Bölge Adliye Mahkemesi ·

Bölge Adliye Mahkemesi 2017/687 E. 2023/341 K.

Mahkeme
Bölge Adliye Mahkemesi
Esas No
2017/687
Karar No
2023/341
Karar Tarihi

T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 13. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO: 2025/1425 Esas KARAR NO : 2025/1494 Karar T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ: İSTANBUL 15. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ NUMARASI : 2024/425 Esas - 2025/56 Karar TARİH: 28/01/2025 DAVA: Menfi Tespit (Hizmet Sözleşmesinden Kaynaklanan) KARAR TARİHİ: 25/09/2025 İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi: TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; taraflar arasındaki uyuşmazlıkta alacağın tamamı ihtilaflı olduğundan, huzurdaki davanın kısmi dava olarak açıldığını, davalı tarafından müvekkili aleyhinde başlatılan İstanbul 4. İcra Dairesi'nin ... e. sayılı dosyasına konu sözde alacağın zaman aşımına uğradığını, icra takibine konu alacağın hukuki bir dayanağı olmayıp, taraflar arasında borç ilişkisi bulunmadığını, huzurda görülen davanın niteliği gereği ispat yükümlülüğünün davalı yanda olduğunu, davalının imzasız ve hukuki geçerliliği olmayan hissedarlar sözleşmesi isimli belgeye dayalı olarak müvekkili aleyhinde ilamsız icra takibi başlattığını, takip dosyasına dayanak hissederlar sözleşmesi isimli imzasız belgenin aslı yahut onaylı bir sureti bulunmadığını, yerleşik Yargıtay kararları uyarınca, alacaklı olduğunu iddia eden davalının takip dosyasına dayanak belgenin okunaklı aslı yahut onaylı örneği dosyaya sunması gerektiğini, takibe dayanak hissedarlar sözleşmesi isimli imzasız belgenin 30.04.2008 tarihinde otomatik olarak (kendiliğinden) fesih olduğunu, davalı alacaklının başlatmış olduğu icra takibinde %19,5 oranında ticari avans faizi uygulamasının mümkün olmadığını, ortada olmayan bir alacaktan kaynaklı müvekkilinin hisseleri üzerinde rehin kurulamayacağını ve müvekkilinin hisselerinde herhangi bir rehin olmadığını, müvekkil aleyhinde yapılan icra takibi neticesinde usulsüz tebligat yapılarak, dosyanın kesinleştirildiğini, davalının takibe konu sözde alacağını aynı zamanda 12.09.2013 tarihinde ikame ettiği tazminat davasında da talep ettiğini, davalının yapmış olduğu icra takibinde talep etmiş olduğu faizin imzasız ve hukuki geçerliliği olmayan hissedarlar sözleşmesi isimli belgeye dahi aykırı olduğu sabit olup, sayın mahkeme tarafından bilirkişi marifetiyle öncelikle faiz hesaplamasının imzasız belgede yer alan 7.4. ve 10.2 maddelerine göre yaptırılması, akabinde takibin durdurulması adına yatırılması gereken teminat hakkında ara karar kurulmasının talep ediliğini, müvekkilinin ileride telafisi imkansız maddi ve manevi zararlara uğrayacağı muhtemel olduğunu dosya kapsamında yapılacak yargılama neticesi verilecek mahkeme kararının kesinleşmesine kadar, her türlü icra takiplerinin ve satış işlemlerinin durdurulması amacıyla teminatsız olarak ihtiyati tedbir kararı verilmesine, icra takibinin huzurdaki dava sonuçlanana kadar durdurulmasına, mahkeme aksi kanaatte olunması halinde davalının yapmış olduğu icra takibinde talep etmiş olduğu faizin imzasız ve hukuki geçerliliği olmayan hissedarlar sözleşmesi isimli belgeye dahi aykırı olduğunu bilirkişi marifeti ile faiz hesaplamasının imzasız belgede yer alan 7.4 ve 10.2 maddelerine göre yaptırılması, gereken teminat hakkında ara karar kurulması ve müvekkil tarafından dosyaya depo edilecek %115 tutarında teminat doğrultusunda haksız ve hukuka aykırı takibin durdurulmasına, davalı ile müvekkili arasında mevcut ve geçerli bir borcun ve hukuki ilişkinin bulunmadığının tespitine, müvekkilinin İstanbul 4. İcra Müdürlüğünün ... E. Sayılı dosyası üzerinden borçlu olmadığının tespitine, takibin durdurulması ve iptaline, davalı takibinde haksız ve kötü niyetli olduğundan %40'dan az olmamak üzere haksız takip mahkumiyetine, davalının haksız ve kötü niyetli olduğundan, %40'dan az olmamak üzere haksız takip karşı ülkemizde bulunan tüm mal varlıkları ve banka hesapları üzerine ihtiyati tedbir konulmasına, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalıya yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; dava dilekçesinin davalıya usulüne uygun tebliğ edilmediğini, menfi tespit davasının kısmi dava olarak açılamayacağını, mahkemece takip tutarı üzerinden harcın tamamlatılması gerektiğini, aksi halde müteakip işlemlerin yapılamayacağını, uyuşmazlıkta asliye ticaret mahkemelerinin görevli olduğunu, arabuluculuk dava şartı yerine getirilmediğinden davanın bu sebeple reddi gerektiğini, alacağın zamanaşımına uğramadığını, takip dayanağı hissedarlar sözleşmesinin aslı İngilizce olup, tarafların imzası bulunduğunu, davacının mahkeme içi ikrarı nedeniyle hissedarlar sözleşmesini inkar etmesinin mümkün olmadığını, davacının tedbir talebine dair teminat oranının İİK 72/3 maddesi uyarınca takip konusu alacağın en az yüzden onbeşi olarak belirlenmesine karar verilmesi gerektiğini, davacının HMK 188 maddesi uyarınca mahkeme içi ikrarı, TBK 147, 154 ve çelişkili davranış yasağı ilkesi ile menfi tespit davasının zamanaşımı sebebiyle açılmasının hukuken mümkün olmaması gözetilerek davacının zamanaşımı itirazının reddine, davanın, davacının kabul edip HMK 188 uyarınca ikrar ettiği, ve aynı maddenin birinci fıkrası uyarınca ikrar edilen hususların ispat edilmesi gerekmeyeceğinden, ayrıca davacı ile davalı arasında hissedarlar sözleşmesi gereği hukuki bir ilişki mevcut olduğundan ispat külfetinin davacı alacaklı da olduğu, bu itibarla borcun davalıya ödendiğine dair herhangi bir ödeme belgesi sunulmadığı ve ödeme olgusunun ispat edilemediği de gözetilerek davanın esastan reddine karar verilmesi gerektiğini, ileri sürerek, davalı alacaklı yararına asıl alacağın yüzde 40 oranında tazminata hükmedilmesini, yargılama giderlerinin HMK 323 uyarınca davacıya tahmilini talep ve beyan etmiştir. İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ: İlk Derece Mahkemesi 28/01/2025 tarih ve 2024/425 Esas - 2025/56 Karar sayılı kararında; "Taraflar arasındaki uyuşmazlık; icra takibinden sonra açılan kısmi menfi tespit davasıdır.Dosyanın yapılan incelemesine göre, davanın 08/09/2022 tarihinde Asliye Hukuk Mahkemesinde açıldığı, 09/11/2023 tarihinde Asliye Hukuk Mahkemesi tarafından Asliye Ticaret Mahkemesinin görevli olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı verildiği, dosyanın 11/07/2024 tarihinde görevli mahkemeye gönderilmesine karar verildiği ve 12/07/2024 tarihinde davanın açıldığı, davacının 31/07/2024 tarihinde arabulucuya başvurduğu, arabuluculuk son tutanağının 22/08/2024 tarihinde düzenlendiği anlaşılmıştır. Dava şartları, 6100 sayılı HMK.nun 115/1 maddesinde dava şartlarının mevcut olup olmadığı hususunun yargılamanın her aşamasında mahkemece kendiğilinden araştırılması gerektiği belirtilmiş, anılan kanunun 114. maddesinin 1. fıkrasında dava şartları sayılmış, aynı yasa maddesinin 2. fıkrasında ise diğer kanunlarda yer alan dava şartlarına ilişkin hükümlerin saklı olduğu belirtilmiştir.6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 5/A maddesi ile getirilen düzenlemede, konusu bir miktar paranın ödenmesi olan alacak, tazminat, itirazın iptali, menfi tespit ve istirdat davalarında, dava açılmadan önce arabulucuya başvurulmuş olması dava şartı olarak kabul edilmiştir.6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu'nun 18/A maddesine göre, ilgili kanunlarda arabulucuya başvurulmuş olmasının dava şartı olarak kabul edilmiş olması durumunda, davacının arabuluculuk faaliyeti sonunda anlaşmaya varılmadığına ilişkin son tutanağın aslını veya arabulucu tarafından onaylanmış bir örneğini dava dilekçesine eklemek zorunda olduğu, bu zorunluluğa uyulmaması halinde, mahkemece davacıya son tutanağın bir haftalık kesin süre içinde mahkemeye sunması aksi takdirde davanın usulden reddedileceği ihtarını içeren davetiyenin gönderilmesi gerektiği düzenlenmiştir. Yine mahkemece gönderilen ihtarın gereği yerine getirilmez ise dava dilekçesi karşı tarafa tebliğe çıkarılmaksızın mahkemece davanın usulden reddine karar verilmesi, ayrıca arabulucuya başvurulmadan dava açıldığının anlaşılması halinde herhangi bir işlem yapılmaksızın davanın, dava şartı yokluğu sebebiyle usulden reddine karar verilmesi gerektiği hüküm altına alınmış olmakla buna göre davanın usulden reddine karar verilmiştir. (Aynı yönde Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 27/09/2022 Tarih, 2022/4240 Esas, 2022/6367 Karar, Yargıtay 17. Hukuk Dairesinin 04/02/2021 Tarih, 2020/3187 Esas, 2021/762 Karar)."gerekçesi ile, ''1-Davanın arabuluculuk dava şartı yokluğundan usulden REDDİNE,'' karar verilmiş ve karara karşı davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı vekili katılma yolu ile istinaf dilekçesinde özetle; 6100 sayılı HMK'nın sistematiği uyarınca, mahkemenin görevsizlik kararı vermesi halinde aynı davaya görevli mahkemede devam edilmesi durumunda, yeni bir dava açılmış sayılmayacağını, bu durumun, yargılamanın tekliği ve devamlılığı ilkesi gereği olduğunu, İlk Derece Mahkemesince dava, arabuluculuk dava şartının yerine getirilmemiş olması gerekçesiyle usulden reddedilmiş ise de; dava 08.09.2022 tarihinde İstanbul 33. Asliye Hukuk Mahkemesi nezdinde açılmış olup, bu mahkemece 2023/341 K. sayılı kararla verilen görevsizlik kararı üzerine dosyanın, görevli mahkeme olan İstanbul 15. Asliye Ticaret Mahkemesi’ne gönderildiğini, dava görevli mahkemeye tevdi edilerek yargılamaya devam edilmiş olduğundan, bu davanın yargılamanın tekliği ve devamlılığı ilkesi uyarınca yeni bir dava olarak değerlendirilmesinin mümkün olmadığını, dava tarihinin 08/09/2022 olduğunu, dava tarihinde yürürlükte olmayan bir düzenleme olan arabuluculuk dava şartı gerekçe gösterilerek usulden ret kararı verilmesinin açıkça hukuka aykırı olduğunu, dava tarihi itibariyle 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu kapsamında menfi tespit davaları bakımından arabuluculuğa başvuru zorunluluğu bulunmadığını, arabuluculuğun dava şartı olarak düzenlenmesinin, 05.04.2023 tarihli ve 32154 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 7445 sayılı Kanun’un ilgili maddeleriyle gerçekleştirildiğini, söz konusu düzenlemelerin 01.09.2023 tarihi itibarıyla yürürlüğe girdiğini, bu itibarla, davanın açıldığı tarihte yürürlükte olmayan bir düzenlemeye dayanılarak dava şartı yokluğu sebebiyle davanın usulden reddine karar verilmiş olmasının açıkça hukuka aykırı olduğunu, kaldı ki, kanun hükmü uyarınca arabuluculuk şartı dava tarihinde mevcut olmamasına rağmen, müvekkili aleyhine herhangi bir hak kaybı yaşanmaması adına ihtiyaten arabuluculuk sürecine başvurulduğunu ve sürecin usulüne uygun şekilde tamamlandığını, menfi tespit davasının kısmi dava şeklinde açılmasının hukuka uygun olduğunu, görevsiz mahkemece ayrıca vekalet ücreti takdir edilmemesinin usul ve yasaya uygun olduğunu,İleri sürerek; yukarıda izah edilen sebepler ve mahkemece dikkate alınacak sair gerekçelerle; ilk derece mahkemesince verilen kararın, davanın açıldığı tarihte arabuluculuk dava şartı bulunmamasına rağmen usulden ret yönünden tesis edilmesi hukuka ve usule aykırı olup kaldırılmasına, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir. Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; ilk derece mahkemesince, takipte kesinleşen tutar üzerinden menfi tespit davasının kısmi olarak açılamayacağına dair Hukuk Genel Kurulu 2017/687 E. , 2019/1053 K., 11. Hukuk Dairesi 2020/2827 E. , 2021/1012 K., 11. Hukuk Dairesi 2020/3975 E. , 2021/3580 K., 19. Hukuk Dairesi 2014/17088 E. , 2015/58 K.,19. Hukuk Dairesi 2016/19417 E. , 2018/4868 K., 19. Hukuk Dairesi 2017/1440 E. , 2019/2507 K.,(Kapatılan)19. Hukuk Dairesi 2018/1812 E. , 2020/1010 K. Sayılı içtihatları dikkate alındığında; menfi tespit davası kısmi dava olarak açılamayacağından, icra takibindeki kesinleşen takip miktarı üzerinden 492 sayılı Harçlar Kanunu 30. Maddesi uyarınca davacı tarafa harcı tamamlaması için kesin süre verilmesi, 492 sayılı Harçlar Kanunu uyarınca öncelikle müteakip işlemlerin harcın ikmalinden sonra yerine getirilmesi, harç ödenmeksizin müteakip işlemlerin yapılmamasına karar verilmesi gerekirken, harç ikmal edilmeksizin yazılı şekilde karar verilmiş olmasının usul ve yasaya aykırı olduğunu, Ayrıca; somut davanın İstanbul 33.Asliye Hukuk Mahkemesinin 2022/503Esas sayılı dosyasından açıldığını ve aynı mahkemece; Davanın görev nedeniyle usulden reddine, mahkememizin görevsizliğine, kararın kesinleştiği tarihten itibaren 2 hafta içinde Mahkememize başvurulduğu takdirde dava dosyasının görevli İstanbul Asliye Ticaret Mahkemesine gönderilmesine, karar verildiğini, kararın (2) nolu bendinde; HMK 20.maddesi gereğince, kararın kesinleşmesinden itibaren 2 haftalık süre içerisinde dosyanın görevli mahkemeye gönderilmesi için taraflarca başvurulması halinde HMK 331/2.maddesi gereğince yargılama giderlerinin ve HMK 323/1-ğ maddesi gereğince yargılama giderlerinden sayılan vekalet ücretinin görevli mahkeme tarafından hüküm altına alınmasına, belirtilen sürede başvuru yapılmaması halinde yargılama giderlerinin ve vekalet ücretinin Mahkememizce hüküm altına alınmasına,karar verildiğini, İstinaf başvurusuna konu edilen İstanbul 15.Asliye Ticaret Mahkemesinin 2024/425 Esas sayılı dosyasından verilen kararın da; İstanbul 33.Asliye Hukuk Mahkemesinin 2022/503 Esas sayılı dosyasından açıldığını ve aynı mahkemece; Davanın görev nedeniyle usulden reddine, mahkememizin görevsizliğine dair karar verilmiş olmasına rağmen; 6100 Sayılı HMK.nun 331/2.maddesi "Görevsizlik, yetkisizlik veya gönderme kararından sonra davaya bir başka mahkemede devam edilmesi hâlinde, yargılama giderlerine o mahkeme hükmeder. Görevsizlik, yetkisizlik veya gönderme kararından sonra davaya bir başka mahkemede devam edilmemiş ise talep üzerine davanın açıldığı mahkeme dosya üzerinden bu durumu tespit ile davacıyı yargılama giderlerini ödemeye mahkûm eder." hükmünü ihtiva etmekte olduğunu, Nihai kararı veren mahkemece davalı vekili lehine görevsizlik kararı gereğince ayrıca vekalet ücreti takdiri gerekirken; bu konuda herhangi bir karar ittihazı cihetine gidilmemesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu, Yargıtay 3. Hukuk Dairesi 2015/3911 E. , 2015/15180 K. sayılı ilamı),İleri sürerek açıklanan istinaf sebepleriyle sınırlı olarak, ilk derece mahkemesinin harç eksikliği ve ayrıca hüküm altına alınması gereken görevsizlik vekalet ücretine ilişkin olarak usul ve yasaya aykırı kararının bozularak ortadan kaldırılmasına, karar verilmesini talep etmiştir. İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ: HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır. Dava; davacı aleyhine hissedarlar sözleşmesine dayalı olarak başlatılan İstanbul 4. İcra Müdürlüğünün ... esas ayılı dosyasından ötürü davacının davalıya borçlu olmadığının tespiti istemine ilişkin olup, mahkemece davanın arabuluculuk dava şartı yokluğundan usulden reddine karar verilmiş, karara karşı davacı vekili ile davalı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur. Davacı tarafından ileri sürülen istinaf sebebi; davanın görevsiz mahkemede açıldığı tarih itibariyle menfi tespit davalarını arabuluculuğa tabi kılan düzenleme yürülükte olmadığından, mahkemece verilen kararın hatalı olduğu yönündedir. Davalı tarafından ileri sürülen istinaf sebepleri; menfi tespit davası kısmi dava olarak açılamayacağından, mahkemece harç tamamlatılmaksızın karar verilemeyeceği, dosyanın mahkemeye görevsizlik kararı üzerine tevzii edildiği, mahkemenin İstanbul 33.Asliye Hukuk Mahkemesinin 2022/503 esas sayılı dosyasında verilen görevsizlik kararı bakımından ayrıca vekalet ücretine hükmetmesi gerektiği yönündedir. Somut olayda; davacı tarafından menfi tespit davasının 08/09/2022 tarihinde İstanbul 33 Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2022/503 esas sayılı dosyası nezinde ikame edilmiş olduğu, bu mahkeme tarafından verilen 2023/341 karar sayılı ve 09/11/2023 tarihli karar ile, uyuşmazlığı çözme görevinin asliye ticaret mahkemelerine ait olduğundan bahisle göreve ilişkin dava şartı yokluğundan davanın usulden reddedildiği, görevsizlik kararının 12/07/2024 tarihinde kesinleşmesi ve taraf vekillerinin süresinde talepte bulunmaları üzerine dosyanın görevli asliye ticaret mahkemesine gönderildiği ve yukarıdaki esası aldığı anlaşılmıştır. İlk derece mahkemesi tarafından dava tarihi, dosyanın görevsiz mahkemece ticaret mahkemesine tevzii tarihi olarak kabul edilmiş ise de, görevli mahkemede görülen dava görevsiz mahkemede açılan davanın devamı niteliğinde olup, dava tarihi 08/09/2022'dir. Her davanın açıldığı tarihteki koşullara tabi olduğu, dava tarihi itibariyle yürürlükte bulunan 6102 sayılı TTK'nun 5/A-1. maddesinin; "(1) Bu Kanunun 4 üncü maddesinde ve diğer kanunlarda belirtilen ticari davalardan, konusu bir miktar paranın ödenmesi olan alacak ve tazminat talepleri hakkında dava açılmadan önce arabulucuya başvurulmuş olması dava şartıdır."(1) Bu Kanunun 4 üncü maddesinde ve diğer kanunlarda belirtilen ticari davalardan, konusu bir miktar paranın ödenmesi olan alacak ve tazminat talepleri hakkında dava açılmadan önce arabulucuya başvurulmuş olması dava şartıdır." hükmünü amir olduğu; anılan hükmün 28/03/2023 tarihli ve 7445 sayılı kanunun 31 maddesi ile değiştirilerek menfi tespit ve istirdat davaları bakımından da dava açılmadan önce arabulucuya başvurulmuş olmasının dava şartı haline geldiği, 7445 sayılı Kanunun Geçici 1.maddesine göre; 6102 sayılı Kanunun 5/A maddesinin birinci fıkrasına eklenen menfi tespit ve istirdat davaları hakkındaki hükmün, 01/09/2023 tarihi ve sonrasında açılacak davalar hakkında uygulanacağının düzenlendiği, buna göre eldeki menfi tespit davasında 08/02/2022 tarihi itibariyle menfi tespit davaları bakımından, dava açılmadan önce arabulucuya başvurulmuş olmasının dava şartı olmadığı, nitekim 7445 Sayılı Kanun'un 31 maddesi ile getirilen yasal düzenlemeden önce; Yargıtay 19.Hukuk Dairesi' nin 13/02/2020 tarihli ve 2020/85 esas, 2020/454 karar sayılı, bölge adliye mahkemelerinin kesin niteliteki kararları arasındaki uyuşmazlığın giderilmesine yönelik ilamında da; ticari nitelikteki menfi tespit davalarında dava açılmadan önce arabuluculuğa gidilmesinin zorunlu olmadığı ve arabulucuya gidilmiş olmasının bir dava şartı olmadığı belirtilerek uyuşmazlığın bu şekilde giderilmesine karar verildiği anlaşılmıştır. Buna göre mahkemece, dava tarihi olan 08/09/2022 tarihi itibariyle menfi tespit davaları açılmadan önce arabulucuya başvurulmasının dava şartı olmadığı, dava tarihinden sonra yürürlüğe giren usul hükmünün geriye de yürütülemeyeceği nazara alınarak yargılamaya devam edilmesi gerekirken, yazılı gerekçe ile davanın usulden reddine karar verilmesi yerinde olmamış, davacı vekilinin bu yöndeki istinaf sebebi yerinde bulunmuştur. Dairemizce yukarıda yapılan tespitler karşısında, davalı yanın istinaf sebeplerinin bu aşamada değerlendirimesine yer olmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Sonuç itibariyle; davacının istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının 6100 Sayılı HMK'nun 353/1-a4 maddesi uyarınca kaldırılmasına, davalının istinaf sebeplerinin değerlendirilmesine yer olmadığına, dosyanın mahkemesine iadesine karar vermek gerekmiştir. HÜKÜM : Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davacının istinaf başvurusunun KABULÜ ile; İstanbul 15. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 28/01/2025 tarih ve 2024/425 Esas ve 2025/56 Karar sayılı kararının HMK'nın 353/1-a4 maddesi uyarınca KALDIRILMASINA, dosyanın mahkemesine İADESİNE,2-Davalının istinaf sebeplerinin bu aşamada değerlendirilmesine yer olmadığına,3-Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden davalı tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harcının hazineye gelir kaydına, 4-İstinaf talep eden davalı tarafından yatırılan istinaf karar harcının talep halinde davalıya iadesine, 5-İstinaf başvurusu için yapılan yargılama giderlerinin esas hükümle birlikte ilk derece mahkemesince yargılama giderleri içinde değerlendirilmesine, 6-Artan gider avansı olması halinde yatıran tarafa iadesine, 7-Kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğe gönderilmesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda 25/09/2025 tarihinde HMK'nın 362/1-g maddesi gereğince kesin olarak oy birliği ile karar verildi.

Atıf: Bölge Adliye Mahkemesi undefined, E. 2017/687, K. 2023/341, T. 01.09.2023, www.arakarar.com/karar/bam-karar-2017-687-e-2023-341-k-9634519c952a