Bölge Adliye Mahkemesi · İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 43. Hukuk Dairesi
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 43. Hukuk Dairesi 2021/1226 E. 2024/1823 K.
Konu: İtirazın İptali
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Daire
- İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 43. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2021/1226
- Karar No
- 2024/1823
- Karar Tarihi
- Konu
- İtirazın İptali
T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
43. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO:2021/1226
KARAR NO:2024/1823
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ:İSTANBUL 18. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ:03/10/2018
NUMARASI:2016/660 Esas - 2018/1058 Karar
DAVA:İtirazın İptali
İSTİNAF KARAR TARİHİ:12/12/2024
Taraflar arasındaki İtirazın İptali davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabul kısmen reddine yönelik olarak verilen hükme karşı süresi içinde taraf vekilleri tarafından istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine dosya içerisindeki tüm belgeler okunup, incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ:DAVA:Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davalının, müvekkili şirket bünyesinde 11.05.2015 tarihinden 08.01.2016 tarihine kadar çalıştığını ve 08.01.2016 tarihinde istifa etmek kaydıyla müvekkili şirketten ayrıldığını, davalının müvekkili şirkette en son "Satış Yönetmeni" olarak çalıştığını, yapmış olduğu görev nedeni ile müvekkili şirketin gizli bilgilerine, müşteri bilgilerine, fiyatlandırma bilgilerine ve ticari sır niteliğindeki diğer bilgilerine sahip, üniversite mezunu, imzaladığı belgenin hüküm ve sonuçlarını algılayabilecek bir çalışan olduğunu, yerleşik yargı kararlarına göre, Rekabet Yasağı Sözleşmesindeki Ceza-i Şart alacağının uygulanabilmesi için davalının bu bilgilere vakıf olmasına da gerek bulunmadığını, müvekkili şirketin harici olarak yapmış olduğu araştırmada, davalının müvekkili şirkette çalışırken, müvekkili şirketin rakibi olan ...Şti.ile görüşmeler yaptığını ve müvekkili şirketten ayrılır ayrılmaz müvekkili şirketin rakibi olan şirkette iş başı yaptığını öğrendiğini, davalı, sadece kendisi rakip şirkete geçmekle kalmayıp, müvekkili şirket bünyesinde çalışmasından dolayı irtibat kurduğu ve müvekkili şirketin ticari ilişki içerisinde olduğu müşterilerinden bir kısımını da yeni çalışmaya başladığı şirkete transfer ederek, müvekkilinin ayrıca zarar görmesine sebebiyet verdiğini, bu konudaki veriler, gerek müvekkili şirket müşterilerinin müvekkili şirkete bilgi vermesi, gerekse de, müvekkilinin bazı müşterilerinin kısa zaman içerisinde müvekkili şirketle olan çalışmasını keserek, davalının yeni çalışmaya başladığı ... şirketi ile çalışmaya başlaması ile anlaşıldığını, davalının Medeni Kanunun 2.ve 3. Maddesine açıkça aykırı davrandığı gibi, ayrıca davalı tarafından imzalanarak kabul edilen 11.05.2015 tarihli rekabet yasağı ve ticari sır saklama taahhüdüne de açıkça aykırı davrandığını, davalı tarafından, BK 444 ve devam eden maddeleri kapsamında, müvekkiline verilen 11.05.2015 tarihli "Rekabet Yasağı ve Ticari Sır Saklama Taahhüdü" 3. maddesi kapsamında ticari sırlardan ayrı olarak 1(bir) yıl süre ile, müvekkili davacı şirket ile aynı konuda faaliyette bulunan bir başka şirketle hiçbir şekilde çalışmama taahhüdünde bulunduğunu, yine aynı taahhüdün 7. maddesi kapsamında taahhütlerden herhangi birine aykırı davranması halinde, davacı müvekkilinin uğrayacağı tüm maddi ve manevi zararları karşılayacağını ayrıca en son aldığı bürüt ücretinin 24 katı cezai şartı (5.557,68.TL Bürüt Üc. X 24 ay =133.384,32.TL cezai şart) kayıtsız şartsız ödeyeceğini kabul ve taahhüt ettiğini, davalı adına, ... sayılı dosyasından Cezai Şart alacağı için başlatılan icra takibine,davalı haksız ve kötüniyetli olarak itiraz ederek takibi durdurduğunu, davalı tarafından imzalanan "Rekabet Yasağı ve Ticari Sır Saklama Taahhüdü" nün 7. maddesinde cezai şart alacağı, davalının son aldığı bürüt ücretin 24 katı olarak belirlenmiş olup, alacak belirli ve likit bir alacak olup, haksız ve kötüniyetli olduğunu belirterek, fazlaya dair hakları saklı kalmak kaydıyla; sonuç olarak, davalının itirazının iptali ile, BK 444.ve devam eden maddeleri gereğince 11.05.2015 tarihli "Rekabet Yasağı ve Ticari Sır Saklama Taahhüdü"e aykırı davranış dolayısı ile 133.384,32 TL cezai şart alacağının faiz ve diğer ferileri ile birlikte hüküm altına alınması talebi ile, haksız ve kötüniyetli itiraz dolayısı ile %20'den aşağı olmamak üzere icra inkar tazminatına hükmedilmesini, yargılama giderleri ile avukatlık ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP:Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; hizmet akdinin devamı sırasında meydana gelen rekabet uyuşmazlıkları iş mahkemesinde çözümlenirken, rekabet yasağı sözleşmelerinde ticaret mahkemelerini görevli kılmak uyuşmazlığın niteliğine ve iş mahkemelerinin kuruluş amacına uygun düşeceğini, bu nedenle uyuşmazlığın iş mahkemesinde görülmesi gerektiğini, bir sözleşme koşulu iyi niyet kurallarına aykırı olarak bir tarafın zararına olacak şekilde tarafların sözleşmeden doğan hak ve borçlarında önemli bir dengesizliğe sebep olmuşsa, haksız olarak kabul edildiğini, öğretide bu tür sözleşmelerin kelepçeleme sözleşmesi olarak adlandırıldığını, ve çalışanın ekonomik özgürlüğüne konulan bir ipotek niteliğinde olduğunu, müvekkilinin davacı şirkette 11.05.2015 tarihinde işe başladığını, aynı tarihte de rekabet yasağı ve ticari sır saklama sözleşmesi imzalatıldığını, sözleşmenin tüm hükümleriyle geçersiz, hukuki dayanaktan yoksun ve gerçeğe aykırı olduğunu, sözleşmenin o denli gerçeğe aykırı ve temelsizdir ki daha sözleşmenin 1.maddesinde “ iş yerindeki görev ve sorumluluklarım nedeniyle şirket’in teknik, ticari gizli sır niteliğindeki bilgilerine vakıf oldum” dendiğini, işe başlama tarihi olan ve sözleşmenin imzalandığı gün bir çalışan şirketin sırlarına nasıl vakıf olabileceğini, hizmet sözleşmesi ile rekabet yasağı ve ticari sır saklama sözleşmesi sureti işe başlangıçta taraflarına verildiğini, söz konusu sözleşmenin, matbu sözleşmenin boş yerlerinin doldurulması suretiyle, kalıp şeklinde düzenlendiğini, sözleşme hükümlerinin MK.Md.23 kapsamında da dikkate alınarak değerlendirilmesi gerektiğini, hakkın kötüye kullanılmasını hukukun himaye etmeyeceğini, Anayasanın kişiliği serbestçe geliştirme, çalışma, çalışma yerini serbestçe seçme hak ve özgürlüklerini güvence altına alması karşısında rekabete ilişkin sözleşmelere sınırlama getirdiğinin kabul edilmesi gerektiğini, işçinin ekonomik yönden güçsüz olduğunu, özleşme koşulları tarafların serbest iradeleri ile kararlaştırılmamış, işe alınma kaygı ve beklentisiyle imzalanmıştır. İşe giriş tarihi ile rekabet yasağı sözleşmesinin imzalandığı tarih aynıdır. Sırrın korunması yönünde işverene tanınan hakkın işçinin mesleki faaliyetini engellediği ölçüde sınırlandırılması gerekir. Ekonomik geleceğin bu denli sınırlandırılması halinde sözleşmenin batıl olduğunu, sözleşme şartlarının hakkaniyete aykırı, tek tarafın yükümlülük altına girdiği ve gabin niteliği taşıyan bir sözleşme olup, geçersiz olduğunu, sözleşmeyi kabul anlamına gelmemekle kaydıyla, sözleşmenin 3.md.’ne göre, müvekkilinin 2 yıl boyunca nerdeyse tüm Türkiye’yi kapsar nitelikte, büyük şehirlerde çalışamayacak; eğer çalışmak isterse ve iş bulabilirse ailesi, sosyal çevresi ve tüm düzenini bozup başka bir şehre gidecektir. Şeklinde olduğunu, tüm bu nedenlerle de sözleşmenin geçersiz olduğunu, fiyatlandırma bilgisi ve müşteri bilgisi ticari sır kapsamında değerlendirilemeyeceğini, davacının iddialarını ispatla mükellef olduğunu, iddiaların asılsız, soyut ve dayanaktan yoksun olduğunu, müvekkilinin uzun zamandır bu sektörde değişik firmalarda çalıştığını, hemen hemen belli başlı tüm firmaları tanıdığını, müvekkilinin sektörü davacı şirketle birlikte tanımaya başlamadığını, yıllardır tecrübesi, bilgi ve becerisi, insan ilişkilerindeki birikimi ve deneyimi ile bir müşteri çevresi oluşturduğunu, davacı şirketin imzalattığı sözleşme ile çalışanın sadece geleceğine değil geçmiş tecrübelerine de ipotek koyma arzusunda olduğunu, davacı şirket müvekkilime sektörü tanıması için eğitim, kurs ve benzeri nitelik kazandırıcı masraf yapmadığını, piyasa kuralları, pazarlık usulü ve gücü, müşterinin "a" şirketine değil de "b" şirketine gitmesinde etkili olduğunu, müşterinin çıkarı neredeyse oraya gideceğini, davacı şirkette yaşanan başarısızlık ve kazanç kaybı bu başarısızlıktan sorumlu olanlarca yönetim kademesine, müvekkiline ve diğer çalışanlara açılan benzer davalarla açıklanmaya çalışıldığını, sözleşmenin geçerli olduğunu kabul anlamına gelmemekle birlikte rekabet yasağı sözleşmesinde yer alan cezai şart fahiş ise Mahkeme fahiş gördüğü cezaları tenkis ile mükellef olduğunu, somut olayda ceza-i şart ile işverenin menfaati arasında açık orantısızlık olduğunun aşikar olduğunu, işçinin kendine özgü nitelik, tecrübe ve sosyal statü sebebiyle müşteri çevresini oluşturduğu durumlarda bir ihlal söz konusu olmadığını, bilgisayar ve sistem üzerinde davacı tarafından bir tespit yaptırılmadığını, bu tür tespitlerin her türlü dış etkiye açık olduğunu belirterek, sonuç olarak, davanın görev yönünden reddine; esasa girilmesi halinde açılan dava haksız ve mesnetsiz olduğundan davanın reddine, yargılama giderlerinin davacıya yükletilmesini savunmuştur.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI:İstinaf incelemesine konu kararı veren ilk derece Mahkemesince eldeki dava hakkında yapılan yargılama sonunda, "..Davalının sigorta kayıtları, dosyaya sunulan belgeler ve tüm dosya kapsamı incelendiğinde; davalının davacı şirkette 11/05/2015-08/01/2016 tarihleri arasında satış yönetmeni olarak görev yaptığı, 08/01/2016 tarihli ibranameyi imzalayarak kendi isteği ile işten ayrıldığı, dosyaya sunulan ibraname ve dinlenen tanık beyanlarından davalının istifa etmesinde haklı feshe yönelik her hangi bir açıklamada bulunmaması, kısa süre sonra başka bir iş yerinde çalışmaya başlaması, davalının öğrenim durumu imzaladığı belgenin hüküm ve sonuçlarını algılayabileceği eğitim seviyesine sahip olması nedenleri ile kendi iradesi ile sözleşmesini fesih ettiği kanaatine varılmıştır. Davalının 11/05/2015 tarihinde imzalamış olduğu " Rekabet Yasağı Ve Ticari Sır Saklama Taahhüdü" uyarınca, 2 yıl süre ile şirketin faaliyet gösterdiği illerde, faaliyet alanında ve iş kolunda, bu illerin civarındaki şirket veya acentelerin bulunduğu yerlerde iş kurmayacağı, bu yerlerde iş veren aynı alanda faaliyet gösteren şirketler ile ortaklık ve/veya hizmet ilişkisinde bulunmayacağı, aynı koşullarda şirket portföyündeki müşterilerle birebir veya 3. Kişiler vasıtası ile ortaklık/hizmet ilişkisi kurmayacağı, aksi davranışın haksız rekabet sayılacağını kabul ettiği, davalının taahhütlerine aykırı davranması halinde davacının maddi ve manevi zararını karşılayacağı ve en son brüt ücretinin 24 katı ceza-i şart, kayıtsız şartsız ödeyeceğini kabul beyan ve taahhüt etmiş olduğu görülmüştür. Taraflar arasındaki taahhütnamenin 3. maddesi ile ticari sırlardan bağımsız olarak iki yıl süre ile davacı şirket ile aynı konuda faaliyet gösteren bir baka şirketle hiçbir surette çalışmama taahhüdü düzenlendiği, davalı taahhütnamesinin 7. Maddesinde, taahhütlerinin her hangi birine aykırı hareket ettiği takdirde şirketin uğrayacağı tüm maddi ve manevi zararı karşılayacağı ve en son brüt ücretinin 24 katı ceza-i şartı kayıtsız ve şartsız ödeyeceğini beyan etmiştir.Davalının davacı şirketten 08/01/2016 tarihinde istifa sureti ile ayrıldığı, ve 19/01/2016 tarihinde aynı coğrafi bölgede ve aynı sektörde faaliyette bulunan dava dışı ...Ltd.Şti. 'nde çalışmaya başladığı anlaşılmıştır. Bu itibarla davacının rekabet yasağı ve ticari sır saklama taahhüdünün 3. Ve 7. Maddesine aykırı hareket ettiği sonucuna ulaşılmıştır. Buna göre; davalı işten ayrılmadan önceki en son brüt ücreti dikkate alındığında; davacının davalıdan 133.384,32 TL cezai şart talep edebileceği sonucuna ulaşılmıştır. Ancak, TBK'nun 182. Maddesi dikkate alınıp sözleşmede belirlenen cezai şart tutarının miktarı, davalının sosyal ekonomik durumu dikkate alınarak; cezai şart tutarında takdiren % 50 indirim yapılarak belirlenen miktar üzerinden takibin devamına karar verilmiştir. Davalı, icra takibine yaptığı itirazında haksız olması dışında alacak miktarı likit olmadığı ve TBK'nun 182. Maddesi uyarınca alacak miktarının belirlenmesi yargılamayı gerektirdiğinden davacının icra inkâr tazminat talebinin reddine dair davanın kısmen kabul kısmen reddi ile davalının ... sayılı takip dosyasına yaptığı itirazın kısmen iptali ile takibin TBK'nun 182. maddesi uyarınca cezai şart miktarı ile davalının sosyal ekonomik durumu gözetilerek 66.692,16 TL miktar üzerinden takip tarihinden itibaren 66.692,16 TL tamamen ödeninceye kadar 3095 sayılı yasanan 2/2 maddesi uyarınca işleyecek avans-temerrüt faiziyle birlikte tahsil edilmek suretiyle devamına, fazlaya ilişkin talebin reddine, davacının icra inkar tazminat talebinin reddine" karar verilmiştir.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; yapılan takdiri indirimin yüksek olduğunu, alacağın likit olup, davalı işverenin alacağın %20 sinden az olmamak üzere icra inkar tazminatına mahkum edilmesine yönelik taleplerinin kabul edilmemesinin hatalı olduğunu beyanla davalı borçlunun ... sayılı dosyasına yapmış olduğu itirazın iptaline, takibin takip tarihinden itibaren avans faiziyle birlikte 133.384,32 TL asıl alacak üzerinden devamına, davalı borçlunun takip tutarının %20'sinden az olmamak üzere icra inkar tazminatına mahkum edilmesine, yargılama giderleri ile avukatlık ücretinin davalı tarafa tahmiline karar verilmesini talep etmiştir.Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; mahkemenin davanın kısmen kabulüne karar verdiğini, kararın hukuka, yasaya ve usule aykırı olduğunu, eksik ve hatalı olduğunu, dosyaya sunulan teknik ve hukukçu bilirkişice düzenlenen raporun eksik inceleme içermekte olup, kanuna gerçeğe ve dosya kapsamına tamamen aykırı olduğunu, bilirkişilerce tespiti istenen hususların haksız rekabet koşullarının oluşup oluşmadığı ve zararın belirlenmesi olduğunu, hizmet sözleşmesinin davacı delilleri arasında sayılmadığını, davacı tarafından dosyaya ticari sır denilerek ve İskandinav ülkelerindeki düşüşün ispatı için verilen belgelerin hiç birinde tek bir İskandinav ülkesinin adı geçmediğini, dosyada mevcut 98 adet şirket isim ve adresinin bulunduğu iki sayfalık çıktının ise organize sanayide bulunan firmalar olduğunu, bu bilgiye sektörde çalışan herkesin ulaşabileceğini, internetten bulunabilecek bilgilerin ticari sır sayılamayacağını, ayrıca mesleki tecrübe ve bilgi ve çevre sahibi olduğu için işe alınan müvekkilinin yıllar boyunca oluşturduğu müşteri çevresinin kazanılmasında davacı şirketin hiçbir katkısı olmadığını, müvekkilinin davacı tarafından açılan bu davadan dolayı maddi ve manevi kayıplara uğradığını, sektörde yıllarca oluşturduğu imajının zarar gördüğünü, şu an açılan bu davadan dolayı müvekkilinin önceki konumundan daha aşağı bir konumda ve asgari ücretle çalışmak zorunda kaldığını, Mahkemenin, bilirkişi raporunda tespit edilen hukuka, usule ve dosya kapsamına aykırı tespitleri hiç irdelemeden eksik ve hatalı inceleme ile hüküm verdiğini, açıklanan nedenlerle mahkemenin kısmen kabul kararının kaldırılarak davanın reddine ve yargılama gideri ile vekalet ücretinin davacı tarafa yüklenmesine karar verilmesini talep etmiştir.
GEREKÇE:Dava, Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 444 vd. maddelerinde düzenlenen ve iş sözleşmesi ile kararlaştırılan işçinin rekabet etme yasağının ihlal edilmesi nedeniyle rekabet yasağı kaydına bağlanan cezai şartın tahsili istemine dayanak icra takibine itirazın iptali davasıdır.İlk derece mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiş, karara karşı taraf vekillerince istinaf yasa yoluna başvurulmuştur İstinafa gelen uyuşmazlık temelde, rekabet etme yasağı kaydının geçerli olup olmadığı ve davalının eylemlerinin rekabet yasağını ihlal niteliğinde olup olmadığı noktasındadır.Davacı takip alacaklısı tarafından, davalı takip borçlusu hakkında ... sayılı takip dosyasında, "sözleşme" sebebine dayalı olarak 133.384,32 TL asıl alacağın tahsili istemiyle 15.04.2016 tarihli takip talebi ile ilamsız icra takibi başlatılmış, itiraz üzerine takip durmuştur.Davacı tarafça, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu(İİK)'nun 67. maddesi uyarınca itirazın iptaline karar verilmesi istemiyle eldeki dava açılmıştır.Davalı davacı şirkette 11.05.2015-08.01.2016 tarihleri arasında satış yönetmeni olarak görev yapmış, 08.01.2016 tarihinde istifa etmek suretiyle iş akdini feshetmiştir.6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu(TBK)'nun 444/1. maddesinde, fiil ehliyetine sahip olan işçinin, işverene karşı, sözleşmenin sona ermesinden sonra herhangi bir biçimde onunla rekabet etmekten, özellikle kendi hesabına rakip bir işletme açmaktan, başka bir rakip işletmede çalışmaktan veya bunların dışında, rakip işletmeyle başka türden bir menfaat ilişkisine girişmekten kaçınmayı yazılı olarak üstlenebileceği, aynı maddenin 444/2. maddesinde ise, rekabet yasağı kaydının, ancak hizmet ilişkisi işçiye müşteri çevresi veya üretim sırları ya da işverenin yaptığı işler hakkında bilgi edinme imkânı sağlıyorsa ve aynı zamanda bu bilgilerin kullanılması, işverenin önemli bir zararına sebep olacak nitelikteyse geçerli olacağı düzenlenmiştir. Buna göre rekabet yasağı kaydının geçerliliği için zararın gerçekleşmesi şart olmayıp, işçinin edindiği bilgilerin iş verenin önemli bir zararına sebep olacak nitelikte olması yeterlidir. Zarar ihtimalinin varlığı rekabet yasağına aykırılığın kabulü için yeterlidir. Davalı, 11.05.2015 tarihinde imzalamış olduğu Rekabet Yasağı ve Ticari Sır Saklama Taahhüdü uyarınca 2 yıl süre ile şirketin faaliyet gösterdiği illerde, faaliyet alanında ve iş kolunda, bu illerin civarındaki şirket veya acentelerin bulunduğu yerlerde iş kurmayacağını, bu yerlerde işverenle aynı alanda faaliyet gösteren şirketler ile ortaklık ve / veya hizmet ilişkisinde bulunmayacağını, aynı koşullarda şirket portföyündeki müşterilerle birebir ya da 3, kişiler vasıtasıyla ortaklık / hizmet ilişkisi kurmayacağını aksine davranışın haksız rekabet sayılacağını kabul etmiştir.Somut olayda, taraflar arasındaki sözleşmede 2 yıl rekabet yasağı süresi öngörülmüş, rekabet yasağının geçerli olacağı yer, şirketin faaliyet gösterdiği iller olarak belirlenmiştir. TBK'nın 445/1 fıkrasında bu tür sözleşmeler bakımından yer ve zaman sınırlaması öngörüldüğü gibi aynı maddenin ikinci fıkrasında da mahkemece aşırı nitelikteki rekabet yasağı hükümlerinin kapsamı veya süresi bakımından sınırlandırılabileceği düzenlenmiştir. Bu durumda TBK.'nın 445. maddesinde düzenlenen geçersizlik hali özel norm niteliğinde olup, kesin hükümsüzlük olarak değerlendirilemez. Hakimin müdahalesi ile giderilebilecek bir hükümsüzlük hali olduğunun kabulü gerekir (Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 16.06.2016 Tarih ve 2015/12450 E - 2016/6672 K. Sayılı Kararı). TBK'nın 444. maddesi ile mer'i hukuk düzeni içerisinde yerini bulan ve kısaca rekabet yasağı olarak adlandırılan davaya konu sözleşme, kanun ile düzenlenmiş bir sözleşme olup, içeriğinin sınırlandırılması da yine kanun hükmü ile sağlanmış, 6098 sayılı Kanun’un 445.maddesinde bu yolda hükümlere yer verilmiştir. Davalı, davacı şirketten ayrıldıktan sonra İstanbul adresinde 19.01.2016 tarihinde davacı ile aynı alanda (taşımacılık) faaliyet gösteren ... Sti'nde çalışmaya başlamıştır. Davalı hizmet akdi sona ermeden önce davacı şirket nezdinde satış yönetmeni olarak çalıştığından alelade bir çalışan olmadığı açıktır. Davalının davacı şirketteki pozisyonu, davacının müşteri çevresi, fiyat ve pazarlama politikası ile işverenin yaptığı işler hakkında bilgi edinme imkânı vermektedir. Bu haliyle rekabet yasağı sözleşmesindeki rekabet yasağı kaydı anılan Kanuni düzenlemeye uygun olup geçerlidir.Davalı taraf, rekabet yasağı sözleşmesiyle hizmet sözleşmesinden sonra 2 yıl süre ile işverenin iş alanına giren başka bir rakip işletmede çalışmayacağını taahhüt etmesine rağmen, davacı ile aynı alanda faaliyet gösteren rakip firmada, iş akdinin sona erdiği 19.01.2016 tarihinden itibaren 1 yıl geçmeden ve çok kısa bir süre sonra çalışmaya başlayarak rekabet yasağı sözleşmesini ihlal ettiğine göre TBK'nın 446. Maddesi uyarınca rekabet yasağının bağlandığı cezai şarttan sorumludur.Davalının son brüt ücreti 5.557,68 TL olup, rekabet yasağına aykırı davranılmasına ilişkin sözleşmeyle kararlaştırılan cezai şart tutarı toplam 133.384,32 TLdir. TBK'nın 182/3. Maddesine göre, Hâkim, aşırı gördüğü ceza koşulunu kendiliğinden indirir. Davalının bir süredir çalıştığı taşıma sektörü yoğun olarak İstanbul ve çevresinde faaliyet göstermektedir. Bu nedenle rekabet yasağı süresince davalının başka sektörlerde iş bulma olanağı kısıtlıdır. Ayrıca rekabet yasağı kaydına ilişkin davacı iş verenin üstlendiği karşı bir edim de bulunmamaktadır. Buna göre davalının bir aylık ücreti, davalının diğer sektörlerde iş bulma ve geçimini temin imkanı, rekabet yasağının süresi ile işverenin üstlendiği karşı bir ediminin bulunmaması birlikte değerlendirildiğinde rekabet yasağı kaydında kararlaştırılan cezai şartın hakkaniyete uygun olmadığı ve aşırı nitelikte bulunduğunun kabulü ile cezai şarttan %50 oranında bir indirim yapılması uygun, makul ve gereklidir. Buna göre sonuç olarak davacının, 66.692,16 TL cezai şart alacağı bulunmaktadır. Bu nedenle Mahkemece bu miktar üzerinden davanın kabulüne karar verilmesinde bir isabetsizlik bulunmamaktadır. Ayrıca, icra inkar tazminatına hükmedilebilmesi için takibe konu alacağın likit olması zorunludur. Her uyuşmazlığın kendine özgü özelliklerine göre değişmekle birlikte, bir uyuşmazlıkta alacağın likit olup olmadığı belirlenirken alacak ve onun borçlusu birlikte değerlendirilmelidir. Buna göre, likit bir alacaktan söz edilebilmesi için ya alacağın gerçek miktarının belli ve sabit olması ya da borçlusu tarafından belirlenebilmesi için bütün unsurların bilinmesi veya bilinmesinin gerekmekte olması; böylece, borçlunun borç tutarını tahkik ve tayin etmesinin mümkün bulunması; başka bir ifadeyle, borçlunun yalnız başına ne kadar borçlu olduğunu tespit edebilir durumda olması gerekir. Gerek borç ve gerekse borçlu bakımından, bu koşullar mevcut olduğunda ortada likit bir alacak bulunduğu kabul edilmelidir.Eldeki davada talep, tazminat hukukunu ilgilendirdiğinden ve cezai şart koşullarının gerçekleşip gerçekleşmediği, tenkis şartları olup olmadığı yargılamayı gerektirdiğinden tazminat alacağının önceden belirlenebilirlik, hesap edilebilirlik vasfı dolayısıyla likit alacak niteliği taşımadığı kuşkusuzdur.(Yargıtay 11 ...nin 2007/3767 esas 2008/5874 karar sayılı ve 1.5.2008 tarihli emsal ilamı) Bu haliyle mahkemece davacı yararına icra inkar tazminatına hükmedilmemesi isabetli olmuştur.HMK'nın 355. maddesi uyarınca kamu düzenine aykırılık ve istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılan istinaf incelemesi sonunda; ilk derece mahkemesi kararının usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşıldığından davacı ve davalı vekillerinin yerinde görülmeyen istinaf başvurularının ayrı ayrı reddine karar vermek gerekmiştir.
KARAR:Yukarıda ayrıntısı ile açıklanan nedenlerle;1-Davacı ve davalı vekillerinin istinaf başvurularının HMK'nın 353(1)b-1 maddesi uyarınca ayrı ayrı ESASTAN REDDİNE,2-Davacı tarafından başvuru sırasında istinaf karar harcı peşin olarak yatırıldığından başkaca harç alınmasına yer olmadığına,3-Davalı tarafından başvuru sırasında peşin olarak yatırılan 1.139,00 TL harcın, alınması gerekli olan 4.555,73 TL harçtan mahsubu ile bakiye 3.416,73 TL istinaf karar harcının davalıdan alınarak hazineye irat kaydına,4-Taraflarca istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerilerinde bırakılmasına,Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda, HMK'nın 362(1)a maddesi uyarınca kesin olarak oy birliğiyle karar verildi. 12/12/2024