 2016/23646 E, 2019/12123 K. Sayılı ilamında "...Buna göre, mahkemece harcın, dava tarihindeki kur karşılığı Türk lirası üzerinden karar tarihindeki nispi harç oranına göre alınması, yine davacı yararına kabul olunan kısmın dava tarihindeki kur karşılığı Türk lirası üzerinden karar tarihindeki tarifeye göre,davacı yararına nispi vekâlet ücreti tayini gerekirken fazla ilâm harcı ve kabul olunan kısım için davacı yararına fazla vekâlet ücreti tayini usul ve yasaya aykırı olup.." belirtmiştir. Alınması gerekli harç kamu düzenindedir. Davadaki talep 293.732,88 Euro olup dava tarihinden bir gün önceki merkez bankası Euro efektif satış kuru 9,9041TL dir. Dava değeri 2.909.159,81 TL olup, kabul edilen kısım ise 253.125,00 Euro X 9,9041 = 2.506.975,31 TL'dir. yargılama gideri ve vekalet ücreti buna göre belirlenmiştir. Yargıtay yerleşik içtihatlarıyla belirtildiği üzere (15. HD. 18/03/2015 T., E.2014/2882, K.2015/1304) yabancı para alacağına ilişkin takiplerde icra inkar tazminatının takip tarihindeki Merkez Bankası’nın Efektif Satış Kuru üzerinden Türk Lirası olarak hesaplanması gerekmektedir. Somut olayda tespit edilen asıl alacak likit ve davalı itirazında haksız olduğundan asıl alacak 253.125,00 Euro'nun (takip tarihinden 1 gün önceki merkez bankası efektif satış kuru itibarıyla 253.125,00 euro X 6,4013 TL TL = 1.620.329,06 TL karşılığı üzerinden) % 20 oranında olmak üzere 324.065,81 TL icra inkar tazminatının davalıdan tahsiliyle davacıya verilmesine dair davanın kısmen kabulü yönünde aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. ..."gerekçesi ile, ''1-Davanın Kısmen Kabulüne, A-Davalının İstanbul Anadolu ... İcra müdürlüğünün ... E. Sayılı dosyasına vaki itirazının kısmen iptali ile takibin 253.125,00 Euro asıl alacak üzerinden devamına, B-Likit asıl alacağa vaki haksız itiraz nedeni ile asıl alacak 253.125,00 Euro'nun (takip tarihinden 1 gün önceki merkez bankası efektif satış kuru itibarıyla 253.125,00 euro X 6,4013 TL TL = 1.620.329,06 TL karşılığı üzerinden) % 20 oranında olmak üzere 324.065,81 TL icra inkar tazminatının davalıdan tahsiliyle davacıya verilmesine, C-Takip tarihinden alacak tamamen ödeninceye kadar asıl alacağa 3095 Sayılı Kanunun 4/a maddesi gereğince devlet bankalarının Euro için açılmış bir yıl vadeli mevduat hesabına uygulanan en yüksek faizinin işletilmesine, D-Fazlaya dair istemlerin reddine,'' karar verilmiş ve karara karşı davacı vekili ve davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.

İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; dosyada mevcut bilirkişi raporlarında yalnızca ana para tazminat miktarının belirlendiğini, bu tazminatın ferisi niteliğinde bulunan temerrütten itibaren birikmiş olan faizin hesaplanmadığını, ilgili sigorta şirketinden yazılı şekilde zararı tazmin etmesi talebinde bulunmalarından ve/veya kanuni süre geçmesinden itibaren tazmin yükümlülüğünü yerine getirmeyen davalının o tarihten itibaren temerrüde düşmüş olduğunu, bu nedenle dosyada ana para alacaklarının dışında birikmiş faiz hesaplaması yapılmamasının hakkaniyete aykırı olduğunu, davalı sigorta şirketinin sigorta poliçesini kanuna ve hukuka uygun şekilde talep edilen zamanda, ödemesi gereken zamanda ödemediğini, müvekkilin bu alacağına ulaşmasını kasten kötüniyetle engellediğini, kanunen zararı tazmin yükü olan sigorta şirketince sigorta tazmin miktarının poliçede yer alan %90 kapsama tabi tutulmasının kötü niyetli davalı lehine bir durum oluşturduğunu, poliçede mevcut lehe hükümler uygulanarak bilirkişilerce hesap yapılmış olmasının hukuka ve hayata aykırı olduğunu, sigorta primini alan davalının riziko doğduğu zaman muğlak ifadelerle dolu, kendini koruyan maddelere dayanarak ödeme yapmayı reddedemeyeceğini, müvekkilin rizikonun doğmasında kusurlu olduğu tamamen davalı tarafından kanıtlanmadan ödemeyi reddetmesinin hukuk kaidelerine ve kanunun açık hükümlerine tamamen aykırı olduğunu, gerek eksik hesaplama, gerek ise sözleşmenin yanlış yorumlanmasından kaynaklı müvekkilin uğramış olduğu zarar ve kısmen reddedilen kısım yönünden yerel mahkeme kararının düzeltilmesi gerektiğini belirterek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak davanın tam kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; ilk derece mahkemesince huzurdaki dava ile konusu özdeş olan Yargıtay kararını dikkate almak yerine "malda ayıp iddiası nedeniyle alıcının ödemeden imtina ettiği" davaya ilişkin Yargıtay kararını dikkate alındığını, dolayısıyla eksik inceleme yapıldığını, sigortalı ile ihracat (satış) yaptığı alıcısı arasında uyuşmazlık olması durumunda, madde metninde belirtilen nitelikte ve içerikte mahkeme veyahut hakem heyeti kararı müvekkil bankaya ibraz edilene kadar sigorta tazminatının askıda kaldığını, alıcının temerrüde düştüğünü kabul etmediği gibi aksine alacak iddiasının da bulunduğunu, keyfi bir "ödememe hali" söz konusu olmadığı için, müvekkil bankanın da, sigortalının, keyfi nedenlerle alacağını tahsil edememesini sigorta kapsamı dışında bırakmadığını, Yargıtay'ın, alıcının, farklı bir hukuki ilişkiden (sigorta teminat konu satım ilişkisine dayanmayan) kaynaklanan alacak iddiasının varlığında dahi, sigortalının, lehine verilmiş ve icra edilebilir bir mahkeme veya hakem heyeti kararını sigortacıya ibraz etmesi gerektiğine hükmettiğini, o halde sigorta teminatının askıda kalması için alıcının, sadece sigorta teminatına konu mal/hizmet satımından kaynaklanan bir nedene dayanmasına gerek olmadığını, alıcı başka nedenler ileri sürdüğünde, bunların satım sözleşmesine ve dolayısıyla hukuka aykırı olduğunun bizzat sigortalı tarafından ispat edilmesi gerektiğini belirterek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.

İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ: HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır. Dava, taraflar arasında akdedilen Kısa Vadeli İhracat Kredi Sigortası kapsamında yurtdışında mukim alıcıya ihraç ve teslim edilen mal bedelinin kısmen ödenmediğinden bahisle uğranılan zararın tazmini talebi ile başlatılan icra takibine itiraz üzerine açılan itirazın iptali istemine ilişkindir.Mahkemece, davanın kısmen kabulüne, karar verilmiş ve karara karşı davacı vekili ve davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur. Davalı Banka, hisselerinin tamamı Hazine'ye ait bir banka ve aynı zamanda sigortacı olduğu, bu yetki, 3332 sayılı Kanun'dan kaynaklanmaktadır. Davacı şirket bakır-pirinç sektöründe ihracatçı konumundadır. Davalı ... Bankası A.Ş. (...) tarafından sunulan Kısa Vadeli İhracat Kredi Sigortası’nı (KVİKS) ve ...’ın ihracatçılara sağladığı bazı finansman seçeneklerini kullanarak işlemlerini sürdürdüğü, Davacı ile davalı arasında yapılan sigorta sözleşmesi sonucu davacının davalı nezdinde ... poliçe nolu sigortalıdır. Somut olayda, davacı ... A.Ş., Portekiz merkezli dava dışı ... adlı şirkete Eylül 2018 tarihinde teslim edilecek iki farklı ihracat gerçekleştirdiği, ilk satış sözleşmesine istinaden 05.09.2018 tarihli fatura bedeli 622.084,00 EURO, ve ikinci sözleşmeye ilişkin 12.09.2018 tarihli fatura bedeli 409.262,00 EURO olmak üzere iki sevkiyat için toplam bedel 1.031.346,84 EUROdur. Bu iki fatura ...’a SSRK karşılığında temlik edilmiştir. Davalı Banka, alacağın devri ile birlikte sigortalıya kredi kullandırdığını, dava dışı alıcı 1.031.346,00 EURO olan toplam sevkiyat tutarının 750.096,00 EURO'sunu davalı Banka'ya ödediğini, 281.250,00 EURO'luk kısım ile ilgili ise karşı tazmin talebinde bulunduğunu, diğer bir deyiş ile borca itiraz edip ödeme yapmadığını, dolayısıyla kullandırılan kredi tutarı 876.827,96 EURO iken, teminat olarak alınan alacağın 750.096,00 EURO''luk kısmı alıcı tarafından ödenmiş ise de alıcı, sevkiyat bedelinin yukarıda belirtilen kısmına dava dışı alıcının itiraz edip ödeme yapmadığından, davalı bankanın, davacı sigortalıdan, faizler ile birlikte toplam 128.186,28 EURO bakiye alacağı kaldığını, dolayısıyla alacağın devri, kullandırılan kredinin tamamı için teminat işlevi göremediğini beyan ettiği, davacı taraf ise cevaba cevap dilekçesinde; Davalı bankanın vermiş olduğu kredi için herhangi bir kat ihtarında bulunmadan borç tahsilatına başlamış, konkordato süresi içerisinde takas mahsup işlemlerinde bulunduğunu, bu takas mahsup sonucunda geriye yalnızca 231.053,86 TL lik borç kaldığını, banka kendisi de ikrar ettiği üzere 128.000 EURO bakiye kredi alacağı var iken, her nedense alacak kaydı yapılırken bu miktar 231.053 TL ye düştüğünü, Konkordato içinde müvekkili davacının tek bir kuruş bile ödeme yapması mümkün olmadığına göre bu borç kanun dışı şekilde müvekkilinin başkaca alacaklarından takas mahsup edilerek bu borç miktarına ulaşıldığını,Yargıtay kararları ve kanun ile sabit olduğu üzere davaya konu alacağın sigorta poliçesinin teminat dışı kaldığının ispat yükü davalı sigortacıda olduğunu, davaya konu olan 400 bin ve 600 bin küsur Euro'luk siparişlerin sevk edildiği, alıcı tarafından teslim alındığı, mallarda bir kusur olmadığını, bahsi geçen bu iki siparişten sonra alıcının başkaca mal talebinde bulunduğu, ancak bu siparişlerin yerine getirilemediği iddiası ile ...'a temlik edilen 1 milyon Euroluk sevkiyattan, gerçekleşmediğini iddia ettiği siparişlerin menfi müspet zararlarını takas mahsup ettiğini, davalı sigorta şirketi bunu karşılamakla yükümlü olduğunu belirterek davanın kabulüne karar verilmesini, davalı taraf ise davaya konu alacağın sigorta poliçesinin 2. Maddesinin m bendi gereğince teminat dışında kaldığını belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.Mahkemece, 3 ayrı bilirkişiden rapor alınmak suretiyle istinafa konu karar verilmiştir.Davalı tarafından düzenlenen poliçenin 1-b maddesinde;Alıcı'ya sevk edilen ve alıcı tarafından kabul edilen malların brüt fatura tutarını vade tarihinden sonraki 4 ay içinde sigortalı/satıcıya ödeyememesi veya ödememesi hali sigorta kapsamına alınan riskler içinde ise de yine poliçenin 2/m maddesinde sigorta kapsamı içinde kalan haller tek tek sayılmış olup 2/m maddesine göre; "Alıcının; sigortalı ve/veya Satıcının kusurundan veya ihmalinden kaynaklandığını iddia ettiği gerekçelerle sevk edilen malları kabul etmemesi veya edememesi ve/veya teslim aldığı malların brüt fatura tutarını veya sözleşme bedelini ödememesi ve/veya yaptığı ödemelerin, mahsupların ve karşı tazmin taleplerinin bulunduğunu ve/veya başkaca bir nedenle satış sözleşmesindeki yükümlülüklerinin ortadan kalktığını iddia etmesi hallerinde ortaya çıkan zararlardan ... sorumlu değildir. Alıcının, teslim alınan malların kalitesi ve miktarı ile ilgili şikayetleri nedeniyle malların bedelini ödememesi halinde de ... sorumlu değildir. Ancak, Sigortalının bu bent kapsamında uğradığını iddia ettiği zarar ile ilgili olarak alıcının ülkesinde kesinleşmiş ve tenfiz kararı verilmiş bir mahkeme veya hakem kararını ...'a ibraz etmesi halinde mahkeme veya hakem kararı ile belirlenen zarar, sigorta kapsamında kabul edilecektir."şeklindeki hüküm gereğince davalı ...'ın davacıdan mahkeme veya hakem kararı talep ettiği ve dava konucu alacağın poliçenin 2/m maddesi uyarınca teminat dışında olduğunu beyan etmiş ise de mahkemece alınan bilirkişi raporlarında ve mahkemece verilen hüküm gerekçesinde ayrıntılı olarak tartışılıp değerlendirildiği üzere davaya konu alacağın teminat kapsamında olduğu ve davalının tazmin borcu altında olduğu anlaşılmıştır. Davacı vekili tarafından mahkemece reddedilen işlemiş faize yönelik ileri sürülen istinaf sebepleri ve davalı vekili tarafından ileri sürülen istinaf sebepleri yargılama aşamasında da ileri sürüldüğü, ilk derece mahkemesince alınan bilirkişi raporları ve mahkemece verilen hüküm gerekçesinde bu iddiaların değerlendirildiği tesbit edilmekle, İlk Derece Mahkemesine sunulan deliller, bilirkişiler tarafından düzenlenen rapor içeriğindeki tespitler de gözetilerek ilk derece mahkemesince davanın kısmen kabulüne yönelik verilen kararda yasa ve usule aykırılık bulunmadığı gibi kamu düzenine aykırılık da görülmediğinden, davacı vekili ve davalı vekilinin mahkemenin kabulüne ilişkin aksi yöndeki istinaf sebepleri yerinde görülmemiştir. Sonuç itibariyle, davacı vekili ve davalı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b1 maddesi gereğince ayrı ayrı esastan reddine karar verilerek, aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.

HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davacı ve davalının istinaf başvurusunun 6100 Sayılı HMK' nın 353/1-b1 maddesi gereğince ayrı ayrı ESASTAN REDDİNE, 2-Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden davacı ve davalı tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harcının ayrı ayrı hazineye gelir kaydına, 3-Karar tarihi itibariyle Harçlar Kanunu gereğince davacıdan alınması gereken 615,40 TL istinaf karar harcından istinaf eden davacı tarafından peşin olarak yatırılan 269,85 TL harcın mahsubu ile bakiye 345,55 TL'nin davacıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına, 4-Karar tarihi itibariyle Harçlar Kanunu gereğince davalıdan alınması gereken 171.251,48 TL istinaf karar harcından istinaf eden davalı tarafından peşin olarak yatırılan 42.968,05 TL harcın mahsubu ile bakiye 128.283,43 TL'nin davalıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına, 5-İstinaf yargılama giderlerinin istinaf talep edenler üzerinde bırakılmasına, 6-Artan gider avansı bulunması ve talep halinde yatıran tarafa iadesine, 7-Kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğe gönderilmesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nın 361/1. maddesi gereğince kararın taraflara tebliğ tarihinden itibaren iki haftalık yasal süre içerisinde Yargıtay temyiz yasa yolu açık olmak üzere 17/04/2025 tarihinde oy çokluğu ile karar verildi.

MUHALEFET ŞERHİ Davalı tarafından düzenlenen poliçenin 2/m maddesindeki; "Alıcının; sözleşme bedelini ödememesi ve/veya yaptığı ödemelerin, mahsupların ve karşı tazmin taleplerinin bulunduğunu ve/veya başkaca bir nedenle satış sözleşmesindeki yükümlülüklerinin ortadan kalktığını iddia etmesi hallerinde ortaya çıkan zararlardan ... sorumlu değildir. Ancak, Sigortalının bu bent kapsamında uğradığını iddia ettiği zarar ile ilgili olarak alıcının ülkesinde kesinleşmiş ve tenfiz kararı verilmiş bir mahkeme veya hakem kararını ...'a ibraz etmesi halinde mahkeme veya hakem kararı ile belirlenen zarar, sigorta kapsamında kabul edilecektir." şeklindeki açık düzenleme ve dava dışı alıcının ödememe gerekçesine göre, dava konusu alacağın poliçenin 2/m maddesi hükmü uyarınca bu aşamada teminat dışında olduğu, davacının davalıdan poliçe teminat bedelinin tahsilini talep edebilmesi için, alıcının ülkesinde kesinleşmiş ve tenfiz kararı verilmiş bir mahkeme veya hakem kararını davalıya ibraz etmesi zorunlu olduğundan ve bu tespite göre de, davalının istinaf talebinin kabulüne karar verilmesi gerektiği düşüncesinde olduğumdan çoğunluk görüşüne katılmıyor, muhalif kalıyorum. 17/04/2025

Atıf: Bölge Adliye Mahkemesi undefined, E. 2023/2166, K. 2025/607, T. 17.04.2025, www.arakarar.com/karar/bam-karar-2023-2166-e-2025-607-k-7c7bd13ea83e