Bölge Adliye Mahkemesi ·

Bölge Adliye Mahkemesi 2021/59 E. 2021/266 K.

Mahkeme
Bölge Adliye Mahkemesi
Esas No
2021/59
Karar No
2021/266
Karar Tarihi

T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 44. HUKUK DAİRESİ T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F M A H K E M E S İ K A R A R I DOSYA N: 2024/37 Esas KARAR NO: 2024/598 İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ: Bakırköy 1. Fikri Ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi TARİHİ: 09/12/2021 NUMARASI: 2021/59 E. - 2021/266 K. DAVANIN KONUSU: Marka (Tecavüzün Giderilmesi İstemli) Yukarıda yazılı ilk derece mahkemesi kararına karşı, istinaf yasa yoluna başvurulması üzerine yapılan inceleme sonucunda; G E R E Ğ İ D Ü Ş Ü N Ü L D Ü: DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkili şirketinin kuruluş tarihi olan 1995 yılından itibaren ayakkabı ve terlik üretimi yaptığını, Türkiye ve dünyada birçok noktaya ihracat gerçekleştirdiğini, müvekkilinin 2003 yılından bu yana "..." ibaresini marka olarak ... sayı ile tescilli ettirdiğini, "..." markasını piyasada saygın bir marka haline getirmek için büyük emek ve sermaye harcadığını, söz konusu müvekkili markasının Türk Patent ve Marka Kurumu (TPMK) nezdinde tanınmış marka olarak da kayıt altına alındığını, ancak hal böyle iken davalının, müvekkiline ait tescilli "..." ibaresini ticari unvanında kullandığını, bu unvanı 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu(6102 sayılı Kanun) ile 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu'na (6769 sayılı Kanun) aykırı olarak oluşturduğunu, davalının bu eyleminin müvekkilinin tescilli markasından doğan haklarına tecavüz oluşturduğunu ileri sürerek, müvekkilinin tescilli markasına yönelik tecavüzün önlenmesini, men'ini, müvekkilinin tescilli markasının kullanıldığı tabelaların sökülmesini, reklam vasıtası, basılı evrak ve ürünlerin toplatılmasını, davalının müvekkilinin tescilli markasını internet ve sosyal medya üzerinde kullanımının durdurulmasını ve verilecek hüküm özetinin ilanını talep etmiştir. CEVAP: Davalı vekili cevap dilekçesinde;davacının iddialarının aksine, kendilerinin "..." ibareli markayı marka, logo, işaret ve benzeri şekilde kullanmadıklarını, ancak firmalarının unvanlarında yer alan bir kelime olduğunu, ilgili yasada da firma unvanı olarak kullanılmayacağına ilişkin açık hüküm bulunmadığını, davacı firma ile kendi firmalarının birbirlerinden çok farklı ticari kollarda faaliyet gösterdiğini, firmalarının herhangi bir üretim faaliyeti olmadığını ve "..." ibareli marka işaret ve benzeri kullanımlarının markaya tecavüz oluşturmayacağın savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir. MAHKEME KARARI; Bakırköy 1.Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi'nin 09/12/2021 tarihli 2021/59 E- 2021/266 K sayılı kararıyla; marka hakkına tecavüz talepleri yönünden davalının ticaret unvanındaki kullanımının markasal kullanıma dönüşmediği, tarafların faaliyet alanlarının farklı olduğu, ticaret unvanının sicilden terkinine ilişkin talep yönünden ise; sessiz kalma yoluyla hak kaybının gerçekleştiği gerekçeleriyle davanın reddine karar verilmiştir. İSTİNAF BAŞVURUSU; Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; müvekkili adına tescilli ''...'' markasının tanınmış bir marka olduğunu, davalı yanın bu markayı ticaret unvanında kullandığını, davalının bu eyleminin marka hakkına tecavüz ve haksız rekabet oluşturduğunu, davalının müvekkili markasının tanınırlığından faydalandığını, Mahkemece markanın tanınmış olduğunun gözardı edilerek eksik inceleme ile hüküm kurulduğunu, tarafların faaliyet alanlarının farklı olmasının, tanınmış markanın hukuki koruması açısından fark yaratmayacağını, ticaret unvanı tescilinin markaya tecavüz teşkil etmesi için iltibas ihtimalinin yeterli olduğunu ve bunun davalının ticari faaliyetlerinde söz konusu markayı kullandığı anlamına geleceğini, 6769 sayılı Kanun'un 7 ncı maddesinin üçüncü fıkrasının (e) bendine göre, tescilli bir markayı oluşturan işaretin ticaret unvanı ya da işletme adı olarak başkaları tarafından kullanılması halinde, marka sahibinin bu kullanımları yasaklama hakkına sahip olduğunu, bu hükmün marka sahibine, marka işaretinin sadece tescilli bir ticaret unvanı veya işletme adında kullanılması halinde dahi yasaklama yetkisi verdiğini, dolayısıyla markasal kullanımın zorunlu olmadığını, hükme esas alınan bilirkişi raporunun eksik inceleme ile oluşturulduğunu, davalının ticari kayıtları, ticari defterleri ve faturalarının incelenmediğini, ayrıca bilirkişinin görev sınırını aşarak hukuki değerlendirmelerde bulunduğunu belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasını istemiştir. Dairemizin 15/03/2022 tarihli 2022/370 Esas-2022/390 Karar sayılı kararıyla; dava dilekçesinde, davalının ticaret unvanının sicilden terkinine yönelik bir talepte bulunmadığı, davacı vekilinin 24.11.2021 tarihli, davalı beyanlarına cevap ve bilirkişi raporuna itiraz dilekçesinin sonuç kısmında, ''Müvekkilimiz Şirket'in tanınmış markasına iltibas teşkil eden markasının TTK md. 46 hükmü uyarınca ticaret sicilinden terkinine'' şeklinde talepte bulunduğu, söz konusu dilekçenin ıslah iradesi içermemesi sebebiyle ıslah dilekçesi sayılamayacağı, dolayısıyla davacının, davalı ticaret unvanının sicilden terkinine yönelik bir talebi bulunmamasına rağmen Mahkemece taleple bağlılık ilkesi gözetilmeksizin bu yönde değerlendirmelerde bulunularak, sessiz kalma yoluyla hak kaybına uğranıldığı gerekçesiyle ünvanın sicilden terkinine yönelik talebin reddine karar verilmiş olmasının hatalı görüldüğü, tescilli ticaret unvanının kullanımı davacının marka hakkına tecavüz oluşturmayacağından, değerlendirmenin sadece davacının marka hakkına tecavüz oluşturduğu iddia edilen davalı ticaret unvanının, davacının markası ile iltibas oluşturacak şekilde markasal kullanımı bulunup bulunamadığı hususlarıyla ilgili olarak yapılması gerektiği, bu hususta dosyaya sunulan deliller ve denetime elverişli bilirkişi raporuna göre, davalının markasal kullanımının bulunmadığı, tarafların faaliyet alanlarının farklı olduğu, tecavüzün varlığının ispatlanamadığına ilişkin değerlendirmenin yerinde olduğu, marka hükümsüzlük davalarında sessiz kalma yoluyla hak kaybı ilkesinin uygulanabilmesi için beş yıllık sürenin geçmiş olması gerektiği, davalının markasal kullanımının bulunmadığı, sürenin başlangıcında ise davalının markasal kullanımları dikkate alındığına göre, davacının sessiz kalma yoluyla hak kaybına uğradığının da kabul edilemeyeceği, açıklanan sebeplerle sonuç itibariyle kararın yerinde olduğu gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.Dairemizin kararına karşı davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 20/11/2023 tarihli 2022/2956 Esas-2023/6628 Karar sayılı kararıyla; 6100 sayılı Kanun'un 353 üncü maddesinin ikinci fıkrasının; "Yargılamada eksiklik bulunmamakla beraber, kanunun olaya uygulanmasında hata edilip de yeniden yargılama yapılmasına ihtiyaç duyulmadığı takdirde veya kararın gerekçesinde hata edilmiş ise düzelterek yeniden esas hakkında, ... duruşma yapılmadan karar verilir." düzenlemesini içerdiği, anılan bu düzenleme uyarınca Bölge Adliye Mahkemesince yeniden esas hakkında bir karar tesis edilmesi gerekirken aynı Kanun’un 353 üncü maddesinin birinci fıkrasının b bendinin 1 inci alt bendi kapsamında istinaf başvurusunun reddine karar verilmesinin doğru görülmediği" gerekçesiyle; kararın bu nedenle ve yine aynı Kanun'un 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ve 371 inci maddesi uyarınca usulden bozulmasına karar verilmiştir.Yargıtay bozma ilamı ve duruşma günü taraf vekillerine tebliğ edilmiş, davacı vekili bozma ilamına uyulmasını talep etmiş, davalı şirket temsilcisi duruşmaya katılmamıştır. Usul ve yasaya uygun görülmekle Yargıtay bozma ilamına uyulmasına karar verilerek yargılamaya devam edilmiştir. GEREKÇE; Dava markaya tecavüzün tespiti, durdurulması ve meni'ne ilişkin olup; İlk Derece Mahkemesi’nce davalının ticaret unvanındaki kullanımının markasal kullanıma dönüşmediği, tarafların faaliyet alanlarının farklı olduğu, ticaret unvanının sicilden terkinine ilişkin talep yönünden ise; sessiz kalma yoluyla hak kaybının gerçekleştiği gerekçeleriyle davanın reddine karar verildiği, davacı vekilinin istinaf başvurusunda bulunduğu anlaşılmıştır.İstinaf incelemesi HMK 355. Madde gereğince istinaf dilekçesinde ileri sürülen ve kamu düzeniyle ilgili hususlarla sınırlı olarak yapılmış, Dairemizin kararı Yargıtay bozma ilamı ile usulden bozulduğundan ve bozma kararına uyulduğundan bozma ilamı doğrultusunda yargılamaya devam edilmiştir.Dava dilekçesinin incelenmesinde, davacı vekilinin davalının markaya tecavüzünün önlenmesi, meni ve müvekkiline ait tescilli markanın kullanıldığı tabelaların sökülmesine, reklam vasıtası, basılı evrak ve ürünlerin toplatılmasına, davalının müvekkilinin tescilli markasını internet ve sosyal medya üzerinden kullanılmasının durdurulmasına karar verilmesini, hükmün ilanını talep ettiği, netice-i talepleri arasında ticaret unvanı terkini talebinin bulunmadığı, davacı vekilinin 24/11/2021 tarihli dilekçesinin ıslah dilekçesi değil beyan dilekçesi olduğu, netice-i taleplerini karşı tarafın açık muvaffakatı yahut ıslah başvurusu dışında genişletme imkanının bulunmadığı, mahkemece bu talebin değerlendirilerek gerekçeye yer verilmesinin HMK 26. Maddeye aykırılık teşkil ettiği, HMK 355. Madde gereğince kamu düzeniyle ilgili bu hususun resen dikkate alınması gerektiği anlaşılmıştır. Mahkeme karar gerekçesinde davalı ticaret unvanının tescilinden itibaren dava tarihine kadar 10 yıllık sürenin dolduğu, davacının sessiz kaldığı gerekçesiyle de TMK 2. Madde gereğince ticaret unvan terkini talebi yönünden gerekçe oluşturulduğu anlaşılıyor ve ticaret unvanı terkini talebinin bulunmadığı anlaşılıyorsa da; mahkemenin kabulüne göre de SMK 26/6 maddesi ve TMK 2. Maddesi gereğince sessiz kalma suretiyle hak kaybı yönünden markasal kullanım bulunması ve davacının bunu öğrenmesi gerektiğinden, mahkemenin yazılı gerekçelerle talep edilmeyen bir konuda karar vermesi yerinde görülmemiş, resen gözetilen sebeplerle kararın kaldırılmasına, kararın gerekçesinin düzeltilmesine karar vermek gerekmiştir. Davacı vekili istinaf dilekçesinde davacı markasının tanınmış marka olduğunun mahkemece dikkate alınmadığını, ticaret unvanı tescilinin markaya tecavüz teşkil etmesi için iltibas ihtimalinin yeterli olduğunu ve bunun davalının ticari faaliyetlerinde söz konusu markayı kullandığı anlamına geleceğini, 6769 sayılı Kanun'un 7 ncı maddesinin üçüncü fıkrasının (e) bendine göre, hükmün marka sahibine, marka işaretinin sadece tescilli bir ticaret unvanı veya işletme adında kullanılması halinde dahi yasaklama yetkisi verdiğini, dolayısıyla markasal kullanımın zorunlu olmadığını ileri sürülmüştür. Tanınmış markaların tescil sınıfları haricinde de geniş korumaya sahip olacağı kabul edilmekte ise de, bu koruma tüm sınıflarda mutlak surette olmayıp, her somut olayda SMK 7/2-c maddesinde düzenlenen koşulların bulunup bulunmadığının ayrıca değerlendirilmesi gerekmektedir. Davacı markasının ayakkabı ve terlik sektöründe tanınmış olduğu, davalı şirketin ise ticaret sicil kaydından "sıhhi malzeme ve inşaat malzemeleri toptan satışı" alanında faaliyet gösterdiğinin anlaşıldığı, ilgili sektörler dikkate alındığında davacının tanınmış markasının tanınmışlığından faydalanma ve iltibas ihtimalinin bulunmadığı anlaşılmıştır. Davacı vekili davalının ticaret unvanının tescil edilmesi ve işletme adında kullanılmasının yasaklama yetkisi verdiğini ileri sürmüşse de; 6769 sayılı Kanun'un 7 ncı maddesinin üçüncü fıkrasında; "Aşağıda belirtilen durumlar, işaretin ticaret alanında kullanılması halinde, ikinci fıkra hükmü uyarınca yasaklanabilir" denildikten sonra (e) bendinde "İşaretin ticaret unvanı ya da işletme adı olarak kullanılmasının" yasaklanabileceği düzenlenmiştir. Maddenin düzenleniş biçiminden, sadece ticaret unvanının tescil ettirilmesi ve tacirin ticari hayatında ve evraklarında ticaret unvanı olarak kullanılmasının yeterli olmadığı anlaşılmaktadır. Tarafların tamamn farklı alanlarda faaliyet gösterdikleri de göz önüne alınarak, davalının davacı markasının tescilli ve tanınmış olduğu sınıflarda kullanıldığına dair dosya kapsamında delil bulunmadığı, markaya tecavüzünün ispatlanamadığı anlaşılmıştır. Yukarıda yapılan açıklamalar doğrultusunda, mahkemece talep dışına çıkılarak karar verilmesi ve mahkeme gerekçesinin düzeltilmesi nedeniyle, HMK 353/1-b-2-3 maddeler gereğince kararın kaldırılmasına, sonuç itibarıyla davanın reddine karar verilmesi yerinde olduğundan düzeltilmiş gerekçe ile davanın reddine karar verilmiştir. HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun KISMEN KABULÜNE KISMEN REDDİNE,2-Duruşmalı inceleme yapılmakla 6100 Sayılı HMK 353/1-b-2-3 maddeleri gereğince, Bakırköy 1 Fikri ve Sınai Hakları Hukuk Mahkemesi 09/12/2021 tarihli 2021/59 E. 2021/266 Karar sayılı kararının KALDIRILMASINA, düzeltilmiş gerekçe ile;3-Davanın REDDİNE,4-İlk derece mahkemesinde yapılan yargılama giderleri ve harca ilişkin;4/a-Alınması gereken 427,60 TL maktu karar ve ilam harcından peşin yatırılan 59,30 TL harcın mahsubu ile eksik alınan 368,30 TL harcın davacıdan tahsili ile Hazine'ye irat kaydına,4/b-Davacı tarafça yapılan giderlerin üzerinde bırakılmasına, 4/c-Davalı tarafça masraf yapılmadığından bu hususta karar verilmesine yer olmadığına,4/ç-Davalı yargılamada kendisini vekille temsil ettirmediğinden vekalet ücreti taktirine yer olmadığına,5-İstinaf aşamasında yapılan yargılama giderleri ve harca ilişkin;5/a-İstinaf talebi kabul edildiğinden davacı tarafça yatırılan istinaf harcının karar kesinleştiğinde ve talep halinde iadesine,5/b-İstinaf yargılaması için davacı tarafından yapılan 220,70-TL istinaf yoluna başvurma harcı, 227,10-TL tebligat, müzekkere ve posta gideri olmak üzere toplam 447,80-TL'nin davalıdan tahsiliyle davacıya verilmesine,5/c-İstinaf aşamasında bir duruşma yapıldığından Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre, 10.200,00 TL vekalet ücretinin davalıdan tahsiliyle davacıya verilmesine,6- Temyiz aşamasında yapılan yargılama giderleri ve harca ilişkin;6/b-Temyiz yargılaması için davacı tarafından yapılan 397,80 TL temyiz başvuru harcı ve 106,60 TL temyiz yargılama giderleri olmak üzere toplam 504,40 TL'nin davalıdan alınarak, davacıya verilmesine,7-6100 Sayılı HMK'nın 333. maddesi gereğince var ise bakiye gider avansının karar kesinleştiğinde taraflara iadesine,Dair, verilen karar davacı vekilinin yüzüne karşı, davalı şirket yetkilisinin yokluğunda 20/07/2017 tarih ve 7035 Sayılı Kanunun 31. maddesiyle değişik 6100 Sayılı HMK'nın 361/1. maddesi gereğince, kararın tebliğinden itibaren 2 hafta süre içerisinde Yargıtay'a temyiz başvurusunda bulunma yolu açık olmak üzere oy birliği ile verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı. 21/03/2024

Atıf: Bölge Adliye Mahkemesi undefined, E. 2021/59, K. 2021/266, T. 24.11.2021, www.arakarar.com/karar/bam-karar-2021-59-e-2021-266-k-ca24456687d0