Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2016/4087 E. 2017/261 K.
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2016/4087
- Karar No
- 2017/261
- Karar Tarihi
T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 13. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO: 2022/828 Esas KARAR NO: 2024/1834 Karar T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ: İSTANBUL 16. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ NUMARASI: 2018/965 Esas- 2021/931 Karar TARİH: 21/12/2021 DAVA: İtirazın İptali (Ticari Satımdan Kaynaklanan) KARAR TARİHİ: 21/11/2024 İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi: TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin “...”, “...”,” ...”, “...” v.s. markalar ile boya ısı yalıtım malzemeleri üreticisi olduğunu, müvekkili şirketin toptancı bayisi davalı borçlu ile girdiği ticari faaliyet kapsamında sattığı ürünlerin bedelinin ödenmesini temin üzere borçlu tarafından müvekkili şirket lehine ipotek tesis edildiğini, davalı borçlunun, müvekkili şirketten almış olduğu malların ödemelerini yapmaması üzerine, müvekkili şirketin cari hesaplarında oluşan ve yaklaşık olarak 107.721,70 TL miktarındaki alacağın ödenmesi aksi takdirde borcun teminatını teşkil etmek üzere verilen ipoteğin paraya çevrileceği ihtarını içeren Beyoğlu ... Noterliği'nin ... yevmiye nolu 6 Haziran 2018 tarihli bir muacceliyet ihbarnamesi gönderildiğini ancak davalı/borçlu taraf bu ihtarnameye rağmen borcunu ödemeyince, İstanbul ... İcra Müdürlüğü'nün ... Esas sayılı dosyası ile ipoteğin paraya çevrilmesi yolu ile ilamsız takip başlatıldığını, davalı ipotek borçlusunun, bu sefer de yapılan icra takibine haksız ve mesnetsiz olarak itiraz ettiğini, davalının bu itirazlarının iptali, takibin devamı ve ipotekli taşınmazın satışının yapılabilmesi için huzurdaki davayı açma zarureti hasıl olduğunu, davalı borçlunun borca itiraz dilekçesinde “Alınan malzemeler karşılığında, müşteri senetleri, kredi kartı ve nakit ödemeler yapılmıştır. ... müşteri senetlerini aldığı halde müvekkile malzeme vermeyi durdurmuştur.” şeklinde beyanda bulunduğunu, davalı borçlunun bu beyanlarının gerçek dışı olduğunu, şöyle ki; müvekkili şirketin bayisi konumundaki borçlu ...'un müvekkili şirketten almış olduğu ürünlerin karşılığı olarak verdiği senetler vadeleri geldiğinde ödenmemiş olduğundan icra takibine konu olduğunu ancak icra dosyalarının tahsili kabil olmadığından dosyaların semeresiz kaldığını, hal böyleyken alacağını tahsil edemeyeceğini anlayan müvekkili şirketin, borçlu bayisinden doğmuş ve doğacak alacaklarının teminatı olarak almış olduğu ipoteği paraya çevirme yoluna başvurduğunu, borçlunun ayrıca “ Aldığı malzemelerin karşılığını büyük oranda ödediğini, İpotek konusu ev üzerindeki hacizlerden dolayı kendisine malzeme verilmediğini ve malzeme verilmemesi sonucu işlerinin yarım kaldığını, taraflar arasında imzalanan sözleşme hükümleri kapsamında ipotek konusu ev üzerinde haciz bulunması halinde malzeme verilmeyeceğine dair bir hükmün bulunmadığı” şeklinde afaki beyanlarda bulunduğunu, borçlunun bu beyan ve itirazlarının maddi hukuktan yoksun ve mesnetsiz olduğunu, davalı borçlunun müvekkili şirketten satın almış olduğu ürünlerin bedelinin ödenmemesi sebebi ile müvekkili şirketin cari hesaplarında 6 Haziran 2018 tarihi itibariyle 107.721,70 TL'lik bir borç oluştuğunu, yukarıda zikredildiği üzere borçluya borcunu üç gün içerisinde ödemesi için noter kanalı ile muacceliyet ihbarı gönderildiğini ancak borçlu tarafından herhangi bir ödeme yapılmadığını, müvekkili şirketin alacağı likit olup, davalı/borçlunun ipotek limitini ve dolayısı ile borcunu bilmesine rağmen haksız ve kötü niyetle takibe itiraz ederek, ipotekli taşınmazın satışını engellemek ve/veya sürüncemede bırakmak istediğini beyanla davanın kabulü ile davalının takibe itirazının iptaline, icra takibinde davalı borçlunun sorumlu olduğu ipotek limitinin %20'sinden aşağı olmamak üzere icra inkar tazminatına hükmedilmesine, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davalıya yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; her ne kadar müvekkilinin alacağı malların ödemesini yapamayacağı durum için ipotek tesis etmişse de müvekkilinin malzeme geldikçe ödemeleri gerçekleştirdiğini, müvekkili ile yapılan 240.000,00 TL bedelli ipotek karşılığında davacının, müvekkiline yapacağı işlerde malzeme vermeyi taahhüt etmiş olduğunu, alınan malzemeler karşılığında müvekkili tarafından müşteri senetleri, kredi kartı ve nakit olarak ödemeler yapıldığını, müşteri senetlerinin müvekkilinin yapacağı işlerin sahibi olan kişilerce verildiğini ve müvekkilinin bu senetlerde kefil konumunda olduğunu, ayrıca ... A.Ş.'nin müşteri senetlerini aldığı halde müvekkiline malzeme vermeyi durdurduğunu ve sonrasında bu senetleri icraya koyduğunu, müvekkiline malzemelerin verilmemesi nedeniyle işlerin yarım kaldığını ve maddi anlamda zorluğa düşerek ödemelerde bulunamadığını, bu sebeplerle ipotek olmasına rağmen sözleşme gereği malların tamamı müvekkiline verilmemiş olup sonrasında haksız yere icra takibi başlatıldığını beyanla haksız yere açılmış olan icra takibinin durdurulmasına ve alacaklı aleyhine fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla kötüniyet tazminatına hükmedilmesine, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davacı üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir. İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ: İlk Derece Mahkemesi'nin 21/1272021 Tarih, 2018/965 Esas, 2021/931 Karar sayılı kararında; "Mahkememizce delillerin ibrazını müteakip celbi gerekli delillerde celp edilerek dosyamız arasına katılmıştır. Mahkememizce celp edilen İstanbul ... İcra Müdürlüğü'nün ... takip sayılı icra dosyasının yapılan tetkikinde; takibin davacı tarafça davalı aleyhine 107.721,70 TL alacağın avans faizi ile birlikte tahsili için yapılan ipoteğin paraya çevrilmesi yolu ile başlatılan icra takibinden ibaret bulunup davalının vekili marifetiyle yasal süre içerisinde sunduğu itiraz dilekçesi ile; ödeme emrine, borca, ferilerine itiraz ettiği, takibin durduğu ve davanın yasal süre içerisinde açıldığı anlaşılmıştır. Dava; davacı şirketin bayisi olan davalının taraflar arasındaki ticari ilişki kapsamında borçlarını ödemediğinden bahisle ipoteğin paraya çevrilmesi yolu ile başlatılan icra takibine davalı yanın itirazının iptali isteminden ibarettir.TMK'nun 887. maddesi hükmü gereğince, ipotekli taşınmazın maliki borçtan şahsen sorumlu değilse, alacaklının ödeme isteminin ona karşı etkili olması, bu istemin hem borçluya, hem kendisine karşı yapılmış olmasına bağlıdır. Dosyanın tetkikinde; ipotekli taşınmazın malikinin davalı olduğu ve takip konusu borcun da davalının ticari işletmesinden kaynaklandığı anlaşılmakla, davacı tarafça TMK'nun 887. maddesine uygun ödeme isteminin Beyoğlu ... Noterliğinin ... yevmiye numaralı ihtarnamesi ile 07/06/2018 tarihinde davalıya ulaştırıldığı tespit edilmiştir.Mahkememizce tespit edilen uyuşmazlık noktalarında icra edilen yargılama ve tüm dosya kapsamında edinilen vicdani kanaat gereğince, davacı tarafın açık hesaba/faturaya dayalı alacak istemine dayalı olarak başlattığı icra takibinin davalının ödeme emrinin tebliğinden itibaren 7 gün içerisinde vaki itirazı nedeniyle durduğu, itirazın iptali davasının kanuni süre içerisinde ikame edildiği, tarafların ticari defter ve belgeleri üzerinde mali müşavir bilirkişi marifetiyle inceleme yapılmasına karar verilmekle, davacı tarafın alacak talebine konu faturaların ait olduğu dönem itibari ile 2016, 2017 ve 2018 yıllarına ait ticari defter ve belgelerini ibraz ettiği, ibraz edilen ticari defterlerin kanuna göre eksiksiz ve usulüne uygun olarak tutulmuş olduğu, açılış ve kapanış tasdiklerinin yaptırıldığı, davacı tarafça ibraz edilen usulüne uygun olarak tutulmuş ticari defterlerin delil vasfını haiz olduğu, davalı tarafın ise ticari defter ve belgelerini ibraz etmeyerek ibrazdan kaçındığı saptanmıştır. Davalı yan, malların teslim edilmediğini ve teslim edilenlerin de bedellerinin ödendiğini savunmakta olup, dosya kapsamında ödemeye ilişkin savunmalarını ispatlayamadığı, fatura konusu mal/hizmetin verildiğini ispat yükü davacı üzerinde bulunmakla, davacının açık hesap alacağını oluşturan faturaların/irsaliyelerin bir kısmının teslim alan isim ve imzasını havi olduğu, her ne kadar SGK'ya yazılan müzekkereye fatura/irsaliye imza tarihleri itibarıyla faturalarda imzası bulunanların davalı şirket çalışanı olmadığı yanıtı verilmiş ise de, sigortasız çalışmanın ülkemizde yaygın olduğu ve mahkememizce emniyete yazılan müzekkereye imzası bulunan kişilerin davacının bayisinin çalışanları olduğu cevabının verildiği ve nitekim davalı yanca teslim alan isim ve imzası bulunmayan bir kısım davacı faturalarının vergi dairesine beyan edildiği görüldüğünden, SGK'ya bildirilmemiş ise de teslim alan isim ve imzası bulunan fatura/irsaliyeler yönünden davacının alacaklı olduğunun sabit olduğu, böylece aşağıdaki 11.399,98 TL bedelli fatura dışındaki teslim alan isim ve imzaları mevcut 2016 yılı içinde kesilmiş toplam bedeli 23.558,31 TL olan 8 fatura alacağının varlığının kabulünün gerektiği, davalının bağlı olduğu vergi dairesine yazılan müzekkerenin cevabına göre; 2017 yılı içinde 6 fatura karşılığı KDV hariç 23.391,00 TL (KDV dahil 27.601,38 TL) bedelli mal/hizmet alındığının davalı yanca vergi dairesine beyan edildiği, bu faturaların irsaliyelerinin 5 tanesinde isim ve imza bulunmadığı, 11.399,98 TL bedelli faturaya ilişkin irsaliyede ... isim ve imzasının bulunduğu, faturaların vergi dairesine beyan edilmesi ile faturaya konu mal/hizmetin alındığının karine olarak ispatlandığı, davalı yanın dosya kapsamında bu karinenin aksini kanıtlar delil ibraz edemediği, teslim alan imzaları bulunmayan fatura/irsaliyeler yönünden ise davacı alacağının ispata muhtaç kaldığı, davacının meblağı itibarıyla tanıkla ispatı mümkün olmayan faturalar bakımından yemin deliline de dayanmamış olması nedeniyle tespit edilenler dışında kalan bakiye alacağını kanıtlayamadığı anlaşıldığından, 23.558,31 TL + 27.601,38 TL olmak üzere toplam 51.159,69 TL'ye ilişkin davalı itirazının haksız olduğu ve iptali gerektiğinden davanın kısmen kabulü ile itirazın iptaline, açık hesaba/faturaya dayanmakla likit olan alacağa istinaden başlatılan takibe haksız itiraz nedeniyle alacağına geç kavuşan davacı lehine %20 oranında icra inkar tazminatına hükmedilmesine dair açıklanan gerekçelerle aşağıdaki şekilde karar vermek gerekmiştir..."gerekçesi ile, ''Davanın KISMEN KABULÜ İLE, İstanbul ... İcra Müdürlüğünün ... esas sayılı takip dosyasında, takip tarihi itibari ile davacının davalıdan 51.159,69 TL alacaklı olduğunun tespiti ile bu miktara vaki itirazın iptali ile asıl alacak 51.159,69 TL'ye takip tarihinden itibaren yıllık %9,75 oranını geçmemek üzere değişen oranlarda avans faiz uygulanmak sureti ile takibin diğer kayıt ve şartlarla aynen devamına, fazlaya ilişkin talebin reddine, Alacağın % 20'si oranındaki 10.231,94 TL icra inkar tazminatının davalıdan alınarak davacıya verilmesine,'' karar verilmiş ve karara karşı taraf vekillerince istinaf başvurusunda bulunulmuştur. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Davalı borçlu aleyhine İstanbul ... İcra Müdürlüğü’nün ... E sayılı dosyası ile başlatılan ipoteğin paraya çevrilmesi yolu ile ilamsız icra takibine davalı borçlunun yaptığı itiraz üzerine bu itirazın iptali için ilk derece mahkemesinde itirazın iptali davası açıldığını, yapılan yargılamada, bilirkişinin ticari defterler üzerinde yaptığı inceleme neticesinde müvekkili şirketin davalıdan olan alacağının açık ve net bir şekilde ispat edilmesine rağmen, ilk derece mahkemesi tarafından eksik ve hatalı inceleme neticesinde davanın kısmen kabulüne karar verilmiş olup, ilk derece mahkemesinin usul ve yasaya aykırı olan bu kararının ortadan kaldırılması gerektiğini, İlk derece mahkemesinin gerekçeli kararının ilk kısmında herhangi bir isabetsizlik ve hukuka aykırılık bulunmadığını, tespitler ve bilirkişi raporlarındaki alıntıların isabetli ve yerinde olduğunu, hatta bu haliyle gerekçenin davanın kabulü kararının gerekçesi gibi olduğunu, fakat, ilk derece mahkemesinin, gerekçeli kararın devamındaki gerekçesinin hatalı olduğunu, ... tarafından eksik ve hatalı inceleme ile kurulan bu hükmün her şeyden evvel gerek kendi gerekçesiyle, gerekse dosyadaki bilirkişi raporuyla çelişkili olduğunu, hakkaniyete, usul ve yasalara da aykırı olan bu kararın ortadan kaldırılması ve davanın kabulüne karar verilmesi için tehiri icra talepli olarak huzurdaki istinaf başvurusunu yapma zorunluluğu doğduğunu; Davacı müvekkilinin alacağının kaynağının, bilirkişi incelemesi ile de sabit olduğu üzere, 2016 - 2017 - 2018 yılı dönemlerine ait olan faturalardan olduğunu, ilk derece mahkemesince 2017 yılına ait faturalar için, her ne kadar bazı fatura/irsaliyeler üzerinde isim ve imza eksikliği veya irsaliyedeki imza sahibi kişilerin davalı şirkette çalışmadığı anlaşılmış olsa da, 2017 yılına ait faturaların davalı tarafça vergi dairesine beyan edilmesinin, faturaya konu mal ve hizmetin alındığına ilişkin karine teşkil ettiğinin belirtildiğini ve müvekkilinin 2017 yılına ait faturalardan kaynaklı alacağının kabul edildiğini, dolayısıyla 2017 yılına ait faturalar konusunda herhangi bir ihtilaf ve gerekçeli kararda bir isabetsizlik bulunmadığını ancak, ... tarafından müvekkili tarafından düzenlenen 2016 yılına ait bir kısım fatura ile 2018 yılına ait tek adet faturanın "teslim alan imzası bulunmadığından ve davacı müvekkilinin alacağının ispata muhtaç kaldığından" bahisle hiç dikkate alınmadığını; Mahkemenin, dosyadaki bilirkişi raporuna rağmen bu şekilde hüküm kurması açıkça kanuna aykırı olup, bu kararın kesinlikle kabul edilemez olduğunu, dosyada gerek bilirkişi raporu, gerek ise ek rapor ve ikinci ek raporda görüleceği üzere, müvekkilinin ticari defter ve kayıtlarının incelenmesi neticesinde, bu kayıtların müvekkilinin alacağını ispatlar nitelikte olduğu ve müvekkilinin davalıdan 108.887,05-TL alacağı olduğu şeklinde rapor oluşturulduğunu, ancak İDM tarafından eksik ve hatalı inceleme yapılarak müvekkilinin bir kısım faturadan kaynaklı alacakları görmezden gelinerek, kısmen kabul kararıyla alacağı ispat edilen müvekkilinin adeta mağdur edildiğini; Vade farkı faturalarıyla ilgili irsaliye düzenlenmediğini, 2018 yılında müvekkili tarafından düzenlenen 20.846,48 TL'lik 1 adet fatura bulunmakta olup, bu faturanın vade farkı faturası olduğunu, vade farkı faturasının sevk irsaliyesinin bulunmadığını, müvekkili ile davalı taraf arasında imzalanan Bayilik Sözleşmesi'nin 12. maddesinde geciken ödemeler için vade farkı ödeneceğinin borçlu tarafından kabul edildiğini, bu hususun -yani vade farkı faturasının dayanağı ve irsaliyesinin bulunmayacağı hususu- mahkemeye 04.02.2020 tarihinde sunulan, ekinde tüm faturalar ve irsaliyelerin olduğu dilekçe ile de izah edildiğini, taraflar arasında imzalanan Bayilik Sözleşmesinin yanı sıra yine taraflar arasındaki ticari ilişki süresince vade farkı faturası düzenlenmesine ilişkin bir teamül de oluştuğunu, öyle ki; 2017 yılında düzenlenen 3 adet vade farkı faturasının davalı borçlu tarafından da vergi dairesine beyan edilmesinin bu teamülü açıkça ortaya koyduğunu, dolayısıyla taraflar arasındaki bu teamülün varlığına rağmen, ilk derece mahkemesi tarafından 2018 yılında ve 2016 yılında düzenlenen vade farkı faturasından kaynaklı alacağın dikkate alınmamasının yasaya ve Yargıtay'ın bu yöndeki içtihatlarına da açıkça aykırılık teşkil ettiğini; İlk Derece Mahkemesi tarafından dosya kapsamındaki tüm bu bilgi ve belgelere ve 2017 yılındaki vade farkı faturalarından kaynaklanan alacakların dikkate alınmasına rağmen, 2018 yılında müvekkili tarafından düzenlenen ve yine vade farkı faturasından kaynaklanan alacağın dikkate alınmaması isabetsiz olup, bu nedenle ... kararının ortadan kaldırılması gerektiğini, bununla beraber ... tarafından gerekçeli kararda, davacı müvekkili tarafından 2016 yılında düzenlenen 8 fatura alacağının varlığının kabulü gerektiğine karar verildiğini, ancak hangi faturaların kabul edildiği, hangilerinin kabul edilmediğinin gerekçeleriyle beraber açıkça belirtilmediğini, 2016 yılında da müvekkili tarafından düzenlenen vade farkı faturası bulunduğunu, bu fatura da ... tarafından kabul edilmediyse yine fahiş bir hata yapılmış olup, mahkeme kararının bu nedenle bozulması gerektiğini; Taraflar arasındaki ticari ilişki 2016-2017-2018 yıllarını kapsamakta olup, davalı borçlu tarafından 2017 yılı faturalarının vergi dairesine beyan edilmesi, nasıl ki davalının mal ve hizmeti aldığına karine teşkil ediyorsa, aynı şekilde taraflar arasında 2016 yılında da bir ticari alım satım olduğundan, davalıya satılan ve teslim edilen ürünlere istinaden 2016 yılında düzenlenen faturalardan kaynaklı alacağın da kabulü gerekeceğini, şu halde mahkemenin fatura için düzenlenen sevk irsaliyeleri üzerindeki teslim imzası eksikliği gerekçesiyle 2016 yılı faturalarının bir kısmını kabul etmemesinin hatalı olduğunu, mahkemece nasıl ki 2017 yılı faturaları kabul edildi ise bu kez 2016 yılı faturalarından kaynaklanan alacağın da kabul edilmesi gerektiğini, bu yönüyle de ... kararının ortadan kaldırılması gerektiğini; Diğer yandan, müvekkili şirketin bayisi konumundaki davalının, uygulamacı olduğunu, müvekkilinden aldığı inşaat malzemeleri ile şantiyelerde uygulama işlemi yaptığını, müvekkili şirketin davalı tarafa satılan ürünlerin tümünü davalının faaliyet yaptığı şantiyede davalıya teslim ettiğini, irsaliyer üzerindeki isimlerin de davalının gerçek çalışanları olduğunu, mahkeme tarafından davalının o dönemde çalıştığı şantiye bölgesindeki emniyete yazılan yazı ile emniyet mensuplarınca yapılan istihbari çalışma neticesinde, irsaliye üzerindeki isimlerin davalının çalışanı olduğu şeklinde tespit yapıldığını, dosyadaki tüm bilgi, belge ve veriler müvekkili şirketin alacağının kaynağı olan faturalara konu ürünlerin davalıya teslim edildiği ve yine vade farkı faturasından kaynaklı alacaklarının olduğu yönünde olmasına rağmen ve bilirkişi raporları da müvekkili şirketin alacağını doğrulamasına rağmen ilk derece mahkemesinin bu durumu göz ardı ederek hatalı bir şekilde kısmen kabul kararı verdiğini, ilk derece mahkemesince hukuka aykırı bir gerekçe ile tüm dosya kapsamındaki yazılı delilleri ve bilirkişi aşamasında sunulan diğer tüm ticari defter kayıtları, muhasebe fişleri, muhasebe kayıtları, cari hesap dökümleri, davalıya ait açık/cari hesap dökümleri ve diğer yazılı belgelerin tamamını hiçe sayılarak haklı ve ispat edilen davanın kısmen kabulüne karar verilmiş olup, müvekkilinin ticari kayıtlarında açıkça görünen alacağın, mal teslimi olgusu ispat edilemediğinden bahisle davanın reddine karar verilmesi çok net bir şekilde hukuka aykırılık teşkil etmekte olup, bu kararın ortadan kaldırılması gerektiğini, ilk derece mahemesinin sadece davalının ticari defter ve kayıtlarını sunmaması ve ibrazdan kaçınması nedeniyle, müvekkilinin ticari defter ve kayıtlarının alacağı doğrulaması karşısında davanın kabulüne karar vermesi gerektiğini; Davalı/borçlu tarafın, mahkemenin ihtarlı davetine rağmen ticari defterlerini sunmadığını, bu durumda davacı tarafın iddiasını ispat etmiş sayılması gerektiğini, İlk derece mahkemesince davalı tarafa inceleme gününde ticari defter ve belgelerini ibraz etmesi gerektiği, edilmemesi halinde ibrazdan kaçınmış sayılacaklarının ihtar edildiğini, davalı tarafın gerek ilk incelemede gerek ise ek rapor alınmak üzere yapılacak ikinci incelemede ticari defter ve belgelerini ibraz etmediğini, davalı/borçlunun ticari defter ve kayıtlarını ibrazdan kaçınarak müvekkili şirket defter ve belgelerindeki kayıtları kabul ettiğini; Yargıtay içtihatlarında da kabul edildiği üzere, bir taraf kendi defterlerine delil olarak dayanmışsa karşı tarafın ticari defterlerine dayanılmamış olsa dahi karşı taraf defterlerinin incelenmesinin zorunlu olduğunu, karşı taraf ticari defterlerini sunmadığı takdirde ise bu davranışı ile kendi ticari defterlerinin davacı defterleri ile uyumlu olup olmadığının incelenmesine engel olduğundan, engel olduğu sonucun varlığını kabul etmiş sayılması gerektiğini, tacir olup ticari defter tutmak zorunda olan tarafın, ticari defterleri bulunmadığını ileri süremeyeceğinden verilen kesin süreye rağmen ibraz etmediği takdirde, belgenin elinde olmadığına dair yemin etmesine gerek olmaksızın HMK'nın 220/3. maddesi gereğince sunmaktan kaçındığı belgelerdeki (ticari defterlerindeki) kayıtların, karşı taraf defterindeki kayıtlara uygunluğunu kabul etmiş sayılması gerektiğini, ( Yargıtay 15. Hukuk Dairesi'nin 2016/4087E., 2017/261K. Ve 23.01.2017 tarihli kararı, Yargıtay 15. Hukuk Dairesi'nin 2016/2310E., 2017/2537K. Sayılı ilamı); Davalının ticari defterlerini ibrazdan kaçınması sebebiyle, HMK'nın 222. maddesi ile Yargıtay'ın yerleşik içtihatlarına göre, müvekkilinin ticari defter ve kayıtlarının müvekkili lehine delil olarak kabul edildiğini ve davacı müvekkilinin iddiasını ispat etmiş sayıldığını, bununla birlikte müvekkilinin usulüne uygun olarak düzenlenmiş ticari defterleri şayet alacağını doğrular mahiyette ise davanın kabulüne karar verilmesi gerektiğini, davalının ilk derece mahkemesinin ihtarına rağmen, her iki incelemede de ticari defter ve kayıtlarını sunmaması karşısında, ayrıca dosyadaki bilirkişi raporuyla da sabit olduğu üzere müvekkilinin ticari defter ve kayıtları davalıdan olan alacağını doğrulamasına ve davanın ispatlanmasına rağmen, ilk derece mahkemesince verilen davanın kısmen kabulu kararının hatalı ve açıkça hukuka aykırı olup, bu kararın ortadan kaldırılması ve davanın kabulüne karar verilmesi gerektiğini beyanla İstanbul 16. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 21.12.2021 tarih, 2018/965 E., 2021/931 K. sayılı hatalı kararının kaldırılmasına ve davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir. Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Müvekkili hakkında İstanbul ... İcra Müdürlüğü'nün ... E. sayılı dosyada icra takibi başlatıldığını, müvekkilinin almış olduğu malların karşılığını ödemiş olması nedeniyle itiraz etme zorunluluğu doğduğunu ve buna karşılık huzurdaki davanın açıldığını, her ne kadar müvekkilinin alacağı malların ödemesini yapamayacağı durumda ipotek tesis etmişse de müvekkilinin malzeme geldikçe ödemeleri gerçekleştirdiğini, müvekkili ile yapılan 240.000,00 TL bedelli ipotek karşılığında alacaklının, müvekkili ile yapacağı işlerde malzeme vermeyi taahhüt etmiş bulunduğunu, alınan malzemeler karşılığında, müvekkili tarafından müşteri senetleri, kredi kartı ve nakit olarak ödemeler yapıldığını, müşteri senetleri, müvekkilinin yapacağı işlerin sahibi olan kişilerce verilmiş ve müvekkilinin bu senetlerde kefil konumunda olduğunu, ayrıca ... A.Ş.'nin müşteri senetlerini aldığı halde müvekkiline malzeme vermeyi durdurduğunu ve sonrasında bu senetleri icraya koyduğunu; Müvekkiline malzemelerin verilmemesi nedeniyle işlerin yarım kaldığını ve maddi anlamda zorluğa düşerek ödemelerde bulunamadığını, bu sebeplerle ipotek olmasına rağmen sözleşme gereği malların tamamı müvekkiline verilmemiş olup sonrasında haksız yere icra takibi başlatıldığını, toplamda verilen mallar ile müvekkili tarafından yapılan ödemeler gösterecektir ki müvekkilinin ödemeleri her seferinde yaptığını, kalan ödemelerin de davacı şirketin malları vermemesi üzerine durmuş olup bu nedenle müvekkilinin maddi anlamda çok zor bir sürece girdiğini, hem aldığı işin sorumluluğunu yerine getiremediğini hem de davacı tarafından malların verilmemesi dolayısıyla ciddi zorluklara girdiğini, haksız yere icra takibi başlatılmış olup, davanın reddine karar verilmesi gerektiğini; Davacının fatura konusu mal ve hizmetlerin teslimini ispat edemediğini, faturaların ve irsaliyelerdeki ismi yazılan kişilerin müvekkilinin iş yerinde sigortalı çalışanları olmayıp, bu hususun yapılan araştırmalar neticesinde de ispatlandığını, her ne kadar bilirkişi raporunda incelemeler neticesinde aleyhe rapor düzenlemişse de hatalı bir değerlendirmede bulunulduğunu, irsaliye ve faturalar incelendiğinde 01.12.2016 (13.011,88 TL) - 02.12.2016 (2.977,15 TL) - 02.12.2016 (1.462,85 TL ) - (3.009,00 TL ) - 2.12.2016 ( 3.541,88 TL ) - 03.12.2016 (1.487,08 TL ) - 03.12.2016 ( 3.169,88 TL ) - 03.12.2016 ( 1.183,03 TL ) tarih ve bedelli irsaliyelerde yalnızca imza olduğunu, isim olmadığını dolayısıyla kim tarafından teslim alındığının tespit edilemediğini, yine aynı şekilde 10.03.2017 (5.638,67 TL ) - 10.03.2017 ( 7.413,22 TL ) irsaliyerlin isimsiz ve imzasız olarak göründüğünü, bunların dışındakilerin ..., ..., ..., ... ve ...'nın imzaları ile teslim alındığının görüldüğünü, bu kişilerin müvekkilinin sigortalı çalışanı olmadığının yapılan araştırmalar neticesinde tespit edildiğini; Yine mahkemece müvekkili aleyhine hükmedilen inkar tazminatının usul ve yasalara aykırı olduğunu, müvekkili tarafından aldığı mallara ilişkin ödemeler yapıldığını, kendisine daha sonra mal ve hizmet vermeyi durduran şirkete ödeme yapmasının beklenemeyeceğini, Yerel mahkemece yapılan değerlendirme neticesinde davanın kısmen kabulüne karar verilmişse de reddedilen miktar üzerinden davacı aleyhine kötü niyet tazminatına hükmetmesi gerekirken bu husuta hüküm kurmadığını beyanla İstanbul 16. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 21.12.2021 tarih, 2018/965 E., 2021/931 K. sayılı kararının ortadan kaldırılmasına ve davanın reddine, aksi kanaatte açılan icra takibi nedeniyle reddedilen miktar üzerinden davacı aleyhine kötüniyet tazminatına hükmedilmesine karar verilmesini, yine aksi kanaatteyse kararın kaldırılmasına ve davanın yeniden görülmesi için dosyanın ilk derece mahkemesine gönderilmesine karar verilmesini talep etmiştir. İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ: HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır. Dava, faturaya dayalı alacağın tahsili için başlatılan ipoteğin paraya çevrilmesi yolu ile takibe yapılan itirazın iptali ve icra inkar tazminatı taleplerine ilişkindir. Davacı taraf, toptancı bayisi olan davalı tarafından cari ilişki kapsamındaki alacağının bir kısmının ödenmediğini, davalı adına kayıtlı taşınmaz üzerine bu cari ilişkinden kaynaklanan alacakların teminatı olmak üzere ipotek tesis edildiğini, bu nedenle davalı hakkında ipoteğin paraya çevrilmesi yolu ile takip başlatıldığını beyan ederek davalının itirazının iptaline karar verilmesini talep etmiş, davalı taraf, davacıdan almış olduğu malların bedellerini büyük oranda ödediğini, 240.000 TL bedelli ipotek karşılığında davacının mal vermeyi taahhüt ettiğini, davacıya mal bedellerinin senet, kredi kartı ve nakit olarak ödendiğini ancak davacının malzeme vermeyi durdurduğunu, bu nedenle de işlerinin kötüye gittiğini ve kalan ödemeleri yapamadığını, takibin haksız olduğunu beyan ederek davanın reddini savunmuş, Mahkemece yukarıda açıklanan gerekçe ile davanın kısmen kabulüne karar verilmiş ve karara karşı taraf vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuşlardır.Davacı vekili tarafından ileri sürülen istinaf sebepleri; Mahkeme gerekçesinin çelişkili olduğu, davalı tarafından usulüne uygun ihtarata rağmen ticari defterlerin incelemeye sunulmadığı, bu nedenle davacının ticari defterlerindeki kayıtlar ile alacağın ispat edildiği, Mahkemece 2017 yılına ait faturalar kabul edilmiş olmasına ve bu faturalar içerisinde vade farkı faturası da bulunmasına rağmen, diğer yıllarda düzenlenmiş vade farkı faturalarının kabul edilmemesinin hatalı olduğu, taraflar arasındaki sözleşmede vade farkı uygulanacağının kabul edildiği, bu konuda taraflar arasında teamül de oluştuğu, vade farkı faturaları için irsaliye düzenlenemeyeceği, tüm alacağın ispat edildiğine ilişkindir.Davalı vekili tarafından ileri sürülen istinaf sebepleri; davacının 240.000 TL bedelli ipotek kadar davalıya mal vermeyi taahhüt ettiği, mallar teslim edildikçe bedellerinin ödendiği ancak davacının mal vermeyi durdurması nedeniyle davalının işlerinin kötüye gittiği ve kalan bedelin ödenemediği, davacının hem mal vermeyi durdurup hem de haksız olarak takip başlattığı, davacının fatura konusu malların teslimini ispat edemediğini, teslim alan kişilerin davalının çalışanı olmadıkları, hükmedilen icra inkar tazminatının usul ve yasaya aykırı olduğu, davanın kısmen kabulüne karar verilmiş olmasına rağmen davacı aleyhine kötü niyet tazminatına hükmedilmemiş olmasının hatalı olduğuna ilişkindir. Tek başına fatura düzenlenmesi alacağın ispatı için yeterli değildir. Fatura içeriğinin düzenleyen tarafça ispat edilmesi gerekir. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 222. maddesi uyarınca ticari defterlerin, ticari davalarda delil olarak kabul edilebilmesi için, kanuna göre eksiksiz ve usulüne uygun olarak tutulmuş, açılış ve kapanış onayları yaptırılmış ve defter kayıtlarının birbirini doğrulamış olması ile diğer tarafın aynı şartlara uygun olarak tutulmuş ticari defterlerindeki kayıtların bunlara aykırı olmaması, diğer tarafın ticari defterlerini ibraz etmemesi (Ek cümle: 22/7/2020-7251/23 md.) veya defter kayıtlarının aksinin senet veya diğer kesin delillerle ispatlanmamış olması gerekir. Dosya kapsamından; taraflar arasında beş yıl süreli bayilik sözleşmesinin akdedildiği, sözleşmede tarihin olmadığı, sözleşmenin konusunun, davacı tarafından muhtelif markalar adı altında satışa arz edilen boya vb imalat konusu ürünlerin davalı bayi tarafından satışı ve pazarlamasına ilişkin esas ve usullerin düzenlenmesi olduğu, sözleşmenin 3. maddesi uyarınca davalı tarafından takibe konu taşınmazı üzerinde, davacının kendisine sattığı/satacağı ürünler sebebiyle doğmuş ve doğacak alacaklarının teminatı olmak üzere 240.000 TL bedelli, birinci derecede ve fekki bildirilinceye kadar geçerli ipotek tesis edildiği, sözleşmenin 4. maddesinde davalı tarafından verilecek siparişlere ilişkin düzenlemelerin, 10. maddesinde sevkiyat prosedürünün, 9. maddesinde davacının hak ve yetkilerinin, bu bağlamda davalı bayinin borçlarını vadesinde ödememesi ve temerrüde düşmesi halinde sevkiyatların durdurulacağının, 12. maddesinde ödeme şekli ve vadesi ile davalı tarafından kendisine fatura tebliğ edilmemiş olsa bile fatura konusu borcun ödeneceği, aksi yönde bir itiraz hakkından feragat edildiğinin, gecikilen ödemelere vade farkı faturası kesileceğinin, 20. maddesinde alacağın yasal yollardan takibi usulünün, 24. maddesinde taraflar arasındaki uyuşmazlıklarda davacının defter, kayıt ve belgeleri ile bilgisayar kayıtlarının kesin delil olacağına dair delil sözleşmesinin düzenlendiği, 8. maddesi ile de taraflar arasında cari hesap sözleşmesi bulunduğunun kabul edildiği anlaşılmıştır. Davacı tarafından davalı adına düzenlenen faturalar ve faturaların bağlı olduğu sevk irsaliyeleri dosyaya sunulmuş, davalı taraf ticari defterlerini dosyaya ibraz etmemiş, Mahkemece davalının Ba- Bs formları celp edilerek dosya bilirkişiye tevdi edilmiş, bilirkişi raporunda yıllar itibariyle davacının alacaklı olduğu miktarın tespiti ile yetinildiği görülmüştür. Mahkemece, sevk irsaliyeleri ve sözleşme davalıya isticvap davetiyesi ile gönderilmesine, davalının sözleşme ve sevk irsaliyelerine açıkça bir itiraz ileri sürmemesine, gerek takip dosyasına sunduğu itiraz dilekçesi, gerekse cevap dilekçesinde alınan ürünlerin bedellerini ödediğini, kalan ödemeleri ise davacının ürün sevkiyatını durdurması ve işlerin kötüye gitmesi nedeniyle yapamadığını beyan etmiş olmasına, savunmasını esasen davacının 240.000 TL tutarında ürün sevk etmesi gerekirken etmemiş ve bu nedenle ödemelerin yapılmamış olması ile takibin haksız olmasına dayandırmasına rağmen, taraflar arasındaki sözleşme hükümleri ve davalının savunması hiç bir şekilde değerlendirilmeden, bu bağlamda sözleşmenin tarihi, sona erip ermediği, sözleşme uyarınca ve fiili olarak sipariş ve sevkiyatların ne şekilde yapıldığı taraflardan sorularak HMK'nın 31. maddesi uyarınca buna ilişkin deliller celp edilmeden, HMK'nın 222/1. maddesi uyarınca Mahkemece re'sen defter incelemesine karar verilebileceği nazara alınarak bilirkişiden; tarafların ticari defterlerinde başlangıcından itibaren aralarındaki ticari ilişkiye dair alacak borç kayıtlarının ne şekilde olduğu, taraflar arasındaki cari hesap sözleşmesi ve TTK'nın 89. maddesinin fiili olarak uygulanıp uygulanmadığı, hesabın açık hesap olup olmadığı, kapatılıp kapatılmadığı, hangi tarihte kapatıldığı, dava ve takip konusu faturaların tamamının defterlerde kayıtlı olup olmadığı, ticari ilişki boyunca davalı tarafından çek ve senetle ödeme yapılıp yapılmadığı, bu şekilde verilmiş çek ve senetler var ise tahsil edilip edilmedikleri hususunda rapor alınmadan, bu rapor ile tüm dosya kapsamı bir arada değerlendirilerek bir sonuca varılmadan, taraflar arasında salt faturaya dayalı alım satım ilişkisi varmış gibi, sevk irsaliyesinde teslim alan olarak imzası bulunan kişilerin davalının sigortasız çalışanları olduklarının tespiti ile bu irsaliyelerin bağlı olduğu faturalar ve davalı tarafından BA formu ile bildirilen faturalar yönünden alacağın kısmen kabulüne karar verilmesi, davalı tarafça cevap dilekçesi ile talep edilmiş olmasına rağmen reddolunan kısım yönünden kötü niyet tazminatı talebi hakkında olumlu olumsuz bir karar verilmemiş olması usul ve yasaya aykırı olmuştur. Açıklanan nedenlerle davacının istinaf başvurusunun kabulü, davalının istinaf başvurusunun kısmen kabulü ile, ilk derece mahkemesi kararının HMK'nın 353/1-a-6 maddesi uyarınca kaldırılmasına, dosyanın davanın yeniden görülmesi için mahkemesine iadesine, davalının sair istinaf sebeplerinin bu aşamada incelenmesine yer olmadığına karar dair aşağıdaki şekilde karar verilmiştir. HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davacının istinaf başvurusunun KABULÜ ile; İstanbul 16. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 21/12/2021 tarih ve 2018/965 Esas- 2021/931 Karar sayılı kararının HMK'nın 353/1-a6 maddesi uyarınca KALDIRILMASINA, dosyanın mahkemesine İADESİNE,-Davalının sair istinaf sebeplerinin bu aşamada incelenmesine yer olmadığına,2-Harçlar Kanunu gereğince istinaf edenler tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harçlarının hazineye gelir kaydına, 3-İstinaf talep edenler tarafından yatırılan istinaf karar harçlarının talep halinde yatıran tarafa iadesine, 4-İstinaf başvurusu için yapılan yargılama giderlerinin esas hükümle birlikte ilk derece mahkemesince yargılama giderleri içinde değerlendirilmesine, 5-Artan gider avansı olması halinde yatıran tarafa iadesine, 6-Kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğe gönderilmesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda 21/11/2024 tarihinde HMK'nın 362/1-g maddesi gereğince kesin olarak oy birliği ile karar verildi.