Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2015/2008 E. 2021/1107 K.
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2015/2008
- Karar No
- 2021/1107
- Karar Tarihi
T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 13. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO: 2023/1635 Esas KARAR NO: 2024/1753 Karar T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ: İSTANBUL 12. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ NUMARASI: 2022/923 Esas - 2023/305 Karar TARİHİ: 10/04/2023 DAVA: Şirketin İhyası KARAR TARİHİ: 07/11/2024 İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi: TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle, ihya/ek tasfiyesi talep edilen ... Gıda San. ve Tic. A.Ş tarafından 22/10/2015 tarih ve ... sayılı işlemin iptali talebiyle aleyhlerine açılan İstanbul 12. İdare Mahkemesinin 2015/1331 esas sayılı dosyasında davanın reddine karar verildiği, lehlerine 990,00 TL vekalet ücretine hükmedildiğini, davacı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması neticesinde istinaf talebinin reddedilerek davanın kesinleştiğini, vekalet ücretinin ödenmemesi üzerine İstanbul Anadolu ... İcra Dairesinin ... esas sayılı dosyası ile icra takibi başlatıldığını, icra takibinde işlem yapıldığında şirket unvanının tasfiye halinde ibaresinin çıkması üzerine ticaret sicil gazetesinde bahse konu şirketle ilgili araştırma yapıldığını ve şirketin genel kurul kararı ile terkin edildiğinin fark edildiğini, bunun üzerine tahsil ve icra işlemlerine devam edilemediğini belirterek 25/10/2018 tarihinde genel kurul kararı ile terkin edilen ... Gıda San. ve Tic. A.Ş ile ilgili işlemlerin yapılabilmesi için yeni bir ya da bir kaç kişiyi tasfiye memuru olarak atayarak bu durumun tescil ve ilan edilmesini, mahkeme aksi kanaatte olur ise söz konusu şirketin ihyasına karar verilmesini talep etmiştir. Davalı ... vekili cevap dilekçesinde özetle, davacı tarafından her ne kadar dava konusu terkin edilmiş şirketin ek tasfiyesine karar verilmesi istenmişse de ilgili şirket hakkında ek tasfiye istenebilmesi için zorunluluk teşkil eden bir durumun ve kanunda aranan şartların birlikte varlığının gerektiğini, ancak somut olayda ek tasfiye şartlarının gerçekleşmediğini, dava konusu şirketin tasfiyesine 11/10/2016 tarihinde karar verilmiş olup; 27/10/2016, 03/11/2016 ve 10/11/2016 tarihlerindeki ilanlar ile alacaklılara çağrı yapıldığını, buna rağmen davacı tarafından tasfiye memurluğuna müracaat edilmediğini, buna göre; tasfiye sürecinde alacaklarını tahsil etmek için gerekli gayreti göstermeyerek üstüne düşen yükümlülükleri yerine getirmeyen davacının artık ek tasfiye taleplerinin kabulünün mümkün olmadığını, davacının işbu davaya dayanak olarak gösterdiği alacak ilamının 07/12/2017 tarihinde kesinleştiğinin görüldüğünü, buna rağmen 12/10/2018 tarihinde sicilden terkin edilen şirket aleyhine hiçbir takip ya da davaya girişmeyen, şirketin terkin işlemleri tamamlandıktan yıllar sonra icra takibine girişen ve işbu icra takibindeki alacağı nedeniyle ek tasfiye talep eden davacının taleplerinin kabulünün mümkün olmadığını, zira; ilgili icra takibi öncesinde de şirketin terkin edilmiş olduğu sabit olup, icra takibinin amaca ulaşmayacağı başından belli olduğunu, buna göre davacının ek tasfiye talebinin reddinin gerektiğini, ilgili şirket hakkında yürütülmüş tasfiye ve terkin işlemlerinin her yönüyle usul ve yasaya uygun olarak gerçekleştirilmiş olup buna göre artık şirket hakkında ek tasfiye işleminin yürütülmesinin mümkün olmadığını, şirketin ihyasının istenebilmesi için terkin işleminin usulüne aykırı şekilde yapıldığınının kanıtlanmasının gerektiğini, ancak somut olay bakımından davacının böyle bir iddiası bulunmamakla beraber buna ilişkin sunulmuş bilgi ve belge de görülmediğini, buna göre davacının ihya taleplerinin de reddinin gerektiğini belirterek huzurdaki işbu haksız ve hukuki dayanaktan yoksun davanın reddine, tüm yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacı taraf üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir. Davalı İstanbul Ticaret Sicil Memurluğu vekili cevap dilekçesinde özetle; müvekkili kurumun, TTK m. 32 ve ticaret sicili yönetmeliği m. 34 hükmü çerçevesinde işlem yapıldığını, tasfiye sürecinde yetki ve sorumluluğun şirket “tasfiye memuru”nda olduğunu, olağan tasfiye sürecinden kaynaklanan, tasfiye süreci eksik/erken sonuçlandıran tasfiye memurunun kusurundan dolayı Ticaret Sicili Müdürlüğünün sorumluluğunun bulunmadığını, müvekkilinin davanın açılmasına sebep olmadığını, bu nedenle yargılama giderleri ve vekâlet ücretinden sorumlu tutulamayacağını belirterek müvekkili müdürlük aleyhine yargılama giderleri ve vekâlet ücretine hükmedilmemesine karar verilmesini talep etmiştir. İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ: İlk Derece Mahkemesi 10/04/2023 tarih 2022/923 Esas - 2023/305 Karar sayılı kararında; "Davanın tasfiye sonrası terkin edilen ... Gıda Sanayi ve Ticaret AŞ'nin, davacının ve ihyası talep olunan şirketin taraf olduğu İstanbul Anadolu ... İcra Dairesi ... Esas sayılı icra dosyası ve İstanbul 5. İdare Mahkemesi 2015/2008 esas sayılı dosyanın neticelendirilmesi için ihya davası olduğu görüldü. Taraflar arasındaki ihtilafın adı geçen şirketin ihyasının gerekip gerekmediği noktalarında toplandığı görüldü.Dava niteliği itibari ile tasfiye sonrası sicilden terkin edilen İstanbul Ticaret Sicil Müdürlüğü'nün ... sicil numarası ile sicilde kayıtlı Tasfiye Halinde ... Gıda Sanayi ve Ticaret Anonim Şirketi'nin, davacının ve ihyası talep olunan şirketin taraf olduğu İstanbul Anadolu ... İcra Dairesi ... Esas sayılı icra dosyası ve İstanbul 5. İdare Mahkemesi 2015/2008 E. sayılı dosyanın neticelendirilmesi ihya davasıdır.İhya davalarında husumet eğer şirket tasfiye olmuş ise tasfiye memuruna ve sicile karşı, resen terkin olmuş ise sadece sicil müdürlüğüne yöneltilmesi gerektiğinden ve davacı tarafça terkin edilen şirketin ihyası istenilip, davanın sicil müdürlüğüne ve tasfiye memuruna karşı açılmış olduğu, buna göre de husumetin doğru yöneltildiğine kanaat getirilmiştir. İhya davasının dinlenebilmesi için yasa koyucunun aradığı şart olan hukuki menfaatinin bulunması şartının dosyamız davacısı yönünden gerçekleşmiş olduğu, zira davacı tarafça istenilen hususlarda davacının hukuki yararının bulunduğu anlaşılmış ve talep olunan hususlarda işlemlerin yapılmasını sağlamak için şirketin ihyasına karar verilmiştir. Dosyadaki evrakların incelenmesinde 11/10/2016 tarihli toplantıda tasfiye kararı alındığı, 12/10/2018 tarihinde tasfiyenin sona erdiği, İstanbul Anadolu ... İcra Dairesi ... Esaslı icra takibine dayanak olan İstanbul 12. İdare Mahkemesi'nin 2015/1331 esas sayılı dosyasının ve, İstanbul 5. İdare Mahkemesi 2015/2008 E. sayılı dosyasının dava tarihleri tasfiyeden önce olup, tasfiye aşamasında bu dosyaların sonucu beklenmeden/ verilen kararlara göre işlem yapılmadan tasfiye sonlandırıldığından, tasfiyeyi eksik sonlandıran tasfiye memuru aleyhine yargılama gideri ve vekalet ücretine hükmolunmuştur."gerekçesi ile, "1-Davanın KABULÜ ile, İstanbul Ticaret Sicili Müdürlüğü'nün ... sicil numarası ile sicilde kayıtlı Tasfiye Halinde ... Gıda Sanayi ve Ticaret Anonim Şirketi'nin, davacının ve ihyası talep olunan şirketin taraf olduğu İstanbul Anadolu ... İcra Dairesi ... Esas sayılı icra dosyası ve İstanbul 5. İdare Mahkemesi 2015/2008 E. sayılı dosyanın neticelendirilmesi için İHYASINA,2-Tasfiye memuru olarak münferit yetkili tasfiye memuru olan davalı ...'nun atanmasına, 3-İşin mahiyeti gereği tasfiye memuruna ücret takdirine yer olmadığına,4-Karar kesinleştiğinde Ticaret Sicil Müdürlüğünde tescil ve ilanına," karar verilmiş ve karara karşı davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davalı tasfiye memuru vekili istinaf dilekçesinde özetle, ilk derece mahkemesi kararının her yönüyle usul ve yasaya aykırı olduğunu, Dava ek tasfiye/ şirketin ihyası davası olmasına ve kanunda basit yargılamaya tabi işlerden sayılmamasına rağmen mahkemece hatalı şekilde işbu davanın basit yargılama usulüne göre yürütülmesinin usul ve yasaya aykırı düştüğünü, HMK m.316'da basit yargılamaya tabi işler düzenlenmiş olup işbu düzenlemeler içerisinde ek tasfiye davaları gösterilmediğini; buna göre; ek tasfiye davalarının basit yargılama usulü uyarınca yürütülerek karara bağlanmasının mümkün olmadığını, buna rağmen; mahkemece 23/11/2022 tarihli tensip zaptı ile görülen davanın "Basit Yargılama Usulüne" göre yürütülmesine karar verildiğini ve yargılamanın da bu doğrultuda tamamlandığını ancak basit yargılama usulüne göre kurulan hükmün usul ve yasaya aykırı olduğunu (Yargıtay 11 Hukuk Dairesi 2014/4894 esas, 2014/10458 karar sayılı, 4/06/2014 tarihli ilamı) Mahkemece ön inceleme duruşması yapılmadığını, ön inceleme duruşması olarak açılan celsede taraflara söz verilmeksizin tahkikata geçildiğini, tarafların sulhe teşvik edilmediğini, ön inceleme duruşmasında alınması gereken kararların alınmadığını ve taraf delillerinin toplanmadığını; aynı celse içerisinde tahkikat aşamasının da tamamlandığı belirtilmişse de, bu aşamada da taraflara yalnızca bir kez söz verildiğini, tahkikat aşamasının bittiğinin, sözlü yargılamaya geçileceğinin hatırlatılmadığını, taraflara son sözlerinin sorulmadığını; bu haliyle mahkemece kurulan hükmün hukuki dinlenilme hakkını ihlal ettiğini ve HMK'nun 14, 186 maddelerinde öngörülen usule aykırı olduğunu, somut olayda ise; ilk derece mahkemesince, ön inceleme duruşması olarak açılan 10/04/2023 tarihli celsede; uyuşmazlığın tespiti bakımından taraflardan sorulmadığını, ön inceleme boyunca taraflara hiç söz verilmediğini, delillerin toplanmasına ilişkin kararlar gibi alınması gereken kararlar alınmadığını, bu haliyle ön inceleme yapılmaksızın tahkikat aşamasına geçildiğini, u haliyle verilen hükmün açık ve emredici Kanun metnine aykırı olduğu açık olmakla beraber ayrıca HMK m.27 hükmü ile düzenlenen hukuki dinlenilme hakkı ile de ters düştüğünü; buna göre; yerleşmiş ve istikrarlı içtihatlar doğrultusunda her yönüyle usul ve yasaya aykırı olan işbu kararın kaldırılması gerektiğini (Yargıtay 2. Hukuk Dairesi 2017/216 esas, 2018/12825 karar sayılı, 12/11/2018 tarihli; Yargıtay 2. Hukuk Dairesi 2016/6871 esas, 2016/9163 karar sayılı, 04/05/2016 tarihli, Yargıtay 22. Hukuk Dairesi 2013/2619 esas, 2014/938 karar sayılı, 27/01/2014 tarihli ilamları), tüm bu sebeplerle; mahkemece ön inceleme duruşmasının usulüne uygun şekilde yürütülmediği, tahkikat aşamasında da taraflara yeterince söz verilmediği ve delillerinin toplanmasının sağlanmadığı, tahkikatın bittiğinin bildirilmediği, taraflara söz verilmediği açık olduğundan işbu şekilde verilen usul ve yasaya aykırı kararın esasının dahi incelenmeksizin usulden kaldırılması gerektiğini, Davacı tarafından her ne kadar dava konusu terkin edilmiş şirketin ek tasfiyesine karar verilmesi istenmişse de ilgili şirket hakkında ek tasfiye istenebilmesi için zorunluluk teşkil eden bir durumun ve kanunda aranan şartların birlikte varlığı gerektiğini ancak somut olayda ek tasfiye şartlarının gerçekleşmediğini, TTK'nun 547 maddesine göre ek tasfiyenin, bir şirket hakkında tasfiyenin tamamlanıp bitirilmiş olmasına rağmen başkaca tasfiye işlemlerinin yapılmasının zorunlu olduğunun anlaşılması halinde başvurulan geçici bir tedbir olduğunu; ek tasfiyenin yeni bir tasfiye olmayıp önceki tasfiyeyi tamamlayan bir tasfiye niteliğinde olduğunu, kanun lafzından açıkça anlaşıldığı üzere; ek tasfiyenin olağan bir tedbir yöntemi olmayıp ancak zaruri durumlarda istisnai olarak başvurulabilen bir yöntem olduğunu; esasen ek tasfiyeye tasfiyenin kapanmasından sonra aslında tasfiye kapsamında kalıp da yapılması gereken bazı işlemlerin yapılmaması yahut yanlış ya da eksik yapılması nedeniyle başvurulmasının mümkün olduğunu; TTK m.547 hükmünün gerekçesinde de ek tasfiyenin niteliği itibariyle bir geçici bir tedbir olduğunun belirtildiği, madde gerekçesinde; "Ek tasfiye sadece tasfiyenin kapanmış olmasına rağmen halen alınması zorunlu ek tedbirlere gereksinim duyulması halinde söz konusu olabilir. Zorunluluk yoksa ek tasfiyeye gidilemez. Bu hüküm bağlamında şirketin yeniden sicile kaydedilmesini ve ek tasfiye yapılmasını zorunlu kılabilecek durumlar özellikle şunlar olabilir, a) Şirkete ait bazı aktifler, dağıtım sırasında dikkate alınmamaları nedeniyle, dağıtım dışında kalmışlarsa; (bu malvarlığı unsuru bilinmekle beraber unutulmuş olabileceği gibi, sonradan bir malvarlığı unsuru da olabilir), b) Anlaşmazlık konusu olan ve bu nedenle tasfiyeye ilişkin özel hüküm gereği tevdi edilmiş veya güvenceye bağlanmış bir borç, şirket lehine çözülmüşse ve söz konusu borçların karşılıkları boşta kalmışsa, c) Malvarlığının dağıtımı esnasında ilgili kanunî hükümlere uyulmamışsa, d) Pay sahiplerince haksız olarak alınmış olan tasfiye payları için geri verme davasının açılması gerekiyorsa, e) Organlara karşı sorumluluk davası açılacaksa, f) Şirket tarafından yapılması ve web sitesine konulması gerekli olan açıklamalar ve şirket tarafından kabul edilmesi zorunluluğu bulunan işlemler varsa, g) Şirketin yararına sonuç doğuracak bir davanın açılması, şirketin bir davada davalı olarak bulunması veya aleyhine icra takibi yapılması söz konusu ise" denilmek suretiyle de ek tasfiyenin olağanüstü bir tedbir niteliğinde olduğunun, yalnızca zorunluluk arz eden, yukarıda sayılan durumlar vb. durumlar ile gündeme gelebileceğinin belirtilmekte olduğunu, bu durumlarda dahi ek tasfiye yoluna gidilebilmesi için, yeniden tescil isteğinin korunmaya değer bir menfaate dayanması (menfaat şartı), korunmaya değer menfaatin varlığının inandırıcı delillerle açıklanması gerektiğini, yeniden tescil isteğinin amaca ulaşmada kullanılabilecek tek yol olması (amaca ulaşma şartı), sicil memurunun şirketi sicilden silme kararına karşı; bir alacağın veya aktifin varlığı kanaat doğuracak bir şekilde belgelendirilerek, silme kararının iptalinin dava olunması şartlarının birlikte gerçekleşmesi gerektiğini, somut olayda; davacı tarafından müvekkilinin eski yetkilisi ve tasfiye memuru olduğu ... Gıda San. Ve Tic. A.Ş. İsimli şirket hakkında ek tasfiye ve ihya kararı verilmesinin talep edilmişse de yukarıda belirtilen şartların sağlanmamakla beraber ek tasfiyeye karar verilebilmesi için gerekli zorunluluk halinin de mevcut olmadığını; davacı tarafından dava konusu şirket nezdinde iki ilama dayalı alacağı bulunduğu belirtilmekte, bunlardan ilkinin İstanbul 12. İdare Mahkemesi'nin 2015/1331 E. Sayılı dosyası kapsamında lehine verilen vekalet ücretine dayandığı ve işbu ilamın kesinleştiği belirtilmekte, diğer alacağın ise İstanbul 5. İdare Mahkemesi'nin 2017/2008 E. Sayılı dosyasına dayandığını belirtmekte olduğunu ancak işbu dosyanın karar düzeltme aşamasında olduğunun beyan edilmekte olduğunu, davacının karar düzeltme aşamasında olduğunu beyan ettiği dosya bakımından kesin olarak alacaklı olduğunun kabulünün mümkün olmayacağının izahtan vareste olduğunu; ilgili dosya bakımından henüz verilmiş bir kesin hüküm bulunmadığını; bu itibarla, ilgili dosyanın yukarıda sayılan şartları sağlamadığı, işbu dosyaya dayanarak ek tasfiye talebinde bulunulamayacağının izahtan vareste olduğunu, bunun yanında; kesinleştiği görülen diğer dosya bakımından ise, davacı tarafından şirketin tasfiyesi sürecinde yeterli ve gerekli özen gösterilmeyip gereken işlemler yürütülmediğinden artık şirketin ek tasfiyesinin talep edilmesinin mümkün olmadığını; dava konusu şirketin tasfiyesine 11/10/2016 tarihinde karar verilmiş olup; 27/10/2016, 03/11/2016 ve 10/11/2016 tarihlerindeki ilanlar ile alacaklılara üç kez çağrı yapıldığını; buna rağmen davacı tarafından tasfiye memurluğuna müracaat edilmediğini; buna göre; tasfiye sürecinde alacaklarını tahsil etmek için gerekli gayreti göstermeyerek üstüne düşen yükümlülükleri yerine getirmeyen davacının artık ek tasfiye taleplerinin kabulünün mümkün olmadığını, dava konusu şirket hakkında; 11/10/2016 tarihinde tasfiye kararı verilmiş olup bu hususun Ticaret Sicil Gazetesi'nin 25/10/2016 tarih ve 9183 sayılı yayınında 472. Sayfada yayınlandığını; ilgili ilandan da görüleceği üzere müvekkilinin de tasfiye memuru olarak atandığını; ilgili ilan görüntülerinin dosyada mübrez olduğunu, bu ilanın akabinde şirket hakkında tasfiye işlemleri yürütülmeye başladığını, alacaklı ve borçlulara TSG'de ilan etmek suretiyle üç kez çağrıda bulunulduğunu; ilk ilanın 27/10/2016 tarihinde 9185 Sayılı TSG'nin 257. Sayfasında, ikinci ilanın 03/11/2016 tarihinde 9190 sayılı TSG'nin 257. Sayfasında, üçüncü ilanın ise 10/11/2016 tarihinde 9195 sayılı TSG'nin 257. Sayfasında yayınlandığını; tüm ilan görüntülerinin de dosyada mübrez olduğunu, dava konusu şirket tarafından usul ve yasaya uygun şekilde tasfiye işlemlerinin yürütüldüğü, bu doğrultuda yine usulüne uygun şekilde alacaklılara çağrıda bulunulduğu ve tasfiye memurluğuna müracaat etmelerinin talep edildiğini; buna rağmen davacı tarafından tasfiye memurluğuna müracaat edilmediğini, alacak kaydı yapılmadığını, alacağını temin ve tahsil etmeye ilişkin hiçbir çabada bulunulmadığını, ilgili şirket bakımından müracaatta bulunan alacaklı ve borçluların hak ve menfaatleri korunmak kaydıyla tasfiye işlemlerinin tamamlandığını, Beyoğlu ... Noterliği'nin 12/10/2018 tarih ve ... sayı ile tasdikli 12/10/2018 tarihli Genel Kurul kararı neticesinde şirketin terkinine karar verildiğini, bu hususun da Türkiye Ticaret Sicil Gazetesi'nin 25/10/2018 tarih ve 9689 sayılı ilanı syf. 336'da yayınlandığını, dava konusu şirket bakımından tüm tasfiye sürecinin usulüne uygun şekilde yürütüldüğünü, alacaklı ve borçluların müracaatı için 3 kez ilanda bulunulduğunu; buna rağmen davacı tarafından işbu ilanlar uyarınca müracaatta bulunulmadığını, alacağını tahsil bakımından hiçbir gayret gösterilmediğini, bu durumda; usulüne uygun şekilde yürütülen tasfiye işlemi sırasında alacağını tahsil etmek amacıyla gerekli çabaya göstermeyen davacının işbu dava ile ilgili şirketin ek tasfiye/ ihyasını talep etmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu; buna göre de davacının işbu talepleri ile görülen davanın reddi gerektiğini, davacının işbu davaya dayanak olarak gösterdiği alacak ilamının 07/12/2017 tarihinde kesinleştiğini; buna rağmen 12/10/2018 tarihinde sicilden terkin edilen şirket aleyhine hiçbir takip ya da davaya girişmeyen, şirketin terkin işlemleri tamamlandıktan yıllar sonra icra takibine girişen ve işbu icra takibindeki alacağı nedeniyle ek tasfiye talep eden davacının taleplerinin kabulünün mümkün olmadığını; ilgili icra takibi öncesinde de şirketin terkin edilmiş olduğunu; icra takibinin amaca ulaşmayacağının başından belli olduğunu; buna göre; davacının ek tasfiye talebinin reddi gerektiğini, davacı tarafından; İstanbul 12 İdare Mahkemesi'nin 2015/1331 E. Sayılı dosyasıyla tarafları lehine vekalet ücretine hükmedildiği, işbu kararın 07/12/2017 tarihinde kesinleştiği, alacaklarını tahsil amacıyla icra takibine girişildiği ancak şirketin terkini tescil edilmiş olduğundan alacaklarını tahsil edemediklerinden bahisle şirket hakkında ek tasfiyeye karar verilmesinin talep edildiğini ancak yukarıda açıklandığı üzere; davacı tarafından şirketin tasfiye ve terkin işlemlerinin yürütüldüğü dönemde gerekli yasal yükümlülüklerin yerine getirilmediğini, alacağın tahsili için de gerekli çaba gösterilmediğini, davacının alacağına ilişkin hükmün 2017 yılında kesinleşmiş olmasına rağmen şirket hakkında terkin işleminin tescil edildiği 12/10/2018 tarihine kadar da hiçbir icra takibi ya da dava işlemleri gerçekleştirilmiş olup işbu tescil işleminden yıllar sonra, davacı tarafından İstanbul Anadolu ... İcra Müdürlüğü'nün ... E. Sayılı dosyası ile takibe girişildiğini ve işbu takip neticesinde alacaklarını tahsil edemeyeceğinin gerekçe gösterilerek şirketin ek tasfiyesi/ ihyasının talep edildiğini, buna göre de davacının haksız taleplerinin reddi gerektiğini, doktrin tarafından kabul edilen görüşün de bu yönde olduğunu ("Şirketin tasfiyesi tamamlanıp sona erdikten sonra şirket aleyhine açılan dava ve takipler için de ek tasfiye yoluna gidilmesi mümkündür. Ancak şirketin aleyhine açılacak dava veya icra takibi ile amaca ulaşılamayacağı baştan kesinse bu halde mahkemenin tescil talebini reddetmesi gerekir."(Anonim Şirketlerde Ek Tasfiye, Rümeysa Erdoğan, TAAD, Yıl: 11, Sayı: 43 (Temmuz 2020), s.131), İlgili şirket hakkındaki tasfiye ve terkin işlemlerinin usulüne uygun şekilde yürütüldüğünü, bu doğrultuda yapılması gereken tüm işlemlerin eksiksiz gerçekleştirildiğini, alacaklılara alacaklarını tahsil edebilmeleri için üç kez ilan yapılarak müracaat fırsatı ve süresi verildiğini; bu haliyle yapılan tasfiye ve terkin işlemlerinde usul ve yasaya aykırı bir durum bulunduğundan söz etmenin mümkün olmadığını; buna göre; her yönüyle usul ve yasaya uygun olarak yürütülen tasfiye ve terkin işlemlerinde ihmal ya da eksiklik bulunduğundan söz edilemeyeceğinden artık ek tasfiye yoluna gidilmesinin mümkün olmadığını; işbu davanın reddi gerektiğini, şirketin ihyasının istenebilmesi için; terkin işleminin usulüne aykırı şekilde yapıldığını kanıtlanması gerektiğini ancak somut olay bakımından davacının böyle bir iddiası bulunmamakla beraber buna ilişkin sunulmuş bilgi ve belge de görülmediğini buna göre; davacının ihya taleplerinin de reddi gerektiğini, Şirketin ihyasının istenebilmesi için ticaret sicilden kaydı silinen şirkete ilişkin iş ve işlemlerin usul ve yasaya aykırı şekilde yürütüldüğünün ispatlanması gerektiğini ancak bahsi geçen terkin işleminin hukuka aykırı olduğu, tasfiye işlemlerinin usulüne uygun şekilde yürütülmediğinin ispatlanması durumunda terkin tarihinden itibaren 5 yıl içerisinde dava açılmasının mümkün olabildiğini, bunun yanında; terkin işleminin usul ve yasaya aykırı olmamakla beraber sair başkaca itirazlar nedeniyle talep edilen ihya talepleri ek tasfiye niteliğinde olup buna göre şartlarının tartışılması gerektiğini, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2017/3184 E., 2021/1107 K., K.T.: 28.09.2021) şirketin ihyasının iki türü bulunmakla, şirketin terkin işleminin usulüne uygun şekilde gerçekleştirilmediği iddiasına dayanarak açılan davada şirketin ihyasına dair verilen karar ek tasfiye niteliği taşımadığını, şirketin yeniden tescili niteliğinde olduğunu; bunun yanında; yürütülen tasfiye işleminin hukuka uygun olmakla beraber şirketin yeniden tescilinin gerektiği durumlarda şirketin ihyasına karar verilmesi ise ek tasfiye niteliğinde bir işlem olarak adlandırıldığını, somut olayda; dava konusu şirketin tasfiye işlemlerinin usule ve yasaya uygun olarak yürütülmüş olup davacı tarafından da buna zıt bir beyan veya iddiası bulunmadığını; bunun yanında yine usulsüz terkine dair sunulmuş herhangi bir delilin de dosya kapsamında bulunmadığını, davacının her ne kadar şirketin ek tasfiyesine, bu mümkün olmazsa ihyasına karar verilmesini talep etmişse de zaten görülen davada; dava konusu şirketin tasfiye ve terkinine ilişkin herhangi bir usul ve yasaya aykırı durum bulunmadığı açık olduğundan dava konusu şirketin ihyasına karar verilmesinin bir tür ek tasfiye niteliğinde olacağı, ancak yukarıda açıklandığı üzere ek tasfiye şartlarının da oluşmadığı görüldüğünden davacının şirketin ihyasına ilişkin taleplerinin de reddi gerektiğini, Somut olay bakımından; ek tasfiye şartları oluşmadığı görüldüğünden ek tasfiye kararının verilmesinin mümkün olmadığını; bunun yanında; davacı tarafından ek tasfiyeye karar verilmemesi halinde şirketin ihyasına karar verilmesi talep edilmişse de ek tasfiye şartlarının oluşmadığı durum açısından ihya kararı verilebilmesi için mevcut tasfiye kararında usul ve yasaya aykırı yönlerin bulunduğunun ispatlanması gerektiğini, ancak davacı tarafından tasfiye işleminin usul ve yasaya uygun olmadığı iddiasında bulunulmadığını, buna ilişkin somut delil ve belgelerin sunulmadığını; buna göre; bu yönden de şirket hakkında ihya kararının verilemeyeceğini, açıklanan nedenlerle; somut olay açısından dava konusu şirket hakkında ek tasfiye ve ihya şartlarının oluşmadığı gözetilerek işbu davanın ve davacının tüm taleplerinin reddi gerektiğini ancak ilk derece mahkemesince yukarıda da belirtildiği üzere, delillerin toplanmadığını, delillere yönelik olarak yeterli inceleme ve değerlendirme yapılmadığını, usul ve yasaya aykırı şekilde davanın kabulüne karar verildiğini; işbu sebeple usul ve yasaya aykırı kararın kaldırılması gerektiğini, Tüm dosya kapsamında defalarca kez açıklandığı ve sunulan belgeler ile sabit olduğu üzere; ilgili şirket hakkındaki tasfiye ve terkin işlemlerinin usulüne uygun şekilde yürütüldüğünü, bu doğrultuda yapılması gereken tüm işlemlerin eksiksiz gerçekleştirildiğini, alacaklılara alacaklarını tahsil edebilmeleri için üç kez ilan yapılarak müracaat fırsatı ve süresi verildiğini; bu haliyle yapılan tasfiye ve terkin işlemlerinde usul ve yasaya aykırı bir durum bulunduğundan söz etmenin mümkün olmadığını ancak davacı tarafından; talep olunan ve var olduğu iddia edilen alacağın şirketin tasfiyesinden daha önce doğmuş olmasına rağmen bu alacağın tahsili amacıyla gerekli işlemlerin yerine getirilmediğini, alacağın tahsili için gereken çabanın gösterilmediğini, alacaklılara 3 kez tanınan sürede gerekli yerlere müracaat edilmediğini ve böylelikle tasfiyeye dahil olunamadığını, buna göre; -kabul anlamına gelmemekle beraber- bir an için davacının alacaklarını tahsil edemeden tasfiye sürecinin sonlandığı kabul edilecek olursa dahi işbu eksikliğe davacının ihmali hareketlerinin sebebiyet verdiğini; buna rağmen mahkemece "...tasfiye aşamasında bu dosyaların sonucu beklenmeden/ verilen kararlara göre işlem yapılmadan tasfiye sonlandırıldığından, tasfiyeyi eksik sonlandıran tasfiye memuru aleyhine yargılama gideri ve vekalet ücretine hükmolunmuştur." denilmek suretiyle kurulan hükmün usul ve yasaya aykırı olduğu, ayrıca müvekkili açısından hakkaniyete de aykırı düştüğünün izahtan vareste olduğunu; tasfiye sürecinde alacaklarını tahsil etmek adına gerekli özeni göstermeyen tarafın davacı olmasına rağmen bunun sorumluluğunun da müvekkile yükletilmesinin haksızlık teşkil ettiğini; bu bakımdan da ilgili kararın kaldırılması gerektiğini, İleri sürerek, yukarıda açıklanan sebepler ve dairemizce re'sen dikkate alınacak hususlara binaen; İstanbul 12. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2022/923 E., 2023/305 K. Sayılı ve 10/04/2023 tarihli kararının kaldırılmasına, işbu dosya bakımından davacının tüm taleplerinin ve görülen davanın reddine, tüm yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacı taraf üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir. İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ: HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır. Dava; 6102 sayılı TTK'nun 547 inci maddesine dayalı olarak açılmış olup, Tasfiye Halinde Halinde ... Gıda Sanayi ve Ticaret Anonim Şirketi'nin ihyası istemine ilişkindir. Mahkemece davanın kabulüne karar verilmiş, karara karşı davalı tasfiye memuru tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur. Davalı tasfiye memuru tarafından ileri sürülen istinaf sebepleri, davanın yazılı yargılama usulüne tabi olduğu, mahkemece basit usulde yargılama yapılarak hüküm kurulmasının hatalı olduğu, yazılı yargılama usulüne tabi davada HMK'nun 140 ve 186 maddelerinde öngörülen usule uygun şekilde ön inceleme tahkikat ve sözlü yargılama aşamaları icra edilmeksizin ve taraf delilleri toplanmaksızın hüküm kurulmasının hukuka aykırı olduğu, ek tasfiyeye ilişkin TTK'nun 547 maddesinde düzenlenen koşulların oluşmadığı, TTK'nun geçici 7 maddesinde düzenlenen koşulların da oluşmadığı, tasfiye usulüne uygun yapılmasına ve alacaklılara çağrı ilanları yapılmasına rağmen özenli davranmayarak girişimde bulunmayan davacının ihya isteminin reddi gerektiği, tasfiye memuru aleyhine haksız olarak yargılama gideri ve vekalet ücretine hükmedildiği yönündedir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 2017/11-2924 esas, 2018/1935 karar sayılı ve 13/12/2018 tarihli ile, Yargıtay 11. Hukuk Dairesi 2021/7191 esas, 2022/2157 karar sayılı ilamında da belirtildiği üzere, ek tasfiye gereği nedeniyle açılan ihya davalarının basit yargılama usulüne tabi olması karşısında, mahkemece davanın basit yargılama usulüne göre yürütülmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığından, davalı tasfiye memurunun davanın yazılı yargılama usulüne tabi olduğuna yönelik istinaf sebebi yerinde görülmemiştir. Dosyanın incelenmesi neticesinde, mahkemece davalı tasfiye memuruna dava dilekçesi ve ekleri ile ön inceleme duruşma günün usulüne uygun tebliğ edildiği, tebligata HMK'nun 317 ve 318 maddeleri uyarınca iki haftalık cevap süresi içerisinde cevap dilekçesi sunma hakkı bulunduğunun, ayrıca bu süre içerisinde delillerin ibraz edilebileceğinin şerh düşüldüğü, davalı tasfiye memuru vekili tarafından dosyaya cevap dilekçesi sunulduğu gibi delil listesinin de sunulduğu, savunma hakkının kısıtlanmadığı, mahkemece davalı yanın delil olarak dayandığı ihyası istenen şirketin tüm sicil kayıtlarının celbedilmiş olduğu, yine ihya istemine dayanak icra takip dosyası ve derdest dava dosyasının celbedilmiş olduğu, basit usule tabi ihya davasında uyuşmazlığın çözümüne esas tüm delillerin celbedilmiş olduğu, HMK'nun 320 maddesinde düzenlenen usule uygun şekilde ön inceleme celsesinin icra edildiği ve uyuşmazlık konusunun, ihyası talep edilen şirketin ihyasının gerekip gerekmediğine ilişkin olduğunun tespit edildiği ve tahkikata geçildiği, basit yargılama usulüne tabi davalarda sözlü yargılama aşaması mevcut olmadığından, aynı celse tahkikatın bitirilerek hüküm kurulmasında usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığı, davalı tasfiye memurunun aksi yöndeki istinaf sebeplerinin yerinde olmadığı anlaşılmıştır. Mahkemece ihyası talep edilen şirketin sicil kayıtları celbedilmiş olup, yapılan inceleme neticesinde; ihyası istenen şirketin, 11/10/2016 tarihli genel kurul toplantısında tasfiye kararı aldığı, davalı ...'nun tasfiye memuru olarak atandığı, alacaklılara çağrı ilanlarının 27/10/2016, 03/11/2016, 10/11/2016 tarihlerinde yapıldığı 12/10/2018 tarihli genel kurul kararı ile tasfiyenin sonlandırıldığı, tasfiyenin sona ermesi nedeniyle şirketin 19/10/2018 tarihinde sicilden terkin edildiği ve bu hususun 25/10/2018 tarihli sicil gazetesinde ilan edildiği anlaşılmıştır.İstanbul Anadolu ... İcra Müdürlüğü'nün ... esas sayılı ilamlı takip dosyası kapsamından, davacının ihyası talep edilen şirket aleyhine İstanbul 12 İdare Mahkemesi'nin 2015/331 esas, 2017/639 karar sayılı, 30/03/2017 tarihli ilamı ile hüküm altına alınan vekalet ücreti alacağının tahsili amacıyla 12/03/2020 tarihinde takip başlattığı anlaşılmıştır. Dayanak İstanbul 12 İdare Mahkemesi'nin 2015/331 esas, 2017/639 karar sayılı, 30/03/2017 tarihli ilamı kapsamından, ihyası talep edilen şirket tarafından davacı idare aleyhine açılan idari işlemin iptali davasının reddedildiği, ilamın 07/12/2017 tarihinde kesinleştiği görülmüştür. İstanbul 5 İdare Mahkemesi'nin 2015/2008 esas, 2016/970 karar sayılı dosyası kapsamından, ihyası istenen şirket tarafından davacı idare aleyhine idari işlemin iptali davası açıldığı, davanın kabul edildiği, idare tarafından yapılan temyiz isteminin reddediliği, idare tarafından karar düzeltme başvurusunda bulunulduğu ve dosyanın ihya talep tarihi itibariyle halen derdest olduğu anlaşılmıştır. TTK'nın 547/1 maddesinde; "Tasfiyenin kapanmasından sonra ek tasfiye işlemlerinin yapılmasının zorunlu olduğu anlaşılırsa, son tasfiye memurları, yönetim kurulu üyeleri, pay sahipleri veya alacaklılar, şirket merkezinin bulunduğu yerdeki asliye ticaret mahkemesinden, bu ek işlemler sonuçlandırılıncaya kadar, şirketin yeniden tescilini isteyebilirler." hükmü düzenlenmiştir.Somut olayda, tasfiye işlemleri sonlandırılarak terkin edilen şirketin tarafı olduğu derdest takip ve dava bulunması nedeniyle ihyası talep olunduğundan, uyuşmazlığa TTK'nun geçici 7 inci maddesinin uygulanması mümkün olmadığından, davalı tasfiye memurunun bu maddede düzenlenen ihya koşullarının oluşmadığına yönelik istinaf sebebi yerinde görülmemiştir. İhyası istenen şirket tarafından davacı idare aleyhine açılan iptal davalarının tarihinin şirketin tasfiye nedeniyle terkin tarihi olan 06/03/2020 tarihinden önce olduğu, yine İstanbul Anadolu ... İcra Müdürlüğü'nün ... esas sayılı ilamlı takip dosyasına dayanak ilamın 07/12/2017 tarihinde kesinleşmiş bulunması ve takip dayanağı alacağın terkin tarihinden önce doğmuş olması karşısında davacının bu alacağın tahsili amacıyla başlattığı takipte taraf teşkilinin sağlanması ve takibin yürütülmesini sağlamak amacıyla ihya talep etmekte hukuki yararının bulunduğu, öte yandan ihyası talep edilen şirketin "davacı" sıfatıyla taraf olduğu ve derdest olan İstanbul 5 İdare Mahkemesi'nin 2015/2008 esas, 2016/970 karar sayılı davasında da yargılamanın yürütülüp sonlandırılabilmesi amacıyla şirketin ihyasının zorunlu olduğu, bu dava bakımından da davacının ihya talep etmekte hukuki yararının bulunduğu, davalı tasfiye memurunun davacının ihya talep etmekte hukuki yararının bulunmadığına yönelik istinaf sebebinin yerinde olmadığı anlaşılmıştır. Tasfiyenin tamamlanması nedeniyle tüzel kişiliği sona erdirilen şirket hakkında, terkinden önce başlatılan ve derdest olan davanın yürütülebilmesi, ayrıca terkinden önce doğan ve ilama dayalı alacağın tahsili için başlatılan takipte taraf teşkili sağlanarak takibin yürütülebilmesi için şirketin tüzel kişiliğinin bu amaçlarla sınırlı olarak yeniden ihyası ve şirkete tasfiye memuru atanması zorunludur. Mahkemece bu gerekçelerle davanın kabulüne ve terkin öncesi tasfiye memuru olan davalı ...'nun yeniden tasfiye memuru olarak atanmasına karar verilmesinde isabetsizlik bulunmadığından, davalı tasfiye memurunun TTK'nun 547 maddesine dayalı ihya koşullarının oluşmadığına yönelik istinaf sebebi yerinde görülmemiştir. Davalı tasfiye memurunun, ihyası istenen şirket tarafından idari yargıda açılmış derdest iptal davası sonuçlanmadan, yine terkinden önce doğmuş ilama dayalı alacak mevcut olmasına rağmen tasfiyeyi usulsüz sonlandırarak, ihya davasının açılmasına sebebiyet verdiği anlaşılmış olup, hükmedilecek bu giderlerin tasfiye ek gideri olarak tasfiye edilen şirketten alınabilecek olması karşısında, mahkemece tasfiye memuru aleyhine yargılama gideri ve vekalet ücretine hükmedilmesinde de isabetsizlik bulunmamaktadır. Sonuç olarak; ilk derece mahkemesi karar ve gerekçesi usul ve yasaya uygun olup, kamu düzenine aykırılık da tespit edilmediğinden, davalı tasfiye memurunun istinaf başvurusunun 6100 Sayılı HMK'nun 353/1-b-1 maddesi uyarınca esastan reddine dair aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir. HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1- Davalı tasfiye memurunun istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK' nın 353/1-b1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2-Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harcının hazineye gelir kaydına, 3-Karar tarihi itibariyle Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 427,60-TL istinaf karar harcından istinaf eden tarafından peşin olarak yatırılan 179,90-TL harcın mahsubu ile bakiye 247,70-TL'nin birleşen davada davalı tasfiye memurundan tahsili ile hazineye gelir kaydına, 4-İstinaf yargılama giderlerinin istinaf talep eden üzerinde bırakılmasına, 5-Artan gider avansı varsa karar kesinleştiğinde ve talep halinde avansı yatıran tarafa iadesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nın 361/1. maddesi gereğince kararın taraflara tebliğ tarihinden itibaren iki haftalık yasal süre içerisinde Yargıtay temyiz yasa yolu açık olmak üzere 07/11/2024 tarihinde oy birliği ile karar verildi.