Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2022/1445 E. 2026/386 K.
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2022/1445
- Karar No
- 2026/386
- Karar Tarihi
T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
53.HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2022/1445
KARAR NO : 2026/386
TÜRK MİLLETİ ADINA
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: İSTANBUL ANADOLU 4. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ: 08/06/2021
NUMARASI : 2018/127 Esas, 2021/379 Karar
DAVANIN KONUSU: Alacak (Ticari Nitelikteki Hizmet Sözleşmesinden Kaynaklanan)
KARAR TARİHİ : 17/03/2026
Taraflar arasında görülen davanın yerel mahkemece yapılan yargılaması sonucunda verilen hükme karşı istinaf yoluna başvurulmuş olup, duruşmasız olarak dosya üzerinde yapılan inceleme ve istinaf talepleriyle sınırlı olarak yapılan değerlendirme sonunda;
GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ :
I. DAVA
Davacı vekili, taraflar arasında 23.11.2016 tarihli "çelik daire giriş, yangın cephe saç kapıların İmalatı montajının yapılarak kullanıma hazır vaziyette teslimi" muhtevalı sözleşme bulunduğunu, sözleşmenin 8. Maddesine göre 05.03.2017 tarihinde sürenin dolduğunu, sözleşme bedelinin tamamının ödendiğini, sözleşmedeki imalatların % 75 inin gerçekleştirildiğini, eksik bırakılan işlerin bir kısmı İçin dava dışı ...A.Ş, adlı şirkete 70.328,00 TL bedelle işin ihale edildiğini, sözleşmenin 22. Maddesi gereğince davalıya %005 oranınca (sözleşme tutarının % 10 u aşamayacağından dolayı) œza miktarı olan 75.503,40 TL ceza miktarı talep ettiklerini, sözleşmeye aykırılığın tespit için İst. Ana. 14 Sulh Hukuk Mah. 2017/105 Değişik iş sayılı dosya ile tespit yaptırıldığını, dosya giderleri olarak 4.472,601 TL talep ettiklerini, ayıplı ve eksik imal edilen işler için 93.767,00 TL'yi dava tarihinden itibaren temerrüt faizi ile birlikte ödenmesine karar verilmesini talep dava etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili, davalı şirketin üretimlerini yaptığını ve hali hazırda beklemesine karşın davacı şirketin sözleşme hükümlerine uygun olarak ve genel montaj kurallarına uygun yer teslimi yapmadığını, sözleşmeye uygun davacı tarafından verilmesi gereken ölçü onaylarının yapılmadığına ilişkin ihtar ve bildirimlerin mailler aracılığı ile iletildiğini, bu nedenle gecikmenin davacının kendi, kusurundan kaynaklandığını belirterek, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
Mahkemece iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre yapılan yargılama sonucunda, davacı işveren .... A.Ş. ile davalı yüklenici.... A.Ş. arasında 23.11.2016 tarihli “Konak ve Villa Daire Giriş ve Konaklar Sac, Yangın Kapı İşleri Sözleşmesi”nin akdedildiği ve ...Evleri projesine ait çelik daire giriş kapıları, yangın kapıları ve sac kapı imalatlarının 755.034,00 TL + KDV bedelle yüklenici tarafından eksiksiz şekilde yapılmasının kararlaştırıldığı, sözleşmeye göre işin bitim tarihinin sözleşmeden itibaren 100 gün sonrası olan 05.03.2017 tarihi olduğu, ancak İstanbul Anadolu 18. Sulh Hukuk Mahkemesinin 2017/106 D. İş sayılı dosyasında düzenlenen 23.10.2017 tarihli ve İstanbul Anadolu 14. Sulh Hukuk Mahkemesinin 2017/105 D. İş sayılı dosyasında düzenlenen 03.01.2018 tarihli bilirkişi raporlarında işin sözleşmede öngörülen sürede tamamlanmadığının ve eksik ile ayıplı imalatların bulunduğunun tespit edildiği, sözleşme hükümleri gereğince yüklenicinin edimlerini gereği gibi yerine getirmemesi halinde her bir ihlal için günlük keşif bedelinin binde beşi oranında gecikme cezası uygulanacağı ve toplam cezanın sözleşme bedelinin %10’unu geçemeyeceğinin kararlaştırıldığı, bu kapsamda davalının işi süresinde tamamlamaması nedeniyle 755.034,00 TL sözleşme bedelinin %10’u olan 75.503,40 TL cezai şarttan sorumlu olduğu, ayrıca İstanbul Anadolu 14. Sulh Hukuk Mahkemesinin 2017/105 D. İş sayılı dosyasında düzenlenen 03.01.2018 tarihli bilirkişi raporunda eksik ve ayıplı imalatların giderilmesi için gerekli bedelin nakliye, malzeme ve işçilik dahil olmak üzere serbest piyasa koşullarına göre 93.767,00 TL olarak belirlendiği ve bu işlerin yaklaşık 10 kişilik ekip ile 30 gün içinde tamamlanabileceğinin tespit edildiği, dava tarihinden sonra davalı tarafından düzenlenen 319.526,65 TL tutarlı faturanın tarafların ticari defterlerinde kayıtlı olduğu, davacı tarafından düzenlenen 20.12.2019 tarihli 51.866,95 TL tutarlı e-faturanın ise davalı tarafından noter aracılığıyla iade edildiği ve davacı tarafından bu faturaya dayanak iş ve işlemlerin ispatlanamadığı, davalı şirket tarafından 09.06.2017 tarih ve 872171 numaralı 590,00 TL tutarlı faturaya ilişkin olarak da mal veya hizmetin verildiğine dair herhangi bir belge ibraz edilmediği, bu nedenle davalının sözleşme kapsamında 75.503,40 TL cezai şart ve 41.900,05 TL sözleşmeden kaynaklanan alacak olmak üzere toplam 117.403,45 TL’den sorumlu olduğu sonucuna varılarak bu tutarın dava tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF SEBEPLERİ
Davacı vekili istinaf dilekçesinde; ilk derece mahkemesince 08.06.2021 tarihli celsede bilirkişi raporuna yönelik itirazları doğrultusunda mali müşavir bilirkişiden ayrıca rapor alınması talebinin, dosyada mevcut bilirkişi raporlarının denetlenebilir olduğu gerekçesiyle reddedildiğini ve bu raporlara dayanılarak davanın kısmen kabulüne karar verildiğini, bu kapsamda 75.503,40 TL cezai şart ve 41.900,05 TL sözleşmeden kaynaklı alacak olmak üzere toplam 117.403,45 TL’nin dava tarihi olan 30.01.2018’den itibaren avans faizi ile birlikte davalıdan tahsiline hükmedildiğini, ancak dosyada bulunan kök ve iki ek bilirkişi raporunda özellikle faturalar ve muhasebe kayıtlarına ilişkin, davanın sonucunu etkileyebilecek nitelikteki itirazlarının incelenmediğini, ek raporların kök raporu tekrar etmekten ibaret olduğunu ve bu nedenle hükme esas alınamayacağını ileri sürmüştür. Davacı vekili ayrıca, taraf ticari defterlerine göre dava tarihi itibarıyla müvekkilinin davalıdan 360.836,00 TL alacaklı bulunduğunu, ancak davalı tarafça yargılama sürecinde 22.11.2019 tarihli fatura ile 319.526,65 TL’lik tutarın müvekkiline fatura edildiğini, buna karşılık müvekkil şirket tarafından 29.11.2019 tarihli iade faturası düzenlendiğini, daha sonra aynı faturanın noter aracılığıyla yeniden gönderilmesi üzerine yapılan değerlendirmeler sonucunda 20.12.2019 tarihli iade faturası ile yalnızca 51.866,95 TL’lik kısmın iade edildiğini, geri kalan kısmın kabul edilmesi suretiyle müvekkilinin alacağının 93.767,00 TL seviyesine indirildiğini, bu işlemin faturanın dip kısmında açıkça belirtilen kısmi iade niteliğinde olduğunu, bu suretle müvekkilinin herhangi bir zorunluluk bulunmamasına rağmen alacağının 267.659,70 TL’lik kısmından feragat ettiğini, ancak bilirkişi heyetinin ek raporlarında gerçeğe aykırı biçimde 51.866,95 TL tutarlı e-faturanın dayanağına ilişkin belge sunulmadığının belirtildiğini, oysa kendilerinden herhangi bir bilgi veya belge talep edilmediğini ve dosya kapsamındaki dilekçeler ile elektronik yazışmaların incelenmesi hâlinde bu hususun kolaylıkla anlaşılabileceğini, buna rağmen itirazlarının değerlendirilmediğini, müvekkil şirketin davalı tarafından sözleşmeye uygun şekilde yerine getirilmeyen imalatlar nedeniyle projede ciddi gecikmeler yaşadığını, eksik ve hatalı imalatların üçüncü kişiler aracılığıyla ek bedeller ödenerek tamamlandığını, buna rağmen iyi niyetle bilirkişi raporlarında belirlenen tutarın muhasebeleştirilmesi amacıyla davalı faturalarının kısmen kabul edildiğini, ancak bilirkişilerin ek raporla önceki tespitlerinden dönmelerinin anlaşılabilir olmadığını, ayrıca dava dilekçesinde talep edilmesine rağmen sözleşmeye aykırılığın tespiti amacıyla açılan İstanbul Anadolu 14. Sulh Hukuk Mahkemesi’nin 2017/105 D.İş sayılı dosyasına ilişkin 4.472,60 TL gider hakkında mahkemece herhangi bir karar verilmediğini, bunun da hatalı olduğunu, davalının istinaf dilekçesindeki iddiaların da gerçeği yansıtmadığını, davalının imalatları tamamlayacağına ilişkin 25.09.2017 tarihli taahhüdüne rağmen edimlerini yerine getirmediğini ve D.İş dosyasında alınan raporda da imalatların yapılmasına engel bulunmadığının tespit edildiğini belirterek, müvekkilinin uğradığı zararın oldukça büyük olduğunu ve hükmedilen tutarın dahi gerçek zararı karşılamaktan uzak bulunduğunu, ayrıca tarafların tacir olması ve işin hacmi dikkate alındığında cezai şartın fahiş olduğundan söz edilemeyeceğini ileri sürerek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını talep etmiştir.
Davalı vekili istinaf dilekçesinde; davacı ile müvekkili arasında akdedilen sözleşme kapsamında kapı montajı işinin gerçekleştirilebilmesi için duvar sıvalarının yapılmış, yer zeminlerinin döşenmiş ve montaja elverişli şantiye şartlarının sağlanmış olması gerektiğini, ayrıca sözleşme gereğince numune onaylarının verilmesinin de davacı iş sahibinin öncelikli edim borcu olduğunu, ancak dosya kapsamındaki e-posta yazışmaları, noter ihtarnameleri ve İstanbul Anadolu 18. Sulh Hukuk Mahkemesi’nin 2017/106 D.İş sayılı dosyasında yer alan fotoğraflardan da açıkça anlaşılacağı üzere montaja uygun yer tesliminin yapılmadığını ve numune onaylarının çekişmenin başladığı tarihte dahi verilmediğini ileri sürmüştür. Davalı vekili, özellikle 16.01.2017, 17.01.2017, 19.01.2017, 24.01.2017, 30.01.2017 ve 02.03.2017 tarihli e-posta yazışmalarında şantiye şartlarının ölçü alınmasına ve montaja uygun olmadığı hususunun davacıya bildirildiğini, duvar kalınlıklarının eşit olmadığı, alçı sıva ve şap işlemlerinin tamamlanmadığı, kapı boşluk ölçülerinin netleşmediği ve bu nedenle üretim sürecinin başlatılamadığının açıkça ifade edildiğini, ayrıca Kadıköy 26. Noterliği’nin 07.06.2017 tarihli ihtarnamesi ve ekindeki fotoğraflar ile de birçok blokta kapı montajına elverişli olmayan mahaller bulunduğunun ortaya konulduğunu, davacı tarafından gönderilen Bakırköy 27. Noterliği’nin 11.08.2017 tarihli ihtarnamesinde dahi numune onaylarının verilmediğinin açıkça kabul edildiğini belirtmiştir. Bu nedenle sözleşme gereği öncelikli edim yükümlülüğü davacıya ait olmasına rağmen davacının montaja uygun yer teslimini yapmadığını ve numune onaylarını geciktirdiğini, bu durumun ise Türk Borçlar Kanunu’nun 97. maddesi uyarınca karşılıklı borç yükleyen sözleşmelerde ifa talep edebilmek için kendi borcunu ifa etme şartını ihlal ettiğini, ayrıca yer teslimi ve gerekli hazırlıkların yapılmaması sebebiyle davacının alacaklı temerrüdüne düştüğünü, bu nedenle müvekkil şirketin temerrüdünden ve kusurundan söz edilemeyeceğini savunmuştur. Davalı vekili ayrıca bilirkişi raporlarında teslim süresinin yalnızca sözleşme tarihine göre hesaplandığını, oysa sözleşmenin ifasında öncelikli edim yükümlülüklerinin dikkate alınması gerektiğini, davacı tarafından ifaya uygun yer teslimi yapılmadıkça yükleniciden işe başlamasının beklenemeyeceğini ve bu hususun Yargıtay 15. Hukuk Dairesi’nin 05.05.2004 tarih, 2003/5372 Esas ve 2004/2508 Karar sayılı ilamında da açıkça belirtildiğini ileri sürmüştür. Bunun yanında sözleşme kapsamında yaklaşık 600 adet kapı montajı yapıldığı, ihtilafın yalnızca son 25 kapı ile ilgili olduğu, bu nedenle temerrüt kabul edilse dahi bu kadar sınırlı bir iş için hükmedilen cezai şartın hakkaniyete aykırı ve fahiş olduğunu, ülkenin ekonomik koşulları, kur dalgalanmaları ve inşaat maliyetlerindeki artışlar dikkate alındığında bu bedelin müvekkil şirketin ekonomik varlığını tehlikeye düşüreceğini, bu sebeple öncelikle cezai şartın geçersiz sayılması, aksi halde ise indirilmesi gerektiğini ileri sürerek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını talep etmiştir.
V. DEĞERLENDİRME VE GEREKÇE
Taraflar arasındaki uyuşmazlık, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu 470 ve devamı maddelerinde düzenlenen eser sözleşmesinden kaynaklanmaktadır. Davacı iş sahibi, davalı yüklenicidir.
Davacı iş sahibi, dava dilekçesinde delil tespiti raporuna dayanarak eksik ve ayıplı işler bedelinin, sözleşmenin 22. maddesine dayalı cezai şart alacağının ve tespit masraflarının tahsilini talep etmiş; davalı yüklenici ise, davacının montaja uygun yer teslimi yapmadığını, gerekli şartların sağlanmadığını ve kusurlarının bulunmadığını savunarak davanın reddini istemiştir. Mahkemece yapılan yargılama sonucunda, tespit masrafları yönünden herhangi bir değerlendirme yapılmaksızın cezai şart alacağının kabulüne ve ayrıca 41.900 TL sözleşme kaynaklı alacak bedelinin tahsiline karar verilmiştir.
Taraflar arasındaki sözleşmenin 22. Maddesi "Sözleşmenin 7. ve 8. maddesinde yer alan süre işverenin sebep olacağı haller dışında yüklenici tarafından gecikmeye uğratıldığı veya uğratılabileceği görüldüğü takdirde sözleşmenin feshinin talep etmeyen işveren sözleşmenin ifası talebinin yükleniciye yazıyla bildirecek ve aynı yazıda tespit edilen noksanlıkların ne kadar bir süre içinde ikmal edilmesi gerektiğini belirtecektir. Açıkça vazgeçildiği belirtilmeyen hallerde yüklenici sözleşmenin ifasının yanında cezai şartı da ödeyecektir. Yüklenici cezai şartı ödeyerek sözleşmeden cayamaz. Yüklenici bu yazıyı aldıktan sonra belirtilen süre içinde eksik, bozuk ve hatalı işleri telafi etmediği, keza uyarıya rağmen bu sözleşmede yazılı olan edimlerinden herhangi birisini layığı ile yerine getirmediği takdirde her bir ihlal için ayrı ayrı olmak üzere geçen beher gün için gecikme cezası olarak keşif bedelinin %0,05'i kesilecektir . Ancak toplam ceza kesintisi sözleşme bedelinin % 10'unu geçemez ..." şeklindedir. Bu madde uyarınca yapılan değerlendirme ile mahkemece cezai şart alacağına hükmedilmesi dosya kapsamına uygun ise de, davalı tarafça ileri sürülen cezai şartın fahiş olduğu ve ekonomik mahvına yol açacağı yönündeki savunma karşısında, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 182. maddesi uyarınca tenkis gerekip gerekmediği hususunda bir değerlendirme yapılması zorunlu olup, bu yönün gözetilmemesi isabetli olmamıştır.
Hükme esas alınan bilirkişi raporunun denetlenmesinde; hüküm altına alınan miktara, davacı defterine göre yapılan ödemeler ile davalı yüklenici tarafından düzenlenen ve taraf defterlerinde kayıtlı bulunan faturaların mahsubu suretiyle ulaşıldığı anlaşılmaktadır. Bu haliyle ulaşılan sonucun, davacı iş sahibinin fazla ödeme yaptığına ilişkin bir tespit niteliğinde olduğu, eksik ve ayıplı işler bedeline ilişkin bir belirleme içermediği anlaşılmıştır.
Oysa davacı tarafça açıkça fazla ödemenin iadesine yönelik bir talepte bulunulmamış olup, talep eksik ve ayıplı işler bedeli ile cezai şart alacağına ilişkindir. Bu durumda mahkemece, 6100 sayılı HMK’nın 26. maddesinde düzenlenen taleple bağlılık ilkesi gözetilmeksizin talep dışına çıkılarak fazla ödeme yapıldığı tespiti ile tahsiline hükmedilmesi usul ve yasaya olmuştur.
Diğer yandan, hükme esas alınan miktar içerisinde eksik ve ayıplı işler bedelinin bulunduğuna dair herhangi bir iddia ve ispat ortaya konulmamış olmasına rağmen, davacının bu yöndeki talepleri bakımından yeterli inceleme ve değerlendirme yapılmadığı da anlaşılmaktadır. Bu kapsamda mahkemece, eksik ve ayıplı iş iddialarının teknik yönden araştırılması, gerektiğinde yeniden bilirkişi incelemesi yaptırılarak her bir imalat kalemi yönünden ayrı ayrı ve denetime elverişli şekilde değerlendirme yapılması gerekirken, bu hususların göz ardı edilmesi eksik inceleme niteliğindedir.
Ayrıca, davacının delil tespiti kapsamında yaptığı masrafların niteliği itibarıyla yargılama giderleri kapsamında değerlendirilerek hüküm altına alınması gerekirken, bu hususta herhangi bir inceleme yapılmamış olması da usul ve yasaya aykırı bulunmuştur.
Tüm bu nedenlerle, davacının eksik ve ayıplı işlere ilişkin iddialarının usulüne uygun şekilde araştırılıp değerlendirilmediği, taleple bağlılık ilkesine aykırı şekilde hüküm kurulduğu ve eksik inceleme ile sonuca gidildiği anlaşılmakla, yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiş, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılması gerekmiştir.Açıklanan nedenlerle, taraf vekillerinin istinaf taleplerinin kabulü ile usul ve yasaya uygun bulunmayan yerel mahkeme kararının 6100 sayılı HMK'nın 353/1-a-6 maddesi gereğince kaldırılarak yukarıda açıklanan şekilde inceleme ve araştırma yapıldıktan sonra oluşacak uygun sonuç dairesinde bir karar verilmesi için dosyanın yerel mahkemesine gönderilmesine karar verilmesi gerekmiştir.
HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
1-Taraf vekillerinin istinaf başvurularının KABULÜNE,
2-İSTANBUL ANADOLU 4. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ'nin 08/06/2021 tarih, 2018/127 Esas, 2021/379 Karar sayılı kararının KALDIRILMASINA,
3-Dosyanın Dairemiz kararına uygun şekilde inceleme yapılarak yeniden bir karar verilmek üzere yerel mahkemesine GÖNDERİLMESİNE,
4-Taraflar tarafından yatırılan istinaf karar harcının istek halinde kendisine İADESİNE,
5-Taraflarca yapılan istinaf yargılama giderinin ilk derece mahkemesince yeniden verilecek kararda DİKKATE ALINMASINA,
6-İstinaf yargılaması sırasında duruşma açılmadığından vekâlet ücreti takdirine YER OLMADIĞINA,
Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda, 6100 sayılı HMK'nın 353/1-a-6 maddesi gereğince KESİN olmak üzere 17/03/2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.