Bölge Adliye Mahkemesi ·

Bölge Adliye Mahkemesi 2016/762 E. 2017/977 K.

Mahkeme
Bölge Adliye Mahkemesi
Esas No
2016/762
Karar No
2017/977
Karar Tarihi

T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 43. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO: 2021/814 KARAR NO: 2024/834 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ: BAKIRKÖY 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ: 26/01/2021 NUMARASI: 2017/1192 Esas - 2021/76 Karar DAVA: Tazminat (Haksız Rekabetten Kaynaklanan) İSTİNAF KARAR TARİHİ: 24/05/2024 Taraflar arasında görülen dava neticesinde ilk derece mahkemesince verilen hükmün davacı vekilince istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü; TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davalı ...'un davacı müvekkili şirket işyerinde 24.09.2014-03.07.2017 tarihleri arasında pazarlama alanında yönetici sıfatıyla çalışmış olduğunu, davalı ...'un ise, davacı müvekkili şirket işyerinde 22.10.2014-19.09.2017 tarihleri arasında ... Planlama Uzmanı ve Marka Yöneticisi sıfatıyla çalışmış olduğunu, davalı ...'un, iş akdinin sonlanmasından sonra, İstanbul Ticaret Odasında, eşi ... üzerine kayıtlı diğer davalı şirket adı altında faaliyet göstererek, davacı müvekkili şirkette çalışırken öğrendiği ticari sırlar ve müşteri portföyünü kullanarak, davacı müvekkili şirket ile haksız rekabette bulunmaya başlamış olduğunu, davalı ...'un ise, iş akdinin sonlanmasından sonra, ağabeyi ...’ın yanında, ... ile aynı şekilde haksız rekabet eylemlerinde bulunmaya başlamış olduğunu, davalı ... ve ...'ın, davacı müvekkili şirketin, ticari varlığını devam ettirmesi için hayati öneme sahip müşteri portföyü, müşterilerin adları-soyadları, meslekleri, adresleri, telefon ve faks numaraları, işyeri ile yaptıkları alışverişin cins ve miktarı ile bunların zamansal ve parasal boyutları, teklif, hesap, kar gibi kritik iş ürünü bilgilerine nüfus etmiş olduklarını, bu bilgilere vakıf olan davalı ...'ın, daha sonra müvekkili şirketten ayrılarak, eşi üzerine kurulu davalı şirket adı altında faaliyet göstermeye başlayarak, haksız rekabette bulunmaya başlamış olduğunu, davalılardan ... ve ...'ın, daha önce çalıştığı davacı müvekkili şirketin müşteri çevresini en ince ayrıntısına kadar bilmesi sayesinde, davacı müvekkili şirketteki müşterileri, yeni kurduğu şirkete taşımış olduklarını, davacı müvekkilinin, hizmet sektöründe faaliyet gösteren bir işletmeye sahip tüzel kişilik olduğunu, iştigal konusu itibariyle ürettiği hizmetlerin üretim süreci, satış organizasyonu, müşteri listeleri, fiyat bilgileri gibi iş ürünleri unsurlarının, saklanması gereken ticari sır niteliğinde olduğunu, özellikle davalılardan ...’ın işten ayrıldığı tarihte, davacı müvekkili şirketteki müşterilerin bilgisine ve bu müşterilerle olan kar oranlarına hakim durumda olduğu dikkate alındığında, davalıların birlikte, davacı müvekkili şirketin müşterilerine, dürüstlük kuralına aykırı açıklamalar yoluyla ayartıp, daha az kar ile aynı hizmeti sunacağı şeklinde vaatler sunarak, ilişki içine girmiş olduklarını, bu sayede davalılardan ... ve ...'ın, davacı müvekkili şirketten ayrılmadan önce edindiği değer taşıyan iş ürünleriyle ilgili bilgileri, müvekkilinin aleyhine ve kendisinin lehine olarak kullanmış ve rekabette öne geçmeye çalışmış olduklarını, davalıların organize eylemleri sonrasında davalılardan ...'ın, davacı müvekkili şirketin ticari sırlarını ve müşteri portföyünü ele geçirmek için davacı şirkette işe başlamış olduğunu, bu şirkete daha sonra kardeşi ...’ın alınmasını sağlamış olduğunu, gerekli sırları öğrendikten sonra, 2009 yılında kurulmuş olan ve faaliyette bulunmayan davalı şirketi, eşi ... üzerine devir ettirerek, davacı müvekkilinin müşterilerine giderek haksız rekabette bulunmuş olduğunu, davalıların eylemlerinin en somut örneğinin, davalı şirket ile ... A.Ş. arasında kurulan ilişki olduğunu, ... Yatırım A.Ş.'nin, davacı müvekkili şirketin müşterisi iken, bu müşteri ile davalılardan ... ve ...'ın ilgilenmiş olduğunu, müşteriye davacı müvekkili şirkette hizmet vermiş olduklarını, bu müşterinin, ... işten ayrıldıktan sonra, davacı müvekkili şirket ile çalışmayı bırakmış olduğunu ve davalı şirket ile çalışmaya başlamış olduğunu, davalıların, ekonomik faaliyetini kendi oluşturduğu iş ve çalışma ürünleri temeli üzerine değil, davacı müvekkilinin emek vererek elde ettiği iş ve çalışma ürünleri üzerine inşa etmiş olduklarını, davacı müvekkilinin emeğinden, iş, sonuç ve deneyimlerinden haklı olmadan yararlanan davalıların haksız rekabet eylemi neticesinde, davacı müvekkilinin elde edeceği kar oranının düşmüş olduğunu beyanla; davalıların birlikte hareket ederek davacı müvekkili ile haksız rekabette bulunduklarının tespiti ile, davalıların haksız rekabeti nedeniyle davacı müvekkili şirketin yoksun kaldığı kazanç olarak şimdilik 5.000,00 TL belirsiz alacağın (maddi tazminatın) davalılardan birlikte tahsili ile davacıya ödenmesine, alacağa dava tarihinden itibaren avans işlemlerinde uygulanan faiz oranının uygulanmasına, her türlü yargılama gideri ile avukatlık ücretinin davalılara yüklenmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. CEVAP: Davalılar vekili cevap dilekçesinde özetle; müvekkili ...'ın, davacı şirkette 2014 - 2017 yılları arasında "... Koordinatörü" olarak çalışmış olduğunu, davacının iddiasının aksine müvekkili ...'ın, pazarlama alanında yönetici sıfatıyla çalışmamış olduğunu, o dönemde davacı şirketin pazarlama bölümü olarak faaliyet gösteren bir birimi de bulunmadığını, diğer müvekkili ...'ın ise, yine 2014 - 2017 yılları arasında, davacı şirkette "... Planlama Uzmanı ve Marka Yöneticisi" olarak çalışmış olduğunu, müvekkilleri ... ve ...'ın, davacı şirkette 2014 yılında işe başlamadan önce de bu sektörde (medya, reklam) çalışan, belirli bir deneyime ve birikime sahip kişiler olduğunu, davacının, müvekkilleri ile çalışma tercihinin nedeninin de bu birikim ve tecrübelerinden yararlanmak olduğunu, müvekkilleri ... ve ...'ın, davacı şirket bünyesinde çalıştıkları 3 yıllık süreçte, yüksek meblağlı ve önemli projelerde yer almış olduklarını, bu süreç içerisinde davacının üstün menfaatlerini ön planda tutan müvekkillerinin, kendi çevrelerindeki kişileri ve şirketleri de davacıya yönlendirerek birlikte çalışmalarını sağlamış olduklarını, davacı ile müvekkili ... arasındaki anlaşma gereği, müvekkili tarafından getirilen müşterilerden müvekkiline kâr payları ödenmiş olduğunu, ancak ilerleyen süreçte davacı şirketin, müvekkili ... ile yaptıkları bu kâr payı ödenmesi yönündeki anlaşmaya aykırı davranmış olduğunu ve Temmuz-2017'de müvekkilinin iş akdine son vermiş olduğunu, bunun üzerine müvekkili ...'ın işçilik alacaklarının bir kısmı (kıdem, ihbar vs) kendisine ödenmiş olduğunu, bakiye kâr payı alacağının bir kısmı ise bilahare davacının talebi ile ... Tic. Ltd. Şti.'nin kestiği faturalar karşılığında ödenmiş olduğunu, davacının, ... şirketi ile müvekkilleri arasındaki ilişkiyi bildiği için müvekkili ...'ın kâr payı ödemesinin bir kısmını ... şirketinin kestiği fatura karşılığında ödemek istemiş olduğunu, davacı şirketin, iş akdinin feshedildiği ve ödemelerin yapıldığı dönemde hiçbir şekilde haksız rekabet iddiasına ya da gerekçesine dayanmamış olduğunu, davacı şirketin, diğer müvekkili ...'ın iş akdine ise rahatsızlığı nedeniyle sık sık rapor aldığı ve işlerin aksatıldığı iddiasına dayanarak son vermiş olduğunu, burada da, davacı tarafın fesih gerekçesi olarak haksız rekabet iddiasına dayanmamış olduğunu, müvekkili ... Tic. Ltd. Şti.'nin, 2009 yılında kurulan ve o tarihten beri faaliyetlerine devam eden bir şirket olduğunu, davacı şirket ile de hiçbir şekilde haksız rekabete girmemiş olduğunu, 2013 yılında unvan değişikliğine giden ve halen faaliyetlerine devam eden bir şirket olduğunu, müvekkili ...'ın, davacı şirkette çalışmaya başlamadan önce ... şirketinde ortak olarak 1 yıl görev yapmış ve sonrasında davacı şirket bünyesinde çalışmaya başlamış olduğunu, davacının, müvekkili ...'ı işe almadan önce ... şirketindeki bu ortaklık durumunu bilerek çalışmaya başlamış olduğunu, müvekkili ...'ın, davacı ile iş akdi devam ederken ... şirketindeki hisselerini 18.07.2017 tarihinde dava dışı ...'a devretmiş olduğunu, ... şirketini davacı şirkete yönlendirenin müvekkili ... olduğunu, davacı tarafından müvekkili ...' ın iş akdine son verildiğini öğrenen ... A.Ş.'nin kendilerinin (davacı) ... ile çalışmalarının sebebinin müvekkili olduğunu belirterek, bu defa müvekkili ile birlikte çalışma teklifinde bulunmuş olduğunu, ... ile birlikte çalışma teklifinin müvekkilinden değil, müşteriden gelmiş olduğunu, müvekkilinin hiçbir şekilde, davacının müşterilerine giderek ayartma, düşük fiyat teklif etme, davacıyı kötüleme vs. gibi dürüstlük kuralına ve ticari ahlaka aykırı davranışlarda bulunmamış olduğunu, müvekkili şirket ile davacının, aynı sektörde faaliyet gösteren şirketler olduğunu, aralarında yasal ve meşru sınırlar içerisinde bir rekabet olmasının normal olduğunu beyanla; davanın reddine, yargılama giderleri ve avukatlık ücretinin davacı üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI: İstinaf incelemesine konu kararı veren ilk derece Mahkemesince eldeki dava hakkında yapılan yargılama sonunda, "...Mahkememizde açılan dava, davacı şirket eski çalışanı gerçek kişi davalıların ve davacı şirketten ayrıldıktan sonra çalışmaya başladıkları davalı limited şirketin haksız rekabet bulunduklarının tespiti ile davacı tarafın bu sebeple uğramış olduğu zararın tazminine ilişkindir. Davacı taraf, aynı davada hem eski çalışanlarının hem de aynı iş kolunda faaliyet gösteren davalı limited şirketin TTK hükümleri kapsamında haksız rekabette bulunduklarının tespitini talep etmekte ise de, gerçek kişi davalılar yönünden TTK hükümleri kapsamında haksız rekabet sebebiyet verilemeyeceği, davalı gerçek kişilerinin iş bu davada husumetlerinin bulunmayacağı kanaati ile davalılar ... ve ... yönünden açılan davanın pasif husumet ehliyeti yokluğu nedeni ile reddine karar vermek gerektiği kanaatine varılmıştır. Davalı limited şirket yönünden ise, davalının TTK'nun 55. maddesinde örnekleme yolu ile belirtilen rakipler arasında veya tedarik edenlerle müşteriler arasındaki ilişkileri etkileyen aldatıcı veya dürüstlük kurallarına aykırı davranışın davacı tarafından ispat edilmesi gerektiği, her ne kadar davacı şirketin eski çalışanlarının davalı şirkette çalışması nedeni ile bir kısım müşterilerin davalı şirket ile çalışmaya başladığını beyan etmiş ve defter ve belgeler de yer alan kayıtlardan anlaşıldığı üzere ortak müşteriler olduğu tespit edilmiş ise de, davalı şirket çalışanlarının müşteri portföyünün veya öncesinde tanıdıkları müşterilerin yeni çalıştıkları şirkette de çalışmaya devam etmesi serbest piyasa ekonomisinin bir gereğidir. Davacı taraf, tanık beyanları dışından davalı limited şirketin müşterileri arasındaki ilişkileri etkileyen aldatıcı veya dürüstlük kurallarına aykırı davranış ispat edilebilmiş değildir. Açıklanan bu nedenlerle davalı ... Tic. Ltd. Şti. yönünden açılan davanın reddine davanın taleple bağlılık ilkesi gereği bu defa yapılan hesaplamada (100.000,00 TL x %1,5) 1.500,00 TL kar kaybına yol açtıklarını, davalı tanığı ... tarafından verilen ifadede dikkate alındığında; haksız rekabet konusu firmaların davalıların şahsi münasebetlerinin bulunduğu firmalar olduklarını, sadece davalılar ile olan şahsi münasebetleri nedeniyle davacıyla iş yaptıklarının anlaşıldığını, bu durumda bir müşteri aktarımı söz konusu olmayacağından haksız rekabet durumunun da oluşmayacağını, ancak sadece bir tanığın soyut beyanları dışında bu iddiayı destekleyen herhangi bir deleli rastlanmadığını, dolayısıyla bir tanığın soyut beyanlarının yeterli olup olamayacağı hususunun mahkemeye ait olduğunu bildirmişlerdir." karar verilmiştir.Bu karara karşı davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davalılar birlikte hareket ederek, davacı müvekkil şirket bünyesinde çalışırken edindikleri bilgileri müvekkil aleyhine, kendi lehlerine kullanarak rekabette öne geçmeye çalıştığını, davaya konu olayların sırası, dosyaya sunulan tüm deliller ve tanık beyanları gösterdiğini, davalılar davacı müvekkil şirketin ticari sırlarını ve müşteri portföyünü ele geçirmek için davacı şirkette işe başlattığını, sonrasında davalı şirkette yeniden çalışmaya başladığını, davalı ... Ltd.Şti. 2009 yılında- davalılardan ... adına kuruşmuş daha sonra ... üzerine devredildiğini- kurulduğunu, davalı ... ve ..., ...'un eşinin üzerine kayıtlı davalı şirket bünyesinde çalışmaya başladıktan sonra davacı müvekkil şirket bünyesinde çalışırken edindikleri bilgileri de müvekkil aleyhine, kendi lehlerine kullanarak faaliyet göstermeye başladığını ve rekabette müvekkil şirketle yarışır hale geldiğini, davacı müvekkil şirket davalıların haksız rekabet eylemi gerçekleştirdiklerini davalıların iş sözleşmesi feshedildikten sonra tespit ettiğini, davalı vekili savunmasındaki bir ifadesinde "müvekkil ... davacı şirkettte çalışmaya başlamadan önce ... Şirketi'nde ortak olarak bir yıl görev yapmıştır..." beyanında bulunduğunu, davalılar ile davalı şirket arasındaki organik ilişki, davalıların müvekkil şirkette çalıştıkları konum -Pazarlama Departmanı, bir işletmenin ürettiği ve kitlesiyle buluşturduğu ürünlerin (hizmet, ürün vb.) tanıtımının sağlanmasını, satışının artırılmasını, sektörde rakiplerle rekabet edebilmesi gibi konularla ilgilendiğini, davalı vekilinin beyanı, tanık beyanları, müvekkil şirketin uğradığı bilirkişi raporları ile de tespit edimiş olan faaliyet zararları, davalıların yaptığı whatsapp ve skype görüşme kayıtları, yazışmalardan da anlaşılacağı üzere davalılar haksız rekabet eylemlerine iştirak ederek davacı müvekkil şirketi zarara uğratmayı amaçladığını, Türk Ticaret Kanunu'nda öngörülen haksız rekabet eylemlerine uyan davranışları ve sair tüm deliller iddiamızın ispatı niteliğinde olduğunu, davalıların müvekkil şirketle çalışmaya başlamadan önce de müşteri portföyüne ve rekabet edebilecek mesleki bilgiye sahip oldukları iddiası hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, davalıların organik ilişkiler içerisinde bulunduğunu, aynı sektörde hizmet veren ancak faaliyette bulunmayan bir ... Tic. Ltd. ŞTİ varken, kendi iddiaların doğrultusunda sektörde zaten müşteri çevreleri ve yeterli bilgi-tecrübeleri olan davalı ... ve ...'un müvekkil şirkette çalışmaya başlayıp "tüm gayretleri ve iyi niyetleri ile" müvekkil şirkete müşteri bağlama özverileri anlaşılabilir olmadığı gibi mantıklı ve olağan akışa uygun olmadığı açıkça ortada olduğunu, Sahibi/ortağı olduklarını, uzmanı oldukları aynı sektörde hizmet veren bir şirketleri varken, müvekkil şirkette maaşlı olarak çalışmaktaki motivasyonlarını anlamak mümkün olmadığını, davalılar müvekkil şirket aleyhine söylemlerle müşterileri kendi şirketleriyle çalışmaya yönlendirdiğini, davalılar ile davalı şirket arasındaki organik ilişki, davalıların müvekkil şirkette çalıştıkları konum Türk Ticaret Kanunu'nda öngörülen haksız rekabet eylemlerine uyan davranışları ve sair tüm deliller iddialarının ispatı niteliğinde olduğunu, sonuç olarak davacı müvekkilin emeğinden, iş, sonuç ve deneyimlerinden haklı olmadan yararlanan davalıların dürüstlük kuralına aykırı ve haksız rekabete yönelik eylemleri neticesinde müvekkil müşterilerini kaybettiğini, elde edeceği kar oranı düştüğünü, istinaf başvurusunun esastan kabulü ile mahkeme kararının bozularak ortadan kaldırılmasını, haklı davanın kabulüne, yargılama giderleri ve ücreti vekâletin davalı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep ve istinaf etmiştir. GEREKÇE: Dava; TTK 54 ve devamı maddeleri gereği haksız rekabettin tespiti ile haksız rekabetten kaynaklanan davacının yoksun kaldığı kazanç kaybı ( maddi tazminat) istemlerine ilişkindir. İlk derece mahkemesince davalılar ... ve ... yönünden davanın pasif husumet ehliyeti yokluğu nedeniyle, davalı ...Şti. Yönünden ise davanın reddine karar verilmiş, davacılar vekilince istinaf yasa yoluna başvurulmuştur. İstinafa konu uyuşmazlık temelde; davalı tarafa isnat edilen eylemlerin gerçekleştirilip gerçekleştirilmediği, gerçekleştirilmiş ise TTK 54 ve devamı maddelerindeki düzenlemeler gereği haksız rekabet oluşturup oluşturmadığı, haksız rekabet oluşturması halinde davacının bu yüzden uğradığı kazanç kaybı zararı varsa tespiti noktasındadır. Öncelikle vurgulama gerekir ki; taraf sıfatı mahkemece resen gözetilmelidir. Yargıtay HGK'nın 27.11.2013 gün ve 2013/439 Esas ve 2013/1595 Karar sayılı kararında da vurgulandığı üzere; Bir davada taraf olarak gösterilen kişiler, taraf ve dava ehliyetine ve davayı takip yetkisine sahip olsalar bile, bu kişilerden birinin o davada gerçekten davacı veya davalı olmak sıfatı yoksa, dava konusu hakkın esasına ilişkin bir karar verilemez. Dava sıfat yokluğundan (husumetten) reddedilir. Bir sübjektif hakkın sahibinin ve o hakka uymakla yükümlü olan kişinin kimler olduğu (yani bir davada, davacı ve davalı sıfatının kimlere ait olduğu) tamamen maddî hukuka göre belirlenir. Bu nedenle, bir kişinin belli bir davada gerçekten davacı veya davalı sıfatına sahip olup olmadığı hususu, usul hukuku sorunu olmayıp, dava konusu (sübjektif) hakkın özüne ilişkin bir maddi hukuk sorunudur. Sıfatın usul hukuku bakımından önemi (usul hukukunu ilgilendiren yönü) şudur: Bir davanın tarafları (veya taraflardan biri) o davada gerçekten (davacı veya davalı olarak) taraf sıfatına sahip değilse, mahkeme, dava konusu hakkın esası (mevcut olup olmadığı) hakkında inceleme yapıp karar veremez. Mahkeme, davanın sıfat (husumet) yokluğundan reddine karar verir. Bu karar, davanın mesmu olmadığına (dinlenemeyeceğine) ilişkin bir karar olmayıp, gene davanın esasına ilişkin bir karardır (taraf olarak gösterilenlerden birinin taraf sıfatının bulunmadığını tespit eden bir karardır). Mahkemenin sıfat (husumet) yokluğunu kendiliğinden (re'sen) gözetmesi gerekir. Çünkü, sıfat yokluğu, bir def’i değil, davada taraf olarak gözüken kişiler arasında dava konusu hakkın doğumuna engel olan bir itirazdır. Hâkim, kendisine sunulan dava malzemesinden (davalı veya davacının bildirdikleri vakıalardan, yani dava dosyasından) bir itiraz sebebinin varlığını (sıfat yokluğunu) öğrenirse, bunu kendiliğinden (re'sen) gözetir. Taraf sıfatı, usul hukukuna değil, maddî hukuka ilişkin bir sorundur; diğer bütün maddi hukuk sorunlarında olduğu gibi, dava şartı değildir. Taraf sıfatının (davacı bakımından, aktif husumetin; davalı bakımından pasif husumetin) yokluğu, davada taraf olarak gözüken kişiler arasında dava konusu hakkın doğumuna engel olduğu için (def’i değil) bir itirazdır. Diğer bütün itiraz hallerinde olduğu gibi, sıfat yokluğu da, ancak dava dosyasından anlaşılabildiği ölçüde hâkim tarafından kendiliğinden (re'sen) gözetilir (Kuru/Arslan Yılmaz, s. 234- 237). (Emsal Yargıtay 15. H.D. 2016/762 E. 2017/977 K. Sayılı ilamı) Haksız rekabeti düzenleyen 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu (TTK)'nun 54/2 maddesi "Rakipler arasında veya tedarik edenlerle müşteriler arasındaki ilişkileri etkileyen aldatıcı veya dürüstlük kuralına diğer şekillerdeki aykırı davranışlar ile ticari uygulamalar haksız ve hukuka aykırıdır." şeklinde haksız rekabeti tanımlamış, TTK m.55 ise dürüstlük kuralına aykırı davranışlar, ticari uygulamalar başlığı altında haksız rekabet hallerinin başlıcaları sayılmıştır. TTK m.55/1,( b)'da, sözleşmeyi ihlale veya sona erdirmeye yöneltmek: özellikle 1- müşterileri kendisinin bizzat sözleşme yapabilmesi için, onların başkalarıyla yapmış oldukları sözleşmelere aykırı davranmaya yöneltmek, başlıca haksız rekabet hali olarak düzenlenmiştir. Aynı yasanın 56. maddesi ise "Haksız rekabet sebebiyle müşterileri, kredisi, meslekî itibarı, ticari faaliyetleri veya diğer ekonomik menfaatleri zarar gören veya böyle bir tehlikeyle karşılaşabilecek olan kimse; a) Fiilin haksız olup olmadığının tespitini, b) Haksız rekabetin men'ini, c) Haksız rekabetin sonucu olan maddi durumun ortadan kaldırılmasını, haksız rekabet yanlış veya yanıltıcı beyanlarla yapılmışsa bu beyanların düzeltilmesini ve tecavüzün önlenmesi için kaçınılmaz ise, haksız rekabetin işlenmesinde etkili olan araçların ve malların imhasını, d) Kusur varsa zarar ve zıyanın tazminini, e) Türk Borçlar Kanununun 58 inci maddesinde öngörülen şartların bulunması halinde manevi tazminata verilmesini isteyebilir. Hâkim, bu tazminatın ödenmesi yerine, diğer bir giderim biçimi kararlaştırabilir veya bu tazminata ekleyebilir; özellikle saldırıyı kınayan bir karar verebilir ve bu kararın yayımlanmasına hükmedebilir. Davacı lehine ve (d) bendi hükmünce tazminat olarak hâkim, haksız rekabet sonucunda davalının elde etmesi mümkün görülen menfaatin karşılığına da karar verebilir. " düzenlemesini içermektedir. Haksız rekabet varlığı için rekabet ilişkisi, yarar sağlama, kusur ve zarar gerekli olmamakla birlikte tazminat davaları bakımından davalının kusuru aranmaktadır. Diğer dava türleri için ise kusur aranmaz. Yine Tespit, men ve eski hale iade davaları bakımından zararın varlığı dava şartı değildir. Zararın varlığı sadece tazminat davaları bakımından rol oynar (TK 56/1-d). Türk Medeni Kanunu’nun 6. maddesi; “Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür” hükmünü içermektedir. Yine HMK’nın 190/1. maddesine göre ise, ispat yükü, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir. Öte yandan ispat yüküyle ilgili kanunda açık bir hüküm bulunması halinde öncelikle ona bakılmalıdır. Haksız fiillerde ispat yüküyle ilgili özel düzenleme getiren Türk Borçlar Kanunu’nun 50. maddesi gereği zarar gören, zararını ve zarar verenin kusurunu ispat yükü altındadır. TTK'nın 58'nci maddesinde haksız rekabet nedeniyle zarar gören kimsenin maddi tazminat isteyebileceği belirtilmiştir. Kural olarak böyle bir istemin kabul edilebilmesi için haksız rekabeti oluşturan eylemin ve davacının uğradığı zararın kanıtlanması gereklidir. Bu şekildeki tazminat davasında asıl olan, haksız rekabet nedeniyle davacının aktifinde azalma olduğunun iddia ve ispat edilmesidir. Ancak, bu tür zararın ispat edilmesindeki güçlüğü dikkate alan kanun koyucu, TTK'nın 58/e maddesinde eylemin mali bakımından karşılıksız kalmaması bakımından haksız rekabette bulunanın davranışı sonucu elde etmesi mümkün bulunan menfaatin karşılığını da maddi tazminat olarak hükmetme yetkisini hakime vermiştir. Somut olayda; dosyada toplanan deliller ve bilirkişi raporları ile davalı ...'ın davacıya ait işyerinde pazarlama alanında yönetici, davalı ...'ın da dijital medya pazarlama uzmanı olarak çalıştığı, bu davalıların akraba oldukları, 2017 yılında işten ayrıldıkları uyuşmazlık konusu değildir. Yine bu davalılar tarafından davacı şirkete 6098 sayılı TBK 444 ve devamı maddelerince düzenlenmiş rekabet yasağına ilişkin bir sözleşme bulunmadığı anlaşılmaktadır. Davacı tarafça isnat edilen eylemlerde anlatılmak suretiyle TTK 54 vd. Hükümlerince haksız rekabette bulundukları iddia edilen davalı ... ve ... yönünden davada husumetleri bulunmaktadır. Maddi hukuk bakımında bu isnat edilen eylemlerin bu kişilerce gerçekleştirildiğinin ispatı halinde haksız rekabet oluşturması mümkündür. İlk derece mahkemesince bu davalılar yönünden pasif husumet yokluğu nedeniyle davanın reddine karar verilmesi isabetli görülmemiştir. Davacı; kendi işyerinden ayrılan iki davalının işten ayrıldıktan sonra aynı alanda faaliyet gösteren davalı ...nde işe başladığı, kendisine ait ticari sırları kullandıkları, davacının müşterilerine, dürüstlük kuralına aykırı açıklamalar yoluyla ayartıp, daha az kar ile aynı hizmeti sunacağı şeklinde vaatler sunarak, ilişki içine girdikleri, 2009 yılında kurulmuş olan ancak faaliyeti bulunmayan davalı şirketin davalı ...'ın eşi üzerine devir ettirerek davacı ile haksız rekabet ettiklerini, somut örneğinin ise dava dışı ... A.Ş'nin davacının müşterisi iken davalı ... ve ...'ın ilgileniğini, davalıların işten ayrılması ile bu müşterinin davacı ile çalışmayı bırakarak davalı şirketle çalışmaya başladığını, davalıların davacı müşterilerine hukuken ve ahlaken tasnif edilemeyecek türden söylemlerde bulunmak yoluyla davacı müşterilerinin kazanılmaya çalışıldığı, davalılarca bu incitici amacını aşan açıklamaların dürüstlük kurallarına aykırı olması nedeniyle haksız rekabet oluşturduğuna yöneliktir. Davaca taraf mahkemeye sunduğu 29/08/2019 tarihli bilirkişi raporuna karşı itiraz ve beyan dilekçesinin 3. Bendinde "dava dilekçesindeki talebimiz davalıların dava dışı ... Yapı A.Ş den elde ettiği gelirden dolayı kazanç kaybımıza ilişkin olmuştur... Bilirkişi heyeti talebi aşarak ... A.Ş de değerlendirmeye tabi tutmuştur. Bu sebeple taleple bağlı kalınmasını ve zararımızın sadece ... Yapı A.Ş (100.00.-TL) fatura açısından ile sınırlı tutulmasını talep ederiz " şeklinde beyanda bulunmuştur. Davalı şirket ile davacı şirketin aynı alanda faaliyet gösterdikleri ve rakip firmalar olduğu anlaşılmaktadır. Davalı gerçek kişilerin kendileri ya da üçüncü kişi yararına davacıdan edindikleri bilgi ve sırları kullandıkları, davacı müşterilerine davacı hakkında kötüleme yaptıkları, davacı müşterilerini ayartmak için dürüstlük kuralana aykırı davranışta bulundukları kesin veya takdiri deliller ile ortaya konulup ispatlanmış değildir. Bilakis davanın kazanç kaybına dayanak gösterdiği davacıdan ayrılan dava dışı firmanın davacı ile çalışmaya başlamadan önce davalılar ile tanışıklığı olduğu anlaşılmaktadır. İlk derece mahkemesince davalılar ... ve ... yönünden husumet yokluğu sebebiyle davanın reddine karar verilmesi doğru görülmemiş ise de her üç davalının haksız rekabet içeren herhangi bir eylemi ispatlanmadığından TTK 54 ve devamı maddelerinden kaynaklanan kazanç kaybı (maddi tazminat) talebinin reddine karar verilmesinde sonucu itibarıyla isabetsizlik bulunmamaktadır. HMK'nın 355. Maddesi uyarınca kamu düzenine aykırılık ve istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılan istinaf incelemesi sonunda; ilk derece mahkemesi kararının sonucu itibarıyla doğru olduğu anlaşıldığından davacı vekilinin yerinde görülmeyen istinaf başvurusunun reddine dair aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. HÜKÜM:Yukarıda açıklanan nedenlerle: 1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353(1)b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE, 2-Davacı tarafından başvuru sırasında istinaf karar harcı peşin olarak yatırıldığından başkaca harç alınmasına yer olmadığına, 3-Davacı tarafından istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına, 4-Kararın, HMK'nın 359/4 maddesi uyarınca Dairemiz Yazı İşleri Müdürlüğünce taraflara resen tebliğine, Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda, gerekçeli kararın taraflara tebliğinden itibaren 2(iki) hafta içerisinde Yargıtay'a temyiz yasa yolu açık olmak üzere oy birliğiyle karar verildi. 24/05/2024

Atıf: Bölge Adliye Mahkemesi undefined, E. 2016/762, K. 2017/977, T. 27.11.2013, www.arakarar.com/karar/bam-karar-2016-762-e-2017-977-k-1ea411f9d0ef