Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2016/11286 E. 2017/2653 K.
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2016/11286
- Karar No
- 2017/2653
- Karar Tarihi
T.C. İZMİR BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 17. HUKUK DAİRESİ ESAS NO : 2021/1066 KARAR NO : 2024/1662 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : İZMİR 3. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 19/02/2021 NUMARASI : 2018/1120 Esas 2021/170 Karar ASIL DAVADA; DAVA : ALACAK BİRLEŞEN İZMİR 3.ATM'NİN 2018/1237 ESAS SAYILI DAVADA; DAVA : ALACAK KARAR TARİHİ : 03/10/2024 KARAR YAZIM TARİHİ : 03/10/2024 İzmir 3. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2018/1120 Esas ve 2021/170 Karar sayılı dava dosyasından yapılan yargılama sonucunda asıl davanın reddine, birleşen davanın kabulüne dair verilen karara karşı asıl dava davacı vekili ve birleşen dava davalı vekili tarafından ayrı ayrı istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine dosya, Dairemize gönderilmiş olmakla HMK'nın 353. maddesi uyarınca dosya üzerinden inceleme yapıldı. GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Mahkemece yapılan açık yargılama sonucunda; ''...Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkili şirket ile davalı arasında 2009/99642 ihale kayıt nolu 20 ay süreli 222 adet personelin çalıştırılmasına ilişkin 8.030.734,00-TL bedelli hizmet alım sözleşmesi imzalandığını, müvekkili tarafından işin eksiksiz olarak yerine getirildiğini, yapılan hizmet karşılığı faturaların kesilip faturalar karşılığı olarak hakediş ödemelerinin alındığını, ancak iş yaptıkları dönem içerisinde yer alan ve 31 çeken aylarda hak edişlerin hesaplanmasında ay/dönem içerisinde yeni işe giren, izinli, raporlu vb nedenlerle tam ay çalışması olmayan günlerde personelin hakediş ödemelerinin çalıştığı gün üzerinden değil 30 gün üzerinden eksik günler düşülerek yapıldığını, yani birer günlük eksik ödeme yapıldığını, taraflarından fatura kesilirken aynı maddi hatanın yapıldığını, dolayısıyla bu tür çalışmalarda birer günlük alacakların hak ediş bedeline dahil edilmediğini, bu ödemelerin yapılması gerektiğini, 25/05/2018 tarihinde davalıya başvurulmuş ve ödeme talep edilmişse de davalı tarafından 28/05/2018 tarihinde verilen cevapta hakedişe itiraz edilmediği için söz konusu talebin reddedildiğini, hakedişe giren ödemeye itiraz edilmemekle birlikte bu davanın konusu taleplerinin hakedişe girmeyen hizmete ilişkin ödeme olduğunu, 2009/99642 ihale kayıt nolu sözleşme açısından hakedişe girmeyen hizmet bedellerinin bulunduğu dönemlerin Aralık 2009, Ocak, Şubat, Mart, Nisan, Mayıs, Ekim, Aralık 2010, Ocak, Mart, Mayıs, Temmuz 2011, 2011/109533 ihale kayıt nolu sözleşme açısından hakedişe girmeyen hizmet bedellerinin bulunduğu dönemin Ağustos 2010, 2011/36967 ihale kayıt nolu sözleşme açısından hakedişe girmeyen hizmet bedellerinin bulunduğu dönemlerin Ekim, Aralık 2011, Ocak, Mart, Mayıs, Temmuz, Ağustos, Ekim Aralık 2012, Ocak, Mart, Mayıs, Temmuz, Ağustos, Ekim, Aralık 2013, Ocak, Mart, Temmuz, Ağustos 2014, 2011/36967 ihale kayıt nolu sözleşme açısından hakedişe girmeyen hizmet bedellerinin bulunduğu dönemin Ekim 2011, 2014/138710 ihale kayıt nolu sözleşme açısından hakedişe girmeyen hizmet bedellerinin bulunduğu dönemlerin Mart, Mayıs, Temmuz, Ağustos, Ekim Aralık 2015, Ocak, Mart, Mayıs, Temmuz, Ağustos, Ekim, Aralık 2016, Ocak, Mart, Mayıs, Temmuz, Ağustos, Ekim, Aralık 2017, Ocak, Mart 2018 olduğunu ileri sürerek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 100,00-TL alacağın yargılama gideri ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili sunduğu cevap dilekçesinde; dava konusunun eser sözleşmesinden kaynaklandığını, 5 yıllık zaman aşımı süresine tabi olduğunu, bu sürenin eserin teslimi ile başladığını, 2009/99642 sayılı sözleşme konusu işin kabul tarihinin 27/10/2009 olduğunu, 2011/36967 sayılı sözleşme konusunun kabul tarihinin 27/09/2011 tarihi olduğunu, bu sözleşmeye dayanılarak istenilen alacaklar yönünden zaman aşımı süresinin dolduğunu davanın reddi gerektiğini, davanın kısmi dava olarak açılamayacağını, 4735 sayılı kamu ihaleleri sözleşmeleri kanunu hükümlerine tabi olarak tespit edilen birim fiyatlarının esas alınması gerektiğini, ihale bedelinin mevzuata uygun olarak tespit edildiğini, ihale sözleşmelerinde işçi x ay üzerinden teklif alındığını ve ödeme yapıldığını, davanın reddi gerektiğini savunmuştur. Davacı vekili birleşen İzmir 3 ATM'nin 2018/1237 esas sırasına kaydolunan dava dilekçesinde özetle; Müvekkili şirket ile davalı idare arasında 2014/138710 ihale kayıt numarası ile 01.03.2015- 31.01.2018 tarihleri arasında, 2014/119838 ihale kayıt numarası ile 01.10.2014- 31.01.2015 tarihleri arasında ve 2015/5536 ihale kayıt numarası ile 01.02.2015- 31.03.2015 tarihleri arasında özel güvenlik hizmet alım sözleşmelari imzalandığını, müvekkilinin üzerine düşen yükümlülükleri tam ve eksiksiz olarak yerine getirdiğini,ancak söz konusu ihalelere bağlı iş ve işlemlerin sözleşme bedellerinin %80’ninden daha düşük bedellerle yerine getirildiğini, sözleşmeye ait %0,948 Damga vergisi, %0,569 Karar Pulu ve %0,05 KİK Payının sözleşme bedelleri üzerinden ödendiğini, 4735 Sayılı Kamu İhale Sözleşmeleri Kanunu’nun 24. Maddesinin son fıkrasına göre müvekkiline, sözleşme bedelinin %80’i ile sözleşme fiyatlarıyla yaptığı işin tutarı arasındaki bedel farkının %5’inin ödenmesi gerektiğini,ancak yapılan başvuruya rağmen davalı idarenin müvekkiline böyle bir ödeme yapmadığını beyan ile fazlaya ve ıslaha ilişkin her türlü talep ve dava hakları saklı kalmak kaydı ile 100 TL alacağa, alacağın doğduğu tarihten itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan tahsiline, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalı taraf üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir. İzmir 3 ATM'nin 2018/1237 esas sayılı davası 30/10/2018 tarihli karar ile mahkememizin 2018/1120 esas sayılı davası ile birleştirilmiştir. Birleşen davalı vekili mahkememize sunduğu cevap dilekçesinde; davacı ile müvekkili idare arasında imzalanan 2014/119838 İKN'lu 4 ay süreyle özel güvenlik hizmet alımına ilişkin sözleşme kdv hariç 10.789.794,60-TL bedelle imzalandığını, iş kapsamında düzenlenen 4 adet hak edişe karşılık yükleniciye 6.554.319,83-TL ödeme yapıldığını, işin başlangıç tarihinin 01/10/2014 bitiş tarihinin 31/01/2015 olup 02/02/2015 tarihinde kesin kabulün yapıldığını, 10/05/2018 tarihli yazısı ile yüklenici alacak talebinde bulunmuşsa da bu talebinin yerinde görülmeyerek reddedildiğini, yüklenici tarafından hak edişlere usulüne uygun bir itirazda bulunulmadığını, 2015/5536 İKN'lu ara ihaleye ilişkin 2 ay süreyle hizmet alım işinin başlangıcının 01/02/2015 bitiş tarihinin 28/02/2015 olduğunu, kdv hariç 4.165.397,15-TL bedelle sözleşmenin imzalandığını, yükleniciye hak ediş kapsamında 1.758.859,12-TL ödendiğini, 2015/5536 İKN'lu ara ihaleye ilişkin tarafların birbirlerine herhangi bir hak ve alacak talebinde bulunmayacaklarının kayıt altına alındığını davaya konu yapılan 2014/138710 İKN'lu 36 aylık özel güvenlik hizmet alım işine ilişkin sözleşme bedelinin 126.364.636,56-TL sözleşme başlangıç tarihinin 01/03/2015 olduğunu, işin süresinin uzatılarak 01/04/2018 tarihinde bitirildiğini, yükleniciye toplam 38 hakediş karşılığında 96.345.296,40-TL ödeme yapıldığını, söz konusu işe ilişkin kesin kabul sürecinin devam ettiğini, kesin hak edişin henüz onaylanmadığını, davacının alacağının bulunmadığını davanın reddine karar verilmesini savunmuştur. Taraflarca bildirilen deliller toplanmış, asıl ve birleşen davanın konusu hizmet alım sözleşmelerine ilişkin sözleşmeler, şartnameler, hak ediş evrakları getirtilip incelenmiş, bilirkişi görüşüne başvurulmuştur. Bilirkişiler SMMM ..., E.Sayıştaş Uzman Denetçisi ..., Prof.Dr.S.B.Fakültesi Öğr.Üyesi ... talimat mahkemesi aracılığıyla sunduğu 17/04/2019 tarihli bilirkişi raporunda;2009/99642, 2011/109533, 2011/36967, 2014/138710 ihale kayıt nolu sözleşmeler açısından tarafların edimini yerine getirip getirmediğinin anlaşılması için davalı tarafından davacıya ödenen hakedişlerle ilgili olarak davacının hizmet faturalarının tüm hak ediş belgelerinin muayene ve kabul komisyonu kesin kabul tutanaklarının, ödeme emri belgelerinin, dava dosyasına ibraz edilmesinin gerektiği, bundan sonra bu belgelerin incelenmesiyle tarafların edimlerini yerine getirip getirmediği yönünde görüş beyan edilebileceğini, asıl davanın konusu ile ilgili olarak 5510 sayılı yasanın prime esas kazançlar başlıklı 80. maddesinin 1. fıkrasına göre 4/1-a maddesiyle SGK'ya yapılan sigorta primine esas ücretlerin bildiriminin usul ve esasların raporda belirtilen açıklamaları dikkate alındığında davacının 28 ve 31 çeken aylara ilişkin olarak herhangi bir talebinin söz konusu olamayacağını, birleşen davanın konusu olmakla davacının gerçekleştirdiği iş miktarının sözleşmede belirtilen bedellerden düşük olup olmadığı ile ilgili olarak 4735 sayılı yasanın 24.maddesi son paragraf hükme esas alındığında 2014/119838 ihale kayıt numaralı 4 ay süreyle özel güvenlik hizmet alım işi ile ilgili olarak davacının davalıdan 103.875,79-TL alacağının bulunduğu, 2014/5536 ihale kayıt nolu 2 ay süreyle özel güvenlik hizmet alım işi nedeniyle davacının davalıdan 78.672,93-TL alacağının bulunduğunu, 2014/138710 ihale kayıt nolu 36 ay süreyle özel güvenlik hizmet alım işi nedeniyle davacının davalıdan 237.320,64-TL alacağının bulunduğunu bildirmişlerdir. Bilirkişi raporuna taraflarca itirazda bulunulmuştur. Taraf itirazlarının değerlendirilmesi bakımından bilirkişilerden ek rapor alınmasına karar verilmiştir. Bilirkişiler 15/10/2019 tarihli ek raporlarında; cd ortamında gönderilen belgelerden 2014/138710 ihale kayıt nolu sözleşme ile ilgili olarak herhangi bir kayıt bulunmadığından bu sözleşme ile ilgili olarak inceleme yapılamadığını, 2009/99642, 2011/109533, 2011/36967 ihale kayıt nolu sözleşmelerle ilgili olarak taraflar edimlerini yerine getirdiklerini bildirmişlerdir. Taraf vekilleri bilirkişi ek raporuna karşı itirazda bulunarak ek rapor alınmasını talep etmiştir. Bilirkişiler 13/07/2020 tarihli ek raporlarında; 2014/138710 ihale kayıt numaralı 36 ay süreli özel güvenlik hizmet alımı ile ilgili olarak sözleşme bedelinin 126.364.636,56-TL olduğunu, gerçekleşen iş tutarının 85.963,665,56-TL olduğunu, 4735 sayılı yasanın 24 maddesinin son fıkrasındaki hükümü esas alındığında davacının bedel farkı olarak 756.402,18-TL alacağının bulunduğunu, 2014/5536 ihale kayıt numaralı sözleşme ile ilgili tasfiye tutanağının düzenlendiği tarafların birbirinden herhangi bir alacak talebinde bulunulmayacağı belirtilmiş ise de, sözü edilen alacak tutarının davacının yaptığı hizmetlerden kaynaklanan hakedişlerden olan alacaklarını kapsadığı 4735 sayılı yasanın 24 maddesinde bahsi geçen alacağı kapsamadığını ortaya koymuşlardır. Bilirkişi ek raporuna karşı davalı vekili itirazlarını bildirmiştir. Ancak bilirkişi rapor ve ek raporları dosya kapsamına göre yeterli teknik incelemeyi içerdiğinden yeniden bilirkişi raporu alınması talebi yerinde görülmemiştir. Birleşen davacı vekili bilirkişi hesaplaması doğrultusunda birleşen dava yönünden dava değerinin 937.950,90-TL artırmak suretiyle davayı ıslah ettiklerini, 938.950,90-TL alacağın doğduğu tarihten itibaren avans faiziyle davalıdan tahsilini istediklerini bildirmiştir. Birleşen davalı vekili ıslah talebine karşı itirazlarını bildirmiştir. Birleşen davacı vekili birleşen davanın konusu alacak talepleri konusunda 10/05/2018 tarihinde idareye başvurduklarını, davalı idarenin taleplerini reddettiklerini, faiz başlangıç tarihi taleplerinin 10/05/2018 olduğunu bildirmişlerdir. Asıl davada davacı taraf davalı ile yapılan 2009/99642, 2011/109533, 2011/36967, 2014/138710 ihale kayıt numaralı sözleşmeler kapsamında çalıştırılan işçilerden işe giriş, izin, rapor vs. nedenlerle işçinin tam çalışmadığı aylarda idare tarafından ay 30 gün kabul edilerek çalışılmayan süre düşülüp kalan süre için ödeme yapıldığı, 31 çeken aylarda eksik ödeme yapıldığı ileri sürülerek alacak talebinde bulunmuştur. Davalının yaptığı bu hesaplama yönteminin taraflar arasındaki sözleşme hükümlerine 5510 sayılı yasanın 80.maddesine uygun olduğu, davacının bu talebinin yerinde olmadığı anlaşılmakla asıl davanın reddine karar verilmiştir. Birleşen davanın değerlendirilmesinde; davacı 2014/138710, 2014/119838, 2015/5536 ihale kayıt numaralı ihalelerde gerçekleşen iş bedelinin sözleşmede belirlenen bedelin %80'ninden aşağı olduğundan 4735 sayılı yasanın 24.maddesi uyarınca sözleşme bedelinin %80'i ile sözleşme fiyatları ile yaptığı iş tutarı arasındaki bedel farkının %5'nin kendilerine ödenmesi gerektiğini talep ederek alacak talebinde bulunmuştur. 4735 sayılı kamu ihale sözleşmeleri kanununun 24.maddesinin 5.fıkrasında "sözleşme bedelinin %80'ninden daha düşük bedelle tamamlanılacağı anlaşılan işlerde yüklenici işi bitirmek zorundadır. Bu durumda yükleniciye yapmış olduğu gerçek giderleri ve yüklenici karına karşılık olarak sözleşme bedelinin %80'i ile sözleşme fiyatlarıyla yaptığı işin tutarı arasındaki bedel farkının %5'i geçici kabul tarihindeki birim fiyatlar üzerinden ödenir." hükmüne yer verilmiştir. Bilirkişiler 17/04/2019 tarihli raporlarında;bu kapsamda 2014/119838 ihale kayıt numaralı 4 ay süreyle özel güvenlik hizmet alım işine ilişkin yaptıkları hesaplamada sözleşme bedelinin 10.789.794,60-TL olup bunun %80'ninin 8.631.835,68-TL olduğunu, yapılan iş tutarının 6.554.319,83-TL olup aradaki fark olan 2.077.515,85-TL'nin %5'i olan 103.875,79-TL davacı alacağının bulunduğunu ortaya koymuşlardır. Aynı raporda bilirkişiler 2015/5536 ihale kayıt numaralı 2 ay süreli özel güvenlik hizmet alım işi nedeniyle sözleşme bedelinin 4.165.397,15-TL olup bunun %80'ni olan 3.332.317,77-TL ile yapılan iş bedeli 1.758.859,12-TL arasındaki fark olan 1.573.458,60-TL'nin %5'i oranında 78.672,93-TL davacı alacağının bulunduğunu hesaplamışlardır. Bilirkişiler 13/07/2020 havale tarihli ek raporlarında; 2014/138710 ihale kayıt numaralı 36 ay süreyle özel güvenlik hizmet alım işi nedeniyle sözleşme bedelinin 126.364.636,56-TL olup bunun %80'ninin 101.091.709,25-TL olduğunu, yapılan iş tutarı olan 85.963.665,56-TL'nin düşülmesiyle aradaki farkın %5'i 756.402,18-TL davacı alacağının bulunduğunu hesaplamışlardır. Böylelikle davacının 4735 sayılı kamu ihale sözleşmeleri kanununun 24.maddesinin 5.fıkrası kapsamında 2014/11938 ihale kayıt numaralı sözleşme için 103.875,79-TL, 2015/5536 ihale kayıt numaralı ihale için 78.672,91-TL, 2014/138710 ihale kayıt numaralı ihale için 756.402,18-TL olmak üzere toplam 938.950,88-TL talep edilebileceği, birleşen dava dilekçesinde 100,00-TL talepte bulunduğu, birleşen davanın ıslahı talepli 23/09/2020 tarihli dilekçesinde dava değerini 937.950,90-TL artırdığı (bu tutarın harcını ikmal ettiği) böylelikle davacının talebinin 937.950,90+100=938.050,90-TL olduğu belirlenmiş, davacının talebinin aşılmamasına da dikkat edilerek birleşen davanın kabulüne, 938.050,90-TL'nin birleşen davalının temerrüt tarihi olan 10/05/2018 tarihinden itibaren avans faiziyle davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar vermek gerekmiştir. Asıl ve birleşen davada yargılama sırasında asıl dava dosyası üzerinden sarf edilen yargılama giderinin 1/2'sinin asıl dava, 1/2'sinin birleşen dava için sarf edildiğinin kabul edildiği..." gerekçesi ile; Asıl davanın reddine, Birleşen İzmir 3. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2018/1237 Esas sayılı davasının kabulüne, 938.050,90-TL alacağın 10.05.2018 tarihinden itibaren avans faizi ile davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiş, verilen bu karara karşı asıl dava davacı vekili ile birleşen dava davalı vekili tarafından ayrı ayrı istinaf kanun yoluna başvurulmuştur. İSTİNAF NEDENLERİ: Asıl dava davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; asıl dava yönünden verilen red kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu, davanın konusunun hakediş belgelerinde bulunmayan alacağa ilişkin olduğunu ileri sürerek yerel mahkeme kararının asıl dava yönünden kaldırılması istemiyle istinaf kanun yoluna başvurmuştur. Birleşen dava davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; yerel mahkemece birleşen davada verilen kabul kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu, davacının hakedişlerinin itirazi kayıt ileri sürmeksizin imzalandığını, sözleşme eki olan şartname hükümlerinin gözardı edilmesinin, bilirkişi raporuna yapılan itirazlar ile tekrar ek rapor alınması yolundaki talebin kabul edilmemesinin usul ve yasaya, sözleşme hükümlerine ve mevcut delil durumuna aykırı olduğunu, ıslah edilen alacak miktarına ilişkin olarak da faiz başlangıç tarihinin 10.05.2018 olarak kabulünün de hatalı olduğunu, birleşen dava yönünden de davanın reddine karar verilmesi gerektiğini belirterek yerel mahkeme kararının birleşen dava yönünden kaldırılması istemiyle istinaf kanun yoluna başvurmuştur. DELİLLERİN TARTIŞILMASI, HUKUKİ SEBEP VE GEREKÇE: Asıl ve birleşen dava, hizmet sözleşmesinden kaynaklanan alacağın tahsili istemine ilişkindir. İstinaf kanun yolu başvurusuna konu edilen karar hakkında; 6100 sayılı HMK'nın 355. maddesindeki düzenleme gereğince, istinaf dilekçesinde belirtilen nedenler ve kamu düzenine ilişkin aykırılık bulunup bulunmadığı hususlarıyla sınırlı olarak inceleme yapılmıştır. "...Uyuşmazlığın çözümü için taraflar arasındaki sözleşme ve ekleri ile ilgili yasal düzenlemelerin incelenmesi gerekmektedir. Bilindiği üzere idare kamu hizmetlerini yerine getirmesi sırasında bir takım tasarruflarda bulunmak zorunda olup bunlardan biri de üçüncü kişilerle yapacağı “sözleşme”lerdir. İdarenin sözleşme için tarafını belirlerken izleyeceği yol ise “ihale” olup bu işlemin kuralları da kanunlarla düzenlenmiştir. Uygulamada halen yürürlükte olan 2886 sayılı Devlet İhale Kanununun günümüzün değişen ve gelişen ihtiyaçlarına cevap veremediği, uygulamada ortaya çıkan aksaklıkları gidermede yetersiz kaldığı, bütün kamu kurumlarını kapsamadığı, Avrupa Birliği ve uluslararası ihale uygulamalarına paralellik göstermediği görüldüğünden, kamu ihaleleri ile ilgili geniş kapsamlı yeni bir kanun hazırlanmasına ihtiyaç duyulmuş bu amaçla 4734 Sayılı Kamu İhale Kanunu yürürlüğe girmiştir. Ancak Kamu İhale Kanununda, uluslararası mevzuat gereği sadece sözleşmelerin imzalanmasına kadar olan ihale süreci ile ilgili hükümlere yer verilebildiğinden, yapılan ihaleler sonucunda düzenlenecek sözleşmeler ile ilgili hususlarda bir boşluğa neden olunmaması için, bu konu ile ilgili hükümlerin ayrı bir kanun ile düzenlenmesine ihtiyaç duyulmuştur. Anılan kanunlardan da anlaşılacağı üzere bu kanunların kapsamına giren idareler, sözleşmelerin tarafını seçme konusunda özel hukuktaki gibi serbestiye sahip olmayıp sözleşme tarafını ihale yolu ile belirlemekte hatta doktrinde tartışmalı olmakla birlikte ihale üzerinde kalan istekli ile sözleşme imzalamadığında özel hukuktaki gibi sözleşme öncesi sorumluluğunun (culpa in contrahendo) bulunduğu kabul edilmektedir. (Emsal Danıştay 8. Daire 10.04.2017 T., 2016/11286 E., 2017/2653 K.). Burada dikkat edilmesi gereken önemli konu sözleşmelerin diğer taraflarının da ancak kanunlarda tanımlanan koşullara sahip iseler sözleşmeye taraf olabilecekleri konusudur. (Kamu İhale Kanunu md.4.11; md 10 ) İdarenin sözleşmeler öncesinde yaptığı tek taraflı ve hukuksal sonuç doğurmaya elverişli beyanı ise “idari işlem” niteliğindedir. Bu nedenledir ki idarenin kamu hizmeti ile ilgili olarak idari usul ve esaslara göre yaptığı ihalelerde sözleşme aşamasına kadar tesis ettiği işlemlerden kaynaklanan uyuşmazlıkların çözüm yerinin idari yargı olduğu kökleşmiş yargı kararlarında kabul edilmiştir. (Emsal HGK 21.03.2001 T., 2001/19-257 E., 2001/285 K.) İdarenin Kamu İhale Kanununda tanımlanan yöntemlerle (KİK Md 18 vd.) yaptığı ihaleden sonra KİK md 46 kapsamında yapacağı sözleşmeler ise yine Kanunun 53/4.b.2 maddesine göre yetkilendirilen Kamu İhale Kurumu tarafından hazırlanmakta bunlar Kamu İhale Sözleşmeleri Kanunu md 5, md.6 da “tip sözleşme” olarak tanımlanmaktadır. İhale aşamasında KİK md 4’e göre “İhale konusu mal veya hizmet alımları ile yapım işlerinde; isteklilere talimatları da içeren idari şartnameler ile yaptırılacak işin projesini de kapsayan teknik şartnameler, sözleşme tasarısı ve gerekli diğer belge ve bilgileri,” kapsayan ihale dokümanları düzenlenmekte, bunlar Kanunun 24. ve 27. maddelerine göre yapılacak ilan ile isteklilerin bilgisine sunulmakta olup yine Kanunun 28. maddesine göre ihale dokümanlarını ön yeterlik veya ihaleye katılmak isteyen isteklilerin bu dokümanı satın almaları zorunludur. Sözleşmelerin imza aşamasında ise Kamu İhale Sözleşmeleri Kanunu md 5’e göre Kamu İhale Kurumu tarafından hazırlanan “tip sözleşmeler” imzalanmakta, Kamu İhale Sözleşmeleri Kanunu md 7/v maddesine göre “Sözleşmede yer alması zorunlu hususlar” arasında “İhale dokümanında yer alan bütün belgelerin sözleşmenin eki olduğu.” sayılmaktadır. Sonuçta idare ile istekli arasında sözleşmenin imzalanması ile birlikte KİK 12. maddesinde tanımlanan ve ihale dokümanları arasına alınan “Şartnameler”de sözleşmenin eki haline gelmektedir. Sözleşmenin imzalanması ile birlikte sözleşme ve ekleri açısından Kamu İhale Sözleşmeleri Kanunu 4. maddesinde “Bu Kanunda belirtilen haller dışında sözleşme hükümlerinde değişiklik yapılamaz ve ek sözleşme düzenlenemez.” hükmü getirilerek sözleşmenin taraflar arasında adeta Anayasa gibi olduğu kabul edilmiştir. Bu durumda taraflar arasındaki ihtilafların öncelikle sözleşme ve ekleri dikkate alınarak incelenmesi gerekmektedir. Somut olayda; talebe konu alacak açısından yapılan değerlendirmede ise davacının alacağının ispatı yönünden sözleşmenin eki olarak kabul edilen HİGŞ’nin 42/a maddesinin delil sözleşmesi niteliğinde olduğu, bu maddede belirtilen şekilde ara hak edişe itiraz bulunmadığından davacının artık talepte bulunamayacağı kabul edilmiştir. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun (HMK) “Delil Sözleşmesi” başlıklı 193. maddesinde [1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu (HUMK) m. 287]; “Taraflar yazılı olarak veya mahkeme önünde tutanağa geçirilecek imzalı beyanlarıyla kanunda belirli delillerle ispatı öngörülen vakıaların başka delil veya delillerle ispatını kararlaştırabilecekleri gibi; belirli delillerle ispatı öngörülmeyen vakıaların da sadece belirli delil veya delillerle ispatını kabul edebilirler. (2) Taraflardan birinin ispat hakkının kullanımını imkânsız kılan veya fevkalade güçleştiren delil sözleşmeleri geçersizdir” hükmüne yer verilmiştir. Bu hükümde ispatın nasıl yapılacağı açıklanmış olup maddede belirtilen şekil koşuluna uyulması suretiyle taraflar arasında delil sözleşmesi kurulması ile taraflar yargılama sırasında belli delillere dayanıp dayanmama konusunda taahhütte bulunduklarından mahkeme delil sözleşmesinde yasaklanan bir delili inceleyemez (Hakan Pekcanıtez, Muhammet Özekes, Mine Akkan, Hülya Taş Korkmaz, Pekcanıtez Usûl, Medeni Usûl Hukuku, C. II, İstanbul 2017, s. 1741). Bir hususun ispatı için münhasır delil sözleşmesi, başka bir ifadeyle sadece belli delil veya delillerle ispatı mümkün kılan daraltıcı delil sözleşmesi yapılmış ise, delil sözleşmesinde kararlaştırılan delilden başka delille ispat mümkün değildir. Zira taraflar, delil sözleşmesi ile aynı zamanda delillerini hasretmiş olurlar ve kararlaştırdıkları deliller dışında başka delil gösteremezler. Delil sözleşmesinde, hangi hukuki ilişkinin hangi delil ile ispat edilebileceğinin kararlaştırıldığının açıkça gösterilmesi gerekli olup, taraflar genel bir delil sözleşmesi yapamazlar. Hukuk Muhakemeleri Kanununun 193/2. maddesinde ise, delil sözleşmesinin yapılmasının sınırlarına yer verilmiş olup, buna göre taraflardan birinin ispat hakkının kullanımını imkânsız kılan veya fevkalade güçleştiren delil sözleşmelerinin geçersiz olacağı belirtilmiştir. Delil sözleşmesini taraflar yargılamanın her aşamasında ileri sürebilirler. Taraflarca ileri sürülmese dahi, delil sözleşmesinin mahkemece re'sen gözetilmesi gerekir. Delil sözleşmesi temyiz hâlinde Yargıtay tarafından da kendiliğinden göz önünde tutulur. Delil sözleşmesi kesin delil sayıldığından gerek tarafları ve gerekse mahkemeyi bağlayacağından, hâkimin görevinden ötürü re'sen bu hususu göz önünde bulundurması zorunludur. (Emsal HGK 21.06.2022 T, 2020/(15)6-610 E., 2022/976 K. sayılı ilamı) Taraflar arasındaki sözleşme Kamu İhale Kanunu ve Kamu İhale Sözleşmeleri Kanununa göre düzenlenmiş olup sözleşmenin ekleri arasında HİGŞ bulunmaktadır. Gerek ilk derece mahkemesi gerekse bölge adliye mahkemesi kararında belirtildiği gibi Hizmet İşleri Genel Şartnamesinin 42/a maddesinde aynen “...Yüklenicinin geçici hakedişlere itirazı olduğu takdirde, karşı görüşlerinin neler olduğunu ve dayandığı gerçekleri, idareye vereceği ve bir örneğini de hakediş raporuna ekleyeceği dilekçesinde açıklaması ve hakediş raporunun "idareye verilen ...... tarihli dilekçemde yazılı ihtirazı kayıtla" cümlesini yazarak imzalaması gereklidir...” hükmü bulunmaktadır. Bu düzenleme ile sözleşmenin imzalanmasından sonra yüklenici tarafından, sözleşme kapsamında geçici hak edişlere ilişkin itirazların belli bir prosedüre göre yapılması öngörülmüş olup, buna göre yüklenicinin geçici hak edişlere itiraz etmek istemesi hâlinde, itiraz nedenlerini de belirterek idareye vereceği ve bir örneğini de hakediş raporuna ekleyeceği dilekçesinde itirazlarını açıklaması ayrıca hak ediş raporunu da “İdareye verilen….. tarihli dilekçemde yazılı ihtirazı kayıtla” cümlesini yazarak ya da bu anlama gelecek bir itiraz şerhi ile imzalaması gereklidir. Hak ediş raporunun imzalanmasından sonra, ancak idarece tahakkuk işlemi yapılıncaya kadar, hak ediş raporunda yapılabilecek düzeltmelere yüklenicinin itirazı olduğu takdirde ise, hak edişin kendisine ödendiği tarihten başlamak üzere en çok on gün içinde dilekçe ile itirazını idareye bildirmek zorundadır. Aksi hâlde yüklenici hak edişi olduğu gibi kabul etmiş sayılacaktır. Sözleşmenin eki olan ve delil sözleşmesi niteliğindeki şartnamenin 42/a maddesinde yer alan düzenleme, yükleniciye geçici hakedişlere itiraz yolunu kapatmayıp itirazın ne şekilde yapılması gerektiğini ve tarafların itirazlarını hangi prosedüre göre yapmaları gerektiğini göstermektedir. Burada ispat hakkının kullanımını imkânsız kılan veya fevkalade güçleştirecek bir düzenleme bulunmadığından, HMK’nın 193/2. maddesi kapsamında geçersizliğinden de söz edilemez. Somut olayda; dosya içerisinde yer alan geçici hak edişlerin incelenmesinde, davacı yüklenicinin geçici hak edişlere şartnamede belirtilen şekilde ihtirazi kayıt konulmaksızın imzaladığı görülmektedir. Az yukarıda da açıklandığı üzere delil sözleşmesi niteliğindeki anılan şartnamenin 42/a maddesinde geçici hak edişlere itirazın ne şekilde yapılması gerektiği açıkça düzenlenmiş olup, yüklenici tarafından dava konusu hak edişlere şartnamede belirtilen şekilde itiraz edilmediği için geçici hak edişler yüklenici tarafından olduğu gibi kabul edilmiş sayılmakla davacının alacağını talep etme hakkı bulunmamaktadır. Davacılar vekilinin temyiz dilekçesinde de belirttiği üzere, HİGŞ’nin 42/a maddesinde yer alan geçici hak edişlere itiraz şeklini içeren düzenlemenin iptali istemiyle Danıştay 13. Dairesinde dava açılmış, Danıştay 13. Dairesinin 01.12.2021 tarih ve 2020/1740 E., 2021/4123 K. sayılı davanın reddine dair verilen kararın temyizi üzerine Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 03.11.2022 tarih, 2022/892 E., 2022/3100 K. sayılı kararı ile hükmün bozulmasına karar verilmiş, bozma kararı üzerine Danıştay 13. Dairesinin 06.06.2023 tarihli, 2023/404 E., 2023/2898 K. sayılı ilamı ile HİGŞ’nin 42/a maddesinin iptaline karar verilmiştir. Hizmet İşleri Genel Şartnamesi’nin geçici hakedişlere itiraz prosedürü düzenleyen 42/a maddesinin iptali nedeniyle bu yeni durumun, iptal kararından önce imzalanan sözleşmeler ve dolayısıyla derdest davalara etkilerinin ne olacağı üzerinde durulması gerekmektedir. Yukarıda da belirtildiği gibi “Şartnameler” Kamu İhale Kanunu ve Kamu İhale Kanunu gereğince doğrudan doğruya idâre tarafından tek yanlı olarak düzenlenmekte olup bunlarda sözleşmenin yapılma ve uygulanmasına ilişkin hükümler bulunmaktadır. Bu niteliği itibariyle Şartnamelerdeki sözleşmenin yapılması sürecine ilişkin hükümler, daima tek yanlı ve genel düzenleyici işlem niteliğinde olduğundan İdâre bunlarda istediği zaman iyi niyet kuralları çerçevesinde istediği değişikliği yapabilirler. Şartnamelerdeki hükümler, sözleşmeler imzalanıncaya kadar düzenleyici işlem niteliğinde iken sözleşme imzalandıktan sonra ise akdî niteliğe bürünürler. Bu nedenle sözleşme imzalandıktan sonra idâre tarafından tek taraflı olarak değiştirilemez. 2709 sayılı T.C. Anayasasının (Anayasa) 138/4. maddesinde, yasama ve yürütme organları ile idarenin, mahkemenin kararlarına uymak zorunda olduğu, bu organlar ve idarenin, mahkeme kararlarını hiçbir suretle değiştiremeyeceği ve bunların yerine getirilmesini geciktiremeyeceği belirtilmiştir. 2577 sayılı İdari Yargılama Usul Kanununun (İYUK) 28/1. maddesinde ise; Danıştay, bölge idare mahkemeleri, idare ve vergi mahkemelerinin esasa ve yürütmenin durdurulmasına ilişkin kararlarının icaplarına göre idarenin, gecikmeksizin işlem tesis etmeye veya eylemde bulunmaya mecbur olduğu, bu sürenin hiçbir şekilde kararın idareye tebliğinden başlayarak otuz günü geçemeyeceği belirtilmiştir. Anılan bu yasal düzenlemeler uyarınca, idare, yasa, yürütme ve pek tabii yargı organları, mahkemece verilen karar doğrultusunda işlem tesis etme yükümlülüğü altındadır. Bu durumda Danıştay tarafından verilecek bir iptal kararı üzerine söz konusu makamlar bu iptal kararı doğrultusunda hareket etmek zorundadır. Anayasanın 153/5. maddesinde, Anayasa Mahkemesinin iptal kararlarının geriye yürümeyeceği düzenlemesi mevcut iken, idari yargı makamlarınca verilen iptal kararının geriye yürüyüp yürümeyeceği noktasında açık yasal düzenleme bulunmamakla birlikte, idari yargıda verilen iptal kararının geriye yürüyeceğine dair Danıştay İçtihadı Birleştirme Kurulunun ve Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun içtihatları bulunmaktadır (Danıştay Dava Daireleri Umumi Heyetinin 25.01.1938 tarihli ve 1937/202 E., 1938/14 K, Danıştay İçtihadı Birleştirme Kurulunun 09.07.1966 tarihli ve 1965/21 E., 1966/7 K. sayılı kararı). Söz konusu kararlardan farklı olarak Danıştayın somut olayın özelliğine göre iptal kararının etkilerini değerlendirdiği farklı kararları da bulunmaktadır. Danıştay 12. Dairesinin 28.10.2008 tarihli ve 2008/4343 E., 2008/5507 K. sayılı kararında da bahsedildiği üzere, verilen iptal kararı ile iptali istenen idari işlemin tesis edildiği andan itibaren ortadan kalkacağı ve o işlemin tesisinden önceki hukuki duruma dönüleceği, ancak hukuka aykırılığı yargı kararı ile iptal edilen genel düzenleyici işlemin iptali ile bu genel düzenleyici işleme dayanarak tesis edilen bireysel işlemlerin uzun süre uygulanması, bu süre içerisinde kişilerin elde ettiği kazanımlarım geri alınmasının mümkün olmadığı durumlarda idari istikrar ilkesi ve kazanılmış hak kavramlarına aykırılık oluşturabilecek olması nedeniyle somut olay kapsamında değerlendirme yapılması gerektiğine de işaret edilmiştir. Buna göre idari yargı organlarınca verilen bir iptal kararının somut olayın özelliğine göre geçmişe etkili olmasında elbette yasal bir engel bulunmamaktadır. Eldeki uyuşmazlığa konu HİGŞ’sinin 42/a maddesinde yer alan hükmün iptal edilmesi ile idari makamlarca anılan düzenlemenin uygulanması artık mümkün olmayıp, HİGŞ’nin iptal edilen hükmünün anılan şartnameden çıkarılması gerekir, ancak somut olayda taraflar arasında özel hukuk sözleşmesi imzalanmış olup, HİGŞ’nin ilgili hükmü artık idari bir düzenleyici işlem formundan çıkıp, sözleşmenin bir hükmü hâline gelmiştir. Dolayısıyla sözleşmenin bir normu hâline gelen HİGŞ’nin ilgili hükmü taraflar arasında uygulanmaya devam edilecektir. Sözleşmenin imzalanmasından sonra idare ile yüklenici arasında özel hukuk ilişkisi doğmuş olacağından ve buna ilişkin uyuşmazlık adli yargı mahkemelerinde çözümleneceğinden iptal kararının taraflar arasından imzalanmış sözleşme hükümlerini değiştirmiş sayılması gerektiği ve adliye mahkemelerinin de buna uygun işlem yapmak zorunda olduğu gibi bir sonuç ortaya çıkarılamaz. Aksine bir kabul yargı yolu kurallarına aykırı olduğu kadar Borçlar Hukuku düzenlemelerine, tarafların sözleşme ile bağlılığı ilkesine de aykırı bir sonuç olacaktır. Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun bozma kararı ile Danıştay 13. Dairesinin iptal gerekçesine bakıldığında, HİGŞ’nin 42/a maddesinde yer alan düzenlemenin KİSK’in 4/3. maddesinde yer alan “Bu Kanun kapsamında yapılan kamu sözleşmelerinin tarafları, sözleşme hükümlerinin uygulanmasında eşit hak ve yükümlülüklere sahiptir. İhale dokümanı ve sözleşme hükümlerinde bu prensibe aykırı maddelere yer verilemez. Kanunun yorum ve uygulanmasında bu prensip göz önünde bulundurulur” düzenlemesi uyarınca genel şartnamenin ilgili hükmünün, taraflar arasında eşitlik ilkesini zedeler biçimde yüklenici aleyhine alacak hakkını ve hak arama özgürlüğünü kısıtlayıcı nitelik taşıdığı gerekçesiyle iptal kararı verildiği görülmektedir. Her ne kadar KİSK’in 4/3. maddesinde yer alan kamu sözleşmelerinin taraflarının, sözleşme hükümlerinin uygulanmasında eşit hak ve yükümlülüklere sahip olduğu yönündeki düzenleme, HİGŞ’nin 42/a maddesinde yer alan ilgili hükmün iptali için bir gerekçe oluşturabilir ise de, bu düzenleme, yetki sınırları KİK ve KİSK’nunda belirlenen idarenin yine bu kanunlarda açıklanan sınırlara göre belirleyebildiği sözleşme tarafı ile imzaladığı ve bundan sonra adeta tarafların Anayasası hâline gelmiş bir özel hukuk sözleşmesi hükmünün eşitlik ilkesine aykırı olduğunu göstermez. İptal kararı öncesi şartnamede delil sözleşmesi hükmü mevcut iken sözleşmenin imzalanmasıyla eki hâline gelen ve sözleşme hükmü niteliğini alan şartname, sonradan ortaya çıkacak uyuşmazlıklarda dahi uygulanacak ve idari yargıda iptal kararı verilmiş olsa dahi mahkemelerce bu hüküm uygulanacaktır. Zira mahkemeler bu hükmü şartnamede bulunduğu veya bulunmadığı için değil, sözleşmenin eki hâline gelen metne göre delil sözleşmesi niteliğinde olduğu için, sözleşme hükmü olarak uygulayacaklardır. Sonuç olarak HİGŞ’nin 42/a maddesinde yer alan ve geçici hakedişlere itiraz prosedürünü düzenleyen ilgili hükmün iptal edilmesinin, iptal kararından önce taraflarca imzalanmış olan sözleşme ve dolayısıyla eldeki davaya etkisi bulunmamaktadır. Somut olayda yukarıda açıklanan gerekçeye göre ara hak edişlere delil sözleşmesi niteliğinde olan sözleşme eki HİGŞ’nin 42/a maddesi gereği yukarıda açıklanan şekilde usulüne uygun itirazın olmadığı, ilk derece mahkemesi kararının bozmaya uygun olduğu, kararda ve kararın gerekçesinde hukuk kurallarının somut olaya uygulanmasında bir isabetsizlik bulunmadığı, bozmaya uyulmakla karşı taraf yararına kazanılmış hak durumunu oluşturan yönlerin ise yeniden incelenmesine hukukça imkân bulunmadığı anlaşılmasına göre usul ve kanuna uygun olup davacılar vekilinin temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir..." (Yargıtay 6. Hukuk Dairesi'nin 11.01.2024 tarih ve 2023/501 Esas 2024/101 Karar sayılı ilamı) "...Davacı vekili, müvekkilinin 02.04.2008 tarihinde davalı ile imzalanan “2 İhbarname Dağıtımı, Elektrik Kesme -Açma Hizmet Alımı” sözleşmesi kapsamında davalıya hizmet verdiğini, sözleşmenin eki olarak kabul edilen 24.05.2007 tarihli İdari Şartname'nin 26. “Teklif fiyata dahil olan masraflar” 26.3.1 "İşveren payı dahil işçilik ücretleri" maddesinde işçilik ücretlerine SSK işveren payının dahil olduğunu, ödemelerin işveren payı dahil hesaplanması gerektiğinin açıkça yazıldığını, davalı tarafından bu hususun yanlış yorumlandığını ve işçi ücretlerine işveren payı dahil edilmeden yapılması gerektiği hususunda ısrar ederek müvekkiline istihkaklarının ödenmeyeceğinin söylendiğini, oysa ki madde kapsamından anlaşılması gerekenin ödenecek ücretin hesabında SSK işveren payının düşülmesi gerektiğini, davalının meseleyi başka açıdan ele aldığını, ödemelerin işveren payı dahil edilmeden hesaplanması gerektiği hususunda ısrar ettiğini, işveren payı dahil hesap edilmesi halinde ödenecek ücretler ile davalı tarafından yapılan şekilde, işveren payı dahil edilmeden ödettirilen ücretler arasındaki fark kadar müvekkilinin zarara uğradığını ileri sürerek, fazlaya ilişkin haklar saklı kalmak kaydıyla şimdilik 12.000,00 TL tutarın avans faizi ile birlikte davalıdan tazminine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davacı vekilince verilen 24.04.2013 tarihli ıslah dilekçesi ile dava değeri 369.922,71TL artırılarak toplam 381.922,71 TL bedelin ticari avans faiziyle tahsili talep edilmiştir. Davalı vekili, davacının iddiasının sözleşme hükümlerinin hatalı yorumlanmasından kaynaklandığını, bahse konu işin ihalesine çıkılırken, her bir personel için idari şartnamenin 26.3.1/a maddesindeki asgari ücrete eklenecek katsayılara göre işçilik maliyetinin hesaplandığını, aylık brüt ücret üzerinden hesaplama yapılarak teklif edilmesi gereken asgari maliyetlerin tespit edildiğini ve bu maliyetin içine işveren işçilik payının da dahil edildiğini, davacının dayandığı hesaplamalardaki brüt ücretler katsayılarının şartnamenin 26.3.1/a maddesindeki oranlar ile örtüşmediği, hesaplamalara giyim bedelinin dahil edilmediği, hesaplamaların hatalı olduğunu, dava dosyasına ibraz edilen 2008\1. dönemine ait işçilik hesaplama modülünde aylık brüt üzerinden her bir personele ödenecek net ücretin gösterildiğini, sonraki dönemde asgari ücrette meydana gelen artış oranında oluşan fiyat farkının davacı tarafa ödendiğini, davacı tarafın sözleşmeye konu ihaleye en düşük teklifi veren firma olması ve teklifinin aşırı düşük olması nedeniyle kendisinden teklif fiyatına ilişkin yazılı açıklama istenilmesi üzerine sunmuş olduğu yazılı açıklamasında davalı tarafın kullandığı işçilik modülünde kullanılan aylık ücret hesaplaması ile aynı maliyet hesabını kullandığının görüldüğünü, davacı tarafın sözleşme süresi içinde hak edişlerini alırken bir itirazının söz konusu olmadığını, hak edişlerini alırken itirazı kayıt koymadığını, itirazı kayıt koymadan alınan hak edişler yönünden istirdat talebinin reddinin gerektiğini savunarak, davanın reddini istemiştir. Mahkemece, iddia, savunma, benimsenen bilirkişi raporu ve dosya kapsamına göre; davacının işçi ücretlerini hesaplama ve hakediş hazırlama usulünün sözleşme hükümlerine uygun olduğu, ihale şartnamesi gereğince davacı şirketin işçilerine ödemesi gereken ücretlerin hesabında SSK işveren payının işçilik ücretlerine dahil olması gerektiği, davalı şirketin davacı şirketin hak edişinden kesinti yapamayacağı gerekçesiyle, davanın kabulü ile 12.000,00 TL'nin dava tarihi olan 05.10.2010 tarihinden itibaren işleyecek ticari avans faizi ile, 369.922,71 TL'nin ıslah tarihi olan 24.04.2013 tarihinden itibaren işleyecek ticari avans faizi ile davalıdan tahsiline karar verilmiştir. Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir. Dava, taraflar arasındaki hizmet alım sözleşmesi ve eki idari şartnamenin 26.3.1 maddesi uyarınca işçi ücretlerinin işveren payı dahil edilerek hesaplanmamasından işçi ücretlerinin işveren payına dahil edilmemesinden kaynaklanan maddi zararın tazmini istemlerine ilişkindir. Taraflar arasındaki 02.04.2008 tarihli sözleşmenin 9.2. maddesinin (6.) bendinde sözleşmenin ekleri arasında KİK Hizmet İşleri Genel Şartnamesi de yer almaktadır. Delil sözleşmesi niteliğindeki anılan şartnamenin 42. maddesinde geçici hak edişlere itirazın ne şekilde yapılacağı açıkça düzenlenmiş olup, belirtilen usule uygun olarak itiraz edilmediği takdirde geçici hak edişlerin hizmet veren açısından kabul edilmiş sayılacağı belirtilmiştir. Somut uyuşmazlıkta ise, dosya kapsamında davaya konu hak edişlere, davacı hizmet verenin KİK Hizmet İşleri Genel Şartnamesi'nin 42. maddesinde gösterilen şekilde yaptığı herhangi bir itirazı bulunmamaktadır. Şu halde hizmet verenin ara hak edişleri olduğu gibi kabul etmiş sayıldığı kabul edilerek, davanın reddi yerine, bu husus nazara alınmadan yazılı şekilde hüküm tesisi doğru olmamıştır..." (Yargıtay 23. Hukuk Dairesi'nin 30.09.2015 tarih ve 2014/7787 Esas ve 2015/6107 Karar sayılı ilamı) Yukarıdaki Yüksek Yargıtay içtihatları ve açıklamalar ışığında; dosyadaki belgelere, kararın dayandığı delillerle, usul ve yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle hükme esas alınan bilirkişi rapor ve ek raporunun oluşa, somut olayın özelliklerine uygun, açık, anlaşılır, taraf ve yargı denetimine uygun olmasına, asıl dava yönünden davacı hizmet verenin KİK Hizmet İşleri Genel Şartnamesi'nin 42. maddesinde gösterilen şekilde hakedişlere eksik ödenen bedel ile ilgili olarak ihtirazi kaydın sebeplerini açıkça bildirir şekilde yazılı hakedişlere itiraz dilekçesi verilmemesine, ayrıca hesaplamanın sözleşme ve 5510 sayılı Yasanın 80. maddesine uygun olmasına, birleşen davada 4735 sayılı Yasanın 24. maddesinin 5. fıkrasına uygun olarak talepte bulunulmasına, yargılamada eksiklik bulunmamasına, kararda kamu düzenine ilişkin bir aykırılık bulunmamasına göre; kanunun olaya uygulanmasında ve gerekçede hata edilmediği, ihtilafın doğru olarak tanımlandığı, inceleme konusu kararın usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşıldığından asıl dava davacı vekili ile birleşen dava davalı vekilinin yerinde bulunmayan istinaf kanun yolu başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 353/(1)-b-1. maddesi gereğince ayrı ayrı esastan reddine karar vermek gerekmiştir. HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-İzmir 3. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 19/02/2021 tarih ve 2018/1120 Esas 2021/170 Karar sayılı hükmü usul ve esas yönünden hukuka uygun bulunduğundan asıl dava davacı vekili ile birleşen dava davalı vekilinin istinaf kanun yolu başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 353/(1)-b-1. maddesi uyarınca ayrı ayrı ESASTAN REDDİNE, 2-İstinaf başvurusu sırasında alınması gereken 427,60.TL maktu karar harcından peşin olarak alınan 59,30.TL harcın mahsubu ile bakiye 368,30.TL harcın asıl dava davacısından alınarak hazineye gelir kaydına, 3-İstinaf başvurusu sırasında alınması gereken 64.078,25.TL nisbi karar harcından peşin olarak alınan 16.079,30.TL harcın mahsubu ile bakiye 47.998,95.TL harcın birleşen dava davalısından alınarak hazineye gelir kaydına, 4-İstinaf kanun yolu başvurusunda bulunan asıl dava davacısı ve birleşen dava davalısı tarafından yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerlerinde bırakılmasına, 5-İstinaf incelemesi sırasında duruşma açılmadan karar verildiğinden taraflar yararına vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, 6-Kararın kesinleştirme, harç ikmali ve gider/delil avansı iadesi işlemlerinin yerel mahkemece yerine getirilmesine, 7-Kararın Dairemizce taraf vekillerine tebliğine, Dosya üzerinde yapılan inceleme neticesinde HMK'nın 361. maddesi uyarınca gerekçeli kararın tebliğinden itibaren 2 haftalık süre içerisinde Yargıtay’a temyiz yolu açık olmak üzere 03/10/2024 tarihinde oy birliği ile karar verildi.