Bölge Adliye Mahkemesi · Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 20. Hukuk Dairesi
Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 20. Hukuk Dairesi 2022/1961 E. 2025/34 K.
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Daire
- Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 20. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2022/1961
- Karar No
- 2025/34
- Karar Tarihi
T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ BAM 20. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No: 2022/1961 - 2025/34 T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 20.HUKUK DAİRESİ
ESAS NO : 2022/1961 KARAR NO : 2025/34 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A K A R A R
İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ :ANKARA 5. FİKRİ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ TARİHİ : 11/05/2022 NUMARASI : 2021/284 E. - 2022/134 K.
DAVACI : VEKİLİ DAVALI :
DAVANIN KONUSU : YİDK Kararının İptali
Taraflar arasında görülen davada Ankara 5. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesince verilen 11/05/2022 tarih ve 2021/284 E. - 2022/134 K. sayılı kararın Dairemizce incelenmesi davacı tarafından istenmiş ve istinaf dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ :Davacı vekili, müvekkili Şirket bünyesinde "..." ad ve logolu televizyon kanalının uzun yıllardır yayında bulunduğunu ve izleyici tarafından tanınmış, bilinen bir marka olduğunu, "..." markasının 2015/89968 ve 2006/41155 numaraları ile müvekkili şirket adına 38. sınıfta tescilli bulunduğunu, yine müvekkili şirket adına "..." ibaresini içeren çeşitli markalar olduğunu, davalı gerçek kişinin "..." ibareli 2020/22459 sayılı marka başvurusunu yaptığını, müvekkilince bu başvuruya yapılan itirazın davalı Kurum tarafından reddedildiğini, müvekkili bünyesindeki ... TV’nin 2007 yılında yayın hayatına başladığını ve Türkiye, Avrupa ve Orta Asya’ya kadar geniş bir izleyici kitlesi olduğunu, http://www...tv/ alan adlı web sitesinden yayın yaptığını, sosyal medya hesaplarında sayısız takipçisi bulunduğunu, müvekkili Şirketin 15 yıl boyunca markasına yaptığı yatırım ve reklamlarla markayı tanınmış marka haline getirdiğini, dava konusu marka başvurusunda, dikkat çekici unsurun "..." ibaresi olduğunu, davalı markasındaki "D" ibaresinin markaya herhangi bir ayırt edicilik katmadığını, dava konusu markanın, müvekkilinin seri markalarından bir olarak algılanacağını, markalar arasında iltibas tehlikesi bulunduğunu, dava konusu başvurunun tescili halinde müvekkili markalarının itibarının ve tanınmışlığının zarar göreceğini, davalı başvurusunun, müvekkilinin tüketici nezdinde oluşturduğu tanınmışlık ve güvenden haksız şekilde yararlanacağını ve kazanç elde edeceğini, ortalama tüketici nezdinde markalar arasında ekonomik bir bağ olduğu izlenimi uyanacağını, davalı şahsın ... İletişim A.Ş.’nin yönetim kurulu başkanı olduğunu, dava konusu markanın söz konusu şirkette kullanılacağını, davalının yönetim kurulu başkanı olduğu şirketin müvekkili şirket ile aynı faaliyet alanında iştigal ettiğini, davalının marka başvurusunu yaparken basiretli bir tacir gibi davranmadığını ve kötü niyetli olduğunu, davalı markasının tescili halinde haksız rekabet oluşturacağını ileri sürerek, YİDK’in 2021-M-6704 sayılı kararının iptaline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı ... vekili, Kurum kararının usul ve yasaya uygun olduğunu, dava konusu başvuru ile davacı şirkete ait markalar arasında karıştırılma ihtimali bulunmadığını, markalar benzer olmadığından tanınmışlık hususunun davaya etkili olmadığını, davacının kötü niyete ilişkin iddialarının hukuki dayanaktan yoksun olduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir. Davalı ... vekili, müvekkili başvurusu ile davacı markaları arasında karıştırılmaya yol açacak düzeyde benzerlik olmadığını, müvekkili başvurusuna yeterli ayırt ediciliğin sağlandığını, davacı markalarının tanınmış olmadığını, davacı şirket markasının haber ağırlıklı bir televizyon kanalında kullanıldığını, ilgili tüketici kitlesinin bilinçli, bilgili ve dikkat düzeyi yüksek tüketici grubu olduğunu, müvekkili başvurusunun kötü niyetli olmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ: Mahkemece, dava konusu başvuru kapsamında yer alan 38. sınıftaki "Radyo ve televizyon yayın hizmetleri. Haber ajansı hizmetleri.” ile 41. sınıf hizmetlerin tamamı bakımından ayniyet, 35. sınıftaki "Müşterilerin malları elverişli bir şekilde görmesi ve satın alması için Kağıt, karton (mukavva); kağıt veya karton malzemeden mamul ambalajlama ve sarma malzemeleri, karton kutular; kağıttan yapılmış tek seferlik kullanıma mahsus ürünler (kırtasiye amaçlı ürünler hariç): kağıt havlular, tuvalet kağıtları, kağıt peçeteler. Plastik malzemeden mamul ambalajlama ve sarma malzemeleri. Matbaa ve ciltleme malzemeleri. Basılı yayınlar, basılı evrak: kitaplar, dergiler, gazeteler, faturalar, irsaliyeler, gelir makbuzları, takvimler, posterler, fotoğraflar, afişler, tablolar, çıkartmalar, pullar. Kırtasiye, büro, eğitim-öğretim, yazım, çizim, resim ve sanatçılar için malzemeler (mobilyalar ve cihazlar hariç): kırtasiye tipi kağıt ürünler, yapıştırıcılar, kalemler, silgiler, kırtasiye tipi bantlar, el işi için karton, yazı kağıtları, kopyalama kağıtları, yazarkasa kağıt ruloları, çizim aletleri, kara tahtalar, resim boyaları. Büro makineleri. Badana ve boya işleri için fırçalar ve rulolar. mallarının bir araya getirilmesi hizmetleri; (belirtilen hizmetler perakende, toptan satış mağazaları, elektronik ortamlar, katalog ve benzeri diğer yöntemler ile sağlanabilir.)” hizmetleri bakımından benzerlik bulunduğu, dava konusu başvuru kapsamında yer alan diğer hizmetler bakımından taraf markaları arasında ayniyet/benzerlik bulunmadığı, taraf markalarında müşterek olarak bulunan "..." sayısının, bir günde yer alan saat sayısı olduğu gözetildiğinde, ... saate atıf yaptığının kabul edilebileceği, dolayısıyla bir hizmet üzerinde yer alan "..." sayısını gören bir tüketici, bu sayıyı marka olarak algılamadan önce, sayının bir ölçü birimi olduğunu düşüneceği ve hizmetin ... saat kesintisiz sunulduğu hususunda tereddüde düşeceği, "..." ibaresinin, markalar kapsamında yer alan hizmetler yönünden herhangi bir tanımlayıcı özelliği bulunmamakla birlikte, "..." sayısının genel olarak ayırt ediciliği düşük bir ibare olduğu, sayıdan oluşan veya sayıyı içeren davacı markalarının ayırt edici niteliğinin düşük bulunduğu, marka sahibi davacının daha baştan zayıf karakterli bir sözcük olan "..." ibaresini tescil ettirirken sonradan üçüncü kişiler tarafından başka bazı sözcüklerle birlikte aynı ibarenin markaları içerisine konulabileceğini öngörmesi ve buna katlanmak zorunluluğu olduğu, bu çerçevede taraf markalarındaki ortak unsur olan "..." ibaresinin de ticaret hayatında markasal açıdan ayırt edici gücü zayıf bir sözcük bulunduğu, dolayısıyla bu ibareyi içerecek şekilde yaratılan markalarda, tüketicinin, her hal ve koşulda, tek başına "..." ibaresinden kaynaklı bir yanılgı yaşamasının mümkün olmayacağı, tüketicinin bu ibareyi ortak olarak içerir çok sayıda marka ile karşı karşıya kalma ihtimalinin bulunduğu bir piyasada, markaların iktisadi – idari anlamda aynı kökene ait olduğunu düşünebilmesi için tek başına "..." ibaresinden ziyade, bu ibareyi de içerir bütünsel logolar itibariyle bir benzerlik kurması, başka bir ifadeyle birden fazla tetikleyici unsurun varlığını arayacağı, davacı markalarında "..." sayısına eklenen kelime unsurlarının, sayıdan sonra olacak şekilde konumlandırıldığı, markaların sayı ile başlayacak şekilde tasarlandığı, dava konusu markada ise "..." sayısından önce bir harf yerleştirildiği, davacı markalarında, "..." sayısı ile birlikte bir kelime ve şekil unsurları bulunmakta iken, dava konusu markada "..." sayısı haricinde sadece bir harfe yer verildiği, dolayısıyla, bütünsel anlamda, markaların oluşturulma şekilleri birbirinden farklı olduğu, tüm bunların yanında, esasen davacı markalarının hiçbirinin salt "..." ibaresinden oluşmadığı, ya şekil unsuru ya da başka kelime unsurlarını barındırdığı, davacının salt "..." ibaresini içeren markalarında dahi, özel bir kompozisyon bulunduğu, davacı markalarının esas unsurunun, bir bütün halinde, markanın tamamı olduğu, somut olay bakımından markaların karıştırılması/ilişkilendirilmesi ihtimaline dayalı olan nispi tescil engeline ilişkin şartların oluşmadığı, davacı markalarının tanınmışlık mertebesine ulaştığını ispatlayamadığı, davaya konu marka ile itiraza/hükümsüzlüğe mesnet markaların iltibas tehlikesi oluşturacak derecede benzer olmadıkları, bunun haricinde davalı şahsın kötü niyetle hareket ettiğini gösterir somut olgu da ileri sürülmediğinden kötü niyet iddiasının yerinde bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı vekili, mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporunda dahi müvekkili markaları kapsamında yer alan mal ve hizmetler ile dava konusu marka başvurusu kapsamında yer alan 38. sınıf ile 41. sınıf hizmetlerin tamamı bakımından ayniyet tespit edilmişken, mahkeme tarafından davanın reddine karar verilmesinin hatalı olduğunu, davaya konu markalardaki "..." sayısının bir zaman dilimine işaret ettiği belirtilerek, karıştırılma ihtimali olmadığına ilişkin tespitin kabulünün mümkün olmadığını, müvekkilinin ilk olarak "..." markasını ....08.2006 tarihinde tescil ettirdiğini, "..." ibareli ve türev markalarını da 2007 ve 2008 yılları arasında tescil ettirerek, ana faaliyet alanı olan 38. sınıf hizmetlerde kullandığını, müvekkilinin faaliyet gösterdiği radyo ve televizyon hizmetlerinde, hizmet alanının niteliği gereği markaların çok kısa harf veya rakamdan oluştuğunu, dolayısıyla rakam veya harfdeki küçük bir benzerliğin dahi ortalama tüketicide, markanın kullanıldığı alanın özelliği gereği aynı şirket grubuna dahil olmak gibi bir algı meydana getirdiğini, haberleşme hizmetleri ve bilhassa TV'de çok kısa harf ve rakamlardan oluşan kanal markaları bakımından, sektörün ve markanın kullanım şeklinin göz önüne alınması gerektiğini, dava konusu markaya yeterli ayırt ediciliğin sağlanmadığını, orta düzey izleyici kitlesinin, dava konusu markanın müvekkili markalarının uzantısı olduğu algısı ile hareket edeceğini, mahkemenin, dosyaya sunulmuş olan belgelerin davanın genişletilmesi, değiştirilmesi kapsamında olduğu, müvekkili şirkete ait markanın tanınmış olmadığı yönündeki kararının da hukuken kabul edilemeyeceğini, müvekkili markalarının tanınmış olduğunu ileri sürerek, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını ve davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir.
GEREKÇE : Dava, YİDK kararının iptali istemine ilişkindir. İnceleme, 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır. Dosya kapsamı, mevcut delil durumu ve ileri sürülen istinaf sebepleri dikkate alındığında mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı, "..." ibareli başvuru ile davacının itirazına mesnet "..." ibareli markalar arasında 6769 sayılı SMK'nın 6/1 maddesi anlamında ortalama alıcılar nezdinde görsel, işitsel ve anlamsal olarak bıraktıkları genel izlenim itibariyle ilişkilendirilme ihtimalini de içerecek şekilde karıştırılma tehlikesinin olmadığı, zira Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 2021/4459 E- 2022/8042 K sayılı ilamında yer verilen "Dairemizin yerleşik uygulamaları doğrultusunda harfler ve sayılar tek başına marka olarak kimsenin tekeline bırakılamayacak işaretlerden olup bu ifadelerin ancak ilave unsurlarla tescili ya da kullanımı sonucu ayırt edici kılınması suretiyle tescili mümkün olan işaretlerdendir. Tescil sağlandığında bile ayırt edicilik düzeylerinin düşük olduğu gözden kaçırılmamalıdır." açıklaması da dikkate alındığında, tarafların markalarında ortak olarak yer alan "..." ibaresinin bir sayı olup kimsenin tekeline bırakılamayacağı ve esasen tek başına tescillerinin de mümkün olmadığı, somut olayda da taraf markalarını oluşturan "..." sayılarının düzenleme biçimlerinin, biçimlendirme, renklendirme, kaligrafi ve yönlendirme itibariyle tamamen farklı olduğu gibi başvuruda yer alan harf unsuru itibariyle de dava konusu başvuruya yeterli ayırt ediciliğin sağlandığı, davacı markalarının tanınmışlığının da başvuru aşamasında sunulan delillerle ispat edilemediği anlaşılmakla, davacı vekilinin istinaf başvurusunun esas yönünden reddine dair hüküm kurmak gerekmiştir.
HÜKÜM : Gerekçesi yukarıda belirtildiği üzere; 1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b.1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2-Harçlar Kanunu uyarınca alınması gereken 615,40-TL maktu istinaf karar ve ilam harcından, davacı tarafından istinaf başvurusunda yatırılan 80,70-TL istinaf karar ve ilam harcının mahsubu ile bakiye 534,70-TL'nin davacıdan tahsili ile Hazineye irat kaydına, 3-İstinaf aşamasında davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin davacı uhdesinde bırakılmasına, 4-İstinaf aşamasında duruşma açılmadığından taraflar lehine vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oybirliği ile 16/01/2025 tarihinde HMK 361. maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde Yargıtay temyiz yolu açık olmak üzere karar verildi.
GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 21/01/2025
Başkan
Üye
Üye
Katip
Bu belge 5070 sayılı Yasa hükümlerine göre elektronik olarak imzalanmıştır.