Bölge Adliye Mahkemesi ·

Bölge Adliye Mahkemesi 2023/105 E. 2026/1064 K.

Mahkeme
Bölge Adliye Mahkemesi
Esas No
2023/105
Karar No
2026/1064
Karar Tarihi

T.C.

İSTANBUL

BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ

14. HUKUK DAİRESİ

DOSYA NO:2023/105

KARAR NO:2026/1064

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A

İ S T İ N A F K A R A R I

İNCELENEN KARARIN

MAHKEMESİ:Bakırköy 6. Asliye Ticaret Mahkemesi

TARİHİ:13.04.2017

NUMARASI:2014/199 Esas - 2017/349 Karar

DAVA:Genel kurul kararının iptali ve ortaklığın tespiti

Taraflar arasındaki genel kurul kararının iptali ve ortaklık payının tespiti davasının ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerle davanın kısmen kabulüne dair verilen hükme karşı, davacı vekili ve davalı ... mirasçıları dışındaki davalıların vekili tarafından katılma yoluyla istinaf yoluna başvurulması üzerine Dairemize gönderilmiş olan dava dosyası incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.

TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ:Davacı vekili, dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin 1984 yılında kurulan davalı şirkette %20 oranında hisseye sahip kurucu ve büyük ortak olduğunu, kuruluşu takibin 10.10.1996 tarihinde yapılan genel kurul toplantısı ile şirketin sermayesinin 200.000.000 TL'den 5.000.000.000 TL'sına yükseltildiğini, müvekkilinin bu sermaye artırımındaki payının aynen devam ettiğini, müvekkilinin uzun yıllar yurt dışında yaşadığını ve müvekkilinden habersiz yapılan genel kurul toplantılarında imzasının taklit edildiğini, sahte imza ile kararlar alındığını, bu kapsamda 26.09.1997 tarihinde yapılan 1996 yılı genel kuruluna müvekkilinin katılmamasına rağmen asaletten katılmış gibi hazirun cetveline sahte imza atıldığını, müvekkilinin katılmadığı bu toplantıda adına sahte imza atıldığını, bu toplantının yapılacağının haber verilmediğini ve TTK'nın 370.maddesine göre tüm pay sahiplerinin hazır olduğu bir toplantı da yapılmadığını, bu şekilde yapılan bir toplantının yoklukla mamul olduğunu, şirketin 16.10.1998 tarihli genel kurul toplantısında yapılan sermaye artırımı ile %20 payın %0,5'e düşürüldüğünü, bu toplantıda şirketin sermayesinin 200.000.0000 TL'sına çıkarıldığını, TTK'nın 368. maddesine göre yapılan bu toplantı hakkında müvekkiline bilgi verilmediğini, geçerli bir vekaletname olmamasına rağmen ...'ın müvekkili adına oy kullandığını ve sermaye payının azaltıldığını, bu genel kurulun bir çok nedenle yoklukla malul olduğunu ve bu nedenle burada seçilen yönetim kurulunun sonraki çağrıları ile yaptıkları işlemlerin de yoklukla malul olduğunu, 16.10.1998 tarihinde yapılan 1997 yılı genel kurulunun toplantıya davet, toplantı ve karar nisabı ve temsil kurallarına aykırı olarak yapıldığını, sermaye arttırımı gündemi toplantının TTK nın 368 ve 386. Maddesine göre müvekkiline gönderilmediğini, davalı ...'ın isteği ve yönlendirmesi ile bu kişiye Beyoğlu .. Noterliğinin 02.10.1998 tarihli vekaletinin verildiğini ancak bu vekalette münhasıran ilgili genel kurula katılıp sermaye arttırımı konusunda oy vermesine ilişkin bir talimat bulunmadığını, vekilin vekalet verenin talimatlarına uygun hareket etmesi gerekirken keyfi olarak genel kurula katılarak oy kullanmasının hukuka aykırı olduğunu, bu durumun dahi aile şirketi olan davalı şirkette müvekkilinin haberi olmadan yapılan toplantılarla yok edildiğini gösterdiğini, vekaletin 07.08.1996 tarihli Resmi Gazetede yayımlanan Sermaye Şirketlerinin Genel Kurul Toplantıları ve Bu Toplantılarda Bulunacak Sanayi ve Ticaret Bakanlığı Komiserleri hakkında Yönetmeliğin 23. maddesinde belirlenen genel kurul toplantısının tarihi ve pay sahibinin pay adedi gibi bilgilerin bulunmaması nedeniyle geçersiz olduğunu, diğer ortaklarda komiser huzurunda geçersiz bir vekaletle müvekkilinin hazır gösterilerek oy kullanmasının usulsüz olduğunu, vekilin sermaye arttırımı yapıldığına dair bilgi ve hesap vermeyerek BK'nın 392. Maddesindeki hesap verme borcunu ihlal ettiğini, 26.09.1997 tarihli genel kurulda seçilen yöneticilerin yaptıkların işlemlerin geçersiz olması yanında 16.10.1998 tarihli genel kurul toplantısının da yasaya uygun şekilde yapılmadığını, bir an için toplantının geçerli olduğu kabul edilse bile rüçhan hakkında ilişkin gerekli işlemlerin yapılmaması nedeniyle sermaye arttırımı ile oluşan yeni hisselerin geçersiz olduğunu, ana sözleşmenin 8. Maddesi ile TTK'nın 394. maddesinde düzenlenen rüçhan hakkının kullandırılmasına ilişkin prosedürün yerine getirilmediğini, müvekkilinin sermaye arttırımından haberdar edilmediğini, 24.12.1999 tarihli 1998 yılına ait TTK'nın 368 maddesine göre yapılan toplantıya müvekkilinin davet edilmediğini, 03.04.2002 tarihli 1999-2000 yıllarına ait olağan genel kurul toplantısının TTK'nın 370 maddesine göre yapıldığının belirtilmesine rağmen müvekkilinin hazır gösterilerek adına sahte imza atıldığını, bu toplantıda müvekkilinin %0,5 payına haziran cetvelinde görülmesine rağmen sonraki toplantıda bu payında görülmediğini, buna ilişkin 29.12.2015 tarihli 2002-2003-2004 yıllarına ilişkin yeni kurul haziran cetvelinde müvekkilinin bulunmadığını, payların vekilin isteği ve yönlendirilmesi ile ve verilen vekaletname kullanılarak yapıldığını, bu durumun vekilin sadakat borcuna aykırı olduğunu ileri sürerek, müvekkili adına sahte imzalar atılmak suretiyle TTK'nın 370. maddesine göre gerçekleştirilen davalı şirketin 26.09.1997 tarihli ve 03.04.2002 tarihli genel kurul toplantılarında alınan kararların ve devamında yapılan genel kurul toplantılarının alınan kararların tüm uygulama ve işlemlerin geçersizliğinin tespitine, geçersiz vekaletname ile vekaletin kötüye kullanılması suretiyle yapılan 16.10.1998 tarihli genel kurulda alınan kararın geçersizliğinin tespitine, ayrıca bu genel kurulda alınan sermaye arttırımı kararının geçersizliği ve rüçhan hakkının usulsüz kullandırılması nedeniyle sermaye arttırım işleminin bu nedenle de geçersizliğinin tespitine, müvekkilinin % 20 hisse oranının % 0,5 e düşürülmesine ilişkin işlemin geçersizliğinin tespitine, müvekkiline ait %0,5'lik hissesinin devrinin geçersizliğinin tespitini ve davacının davalı şirkette %20 oranında hissesi bulunduğunun tespitine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.Davalı ... yargılama sırasında 23.03.2015 tarihinde vefat etmiştir. Beyoğlu ... Noterliğinin 01.04.2015 tarih ve ... yevmiye numaralı mirasçılık belgesine göre mirasçılardan davacı dışındaki ... ve ... davaya dahil edilerek yargılamaya devam edilmiştir.Sağlığında tebligat yapılan ... ve mirasçıları davaya cevap vermemiştir.Diğer davalıların vekili, savunmasında özetle; dava dilekçesinden davacının talebinin yokluk, butlan veya iptale ilişkin olup olmadığının anlaşılamadığını, bilinçli olarak hak düşürücü sürelerin aşılması için kavram kargaşası oluşturulduğunu, şirketin davacının babasınında içinde bulunduğu aile fertlerinden oluştuğunu, ailenin diğer şirketlerinin iflas etmesi nedeniyle bu şirketin kurulduğunu, şirketin kuruluş tarihinde 18 yaşında olan davacının şirket sermayesi karşılayacak biriminin olmadığını, davacının babasına 02.10.1998 tarihli vekalet verdiğini, 16.10.1998 tarihli genel kurula davacının babası ...'ın bu vekalet ile katıldığını ve oy birliği ile sermaye arttırım kararının alındığını, davacının sermaye arttırım taahhüdünde bulunmayarak ortaklıktan ayrıldığını, davacının 2005 yılında kalan payını da ...'a devrederek ortaklıktan ayrıldığını, şirket taşınmazlarının değerlendirilmesi nedeniyle bu davanın açıldığını, iptal davasının yasal sürede açılmadığını, hangi toplantıda alınan hangi kararların iptal, butlan veya yokluğunun istenildiğini açıklanmadığını, 26.09.1997 tarihli genel kuruldaki imzaların davacıya ait olduğunu, 17 yıl sonra suç duyurusunda bulunmaksızın bu iddianın ileri sürülmesinin dürüstlük kuralına aykırı olduğunu, bu toplantıda yönetim kurulu seçimi yapılmadığını, 16.10.1998 tarihli genel kurulda da yönetici seçimi yapılmadığını, bu toplantıya ilişkin çağrının davacınında hazır bulunduğu 26.09.1997 tarihli toplantı çağrısı yapan yönetim kurulunca yapıldığını ve bu kurulun 10.10.1996 tarihli genel kurulda oy birliği ile seçildiğini, 3 yıllık görev süresinin 16.10.1998 yılına kadar devam etmesi nedeniyle her iki toplantı bakımından yönetimin vekili olduğunu, 16.10.1998 tarihli toplantının sicil gazetesi ile Hür Bakış Gazetesinde ilan ediliğini, ilandan 2 gün sonra 02.10.1998 tarihinde davacının babasına vekalet verdiğini ve hisse devrininde içeren vekalet ile babasının bu toplantıya katıldığını, davacının babasının vekaleten yaptığı işlemlerden haberdar olmadığına ilişkin beyanlarının dürüstlük kurallarına aykırı olduğunu, 24.12.1999 tarihli genel kurula ilişkin iddialarında doğru olmadığını, çağrı usulsüzlüğünün başlı başına iptal sebebi olmadığını, 03.04.2002 tarihli genel kurul toplantısında alınan kararların geçerli olduğunu, vekalete ilişkin iddiaların bu toplantının geçersizliği ile ilgili olmadığını, yapılan işlemlerin davacının verdiği vekaletname kapsamında yapıldığını, vekaleten davalı ...'ın işlemlere katıldığını, vekaletnamede hisse devri yetkisinin olduğunu, iptal davası için yasal sürenin geçtiğini, davacının kötü niyetli olduğunu, diğer hissedarların davada husumetlerinin bulunmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.

İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ:İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; "...Yapılan yargılamalar sonucu iddia ve savunmalara, davalı şirketin sicil dosyasına, davaya konu genel kurul kararlarına, 10/03/2005 tarihli yönetim kurulu kararına, dosyaya sunulan davalı şirketin pay defterindeki davacı ile ilgili bölümüne, 02/10/1998 tarihli vekaletnameye, imzalar yönünden yaptırılan inceleme sonucu alınan Adli Tıp Kurumu Fizik İhtisas Dairesinin 30/07/2015 tarihli raporuna, yaptırılan inceleme sonucu alınan 13/07/2016 tarihli bilirkişi raporuna ve tüm dosya kapsamına göre; davacının başlangıçta davalı şirkete 18 yaşını doldurduğunda %20 oranında ortak olduğu, daha sonra yurt dışına gittiği, babası davalı ...'a 02/10/1998 tarihli vekaletnameyi verdiği, bu vekaletnamede 'Ortağı bulunduğum ...nde beni tam bir yetki ile temsil etmeye, toplantılara iştirak etmeye, kararlar almaya, kararlar imzalamaya, hak ve menfatlerimi savunmaya, .... şirkette mevcut olan bilcümle hak ve hissemin bir kısmını veya tamamını dilediğine dilediği bedel ve şartlarla devir etmeye, devir bedellerini talep, tahsil ve almaya, ... hisse devir sözleşmelerini akit ve imzalamaya, gerekli tescil ve ilanları yapmaya, .... ...'ı vekil tayin ettim.' şeklinde bir yetkilendirmenin bulunduğu, bu yetki ve vekaletnameye dayanarak, davalı ...'ın bir kısım toplantılarda davacıyı temsil ettiği, bu temsillerde ve yapılan toplantılarda yasal olarak bir usulsüzlüğün bulunmadığı, ancak davacının hazır olarak gösterildiği 03/02/2002 ve 26/09/1997 tarihli genel kurul toplantılarındaki imzanın davacıya ait olmadığının belirlendiği, sahtelik olması nedeniyle bu toplantılarda alınan kararların mutlak butlanla malul olduğu, yok hükmünde bulunduğu anlaşılmakla, bu iki karar yönünden davalı şirket aleyhine açılan davanın kabulüne, fazlaya ilişkin taleplerin reddine, ortaklığın tespiti yönünden açılan davada ise sermaye artırımı sonucu davacının hissesinin %0,5'e düştüğü, her ne kadar 10/03/2005 tarihli yönetim kurulu kararında ...'ın şirketteki mevcut 1.000,00 TL kıymetindeki hissesinin tamamını 1.000,00 TL bedelle ...'a devrettiğinden bahisle, ortaklar ve paylar belirlenmiş ise de hisse satışıyla ilgili yazılı bir belgenin dosyaya sunulamadığı, davacının babasına verdiği vekaletnamede hisse satış yetkisi olsa da vekilin kendisi ile sözleşme yapabilmesi için açıkca bir yetkinin bulunmadığı, dolayısıyla bu vekaletnameye göre vekil olan ...'ın kendisiyle satış sözleşmesi yapamayacağı dikkate alındığında yapılan işlem geçersiz olduğu..." gerekçesiyle, davacının davalı şirket ve ... aleyhine açtığı şirket ortaklığının tespitine ilişkin davanın kısmen kabulü ile, davacının davalı şirkette %0,5 (binde beş) oranında hissesi olduğunun tespitine, fazlaya ilişkin talebin reddine, davacının davalı şirket aleyhine açtığı genel kurul kararlarının geçersizliği ile ilgili davasının kısmen kabulü ile, davalı şirketin 26.09.1997 ve 03.04.2002 tarihli genel kurul kararlarının yoklukla malul olduğunun tespitine, fazlaya ilişkin talebin reddine, davacının davalı şirket dışındaki diğer davalılar aleyhine açtığı davanın pasif husumet yokluğundan reddine, karar verilmiştir.Bu karara karşı, davacı ve bir kısım davalılar vekilince istinaf başvurusunda bulunulmuştur.

İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:Davacı vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle;

Müvekkilinin davalı ... Şirketinin % 20 oranında payına sahip kurucu ortaklarından olduğunu, ancak müvekkilinin yurt dışında yaşaması, zaman zaman Türkiye’ye gelmesi nedeni ile davalıların, müvekkilin yokluğunda hukuka aykırı işlemlerle müvekkilinin hisselerini başkalarına devrettiklerini, bu kapsamda 26.09.1997 tarihli 1996 yılına ait genel kurula davacının katılmadığı halde, asaleten katılmış gibi sahte imza atıldığını, bu toplantının müvekkiline haber verilmediğini, tüm pay sahiplerinin TTK'nın 370. maddesine göre hazır olmadığını, yasanın emredici bu hükmüne aykırı şekilde müvekkilinin yokluğunda yapılan toplantıda hazirun cetvelinde hazırmış gibi sahte imzasının atıldığını, TTK'nın 370. maddesinde öngörülen iki şart gerçekleşmeden yapılan genel kurulun ve alınan kararın yoklukla malul olduğunu, bu genel kurul kararları ile seçilerek yönetim kurulu üyeliğine ve denetçiliğe atanan kişilerin de yönetim kurulu üyelikleri ve denetçilikleri ve bu sıfatla yaptıkları tüm işlemler ve bu işlemleri izleyen sonraki işlemler de zincirleme olarak yoklukla malul olduğunu, bu kapsamda yoklukla malul bir kararla geçersiz olarak seçilen yetkisiz yönetim kurulu tarafından bir sonraki yılın genel kurulunun toplantıya çağrılması, gündemin oluşturulması, gündeme sermaye artırımı maddesi konulması, özetle, bir sonraki genel kurulda sermaye artırımı yapılmasına yönelik olarak yapılan ve bu sermaye artırımını sonlandıran tüm ilgili işlemlerin yoklukla malul olduğunu, 16.10.1998 tarihinde yapılan 1997 yılı genel kurulunda yeniden sermaye artırımına gidildiğini ve sermayenin bu kez 5.000.000.000 TL’den 200.000.000.000 TL’ye çıkarıldığını, TTK'nın 368. maddesi gereği yapılan bu toplantıdan müvekkilinin haberdar edilmediğini, müvekkilinin rüçhan hakkının da kullandırılmadığını, bu nedenle sermayesinin % 20'den % 0.5'e düşürüldüğünü, bu durumda yoklukla malul genel kurul kararı ile seçilen yönetim kurulu üyelerinin ve denetçilerin yaptıkları tüm işlemler ve bu işlemleri izleyen sonraki işlemlerin de zincirleme olarak yoklukla malul olduğundan, yetkisiz yönetim kurulu tarafından 16.10.1998 tarihinde 1997 yılına ait genel kurul toplantısı ile ilgili yapılan çağrı, gündemin oluşturulması, gündeme sermaye artırımı maddesi konulması dahil tüm kararların yoklukla malul olduğunu,

Ayrıca bu toplantıdaki davet merasimi, toplantı ve karar nisabının temsil kurallarına aykırı olduğunu, TTK'nın 368 ve 386.maddesine uygun olarak söz konusu genel kurul toplantısının yapılacağı, toplantının tarihi ve gündemi ve gündem maddesinde sermaye artırımı olduğu usulüne ve ayrıca, dürüstlük kuralına uygun olarak müvekkiline haber verilmediğini, davalı ...’ın isteği ve yönlendirmesi ile müvekkilince ...’a 02.10.1998 tarihinde Beyoğlu ...Noterliğinin vekaletinin verildiğini, ancak müvekkilin münhasıran ilgili genel kurula katılıp sermaye artırımı konusunda oy kullanması bakımından ...’a verilmiş somut bir talimat bulunmadığını, vekilin edimi yerine getirirken müvekkilinin talimatlarına uyması gerektiğini, müvekkilinin ...’a verilmiş somut bir görev ve talimat olmamasına rağmen, davalı ...’ın vekaletnameye istinaden kendiliğinden keyfi olarak müvekkili adına genel kurula katılarak oy kullanmasında hukuka aykırı olduğunu, davalıların ortak hareketleri ile müvekkilinin paylarını yok ettiklerini, müvekkilinden habersiz yapılan toplantılara yetkisiz vekilin katıldığını, ...’a verilen vekaletnamenin 7.8.1996 tarihli 22720 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Sermaye Şirketlerinin Genel Kurul Toplantıları ve Bu Toplantılarda Bulunacak Sanayi ve Ticaret Bakanlığı Komiserleri Hakkında Yönetmeliğin 23. maddesinde geçerlilik şartı olarak belirtilen “genel kurul toplantısının tarihi” ve “pay sahibinin pay adedi” bilgileri bulunmadığından geçersiz olduğunu, müvekkiline vekaleten ...’ın toplantıda hazır bulunmasına hükumet komiseri, divan görevlileri ve hazır şirket ortaklarının izin vermemesi gerektiğini, kaldı ki davalı ... tarafından toplantı sonrasında sermaye artırımı yapıldığına dair hiç bir bilgilendirmede de yapılmayarak vekilin TBK'ın hesap verme borcunu ihlal ettiğini, Anasözleşmenin 8/1 ve TTK’nın 394. maddesinde yeni pay almada rüçhan hakkı ve rüçhan hakkının kullandırılmasına dair usullerin belirlendiğini, oysa bu olayda TTK'nın 394. maddesinin gereğinin yerine getirilmediğini, sermaye artırımı konusunda ve yeni pay alma hususunda müvekkilinin beyan ve iştirak taahhütnamesi imzalayarak şirkete sunacağını, müvekkilinin sermaye artırımından haberdar edilmediğini, sonrasında da rüçhan hakkının kullanılması için haber verilmeyerek payının eritildiğini, 24.12.1999 tarihli 1998 yılına ait genel kurul toplantısı yapıldığını ve müvekkilinin TTK'nın 368.maddesine göre bu toplantıya usulüne uygun olarak davet edilmediğini, 03.04.2002 tarihli 1999-2000 yıllarına ait toplantısının TTK'nın 370.maddesine göre yapıldığını ve müvekkilinin hazır olmamasına rağmen hazirun cetveline müvekkili adına asaleten sahte imza atıldığını, 03.04.2002 tarihli genel kurulda müvekkilinin % 0.5 oranında olan hissesi hazirun cetvellerinde görülmekte iken 29.12.2005 tarihli 2002-2003-2004 yıllarına ait toplantıda % 0.5’lik hissesinin de olmadığının görüldüğünü, davalı ... tarafından hisse devri bedeli olarak bir ödeme yapılmadığını, BK'nın 392.maddesi uyarınca vekaletin ifası nedeniyle aldıklarını müvekkile iade borcu gereği, devir bedelinin ödenmesi gerektiğini, vekilin bu yetkisini kötüye kullandığını, payları devir alanların da vekil ile birlikte kötü niyetle hareket ettiklerini, yapılan imza incelemesinde hazirun cetvelindeki imzaların müvekkiline ait olmadığının belirlendiğini, Alınan bilirkişi raporunda 03.04.2002 ve 26.09.1997 tarihli toplantıların çağrısız olmasına rağmen davacının taklit imzasını taşıması sebebiyle yoklukla malul olduğu, yokluk yaptırımının süreye tabi olmadığı, iyiniyetin işleme geçerlilik kazandırmayacağının belirlendiğini, ancak mahkemenin dava dilekçesindeki iddiaları incelemeden hak ihlaline neden olacak şekilde karar verdiğini, bu nedenle davalı şirketin 03.04.2002 ve 26.09.1997 tarihli genel kurul kararlarının çağrısız olmasına rağmen davacının taklit imzasını taşıması sebebiyle yoklukla malul olduğu, davalı ...'ın davamıza hiçbir şekilde itiraz etmeyerek beyanları kabul ettiğini sabit olduğundan davanın tümden kabulü gerektiğini, Bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasına ve davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir.Davalılar ..., ..., ..., ..., ... ve ... vekili, katılma yoluyla istinaf başvuru dilekçesinde özetle; Davacının 19 yaşında iken babası ...'a 02.10.1998 tarihli tam yetkili bir vekalet verdiğini, davalı şirketteki tüm işlerin yapılması için verilen vekalette geniş yetkiler bulunduğunu, vekaletnameye yönelik bir itiraz bulunmadığını, şirketin16.10.1998 tarihli genel kurul toplantısına davacıya vekaleten babası ...'ın katıldığını, toplantı sonucunda oy birliği ile sermaye artırımı kararı alındığını, sermaye artırımı kararına karşı davacı veya vekilinin bir sermaye taahhütte bulunmadığını, davacının kalan payının da 2005 yılında babası ...'a devrederek şirketle ilişkisini kestiğini, uzun yıllar sonra şirketin ve sahip olduğu gayrimenkullerin değerlenmesi sonucu kötüniyetli bir şekilde usulsüzlük iddialarının ileri sürüldüğünü, vekalette devir yetkisi bulunması nedeniyle %0,5 payın bu vekalete istinaden vekil olan babasına devrinin usule uygun olduğunu, bu nedenle müvekkili şirkete husumet yöneltilmesinin mümkün olmadığını, uzun süre sessiz kalınmasından sonra şirketin taşınmazlarının değerlenmesi üzerine dava açılmasının dürüstlük ilkesine aykırı olduğunu, Davacının, babasına tam yetkili vekalet vererek uzun süre şirketin işleri ile ilgilenmediğini, babasının vekil olarak yaptığı işlere uzun süre ses çıkarmadığını, bu davayı sadece vekil ettiği babasına yöneltmesi gerektiğini, davanın şahsi menfaat ve haksız kazanç elde etmek amacıyla açıldığını, davacının davalı şirkette %0,5 oranında hissesi olduğuna ilişkin kararın hakkaniyete aykırı olduğunu, davacı ve babası arasındaki bir ihtilaf sebebiyle şirketin ve hissedarlarının bu davadan zarar görmesinin hukuka uygun olmadığını, Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 2019/4847 E. 2021/4665 K. sayılı kararında da uzun yıllar sessiz kalan davacının dürüstlük kuralına aykırı hareket etmesi nedeniyle davanın reddine karar verildiğini, Bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasına ve davanın reddine karar verilmesini istemiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE:Dava, davalı şirketin 26.09.1997, 03.04.2007, 16.10.1998 tarihli genel kurul kararlarında alınan kararların ve özellikle sermaye arttırımı kararının geçersizliğinin tespitine, 16.10.1998 tarihli genel kurul toplantısında alınan sermaye arttırıma ilişkin kararın yerine getirilmesine dair prosedürün usulsüz olması nedeniyle rüçhan hakkının usulsüz şekilde kullandırılması nedeniyle bu işlemin geçersizliğinin tespitine, davacının sermaye payının % 20 den % 0,5 e düşürülmesine ilişkin işlemin geçersizliğinin tespitine, % 20 payının bulunduğunun tespitine karar verilmesi istemlerine ilişkindir.İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda davanın kısmen kabulüne karar verilmiş; bu karara karşı, davacı vekili ve katılma yoluyla bir kısım davalılar vekilince, yasal süreleri içinde istinaf başvurusunda bulunulmuştur.İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi uyarınca, ileri sürülmüş olan istinaf nedenleriyle ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır.Davacı, şirketin kuruluşu aşamasında % 20 oranında pay sahibi olduğu anlaşılmaktadır. Bu payların senede bağlanmadığı, payların şirket ve ortaklar tarafından bilindiği dosya kapsamından anlaşılmaktadır. Davacının genel kurul kararlarının geçersizliğinin (yokluk/ butlanı) tespiti talebinin yanı sıra, sermaye arttırımı sonrası kendisine kalan payında usulsüz şekilde davalılar tarafından ele geçirilmesi ve sermaye arttırımından haberdar edilmemesi nedeniyle pay devrinin geçersizliği ile pay tespiti talebi bulunduğundan gerçek kişi davalıların pasif dava ehliyetinin bulunduğu anlaşılmaktadır. Bir kısım davalılar vekilinin istinaf başvurusunun incelenmesinde: davacının şirkette bulunan %0,05 oranında payının davacı tarafından verilen 02.10.1998 tarihli vekalet kapsamında davalı ve aynı zamanda davacının babası olan ... tarafından satın alındığı anlaşılmıştır. Anılan kişi yargılama sırasında ölmüş olup, dosyada bulunan Beyoğlu ...Noterliğini 01.04.2015 tarihli ve ... yevmiye nolu veraset belgesine göre geriye davacı ... ile ... ve ...'ın mirasçı olarak kaldığı, vekaletin vekil ile işlem yapmak konusunda bir yetki içermediği ve mirasçının mülkiyet hakkına ilişkin mahkemenin kabul karanının mirasçılar tarafından istinaf edilmemesi nedeniyle mahkemece ortaklığın tespitine karar verilmesi yerinde olduğundan davalı ... mirasçıları dışındaki diğer davalıların vekilinin bu yöne ilişkin katılma yoluyla istinaf başvurusu yerinde değildir. Davacı, ortağı olduğu şirketin 26.09.1997 tarihli genel kuruluna katılmadığı halde bu toplantıda kendinden habersiz toplantı yapılarak imzasının atılması nedeniyle bu kararın geçersizliğinin tespitini talep etmiştir.İlk derece mahkemesince yapılan bilirkişi incelemesinde, 26.09.1997 tarihli hazirun cetveli ile 03.01.2022 tarihli hazirun cetvelindeki imzaların davacının eli ürünü olmadığı belirlenmiştir. Bu toplantıların eTTK'nın 370. maddesine göre bütün pay sahiplerinin hazır olması suretiyle yapıldığı anlaşılmaktadır. Ancak davacının bu toplantılarda hazır bulunmaması nedeniyle mahkemece bu toplantılarda alınan kararların yoklukla muadil olduğunun tespitine karar verilmesi yerindedir. Yokluk, bir işlemin kurucu unsurlarındaki eksikliği ifade etmekte olup, sonradan icazet verilerek yokluğun tamiri mümkün olmadığından mahkemece bu hususta anılan genel kurul kararlarının yoklukla malul olduğunun tespitine karar vermesi yerindedir.Dava dilekçesinde ayrıca 30.04.2002 tarihli 1999 ve 2000 yıllarına ait genel kurulda alınan kararların iptali talep edilmiştir. Bu genel kurulların iptali talebinde, 26.09.1997 tarihli genel kurulun sahte imza ile yapılması nedeniyle burada seçilen yönetim kurulu üyelerinin yetkisiz olduğu ve çağrının yetkisiz kişilerce yapıldığı ileri sürülmüştür. Ancak bu genel kurul toplantısından önce yapılan 1996 yılındaki genel kurulda yönetici seçimi yapıldığı ve cevap dilekçesinin ek-4 yer alan 26.09.1997 tarihli genel kurulda yönetim kurulu üyesi seçimi yapılmadığı anlaşılmaktadır. Bu nedenle bu yöne ilişkin istinaf talebi yerinde değildir. Keza 24.12.1999 tarihli genel kurulda da yönetim kurulu üyesi seçilmemiştir. 1996 yılında seçilen yönetim kurulu üyeleri yokluğu istenilen ve davacının vekaleten temsil edildiği 16.10.1998 tarihli genel kurulun 5. Maddesi ile seçilmiştir. Bu genel kurulun 6. Maddesi ile şirket sermayesinin 5.000.000.000 TL olan sermayesi 200.000.000.000 TL sine çıkartılmasına ve ana sözleşmenin tadiline oy birliği ile karar verilmiştir. Bu toplantıda davalılar hisse adedi 1000 olarak görülmektedir. Şirketin bu tarihte toplam 5.000 payı bulunmaktadır. Davacıyı genel kurulda babası ... temsil etmektedir. Davacı genel kurul çağrısından sonra ancak toplantıdan önce 02.10.1998 tarihinde Beyoğlu... Noterliğinin ... yevmiye sayılı vekaleti ile ortağı bulunduğu davalı şirkete kendisini tam yetki ile temsil etmeye toplantılara katılmaya, kararlar almaya imzalamaya, ayrıca şirketteki hissenin dilediği bedelle dilediği kişiye satışı konusunda yetki verilmiştir. Bu vekalete istinaden davacının babası toplantıya katılmış ve sermaye arttırım kararına olumlu oy kullanmıştır. Görüldüğü gibi bu toplantı eTTK'nın 370 maddesine göre yapılan bir toplantı olmayıp 364 ve devamı maddelerine göre çağrı ile yapılan bir toplantıdır. Şirket ana sözleşmesi ortakların bizzat katılmasına izin verdiği gibi vekalet yoluyla katılmaya da imkan vermektedir. Davacı bu toplantıya vekil sıfatı ile katılmış ve dava tarihi olan 2014 yılına kadar yaklaşık 16 yıl süreyle yapılan işleme sessiz kalmıştır. Somut olaydaki durum davacının toplantıya katılmama veya yokluğunda eTTK'nın 370 maddesine göre çağrısız genel kurul yapılması olmayıp çağrılı bir genel kurulda davacının vekil ile temsil ettirilmesi şeklindedir. Bu nedenle toplantıya ilişkin vekaletteki şekil şartının yerinde olmadığını ileri sürerek, vekalet yönünden temsil edilen bir genel kurulun batıl olduğunun ileri sürülmesi dürüstlük kuralına aykırıdır. Zira şirketin payları belirli olup payların nama veya hamiline yazılı senetlere bağlı olduğu iddia ve ispat edilmemiştir. Bu nedenle payların kime ait olduğu şirket ve ortaklarca bilinmektedir. (Benzer nitelikli Yargıtay 11.Hukuk Dairesinin 27.03.2025 tarihli ve 2024/2043 Esas, 2025/2189 Karar sayılı kararı). Davacının, bu toplantıdan kısa süre önce babasına verdiği vekalet ile bu toplantıda temsilini amaçladığı bu nedenle Sermaye Şirketlerinin Genel Kurul Toplantıları ve Bu Toplantılarda Bulunacak Sanayi ve Ticaret Bakanlığı Komiserleri hakkında Yönetmeliğin ilgili hükümleri uyarınca talepte bulunulması ve şekle aykırılığın ileri sürülmesi de dürüstlük kurulanı aykırıdır.Bu nedenle mahkemece 2002 yılında yapılan genel kurul toplantısının geçersizliğinin tespitine ilişkin talebin reddine karar verilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamaktadır.Bu duruma göre sonraki genel kurulların da usulüne uygun şekilde oluşturulmuş bir yönetimin çağrısıyla yapıldığı anlaşılmaktadır. Bu nedenle sonraki genel kurul toplantılarının iptaline ilişkin istinaf başvuru nedeni de yerinde değildir. 16.10.1998 ve 03.04.2002 tarihli genel kurullarda alınan sermaye artırımı kararı sonrası davacı veya vekilinin rüçhan hakkını kullanmadığı, şirketçe yapılan işlemlerin eTTK'nın 392.maddesine uygun şekilde yapıldığı, bu maddeye aykırı işlem yapıldığı usulüne uygun delillerle kanıtlanmadığı, davalı veya vekilinin aradan çok uzun süre geçmesine rağmen rüçhan hakkının kullanılmasını talep etmedikleri, tescilin etkisi düşünüldüğünde talebin karardan uzun yıllar sonra ileri sürülmesinin dürüstlük ilkesine aykırı olduğu anlaşılmakla, davacı vekilinin yerinde görülmeyen tüm istinaf başvuru nedenlerinin reddine karar verilmiştir. Açıklanan bu gerekçelerle, davacı ve davalılar ..., ..., ..., ..., ... ve ... vekilinin katılma yoluyla istinaf başvuru nedenleri ile sınırlı olarak dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, ilk derece mahkemesinin kararında ve gerekçesinde yasaya ve usule aykırılık bulunmadığı gibi kamu düzenine aykırılık da görülmediğinden, davacı vekilinin ve bir kısım davalılar vekilinin istinaf başvurularının HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca ayrı ayrı esastan reddine dair aşağıdaki hüküm verilmiştir.

HÜKÜM:Yukarıda açıklanan gerekçelerle;

1-HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca, davacı vekilinin ve davalılar ..., ..., ..., ..., ... ve ... vekilinin istinaf başvuralarının ayrı ayrı esastan reddine,

2-Davacı tarafından yatırılan istinaf başvuru ve peşin karar harçlarının Hazineye gelir kaydına, bakiye 651,30 TL istinaf karar harcının davacıdan tahsili ile Hazineye gelir kaydına,

3-Davalılar ..., ..., ..., ..., ... ve ... tarafından yatırılan istinaf başvuru ve peşin karar harçlarının Hazineye gelir kaydına, bakiye 651,30 TL istinaf karar harcının bu davalılardan müteselsilen tahsili ile Hazineye gelir kaydına,

4-Taraflarca yapılan kanun yolu giderlerinin kendilerinin üzerinde bırakılmasına,

5-Gerekçeli kararın Dairemiz Yazı İşleri Müdürlüğünce taraf vekillerine tebliğine dair;HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, 04.06.2026 tarihinde, oy birliğiyle ve temyizi kabil olmak üzere karar verildi.

KANUN YOLU:HMK'nın 361. maddesi uyarınca, iş bu gerekçeli kararın taraf vekillerine tebliğ tarihlerinden itibaren iki haftalık süreler içinde temyiz yolu açıktır.

Atıf: Bölge Adliye Mahkemesi, E. 2023/105, K. 2026/1064, T. 04.06.2026, www.arakarar.com/karar/bam-karar-2023-105-e-2026-1064-k-8f644995e5e2