Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2022/337 E. 2026/723 K.
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2022/337
- Karar No
- 2026/723
- Karar Tarihi
T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
45. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2022/337
KARAR NO: 2026/723
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : İSTANBUL 18. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ: 08/11/2021
NUMARASI: 2019/668 Esas - 2021/765 Karar
DAVANIN KONUSU: İtirazın İptali (Hizmet Sözleşmesinden Kaynaklanan)
KARAR TARİHİ: 13/05/2026
6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353. Maddesi uyarınca dosya incelendi ;
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
DAVA:
Davacı vekili dava dilekçesi ile; Taraflar arasındaki ticari ilişki nedeniyle müvekkil şirketçe davalı şirkete çevre danışmanlık hizmeti verildiğini, verilen hizmet karşılığı kesilen fatura bedelleri ödenmemesi nedeniyle davalı şirket hakkında takip başlatıldığını, davalı yanın icra dosyasına yaptığı itiraz tamamen mesnetsiz olup hiç bir hukuki dayanağı olmadığını, bu nedenlerle, fazlaya dair tüm haklarımız saklı kalmak kaydıyla; davalının.... İcra Müd. ... E. sayılı dosyasına yaptığı tüm itirazının iptali ile takibin devamına, davalıların takip tutarının %20 sinden aşağı olmamak üzere tazminata mahkum edilmesine; vekalet ücreti ile yargılama giderlerinin davalılar üzerinde bırakılmasına karar verilmesi talebimizi vekaleten arz ederiz."
CEVAP:
Davalı cevap dilekçesi sunmamıştır.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
Mahkemece; " ...Davacıya ait 2019 defter kayıtları incelenmiş ve davacının davalıdan takip tarihi olan 14.11.2019 itibariyle 23.452,00 TL alacaklı olduğu görülmüştür. Davacı alacaklı icra takibinde işlemiş faiz talep etmiş olup yukarıda tablo halinde sunulduğu üzere davacının 3.491,14 TL işlemiş faiz talep edebileceği tespit edilmiştir.
Davalı ticari defterlerinin incelenmesi sonrası düzenlenen 02/08/2021 tarihli ek raporda ; davalı tarafın 2019 takvim yılına ait ticari defter kayıtları incelenmiş, incelenen davalı ticari defterlerinde davalının 11.11.2019 takip tarihi itibariyle 23.452,00 TL alacak bakiyesi verdiği, faiz hesabı davacı icra takibinde 3.648,32 TL işlemiş faiz talep etmiş, taraflar arasında akdedilen sözleşmenin 7. md. bedelin aylık ödeneceği kararlaştırılmış olup buna göre kök raporda işlemiş faiz hesabı yapıldığı görülmüş olup, bilirkişi raporlarının hüküm kurmaya elverişli olması hem davacı hem davalı ticari defterlerinde davacının davalıdan 23.452,00 TL asıl alacağının bulunduğuna dair bilirkişi tespiti ve taraflar arasındaki yazılı sözleşmenin 7.maddesi gereği belirlenen faiz oranı gözetilerek hesaplanan 3.491,14 TL, faiz alacağı sabit görüldüğünden, davanın kısmen kabulüne, takibin 23.452,00 TL asıl alacak, 3.491,14 TL faiz olmak üzere 26.943,14 TL üzerinden devamına, 5.388,62 TL inkar tazminatının davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilerek aşağıda şekilde hüküm kurulmasına karar verilmiştir.
Kısa kararda asıl alacak ve faiz alacağı toplamı doğru yazılmış ise de, bilirkişi tarafından tespit edilen ve kabul edilen 3.491,14 TL faiz alacağı kısa kararda sehven 3.391,14 TL olarak yazılmış ise de gerekçeli kararda bu husus düzeltilmiştir, yine kısa kararda takipten sonraki dönem için faiz uygulanmasına karar verilmiş denilmiş ise de faizin niteliği belirtilmediğinden maddi hatandan kaynaklı bu husus avans faizi olarak düzeltilmiştir." gerekçesi ile Davanın kısmen kabul kısmen reddi ile, davalının.... İcra Müd ... Esas sayılı takip dosyasındaki itirazının kısmen iptali ile takibin 23.452,00 TL asıl alacak, 3.491,14 TL faiz olmak üzere 26.943,14 TL üzerinden devamına, 23.452,00 TL asıl alacağa takip tarihinden itibaren avans faizi uygulanmasına, 5.388,62 TL inkar tazminatının davalıdan alınarak davacıya verilmesine, fazlaya dair taleplerin reddine karar verilmiştir.
İSTİNAF SEBEPLERİ
Davalı vekili yasal süresi içinde sunmuş olduğu istinaf dilekçesinde özetle; Davacı taraf ile müvekkil arasında imzalanan sözleşme gereğince müvekkilin sözleşme şartlarına uygun davranmadığından bahisle takip başlatılmış ise de davacı tarafa ödenmemiş herhangi bir borç bulunmadığını, asıl alacak doğmadığı gibi, borcun ferisi niteliğindeki faiz alacağı da doğmadığını, bu hususta müvekkil temerrüde de düşürülmemiş olduğundan takip öncesi faiz talebi de hukuki dayanaktan yoksun olduğunu, dolayısıyla karar altına alınan faiz kalemleri gerçeğe aykırı olduğunu ileri sürmüştür.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRMESİ VE GEREKÇE
HMK'nın 355. ve 357. maddeleri gereğince istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle bağlı olarak ve kamu düzenine aykırılık hususlarını da gözetilerek yapılan inceleme neticesinde;
Dava, hizmet ilişkisinden kaynaklanan faturaya istinaden başlatılan takibe yapılan itirazın iptali istemine ilişkindir.
.... İcra Müdürlüğü'nün ... E. sayılı dosyası incelendiğinde; davacının muhtelif tarihli 10 adet faturaya istinaden 24.072,00 TL TL asıl alacak, 3.648,32 TL işlemiş faiz olmak üzere toplam 27.720,32 TL alacağın tahsili için takip başlattığı, davalının yasal süresinde ödeme emrine itiraz ettiği, davanın yasal 1 yıllık süre içerisinde açıldığı anlaşılmıştır.
Mahkemece, tarafların ticari defter ve kayıtları üzerinde bilirkişi incelemesi yaptırılmasına karar verilmiş olup, mali müşavir bilirkişisinden alınan kök ve ek raporda özetle; " Davacı tarafın 2019 takvim yılına ait ticari defter kayıtları incelenmiş, ticari defterlerinin 6102 sayılı TTK 64. Md. ve 213 sayılı VUK 221. Md. göre açılış ve kapanış tasdikleri usulüne uygun olduğu, kendi lehine delil vasfını taşıdığı (HMK 222. Md. ) görüldüğü, incelenen davacı ticari defterlerinde davalıdan 14.11.2019 itibariyle 23.452,00 TL alacak kayıtlı olduğu,
Faiz hesabı yönünden; davacı icra takibinde 3.648,32 TL işlemiş faiz talep etmiş olup sözleşmenin 7. maddesinde bedelin aylık ödeneceği kararlaştırılmış olup vadenin ay sonuna göre yapılan hesaplamada davacının 3.491,14 TL işlemiş faiz talep edebileceği,
İncelenen davalı ticari defterlerinde davalının 11.11.2019 takip tarihi itibariyle 23.452,00 TL alacak bakiyesi verdiği, yani davacıya 23.452,00 TL borçlu olduğu tespit edildiği" bildirilmiştir
6102 sayılı TTK'nın 21/2 maddesinde "Bir fatura alan kişi aldığı tarihten itibaren sekiz gün içinde, faturanın içeriği hakkında bir itirazda bulunmamışsa bu içeriği kabul etmiş sayılır." hükmü yer almaktadır.
Yargıtay 15. Hukuk Dairesi'nin 11/11/2020 tarihli 2019/3926 E. 2020/2954 K. sayılı ilamında; "...Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu'nun 27.06.2003 tarih ve 2001/1 Esas, 2003/1 Karar sayılı ilamında da açıklandığı üzere; bir faturayı alan kişi aldığı tarihten itibaren sekiz gün içinde faturanın içerdiği bilgilere itiraz etme hakkına sahiptir. Aksi taktirde faturanın içeriğini kabul etmiş sayılır (Fatura ve dava tarihinde yürürlükte olan 6102 sayılı TTK'nın m. 21/2.). Bu hüküm, fatura içeriğinden kabul edilen hususlara ilişkin olarak, faturayı düzenleyenin lehine; adına fatura düzenlenenin aleyhine bir karine getirmektedir. Bu karine, faturanın ispat gücüne yönelik bir düzenlemeyi ortaya koymaktadır.
Diğer anlatımla, fatura, düzenleyen aleyhine delil olduğu gibi, kendisi faturayı düzenlemediği halde tebliğinden itibaren sekiz gün içinde itiraz etmeyen aleyhine de delil olabilecektir. Faturanın adına tanzim edilen aleyhine ispat vasıtası olması, yani, faturayı alan kişinin fatura kendinden sadır olmamakla birlikte aleyhine delil teşkil etmesi TTK'nın 21. maddesinin 2. fıkrasında düzenlenen ve yukarıda ayrıntısı açıklanan bu karineden kaynaklanmaktadır. İşin bedeli sözleşme kurulurken kararlaştırılmış olup, fatura ise bu aşama ile ilgili değil, ifa safhası ile ilgili bir belgedir. Fatura öncesinde taraflar arasında borç doğurucu hukuki ilişkinin bulunması, faturanın da bu ilişki nedeniyle düzenlenmiş olması gerekir. Faturayı alan (faturayı defterlerine kaydetmemesi koşulu ile) akdi ilişkiyi inkâr ettiğinde, faturayı gönderenin önce akdi ilişkiyi kanıtlaması gerekir.
Fatura, sözleşmenin kurulması safhasıyla ilgili olmayıp ifasına ilişkin olduğundan öncelikle temel bir borç ilişkisinin bulunması gerekir. 6102 sayılı TTK'nın 21. maddesinin 2 ve 3. fıkrasındaki karine aksi ispat edilebilen adi bir karinedir. 2. fıkra gereği sekiz gün içinde faturaya itiraz edilmesi durumunda fatura içeriğinin doğru olduğunu faturayı düzenleyen tacirin ispat etmesi gerekir. Taraflar arasında bu tür bir sözleşme ilişkisi yoksa düzenlenen belge gerçek anlamda fatura olarak kabul edilemez.
Bu belge belki icap olarak kabul edilebilir ki, buna itiraz edilmemesi, anılan 21/2. madde hükmü anlamında sonuç doğurmaz. Öte yandan, sadece faturanın tebliğ edilmiş olması akdi ilişkinin varlığını ispatlamaz. Karşı tarafın akdi ilişkiyi inkâr etmesi halinde tacir, öncelikle akdi ilişkiyi başkaca delillerle ispatlamalıdır. Akdi ilişkinin ispatlanamaması halinde faturanın anılan fonksiyonundan yararlanma imkânı yoktur. Faturanın ispat aracı olması, ancak niteliği gereği faturaya geçirilmesi gereken bilgiler (olağan içerik) hakkında geçerlidir.
Sözleşmenin ifa safhasıyla ilgili olarak düzenlenen faturanın şekli ve kapsamının ne olması gerektiği konusunda, Türk Ticaret Kanunu'nda özel bir hüküm bulunmamakta, anılan Yasa'nın 21. maddesinde neyi ifade ettiği açıklanmaksızın faturanın içeriğinden söz edilmektedir.
Faturanın zorunlu içeriği ve şekil şartlarına ilişkin ayrıntılı düzenleme Vergi Usul Kanunu'nda yer almaktadır. Faturanın olağan içeriği, akdin ifası ile ilgili hususlarla sınırlıdır (VUK'nın m. 230). Dolayısıyla, faturanın içeriği, faturanın bu temel niteliğine uygun olmadığı takdirde, sekiz günlük itiraz süresinin geçirilmesi bu hususları yazılı delil haline getirmez. Faturaya itiraz, faturanın teslim alındığı tarihten itibaren sekiz gün içinde yapılmalıdır. İtirazın sekiz gün içinde karşı tarafa varması şart değildir. Sekiz günlük süre, hak düşürücü süre veya zamanaşımı süresi değildir. Sadece ispat yükünün yer değiştirmesi açısından önem taşır. Sekiz günlük süre içinde itiraz edildiği taktirde, fatura içeriğinin sözleşmeye uygun olduğunu ispat külfeti faturayı veren tarafa ait iken, sekiz günlük sürenin geçmesinden sonra itiraz edilmesi halinde, fatura içeriğinin sözleşmeye uygun olmadığını ispat külfeti faturayı alan tarafa ait olur. Faturayı alan her türlü delille bu külfeti yerine getirebilir (Prof. Dr. Sami Karahan, Ticari İşletme Hukuku, 23. Baskı, Eylül 2012, Sh 111 vd.).
Faturanın tebliği şekle bağlı değildir, yazılı veya sözlü herhangi bir şekilde yapılabilir. Muhatap hazır ise kendisine elden verilmesi, değil ise herhangi bir şekilde gönderilmesi mümkündür. Ancak, uyuşmazlık halinde ispat kolaylığı açısından, fatura tebliğinin noter aracılığıyla ya da imza karşılığı elden tebliğ yolu ile ya da ..., ... yolu ile veya ... aracılığıyla ya da faks çekilmesi yahut güvenli elektronik imza ile elektronik posta gönderilmesi şeklinde yapılması uygundur. Faturaların borçluya tebliğ edilip edilmediği, itiraza uğrayıp uğramadığı belirlenmeli, faturaların tebliğ edilmiş ve 8 günlük itiraz süresi içerisinde itiraz edilmemiş olduğunun tespiti halinde faturaların içeriğinin sözleşmeye uygun olduğunun alacaklı tarafça kanıtlanmış olduğu ve sadece fatura içeriğinin kesinleştiği, bunun aksinin yani faturaların içeriğinin sözleşmeye uygun olmadığının ve kesinleşmediğinin kanıt yükünün bu kez borçluya geçtiği kabul edilmelidir.
Faturaların tebliğ edildiğinin alacaklı tarafça kanıtlanamaması ya da kanıtlanıp da süresinde iade edildiğinin borçlu tarafça kanıtlanması halinde, borçlu taraf alacaklının hizmet vermediğini savunmakta ise, faturaya konu hizmetin verildiğinin alacaklı tarafça kanıtlanması; borçlunun faturaları tebliğ alıp süresinden sonra iade etmesi halinde de faturanın alacaklı tarafça gönderilmesi şeklindeki icabı, borçlunun (faturayı defterine kaydetmemek ve hizmet almadığını savunmak suretiyle), kabul etmemesi ya da borçlunun faturayı kendi defterine kaydetmekle birlikte süresinde itiraz ve iade etmesi halinde hizmetin verildiğini yine alacaklının kanıtlaması gerekeceğinden, bu doğrultuda alacaklının delillerinin toplanıp değerlendirilmesi, şayet borçlunun faturaları kendi defterlerine kaydetmesi halinde alacaklının HMK'nın 222. (6762 sayılı TTK'nın 84. ve 85.) maddesi uyarınca alacağını ispatladığının kabul edilmesi gerektiği gözetilmelidir..." Yargıtay 23. Hukuk Dairesi'nin 10/02/2016 tarihli 2015/4576 E. 2016/621 K. sayılı, Yargıtay 23. Hukuk Dairesi'nin 08/02/2016 tarihli 2015/5485 E. 2016/550 K. sayılı, Yargıtay 23. Hukuk Dairesi'nin 09/12/2015 tarihli 2015/2467 E. 2015/7975 K. sayılı, Yargıtay 23. Hukuk Dairesi'nin 11/01/2016 tarihli 2015/4473 E. 2016/19 K. sayılı ilamları da aynı mahiyettedir.
Diğer yandan ; Ticari defterlerin delil olmasına ilişkin düzenleme HMK'nın 222. maddesinde yer almaktadır. Mahkeme, ticari davalarda tarafların ticari defterlerinin ibrazına kendiliğinden veya taraflardan birinin talebi üzerine karar verebilir (HMK 222/1). Ticari defterlerin, ticari davalarda delil olarak kabul edilebilmesi için, kanuna göre eksiksiz ve usulüne uygun olarak tutulmuş, açılış ve kapanış onayları yaptırılmış ve defter kayıtlarının birbirini doğrulamış olması şarttır (HMK 222/2). Bu şartlara uygun olarak tutulan ticari defter kayıtlarının sahibi ve halefleri lehine delil olarak kabul edilebilmesi için, diğer tarafın aynı şartlara uygun olarak tutulmuş ticari defterlerindeki kayıtların bunlara aykırı olmaması veya ilgili hususta hiç bir kayıt içermemesi yahut defter kayıtlarının aksinin senet veya diğer kesin delillerle ispatlanmamış olması gerektiği ise üçüncü fıkrada düzenlenmiştir. Açılış veya kapanış onayları bulunmayan ve içerdiği kayıtlar birbirini doğrulamayan ticari defter kayıtları, sahibi aleyhine delil olur (HMK 222/4). Ticari defterler uyumlu değil ise muntazam tutulmuş olsun veya olmasın sahibi aleyhine delil olacaktır.
Ancak defterlerden biri muntazam olsa da her iki defter de sahibi aleyhine kayıt içeriyor ise aleyhe delil sayılma yönünden öncelikle iddiasını ispat yükü altında olan taraf defterleri aleyhine delil sayılmalıdır. Yani ispat yükü altında olan taraf kendi defterindeki aleyhe kayıtları bertaraf edecek şekilde karşı tarafın aleyhine olan ticari defterler kayıtlarından yararlanmamalıdır. Bunun sonucu ise aleyhe kayıtların uyuşmayan kısmından ispat yükü altında olan tarafın yararlanamayacağı kabul edilmelidir.
Çünkü ispat yükü, uyuşmazlık konusu hususlar için olup, karşı tarafın ileri sürmediği bir husus için ispat yükü de söz konusu olamayacağından bu sonuca varılması usul kurallarının da temel bir sonucudur.." (Yargıtay 6. Hukuk Dairesinin 2021/3447 Esas 2022/3634 Karar sayılı ilamı). 22/7/2020 tarihli ve 7251 sayılı Kanunun 23 üncü maddesiyle, HMK m.222/3'de yer alan “ilgili hususta hiç bir kayıt içermemesi” ibaresi “diğer tarafın ticari defterlerini ibraz etmemesi” şeklinde değiştirilmiş, tarafların ticari defterlerini sunmaması hali de usulüne uygun olarak tutulan ticari defter kayıtlarının sahibi ve halefleri lehine delil olarak kabul edilebilmesi için yeterli görülmüştür.
Taraflara ait ticari defterler üzerinde yapılan incelemede, davacı tarafça takibe konu edilen faturaların davalının ticari defterlerine işlendiği, 8 günlük itiraz süresi içerisinde itiraz ve iade edilmediği tespit edildiğinden, yapılan açıklamalar ve emsal kararlar uyarınca, davacının faturalara konu hizmeti yerine getirdiği karine olarak kabul edilmiş olup aksi hizmetin yerine getirilmediği davalı tarafça da iddia olunmamıştır. Davalı taraf ödenmemiş herhangi bir borç bulunmadığını ileri sürmüş ise de, incelenen davacı ve davalı defterlerine göre davalının davacıya 23.452,00 TL borcu bulunduğu tespit edilmiş olup, sözleşme hükümleri uyarınca davalının hizmetin verildiği ay sonu itibariyle temerrüde düştüğü, hükme esas alınan bilirkişi raporunda işlemiş faiz hesabında hukuka aykırılık görülmediğinden davalı vekilinin istinaf nedenleri yerinde görülmemiştir.
Yargıtay 6. Hukuk Dairesi'nin 14/09/2021 tarihli 2021/10 E. 2021/61 K. sayılı ilamında; 492 sayılı Harçlar Kanunu'nun 2. maddesinde ifade edilen (1) sayılı tarifenin 1/e bendinde belirtilen işin esasının hüküm altına aldığı kararlardan anlaşılması gerekenin, ilk derece mahkemesi yerine geçilerek verilen ve icra kabiliyeti söz konusu olan kararlar olduğu, ilk derece mahkeme kararlarına dair istinaf başvurusunun esastan reddi yönündeki kararların ise icra edilebilir karar niteliğinde olmadığı için maktu harca tabi olduğu ifade edilmiştir. Somut dosya yönünden Dairemizce yapılan inceleme neticesinde verilen istinaf başvurusunun esastan reddi kararı icra edilebilir bir karar niteliğinde değildir ve ilk derece mahkemesi kararının geçerliliği devam etmektedir. İlk derece mahkemesi kararı kaldırılarak esas hakkında yeni bir karar verilmediği için emsal ilamda açıklanan hususlar Dairemizce de uygun bulunarak, davalı yönünden istinaf karar harcının maktu olarak belirlenmesi gerekmiştir.
Açıklanan nedenlerle ilk derece mahkemesinin kararında usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığından, HMK 353/1.b.1 bendi uyarınca davalı vekilinin istinaf başvusunun esastan reddine karar verilmiş aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
H Ü K Ü M: Gerekçesi yukarıda izah edildiği üzere;
1.Davalı vekilinin istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 353/1-b.1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE,
2-Harçlar Kanunu gereğince davalı tarafından yatırılan istinaf başvuru harcının hazineye gelir kaydına, alınması gerekli olan 732,00 TL istinaf harcından, davalı tarafından yatırılan 461,00 TL harcın mahsubu ile bakiye kalan 271,00 TL'nin davalıdan tahsili ile hazineye irat kaydına,
3-İstinaf yargılama giderlerinin davalı üzerinde bırakılmasına,
4-İstinaf yargılaması sırasında duruşma açılmadığından vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,
5-Kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğine,
Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 362/1.a maddesi gereğince kesin olmak üzere oybirliği ile karar verildi.13/05/2026