Bölge Adliye Mahkemesi ·

Bölge Adliye Mahkemesi 2011/2546 E. 2011/3384 K.

Mahkeme
Bölge Adliye Mahkemesi
Esas No
2011/2546
Karar No
2011/3384
Karar Tarihi

T.C. KONYA BAM 3. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No: ... - ... T.C. KONYA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 3. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO : ... KARAR NO : ... KARAR TARİHİ : 24/10/2025 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I BAŞKAN : ..... (...) ÜYE : ..... (...) ÜYE : ..... (...) KATİP : ..... (...) İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : KONYA 4. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ KARAR TARİHİ : 10/04/2025 NUMARASI : ... Esas ... Karar DAVACI : ........ VEKİLİ : Av...... DAVALI : 1- ........ VEKİLİ : Av...... DAVALI : 2- ........ VEKİLLERİ : Av..... Av...... DAVA : Tazminat (Ölüm Ve Cismani Zarar Sebebiyle Açılan Tazminat) İSTİNAF KARAR TARİHİ : 24/10/2025 İSTİNAF KARAR YAZIM TARİHİ : 24/10/2025 Yukarıda bilgileri yazılı mahkemece verilen karara ilişkin istinaf talebi üzerine mahkemece dosya istinaf incelemesi yapılmak üzere dairemize gönderildiğinden yapılan ön inceleme ve incelemeyle heyete tevdi olunan dosyanın gereği görüşülüp aşağıdaki karar verilmiştir. TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ : Davacı vekilinin mahkememize sunmuş olduğu dava dilekçesinde özetle; 26.09.2021 Günü saat: 17:15 sıralarında ........ Mah. ........ Cad. Karatay/KONYA adresinde meydana gelen kazada başvuran müvekkili ........ 26.09.2021 Günü saat : 17:15 sıralarında ........ Mah. ........ Cad. ........ Düğün tesisleri önünde ........ plakalı park halindeki aracın arkasında ayakta bulunduğu esnada sürücü ........ aracını geri geri gelerek müvekkiline sağ tarafından çarptığını ve yaraladığını, müvekkilinin Şehir Hastanesine kaldırıldığını, kazadan sonra sürücünün kaçtığını, ........ plakalı araç sürücü ........ 'in kusurlu olduğunu, ........ plakalı aracın davalı şirketin sorumluluğunda olduğunu, müvekkilinin kazanın oluşumunda hiçbir kusurunun olmadığını, müvekkilinin maluliyetinin oluştuğunu, sigorta şirketine başvuru yapıldığını, ödeme yapılmadığını, müvekkili hakkında düzenlenen Konya Necmettin Erbakan Üniversitesi Meram Tıp Fakültesi Hastanesi Adli Tıp Kurum Başkanlığından Erişkinler için engellilik değerlendirilmesi Hakkında yönetmelik hükümlerine göre ve Çalışma gücü ve meslekte kazanma gücü kaybı oranı tespit işlemleri yönetmeliği hükümlerine göre düzenlenen raporda müvekkilinin sürekli iş göremezlik oranı % 19 geçici iş göremezlik süresinin 6 ay olduğu ,Bakıcı giderinin 7.155,00TL , zorunlu tedavi giderlerinin 6.000 TL olduğunun tespit edildiğini, arabuluculuğa başvuru yapıldığını anlaşma sağlanamadığını, kaza nedeniyle müvekkilinin tüm vücut fonksiyon kaybı mevcut olduğunu, kalıcı maluliyet olduğunu, müvekkilinin hayatı boyunca malül kalacağını, Hem bedensel ve ruhsal açıdan acı ve ızdırap içinde olduğunu, psikolojisinin bozulduğunu, ruhsal ve fiziksel manada telafisi imkansız acılar çekmekte olduğunu, hayatı boyunca da bu acıyı yaşayacağını bu nedenlerle; fazlaya ilişkin haklarının saklı kalması kaydıyla; müvekkili için daimi tüm vücut fonksiyon kaybı nedeni ile geçici (250 TL )ve sürekli iş göremezlik tazminatının(250 TL) ve bakıcı (7.155 TL ) belgelendirilemeyen S.G.K. tarafından ödenmeyen zorunlu tedavi giderlerinin (6.000 TL ) ,olay tarihinden itibaren avans faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsilini, 100.000,00 TL manevi tazminatın olay tarihinden itibaren avans faizi ile birlikte ........ ' dan alınarak müvekkiline verilmesini, her iki talebin H.M.K.107.m.belirsiz alacak davası olarak değerlendirilmesini, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davalılara yüklenmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı ........ vekilinin mahkememize sunmuş olduğu cevap dilekçesinde özetle; müvekkilinin, meydana gelen olayda düğün salonunun otoparkına aracını park ettiğini, sonrasında aracını bulunduğu yerden çekmesi gerektiğinden aracına bindiğini ve aracını hareket ettirdiğini, müvekkilinin parç yerinden geri geri çıkmak adına hazırlıklarını yaptığını, araçta bulunan aynaları kontrol ederek hareket etmeye başladığını, arkasında kimseyi görmediğini hareket etmeye başladığında birine çarptığını fark ettiğini ve hemen aracından inip ambulansı çağırarak şahısla ilgilendiğini beyan ettiğini, müvekkilinin kusuru bulunmaksızın kaza meydana geldiğini, olaydan sonra müvekkilinin hemen aracından inerek ambulansı aradığını, davacı tarafından müvekkilinin iyi olduğunu bir sorun olmadığını söylediklerini, davacının aracın kör noktasında bulunduğunu, müvekkilinin herhangi bir kusurunun bulunmadığını, davacının akşam saatlerinde kısıtlı görüşün olduğu zaman diliminde herhangi bir tedbir almaksızın çalışan bir arabanın arkasında kör noktada durduğunu, davacının maluliyetine sebebiyet verecek hususun geçirdiği kaza olduğuna dair herhangi bir kesin tespit bulunmadığını, davacının tedavi masraflarının SGK tarafından karşılandığını, davacının talep ettiği tazminat miktarına bakıldığında , kusur oranı ne olursa olsun taksirle yaralama, sorumluların ekonomik gücünü yok edecek derecede yüksek bir tazminat isteğini haklı kılmadığını, müvekkilinin ekonomik durumu da gözetildiğinde davacı tarafından talep edilen miktarın fahiş bir rakam olduğunu, müvekkilin söz konusu miktarı ödemesinin mümkün olmadığını, manevi tazminatın bir zenginleşme aracı olmadığını, bu nedenlerle; davanın reddini, yargılama gideri ve vekalet ücretinin davacı üzerine bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir. Davalı ........ A.Ş. Vekilinin mahkememize sunmuş olduğu cevap dilekçesinde özetle; dava konusu talebin zamanaşımına uğradığını, sigorta şirketine başvurunun eksik evrak ile yapıldığını, usulüne uygun yerine getirilmediğini, savcılık soruşturma aşamasında yada ceza davasında uzlaşma var ise davanın reddini gerektiğini, müvekkili şirket sigortalı araç sürücüsünün olay yerini terk etmiş olduğundan kaza tespit tutanağı düzenlenemediğini, kimliği ise uzun süre sonra tespit edildiğini, soruşturmanın tek taraflı davacının ifadeleri doğrultusunda yürütüldüğünü, müvekkilinin sigortalının kusuru oranında sorumlu olduğunu, kaza ile sakatlık arasındaki illiyet bağının tespit edilmesi gerektiğini, geçici iş göremezlik, bakıcı gideri ve tedavi gideri tazminatından müvekkili şirketin sorumlu olmadığını, müvekkili şirketin söz konusu zarardan poliçe teminat limitleri dahilinde sorumlu olduğunu, temerrüt tarihine ve avans faiz istemine itiraz ettiğini, bu nedenlerle; davanın reddini, yargılama masrafları ve vekâlet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ : İlk derece mahkemesi gerekçeli kararında özetle; "Her ne kadar davacı vekili dava dilekçesinde maddi tazminat taleplerinin davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsilini talep etmesine rağmen bedel artırım dilekçesinde ilgili taleplerin davalı sigorta şirketinden tahsilini talep etmiş ise de; davacı vekilinin 6. Celsedeki beyanlarına göre dava dilekçesindeki talepleri ve husumet yöneltimi dikkate alınarak; Davanın KISMEN KABULÜ İLE; Davacının sürekli iş göremezliği nedeniyle uğradığı maddi zararı için 96.819,49 TL, kaçınılmaz tedavi giderinden doğan maddi zararı için 6.000,00 TL' nin davalı sigorta şirketinden 01/04/2023 temerrüt tarihinden itibaren (poliçe limiti dahilinde ve tahsilde tekerrür olmamak kaydıyla), diğer davalı yönünden kaza tarihi olan 26/09/2021 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine, Geçici iş göremezliği nedeniyle uğradığı maddi zarara, iyileşme süresinde bakıcı giderinden doğan maddi zarara ilişkin taleplerin ve sürekli işgöremezlik dönemine ilişkin fazla talebin REDDİNE Manevi tazminat talebinin kısmen kabulü ile; 60.000,00 TL manevi tazminatın davalı ........'ten kaza tarihi olan 26/09/2021 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte alınarak davacıya verilmesine, " karar verilmiştir. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ : Davacı vekili istinaf başvuru dilekçesinde özetle; PMF yaşam tablosu ve Prgoressif Rant Sisteminin ve Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı oranı tespit işlemleri yönetmeliğinin baz aldığı raporlara göre sonuca gidilmesi gerektiğini, TRH yaşam tablosu ve maluliyet yönetmeliği hükümlerine göre düzenlenen raporların esas alınarak karar verilmesinin hakkaniyete, usul ve yasaya aykırı olduğunu, yine mahkemece müvekkili lehine hükmedilen 60.000,00 TL manevi tazminat miktarının da yetersiz olduğunu, müvekkilinin kazadan dolayı hem ailesi hem de sosyal hayatında zorluklar yaşadığını, mahkeme kararının kaldırılmasını ve talepleri şeklinde karar verilmesini, yargılama gideri ve vekalet ücretinin davalılara yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir. Davalı ........ vekili istinaf başvuru dilekçesinde özetle; müvekkilinin olabilecek tüm önlemleri aldığını, kusuru bulunmaksızın iş bu kazanın meydana geldiğini, müvekkilinin alınan beyanları ile de dile getirdiği üzere geri geri çıkmaya çalıştığında aracının hareket dahi etmediğini, bulunduğu yerden en fazla 30 cm hareket ettikten sonra olayın meydana geldiğini, mahkemece geçici iş göremezlik talebinin reddine karar verilmesinin yerinde bir karar olduğunu, maluliyete ilişkin ATK raporu alınmasını talep ettiklerini ancak taleplerinin reddedildiğini, davacı yanın her ne kadar özel tedavi olduğunu beyan etmiş ise de bu hususta herhangi bir delil ibraz edilmediğini, tarafların kusur oranlarının belirlenmesinin yanında kazanma gücü kaybı oranının da tespit edilmesini, müvekkilinin üzerine düşen tüm sorumluluğu ve kontrolleri yerine getirdiğini, mahkeme kararının kaldırılmasını ve davanın reddine karar verilmesini dilemiştir. Mahkemece 20/06/2025 tarihli ek karar ile; "İstinaf karar harcı ve istinaf kanun yoluna başvuru harcının verilen kesin süre içerisinde yatırılmadığından HMK 344. maddesi gereğince davalı vekilinin istinaf başvurusunun yapılmamış sayılmasına," karar verilmiştir. Davalı ........ A.Ş vekili istinaf dilekçesinde özetle; başvuru şartının usulüne uygun yerine getirilmediğini, dosyanın usulden reddinin gerektiğini, mahkeme kararında başvuranın şirkete başvuru tarihi yani temerrüt tarihinin 01/04/2023 olarak belirtildiğini, davacının sunduğu maluliyet raporunu kabul anlamına gelmemek kaydıyla raporun usulüne uygun olmadığının mahkemece tespit edildiğini ve tekrar maluliyete ilişkin rapor alındığını, şirkete başvurunun usulüne uygun olmadığının tespit edildiğini, sigortalı aracın kazanın oluşumunda kusuru olmaması sebebiyle davanın reddinin gerektiğini, müvekkili şirkete yöneltilen zarar talebine ilişkin illiyet bağının kesildiğini, kaza ile sakatlık arasında illiyet bağının kurulamadığını, maluliyet oranının tespiti için dosyanın ATK 3. İhtisas Dairesine sevk edilmesi gerektiğini, müvekkili şirketin tedavi gideri talebinden poliçe gereği sorumlu olmadığını, mahkeme kararının kaldırılmasını, davanın reddini, masraflar ve vekalet ücretinin karşı tarafa tahmiline karar verilmesini talep etmişlerdir. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE : 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 341 ve devamı maddeleri uyarınca ve özellikle istinaf incelemesinin kapsamının öngörüldüğü 355. maddeye göre re'sen gözetilecek kamu düzenine aykırılık halleri dışında istinaf incelemesi istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılır. Dava; yaralanmalı trafik kazası sebebiyle geçici, sürekli iş göremezlik,tedavi , bakıcı giderlerine ilişkin maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir. 1-Kamu düzeni ve davacının itirazının incelenmesinde : İDM ce meydana gelen kazanın ve ödemeye esas olan poliçe başlangıç tarihinin 01/06/2015 tarihinden sonra olması nedeniyle 01/06/2015 tarihli genel şartlarda belirtilen usule göre hesaplama yapılıp karar verildiği anlaşılmaktadır. Ne varki AYM nin 09/10/2020 tarihli resmi gazetede yayınlanan 17/07/2020 tarihli ve 2019/40 esas 2019/40 sayılı kararına göre Karayolları Trafik Kanunu'nun zorunlu trafik sigortasına ilişkin 90 ve 92. maddelerinde yer alan, "Trafik Sigortası Genel Şartları" ifadelerini iptal ettiği anlaşılmakta olup bu iptal kararının somut davada uygulanabilirliğinin tespiti gerekmektedir. Anayasa'nın 153.maddesi uyarınca, Anayasa Mahkemesinin iptal kararları gerekçesi yazılmadan açıklanamamakta ve ancak Resmi Gazetede yayımlandıktan sonra yürürlüğe girmektedir. Anayasa Mahkemesinin iptal kararlarının yasama, yürütme ve yargı organları, idari makamlar, gerçek ve tüzel kişileri bağlayacağı açıktır. Diğer taraftan HMK 33 maddesinde “Hakim Türk hukukunu resen uygulanır.” Şeklinde ifadesini bulan yasal ilke gözetildiğinde; Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararlarının bu gibi kesin hüküm halini almamış derdest dosyalar yönünden uygulanmasının zorunluluğu ortadadır. Zira, Anayasa Mahkemesinin iptal kararları usulü kazanılmış hakların istisnasını teşkil ederler. T.C. Anayasası’nın 153 üncü maddesinin 6 ncı fıkrasında, “Anayasa Mahkemesi kararları Resmî Gazetede hemen yayımlanır ve yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzelkişileri bağlar.” düzenlemesi mevcut olup, bu düzenlemenin doğal sonucu olarak Anayasa Mahkemesi’nce bir kanun veya kanun hükmünde kararnamenin tümünün ya da bunların belirli hükümlerinin Anayasa’ya aykırı bulunarak iptal edildiğinin bilindiği halde görülmekte olan davaların Anayasa’ya aykırılığı saptanan kurallara göre görüşülüp çözümlenmesi, Anayasa’nın üstünlüğü prensibine ve hukuk devleti ilkesine aykırı düşeceği için uygun görülmeyeceği kabul edilmektedir (Danıştay 4. Dairesi. 09.05.2011 tarih ve 2011/2546 E., 2011/3384 K. sayılı kararı). Bu konudaki Anayasa Mahkemesinin 12.12.1989 tarih ve 1989/11-48 sayılı kararında;“Anayasanın 152. maddesine göre, itiraz yoluna başvuran mahkemeler, Anayasa Mahkemesi'nce verilecek kararlara uymak zorundadırlar. Bu durumda, itiraz eden mahkeme, elinde bulunan ve Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararından önce açılmış olan bir davayı Anayasa Mahkemesi kararına göre çözecek ve doğrudan iptal kararının etkisini önceye uygulayacaktır. Ayni durum, itiraz yoluna başvurmayan mahkemeler yönünden de geçerlidir. İptal davası veya itiraz üzerine bir kuralın iptali sonucu, Mahkemeler bakmakta oldukları davaları bu karara göre çözmekle yükümlüdürler. Bu sonuç Anayasa'nın, "Anayasa Mahkemesi kararları Resmi Gazete’de hemen yayımlanır ve yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzel kişileri bağlar." yolundaki 153. Maddesinin altıncı fıkrasında yer alan kuralın sonucudur. …” gerekçesine yer verilmiştir. Yine, 09.05.1960 tarihli ve 21/9 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında da;“Sonradan çıkan içtihattı birleştirme kararının, Temyiz Mahkemesinin bozma kararına uyulmakla meydana gelen usule ait müktesep hak esasının istisnası olarak henüz mahkemede veya Temyiz Mahkemesinde bulunan işlere tatbiki gereklidir. Anayasa Mahkemesi iptal kararlarında da aynı ilke geçerlidir.” şeklinde açıklama yapılmış, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 13.07.2011 tarihli ve 2011/1-421 Esas, 2011/524 K. Sayılı kararında da “Eldeki dava sonuçlanıp kesinleşmeden o davaya uygulanabilecek olan yasa metni Anayasa Mahkemesince iptal edilip, yürürlüğün durdurulmasına karar verildiğine göre, iptal kararı sonucu oluşan durumun 05.09.1960 tarihli, 21/9 sayılı YİBK'da da belirtildiği üzere maddi anlamda kesinleşmemiş olup, derdest olan eldeki davaya da uygulanması zorunludur.” denilmiş, aynı yöndeki içtihat, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 21.03.2012 tarihli ve 2012/20-12 E., 2012/232 K. sayılı kararında da oy birliği ile kabul edilmiştir. Keza 21.01.2004 tarihli ve 2004/10-44 E., 2004/19 K. sayılı ve 03.02.2010 tarihli ve 2010/4-40 E., 2010/54 K. sayılı kararlarında da: “Uygulanması gereken bir kanun hükmü, hüküm kesinleşmeden önce Anayasa Mahkemesince iptaline karar verilirse, usulî kazanılmış hakka göre değil, Anayasa Mahkemesi'nin iptal sonrası oluşan yeni duruma göre karar verilebilecektir.” yönünde değerlendirme ve açıklama yapılmıştır. Görüldüğü üzere, Anayasa Mahkemesi’nin somut norm denetimi neticesinde verdiği iptal kararlarının Resmî Gazete’de yayımlanması ile sonuç doğuracağı ve bu durumun da bozma kararına uyulmakla meydana gelen usulî müktesep hakkın istisnası olduğu ve eldeki tüm uyuşmazlıklara uygulanması gerektiği uyulması zorunlu yargısal içtihatlar ile kabul edilmiştir. Anayasa’nın 153. maddesinin birinci fıkrasında herhangi bir denetim yolu tanınmamış ve Anayasa Mahkemesi kararlarının kesin olduğu belirtilmiş, beşinci fıkrada "İptal kararları geriye yürümez" kuralına yer verilmiştir. Türk Anayasal sisteminde, "Devlete güven" ilkesini sarsmamak ve ayrıca devlet yaşamındabir kargaşaya neden olmamak, kazanılmış hakları korumak için iptal kararlarının geriye yürümezliği kuralı kabul edilmiştir. Böylece hukuksal ve nesnel alanda etkilerini göstermiş, sonuçlarını doğurmuş bulunan durumların, iptal kararlarının yürürlüğe gireceği güne kadarki dönem için geçerli sayılması sağlanmıştır. Bir kural işlemle kurulan statünün Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararıyla ya da bir başka kural işlemle kaldırılması durumunda, bu statüye bağlı öznel (sübjektif) işlemlerin de geçersiz duruma düşmesi doğaldır. Dolayısıyla bu öznel işlemlerle, ortadan kalkan statüye dayanarak ileriye dönük haklar elde edilemez. Anayasa'nın bağlayıcılığı, Anayasa Mahkemesi kararlarına tüm devlet organlarının uyma zorunluluğu ve Anayasa'nın üstünlüğü ilkesi, Anayasa'ya aykırı bir kuralın aykırılığının saptanmasından sonra uygulama alanı bulmasını kesinlikle önler. Anayasa Mahkemesi iptal kararlarının zaman içerisindeki etkisi böylece çıkmakta ve "İptal kararlan geriye yürümez" kuralı belirtilen anlamı taşıyarak geçerli olmaktadır. Anayasa’nın 153. maddesindeki “İptal kararları geriye yürümez” kuralının, geriye yürümezlik kuralının, yalnız lafza bağlı kalınarak yorumlanması hukuk devleti ilkesine ve bu ilke içinde var olan adalet ve eşitlik ilkelerine aykırı sonuçlar doğurabileceği gibi itiraz yoluyla yapılacak denetimin amacına da ters olduğu aşikârdır. Ayrıca iptal kararının geriye yürümezliği kuralı çoğu zaman iptal kararlarını işlevini ve etkinliğini azaltmaktadır. Yukarıda yapılan tespit, açıklama ve değinilen uyulması zorunlu yargısal içtihatlara göre somut uyuşmazlık ele alındığında; AYM nin 09/10/2020 tarihli resmi gazetede yayınlanan 17/07/2020 tarihli ve 2019/40 esas 2019/40 sayılı kararına göre Karayolları Trafik Kanunu'nun zorunlu trafik sigortasına ilişkin 90 ve 92. maddelerinde yer alan, "Trafik Sigortası Genel Şartları" ifadelerini iptal ettiği,iptal kararı içerine göre sigorta şirketlerinin trafik kazalarından doğan tazminat sorumluluğunun öncelikle Karayolları Trafik Kanunu,Türk Borçlar Kanunu'nun haksız fiillere ilişkin hükümlerinin uygulanacağı,dolayısıyla trafik sigortası kapsamındaki tazminatların belirlenmesinde artık 'Genel Şartlar'ın kural olarak belirleyici olmayacağı, genel Şartlar"ın sadece Karayolları Trafik Kanunu ve Borçlar Kanunu'na aykırı olmayan hükümlerinin uygulanabileceği, dolayısıyla bu karardan sonra sigorta şirketlerinin tazminat sorumluluğunu azaltan 'Genel Şartlar'ın birçok hükmünün uygulanamaz hale geldiği görülmektedir. Zorunlu mali sorumluluk sigortası sözleşmesinin konusu, karayolunda motorlu taşıt işletenin, motorlu taşıtın işletilmesi sebebiyle üçüncü kişilerin uğrayabileceği destekten yoksun kalma zararını, bedensel zararı ve/veya eşya zararını tazmin yükümlülüğünü teminat altına almaktır. Başka bir ifadeyle sigorta şirketinin bu sözleşme ile yüklendiği borç, işletenin motorlu taşıtın işletilmesi sebebiyle üçüncü kişilere zarar vermesi hâlinde doğacak tazminat borcunu sigorta teminat limiti dâhilinde ödeme borcudur. Sigorta şirketinin zorunlu mali sorumluluk sigortası sözleşmesinden doğan sorumluluğunun kapsamı düzenlenmemiş olup bu kapsamın idarenin düzenleyici nitelikte işlemi olan genel şartlar ile belirlenmesi öngörülmüştür. Böylece sigorta şirketinin zorunlu mali sorumluluk sigortası sözleşmesinden doğacak borcu, idare tarafından her zaman değiştirilebilir nitelikteki kurallar olan genel şartlara göre belirlenecektir. Borcun kapsamının tespiti hususunda temel çerçeve ve ilkelerin kanunda belirlenmediği, idareye geniş bir takdir yetkisinin tanındığı anlaşılmaktadır. Mali sorumluluk sigortası sözleşmesinin içeriğine ilişkin düzenleme öngören itiraz konusu kuralların, sözleşmenin tarafları olarak motorlu taşıt işleten ile sigorta şirketinin yanında motorlu taşıt işletilmesi sebebiyle zarara uğrama riskine maruz kalan üçüncü kişilerin menfaatleri arasındaki dengenin dikkate alınarak değerlendirilmesi gerekmektedir. Motorlu taşıt işletilmesi sebebiyle üçüncü kişilerin zarara uğraması hâlinde işletenin tazminat borcunun kapsamı 6098 sayılı Kanun’un gerçek zararın tazminini öngören kurallarına göre belirlenmektedir. Bu tazminat borcunun ödenmesini teminat altına almak amacıyla zorunlu kılınan mali sorumluluk sigortası uyarınca sigorta şirketinin borcunun kapsamı ise itiraz konusu kurallarda atıf yapılan genel şartlara göre belirlenmektedir. Bu da zarar gören üçüncü kişi ve işleten aleyhine buna karşılık sigorta şirketi lehine menfaat dengesinin bozulmasına yol açabileceği gibi aksi durum da söz konusu olabilecektir. İşleten sorumluluk sigortası yaptırmış olmasına rağmen sigorta şirketi tarafından ödenen tazminat ile gerçek zarara karşılık gelen tazminat arasındaki farktan zarar görene karşı sorumlu olmaya devam edecektir. Zarar görenin sigorta şirketi tarafından tazmin edilmeyen zararı ise ancak işletenin ekonomik durumunun bu zararın karşılanması için yeterli olması hâlinde tazmin edilebilecektir. Şeklinde tezahür eden AYM İPTAL GEREKÇESİNDE VURGULANDIĞI ÜZERE Aynı kaza ile ilgili olmak üzere İŞLETEN VE FİİLİ YAPAN KİŞİYE YÖNELİK AÇILAN DAVA İLE SİGORTANIN DAVALI OLMASI DURUMUNDA UYGULANACAK Yönetmelik ve hesaplama tablolarındaki farklılık sorumlular arasında eşitsizliğe ve idarenin tek taraflı olarak düzenleyici olan işlemlerin sonucunda sorumlu olacak tazminat miktarlarında farklılık oluşturacaktır. Öte yandan icra ve iflas kanunu ile bazı kanunlarda değişiklik yapılmasına dair 7327 sy nın 18. madde ile 13/10/1983 tarihli ve 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanununun 90 ıncı maddesinin birinci fıkrasında yer alan “Kanun” ibareleri “Kanunda” şeklinde değiştirilmiş, fıkraya birinci cümlesinden sonra gelmek üzere cümle ve maddeye fıkra eklenmiştir. Bu maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar Sigortacılık ve Özel Emeklilik Düzenleme ve Denetleme Kurumu tarafından belirlenir.” düzenlemesi 19/06/2021 tarihinde yürürlüğe girmiştir. 2918 sy da yapılan Bu düzenleme sonrası 04/12/2021 tarihli resmi gazetede düzenlenen düzenleme ile yasaya uygun yeni genel şartlarda değişikliğe gidilmiştir. Bu bakımdan 04-12-2021 tarihinden sonra düzenlenecek poliçelerde bu genel şartlara uygun ve dayanak 2918 sy ya uygun hesaplama yapılması gerekecek ve yasal düzenleme bu ise de 2918 sy nın 90, maddesine eklenen 1. Fıkradan sonra gelen hüküm Anayasa Mahkemesi’nin 29/12/2022tarihli ve E.: 2021/82, K.: 2022/167 sayılı Kararı ile.) Karayolları Trafik Kanunu’nun 90’ıncı maddesinde yer alan trafik sigortası kapsamında ödenen değer kaybı tazminatı, destekten yoksun kalma tazminatı ve sürekli sakatlık tazminatlarına ilişkin hesaplamada dikkate alınacak kriterler ile maddenin uygulanmasına ilişkin SEDDK’ya düzenleme yapma yetkisi verilen hüküm Anayasa’ya aykırı olduğu gerekçesiyle iptal edilmiştir 2918 sy nın 90. Maddesinin son haline göre Madde 90 – (Değişik:14/4/2016-6704/3 md.) Zorunlu mali sorumluluk sigortası kapsamındaki tazminatlar bu Kanunda (…)(2) öngörülen usul ve esaslara tabidir. (Ek cümle:9/6/2021-7327/18 md.) (İptal cümle: Anayasa Mahkemesi’nin 29/12/2022 tarihli ve E.: 2021/82, K.: 2022/167 sayılı Kararı ile.) Söz konusu tazminatlar ve manevi tazminata ilişkin olarak bu Kanunda (…)(2) düzenlenmeyen hususlar hakkında 11/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun haksız fiillere ilişkin hükümleri uygulanır. (3) (Ek fıkra:9/6/2021-7327/18 md.) (İptal fıkra: Anayasa Mahkemesi’nin 29/12/2022 tarihli ve E.: 2021/82, K.: 2022/167 sayılı Kararı ile.) şeklindedir. Görüldüğü üzere;son iptal kararı ile; Değer kaybı tazminatı, aracın; piyasa değeri, kullanılmışlık düzeyi, hasara uğrayan parçaları ile hasar tutarı dikkate alınarak hesaplanacağı; Destekten yoksun kalma tazminatı, ulusal doğum ve ölüm istatistikleri kullanılarak hazırlanan hayat tablosu ve zorunlu mali sorumluluk sigortası genel şartlarında yüzde 2’yi geçmemek üzere belirlenen iskonto oranı esas alınarak hayat anüiteleri ile genel kabul görmüş aktüerya kurallarına uygun olarak hesaplanacağı; Sürekli sakatlık tazminatı, ulusal doğum ve ölüm istatistikleri kullanılarak hazırlanan hayat tablosu, zorunlu mali sorumluluk sigortası genel şartlarında yüzde 2’yi geçmemek üzere belirlenen iskonto oranı ve sürekli sakatlık oranı esas alınarak hayat anüiteleri ile genel kabul görmüş aktüerya kurallarına uygun olarak hesaplanacağı; Bu maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar Sigortacılık ve Özel Emeklilik Düzenleme ve Denetleme Kurumu tarafından belirleneceği, Hükümleri Anayasaya aykırı bulunmuş olup,iptal kararı sonrası yine TBK nın haksız fiile ilişkin hükümlerinin uygulanmasına devam edilmesi gerekecektir.2. İptal kararı ile yine 1. İptal kararı öncesi mevcut düzenlemeler dikkate alınarak karar verilecektir. Bu kapsamda açılan davalarda TBK nın haksız fiile ilişkin hükümleri,KTK kanunu hükümleri ile genel şartların bunlara aykırı olmayan hükümleri ile bu doğrultuda yeni genel şartlarla çeliştiği durumda Yargıtay'ın genel şartların yürürlüğe girmesinden önceki yerleşmiş içtihatları doğrultusunda uygulama yapılması gerekecektir. ÖTE YANDAN DANIŞTAY 8. DAİRESİNİN 2022/772 ESAS 2025/4513 SAYILI KARARI İLE Davacı tarafında dilekçesinde belirttiği üzere Anayasa Mahkemesinin 17/07/2020 tarih, E:2019/40, K: 2020/40 sayılı kararı ile 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun 90. maddesinin "...ve bu Kanun çerçevesinde hazırlanan genel şartlarda..." ibaresi ile "...ve genel şartlarda..." ibaresinin iptali sonrasında 90. madde; “Zorunlu mali sorumluluk sigortası kapsamındaki tazminatlar bu Kanun (…) öngörülen usul ve esaslara tabidir. Söz konusu tazminatlar ve manevi tazminata ilişkin olarak bu Kanun (…) düzenlenmeyen hususlar hakkında 11/01/2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun haksız fillere ilişkin hükümleri uygulanır.” şekline gelmiş, böylece tazminat hesaplamalarına dair usul ve esasların Genel Şartlar ile düzenlenmesine temel dayanak olan ibareler, iptal edilmiştir. Bu itibarla; kanuni dayanağı ortadan kalkmış Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartları'nda değişiklik yapılmasına ilişkin dava konusu 04/12/2021 tarih ve 31679 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Tebliğin dava konusu düzenlemelerinin iptali gerekmektedir. GEREKÇESİYLE Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartları'nın; 04/12/2021 tarihli ve 31679 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartlarında Değişiklik Yapılmasına Dair Genel Şartlar başlıklı Tebliğ'in; 4. maddesi ile değiştirilen A.5. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendinde yer alan "bu Genel Şartların Ek 1'inde yer alan esaslara göre" ibaresinin ve 15. maddesi ile değiştirilen "Değer Kaybı Tazminatı Hesaplaması" başlıklı Ek 1'in, 4. maddesi ile değiştirilen A.5. maddesinin 1. fıkrasının (c) bendinde yer alan "bu Genel Şartların Ek 2'sinde yer alan esaslara göre" ibaresinin ve 15. maddesi ile değiştirilen "Sakatlık Tazminatı Hesaplaması" başlıklı Ek 2'nin, 4. maddesi ile değiştirilen A.5. maddesinin 1. fıkrasının (ç) bendinde yer alan "bu Genel Şartların Ek 3'ünde yer alan esaslara göre" ibaresinin ve 15. maddesi ile değiştirilen "Destekten Yoksun Kalma Tazminatı Hesaplaması" başlıklı Ek 3'ün İPTALİNE, KARAR VERİLİDİĞİ, YİNE; DANIŞTAY 8. DAİRESİNİN 2022/786 ESAS 2025/6004 SAYILI KARARI İLE; Sigortacılık ve Özel Emeklilik Düzenleme ve Denetleme Kurumu tarafından 04/12/2021 tarihli ve 31679 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartlarında Değişiklik Yapılmasına Dair Genel Şartlar başlıklı Tebliğ'in 16. maddesinin ve Genel Şartlar'ın dava konusu Tebliğ'in 15. maddesi ile değişik "Ek 2:Sakatlık Tazminatları Hesaplaması" başlıklı kısmının 6. maddesinin İPTALİNE, KARAR VERİLDİĞİ VE GENEL ŞARTLARIN BU İPTAL KARARLARI İLE BİRLİKTE UYGULANABİLİRLİĞİ İMKANI KALMAMIŞTIR. Bu halde Aym'ce verilen HER İKİ iptal kararları sonrası VE DANIŞTAYIN İPTAL KARARI GEREĞİ düzenlenecek maluliyet raporlarında 01/06/2015 tarihinden itibaren uygulanan genel şartların ve bu genel şartlarla belirlenen Özürlülük ölçütü yönetmeliği ile Engelliler yönetmeliğinin uygulanma imkanı kalmadığından; Adli Tıp Kurumu İhtisas Dairesi veya Üniversite Hastanelerinin Adli Tıp Anabilim Dalı bölümleri gibi kuruluşlardan, çalışma gücü kaybı olduğu iddia edilen kişide bulunan şikayetler dikkate alınarak oluşturulacak uzman doktor heyetinden, haksız fiilin gerçekleştiği tarihte yürürlükte olan hükümlere göre ,haksız fiil tarihi 11/10/2008 tarihinde önce ise Sosyal Sigortalar Sağlık İşlemleri Tüzüğü, 11/10/2008 tarihi ile 01/09/2013 tarihleri arasında ise Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği, 01/09/2013 tarihinden sonra ise Maluliyet Tespiti İşlemleri Yönetmeliği hükümlerine uygun olarak düzenlenmesi gerekir. Kökleşmiş Yargıtay 17. HD uygulaması ve içtihatlarına göre maluliyet raporlarının düzenlenmesinde haksız fiilin gerçekleştiği tarihte yürürlükte olan yönetmelik ve yasa hükümlerine göre değerlendirme yapılması gerekmektedir. Nitekim Yargıtay 17 HD nin 2016/16240 esas 2019/7273 karar 2016/15369 esas 2019/6853 karar sayılı ilamları, Bu halde Söz konusu belirlemenin Adli Tıp/Kurumu İhtisas Dairesi veya Üniversite Hastanelerinin Adli Tıp Anabilim Dalı bölümleri gibi kuruluşlar tarafından (çalışma gücü kaybı olduğu iddia edilen kişide bulunan şikayetler dikkate alınarak) uzmanlık alanlarına göre, HMK'nun 275 inci maddesi gereğince oluşturulacak uzman doktor heyetinden, haksız fiilin gerçekleştiği tarihte yürürlükte olan çalışma gücü ve maluliyet oranının belirlenmesine ilişkin mevzuat hükümleri dikkate alınarak yapılması gerekmektedir. O halde mahkemece, yukarıda verilen hukuksal bilgiler dikkate alınarak Adli Tıp Kurumu 3.İhtisas Kurulu'ndan veya Üniversite Hastanelerinin Adli Tıp Ana Bilim Dalı bölümleri gibi kuruluşlarından davacının maluliyeti olup olmadığı, yaralanmasının niteliği, iş güçten kalma süresinin tespiti bakımından Aym' ce verilen iptal kararı sonrası düzenlenecek maluliyet raporlarında 01/06/2015 tarihinden itibaren uygulanan genel şartların bu halde genel şartlarla belirlenen özürlülük ölçütü yönetmeliği ile engelliler yönetmeliğinin uygulanma imkanı kalmadığından Her ne kadar somut olayda kaza tarihi 01/09/2013 tarihinden sonra ise ve Maluliyet Tespiti İşlemleri Yönetmeliği hükümleri uygulanması gerekmekte ise de; Adli Tıp Kurumunca düzenlenen raporlarda da belirtildiği üzere; 11 Ekim 2018 tarih ve 27021 Sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği özellikle trafik kazalarına bağlı olmak üzere tazminat davalarında mahkemelerce bilhassa istenilen ve bu konu ile ilgili değerlendirmelerde tüm bilirkişi kurumlarca kullanılan bir cetveldir. Bu cetvelde vücuttaki her bir sisteme ait hastalık veya arızalar için puanlar yer almakta olup, bu sayede çalışma gücü ve meslekte kazanma gücü kaybına bağlı bir oran verilebilmektedir. Malulen emekli olma işlemleri ile ilgili olan 3 Ağustos 2013 tarih ve 28727 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Maluliyet Tespit İşlemleri Yönetmeliği ise yönetmelikteki tanımıyla kişinin "çalışma gücünün veya iş kazası veya meslek hastalığı sonucu meslekte kazanma gücünün en az %60'ını kaybedip kaybetmediğinin" değerlendirilmesi için düzenlenmiştir. Yönetmelik ekindeki listelerde hangi hastalık veya arızaların bu kapsamda sayılabileceği listelenmiş, kapsama girmeyenler için ise herhangi bir oran belirtilmemiştir. Bu bağlamda belli bir tarihteki bir olaya bağlı çalışma gücü ve meslekte kazanma gücü kaybı oranının değerlendirilmesinde Maluliyet Tespit İşlemleri Yönetmeliğinin kullanılması teknik olarak mümkün değildir. Zira 2013 tarihli yönetmelik malulen emeklilik ile ilgili baremleri içermekte olup maluliyet oranının tespitine yönelik belgeleri ve cetvelleri içermemektedir. Bu nedenle, söz konusu yönetmelik yukarıda açıklandığı gibi maluliyet tespiti için uygun olmadığından "11 Ekim 2008 tarih ve 27021 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği"ne göre ve usule uygun heyet teşkili suretiyle rapor alınarak sonucuna göre karar vermek gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması isabetli bulunmamıştır. Keza AYM 'ce verilen HER İKİ iptal kararı sonrası düzenlenecek aktüerya raporlarına ilişkin olarak 01/06/2015 tarihli genel şartlar ile getirilen TRH 2010 ve 1,8 teknik faizin ve bu genel şartlarla belirlenen vergilendirilmiş belgeli gelir, olmadığı takdirde asgari ücretin kazanç olarak nazara alınacağı düzenlemesinin uygulanma ihtimali kalmadığı gözetilerek ; Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 1989/4-586 Esas,1990/199 K sayılı kararı ve Yargıtay 17. Hukuk ve 4 Hukuk dairesinin yerleşik içtihatları gereği, Population Masculine Et – Feminine (PMF 1931) Tablosu esas alınarak davacının veya müteveffanın muhtemel yaşam süresinin belirlenmesi; davacının veya müteveffanın muhtemel gelirinin her yıl için % 10 artırılıp % 10 iskonto edilmesi ile belirlenecek peşin değeri esas alınıp işleyecek dönem tazminat hesabı yapılması, davacının veya müteveffanın asgari ücret üstünde kazancı olduğunun iddia edilmesi durumunda kaza tarihindeki gelirine dair delillerini ibrazının sağlanması, varsa; ilgili meslek odaları ve meslek kuruluşlarından,vergi dairesinden ,işyerinden kaza tarihindeki sürekli ve net kazanç durumunun sorulması, geriye doğru maaş bordrosu ve sosyal güvenlik kayıtlarının getirtilmesi, davacının veya müteveffanın kaza tarihinde fiili olarak çalışmadığının belirlenmesi halinde asgari ücretin gözönüne alınacağının düşünülmesi gerekmektedir. Bu halde mahkemece AYM iptal kararı doğrultusunda belirlenen esaslara göre hazırlanan raporlara göre karar verilmelidir. 2-Kusur itirazının incelenmesinde : Ceza dosyasında alınan kusur raporu ile mahkemece alınan raporun birbiri ile ve olayla uyumlu olduğu, ........ Plakalı Kamyonet Sürücüsü ........ ’in bu kazanın oluşumunda 2918 sayılı KTK nun asli kusurlardan Madde-67/1-B (Yönetmelikte belirtilen şartlar dışında geriye dönmek veya geriye gitmek, izin verilen hallerde bu manevraları yaparken karayolunda kullananlar için tehlike veya engel yaratmak.) kuralını ihlalden Asli kusurlu olup % 100 oranında tamamen kusurlu olduğu; yaya ........’ın ise bu kazada her hangi bir kural ihlali yapmadığı anlaşılmalka itirazınreddi gerekmiştir. 3-Sigorta şirketine davadan önce usulüne uygun başvuru yapılmadığı istinafı; 2918 sayılı KTK'nın 97.maddesinde, 6704 Sayılı Kanunun 5.maddesi ile yapılan değişiklik neticesinde, 97.maddenin eski metninde, zarar görenin zorunlu mali sorumluluk sigortasında ön görülen sınırlar içinde doğrudan doğruya sigortacıya karşı talepte bulunabileceği gibi, dava açabilme hakkı mevcut iken 6704 Sayılı Kanunun 5.maddesi ile yapılan değişiklik sonucunda madde hükmü "Zarar görenin Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortasında öngörülen sınırlar içinde dava yoluna gitmeden önce ilgili sigorta kuruluşuna yazılı başvuruda bulunması gerekir. Sigorta kuruluşunun başvuru tarihinden itibaren en geç 15 gün içinde başvuruyu yazılı olarak cevaplamaması veya verilen cevabın talebi karşılamadığına ilişkin uyuşmazlık olması halinde, zarar gören dava açabilir veya 5684 Sayılı Kanun çerçevesinde tahkime başvurabilir" denilmiştir. Yukarıda maddede yapılan değişiklikle, zarar gören hak sahipleri ZMMS sigortacısına karşı artık doğrudan dava açamayacaklardır. Öncelikle sigortacıya tazminatın ödenmesi için genel şartlarda belirtilen belgeler ile yazılı olarak başvuracaklar ve yazılı başvurudan itibaren 15 gün içinde kendilerine cevap verilmez ya da verilen cevap hak sahibinin talebini karşılamaz ise, hak sahibi tazminat için dava açabileceği gibi tahkime de başvurabileceklerdir. Bu hali ile trafik kazaları nedeniyle zarara uğrayanlar sigortaya davadan açmadan önce mutlaka sigortacıya yazılı başvuruda bulunmak zorundadırlar. Dava açabilmeleri için yazılı başvurudan itibaren 15 günlük sürenin dolmuş olması gerekmektedir. Bu sebeplerle davadan önce yazılı başvuruda bulunmak ve başvurudan itibaren 15 günlük sürenin geçmesi ZMMS sigortacısına tazminat davası açılmasının ön şartıdır. Bu husus anılan maddenin değişiklik gerekçesinde vurgulanmıştır. 6100 sayılı HMK'nın dava şartlarının düzenlendiği 114.maddesinin 2.fıkrasındaki düzenlemeye göre "Diğer kanunlarda yer alan dava şartlarına ilişkin hükümler saklıdır". HMK 115. maddenin 1.fıkrasında ise, "Mahkeme, dava şartlarının mevcut olup olmadığını, davanın her aşamasında kendiliğinden araştırır. Taraflar da dava şartı noksanlığını her zaman ileri sürebilirler." denilmiş, 2.fıkrada ise, "Mahkeme, dava şartı noksanlığını tespit ederse davanın usulden reddine karar verir." düzenlemesi mevcut olup; 6407 sayılı Kanunla değişik 2918 sayılı KTK'nın 97. maddesinde zarar görenin, zorunlu mali sorumluluk sigortasında öngörülen sınırlar içinde dava yoluna gitmeden önce ilgili sigorta kuruluşuna yazılı başvuruda bulunması gerektiği, sigorta kuruluşunun başvuru tarihinden itibaren en geç 15 gün içinde başvuruyu yazılı olarak cevaplamaması veya verilen cevabın talebi karşılamadığına ilişkin uyuşmazlık olması hâlinde, zarar görenin dava açabileceği veya 5684 sayılı Kanun çerçevesinde tahkime başvurabileceği düzenlenmiştir. Somut uyuşmazlıkta, davalı nezdinde zorunlu mali sorumluluk poliçesiyle sigortalı araç nedeniyle meydana gelen trafik kazasın nedeniyle davacıların, dava tarihinden önce davalı sigorta şirketine belgeler ile birlikte başvuru dilekçesi ile başvurdukları, sigorta şirketinin eksik evrak yazısı ile sakatlık raporu,epikriz raporu,kaza tutanağı gelir durumu belgesi,nüfus cüzdanı fotokopisinin eksik olduğundan bahisle bunların gönderilmesinden sonra tazminat talebini değerlendireceğini bildirilerek yasal süre içerisinde talebin karşılanmayarak sonuçsuz bırakıldığının davalı vekili cevap dilekçesi ile de sabit bulunduğu, bilahare eldeki davanın açıldığı anlaşılmıştır. Davalı sigortanın istediği belgeler Karayolları Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartları ekinde belirtilen belgelerden ise de KTK'nın 96. maddesi ve Karayolları Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartlarının B.2. maddesinde geçen bu belgeler sigorta şirketinin ödeme tarihine(temerrüde) ilişkin olup dava açmadan önce sigorta şirketine başvuru yapılmasına dair adı geçen yasanın 97. maddesinde bu belgelere yer verilmediği gibi davacının başvuru dilekçesinde eklenmesi gereken diğer tüm belgeleri ekleyerek başvuru yaptığı,davalı sigortanın cevabi ile dava tarihi arasında geçen süre de gözetildiğinde davalı sigortanın davacıya verdiği cevabın talebi karşılamadığı dolayısıyla davacının dava açmadan önce yasada öngörülen sigortaya başvuru koşulunu yerine getirdiği sonucuna ulaşıldığı,bu halde yasada belirtilen başvuruya ilişkin ön koşulun yerine getirildiği de açıktır. İstinaf itirazları yerinde değildir. 4-Davalı vekilinin geçici iş göremezliğin,bakıcı gideri ve tedavi giderlerinin teminat dışı olduğuna ilişkin yapılan istinaf incelemesinde: 01.06.2015 tarihinde yürürlüğe giren Zorunlu Sigorta Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartları A.5 maddesinin "Sağlık Giderleri teminatı" başlıklı (b) maddesinde " Kaza nedeniyle mağdurun tedavisine başlanmasından itibaren mağdurun sürekli sakatlık raporu alana kadar tedavi süresince ortaya çıkan bakıcı giderleri, tedaviyle ilgili diğer giderler ile trafik kazası nedeniyle çalışma gücünün kısmen veya tamamen azalmasına bağlı giderler sağlık gideri teminatı kapsamındadır. Sağlık giderleri teminatı Sosyal Güvenlik Kurumunun sorumluluğunda olup ilgili teminat dolayısıyla sigorta şirketinin ve Güvence Hesabının sorumluluğu 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanununun 98.maddesi hükmü gereğince sona ermiştir." ifadesi ile mağdurun tedavisine başlanmasından itibaren mağdurun sürekli sakatlık raporu alana kadar tedavi süresince ortaya çıkanı bakıcı giderleri, tedaviyle ilgili diğer giderler ile trafik kazası nedeniyle çalışma gücünün kısmen veya tamamen azalmasına bağlı giderler sağlık gideri teminatı kapsamında saymıştır. Bir başka ifade ile mağdurun tedavisine başlanmasından itibaren mağdurun sürekli sakatlık raporu alana kadar, 1-Tedavi süresince ortaya çıkan bakıcı giderleri, 2-Tedaviyle ilgili diğer giderler, 3-Çalışma gücünün kısmen veya tamamen azalmasına bağlı giderler, Sağlık giderleri kapsamında sayılarak Sosyal Güvenlik Kurumunun sorumluluğunda olduğu düzenlenmiştir. Oysa 6111 sayılı kanunun 59.maddesi ile değişik Karayolları Trafik Kanununun 98.maddesinde Sosyal Güvenlik Kurumu'nun sorumluluğu üniversite hastaneleri ile resmi ve özel sağlık kurumları tarafından trafik kazası sonucu yaralanan kişilerin tıbbi tedavi ile sınırlı sağlık hizmeti giderleri ile sınırlandırılmıştır. Bu düzenleme gereği ZMSS Genel Şartlar A.5 (b) maddesi ile yaralının tedavisine başlanmasından maluliyet raporu alınıncaya kadarki süre içindeki; 1-Bakıcı giderleri 2-Çalışma gücünün kısmen veya tamamen azalmasına bağlı giderler (geçici iş göremezlik kayıpları) 3-Sağlık hizmeti giderleri kapsamında sayılarak 6111 sayılı torba Kanunun 59.maddesi ile değişik Karayolları Trafik Kanunu'nun 98.maddesi ile sınırları belirlenen sağlık giderleri teminatı kapsamını genişletmiştir. Bu nedenle bir kanun maddesinin kapsamı idarenin bir düzenlemesi olan genel şartlar ile genişletmesi ve daraltması düşünülemez. Böyle bir durum varsa kanuna aykırı genel şart maddesi, tebliğ vs uygulanması kanunun ilgili maddesine aykırılık teşkil eder. (Trafik kazalarından doğan cismani zararlar ve tazmini- Konya barosu yayınları. Shf 7-8 ,Yargıtay üyesi: Hüseyin TUZTAŞ) Yine taraflar arasında düzenlenmiş olan 15/03/2021 tanzim tarihli Zorunlu Sigorta Mali Sorumluluk Sigortası poliçesinin bir anlamda mütemmim cüzü olan eki niteliğindeki genel şartların, hazırlanma ve bağıtlanmada taraf olmayan Sosyal Güvenlik Kurumu'na İdari bir düzenleme ile kanuni düzenlemesinin aksine bir sorumluluk yüklenmesi de düşünülemez. ZMMS SÖZLEŞMESİNDEKİ ŞARTLARIN DAVACI AÇISINDAN BAĞLAYICI OLMAMASI VE ANAYASA MAHKEMESİNİN 09/10/2020 TARİHLİ RESMİ GAZETDE YAYINLANA 17/07/2020 TARİHLİ VE 2019/40 E 2019/40 K SAYILI KARARINA GÖRE 6704 SAYILI KANUNU 3.MADDESİYLE DEĞİŞTİRİLEN 90. MADDESİNN BİRİNCİ CÜMLESİNDE YERALAN "VE BU KANUN ÇERÇEVESİNDE HAZIRLANAN GENEL ŞARTLARDA " İBARESİNİN VE İKİNCİ CÜMLESİNDE YERALAN "VE GENEL ŞARTLARDA " İBARESİNİN İPTAL EDİLMİŞ OLMASI SEBEBİYLE UYGULANMAYACAKTIR. Bu halde davalı vekilinin geçici işgörmezlik, tedavi ve bakıcı giderlerinin teminat dışı olduğuna yönelik istinaf itirazları yerine değildir. 5-Davalı vekilinin Faturalandırılmayan Tedavi giderleri ilişkin yapılan istinaf incelemesinde: 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun 98. maddesinde belirtilen tedavi giderleri yönünden sorumluluk Sosyal Güvenlik Kurumu'na geçmiştir. Sosyal Güvenlik Kurumu, 6111 sayılı Yasa ile değiştirilen 2918 sayılı Yasanın 98. maddesi kapsamında tüm tedavi giderlerinden değil ancak söz konusu madde kapsamında kalan belgeli tedavi giderlerinden sorumludur. Kanunun 98. maddesi kapsamında olmayan tedavi giderleri yönünden ise işleten ve işleten hukuki sorumluluğunu yüklenen sigortacının sorumluluğu devam etmektedir. TBK 50 maddesi gereğince zarar gören, zararını ve zarar verenin kusurunu ispat yükü altındadır. Sağlık kuruluşunda yapılan sağlık hizmeti harcamaları rahatlıkla fatura ve benzeri belgeler ile ispatlanabilir. Ancak bazı giderler var ki her zaman belge temin edilmesi mümkün değildir. Bu gibi durumlardaTBK 50/2 maddesi gereği uğranılan zararın miktarı tam olarak ispat edilemiyorsa hakim, olayların akışını ve zarar görenin aldığı önlemleri göz önünde tutarak zararın miktarını hakkaniyete uygun olarak belirleyecektir.(Trafik kazalarından doğan cismani zararlar ve tazmini- Konya barosu yayınları. Shf 11 ,Yargıtay üyesi: Hüseyin TUZTAŞ) Bu nedenle kişinin haksız eylemden zarar gördüğünün ve bedensel zarara uğradığının ispatlanması yeterli olup ayrıca iyileşme harcamaları için fatura ve makbuz gibi belgeler bulunup getirilmesi şart değildir. Hiç bir belge sunulmasa bile ,hakim ,görevlendireceği uzman bilirkişilere tedavi ve tüm iyileşme giderlerini hesaplatmakla ve hüküm altına almakla yükümlüdür. (HGK .26/04/1995 ,1995/11-122 E 1995/430 K) Davaya konu kazadaki yaralanması nedeniyle, davacının %8 oranında kalıcı maluliyetinin bulunduğu ve iyileşme süresinin 6 ay olduğu;Necmettin Erbakan Üniversitesi Meram Tıp Fakültesi Adli Tıp Anabilim Dalı başkanlığının raporuyla saptanmış olup,bu tedavi sürecinde yapılan tüm giderlerin belgeye bağlanması mümkün olmadığı gibi, hayatın olağan akışına göre de davacı taraftan bu yönde bir belgelemenin beklenmesi hakkaniyetle bağdaşmayacaktır. Tedavi sürecinde yapılması muhtemel yol ve ulaşım giderleri, belgeye bağlanamamış tıbbi malzeme, ilaç vs. giderleri olması kaçınılmazdır. Bu nedenle davalı vekilinin bu hususa yönelik itirazının reddi gerekmiştir. 6-Faiz başlangıcı itirazının incelenmesinde : Somut olayda uyuşmazlık, haksız eylemden kaynaklanmaktadır. Haksız eylem faili, ihtar ve ihbara gerek olmaksızın, zararın doğduğu anda, başka bir anlatımla haksız eylem tarihinden itibaren zararın tamamı için temerrüde düşmüş sayılır. Dolayısıyla, zarar gören, gerek kısmi davaya, gerekse sonradan açtığı ek davaya veya ıslaha konu ettiği kısma ilişkin olarak haksız eylem tarihinden itibaren temerrüt faizi isteme hakkına sahiptir. Sigorta şirketinin poliçe kapsamında sorumlu olduğu tazminatı 2918 sayılı KTK 99. maddesi gereğince başvuru tarihinden itibaren 8 iş günü içerisinde ödemesi gerekmektedir. Bu süre içinde ödeme yapılmaz ise bu süre sonra erdikten sonra 9.gün sigorta şirketinin temerrüde düştüğü kabul edilir. Davacı tarafın davadan önce sigorta şirketine bir başvuruda bulunmaması halinde yada başvuru ispatlanmadığı hallerde davalı sigorta şirketinin dava tarihi itibari ile temerrüte düştüğü kabul edilerek bu tarihten itibaren faize hükmolunması gerekmektedir. Bu nedenle itirazın reddi gerekmiştir. 7-Emniyet kemeri itirazının incelenmesinde : Davacı taraf kazada yaya olup emniyet kemeri takma zorunluluğu yoktur. 8-Manevi tazminat miktarı itirazının incelenmesine : Manevi tazminat, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 56.maddesinde düzenlenmiştir. Anılan hükme göre, Manevi zarar; mutlak hak olan ve dolayısıyla herkese karşı korunmuş bulunan kişilik haklarının kapsamına giren değerlerden birisinin ihlali ile doğar. Şahsiyet hakkı hukuka aykırı bir şekilde tecavüze uğrayan kişi, uğradığı manevi zarara karşılık manevi tazminat namı ile bir miktar para ödenmesini talep edebilir. Şahsi menfaatleri ihlal edilen kimseye ihlalin ve kusurun özel ağırlığının haklı kılması halinde hakimin manevi tazminat olarak verilmesine hükmedeceği para miktarının belirlenmesinde hakkaniyet gözetilmelidir. Çünkü kanunun takdir hakkı verdiği hususlarda hakimin hak ve nisfetle hüküm vereceği Medeni Kanun'un 4. maddesinde belirtilmiştir. Ödettirilecek para miktarı ise aslında ne tazminat, ne de cezadır. Çünkü mamelek hukukuna ilişkin bir zararın karşılanmasını amaç edinmediği gibi kusurlu olana yalnız hukukun ihlalinden dolayı yapılan bir kötülük de değildir. Aksine olarak zarara uğrayanda bir huzur duygusunu doğurmaktır. Aynı zamanda ruhi ızdırabın dindirilmesini amaç edindiğinden tazminata benzer bir fonksiyonu da vardır. O halde bu tazminatın sınırı onun amacına göre belirlenmelidir. Takdir edilecek miktar, mevcut halde elde edilmek istenilen tatmin duygusunun etkisine ulaşmak için gerekli olan kadar olmalıdır. 22.06.1966 günlü ve 7/7 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı'nın gerekçesinde takdir olunacak manevi tazminatın tutarını etkileyecek özel hal ve şartlar da açıkça gösterilmiştir. Bunlar her olaya göre değişebileceğinden hâkim bu konuda takdir hakkını kullanırken ona etkili olan nedenleri de karar yerinde objektif ölçülere göre isabetli bir biçimde göstermelidir. Hâkimin bu takdir hakkını kullanırken, ülkenin ekonomik koşulları, tarafların sosyal ve ekonomik durumları, paranın satın alma gücü, tarafların kusur durumu, olayın ağırlığı, olay tarihi gibi özellikleri göz önünde tutması ve buna göre manevi tazminat takdir edilmesi gerektiği açıkça ortadadır. (HGK 23/06/2004, 13/291-370) 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 56. maddesinde ; "Ağır bedensel zarar veya ölüm halinde, zarar görenin veya ölenin yakınlarına da manevi tazminat olarak uygun bir miktar paranın ödenmesine karar verilebilir" hükmü düzenlenmiş madde metninden de anlaşıldığı üzere, haksız eylem sonucu bedensel zarar görenin yakınları yararına manevi tazminata karar verilebilmesi için, zarar görenin yaralanmasının ağır bedensel zarar niteliğinde olması gerekmektedir. Ağır bedensel zarar, kanunda tanımlanmamış olup, yaralanmanın özelliğine ve yarattığı sonuçlara göre mahkemece takdir edilecektir. Tüm bu hususlar birlikte değerlendirildiğinde, davaya konu somut olayın gerçekleşme şekli, yeri, zamanı, Ceza Mahkemesinin kararı kusur durumu ve yukarıda açıklanan ilkeler, davalının eylemindeki hukuka aykırılığın tespitinin sağlayacağı manevi tatmin ile birlikte değerlendirildiğinde İDM'ince hüküm altına alınan manevi tazminat miktarlanının AZ OLDUĞU, davacı vekilinin manevi tazminatın miktarına yönelik istinafının yerinde olduğu anlaşılmıştır. Bu nedenle, davalı sigorta vekilinin istinaf başvurusunun reddine, davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, HMK.nın 353/1-b.2. maddesi gereğince yeniden esas hakkında hüküm kurulmasına karar vermek gerekmiştir. H Ü K Ü M : Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; Davalı ........ A.Ş vekilinin istinaf başvurusunun REDDİNE, Davacı vekilinin istinaf başvurusunun KABULÜ ile; ilk derece mahkemesi kararın KALDIRILMASINA, HMK.nın 353/1-b-2.maddesi gereğince YENİDEN ESAS HAKKINDA HÜKÜM KURULMASINA, (İnfazda tereddüt oluşmaması için itiraz edilmeyen ve kesinleşen kısımlar korunmak suretiyle) Davacının davasının KISMEN KABULÜ KISMEN REDDİ ile , 1-Davacının sürekli iş göremezliği nedeniyle uğradığı maddi zararı için 183.623,70 TL, kaçınılmaz tedavi giderinden doğan maddi zararı için 6.000,00 TL' nin davalı sigorta şirketinden 01/04/2023 temerrüt tarihinden itibaren (poliçe limiti dahilinde ve tahsilde tekerrür olmamak kaydıyla), diğer davalı yönünden kaza tarihi olan 26/09/2021 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine, Geçici iş göremezliği nedeniyle uğradığı maddi zarara, iyileşme süresinde bakıcı giderinden doğan maddi zarara ilişkin taleplerin ve sürekli işgöremezlik dönemine ilişkin fazla talebin REDDİNE 2- Manevi tazminat talebinin kısmen kabulü ile; 100.000,00 TL manevi tazminatın davalı ........'ten kaza tarihi olan 26/09/2021 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte alınarak davacıya verilmesine, İlk Derece Yargılaması Yönünden; 3-Alınması gereken 19.784,19 TL karar ve ilam harcına karşılık peşin alınan 388,19 TL harç ve 669,82 TL tamamlama harcın mahsubu ile bakiye ‭‭‭18.726,18 TL karar ve ilam harcının davalılardan müştereken ve müteselsilen (davalı sigorta şirketi yönünden ‭poliçe limitleri dahilinde 12.953,19 TL'den, diğer davalının tamamından sorumlu tutularak) alınarak hazineye gelir kaydına, 4-Davacı tarafından yatırılan 269,85 TL başvurma harcı, 38,40 TL vekalet harcı, 388,19 TL peşin harcı, 669,82 TL tamamlama harcı olmak üzere toplam 1.366,26‬ TL'nin davalılardan müştereken ve müteselsilen (davalı sigorta şirketi poliçe limitleri dahilinde ve 893,53 TL'sinden sorumlu tutularak) alınarak davacıya verilmesine, 5-Davacı tarafından yapılan yargılama gideri 7.000,00 TL bilirkişi ücreti, S.Ü. Tıp Fakültesi Adli Tıp A.B.D. Başkanlığı fatura ücreti 5.857,62 TL, Adli Tıp Kurumu Başkanlığı fatura ücreti 5.850,00 TL, posta tebligat gideri ‭‭‭1.239,5‬0 TL toplamı olan 19.947,12‬ TL'nin kabul-ret oranına göre hesaplanan 18.211,72 TL'nin davalılardan müştereken ve müteselsilen (davalı sigorta şirketinin poliçe limitleri dahilinde ve 11.910,46 TL'sinden sorumlu tutularak) alınarak davacıya verilmesine, bakiye giderin davacı üzerine bırakılmasına, 6-Maddi Tazminat yönünden; a-Davacı kendisini bir vekil ile temsil ettirdiğinden Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre belirlenen 30.339,79 TL vekalet ücretinin davalılardan müştereken ve müteselsilen (davalı sigorta şirketi poliçe limitleri dahilinde sorumlu tutularak) alınarak davacı ödenmesine, b-Davalılar kendisini bir vekil ile temsil ettirdiğinden Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre belirlenen 27.299,68 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalılara verilmesine, 7-Manevi Tazminat yönünden; Davacı kendisini bir vekil ile temsil ettirdiğinden Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre belirlenen 30.000,00 TL vekalet ücretinin davalı ........'den alınarak davacıya ödenmesine, 8-Arabuluculuk faaliyeti sonunda taraflara ulaşılamaması, taraflar katılmadığı için görüşme yapılamaması veya iki saatten az süren görüşmeler sonunda tarafların anlaşamamaları hâllerinde iki saatlik ücret tutarı tarifenin birinci kısmına göre Adalet Bakanlığı bütçesinden ödendiğinden ve bu ücret ve ayrıca adliye arabuluculuk bürosu tarafından yapılmış zaruri giderler de Adalet Bakanlığı bütçesinden karşılandığından ve bu giderler de yargılama gideri sayıldığından; buna göre 3.120,00 TL'nin kabul ret oranına göre hesaplanan ‭‭‭‭2.848,56 TL'nin davalılardan müştereken ve müteselsilen (davalı sigorta şirketi poliçe limitleri dahilinde sorumlu tutularak) bakiyesinin davacıdan alınarak Hazine’ye gelir kaydına (tahsilde tekerrür olmamak kaydıyla harç tahsil müzekkeresi yazılmasına). 9-Davacı tarafından yatırılan ve dosyada bakiye kalan gider avansının karar kesinleştiğinde davacıya iadesine, İstinaf Yargılaması Yönünden; 10-İstinaf başvurma harcı dışında istinaf peşin harcı olarak alınan istinaf karar harcının talep halinde davacı tarafa iadesine, 11-Davacı tarafça yapılan 1.683,10 TL istinaf başvuru gideri ile 195,00 TL tebligat masrafı olmak üzere toplam 1.878,10 TL yargılama giderinin davalı taraftan müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacıya verilmesine, 12-İstinaf eden davalı ........ A.Ş'den alınması gereken 7.023,60 TL karar ve ilam harcından istinaf aşamasında yatırılan 1.756,00 TL nin mahsubu ile bakiye 5.267,60 TL eksik harcın bu davalıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına, 13-İstinaf aşamasında davalı tarafından yapılan masrafların kendi üzerinde bırakılmasına, 14-İstinaf incelemesi sırasında duruşma açılmadığından vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, 15-HMK'nın 359/3. fıkra gereği kararın tebliği ile 302/5. fıkrası gereği harç tahsil müzekkeresi yazılması ve tebliğ işlemlerinin İLK DERECE MAHKEMESİ tarafından yapılmasına, Dair, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 362. maddesi gereğince; (544.000,00) Türk Lirasını geçmeyen davalara ilişkin kararlar hakkında temyiz yoluna başvurulamayacağından miktar itibari ile KESİN olmak üzere dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda oy birliği ile karar verildi.24/10/2025 ..... Başkan ... e-imzalı ..... Üye ... e-imzalı ..... Üye ... e-imzalı ..... Katip ... e-imzalı Bu evrak 5070 sayılı Yasa kapsamında elektronik imza ile imzalanmıştır.

Atıf: Bölge Adliye Mahkemesi undefined, E. 2011/2546, K. 2011/3384, T. 22.06.1966, www.arakarar.com/karar/bam-karar-2011-2546-e-2011-3384-k-c6ee51170aef