Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2019/184 E. 2020/809 K. – Yöneticinin Azli Ve
Konu: Yöneticinin Azli Ve Şirkete Kayyım Atanması
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2019/184
- Karar No
- 2020/809
- Karar Tarihi
- Konu
- Yöneticinin Azli Ve Şirkete Kayyım Atanması
T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 14. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO: 2021/459 KARAR NO: 2024/252 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ: BAKIRKÖY 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ: 22/10/2020 NUMARASI: 2019/184 E. - 2020/809 K. DAVANIN KONUSU: Yöneticinin Azli ve Kayyım Atanması Taraflar arasındaki yöneticinin azli ve şirkete kayyım atanması davasının ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerle davanın kabulüne dair verilen karara karşı, davalı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine Dairemize gönderilmiş olan dava dosyası incelendi, gereği konuşulup düşünüldü. TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ Davacı vekili, dava dilekçesinde özetle; tarafların birlikte 19.01.2018 tarihinde birçok alanda faaliyet gösteren dava dışı ...'ni kurduklarını, şirketin kuruluşunun 25.01.2018 tarihli Ticaret Sicil Gazetesi'nde yayınlandığını, şirket ana sözleşmesinde aynı zamanda şirket ortağı olan davalının şirket müdürü sıfatıyla şirketi tek başına temsile yetkili olduğunun belirlendiğini, şirket ana sözleşmesinin imza tarihi olan 19.01.2018 tarihinden itibaren şirket müdürü olarak görevde bulunan davalının, şirket yönetimi konusunda gerekli liyakatı başlarda göstermiş olmasına rağmen, son dönemlerde ortaklığın ve sorumlu müdürlüğün kendisine yüklediği sadakat borcuna ve rekabet yasağına aykırı olarak hareket ettiğini, davalının ayrıca ortaklığın aleyhine olarak ortaklık konusu faaliyetlerle ilgili rekabet yasağına aykırı olarak hareket ettiğini, 15/02/2019 tarihinde söz konusu şirket ile aynı alanda faaliyet gösteren ... Limited Şirketi'ni kurduğunu, bütün bu sayılan nedenlerle şirket müdürü davalının, son dönemlerde işini özenle yürütmemesi ve TTK'nın 613.maddesi uyarınca rekabet yasağına aykırı hareket etmesi dolayısıyla müvekkili tarafından kendisine birkaç kez sözlü, bir kere de Kadıköy .... Noterliği'nin 30.01.2019 tarihli ... yevmiye numaralı ihtarnamesi ile yazılı uyarıda bulunulmasına rağmen davalının umarsız tutumu, yürütme görevini ihmal etmesi, rekabet yasağına aykırı şirket kurarak söz konusu şirkette de müdürlük yapması durumunun süreklilik kazandığını ileri sürerek, davalının ...'ndeki müdürlük görevinden alınmasına, şirket müdürlüğüne müvekkili davacının atanmasına ayrıca ihtiyati tedbirle kayyım atanmasına, karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili, savunmasında özetle; davacının müvekkilinin ... Limited Şirketi'nin ortağı ve müdürler kurulu başkanı olduğunun başından beri bilindiğini, ... Limited Şirketi'nin ...'ne doğrudan veya dolaylı olarak zarar verdiğine ilişkin herhangi bir delil ibraz edilemediğini, söz konusu ortaklığın davalı tarafın herhangi bir ihtarına da konu edilmediğini, rekabet yasağına aykırı davranıldığı şeklindeki iddiaları iyi niyetten uzak olup, davalı tarafın sahip olduğu hakkı sırf müvekkiline zarar vermek amacıyla kullandığını, davacı iddialarının gerçeği yansıtmadığını, davacı tarafa daha önce Kadıköy ... Noterliğinin 30.01.2019 tarih ve ... yevmiye numaralı ihtarnameye verdiği 13.03.2019 tarihli cevabi ihtarnamede de belirttikleri üzere ...'nin tüm yasal evrak, belge ve kayıtlarının davacı tarafın ulaşabileceği şekilde şirket merkezi ve mali müşavir nezdinde olduğunu, davacı tarafın davalı müvekkilinin müdürlük görevinden alınmasına ilişkin talebinin her şartta haksız ve mesnetsiz olduğunu, davacı tarafın ...'nin müvekkilinin yeterli denetim yapmaması ve rekabet yasağına aykırı hareket etmesi sebebiyle zarara uğradığı iddialarının ispat yükünün davacı tarafta olduğunu, davacının, ...'nin uğradığı zarar ile davacının iddiaları arasında anlamlı bir ilişki bulunup bulunmadığı ve bu nedenle de davacının zarar edip etmediği hususlarında herhangi bir belge ibraz etmediğini, müvekkilinin ...'nin sürekli olarak zarara uğradığı ve fiilen çalışamayacak hale geldiği dönemde, davacı tarafa mezkur şirketin kötüye giden gidişatı için çözüm sunmak adına tasfiye kararı almayı teklif etmişse de davacının şirketin değil de kendi çıkarlarını gözeterek ancak 250.000,00-TL'lik bir tutar karşılığında kabul edeceğini bildirdiğini, davacının, davalı müvekkilinin ... şirketi ile ilgili kendilerine bilgi vermemesi yönündeki gerçeğe aykırı iddiaları ile davacı tarafın bilgisi dahilinde kurulmuş olan ve ... ile faaliyet alanı birebir aynı olmayan ... Limited Şirketi'ni gösterip rekabet yasağına aykırı davranıldığını ileri sürerek ve davalı müvekkilinin görevden alınmasını gerektirecek ağır ihmalinin bulunduğuna ilişkin belge ibraz etmeden mezkur iddialarla dava açtığını savunarak, davanın reddini istemiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; "... Tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde; uyuşmazlığa uygulanması gereken TTK'nun 630.maddesi; "Genel kurul, müdürü veya müdürleri görevden alabilir, yönetim hakkını ve temsil yetkisini sınırlayabilir. Her ortak, haklı sebeplerin varlığında, yöneticilerin yönetim hakkının ve temsil yetkilerinin kaldırılmasını veya sınırlandırılmasını mahkemeden isteyebilir. Yöneticinin, özen ve bağlılık yükümü ile diğer kanunlardan ve şirket sözleşmesinden doğan yükümlülüklerini ağır bir şekilde ihlal etmesi veya şirketin iyi yönetimi için gerekli yeteneği kaybetmesi haklı sebep olarak kabul olunur. Görevden alınan yöneticinin tazminat hakları saklıdır." hükmünü içermektedir. Şirket müdürünün azli davalarında husumetin azli istenen müdüre yöneltilmesi gerekli ve yeterli olup, ayrıca limited şirketin dava edilmesi zorunlu değildir. (Yargıtay 11. Hukuk Dairesi 2016/12601 E., 2018/4153 K., 30-05-2018 T. ) Ayrıca, pay sahibi davacının önce genel kurula başvurup genel kuruldan karar alındıktan sonra dava yoluyla mahkemeden talepte bulunmasına da gerek olmayıp, ilgili yargıtay kararlarında da açıkça zikredildiği üzere ortakların müdürün azli için doğrudan dava açmasında da bir sakınca bulunmamaktadır. (Yargıtay 11. Hukuk Dairesi 2016/5809 E., 2018/67 K., 08-01-2018 T.)Şirket müdürünün yetkilerinin geri alınması ve sınırlandırılmasında; genel kurulun birçok kez kanuna aykırı şekilde toplantıya çağrılması, azlık hakları ile bireysel hakların devamlı ihlali, özellikle bilgi alma ve inceleme haklarının engellenmesi, şirketin sürekli zarar etmesi, dağıtılan kar payının sürekli azalması, ortaklar arasındaki şiddetli geçimsizlik, şirketin devamlı olarak kar getirmemesi, şirketin amacının gerçekleşmesinde ekonomik ve hukuki imkansızlık, kanun esas sözleşme ve genel kurul kararlarının yerine getirilmemesi veya sürekli şeklinde ihlali, uzun yıllar ciddi bir faaliyetin olmaması gibi hususlar sayılmıştır. TTK'nun 614.maddesi; "Her ortak, müdürlerden, şirketin bütün işleri ve hesapları hakkında bilgi vermelerini isteyebilir ve belirli konularda inceleme yapabilir." hükmünü içermektedir. Görüldüğü üzere, TTK'nun 630.maddesi gereğince davalı şirket müdürünün yönetim hakkının ve temsil yetkilerinin kaldırılması için haklı nedenlerin bulunup bulunmadığının kanıt yükümlülüğü, iddiayı ileri süren davacı ortaklara aittir. Haklı sebeplerin neler olabileceği TTK'nın 630/3'ncü maddesinde örnekseme yoluyla sayılmıştır. Buna göre,yöneticinin, özen ve bağlılık yükümü ile diğer kanunlardan ve şirket sözleşmesinden doğan yükümlülüklerini ağır bir şekilde ihlâl etmesi veya şirketin iyi yönetimi için gerekli yeteneği kaybetmesi haklı sebep olarak kabul olunur.Davacılar davalının özen yükümlülüğünün yanı sıra rekabet yasağını ihlâl etmiş olmasını haklı sebep olarak ileri sürmektedirler.6102 sayılı TTK'nın 626'ncı maddesinde,özen ve bağlılık yükümlülüğü rekabet yasağı ile birlikte aynı başlık altında düzenlenmiştir.Özen yükümlülüğü ve şirketin menfaatlerinin gözetimi şirket ortağı olsun olmasın bütün yöneticileri kapsayacak biçimde düzenlenmiştir.Madde incelendiğinde "özen yükümlülüğü" ile "şirket menfaatinin gözetilmesi” kavramlarının birbirinden ayrıldığı görülmektedir.Özen yükümlülüğü ile kastedilen,müdürlerin iş ve işlemlerde göstermeleri gereken dikkat, ciddiyet ve bilimselliktir. TTK'nın 626'ncı maddesinin gerekçesinde bu durum “bir karar alınmadan önce pazar araştırması finansal durum değerlendirmesi, borçlara ve etiğe uygunluk incelemesi yapılması bilimselliğin ve modern yönetim ilkelerinin gereği olup,bu inceleme, araştırma ve değerlendirmeler özen kavramının tanımına dâhildir” şeklinde ifade edilmiştir.İşin gerektirdiği özen görevi yerine getirebilmek için yetkin olma,ilgili bilgileri değerlendirebilme, uygulamayı ve gelişmeleri izleyebilme ve denetleyebilmek için gereken yetenek ve öğrenime sahip olmayı gerektirir.Müdür görevine getirilen bir kimseden aynı nitelik ve büyüklükteki bir şirketin yöneticisi gibi davranması,önüne gelen bilgileri değerlendirebilecek,uygulayabilecek, sektördeki gelişmeleri takip edebilecek, şirketi kontrolü altında tutabilecek, onu yönetebilecek yetenek ve eğitime sahip olması beklenecektir.Gerekli dikkat ve özenin gösterilip gösterilmediği,her olayın kendi bünyesinde incelenmeli ve ölçü olarak, normal tedbirli bir insandan,o olayda ve koşullarda beklenen davranış dikkate alınmalıdır. Uyuşmazlığın niteliği itibari ile çözümü özel ve teknik bilgiyi gerektirdiğinden davalının yönetim hakkının ve temsil yetkisinin kaldırılması veya sınırlandırılması koşullarının bulunup bulunmadığı, kayyım atanma koşullarının oluşup oluşmadığı hususunda bilirkişi kurul raporu alınmasına karar verilmiş, alınan bilirkişi kurulu raporunda şirketin herhangi bir kar payı elde edememesi ve hiç kar payı dağıtmaması, son dönemlerde zarar etmesi ve en önemlisi de gayri faal hale gelmesi gibi hususlar birlikte değerlendirildiğinde; davalının dava konusu şirketi basiretsiz yönettiği ve gayri faal hale getirdiği, bu bakımdan özen ve bağlılık yükümü ile diğer kanunlardan ve şirket sözleşmesinden doğan yükümlülüklerini ağır bir şekilde ihlal ettiği, dolayısıyla davalının azli koşullarının oluştuğunu belirtmişlerdir. Dinlenen tanık beyanlarının da görgüye dayanmadığı, bilirkişi raporu ile yapılan tespitleri değiştirecek ve uyuşmazlığın çözümüne katkı sağlayacak nitelikte bir delil teşkil etmeyecekleri değerlendirilmiştir. Alınan bilirkişi kurulu raporu gerekçeli, denetlenebilir dosya içeriğine uygun ve uyuşmazlığı çözmeye yeterli görüldüğünden, mahkememizce de benimsenmiş ve hükme esas alınmıştır. Bu değerlendirmeler çerçevesinde, şirket menfaatinin gözetilmesi,müdürlük görevinin yerine getirilmesinde doğal bir gereklilik olduğu, yukarıdaki tespitlerden davalının müdürü olduğu şirketin menfaatlerini gözetmediği, ticari şirketlerin kuruluş amacının kar elde etmek ve dağıtmak olduğu da göz önüne alındığında, davacının rekabet yasağına aykırı davranışı doğrudan tespit edilmese dahi diğer sebepler yönünden dosya ele alınmış olup davacının ihlalleri nedeniyle sürekli zarar eden bir şirketin amacının da imkansız hale geldiği, bu nedenle davalının şirket müdürlüğünden azil şartlarının oluştuğu kanaatine varılmıştır. Tarafların karşılıklı iddia ve savunmaları, alınan ve benimsenen bilirkişi kurulu raporu, getirtilip sunulan belgeler ve toplanıp değerlendirilen tüm delillere göre; tarafların ortağı oldukları ve davalının münferit yetkili şirket müdürü olduğu; davacı şirketin zarar ettiği; dolayısı ile TTK nın 630. maddesinde öngörülen davalı şirket müdürünün azli yönünden haklı nedenlerin oluştuğu kanaatine varıldığından davanın kabulüne ayrıca davacı kendisinin müdür olarak atanmasını talep etmiş ise bu husus GK'nın devredilemeyen yetkileri, Yeni TTK m. 408 aracılığıyla, toplu olarak sayılmış olup, esas sözleşmenin değiştirilmesi, Yönetim Kurulu (“YK”) üyelerinin seçilmesi ve ibrası, şirketin feshi gibi önem taşıyan konuların görüşülmesine ilişkin görev ve yetkilerini devredemez denmiştir Bu durumda mahkeme şirket iradesinin yerine geçerek Genel kurulun devredilemez yetkileri arasında olduğundan bu talep yerinde görülmemiş olup karar kesinleşinceye kadar adı geçen şirkete kayyım atanmasına ilişkin aşağıdaki kararı vermek gerekmiştir. ... " gerekçesiyle, davanın kabulü ile İstanbul Ticaret Sicil Müdürlüğünün ... sicil numarasında kayıtlı ... müdürü olan davalı ...'ın şirketi temsil yönetim ve ilzam yetkilerinin kaldırılarak müdürlük görevlerinden haklı sebeple azline, yönetim kayyımı olarak tedbiren YMM ...'in atanmasına ve görevinin kararın kesinleşmesine kadar tedbiren devamına, yönetim kayyımına karar tarihinden itibaren geçerli olmak üzere aylık 2.000,00 TL ücret takdirine, ücretin doğrudan şirket hesaplarından ödenmesine karar verilmiştir. Bu karara karşı, davalı vekilince istinaf başvurusunda bulunulmuştur. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ Davalı vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle; yerel mahkemece tesis edilen kararın hukuka aykırı olup söz konusu kararın bozulması gerektiğini, müvekkilinin, söz konusu şirket kurulurken, 1.000.000,00 TL şirkete borç verme suretiyle kuruluş aşamasında ofis kirası, demirbaş, makine alımı, mal alımı ve kuruluş için gerekli tüm ihtiyaçların karşılanması adına şirkete sermaye sağladığını, müvekkilinin şirketin kurulması ve faal hale geçmesi için gerek emek gerekse sermaye olarak birçok fedakarlıkta bulunduğunu, şirketi gayri faal duruma getirmek istemediğini, faaliyetlerinin aktif olarak devam etmesi ve faaliyet hacminin artması için çaba gösterdiğini, bilirkişi raporunda da şirketin tescilli sermayesinin 100.000,00 TL olduğu, defter kayıtlarına göre 62.500,00 TL'lik kısmının davalı müvekkilince ödendiğini, ödenmeyen 37.500,00- TL'lik kısmının ise davacıya ait olduğunun belirtildiğini, davalının şirketin kuruluşundan beri hem maddi hem de manevi olarak emek ve çaba sarf ettiği bir şirketi kasten faal hale getirme veya şirket zararına hareket etmesinin mümkün olmadığı, bu nedenle davalının TTK'nın 630.maddede sayılan nedenlerle azlinin mümkün olmadığını, şirketin zarar etme sebebinin davacı ile davacının eşinin sorumsuz ve şirketin aktiflerini azaltmaya yönelik eylemleri olduğunu, davalının, ...'nin zarara uğradığı ve fiilen çalışamayacak hale geldiği dönemde, davacı tarafa mezkur şirketin kötüye giden gidişatı için çözüm sunmak adına tasfiye kararı almak dahil olmak üzere birçok teklifte bulunduğunu, ancak davacının şirketin çıkarlarını ve istikbalini değil kişisel çıkarlarını gözeterek ancak belirli bir bedelin kendisine verilmesi karşılığında bu teklifi kabul edeceğini bildirdiğini, davalının hem şirketin neredeyse tüm giderlerini maddi ve manevi olarak karşıladığını, hem de davacının da ortağı olduğu şirketin istikbali için sunduğu tekliflere cevaben davacının haksız menfaat talepleriyle karşılaştığını, müvekkilinin dava konusu şirketin faaliyetlerini arttırmak, daha çok kar elde etmesini sağlamak için elinden gelen her türlü hizmeti sunduğunu, basiretli bir tacir olarak yetkilisi olduğu şirketin faaliyetlerinin birçok yerde reklamını, pazarlamasını yaptığını, dahi tanıdığı kişi/firmalar ile dava konusu şirket arasında aracı olarak ... şirketiyle iş yapmalarının sağlandığını, şirketin verdiği hizmetlerle ilgili davacının eşinin aktif olarak iş yaptığını, anlaşma bu yönde olduğundan davacının eşi dava konusu şirket işlerinde faaliyet göstermekle birlikte davalı müvekkilinin kişisel bağlantılarını dahi kullanarak şirkete getirdiği işlerin -davacının eşinin gereği gibi hizmet vermemesinden dolayı- yapılamadığını, bu şekilde kurulan birçok ticari ilişkinin davacının eşinin kusurundan kaynaklı olarak sona erdiğini, şirkete birçok iade faturası kesildiğini, davacının mesnetsiz iddialarıyla davalı müvekkilinin sorumluluklarını yerine getirmediğini iddia ederken kendi eşinin kusurlu davranışlarıyla şirketin birçok müşteri kaybettiğinden hiç bahsetmediğini, davacının eşinin kusuru sebebiyle şirkete kesilen iade faturalarını, çek iade bordrolarını, müvekkilinin çabası sonucunda yapılan satışlara ilişkin faturaları, müvekkilince yapılan pazarlama faaliyetlerine ilişkin mailleşme görüntülerinin istinaf dilekçesi ekinde sunulduğunu, ... şirketi ile ... Ltd. Şti. isimli şirketin faaliyet alanlarının farklı olduğu, bu nedenle rekabet yasağına aykırılık iddiasının da dayanaktan yoksun olduğunu, davacının bu konuda belge de sunamadığını, bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasına ve davanın reddine karar verilmesini istemiştir. İNCELEME VE GEREKÇE Dava, TTK'nın 630/2 maddesi uyarınca dava dışı limited şirketin yöneticisi olan davalı müdürün azli ile dava dışı şirkete davacının yönetici olarak atanması istemine ilişkindir. İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda davanın kabulüne karar verilmiş; bu karara karşı, davalı vekilince, yasal süresi içinde istinaf başvurusunda bulunulmuştur.İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi uyarınca, ileri sürülmüş olan istinaf nedenleriyle ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır.Davacı, davalı ile birlikte kurdukları dava dışı ... Limited Şirketinde davalının müdür olduğunu, şirketi özenle yönetmediğini, şirketin zarara uğradığını, davalının sadakat borcuna ve rekabet etmeme borcuna aykırı davrandığını, satış gelirleri ve kar /zarar dağıtımı ile ilgili bilgi vermediğini ileri sürerek, davalının şirket müdürlüğünden azline ve kendisinin müdür olarak atanmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.Dava dışı şirkete ilişkin ticaret sicil kayıtlarının incelenmesinde; taraflarca 19.01.2018 tarihinde tarafların %50'şer ortak olduğu, şirket sermayesinin 100.000,00 TL olduğu, davalının aksi karar alınıncaya kadar şirket müdürü olarak seçildiği ve münferiden yetkili olduğu anlaşılmıştır. TTK'nın 626.maddesinde limited şirket müdürleri için, diğer ortakların bağlı oldukları yükümlülüklere ek olarak, dürüstlük kuralları çerçevesinde şirket menfaatlerini gözetme konusunda objektif özen borcu getirilmiştir. Aynı şekilde, ana sözleşmede öngörülmedikçe veya diğer tüm ortakların yazılı izni olmadıkça müdürlerin şirketle rekabet oluşturan bir faaliyette bulunmaları açıkça yasaklanmıştır.TTK'nın 630/1 maddesi uyarınca genel kurul, müdür veya müdürleri görevden alabilir, yönetim hakkı ve temsil yetkisini sınırlandırabilir. Maddenin ikinci fıkrası uyarınca her bir şirket ortağına, haklı sebeplerin varlığı halinde yöneticilerin yönetim hakkı ve temsil yetkilerinin kaldırılması veya sınırlandırılmasını mahkemeden isteme hakkı getirilmiştir. Maddenin sonraki fıkrasında ise yöneticinin, özen ve bağlılık yükümü ile diğer kanunlardan ve şirket sözleşmesinden doğan yükümlülüklerini ağır bir şekilde ihlal etmesinin veya şirketin iyi yönetimi için gerekli yeteneği kaybetmesinin haklı sebep olarak kabul olunacağı düzenlenmiştir. Bu durumda, mahkemece, her somut olayın özelliğine göre azil için haklı nedenlerin oluşup oluşmadığının değerlendirilmesi gerekir. Görüldüğü gibi yasa hükmünde yöneticinin azli için haklı sebep olabilecek durumlar sınırlı olarak sayılmamış ve her somut olayın özelliğine göre değerlendirilmesi gerektiği belirlenmiştir.Mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporunda, dava dışı şirketin 2018, 2019 ve 2020 yıllarına ilişkin ticaret defter ve kayıtları incelenmiş, şirketin borca batık olmadığı ancak 2018 yılından pozitif olarak devreden öz varlık tutarının azalarak devam ettiği, hiç kar payı dağıtmadığı, son dönemde zarar ettiği, şirketin kar payı elde edemediği, gayrı faal hale geldiği belirtilmiş, mahkemece bu rapor esas alınarak davalının rekabet yasağına aykırı bir faaliyeti bulunmadığı ancak davalının dava konusu şirketi basiretsiz yönettiği ve gayri faal hale getirdiği, bu bakımdan özen ve bağlılık yükümü ile diğer kanunlardan ve şirket sözleşmesinden doğan yükümlülüklerini ağır bir şekilde ihlal ettiği, dolayısıyla davalının azli koşullarının oluştuğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir. Mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporunda, şirketin ''... ... Mahallesi ... Blok Sok. ... Sitesi ... Blok No ... Başakşehir/İstanbul'' adresine gidildiğinde şirketin faaliyetinin bulunmadığı, bu adreste dava dışı ...Ltd.Şti.adlı bir şirketin bulunduğu, bu şirketin faaliyeti ile ilgili olarak sahip olduğu malzeme, makine teçhizat ve demirbaşların dava dışı ... şirketinin faaliyet konusu için olması gereken malzeme, teçhizat ve demirbaşlarla alakalı olmadığı, bu nedenle davalının kendi adresine gidildiği belirtilmiş ve burada davalının ''... şirketinin şuan faal olmadığı, söz konusu ortakla işleri yürütemedikleri için ayrıldıkları, şuan ... ile bağının kalmayıp üzerine atılı rekabet yasağına ilişkin bir işlem yapmadığını'' şeklindeki beyanı bilirkişiler ve davalı yanca tutanak altına alınmıştır. Bu bilgiler ve tüm dosya kapsamına göre, davacı ve davalının eşit paylarla ortak oldukları dava konusu ... şirketinde davalının kuruluştan beri müdürlük görevini yerine getirdiği süreçte şirketin sürekli olarak gelir kaybı yaşadığı, yukarıda yer verilen tutanağa göre şirketin merkezinin bulunduğu adreste başka bir şirketin faaliyet gösterdiği, bu şekilde dava dışı şirketin gayrı faal hale geldiği, davalı tanıklarının da davalının ortağı ve kurucusu olduğu ayakkabıcılık alanında faaliyet gösteren ... Ltd. Şti.'ne ayakkabı tabanını dava konusu ... şirketi üzerinden getirildiğini ve ... şirketinin faaliyetlerinin de dava konusu ... şirketinin merkezinde yürütüldüğünü belirttikleri de nazara alındığında davalı müdürün müdürlük görevinin ifası sırasında özensiz davrandığı, sadakat yükümlülüğüne aykırı şekilde hareket ettiği kanaatine varılmıştır. Bu nedenle mahkemece davalının özen ve bağlılık yükümünü ihlal ettiği gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmesi yerinde olmuştur. Davalının rekabet yasağına aykırı davrandığına ilişkin bir delilin bulunmadığı mahkemece de kabul edildiğinden davalı vekilinin sanki rekabet yasağına aykırılık nedeniyle dava reddedilmiş gibi ileri sürdüğü istinaf sebepleri yerinde görülmemiştir. Öte yandan, HMK'nın 282. maddesi uyarınca hâkim, bilirkişinin oy ve görüşünü diğer deliller ile birlikte serbestçe değerlendirir. Buna göre, bilirkişi raporları takdiri delil niteliğinde olup mahkemece diğer delillerle birlikte serbestçe hükme esas alınır. Mahkemece tarafların sundukları deliller ile yapılan yargılama aşamasında konusunda uzman bilirkişilerden oluşturulan bilirkişi kurulundan alınan rapor içeriğindeki tespitler dikkate alınarak ve sunulu deliller değerlendirilip, gerekçesi yazılmak suretiyle hüküm kurulduğu anlaşılmakla, davalı vekilinin bilirkişi raporuna yönelik istinaf nedeni de yerinde görülmemiştir. Ayrıca, davacının sermaye payını ödemeyip davalının kendi payından fazlasını ödemiş olmasının da sonuca bir etkisi bulunmamaktadır. Açıklanan bu gerekçelerle, HMK'nın 353/1.b.1. maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, davalı vekilinin istinaf sebepleri yerinde görülmediğinden istinaf istinaf başvurusunun esastan reddine dair aşağıdaki şekilde karar verilmiştir. HÜKÜM: Yukarıda açıklanan gerekçelerle; 1-HMK'nın 353/1.b.1. maddesi uyarınca, davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine, 2-Davalı tarafından yatırılan istinaf başvuru ve peşin karar harçlarının Hazineye gelir kaydına; bakiye 373,20 TL istinaf karar harcının davalıdan tahsiline, Hazineye gelir kaydına, 3-Davalı tarafından istinaf kanun yoluna başvuru için yapılan masrafların kendi üzerinde bırakılmasına,4-Gerekçeli kararın, Dairemiz Yazı İşleri Müdürlüğünce taraf vekillerine tebliğine dair;HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, 22.02.2024 tarihinde, oybirliğiyle ve temyizi kabil olmak üzere karar verildi.