Bölge Adliye Mahkemesi ·

Bölge Adliye Mahkemesi 2022/1455 E. 2026/417 K.

Mahkeme
Bölge Adliye Mahkemesi
Esas No
2022/1455
Karar No
2026/417
Karar Tarihi

T.C.

İSTANBUL

BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ

43. HUKUK DAİRESİ

DOSYA NO:2022/1455

KARAR NO:2026/417

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A

B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I

İNCELENEN KARARIN

MAHKEMESİ:BAKIRKÖY 6. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

KARAR TARİHİ:26/05/2022

NUMARASI:2021/283 Esas - 2022/459 Karar

DAVA:Ticari Şirket (Tasfiyeye İlişkin)

İSTİNAF KARAR TARİHİ:05/03/2026

Taraflar arasında görülen dava neticesinde ilk derece mahkemesince verilen hükmün davacı vekilince istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü;

TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ DAVA:Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; “..., İstanbul Ticaret Sicilinin ... sicil numarasında kayıtlı ... vergi kimlik numaralı 1.100.000,00 TL sermayeli, iki ortaklı, esas sözleşmesinde belirlendiği ve sicile tescil edildiği üzere faaliyet konusu yurt içinde ve dışında resmi ve özel kamu kurum ve kuruluşlarınca yaptırılacak her türlü inşaat onarım tesisat montaj, etüt, proje ve elektrik taahhüt işleri yapmak olan bir sermaye şirketi olup şirket sermayesinin 9665 oranındaki çoğunluk pay aynı zamanda münferiden temsil yetkilisi ve müdür olan ...'a, şirket sermayesinin 9645 oranındaki azınlık payı ise davacı ...'e ait olduğu, davacı, yaklaşık 5 yıllık gayri resmi ortaklıktan sonra 14.02.2017 tarihin de 9445 oranda hisse devri yapılarak resmi olarak da davalı şirkete ortak olduğu, 9065 oranında çoğunluk pay sahibi ...'ın, 9445 oranında azınlık pay sahibi olan diğer ortak ...'in menfaatini mütemadiyen ihlal etmesi, yöneten çoğunluğu gücünü temel dürüstlük kurallarına aykırı şekilde kötüye kullanması, mezkur davranışları, tedbirsiz ve kötü niyetli işlemleri ile şirketin varlığını tehlikeye düşürerek amacının gerçekleştirilmesini imkansız kılması, azlık ortağını temettü açlığına mahkum etmesi, ortaklık ilişkisini çekilmez hale getirmesi nedenleri ile 6102 Sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 636'nci maddesinin verdiği yetki kapsamında azınlık veya çoğunluk pay oranına bakılmaksızın salt ortak sıfatı adına anılan şirketin feshedilmesini, somut olayın incelenmesi neticesinde takdiri mahkemeye ait olmak üzere yasal mevzuat ve Türk Hukuk uygulaması bakımından daha uygun olacağı kanaatine varılması halinde ise ortak ...'e ait hisse paylarının karar tarihine en yakın tarihteki gerçek değerlerinin hesaplanarak ortaklıktan ayrılmasına izin verilmesini, ... sermayesinin 9665 oranındaki payına sahip ... karşısında, 9645 oranında paya sahip olan ..., azınlık konumunda olsa da salt ortak sıfatı bulunması hasebiyle huzurdaki davayı açma hak ve ehliyetine sahip olduğu, (Limited Şirketin) feshine giden sürece ilişkin olarak (TTK m. 636) kapsamında oluşan sebepler, yöneten çoğunluğun bu gücünü 4721 Sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 2'nci maddesinde vaki dürüstlük ve iyi niyet kaidelerine aykırı olarak kötüye kullanması suretiyle (Limited Şirketinin) ve (diğer ortakların) ya da azınlıkta kalan pay sahiplerinin menfaatlerinin ihlal edilmesine yol açan sürekli nitelikteki kararlar alması ve uygulamalar yapmasından doğan sebepler olduğu, hukuki sebepler doğrultusunda, hüküm tesis edilirken özellikle ve önemle göz önünde bulundurulması gereken başlıca hususlar çoğunluk yönetim elinde bulunduran şirket ortağının, iyi niyet ve dürüstlük kurallarını açıkça çiğneyerek diğer ortağın (azınlık pay sahibi) ve davalı şirketin menfaatlerine ters düşecek ve süreklilik arz gücünü edecek nitelikte eylem ve işlemler yürütmesi olduğu, bilindiği üzere temettü dağıtımı: bir şirketin yıllık net dönem kârından vergiler ve der ödemelerin çıkarılması neticesinde elde kalan miktarın en az *420'sine tekabül eden kısmın şirket hissedarları arasında bölüştürülmesi gerektiğini, Ancak davacıya bugüne kadar aylık sadece 10.000,00 TL ödeme yapıldığı, bunun haricinde ilgili mevzuata, usule ve ticari teamüle uygun şekilde yapılmadığı, davacı, şirket tarafından aylık olarak yapılan 10.000,00 TL tutarındaki ödemeler ise 2020 yılı haziran ayından itibaren tamamen kesilmiş ve davacıya hiçbir ödeme yapılmamaya başlandığı, davalı şirketin temettü dağıtımı yapmasına engel teşkil edecek hiçbir fiili ve hukuki sebep bulunmadığını, öncelikle yargılama süresince telafisi imkânsız sonuçlar doğmaması için davalı şirketin sahip olduğu tüm gayrimenkullerin üzerine ihtiyatı haciz şerhi işlenmesine kararı verilmesini, yargılama süresince telafisi imkânsız sonuçlar doğmaması için davalı şirketin hisselerin üzerine ihtiyati haciz şerhi işlenmesine kararı verilmesini, yargılama süresince telafisi imkansız sonuçlar doğmaması için davalı şirket adına kayıtlı araçlar üzerine ihtiyati haciz şerhi işlenmesine kararı verilmesini, haklı davanın kabulü ile, ...'nin 6102 Sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 636'ncı maddesi ve bu maddenin göndermesiyle aynı Kanun'un 529, 531 ve devamı maddeleri uyarınca haklı sebeple feshine karar verilerek tasfiye edilmesini, yasal mevzuat ve Türk Hukuk uygulaması bakımından daha uygun olacağı kanaatine varılması halinde ise davacı ortak hisse paylarının karar tarihine en yakın tarihteki gerçek değerlerinin hesaplanarak davacının ortaklıktan ayrılmasına izin verilmesini, davalı şirket adına kayıtlı banka hesaplarının ... A.Ş.'den istenilerek hesaplarına ait son 5 yıla ait hesap hareketlerinin ..., ... Bankası, ... Bankası, ...bank, ...Bankası, ... Bankası,... Bankası, ... Bankası,... Bankası, ... Bankası ve diğer bankalardan istenilmesini, Davalı şirket pay sahibi ...'a ait kredi kartlarının ödemelerinin ... adına kayıtlı kredi kartlarının tespiti istenilerek mezkur bankalara ait kredi kartlarının son 5 yıllık dökümlerinin istenilmesini, davalı şirket pay sahibi ... eşi ve çocuklarının nüfus kayıtlarının çıkarılarak adına kayıtlı tüm gayrimenkullerin takbihten tapu kayıtlarının ile adlarına kayıtlı araçların trafik tescil Müdürlüğü'nden istenilmesini, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalı şirkete yükletilmesine dair karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

CEVAP:Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davacı tarafın sermaye koyma borcunu yerine getirmediğini, davacı tarafından sır saklama ve bağlılık yükümlülükleri yerine getirilmediğini, rekabet yasağına aykırı işlemler gerçekleştirildiğini, davacı taraf şirket feshi için haklı nedenleri olduğunu yalnızca beyan etmekle yetinmiş ileri sürdüğü hukuki dayanaktan yoksun ve mesnetsiz iddialarını ispata yeterli hiçbir belge delil ibraz edemediğini, davacı taraf sermaye koyma borcunu yerine getirmediği, davalı şirket gerek ortaklardan ...' in sermaye taahhüdünü yerine getirmediğinden gerekse idarelerin hakkediş ödemelerini geciktirmesinden dolayı alacaklarını tahsil edememiş ve ekonomik dar boğaza girdiği, ilgili dönemde davalı şirket borçlarının yapılandırılması, şirket kredi ve borçlanma limitlerinin artırılması dolayısıyla borç ödemeleri yapılması adına 20/12/2019 tarihli Genel Kurul kararı gereğince sermaye artırımı yapmış ve ilgili dönemde sermayesini 500.000,00 den 1.100.000,00'ye yükseldiğini, davacının sırf davalı şirketin ticari faaliyetini haksız ve kötü niyetli olarak sürüncemede bırakmak gayesiyle istemde bulunduğu tüm ihtiyatı haciz tedbir taleplerinin reddini, davacı tarafın sırf nakdi menfaat sağlamak amacıyla haksız ve kötü niyetli olarak ikame etmiş olduğu davanın esastan reddini, davacı tarafın tüm iddialarının yalnızca soyut beyanlardan ibaret olduğu sicil kayıtlarında dahi sermaye borcunu ödemediği ve arttırılan sermayenin davalı şirketin ortak ... 'a olan borcundan mahsup edildiği davacı tarafın ortaklıktan çıkma istemi üzerine zaten davalı şirkete ait araçların ve nakdin kendisine devredildiğini, davalı şirketin feshini gerektirecek hiçbir neden bulunmamasının yanı sıra davacı tarafın tüm iddialarını asılsız olduğu gözetildiğinde: davacı ...'in davalı şirket ortaklığından ıskat yolu ile çıkartılmasına, yalnızca haksız ve sebepsiz kazanç elde etmek ve davalı şirkete kasten zarar vermek gayesiyle işbu davayı ikame eden davacı taraf aleyhine %20 'den az olmamak kaydıyla kötü niyet tazminatına hükmedilmesini, yargılama gideri ve vekalet ücretinin davacı taraf üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir.

İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI:İstinaf incelemesine konu kararı veren ilk derece Mahkemesince eldeki dava hakkında yapılan yargılama sonunda, "davalı şirketin devamında borca batık olması nedeni ile ekonomik menfaat bulunmadığı gibi şirketin devam eden bir işinin olmaması ve şirketin zarar etmesi nedeniyle hiç kar payı dağıtılmamış olması nedeni ile ortakların hukuken ve fiilen korunmaya değer bir menfaati de bulunmadığından şirketin fesih ve tasfiyesi dışında uyuşmazlığın çözümü için başka bir alternatif bulunmamaktadır. Açıklanan sebeplerle davacının davasının kabulü ile davalı şirketin feshi ile tasfiyesine,..." karar verilmiştir.Bu karara karşı davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.

İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; hükme esas alınan bilirkişi raporunda alternatifli inceleme yapılmadığını ve terditli taleplerin hatalı değerlendirildiğini, davalı şirketin münfesih ilan edilerek davacı şirket hissedarlığından çıkmasına ilişkin taleplerin konusuz kaldığına dair tespit doğrultusunda karar verilmesinin kabulünün mümkün olmadığını, hukuki incelemenin eksik yapıldığını, celbi gereken delillerin dosyaya derc edilmediğini, davalının şirkete ortak olduğu dönemde kendi kardeşi üzerinden şirkete borç takviyesinde bulunmasına rağmen bu borcun iade edilmediğini, ...'ın kişisel borçlarını ve bilhassa kredi kartı borçlarının bir kısmının şirketin banka hesaplarından ödendiğini, davalı şirket adına kayıtlı banka hesaplarının ... A.Ş.'den istenilerek hesaplarına ait son 5 yıla ait hesap hareketlerinin ...bank, ... Bankası, ... Bankası, ...bank, ... Bankası,... Bankası, ... Bankası, ... Bankası, ... Bankası, ... Bakası ve diğer bankalardan istenilmesi talep edilmiş ise de bu hesaplar bakımından bir inceleme yapılmadığını, ...ve ... kurumları ile yapılan hizmet işine mukabil gelen 2.700.000,00-TL tutarındaki bedelin şirket hesaplarından nereye aktarıldığının tespit edilemediğini, aynı kurumların işlerinden doğan ve 2017 yılından beri yaklaşık 30.000.000,00-TL tutarında tahmil edilen bedelin bir kısmının çoğunluk pay sahibi ...'ın kendi adına kurulan gerçek kişilere ait ticari işletme statüsündeki ... adlı şirket hesaplarına meşgale konusu bile aynı olmadığı halde aktarıldığını, ...'ın şirkete ait varlıkları şirketin ihyası için değil, kişisel ve ailevi servetini genişletmek için kullandığını, haksız rekabet ortamı yarattığını, ortaklık ilişkisini çekilmez hale getirmesi nedenleri göz önünde bulundurulmaksızın borca batıklık tespitinden ari olarak davacının hisse payının karar tarihine en yakın tarihteki gerçek değerlerinin hesaplanarak ortaklıktan ayrılmalarına izin verilmesi gerekmekte iken eksik inceleme ile davalı şirketin doğrudan münfesih ilan edilmesinin isabetli olmadığını, davacı, dava dışı çoğunluk ortağı ...'ın fiilleri neticesinde temettü açlığına maruz bırakıldığını, davacıya bugüne kadar aylık sadece 10.000,00-TL ödeme yapıldığını ve bunun haricinde ilgili mevzuata, usule ve ticari teamüle uygun şekilde hiçbir kâr payı dağıtılmadığını ve kâr payı tablosu paylaşımı yapılmadığını, şirket tarafından aylık olarak yapılan 10.000,00-TL tutarındaki ödemelerin 2020 yılı Haziran ayından itibaren tamamen kesildiğini ve davacıya hiçbir ödeme yapılmamaya başladığını,davalı şirket sermaye artırımını ortaklara borçlar hesabından karşılayarak yaptığını ama sermaye taahhüdünün nakit sermaye artırımlarında oluştuğunu ve bilirkişi heyetinin bu durumu raporlarında göz ardı ettiğini, şirket finansal tablolarına bakılınca sermaye artışı kararı tescil edildikten sonra 501 - Sermaye Taahhüdü hesabının muhasebe kayıtlarında çalıştırılmadığını ve bilirkişi heyetinin bu teknik muhasebe hatasını göz ardı ettiklerini, 2017, 2018 ve 2019 senelerinde %0,1 ila %0,2 bantlarında seyreden kar-zarar oranlarının 2020 yılında bir anda %87 zarar göstermesinin de açıkça hayatın olağan akışına aykırı olup bu husus dahi şirket kayıtlarının hukuka aykırı olarak manipüle edildiğinin göstergesi olduğunu, parasal tutarları verilen 2019 yılında oluşan ortaklara borç sadece ...’a ait borç olup, ...’in Şirket Sermaye artırımına artırılan sermaye tutarının artırılan hisse payı kadar ortak ...’a ait 331-Ortaklara Borçlar hesabından karşılanmasının mümkün olmadığını, 340 – Alınan Sipariş Avansları hesabının 31.12.2019 – 2020 ve 2021 yılları itibari ile 1.417.985 TL olduğu ve bu bakiyenin de %92,87’sine tekabül eden 1.316.585 TL’lik kısmı ... iş ortaklığından alınan sipariş avansı olup, bu tutar .... Şti’nin girdiği iş ortaklığından olup, ilişkili taraf açısından muvazaalı bir durum olduğunun aşikar olduğunu ve bilirkişi heyetinin bu durumun bilirkişi raporunda ele almaması raporun eksik yazıldığının sonucunu doğurduğunu, 31.12.2019 itibari ile şirketin stokları 2.045.425 TL iken bu önemli varlık (aktif) kaleminin 31.12.2020 itibari ile sıfırlanması üretim faaliyeti devam eden bir inşaat firması için çok normal bir durum olmadığını ve bilirkişi heyetinin bilirkişi raporunda bu hususa yer vermemesinin bilirkişinin incelemelerini tam yapmadığının sonucu olduğunu, hesapta yer alan ve geçici vergi dönemlerinde ödenen Şirket peşin Kurumlar Vergisinin şirketin tahakkuk eden yıl sonu kurumlar vergisinden mahsup edilmesi bir vergi muhasebesi ve muhasebe uygulaması tekniği olduğunu ama bu tekniğin uygulanmadığının bilirkişi raporunda yer verilmediğini, bilirkişi raporunun bazı yerlerinde birkaç kez, dava dilekçesinde iki yerde yer alan “şirket sermayesinin %65 oranındaki çoğunluk pay aynı zamanda münferiden temsil yetkilisi ve müdür olan ...’a, şirket sermayesinin %45 oranındaki azınlık payı ise davacı ...’e ait olduğu” ibaresine yer verildiğini ancak basit maddi hatanın (%65+%45=%100) raporda iki yerde yer alması rapordaki düzensizliğin ve dikkatsizliğin neticesi olduğunu, beyanla, ilk derece Mahkemesince verilen kararın kaldırılmasını ve davanın kabulüne karar verilmesini talep ve istinaf etmiştir.

GEREKÇE:Dava, limited şirketin haklı nedene dayalı olarak fesih ve tasfiyesi, olmadığı takdirde ortaklıktan çıkma davasıdır.İlk derece mahkemesince, şirketin borca batık olduğundan dolayı yasa gereğince, münfesih hale geldiği, bu durumda davacıların, şirket hissedarlığından çıkmasına ilişkin talebin konusuz kaldığı gerekçesiyle şirketin feshine karar verilmiş, karara karşı davacı vekili tarafından yukarıda yazılı sebepler ile istinaf başvurusunda bulunulmuştur. İstinafa gelen uyuşmazlık, şirketin feshi için gerekli koşulların oluşup oluşmadığı, fesih yerine alternatif çözümlerin uygulanıp uygulanamayacağı noktasındadır.Davacı, davalı şirkette %45 oranında pay sahibidir. Dava dışı ... ise davalı şirketin %55 hisseye sahip diğer ortağı ve münferit yetkili müdürüdür.Davacı taraf, şirket müdürü olan dava dışı ...’ın, müvekkili olan ...’in menfaatini mütemadiyen ihlal etmesi, yöneten çoğunluğu gücünü temel dürüstlük kurallarına aykırı şekilde kötüye kullanması, mezkûr davranışları, tedbirsiz ve kötü niyetli işlemleri ile şirketin varlığını tehlikeye düşürerek amacının gerçekleştirilmesini imkânsız kılması, azlık ortağını temettü açlığına mahkum etmesi, ortaklık ilişkisini çekilmez hale getirmesi nedenleri ile 6102 Sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 636'nci maddesinin verdiği yetki kapsamında davalı şirketin feshedilmesini, bu talebinin kabul görmemesi halinde müvekkili ...’e ait hisse paylarının karar tarihine en yakın tarihteki gerçek değerlerinin hesaplanarak ortaklıktan ayrılmasına izin verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı taraf ise davacının sermaye borcunu yerine getirmediğini, şirkete zarar vermek kastıyla iş bu davayı açığından bahisle davanın reddini talep etmiştir.Davacı, şirketin feshini terditli olarak bu talebinin kabul görmemesi halinde davacıya ait hisse paylarının karar tarihine en yakın tarihteki gerçek değerlerinin hesaplanarak ortaklıktan ayrılmasına izin verilmesini de talep etmiştir.Limited şirketin işletme amacının gerçekleştirilebilmesi için ortaklar arasında güven ilişkisinin varlığı, şirketin devamı için zorunludur. Şirketin amacının gerçekleştirilmesi için gerekli olan güven ilişkisinin zedelenmesi durumunda ortakların aynı şirket çatısı altında bir arada bulunmaları beklenemez. Ayrıca bir ortağın payını devrederek ayrılma imkânının bulunmadığı yahut zor olduğu durumlarda güven unsurunun zedelendiği ortaklık ilişkisinin nihayete erdirilmesi amacıyla limited şirketlerde de haklı sebeple fesih kurumu düzenlenmiştir.Bu amaçla düzenlenen TTK’nın 636/3. maddesi uyarınca; haklı sebeplerin varlığında, her ortak mahkemeden şirketin feshini isteyebilir. Mahkeme, istem yerine, davacı ortağa payının gerçek değerinin ödenmesine ve davacı ortağın şirketten çıkarılmasına veya duruma uygun düşen ve kabul edilebilir diğer bir çözüme hükmedebilir.Anılan hükme göre her ortak, haklı sebeplerin varlığı hâlinde limited şirketin feshini isteyebilecektir. Kanunda limited şirketin feshine neden olacak haklı sebeplerin neler olduğu sayılmamıştır. İleri sürülen sebeplerin haklı sebep oluşturup oluşturmayacağı yargısal uygulamaya bırakılmıştır.Haklı sebepten ne anlaşılması gerektiği ise somut durumun ve ileri sürülen hususların niteliğine göre mahkemece takdir edilecek olup esasında dürüstlük kuralı temelinde ortaklık ilişkisinin devam ettirilemeyecek düzeyde zedelenmiş olması durumu, limited şirketin feshinin haklı nedenini oluşturur. Başka bir deyişle ortaklıktaki güven ilişkisinin ortadan kalkması veya ortaklılığın devamının dürüstlük kuralı gereği ortaklar bakımından çekilmez hâle gelmesine neden olan olaylar, limited şirketin feshi için haklı neden olarak kabul edilebilirler. Zira hiçbir ortaktan, dürüstlük kuralı gereği kendisi için çekilmez hâle gelen bir ortaklık ilişkisini devam ettirmesi beklenemez. Haklı sebep kavramı, her somut olayın niteliğine göre farklı tanımları bünyesinde barındırır. Bu bağlamda limited şirketin kötü yönetilmesi; genel kurul toplantılarının yapılmaması, toplantıya katılım olmamasına rağmen imzaların şüpheli şekilde tamamlanması, şirket fiilen iflas etmiş ve borca batık bir durumda olmasına rağmen, Kanunun ilgili maddeleri ısrarla tatbik edilmeyerek bu konuda genel kurulun olağanüstü toplantıya çağrılmaması şeklinde gerçekleşen genel kurul toplantılarındaki usulsüzlükler; şirketin bireysel çıkarlara yönelmesi suretiyle ortaklık amacından uzaklaşması, şirket yönetim kurulu üyelerinin şirketin amacını gerçekleştirme doğrultusunda faaliyetlerde bulunmaması, şirketin amacını gerçekleştirmede kullanılan tüm tesis ve teçhizatların satılması nedenleriyle artık amacın gerçekleştirilmesinin mümkün olmaması; paydaşlara ihtara rağmen şirketin mali durumu hakkında bilgi verilmemesi, şirketin gelir ve giderlerinin incelenmesine izin verilmemesi, ortakların şirketin yönetimi, mal varlığı ve kâr-zarar durumu hakkında bilgilendirilmemesi, ortakların denetim ve bilgi edinme haklarının engellenmesi suretiyle bilgi alma ve inceleme haklarının kısıtlanması; uzun süre pay sahiplerine kâr payının dağıtılmaması, paydaşların kâr payı alma hakkının engellenmesi, şirketin yüksek kârlılığa rağmen paydaşlara kâr payı dağıtılmaması; ortaklar arasında güven ilişkisinin kalmaması, ortağın bakiye borcunu ödemede temerrütü, ortaklar arasında ciddi anlaşmazlıkların olması ve bunların yargıya intikal etmesi, davacı ile şirketin diğer ortakları olan kardeşleri arasındaki ilişkilerin tamamen bozulmasının aile şirketi niteliğindeki şirketin işleyişine de yansıması suretiyle ortaklar arasında giderilemeyecek ölçüde güvensizlik ve anlaşmazlığın ortaya çıkması gibi sebepler yargısal uygulamalarda şirketin feshi için haklı sebep olarak kabul edilebilmektedir. Haklı sebep bazen tek bir maddi olgudan ibaret olabilir iken bazen de süreç içerisindeki çeşitli nedenlerin birikiminden ibaret olabilir(Poroy/Tekinalp/Çamoğlu, Ortaklıklar Hukuku II, 14. Bası, s.578). Ayrıca limited şirket, bir sermaye şirketi olmakla birlikte Kanunun gerekçesinde belirtildiği gibi kişisel niteliği göz önünde tutulmalıdır. Bunun yanı sıra limited şirketin fesih ve tasfiyesini gerektiren olaylarda davacı ortağın kendi kusurunun bulunmaması ve bu olayların haklı sebep oluşturmak için meydana getirilmemiş olması gerekir. Haklı sebeplerin bulunması halinde hakimin feshe karar vermeden önce başka çözüm yollarını değerlendirmesi gerekir. Ancak davacı ortak ile diğer menfaat sahipleri açısından menfaatler dengesini sağlayan bir çözüme ulaşılamadığı takdirde son çare olarak feshe karar verecektir(Poroy/Tekinalp/Çamoğlu, s.580).Mahkemece alınan bilirkişi raporunda, davalı şirketin incelemeye konu 2017-2018-2019-2020-2021 yılları şirket kayıtları uyarınca şirketin satışlarının yıllar itibarı ile sürekli düşüş gösterdiği, şirketin satışlarına karşılık maliyetlerinin yaklaşık %90-99 bandında gerçekleştiği dolayısı ile şirketin satışlarının azalması ve satışlarından yeterli karlılık elde edememesi nedenleri ile öz kaynaklarının borca batık hale geldiği, bu nedenle şirketin haklı nedenle fesih koşullarının oluştuğu, ayrıca ödenmemiş sermaye hesabının da bulunmadığı tespit edilmiştir.6102 sayılı TTK'nin 376.maddesinde; ''(1) Son yıllık bilançodan, sermaye ile kanuni yedek akçeler toplamının yarısının zarar sebebiyle karşılıksız kaldığı anlaşılırsa, yönetim kurulu, genel kurulu hemen toplantıya çağırır ve bu genel kurula uygun gördüğü iyileştirici önlemleri sunar.(2) Son yıllık bilançoya göre, sermaye ile kanuni yedek akçeler toplamının üçte ikisinin zarar sebebiyle karşılıksız kaldığı anlaşıldığı takdirde, derhâl toplantıya çağrılan genel kurul, sermayenin üçte biri ile yetinme veya sermayenin tamamlanmasına karar vermediği takdirde şirket kendiliğinden sona erer. '' düzenlemesi yer almaktadır.Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 02.04.1970 tarih 70/1123 Esas ve 70/1347 Karar sayılı ve 02.04.1970 tarih 70/1124 Esas ve 70/1348 Karar sayılı arka arkaya verdiği kararlarında "... şirket umumi heyeti ..esas sermayenin 2/3ünün karşılıksız kalmış olduğu bir sırada sermayenin... tezyidine karar vermiştir...Bu durumda bulunan bir anonim şirketin evvelâ esas sermayesini özvarlığı seviyesine indirerek hisse senetlerinin nominal değerleri ile hakiki değerlerinin denk bir duruma getirilmesi, bilâhare sermaye artırımı yoluna başvurması ekonomik bir zarurettir...TTK'nun 324. maddesinin 2. fıkrası (yeni TTK. md. 376/2) .. anonim şirket umumi heyetine sadece iki yönde karar alabilme yetkisi tanımıştır: Esas sermayenin tamamlanması veya mevcut 1/3 sermaye ile iktifaya karar vermek. Şirket genel kurulu bunlar dışında, şirketin feshine mütedair karar hariç, başka bir karar, bu arada sermayenin tezyidine dair bir karar ittihaz edemez. Kanun genel kurula bu yetkiyi vermemiştir. Binaenaleyh, genel kurulun salâhiyeti mevcut bulunmadığı halde aldığı karar muteber bir karar olamaz. Bu halde BK.nun 20. (TBK. md. 27) maddesinin tatbiki ile ittihaz olunan sermayenin tezyidine mütedair kararın batıl olduğu dahi iddia edilebilir (E. Hirş Ticaret Hukuku Dersleri, 1948. 288-289; Dr. Erdoğan Moroğlu, Anonim Ortaklıkta Genel Kurul Kararlarının Hükümsüzlüğü, 1967, s. 43-44)" denilmek suretiyle ortaklığın sermayesinin 2/3üni kaybetmiş olması halinde doğrudan sermaye artırımına gidilemeyip, ilkin 2/3 oranında (veya daha fazla) sermaye azaltılması ve arkasından sermaye artırımı yapılabileceği kabul edilmiş bulunmaktadır. (Moroğlu, Anonim Orrtaklıklarda Sermaye Artırımı s.61-62) Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 2016/14027 Esas, 2018/7315 Karar sayılı ilamında da TTK’nın 376. maddesi uyarınca bilançodan sermaye ile kanuni yedek akçeler toplamının 2/3’ünün karşılıksız kaldığının anlaşılması halinde genel kurulun sermayenin üçte biri ile yetinme veya sermayenin tamamlanmasına karar vermediği takdirde şirket kendiliğinden sona ereceği, sermayenin tamamlanması ibaresiyle esas sermayenin azaltılıp, aynı tutarda arttırılması veya bilanço zararlarının kapatılması kastedilmekte olup, şirket genel kurulunun doğrudan sermayenin arttırılmasına dair bir karar ittihaz edemeyeceği, önce esas sermayeyi 1/3’e indirmesi, sonra 3/3’e tamamlayıcı arttırmayı yapması gerektiği, tamamlama işleminin sona ermesi halinde esas sermayenin yine eski düzeyini bulacağı (Poroy, Tekinalp, Çamoğlu: Ortaklıklar ve Kooperatif Hukuku, s.734) belirtilmiştir.TTK'nın 519/3 maddesi genel kanuni yedek akçenin, sermayenin veya çıkarılmış sermayenin yarısını aşmadığı takdirde, sadece zararların kapatılmasına, işlerin iyi gitmediği zamanlarda işletmeyi devam ettirmeye veya işsizliğin önüne geçmeye ve sonuçlarını hafifletmeye elverişli önlemler alınması için kullanılabileceği şeklinde düzenlenmiştir.Somut olayda, dava konusu şirkette davacı % 45, dava dışı ... % 55 hisseli 2 ortaklı şirkettir. Mahkemece yapılan incelemede, şirketin satışlarının yıllar itibariyle sürekli düşüş gösterdi dolayısıyla şirketin aktif büyüklüğünde yıllar itibari azalış gösterdi şirketin satışlarına karşılık maliyetlerini yaklaşık %90-99 bandında gerçekleşti, şirketin satışlarının azalması ve satışlarından yeterli karlılık elde edememesi nedenini öz kaynaklarının borca batık hale geldiği, özkaynaklarında sermayesini muhafaza etmekte olduğu ancak 31.12.2021 tarihi itibari ile özkaynaklarının kaydi olarak -1.561.380,66 TL olduğu, şirketin borca batık olduğu, uzun süredir kazanç sağlamama ve kazanç ihtimalinin ortadan kalkması durumunda amacın imkansızlaştığı tespit edilmiş olup, şirketin uzun süredir kar payı dağıtmadığı, zarar ettiği, genel kurulun toplanıp karar almadığı, şirketin devamında bir menfaat bulunmadığı, amacını ve işletme konusunu gerçekleştirmesinin imkansız hale geldiği görülmektedir. Burada feshin son çare olması nedeniyle alternatif çözüm yollarının değerlendirilmesi gerekmektedir. Şirketin feshi yerine başka bir çözüm yoluna karar verilebilmesi için şirketin devamında diğer ortaklar bakımından veya ekonomik yönden menfaat bulunması gerekir. Şirketin gayri faal olduğu ve davacı ve diğer ortağın hisseleri değerlendirildiğinde davacının ortaklıktan çıkması halinde diğer ortağa ciddi bir ekonomik yük bineceğinden şirketin devamında bir menfaat bulunmadığı anlaşılmaktadır. Bu nedenlerle, ilk derece mahkemesince davalı şirketin fesih ve tasfiyesine karar verilmesinde bir isabetsizlik görülmemiştir. HMK'nın 355. maddesi uyarınca kamu düzenine aykırılık ve istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılan istinaf incelemesi sonunda; ilk derece mahkemesi kararının usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşıldığından davacı vekilinin yerinde görülmeyen istinaf başvurusunun reddine karar vermek gerekmiştir.

KARAR:Yukarıda ayrıntısı ile açıklanan nedenlerle;

1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353(1)b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE,

2-Davacı tarafından yatırılan 80,70 TL istinaf peşin harcının alınması gereken 732,00 TL karar harcından mahsubu ile eksik olan 651,30 TL harcın davacıdan tahsili ile hazineye irad kaydına,

3-Davacı tarafından istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nın 362(1)g maddesi uyarınca kesin olarak oy birliğiyle karar verildi.05/03/2026

Atıf: Bölge Adliye Mahkemesi undefined, E. 2022/1455, K. 2026/417, T. 05.03.2026, www.arakarar.com/karar/bam-karar-2022-1455-e-2026-417-k-b64cfa6889c3