Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2022/1964 E. 2025/192 K.
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2022/1964
- Karar No
- 2025/192
- Karar Tarihi
T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ BAM 20. HUKUK DAİRESİ
T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 20.HUKUK DAİRESİ
ESAS NO : 2022/1964 KARAR NO : 2025/192 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A K A R A R
BAŞKAN : ... ... ÜYE : ... ... ÜYE : ... ... KATİP : ... ...
İNCELENEN KARARIN MAHKEMES İ : ANKARA 5. FİKRİ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ TARİHİ : 08/06/2022 NUMARASI : 2020/360 E. - 2022/159 K.
DAVACI : VEKİLİ : DAVALI : .
DAVANIN KONUSU : Marka Hakkı Tecavüzün ve Haksız Rekabetin Tespiti, Men'i, Maddi ve Manevi Tazminat
Taraflar arasında görülen davada Ankara 5. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesince verilen 08/06/2022 tarih ve 2020/360 E. - 2022/159 K. sayılı kararın Dairemizce incelenmesi taraf vekillerince istenmiş ve istinaf dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ: Davacı vekili, müvekkilinin "....com" adlı internet sitesinde Mart 2020'den itibaren "..." markalı dekoratif ürünlerinin satışını gerçekleştirdiğini, 27.05.2020 tarihinde de markası için tescil başvurusunda bulunduğunu, tescil süreci devam ederken davalı tarafça müvekkilinin markası kullanılarak aynı online platform üzerinden "..." markalı ahşap dekoratif ev ürünlerinin satışının gerçekleştirildiğini, internet yoluyla yapılan bu satışların herhangi bir lisans anlaşması ya da izin olmadan gerçekleştirildiğini, marka hakkına tecavüz ve haksız rekabete sebebiyet verildiğini, davalının kusurla hareket ettiğini, bir an için bilerek ve isteyerek hareket etmediği varsayımında dahi "..." markasının kendisine ait olmadığını bilebilecek durumda olduğunu, kendisinden beklenen özeni göstermediğini, davalının eylemleri nedeniyle müvekkilinin ciddi ciro kaybına uğradığını, davalının satışlarında da artış olduğunu, SMK'nın 150/2-a maddesi uyarınca maddi tazminat talep ettiklerini, maddi tazminat talepleri için belirsiz alacak davası açtıklarını, müvekkilinin manevi olarak da zarar gördüğünü, satışa konu ürünlerin kötü şekilde üretildiğini, ürünlerin paketlenme şeklinin dahi müvekkilinin itibarını zedelediğini ileri sürerek, müvekkilinin tescili markasından doğan haklarına tecavüzün ve haksız rekabetin tespitini, men'ini, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla HMK'nın 107. maddesi uyarınca şimdilik 5.000 TL maddi, 3.000 TL manevi tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek avans faiziyle birlikte davalıdan tahsiline, kararın masrafı davalı tarafça karşılanarak ilanına karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili, müvekkilinin "..." markasıyla faaliyet gösterdiğini, "....com" internet sitesinde mağaza açarak satış gerçekleştirdiğini, ürünlerini de bu marka ile üretip sattığını, davacı firmanın da aynı müvekkil firma gibi "....com" e-satış sitesinde mağaza açabilmek adına dava dışı ... Grup Danışmanlık İletişim ve Satış Ticaret A.Ş. ile sözleşmeler kabuller içerisinde bulunup ilgili e -satış sitesinin ürünlerin kataloglanmasını ve çeşitli ikame ürünlerin ilgili kataloglandırmalar içerisinde sergilenmesini ( ... vb.) hali hazırda kabul ettiklerini, ürünlerin "....com" sitesinde ne şekilde ve kim tarafından satılırsa satılsın satıcı ve üretici firmanın tüketicilerce görüldüğü ve farklı satıcı ve üreticilerin olduğunun anlaşıldığı hususu, göz önüne alındığında davacı tarafın hukuki bir yararının bulunmadığı; marka hakkının ihlali isnadının ancak "....com" sitesinin fiil ve eylemlerinden kaynaklanabileceği göz önüne alındığında davacı tarafından çok sayıda firmadan aynı ciro kaybından doğan zararı talep etmesinin sebepsiz bir zenginleşme doğuracağı gibi hakkaniyete de aykırı olduğunu, müvekkil tarafından davacı firmanın markasının kullanıldığı iddiası gerçek dışı olup bir kullanım veya gösterim var ise bu durumun tamamen "....com" tarafından yapıldığının kabulünün gerektiğini, davacı tarafın ... Grup Danışmanlık İletişim ve Satış Ticaret A.Ş.'ye ihtarname çekmek suretiyle ilgili firmanın yapmış olduğu eylemlerden dolayı sorumlu olduğunu açıkça beyan ve kabul ettiğini, alacağın da belirlenebilir olduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir. İhbar olunan ... Grup Danışmanlık İletişim ve Satış Tic. AŞ vekili, müvekkilinin 5651 sayılı Kanun kapsamında yer sağlayıcı olduğunu, aynı zamanda Elektronik Ticarette Hizmet Sağlayıcı ve Aracı Hizmet Sağlayıcılar Yönetmeliği kapsamında “aracı hizmet sağlayıcı” olduğunu, müvekkilinin sitesinde yer alan içerik ve ilanlardan herhangi bir sorumluluğu bulunmadığını, davalı sıfatını haiz kişinin Mart 2020 – Aralık 2020 tarihleri arasında “...” mağazası üzerinden “...” markalı ürünleri satışa sunduğunu, söz konusu ürünlerin duvar aksesuarı niteliğindeki tablolar ve asılabilen yazılar olduğunu, platforma satıcıların ürünlerin fiyatlarının belirlemekte serbest olduklarını, davalının ne kadar net gelir elde ettiğinin taraflarınca bilinemeyeceğini, davacı yanın ise yine Mart 2020 – Aralık 2020 tarihleri arasında “...” markalı ürünlerin satışını gerçekleştirdiğini, ... modelin aynı ürünün ...’da kaç farklı satıcı tarafından satılmakta olduğu değişkeninden bağımsız olarak ilgili ürüne ilişkin tek bir içerik oluşturulması prensibiyle çalıştığını, aynı ürünü satışa sunan tüm satıcıların ilgili ürün için oluşturulmuş tekil içeriğin altında listelenmesiyle hem tüketicilere hem de satıcılara sunulduğunu, satıcılar tarafından halihazırda satışa sunulmuş olunan ürünlerin kümülatif biçimde ... Kataloğunu oluşturduğunu, satıcıların bu sayede ...’a ürün eklerken kataloğu kullanabildiği ve halihazırda başka satıcı tarafından satışa sunulmuş bir ürünün aynısını yeni bir içerik oluşturmadan sisteme ekleme şansı bulunduğunu, bu şekilde kendi stok miktarlarını ve fiyatlarını da ekrana işleyebildiklerini, satıcıların bu sistemde marka ve açıklamaları kendi iradeleri doğrultusunda sisteme işlediklerini, ...’un doğrudan bir müdahalesinin olmadığını, müvekkilinin ancak bir ihlal bildirimi halinde müdahalede bulunduğunu, müvekkilinin ileri sürülen hususlarda bir sorumluluğunun bulunmadığını belirterek; davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ: Mahkemece iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamından, davalı tarafça gerçekleştirilen satışlarda her ne kadar ürün satıcısı konumunda aynı zamanda davalı yan markası olan “...” ibaresi geçmekte ise de ürünün pazarlama adı olarak, yani tüketiciye yansıyan markası olarak "..." ibaresinin de açık bir şekilde kullanıldığının görüldüğü; davalının marka hakkı ihlâli ve haksız rekabet oluşturan eylemlerinin bulunmadığı savunması üzerinde durulması amacıyla "..." sisteminin işleyişi, ihbar olunandan temin edilen evrak ile birlikte içinde uzman kimselerin de bulunduğu bilirkişi heyetinden alınan ek rapor ile çalışma mekanizması tetkik edildiği; buna göre, gerek katalogtan ürün seçerek gerekse de sıfırdan içerik oluşturarak ürün satışa sunma prosedürlerinde ürün adı, ürün açıklaması, barkod, stok ve fiyat bilgisinin münhasıran satıcılar tarafından sisteme girildiği, ...’un bu kapsamda herhangi bir yönlendirmesinin bulunmadığı, hazır ürün kullanıldığında daha önce ...’da satışa sunulan ürünün satıcının ürün listesine ekleyerek satışa sunulduğu, bu sayede barkod oluşturma, resim ekleme, resim kalite kontrolü gibi adımların atlandığı; sıfırdan ürün eklendiğinde satışı yapılmak istenen ürünlerin ... sistemine tek tek yüklendiği; ... Katalog kullanarak ürün ekleme işlemi satıcıların ürün bilgi girişiyle zaman kaybetmeden hızlıca ürünü listelerine ekleyebilmeleri sağlamak, tekil ürün sayısını artırarak mükerrer ürün adedini azaltmakta olup barkod numarası ile tekilliği sağlanmış ürünün ayırtedici özellikleri olan barkod numarası, marka, kategori bilgilerinin, sonraki her bir satıcı tarafından değiştirilmesine izin verilmesinin bu yapının oluşturulma mantığına aykırı olduğu, tekilliği sağlayan özelliklerin değiştirilmesinin ancak yeni ürün ekleme işlemi ile yapılabildiği, satıcıların ürün ekleme için kullanacağı yöntem/yöntemler ... ürün ekleme sisteminde satıcıya bırakıldığı, yapılan her ürün işleminin satıcı tarafından kontrol edilerek onaylanmasının istendiği, katalogdan ekleme işlemi satıcının ürün bilgilerinin ve sair bilgilerin doğruluğunu kontrol ettikten sonra ekleme kararı vermesi ve onaylaması ile satışa sunulabildiği, ürün bilgilerinin doğru olmadığı düşünülürse satıcının ürün eklemeye zorlanmadığı ve tekil ürün ekleme işlemi yaparak tüm bilgileri kendisinin girmesi için fırsat sunulduğu, bu tespitler ışığında değerlendirme yapıldığında; davalı her ne kadar "..." sistemini kullanarak "..." ibareli ürün satışı yapmışsa da, davalının ... platformu üzerinde bu sistem ile satış yapmasının teknik bir zorunluluktan kaynaklanmadığı, zira, adı geçen platformda "tekil ürün oluşturma" yöntemi ile de ürünlerin satışa arzının mümkün olduğu, davalının adı geçen sistem ile dava konusu ürünleri satışa arz ederken bu ürünlerin "..." markası altında tüketicinin beğenisine sunulacağını bildiği veya en azından bilmesi gerektiği; sonuç olarak, davalı yanın mezkur kullanımlarının, davacı yanın tescilli markasından doğan hakları ihlal eder mahiyette olduğu, her ne kadar davalı taraf “...” mağaza adı üzerinden bu satışları gerçekleştirmekte ise de tüketicinin daha evvelden davacı yana ait olduğunu bildiği, deneyimlediği veya tanıdığı bir marka olan “...” markasını, davalı yanın ticari faaliyetlerinde görmesi halinde, davalının da davacı yana ait ürünlerin satışını gerçekleştirmekte olduğu yönünde bir yanılgıya düşebileceği, başka bir ifadeyle satın almak istediği ürünün iktisadi kaynağında yanılgı yaşayabileceği, taraflar arasında ticari bir ortaklık bulunduğunu zannedebileceği; mevcut durumda davalı kullanımlarının davacı yan tescilli marka hakkının ihlali olduğu, bununla birlikte sınai mülkiyet mevzuatı kapsamında düzenlenen marka hakkına tecavüz teşkil eden eylem biçimlerinin, aynı zamanda haksız rekabet eylemlerinin de özel bir biçimi olduğu, dolayısıyla marka hakkına tecavüz iddiaları açısından yukarıda yer verilen değerlendirmelerin tamamının, haksız rekabet düzenlemeleri açısından da geçerli olduğu, davalı taraf kullanımlarının “Başkasının malları, iş ürünleri, faaliyetleri veya işleri ile karıştırılmaya yol açan önlemler almak” şeklinde TTK m. 55/1-4’te tanımlanan haksız rekabet biçimini ortaya çıkardığı kanaatine varıldığı; davacı yan, dosya kapsamında yoksun kaldığı kazanç talebini 6769 sayılı SMK'nın 151/2-a “Sınai mülkiyet hakkına tecavüz edenin rekabeti olmasaydı, hak sahibinin elde edebileceği muhtemel gelir.” maddesi uyarınca talep ettiği; davalı yanın "....com" sitesi üzerinden “...” markasını taşıyan ürünler ile yaptığı toplam satışın 2919 adet olduğu, ancak bu satışlardan 257 adedinin iptal/iade edildiği, yapılan net satışın 2662 adet olduğu, davacı yanın defter kayıt ve belgelerine göre ilgili dönemdeki (Haziran – Ekim 2020) brüt satışının 304.688,88-TL, ortalama kâr haddinin ise %69,8, davacının ortalama satış tutarı olan 72,15-TL olduğu, davalı yanın izinsiz kullanımları olmasaydı davacı yanın aynı tutardaki satışlarından ötürü toplamda 134.060,18-TL net kârının olacağı; tüketicinin bu ürünü satın alırken, hangi marka ile satıldığından ziyade, ürünün doğrudan kendisi üzerinden tercihte bulunduğu, bu tür ürünlerin uzun yıllardır piyasada satışa konu edilmekte olduğu, dolayısıyla tüketicinin de farklı markalar/işletmelerden bu ve benzeri ürünleri halihazırda zaten temin etmekte olduğu, aynı ürünlerin çok sayıda satıcı tarafından özellikle e-ticaret platformlarında satışa konu edilmesinin ve davacı yanın ürünlerin kendisi üzerinde bir sınai hak iddiasının bulunmaması karşısında, dava konusu markanın iş bu ihlal eylemlerinin meydana gelmesinde doğrudan en güçlü ekonomik etken olmadığının düşünüldüğü, dosya kapsamındaki bilgilerden, davacının satışlarında meydana gelen dalgalanma ve dönemsel azalmaların ve buna bağlı oluşan yoksun kaldığı kazancın tüm sonuçlarının davalı yana yükletilmesinin isabetli olmayacağı, SMK'nın 151/2-a maddesinde yer alan seçimlik hakka ilişkin yapılan hesaplamalar sonucunda belirlenen yoksun kalınan kazanç tutarı üzerinden adil bir uyarlama yapılması gerektiği yönünde mahkemede kanaat oluştuğu, bu kapsamda belirlenen miktar üzerinden %60 adil uyarlama oranı uygulandığında, yoksun kalınan kazanç tutarının 53.624,08-TL olarak belirlenebileceği; tarafların mali, sosyal ve ekonomik durumları, ihlale konu ürünlerin niteliği, tarafların kusur oranları, sıfatları, davacının uğradığı maddi zararın boyutu, tarafların işgal ettikleri makam ve 4721 sayılı TMK'nın 4. maddesi hükmünde ifadesini bulan hak ve nesafet ilkesi birlikte değerlendirildiğinde; davalının marka hakkı ihlali oluşturan eylemleri nedeniyle, talep edilen 3.000,00 TL manevi tazminatın kabulüne karar verildiği gerekçesiyle, davanın kabulü ile; davalı eylemlerinin davacıya ait 2020/54067 sayılı marka hakkına tecavüz ve davacı aleyhine haksız rekabet oluşturduğunun tespitine, davacının marka hakkına tecavüzün internet yoluyla kullanılması dahil tekrarının men'i ve haksız rekabetin men'ine, 53.624,08-TL maddi tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, 3.000,00-TL manevi tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, karar kesinleştiğinde masrafı davalı yandan karşılanmak suretiyle hükmün hülasasının ulusal düzeyde yayın yapan gazetelerden birinde ilan edilmesine karar verilmiştir.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı vekili istinaf başvuru dilekçesinde, bilirkişi raporunda müvekkilinin Haziran-Ekim ayı ortalama kârlılık oranının %69,80, Mart 2020 - Ekim 2020 tarihleri arasındaki kârlılık oranının %84 olarak çıktığını, bilirkişi raporunda davalı tarafın müvekkilinin marka hakkını ihlal ettiği tarihin başlangıç tarihi olarak kabul edilerek Haziran-Ekim döneminin esas alınmasını kabul etmediklerini, müvekkilinin satışa başladığı tarihin esas alınması gerektiğini, mahkemece uygulanan adil uyarlama oranının fahiş olduğunu, davalının 138.511,37-TL sebepsiz zenginleştiğini, 3 adet 7.375,00-TL vekalet ücretine hükmedilmesi gerekirken tek vekalet ücretine hükmedildiğini, kararın tamamlanması taleplerinin ek karar ile reddedildiğini ileri sürerek, yerel mahkeme kararının istinaf incelemesi yapılarak kaldırılmasını, itirazlarını karşılar bilirkişi raporu alınmasını, adil uyarlama oranını kaldırılması, aksi halde bu oran fahiş olduğundan indirilmesi, vekalet ücreti yönünden hükmün düzeltilmesini istemiştir. Davalı vekili, istinaf başvuru dilekçesinde, usul yönünden davacının belirsiz alacak davası açmakta hukuki yararının bulunmadığını, müvekkilinin kendi markası ile satış yaptığını, davacının markasının kullanıldığı gerçek dışı bir kullanım var ise bu durumun "....com" tarafından yapıldığının kabulünün gerektiğini, bu firmaya ilişkin herhangi bir sorumluluğa gidilmemesi ve ilgili firmanın aldığı kâr payının dikkate alınmamasının usul ve yasaya aykırı olduğunu, tüketicinin hangi ürünü hangi firmadan aldığının farkında olduğunu, tazminat talebini kabul etmemekle birlikte ancak davacının marka tescilinden itibaren istenebileceğini, müvekkilinin ürettiği ürünlerin incelemesi yapılmadan sadece ürün ambalajı ve poşeti üzerinden kalite değerlendirmesi yapılmasının iyi niyetli olmadığını, davacının ürünlerinin fiyatında %62'ye varan indirime gittiğini, ürünlerin daya uygun fiyata satılmasından ötürü ticari itibar zedelenmesi ve haksız rekabetten bahsedilmesinin iyi niyetli olmadığını, marka tecavüzü iddialarını kabul etmediklerini, davacı iddialarının asıl muhatabının ilgili e-ticaret sitesinin kullanıcı arayüzünü ve dizaynını kendi hür iradesiyle tarafların iradeleri dışında düzenleyen "....com" olduğunu, Gebze 3. Asliye Ceza Mahkemesi'nin 2021/589 E. - 2022/220 K. sayılı kararı ile müvekkil üzerine atılı suçlardan sanık müvekkilin beraatine karar verildiğini, müvekkilinin ilgili alışveriş platformunun "..." özelliğini kullanmak zorunda kaldığını, ilgili alışveriş platformunda kullanıcıların "..." sistemi içerisinde kendi mağazalarında bulunan ürünleri sattığı, bu sistemin işleyişinde ise kullanıcıların ürünün ikamesi/benzeri gibi -birçok alışveriş sitesinde olduğu gibi- bir yönlendirme ile listelendiği, bu esnada esas içerikte bulunan ürüne ilişkin olarak ürün adı veya marka adını değiştirme özgürlüğünün ise kullanıcılara tanınmadığı, tüketicinin satılan esas ürünün bir ikamesinin olduğunun farkında olduğu, ayrıca satın alma aşaması da dahil olmak üzere tüketici satıcı ve üretici firma olarak müvekkile ait bulunan ... firmasının adını gördükleri, tüm bu açıklamaların ışığında halen davanın kabulüne karar verilmesi halinde dahi müvekkiline tercih hakkı tanımayan ve tüm mağaza sahibi kullanıcıları kendi oluşturduğu piyasa içerisinde hayatta kalabilmek adına kullanmak zorunda bıraktığı "..." sisteminin yapımcısı olan "..." firmasının bu satışlardan kâr elde ediyor olmasına rağmen bir kusurunun olmadığının iddia edilmesinin ise akıl ve mantığa aykırı olduğu gibi usul ve yasaya da aykırı olduğunu ileri sürerek, yerel mahkemenin kararının istinaf incelemesi yapılarak kaldırılmasını ve davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
GEREKÇE : Dava, marka hakkına tecavüzün ve haksız rekabetin tespiti, men'i, maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir. İnceleme, 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır. Dosya kapsamı, mevcut delil durumu ve ileri sürülen istinaf sebepleri dikkate alındığında mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı, davalı şirketin "....com" internet sitesine ürün eklerken katalogdan eklemeye zorlanmadığı, bu yolu seçmesi halinde satıcının ürün bilgilerinin ve sair bilgilerin doğruluğunu kontrol ettikten sonra ekleme kararı vermesi ve onaylamasının gerektiği, ürün bilgilerinin doğru olmadığı düşünülürse satıcının tekil ürün ekleme işlemi yaparak tüm bilgileri kendisinin girmesi için fırsatı olduğunun anlaşıldığı, bu durumda davalı şirketin ürünlerinin "..." markası ile satışa sunulmasının kendi hatasından kaynaklandığı, davalının ürünlerinin başka bir marka ile satışa sunulduğunu bilebilecek durumda olduğu, bu şekilde satışa sunma eyleminin de neticeten marka hakkına tecavüz ve haksız rekabete sebebiyet verdiği ve davacı şirketi maddi ve manevi olarak zarara uğrattığı, SMK'nın 7/4. maddesi uyarınca markanın sahibine sağladığı hakların, üçüncü kişilere karşı marka tescilinin yayım tarihi itibarıyla hüküm ifade edeceği, ancak marka başvurusunun Bültende yayımlanmasından sonra gerçekleşen ve marka tescilinin ilan edilmiş olması hâlinde yasaklanması söz konusu olabilecek fiiller nedeniyle başvuru sahibinin, tazminat davası açmaya yetkili olduğu, davaya konu eylemlerin de markanın Bültende ilanından sonra gerçekleştiği, davacının belirsiz alacak davası açmakta da hukuki yararının bulunduğu, öte yandan maddi tazminat hesabında Haziran-Ekim döneminin esas alınmasında ve SMK'nın 151/3. maddesi de dikkate alınarak hesaplama yapılmasında, tarafların ekonomik ve sosyal durumu ile somut olayın özelliklerine göre manevi tazminat takdirinde ve karar tarihindeki AAÜT hükümlerine göre belirlenen vekalet ücretinde bir isabetsizlik bulunmadığı, anlaşılmakla, taraf vekillerinin istinaf başvurusunun esas yönünden reddine dair hüküm kurmak gerekmiştir.
HÜKÜM : Gerekçesi yukarıda belirtildiği üzere; 1-Taraf vekillerinin istinaf başvurularının HMK'nın 353/1-b.1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2-Harçlar Kanunu uyarınca davacıdan alınması gereken 615,40-TL maktu istinaf karar ve ilam harcından, davacı tarafından istinaf başvurusunda yatırılan 80,70-TL istinaf karar ve ilam harcının mahsubu ile bakiye 534,70-TL'nin davacıdan tahsili ile Hazineye irat kaydına, 3-Harçlar Kanunu uyarınca davalıdan alınması gereken 3.868,00-TL nispi istinaf karar ve ilam harcından, davalı tarafından istinaf başvurusunda yatırılan 1.934,00-TL istinaf karar ve ilam harcının mahsubu ile bakiye 1.934,00-TL'nin davalıdan tahsili ile Hazineye irat kaydına, 4-İstinaf aşamasında taraflarca yapılan yargılama giderlerinin uhdelerinde bırakılmasına, 5-İstinaf aşamasında duruşma açılmadığından taraflar lehine vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oybirliği ile 31/01/2025 tarihinde HMK 361. maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde Yargıtay temyiz yolu açık olmak üzere karar verildi.
GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH: 01/03/2025
Başkan ...
Üye ...
Üye ...
Katip ...