Bölge Adliye Mahkemesi ·

Bölge Adliye Mahkemesi 2019/1167 E. 2022/8 K. – kıdem tazminatı, vs

Konu: kıdem tazminatı, vs ile ilgili rücu

Mahkeme
Bölge Adliye Mahkemesi
Esas No
2019/1167
Karar No
2022/8
Karar Tarihi
Konu
kıdem tazminatı, vs ile ilgili rücu

T.C. İZMİR BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 17. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO : 2024/1076 KARAR NO : 2024/1604 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : MANİSA ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 21/12/2023 NUMARASI : 2022/824 Esas 2023/772 Karar DAVA : Tazminat (Rücuen Tazminat) KARAR TARİHİ : 19/09/2024 KARAR YAZIM TARİHİ : 19/09/2024 Davacı vekili tarafından yukarıda belirtilen karara karşı istinaf yasa yoluna başvurulması üzerine, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 352. maddesi uyarınca yapılan ön inceleme sonucunda. GEREĞİ GÖRÜŞÜLDÜ: DAVA : Davacı vekili, dava dilekçesinde özetle; "Müvekkil Teşekkül, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı'nın ilgili kuruluşlarından biri olup, bir İktisadi Devlet Teşekkülüdür. Müvekkil Teşekkülün kuruluş gayesi, elektrik enerjisini üretmek ve satışını yapmaktır. Bu husus Ana Statünün 1. Maddesinde yer almaktadır. İktisadi Devlet Teşekkülü olması nedeniyle 4734 sayılı Kamu İhale Kanununa tabi bulunan müvekkil, asıl işi olan elektrik üretmenin dışında herhangi bir mal ya da hizmet alımına ya da yapım işine ihtiyacı olması halinde, bunları 4734 Sayılı Kamu İhale Kanunu çerçevesinde ihale yoluyla değişik firmalardan temin etmektedir. Özelleştirme ile müvekkil idareye devredilen mülga ... ile yukarıda ünvan ve adresleri belirtilen firmalar arasında hizmet alım sözleşmesi mevcuttur. Muhatap bu firmaların işçilerinden ... adı geçen şirketlerde iş akdiyle çalışmıştır. Dava dışı işçi ... adı geçen firmalarca iş akdinin sonlanması nedeniyle Soma İş Mahkemesinde açtığı " Alacak Davası - İşçi İşveren İlişkisinden Kaynaklanan " dava, aynı Mahkemenin 11.01.2022 tarih, 2019/1167 E. 2022/8 K. sayılı kararı ile hükme bağlanmış ve dava konusu edilen işçilik alacakları müvekkil İdareden tahsiline karar verilmiştir. Soma İş Mahkemesinin yukarıda esas ve karar sayısını belirttiğimiz kararı ... vekili tarafından Soma İcra Müdürlüğünün 2022/739 E. sayılı icra dosyası ile takibe koymuş; müvekkil İdarece icra dosyasına, 02.03.2022 tarihinde 21.705,68- TL ödeme yapılmıştır. Teşekkülümüz tarafından dava dışı işçiye yapılan ödemelerden davalı şirketler sorumludur. Bilindiği üzere İş Kanununda Asıl İşveren-Alt İşveren arasındaki ilişkiyi ve sorumluluğu düzenleyen herhangi bir hüküm bulunmamaktadır. Ancak Yargıtay Kararlarıyla konu açıklığa kavuşmaktadır. Nitekim YHGK’nun 12.05.2004 tarih ve 2004/11-254 Esas sayılı kararında; “Yasa hükmüyle amaçlanan, asıl işverenle alt işverenin işçileri arasında bir hizmet akdi bulunmamasına karşın, asıl işverenin, alt işverenin işçilerine karşı alt işverenle birlikte sorumluluğunun sağlanması, alt işverenin işçilerinin iş akdinden veya iş Yasası'ndan doğan haklarını bu işverenlerden dilediğinden veya birlikte her ikisinden talep edebilmesine olanak sağlayarak güvence altına almaktır.”denilmiş ve asıl işverenin de işçiye karşı ödenmeyen işçilik haklarından sorumlu olmasının tek sebebinin işçinin hukuksal koruma ile alacağının garanti altına alınması olduğunu vurgulamıştır. Teşekkülümüz ile davalı yükleniciler arasında imzalanan sözleşmelerde ve eklerinde, sözleşme kapsamında çalıştırılan işçilerin ücreti ve her türlü işçilik alacaklarından firmaların sorumlu olacağına ilişkin hükümler yer almaktadır. Bu sözleşmeler kapsamında davalılar çalıştırdığı bütün işçilerin ücret ve her türlü alacaklarından sorumlu olduğu halde müvekkil aleyhine yukarıda bahsedilen davaların açılmasına sebep olmuştur. Bilindiği üzere, 06.12.2018 tarih ve 7155 sayılı Kanunun 20,21,22 ve 23.maddelerinde yapılan düzenleme ile 01.01.2019 tarihi itibariyle “Ticari davalarda” dava açmadan önce Arabulucuya başvurmak “dava şartı “ haline gelmiştir.6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’na (TTK) eklenen 5/A maddesi uyarınca 1 Ocak 2019 tarihinden itibaren Türk Ticaret Kanunu’nun 4’üncü maddesinde ve diğer kanunlarda belirtilen ticari davalardan, konusu bir miktar paranın ödenmesi olan alacak ve tazminat talepleri hakkında dava açılmadan önce arabuluculuğa başvurulmuş olması dava şartı olarak kabul edilmiş olduğundan, dava konusu olan uyuşmazlıkla ilgili olarak arabuluculuğa başvurulmuştur ancak davalı tarafın görüşmelere gelmemesi sebebi ile anlaşılamamıştır. Anlaşmamaya dair Arabuluculuk son tutanağı ekte sunulmaktadır. Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin 18.11.2003 tarih 2003/6936 E, 2003/19498 K sayılı kararı ile “iki işveren arasındaki kıdem tazminatı, vs ile ilgili rücu davasına 5521 Sayılı İş Mahkemeleri Kanunun 1. maddesi gereğince İş Mahkemesinin değil Asliye Hukuk (Ticaret) Mahkemesinin bakmaya yetkili olduğuna dair karar verildiğinden ve taraflar arasında imzalanan sözleşmelerde, anlaşmazlıkların çözümünde SOMA mahkemeleri ve icra daireleri yetkili kılındığından ” ve Hakimler ve Savcılar Kurulu 07.07.2021 tarih 608 sayılı Genel Kurul Kararında ''Manisa Asliye Ticaret Mahkemesi yargı çevresinin Manisa ilinin mülki sınırları olarak belirlenmesi'' ile işbu dava Mahkemenizde açılmıştır. Soma İcra Müdürlüğünün 2022/739 E. sayılı icra dosyasına ödenen 21.705,68-TL'nin Teşekkülümüze ödenmesi için işbu rücu davasını açma mecburiyeti doğmuştur. Yapılacak yargılama neticesinde şimdilik 100.00'er TL'den 200.00-TL.’nin; ödeme tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan tahsiline, Yargılama gideri ile vekâlet ücretinin davalı taraflara yüklenmesine karar verilmesini vekâleten arz ve talep ederim." şeklinde beyanda bulunmuştur. CEVAP: Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; Davalı ... Tic.limited Şirketi vekili cevap dilekçesinde : "Davacı taraf dilekçesinde özetle; dava dışı işçi ...'nin kurum aleyhine açtığı dava akabinde işçilik alacaklarının dava dışı işçiye ödendiğini ve yapılan ödeme nedeniyle yüklenici firmaların sorumlu olacağını beyanla huzurdaki rücu davasını ikame etmiştir. Davacı tarafın dava dilekçesindeki tüm iddia ve beyanları haksız ve hukuki dayanaktan yoksun olup davasının reddine karar verilmesi gerekmektedir. Şöyle ki; Tarafımıza yalnızca dava dilekçesi gönderilmiş olup dava dışı işçi ...'nin T.C. Kimlik Numarası da belirtilmediği ve deliller de tebliğ edilmediğinden işçinin isim araması ile müvekkil şirkette 29/07/2008 -22/04/2009 tarihleri arasında bir çalışması olduğu görülmektedir. Ancak dava dışı işçinin T.C. Kimlik numarası tarafımıza bildirildiğinde şirket kayıtları tekrar tetkik edilerek dava dışı işçiye ilişkin daha detaylı bilgi verilecektir. Kabul anlamına gelmemek kaydıyla bir an için müvekkil şirkette çalışması olduğu düşünülse dahi aşağıda açıklayacağımız nedenlerle davanın reddi germektedir. Şöyle ki; dava yasal süresi içerisinde ikame edilmemiştir, zamanaşımı def'imizin nazara alınmasını talep ederiz;01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu (TBK)'nun 73/1. maddesinde “Rücu istemi, tazminatın tamamının ödendiği ve birlikte sorumlu kişinin öğrenildiği tarihten başlayarak iki yılın her halde tazminatın tamamının ödendiği tarihten başlayarak on yılın geçmesiyle zamanaşımına uğrar" hükmüne havidir. Davacı yanca söz konusu rücu davası yasal süresi içerisinde açılmamıştır. Bu nedenle huzurdaki davanın reddine karar verilmesi gerekmektedir. Davacı taraf dava dilekçesinde özetle, davacı ... tarafından ard arda yapılan ihaleler ile davalılarla müteakip sözleşmeler imzalanarak hizmet alım işinin ihale edildiği, dava dışı ... adlı işçinin de işbu ihaleyi alan davalı şirketlerce çalıştırıldığı belirtilmiştir. Dava dışı işçi ...'ye davacı kurum tarafından ödendiği, bahsi geçen işçiyi çalıştıran davalıların davacı kurum tarafından ödenmiş olan bedelden sorumlu bulunduğu belirtilerek işbu ödenen bedelin davalılardan tahsili talep edilmiştir. Dava dilekçesinde davacı taraf, dava dışı işçinin işvereni olmadığından işçi alacaklarından sorumluluğu bulunmadığını beyan etmektedir. Ancak dava dışı işçinin uzun yıllardan beri kesintisiz olarak, çeşitli işverenlere bağlı olarak ...'de çalıştığı sabittir. Dolayısı ile esasında dava dışı işçi başından beri davacı kurumun çalışanıdır. Özetle davacı kurum ile imzalanan ihale sözleşmesine istinaden yine davacıya bağlı kurum yönetimi tarafından, müvekkil şirketlere işe alınacak personel listesi verilmek sureti ile ve belirli süreli hizmet sözleşmesiyle müvekkil şirketlerde işe başlamıştır. Dava dışı işçi, ...'nin işçisi olmasına rağmen bu şekilde çeşitli işverenlere bağlı gözükerek uzun yıllar çalışmıştır. Gerek müvekkil şirket ile gerekse diğer davalılarla imzalanan ihale sözleşmeleri incelendiğinde aslında ihale konusunun iş değil işçi olduğu açıkça görülmektedir. Sözleşmede yaptırılacak ihale ile üstlenilen belirli bir iş bulunmayıp sözleşme esasen kuruma işçi teminine yöneliktir. Bu nedenledir ki gerçekte davacı ile müvekkil şirketler arasında alt işveren-asıl işveren ilişkisinden dahi söz edilemez. İşçi işe başladığı günden beri aslında davacının işçisidir, dolayısıyla müvekkil şirketler ile davacı arasında yapılmış olan sözleşmenin muvazaalı olduğunun kabulü gerekir. Müvekkilin işverenliği maalesef aslında yasadaki boşlukların kamu kurumları tarafından kullanılması sonucu ortaya çıkan “muvazaalı” bir durumdur. Bu durumda gerçek işveren davacı olup, müvekkilin işveren dahi sayılmaması gerekir. Kamu kurum ve kuruluşlarındaki bu tür ihalelerde, işçi çalıştırma tamamen bu sistemle olmaktadır. Müvekkilin kendi istediği elemanlarla çalışma şansı yoktur. Bu elemanlar tamamen kurum yetkililerinin gözetimi altında çalışmakta, onların emir ve talimatları ile görevlerini yerine getirmektedirler. Bu nedenle de işçi alacaklarından da esasen asıl işveren olan kurumların sorumlu olması gerekir. Yargıtay’ın yerleşik içtihatları da aynı doğrultudadır: “Somut olayda, davacının davalı Belediye işyerinde basın yayın ve halkla ilişkiler bölümünde SGK kayıtlarına göre davalı ... Ltd.Şti.'nin işçisi olarak çalışmakta iken, gerekçesiz olarak iş sözleşmesinin feshedildiği anlaşılmaktadır. Davalılar arasında yapılmış olan yardımcı personel hizmet alım ihalesi sözleşmesi dosyaya sunulmuş olup, bu sözleşmenin konusu bir işin yaptırılması değil, personel ( işçi) teminidir. Bu nedenle, 4857 sayılı İş Kanununun 2/6 maddesine uygun bir asıl işveren-alt işveren ilişkisi kurulmadığından, davacının başlangıçtan itibaren davalı Belediye işçisi olduğunun kabulü gerekir. Mahkemece davalı Belediye hakkında açılan davanın kabulüne, diğer davalı ... Ltd.Şti. hakkında açılan davanın ise taraf sıfatı yokluğu nedeniyle reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulmuş olması hatalı olmuştur.”(Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin 2011/1489 E. 2011/3418 K. Tarihli 25.10.2011 tarihli ilamı) “ 4857 sayılı İş Kanununun 2/son maddesi uyarınca "asıl işverenin işçilerinin alt işveren tarafından işe alınarak çalıştırılmaya ve devam ettirilmesi suretiyle hakları kısıtlanamaz. Aksi halde ve genel olarak asıl işveren alt işveren ilişkisinin muvazaalı işleme dayandığı kabul edilerek alt işverenin işçileri başlangıçtan itibaren asıl işverenin işçisi sayılarak işlem görürler, işletmenin ve işin gereğiyle teknolojik nedenlerle uzmanlık gerektiren işler dışında asıl iş bölünerek alt işverenlere verilemez. Somut olayda davacı dahili davalı ... Anonim Şirketi işçisi olarak çalışırken, iş sözleşmesi feshedilmiş ve adı geçen şirket, asıl işi olan taşıma işini bölerek alt işveren diğer davalı ... şirketine vermiş bulunmaktadır. Yukarda belirtilen hükmün ihlal edildiği açıktır. Davacı baştan beri ... şirketinin işçisidir. O halde davalı ... Şirketi hakkında dava açılması ve mahkemece söz konusu şirket hakkında kabul hükmü Diğer davalı hakkında usulüne uygun ve süresinde açılan bir dava da bulunmamaktadır. Böyle olunca davanın reddine karar verilmesi gerekir. ” (Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin 2005/36137 E. 2005/39139 K. Tarihli 12.12.2015 tarihli ilamı) Bu nedenlerle müvekkil şirketin işçiye karşı dava konusu alacakları bakımından bir sorumluluğu bulunmamaktadır. Kıdem tazminatı alacağının ödenmesinde sorumluluk münhasıran davacıdadır. Zira 11.09.2014 tarihli 6552 sayılı yasanın 8. maddesi ile 4857 sayılı İş Kanunun 112. maddesine yapılan ekleme ile işçinin değişik alt işverenler nezdinde aynı kamu kurum ve kuruluşuna ait işyerinde çalışması halinde (ki davamızda da işçinin kesintisiz olarak asıl işveren davacı nezdinde çalışmış olduğu sabittir.) işçinin kıdem tazminatının ilgili kamu kurum ve kuruluşu tarafından ödeneceği belirtilmiştir. Kıdem tazminatından dolayı davacı kurum münhasıran sorumlu olup müvekkil şirketin sorumluluğuna gidilemez. Taraflar arasındaki sözleşmede işçilik alacaklarının tamamından yüklenicinin sorumlu olacağına dair bir düzenleme yoktur. bir an için alt işverene rücu imkanı bulunduğu kabul edilse dahi davacı asıl işverenin yarı yarıya sorumluluğu devam etmektedir. Taraflar arasındaki sözleşme veya teknik/genel şartname işçilik alacaklarının tamamından yüklenicinin sorumlu olduğuna dair bir düzenleme içermemektedir. Yargıtay kararlarına göre taraflar arasındaki uyuşmazlığın sözleşme hükümlerine göre, sözleşmede hüküm bulunmaması halinde ise Borçlar Kanunu hükümlerine çözümlenmesi gerekmektedir. Taraflar arasında imzalanan sözleşme ile idari şartname hükümlerinde, çalışanların sözleşmelerinin sona ermesinde, davacı kurum tarafından ödenmek zorunda kalınana işçilik alacağını yüklenicilere rücu edebileceği veya yüklenicilerin sorumlu olacağına dair bir hüküm bulunmamaktadır. Yine söz konusu alacak nedeniyle oluşabilecek ödemelere ilişkin olarak davacı tarafından, hizmet alım sözleşmesi kapsamında yükleniciye yapılmış bir ödeme bulunmamaktadır. Bu durumda da sorumluluğun 6098 Sayılı BK’nun 167. Madde ve devamı hükümlerine göre çözümlenmesi gerekmektedir. TBK.167.maddesi; "Aksi kararlaştırılmadıkça veya borçlular arasındaki hukuki ilişkinin niteliğinden anlaşılmadıkça, borçlulardan her biri, alacaklıya yapılan ifadan, birbirlerine karşı eşit paylarla sorumludurlar. Kendisine düşen paydan fazla ifada bulunan borçlunun, ödediği fazla miktarı diğer borçlulardan isteme hakkı vardır. Bu durumda borçlu, her bir borçluya ancak payı oranında rücu edebilir. Borçlulardan birinden alınamayan miktarı, diğer borçlular eşit olarak üstlenmekle yükümlüdürler." şeklindedir. Kabul anlamına gelmemekle birlikte söz konusu genel hükümler kapsamında düşünülecek olursa davacı kurum dava dışı işçiye ve söz konusu yargılama kapsamında ödenen yargılama gideri ile vekalet ücretinin ancak ve ancak yarısını rücu edebilecektir. Yargıtay 13.HD. 2018/167 E. 2019/528 K. sayılı ilamında; "...6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu 167/1.maddesi ile Yüksek Yargıtayın bir kısım yukarıda arz olunan bu konudaki oturmuş ve yerleşmiş içtihatlarından da anlaşılacağı üzere asıl işveren ile alt işveren arasındaki sözleşmede işçinin hak ve alacaklarından hangi tarafın ne oranda sorumlu olacağına dair hüküm bulunmakta ise rücu alacağının sözleşme hükümlerine göre belirlenmesi gerekmektedir. Şayet taraflar arasındaki sözleşmede bu hususta "açık" bir hüküm bulunmamakta ise işçinin hak ve alacaklarından asıl işveren ve alt işverenin eşit şekilde yani yarı yarıya sorumlu oldukları kabul edilerek rücu alacağının tespitigerekmektedir." Yargıtay 13. Hukuk Dairesi 2012/6314 E., 2012/12111 K ve 10.5.2012 tarihli kararı; “Sözleşmelerin diğer hükümleri incelendiğinde, davacı Bakanlığın çalıştırılacak işçilerle ilgili işe başlama, çalışma koşulları, denetleme, mali haklarının ödenmesiyle ilgili denetim ve kontrolün tamamen elinde bulundurduğu ancak taraflar arasındaki sözleşme hükümlerinde, işçilerin iş akitlerinden doğacak tazminattan hangi tarafın ne oranda sorumlu olduğu hususunda bir düzenlemenin bulunmadığı görülmektedir. Dairemizce aynı nitelikteki sözleşmeden kaynaklanan ve işçilerin iş mahkemesinde açtığı benzeri davalarda, işveren kurumla yükleniciler arasında sözleşmelerin asıl işveren-alt işveren ilişkisi olmayıp muvazaa olduğu sonucuna varılmış ve benzeri kararlar derecattan geçerek kesinleşmiştir. Hal böyle olunca tacir olan davalının çalıştırdıkları işçilerin fiili işçilik dışında sair tazminat haklarından sorumlu olacaklarını bilebilecek durumda oldukları ancak, davacı Bakanlığın da asıl işveren durumunu muhafaza etmesi nazara alındığında doğan zararlardan tarafların yarı yarıya sorumlu olduğunun kabulü gerekir…” Davayı kabul anlamına gelmemek kaydıyla her yüklenicinin işçilik alacaklarından kendi dönemi ve ücreti ile ve sınırlı sorumlu olduğu yargıtay yerleşik içtihatları ile sabittir. Kabul anlamına gelmemek kaydıyla müvekkil şirket davacının dava dışı işçiye ödediği işçilik alacaklarından doğan bedelden ancak kendi dönemi ile sorumludur. Dava dışı işçinin çalıştığı sürenin bir bağlayıcılığı olmayıp müvekkil şirket son alt işveren dahi olsa işçiye ödenen bedelden işçinin çalışma süresi ile sorumludur. Yargıtay 13. Hukuk Dairesi 2015/7308 E., 2016/11738 K. sayılı ilamı;" O halde mahkemece, son işveren olan davalının, kıdem tazminatı da dahil olmak üzere diğer işçilik alacaklarından kendi dönemine isabet eden miktarlar üzerinden sorumlu olduğu, dava dışı işçinin davalı alt işveren dışında başka alt işveren bünyesinde çalışıp çalışmadığı, her işverenin kendi süresiyle sınırlı sorumlu olduğu hususunda araştırma yapılıp, bilirkişiden bu doğrultuda, taraf, mahkeme ve Yargıtay denetimine elverişli ek rapor alınıp, sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken..." Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 2011/9-589 E. 2011/740 K. sayılı 07.12.2011 tarihli İlamı; “O halde kıdem tazminatı işyeri devri öncesi ve sonrasında geçen sürenin tamamı için hesaplanmalı, ancak devreden işveren veya işverenler bakımından kendi dönemleri ve devir tarihindeki ücret ile sınırlı sorumluluk belirlenmelidir.” Dava konusu talepleri kabul etmemekle birlikte ödeme tarihinden itibaren talep edilmiş olan faize, faiz türüne, oranına ve başlangıcına da itiraz ederiz. Sebepsiz zenginleşme hükümlerine göre faiz talep edilebilmesi için öncelikle borçlunun temerrüde düşürülmesi gerekmektedir. Müvekkil şirkete davacı tarafından ödeme yapıldığı ihtar edilmemiştir. Müvekkilin davacı tarafından bünyesinde çalışan işçiye yaptığı ödemeden haberdar olması da mümkün değildir. Alacakları kabul etmediğimiz gibi davacı kurum tarafından ödendiği belirtilen alacak kalemlerinin ayrıştırılması, hangi alacağa istinaden ne kadar ödeme yapıldığının belirtilmesi gerekmektedir. Alacakları kabul etmediğimiz gibi davacı kurum tarafından ödendiği belirtilen alacak kalemlerinin ayrıştırılması, hangi alacağa istinaden ne kadar ödeme yapıldığının belirtilmesi gerekmektedir. Yukarıda açıklanan nedenlerle davanın reddini talep ederiz." şeklinde beyanda bulunmuştur. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ : Mahkemece; "...Dosyamıza sunulan Bilirkişi hesap raporu ile davalıların dava dışı işçiyi çalıştırdıkları süre ile orantılı olarak sorumlu oldukları miktar hesaplanmıştır. Buna göre, davacının icra dosyasına ödediği toplam miktardan; davalılardan ... Ltd. Şti nin dava dışı işçiyi çalıştırdığı gün sayısına karşılık 6.823,52 TL ve davalılardan ... Ltd. Şti nin dava dışı işçiyi çalıştırdığı gün sayısına karşılık 14.882,16 TL işçilik alacağı ve yargılama giderleri icra masraflarından oransal olarak sorumlu olduğu tespit edilmiştir. Dosyaya sunulan rapor, dosya kapsamına uygun bulunarak hükme esas alınmıştır...." şeklinde karar verildiği görülmüştür. İSTİNAF NEDENLERİ : Davacı vekili istinaf dilekçesinde; Özelleştirme ile müvekkili idareye devredilen mülga ... ile davalı firmalar arasında hizmet alım sözleşmesinin mevcut olduğunu, muhatap bu firmaların işçilerinden ... adı geçen şirketlerde iş akdiyle çalıştığını, dava dışı işçi ... adı geçen firmalarca iş akdinin sonlanması nedeniyle Soma İş Mahkemesinde açtığı " Alacak Davası - İşçi İşveren İlişkisinden Kaynaklanan " dava, aynı Mahkemenin 2019/1167 E. 2022/8 K. sayılı kararı ile hükme bağlanmış ve dava konusu edilen işçilik alacakları müvekkili İdareden tahsiline karar verildiğini, kararı dava dışı ... vekili tarafından Soma İcra Müdürlüğünün 2022/739 sayılı icra dosyası ile takibe koyduğunu, müvekkili kurumun icra dosyasına 21.705,68 –TL. ödeme yaptığını, Manisa Asliye Ticaret Mahkemesinin 2022/824 Esas numarası ile dava dışı işçinin çalıştığı firmalara dava açıldığını, bu davada davanın kabulüne karar verildiğini, ancak alacaklarına dava tarihinden itibaren ıslah sonrası ıslah tarihinden itibaren faiz işletildiğini, bu hususu kabul etmediklerini, işçinin müvekkili kuruma açmış olduğu davayı işçinin çalıştığı firmalara ihbar etmesek bile ödeme tarihinden itibaren faiz işletilmiş iken, Soma İş Mahkemesinin 2019/1167 E. 2022/8 K. Sayılı dosyasında işçinin çalıştığı firmalara davayı ihbar etmelerine rağmen dava tarihinden itibaren faiz işletildiğini, davanın rücuen alacak davası olduğunu tarafların tacir olduğunu bu hususun düzeltilerek karar verilmesi gerektiğini, müvekkili Teşekkül kamu kurumu olduğunu daha fazla zarara uğramaması ve diğer firmaların kendi aralarında rüculaşarak borcu paylaşabilmeleri mümkün olduğu için müvekkili teşekkül yönünden ödeme tarihinden itibaren faiz işletilerek davanın kabulüne karar verilmesini, kararın kaldırılmasını talep ve istinaf etmiştir. HUKUKİ NİTELENDİRME, DELİLLERİN VE İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ: Dairemizce HMK'nın 355 maddesi kapsamında istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle ve kamu düzenine ilişkin hükümlerle sınırlı olmak üzere inceleme yapılmıştır. Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 24/11/2016 tarihli ve 6763 Sayılı Kanun'un 41. maddesi ile değiştirilen 341/2 fıkrasında öngörülen kesinlik sınırı 3.000,00 Türk Lirasıdır. 6100 Sayılı HMK'nın ek 1. maddesi uyarınca 01/01/2023 tarihinden itibaren ise, bu sınır 17.830,00 Türk Lirasıdır. Davacı tarafın istinafa konu ettiği, her bir davalı için kabul edilen miktarların kesinlik sınırının altında olması nedeniyle 21/12/2023 tarihli karar bu yönü ile kesin niteliktedir.(Yargıtay 19. HD. 2019/2829 E ve 2019/4446 Karar sayılı ilamı da bu doğrultudadır.) Somut olayda; mahkemece verilen karar kesin nitelikte olup, kesin olan kararlara karşı HMK'nın 346. maddesi hükmü uyarınca ilk derece mahkemesince istinaf dilekçesinin reddine karar verilebileceği gibi, HMK'nın 352. maddesi uyarınca yapılan ön inceleme sonucunda Bölge Adliye Mahkemesince de bu yönde karar verilebilir. Bu karar usule ilişkin nihai karardır. Bölge Adliye Mahkemesince verilen bu usulden ret kararına karşı temyiz yolu da kapalıdır.(Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 05/01/2018 tarih, 2017/5397 esas ve 2018/5 karar sayılı ilamı bu yöndedir.) Öte yandan; mahkemece verilen kararlara karşı tarafların hangi kanun yoluna ve hangi sürede başvuracağının tereddüde mahal vermeyecek şekilde belirtilmesi, bu belirlemenin tarafların iradesini yanıltmayacak bir şekilde doğru olarak yapılması gerekeceği, başka bir deyişle, verilen karar, ara ve ek kararlarda, yargı mercii tarafından hem kanun yolunun hem de kanun yoluna ilişkin başvuru süresinin tarafları hataya düşürmeyecek şekilde doğru olarak gösterilmesi gerekecektir. Aksi takdirde, bu durumun tarafların haklarını arayabilmelerini zorlaştıracağı, dolayısıyla mahkemece verilen kararda kanun yolunun hatalı belirlenmesi durumunda, hatalı belirlemenin sonuçlarının taraflara yükletilmeyeceğinden gerek istinaf başvuru harcı ve gerekse istinaf karar harcının taraflardan tahsiline yer olmadığına karar vermek gerekmiştir. Yukarıda açıklanan gerekçelerden HMK'nın 352. maddesindeki düzenleme gereğince mahkeme hükmünün kesin olması nedeniyle davalı vekilinin istinaf başvurusunun usulden reddine karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurmak gerekmiştir. HÜKÜM : Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1-İlk derece mahkemesi kararı, Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 341/2. maddesi uyarınca kesin olması sebebiyle davalı vekilinin istinaf başvurusunun USULDEN REDDİNE, 2-Davalının yatırmış olduğu 1.169,40 TL istinaf kanun yolu başvuru harcı ve 427,60 TL istinaf karar harcının istemi halinde davalıya iadesine, 3-Taraflarca yapılan istinaf yargılama giderlerinin kendi üzerilerinde bırakılmasına, 4-Kararın tebliği, kesinleştirme, harç ve yargılama giderlerinin iadelerinin ilk derece mahkemesince yerine getirilmesine, Dair, dosya üzerinde yapılan ön inceleme sonucunda uyuşmazlık konusu miktar dikkate alındığında Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 352 maddesi uyarınca kesin olmak üzere oy birliğiyle karar verildi. 19/09/2024

Atıf: Bölge Adliye Mahkemesi undefined, E. 2019/1167, K. 2022/8, T. 07.12.2011, www.arakarar.com/karar/bam-karar-2019-1167-e-2022-8-k-2083707fbe62