Bölge Adliye Mahkemesi ·

Bölge Adliye Mahkemesi 2020/476 E. 2023/54 K.

Mahkeme
Bölge Adliye Mahkemesi
Esas No
2020/476
Karar No
2023/54
Karar Tarihi

T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 23. HUKUK DAİRESİ T.C. A N K A R A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ 23. H U K U K D A İ R E S İ (İ S T İ N A F B A Ş V U R U S U N U N E S A S T A N R E D D İ) (D Ü Z E L T E R E K Y E N İ D E N E S A S H A K K I N D A K A R A R) ESAS NO : 2023/732 KARAR NO : 2024/1038 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I BAŞKAN : ... ... ÜYE : ... ... ÜYE : ... ... KATİP : ... ... İNCELENEN KARARIN: MAHKEMESİ : Ankara 10. Asliye Ticaret Mahkemesi TARİHİ : 25/01/2023 ESAS-KARAR NUMARASI : 2020/476E., 2023/54K. DAVACI : VEKİLİ DAVALI : Taraf vekillerince, yukarıda belirtilen karara karşı istinaf yasa yoluna başvurulması üzerine, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK m.) 352. maddesi uyarınca, yapılan ön inceleme sonucu, eksiklik bulunmadığı anlaşıldığından inceleme aşamasına geçildi. İncelemenin dosya üzerinde yapılmasına karar verildikten sonra, dosya incelendi. GEREĞİ GÖRÜŞÜLDÜ : İDDİA VE SAVUNMALARIN ÖZETİ : Davacı vekili, taraflar arasında 21.06.2007 tarihli "Danışmanlık ve Hizmet Sözleşmesi" düzenlendiğini, Gebze-Haydarpaşa, Sirkeci-Halkalı Banliyö Hattının İyileştirilmesi işine ilişkin olarak davalı tarafından ödenecek olan damga vergilerinin iadesi talebiyle Vergi Mahkemeleri'nde açılması planlanan davaların içeriğinin oluşturulması hususunda davacının danışmanlık hizmeti sunduğunu, sözleşmenin 2. maddesi uyarınca davacının öncelikle davalı tarafından yapılması gereken damga vergisi ödemelerine dair muafiyet belgesi almak için Maliye Bakanlığına bağlı Dış Ticaret Müsteşarlığına başvuruda bulunmayı ve bu başvurunun reddi halinde ise idare mahkemelerinde yürütülecek sürece dair gereken tüm danışmanlık hizmetlerini sunmayı üstlendiğini, davalının ise sözleşme'nin 4. maddesinde belirlenen hizmet bedellerini ödemeyi taahhüt ettiğini, davacının tüm danışmanlık hizmetlerini eksiksiz olarak yerine getirdiğini, ancak davalının hizmet bedellerini ödemekten imtina ettiğini, dava tarihinde halen Sözleşme'nin 4.2 maddesi uyarınca üstlendiği ödemeleri yapmadığını, tahsil edilmiş olan tüm Damga Vergileri Maliye Bakanlığı tarafından şirkete iade edildiğinde, söz konusu iadenin kesinleşmiş Mahkeme Kararına dayalı olması koşuluyla 123.000 EURO ödenmesi gerektiğini, davalının, sadece Sözleşme'nin 4.2 maddesinin (a) paragrafında belirtilen 42.500 EURO tutarındaki ön ödemeyi yaptığını ve (b) paragrafinda belirtilen tüm koşullar sağlanmış olmasına rağmen maddede taahhüt edilen başarı ücretinin ödenmediğini, vergi mahkemelerinde dava açıldığını ve olumlu sonuç alınarak vergi iadeleri sağlandığı halde ödeme yapılmadığını, ilgili hizmet bedelinin 171.500 EURO ve 123.000 EURO nun tahsili için icra takibi başlatıldığını, takibe haksız olarak itiraz edildiğini ileri sürerek, toplam 294.500 EURO alacak (3.209.698,00 TL) için itirazın iptali ile takibin devamını talep ve dava etmiştir. 08.11.2022 tarihli dilekçe ile dava, alacak davası olarak ıslah edilmiş, 417.500,- Euro nun tahsili talep edilmiştir. Davalı vekili, davaya konu sözleşmenin tipik bir avukatlık sözleşmesi olduğunu, davalı adına dava dışı Ankara Barosu Avukatı ... aracılığıyla vergi davaları açılması, bunun karşılığında ücret alınması, davalar kazanılarak tahsilat yapılması halinde ise başarı primi alınmasına yönelik düzenleme yapıldığını, sözleşmenin fotokopi olduğunu, davalı tarafından kabul edilmediğini, sözleşme imzalayan şirketin ticaret sicilden terkin edildiğini, iddiaya konu sözleşmenin avukat açısından ceza yaptırımını gerektirdiğini ve geçersiz olduğunu, uyuşmazlığın Avukatlık Kanunu çerçevesinde çözümlenmesinin gerekeceğini, ayrıca bir bedele hükmedilecekse dahi ilgili avukatın kur farkına neden olması sonucu uğranılan zararın bedelden mahsubu gerektiğini, vekalet ücreli alacaklarında zamanaşımının 5 yıl olduğunu, zamanaşımı süresinin dolduğunu, sözleşmeyi kabul anlamına gelmemek üzere sözleşmede TAHKİM şartı bulunduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI ÖZETİ : İlk derece mahkemesince "... Mahkememize sunulan yabancı dille yazılmış fotokopi ile sözleşmenin tercüme edilmiş şeklinin vergiler başlıklı 5.3.3 maddesinde "İşbu sözleşme şirket tarafından muhafaza edilecek bir asil nüsha halinde akdedilmiştir. Şirket tarafından tasdik edilen bir sureti danışmana verilecektir. Her bir taraf kendi elindeki sözleşme veya tasdikli sözleşme suretine ait damga vergisini ödeyecektir." hükmü bulunmakta olup her ne kadar davacı tarafından sözleşmenin tasdikli sureti sunulmamış ise de cevaba cevap dilekçesinde belirtildiği gibi damga vergisinin yatırılması ve diğer sunulan deliller göz önünde bulundurulduğunda fotokopi sözleşme kapsamında danışmanlık hizmetinin verilmesinin taahhüt edildiğinin kabul edilmesi gerekir. Aynı fotokopi sözleşmenin anlaşmazlıkların çözümü başlılı 8.maddesinde dostane yollarla çözülmeyen tüm anlaşmazlıkların sonuç olarak ICC ADR kurallarına göre çözüleceğinin kabul edildiği tahkim kuralları çerçevesinde atanan 3 hakem tarafından uyuşmazlığın çözüleceği belirtilmiş ise de davalı şirket adına sözleşmeyi ... Türkiye Ankara Şubesi tarafından imzalanmıştır. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 504/3.maddesi, 6102 sayılı TTK'nın şubeye ilişkin hükümleri, 6100 sayılı HMK'nın 74.maddesi göz önünde bulundurulduğunda şubenin özel yetki olmadan tahkime ilişkin sözleşme yapamayacağından davalı tarafından da özel yetkiye ilişkin belgeler sunulmadığından davalının tahkimi itirazı yerinde değildir. Sunulan fotokopi sözleşmeye göre iş bu sözleşme davalı adına şube tarafından imzalanmış olup yabancı ülkedeki şirketi sorumlu tutacak şekilde imzalandığından 805 sayılı yasanın hükümleri göz önünde bulundurulduğunda sözleşme geçerlidir. Davalının aktif husumet ehliyeti olmadığına yönelik itirazları yerinde değildir. 1136 sayılı avukatlık kanunun 48.maddesinde "Avukat veya iş sahibi tarafından reddolunan veya verilen bir ücret yahut da herhangi bir çıkar karşılığında avukata iş getirmeye aracılık edenler ve aracı kullanan avukatlar 6 aydan 1 yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılırlar..." hükmü olduğundan sözleşmeyi imzalayan dava dışı Av. ...'in davacının taşeronu olduğunu, bu nedenle de bu sözleşmenin Avukatlık Kanunu'nun 48.maddesine aykırı olduğundan geçersiz olduğu savunulmuş ise de ilgili yasa maddesi göz önünde bulundurulduğunda sözleşme geçerlidir. Taraf delil ve belgeleri toplandıktan sonra davalı şirket defterleri üzerinde inceleme yapmak üzere yazılan talimatla alınan raporda; "...Dosya içerisinde bulunan bilgi ve belgelerin incelenmesi ve yukarıda yapılan tespitler ve yürürlükteki mevzuat hükümleri çerçevesinde yapılan değerlendirmeler sonucu; Davalı firma muhasebe kayıtlarında davacı firmanın 159-10047 nolu Verilen Sipariş Avansları hesabında takip edildiği ve davacı şirketin 72.624,00 TL faturasının davalı kayıtlarında 740- 20019 Hizmet Üretim maliyeti hesabına kayıt edildiği ve işbu faturanın davacı şirketin cari hesabının takip edildiği 159-10047 nolu Verilen Sipariş Avansları hesabından mahsup edildiği görülmektedir. Taraflar arasındaki 21/06/2017 tarihli 804.172,00 TL tutarlı sözleşmeye ait damga vergisi beyanı davalı tarafından Maltepe Vergi dairesine beyan edildiği 2007/Haziran dönemi damga vergisi beyannamesinden kontrol edilmiştir. 6.031,29 TL damga vergisi davalı şirket muhasebe kayıtlarında 740-20009 Hizmet Üretim maliyeti hesabına kayıt edildiği ve işbu tutarın 102-10004 nolu ... hesabından 30.06.2017 tarihinde ödendiğine ilişkin muhasebe kaydı yapıldığı tespit edilmiştir. Davalı şirket damga vergisi iadelerini 679-10009 nolu Diğer O.Dışı Gel.Karlar hesabında takip etmektedir. Mezkur hesaptaki 08.08.2018 — 04.01.2021 tarihleri arasındaki işlem tutarı toplamı 3.673.785,41 TL'dir." şeklinde görüş bildirilmiş, itirazlar üzerine alınan ek raporda kök rapordaki görüşlerini değiştirmemiştir. Mahkememizce yeminli mali müşavir ve nitelikli hesap bilirkişisinden oluşturulan heyetten alınan raporda bilirkişiler gerekli açıklamalarda bulunduktan sonra; "...Taraflar arasındaki sözleşmenin varlığı ve geçerliliği ile ilgili olarak davalı yanın ticari defter kayıtlarına ilişkin daha önce dosyaya aldırılan bilirkişi raporlarındaki tespitlerde belirtilerek raporumuzun İncelemeler ve Değerlendirmeler bölümünde detaylı açıklamalarda bulunulduğu, Taraflar arasında kurulan ve yukarıda sözleşimenin geçerliliği konusunda kurulumuzun kanaati belirtilmiş olmakla birlikte hukuki olan bu konudaki takdir türnüyle sayın Mahkemeye ait bulunmaktadır. Sayın Mahkeme Sözleşmenim ( 805 sayılı yasa- 12136 sayılı Avukatlık yasası uyarınca) geçerli olduğu kanaaline vardığı takdirde sözleşme uyarınca davacının sözleşme kapsamında hak ettiği hizmet bedelleri tutarının toplam 41.500 EURO olacağı, Davacı alacak talebinin davalı yanırı ticari defter kayıtlarına nazaran 04/10/2020 tarihinde muaccel hale geldiği, vergi mahkemesi kararları dikkate alındığında ise iade ödemeleri tarihleri uyarınca 08/08/2018 tarihinde muacce! hale geldiği ve alacağa ilişkin zamanaşımı süresinin 10 yıl olduğu kanaaline mahkemece varıldığı takdirde 10 yılık zaman aşımı süresinin henüz dolmadığı, Hukuk Muhakemeleri Kanununun 74. Maddesinde; “Açıkça yetki verilmemiş ise vekil tahkim ve hakem sözleşmesi yapamaz” hükmü yer almaktadır. Davalı firmayı temsil eden yetkilinin sözleşme tarihinde geçerli yetkilerini kanıtlar dosyaya mübrez 9 Nisan 2007 tarihli Ticaret Sicil Gazetesinde yayımlanan vekaletnameden, davalı şirket yetkilisinin tahkim sözleşmesi imzalamak hususunda özel bir yetkisi bulurmadığı gibi daha sonra da buna onay verildiğinin kanıtlanmadığı, Bu bağlamda tahkim anlaşmasının kesin hükümsüz olacağı hususunun sayın Mahkemece takdir edileceği, Yargıtayın birçok kararında örn: Yargıtay 15. Hukuk dairesi E. 2010/4423, Karar 2010/4960, Tarih 04.10.2010, Yargıtay 15. Hukuk Dairesi E . 2009/5065, Karar 2009/6721, Tarih 11.12.2009) sözleşmede tahkim şartı bulunmasına rağmen sözleşme konusunu Türk mahkemeleri nezdinde davaya taşıyan tarafın aynı konuya ilişkin açılmış davalarda tahkim ilk itirazında bulunamayacağı açıkça düzenlenmektedir. Davacı tarafından dasyaya sunulmuş olan kayıt ve delillerden, davalı firmanın dava kapsamında itirazın iptaline konu edilen icra takibine ilişkin olarak davacı aleyhine İcra Hukuk Mahkerneleri nezdinde 19 Haziran 2020 ve 8 Temmuz 2020 tarihli dava dilekçeleri ile iki ayrı dava açıldığı ve bu açılan davalar ve itirazlarda tahkim itirazında bulunulmadığı görülmektedir. Açılan bu davaların genel Mahkemede açılmış bir dava olarak nitelendirilip nitelendirilmeyeceği hukuki konu olduğundan sayın Mahkemece takdir edilecektir. Buna göre davalının tahkim ilk itirazı sayın Mahkemece değerlendirileceği," şeklinde görüş bildirilmiştir. Taraf beyan ve itirazları alındıktan sonra aynı bilirkişi kurulundan alınan ek raporda bilirkişi heyeti görüşünde bir değişikliğe gitmemiştir. Davalı her ne kadar açılan davaya ilişkin zaman aşımı itirazında bulunmuş ve talep göz önünde bulundurulduğunda dava 5 yıllık zaman aşımına tabi ise de hizmetin verildiği tarihler ve açılan dava göz önünde bulundurulduğunda 5 yıllık zaman aşımı süresi geçmemiştir. Davalı taraf bilirkişi raporuna itiraz etmişse de rapor verilen görev doğrultusunda düzenlenmiş ve itirazlar da karşılanmış olduğundan yeterlidir. Davacı vekili mahkememize sunmuş olduğu davanın tamamına ilişkin ıslah talepli 08/11/2022 tarihli dilekçede davayı tamamen ıslah ettiklerini, 417.500,00 EURO alacağın davalıdan tahsiline yönünde talepte bulunmuş ise de davacı 6098 sayılı TBK'nın 99.maddesine uygun olarak TL karşılığı olarak 3.209,698 TL'nin faiziyle birlikte tahsili amacıyla ilamsız takip başlatmış olup tercihini bu yönde kullandığından daha sonra ıslah ederek dövizin tahsil tarihindeki TL karşılığını talep edemez ve ayrıca da davayı alacak davası olarak ıslah ettiğinden ancak ıslah tarihinden itibaren avans faiz isteyebilir. Toplanan delillere göre davacı ile davalı şirket arasında 21 Haziran 2007 tarihli danışmanlık ve hizmet sözleşmesi imzalandığı, söz konusu sözleşmeye göre işi üstlenen davalıya ilgili kurumlar tarafından yapılacak avans ve hak ediş ödemeleri üzerinden tahakkuk ettirilecek damga vergilerinin iadesi talebiyle vergi mahkemelerine dava açılması planlanan davalara ilişkin danışmanlık hizmetlerinin sunulmasına yönelik olduğu, davacının sözleşme kapsamındaki danışmanlık hizmetlerini sunduğu, iş bedeli olarak belirlenen 417.500 EURO'yu TBK'nın 99.maddesine göre takiple talep edebilecek iken davacının alacağını yabancı paranın TL karşılığı olarak icrada talep ettiği, davacı davayı alacak davası olarak ıslah etmişse de ancak yabancı para alacağının TL karşılığını icrada talep ettiğinden ıslah edilen alacak davasında da TL isteyebileceği, bunun da icra dairesinde talep edilen miktarı aşamayacağı kanaatine varılmakla açılan alacak davasının kabulüne..." 3.209.698,00 TL'nin dava tarihinden itibaren işleyecek yıllık %15 oranını geçmemek üzere avans faizi ile tahsiline karar verilmiştir. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ : Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle: huzurdaki davanın itirazın iptali davası olarak açıldığını, daha sonra tamamen ıslah edildiğini, yerel mahkemenin ıslah talepleri doğrultusunda davanın alacak davası olarak kabulüne karar verdiğini ancak ıslah edilen talep tutarına değil icra takibi tarihindeki kur üzerinden TL cinsinden ödenmesine karar verdiğini, yerel mahkemenin davacının TBK 99. maddesi uyarınca seçimlik hakkını TL yönünde kullandığını belirttiğini ve seçimlik hakkından dönerek alacağını Euro cinsinden talep ettiğini belirterek bu talebi yerinde bulmadığını, müvekkili şirketin seçimlik hakkından dönmesinin söz konusu olmadığını, dava kapsamında alacağın fiili ödeme tarihindeki kur üzerinden TL cinsinden talep edilmesinde hukuken bir sakınca bulunmadığını, dava açılırken fazlaya ilişkin tüm hakların saklı tutulduğunu, ıslah ile birlikte dava dosyasının icra takibi ile bağının koparıldığını, ıslah edilmiş davanın yeni bir dava olarak mütalaa edilip buna göre karar verilmesi gerektiğini, alacağın ifa tarihindeki kur üzerinden ödenmesi kabul edilmemiş olsa bile ıslah tarihindeki harca esas değer olan 7.747.130,00 TL nin esas alınması gerektiğini, mahkemenin faizin başlangıç tarihi olarak ıslah veya dava tarihini belirlemesinin hatalı olduğunu, mahkeme kararının hüküm kısmında belirtilen zamanaşımı süresinin hatalı olduğunu, kararın ilgili kısmında zamanaşımı süresinin 10 yıl olarak düzeltilmesi gerektiğini beyan ederek, yerel mahkeme kararının kaldırılmasını talep etmiştir. Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle: cevap dilekçesindeki hususları tekrar ederek, tahkim itirazının reddinin haksız olduğunu, sözleşmenin Avukatlık Kanunu madde 48'e aykırı olduğunu ve suç teşkil ettiğini, davalı savunmalarının tam olarak karşılanmadığını, davaya konu sözleşmenin tipik bir avukatlık sözleşmesi olduğunu, taleplerin zamanaşımına uğradığını, davacının iddiaya konu sözleşme kapsamında herhangi bir danışmanlık hizmeti sunmadığını, talep edilen bedelin fahiş olduğunu, (sözleşmeyi kabul anlamına gelmemek kaydıyla) dava değeri 417.500 Euro olduğunu, davacının iddiaya konu sözleşmedeki döviz bedelini talep edemeyeceğini, davacının arabulucu aşamasında kendisini icra takibi ile sınırladığını, tam ıslah sonrasında yeninden zorunlu arabulculuk başvurusu yapması gerektiğini, dava şartının bu yönden de eksik olduğunu beyan ederek, yerel mahkeme kararının kaldırılmasını talep etmiştir. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ, HUKUKİ SEBEP VE GEREKÇE : Dava, taraflar arasındaki vekalet (sözleşmede danışmanlık hizmet alım olarak nitelendirilmiştir) sözleşmesi kapsamında alacak istemine ilişkindir. 1-Dosya kapsamındaki yazı, belge ve bilgilere, yasaya uygun gerektirici nedenlere, İlk Derece Mahkemesi kararının gerekçesinde dayanılan delillerle, delillerin tartışılması sonucu maddi olay ve hukuki değerlendirmede usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına, HMK m. 355/1 gereği incelemenin istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılıp, re'sen gözetilmesi gereken, kamu düzenine herhangi bir aykırılığın da bulunmamasına, kararın usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğunun anlaşılmasına göre; davacı vekilinin istinaf itirazları yerinde görülmediğinden HMK m. 353/1,b,1 gereğince istinaf başvurusunun esastan reddine karar vermek gerekmiştir. 2- Davalı şirketin, Ulaştırma Bakanlığı DLH Genel Müdürlüğü tarafından ihale edilen Gebze-Haydarpaşa, Sirkeci-Halkalı Banliyö Hattının İyileştirilmesi İnşaat, Elektrik ve Mekanik Sistemler CRI sözleşme konusu projeye ait yapılan avans ödemesi ve hakediş ödemeleri üzerinden damga vergisi ödemesi gerektiğinden; iş bu davanın tarafları arasında söz konusu projeye ilişkin her tür ödeme üzerinden alınan Damga Vergilerinin iadesinin sağlanması için 21/06/2007 tarihli sözleşme imzalanmıştır. Sözleşmenin 2.1 maddesinde; " İlerleyen kısımlarda belirtilen adli aşamadan önce Danışman, muafiyet belgesi almak için Maliye Bakanlığına bağlı Dış Ticaret Müsteşarlığına başvuracaktır. Olumlu sonuç alınması halinde, işbu Sözleşmenin aşağıdaki hükümleri geçersiz olacaktır." 2.2 maddesinde; "Maliye Bakanlığına bağlı Dış Ticaret Müsteşarlığından olumsuz yanıt alınması halinde danışman, işbu Sözleşmenin Amacı için gereken tüm danışmanlık hizmetlerini ve her türlü desteği vermeyi ve Prosedür çerçevesinde gereken tüm işlemleri yerine getirmeyi kabul eder. Avans ödemesi ve hakediş ödemelerine ilişkin olarak Danıştayda (Yüksek İdare Mahkeme) yürütülen sürecin sonucunda ilk vergi mahkemesi kararı kesinleştikten sonra Danışman, Ödemeler Üzerinden Alınan Tüm Damga Vergilerinin tahsilatının durdurulması için Maliye Bakanlığına (Muhasebe Daire Başkanlığı) başvuracaktır." 2.3 maddesinde; "Danışman, Ödeme Üzerinden Alınan Damga Vergilerinin iadesi için gereken tüm danışmanlık hizmetlerini ve her türlü desteği vermeyi kabul eder ve iadeleri eksiksiz bir şekilde almak için gereken tüm işlemleri yerine getirecektir." 3.2 maddesinde," Danışman, işbu Sözleşmenin Amacını gerçekleştirmek için, Ankara Barosuna kayıtlı Avukat Sn. ...'in (Kavaklıdere Vergi Dairesi, Vergi No: 3800027296 - T.C. Kimlik No: ...) hizmetlerinden yararlanabilir. Sn ..., daima Danışmanın alt yüklenicisi olarak hareket edecektir. ", 3.3 maddesinde, " Şirket, Sn. ...'i Ek 1'de belirtilen Kurumlar nezdindeki temsilcisi olarak atamıştır. Şirketin Danışmana vermeyi planladığı üçüncü taraflar nezdindeki bu yetkiler, Ek 2'de (Vekaletname) yer almakla birlikte, Danışmanın bunları aşağıdaki şekilde kullanması şartına tabidir: a. Prosedürde öngörülen işlemleri yaparken Şirketin ön onayını almak b. Prosedürün ilerleyişini, bu konuda önemli bir gelişme meydana geldiğinde derhal olmak üzere aylık bazda yazılı olarak bildirmek..." denmiştir. Taraflar arasındaki öncelikli tartışılması gereken ihtilaf, sözleşmenin yukarıda yazılı kapsam ile geçerli olup olmadığı konusundadır. “Avukatlığın amacı” başlıklı, 1136 sayılı Avukatlık Kanunu'nun 2. maddesinde “Avukatlığın amacı; hukuki münasabetlerin düzenlenmesini, her türlü hukuki mesele ve anlaşmazlıkların adalet ve hakkaniyete uygun olarak çözümlenmesini ve hukuk kurallarının tam olarak uygulanmasını her derecede yargı organları, hakemler, resmi ve özel kişi, kurul ve kurumlar nezdinde sağlamaktır. Avukat bu amaçla hukuki bilgi ve tecrübelerini adalet hizmetine ve kişilerin yararlanmasına tahsis eder. Yargı organları, emniyet makamları, diğer kamu kurum ve kuruluşları ile kamu iktisadi teşebbüsleri, özel ve kamuya ait bankalar, noterler, sigorta şirketleri ve vakıflar avukatlara görevlerinin yerine getirilmesinde yardımcı olmak zorundadır. Kanunlarındaki özel hükümler saklı kalmak kaydıyla, bu kurumlar avukatın gerek duyduğu bilgi ve belgeleri incelemesine sunmakla yükümlüdür. Bu belgelerden örnek alınması vekaletname ibrazına bağlıdır. Derdest davalarda müzekkereler duruşma günü beklenmeksizin mahkemeden alınabilir.” şeklinde düzenlenme bulunmaktadır. “Yalnız avukatların yapabileceği işler” başlıklı, 1136 sayılı Avukatlık Kanunu'nun 35. maddesinde “Kanun işlerinde ve hukuki meselelerde mütalaa vermek, mahkeme, hakem veya yargı yetkisini haiz bulunan diğer organlar huzurunda gerçek ve tüzel kişilere ait hakları dava etmek ve savunmak, adli işlemleri takip etmek, bu işlere ait bütün evrakı düzenlemek, yalnız baroda yazılı avukatlara aittir. Baroda yazılı avukatlar birinci fıkradakiler dışında kalan resmi dairelerdeki bütün işleri de takip edebilirler.” şeklinde emredici bir düzenleme yapılmıştır. Buna göre, 1136 sayılı Avukatlık Kanunu madde 35'te gösterilen iş ve işlemler sadece avukatlar tarafından yapılabilir. Başka bir ifadeyle, kanunda açıkça sayılan iş ve işlemler yönünden avukatlara tekel hakkı tanımıştır. Bu düzenleme emredici olup buna aykırı olarak, avukatlık yapma hakkı bulunmayan gerçek veya tüzel kişilerle yapılan sözleşmeler kesin olarak geçersiz sayılır. Yine Yasanın avukata çıkar karşılığında iş getirme başlıklı 48. maddesinde, avukat veya iş sahibi tarafından vadolunan veya verilen bir ücret yahut da herhangi bir çıkar karşılığında avukata iş getirmeye aracılık edenler ve aracı kullanan avukatların cezai yaptırımı düzenlenmiştir. Her ne kadar, Türk Borçlar Hukukunun temelini “sözleşme serbestisi ilkesi” oluşturmuş ve sözleşme serbestisi veya özgürlüğü, Anayasası'nın 48. maddesinde "Herkes dilediği alanda çalışma ve sözleşme hürriyetine sahiptir.” hükmüyle, temel hak ve özgürlükler arasında sayılarak anayasal güvence altına alınmış ise de; bu kural mutlak değildir. Kanunla, bu özgürlüğe sınırlama getirilebilir. “Kesin hükümsüzlük” başlıklı TBK 27. maddesinde ise; “Kanunun emredici hükümlerine, ahlaka, kamu düzenine, kişilik haklarına aykırı veya konusu imkânsız olan sözleşmeler kesin olarak hükümsüzdür. Sözleşmenin içerdiği hükümlerden bir kısmının hükümsüz olması, diğerlerinin geçerliliğini etkilemez. Ancak, bu hükümler olmaksızın sözleşmenin yapılmayacağı açıkça anlaşılırsa, sözleşmenin tamamı kesin olarak hükümsüz olur.” düzenlemesi bulunmaktadır. Yukarıda yapılan açıklamalardan anlaşıldığı üzere, TBK 26. maddesinde yapılan düzenleme uyarınca, Türk Hukukunda esas olan sözleşme özgürlüğüdür. Diğer taraftan Anayasa’nın 13. maddesinde, bir temel hak ve özgürlük olan sözleşme özgürlüğüne, özellikle sözleşmenin içeriğini düzenleme özgürlüğüne, özüne dokunmamak şartı ile genel sınırlamalar getirilmiştir. Düzenleme özgürlüğünün sınırları TBK’nın 26. maddesinde yapılan düzenlemede ifade edildikten sonra bu sınırlar TBK 27/1. maddesinde gösterilmiştir. TBK 27/1. maddesinde yapılan düzenleme uyarınca, sözleşme içeriğini belirleme özgürlüğünün ilk sınırı, emredici hukuk kurallarına aykırı olmamasıdır. Kendisine mutlak surette uyulması gereken kurala emredici hukuk kuralı denir. Taraflar yaptıkları sözleşmelerde emredici hukuk kurallarının aksini kararlaştıramazlar. Taraflar, emredici normların aksine sözleşme yapmış olsalar bile, bu sözleşme değil, emredici hukuk kuralları uygulanır. Zira bu kurallar, irade özerkliğinin sınırlarından birini oluşturur (Prof. Dr. Fikret Eren, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, Ankara 2020, s. 378.). Emredici hukuk kuralları, kanunda açıkça düzenlenebileceği gibi bazen kanununda yapılan açık düzenleme ile ilgili hükmün aksinin kararlaştırılamayacağı belirtilerek de oluşturulabilir. Bununla birlikte, kuralın emredici niteliği yorum yolu ile de tespit edilebilir. Emredici hukuk kuralları, ya tarafların her ikisini ya da sadece birini korumak veya genel ahlak amaçları ile konulur. Taraflardan yalnız birini korumayı amaçlayan emredici normlara “tek taraflı emredici normlar” denir. Tek taraflı emredici normlar hangi tarafı koruyorsa onun aleyhine değiştirilmesi, sözleşme yapılması mümkün değildir (Prof. Dr. Fikret Eren, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, Ankara 2020, s. 378). Bu açıklamalara göre, 1136 sayılı Avukatlık Kanunu 35/1. maddesinde yer alan düzenleme değerlendirildiğinde, mahkeme, hakem veya yargı yetkisini haiz bulunan diğer organlar huzurunda gerçek ve tüzel kişilere ait hakları dava etmek ve savunmak yetkisi, sadece avukatlık mesleğine verilmiş olup, kanunda yapılan bu düzenleme, avukatlar lehine tek taraflı emredici bir norm niteliğindedir (Yargıtay 3. Hukuk Dairesi'nin 2022/808 E, 2022/2130 K sayılı ilamı). Tüm bu açıklamalara göre somut olay değerlendirildiğinde; taraflar arasındaki sözleşmede davacının yerine getireceği iş, danışmanlık hizmeti verilmesinin yanı sıra idari mahkemelerdeki dava sürecinde danışmanlık hizmetinin verilmesi olarak belirtilmiştir. Davacı tarafça sözleşme kapsamında ifa edilen hizmetlerin ispatına ilişkin dosyaya ibraz edilen bilgi ve belgelerden, davacının sunduğu hizmetin esasen davalının taraf olduğu yargı mercilerinde görülen dava ve işlere ilişkin olduğu, sözleşmede taşeron olarak bir avukatın isminin bulunduğu, sözleşme kapsamında verilen hizmetin temelini, Avukatlık Kanununun 35/1. maddesi gereği yalnız avukatlar tarafından takip edilmesi gereken işlerin oluşturduğu anlaşılmaktadır. Dava konusu sözleşme yukarıda değinilen emredici düzenlemeye aykırı olarak düzenlenmiştir. Emredici hukuk kuralına aykırı olarak sözleşme yapılamaz ve hukuksal bir tasarrufta bulunulamaz. O halde, taraflar arasında yapılan sözleşmenin, Türk Borçlar Kanununun 27. maddesine göre kanunun emredici hükmüne aykırılık nedeni ile kesin olarak hükümsüz olduğu ve geçersiz olan sözleşmeye dayalı olarak davacının talepte bulunamayacağı dikkate alınarak, davanın reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde davanın kabulüne karar verilmesi hatalı olmuştur. Bu nedenlerle, HMK'nın 353/(1)-b.2. maddesi uyarınca İlk derece Mahkemesi kararını düzelterek, davanın reddine dair yeniden esas hakkında karar verilmesi gerekmiştir. 3- Dairemiz kararının niteliğine göre davalı vekilinin diğer istinaf itirazlarının incelenmesine yer olmadığına karar verilmiştir. HÜKÜM : Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere: 1-Yukarıda (1) nolu bentte açıklanan nedenlerle; Ankara 10. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2020/476E., 2023/54K. sayılı dava dosyasında verdiği 25/01/2023 tarihli kararına yönelik davacı vekilinin İSTİNAF BAŞVURUSUNUN ESASTAN REDDİNE. 2-Yukarıda (2) nolu bentte açıklanan nedenlerle; davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile: HMK m. 353/1,b,2 gereğince, Ankara 10. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2020/476E., 2023/54K. sayılı dava dosyasında verdiği 25/01/2023 tarihli KARARINI DÜZELTEREK YENİDEN ESAS HAKKINDA KARAR VERİLMESİNE. Buna göre: "1-Davanın REDDİNE, 2-Harçlar Yasası gereğince alınması gerekli 427,60 TL harcın peşin alınan 38.765,13 TL harçtan mahsubu ile kalan 38.337,53‬TL harcın davacıya iadesine. 3-Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca davacı yanın kendi beyanı ile de sabit olduğu üzere ıslah tarihi itibariyle harca esas değer üzerinden hesaplanan 381.471,30 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, 4-a)Davacı tarafından sarfedilen yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına, b)Davalı tarafından sarfedilen 450,00 TL posta masrafı, 492,00 TL istinaf yoluna başvuru harcının davacıdan alınarak davalıya verilmesine, 5-Artan gider avanslarının karar kesinleştiğinde ve talep halinde yatırana iadesine," 3-Yukarıda (3) nolu bentte açıklanan nedenlerle; davalı vekilinin diğer istinaf itirazlarının incelenmesine yer olmadığına, 4-a)Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 427,60 TL maktu istinaf karar harcından peşin olarak alınan 179,90 TL'nin mahsubu ile kalan 247,70 TL'nin davacıdan alınarak Hazine'ye gelir kaydına. b)Peşin alınan istinaf karar harcının karar kesinleştiğinde ve talep halinde davalıya iadesine. 5-HMK m. 359/4 gereğince kararın taraflara resen tebliğine; tebliğ, harç tahsil müzekkeresi yazılması ve gider avansı iadesi işlemlerinin Dairemiz tarafından yapılmasına. 10/07/2024 tarihinde, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, HMK m. 361 gereğince tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde, kararı veren bölge adliye mahkemesi hukuk dairesine yahut temyiz edenin bulunduğu yer bölge adliye mahkemesi hukuk dairesine veya ilk derece mahkemesine verilebilecek bir dilekçe ile Yargıtay nezdinde TEMYİZ YOLU AÇIK olmak üzere, OYBİRLİĞİYLE karar verildi. GEREKÇELİ KARAR YAZIM TARİHİ : 10/07/2024 Başkan ... Üye ... Üye ... Katip ... e-imzalıdır e-imzalıdır e-imzalıdır e-imzalıdır

Atıf: Bölge Adliye Mahkemesi undefined, E. 2020/476, K. 2023/54, T. 11.12.2009, www.arakarar.com/karar/bam-karar-2020-476-e-2023-54-k-e97a95f5c948