Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2004/7640 E. 2004/10100 K.
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2004/7640
- Karar No
- 2004/10100
- Karar Tarihi
T.C. ANTALYA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 16. HUKUK DAİRESİ KARAR TARİHİ : 26/12/2024 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ: Antalya 2. Asliye Ticaret Mahkemesi KARAR TARİHİ: 09/02/2021 DAVANIN KONUSU: İtirazın İptali GEREKÇELİ KARAR YAZIM TARİHİ: 26/12/2024 İlk derece mahkemesinin kararı süresi içerisinde istinaf edilmiş olduğundan dosya içerisinde bulunan belgeler okunup incelendi. Üye hakimin görüşü değerlendirildi. GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: DAVACININ İDDİALARININ ÖZETİ: Davacı vekili, müvekkili banka ile davalılar arasında Genel Nakdi ve Gayrinakdi Kredi Sözleşmesi imzalandığını, bu sözleşmelere .., ...ve ...da müşterek borçlu-müteselsil kefil olarak imza attıklarını, kullandırılan kredilerden kaynaklanan borçların ödenmemesi üzerine asıl borçlu olan firmaya ve kefillere ihtarname keşide edilmesine rağmen borcun ödenmediğini, borcun ödenmemesi üzerine haciz yoluyla icra takibi başlatıldığını, davalıların itirazı üzerine takibin durduğunu, arabuluculuğa başvurulduğunu, anlaşılamadığını belirterek Antalya 1. İcra Müdürlüğü'nün ...Esas sayılı dosyasında yapmış oldukları itirazın iptaline, takibin devamına, ayrıca davalılar aleyhine %20'den aşağı olmamak üzere icra inkar tazminatına hükmedilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. DAVALILARIN SAVUNMALARININ ÖZETİ: Davalılar vekili, müvekkillerinin ikametgahlarının Isparta ili Merkez ilçesinde olduğunu, davanın yetkisiz mahkemede açıldığını, davacı tarafından temerrüt hükümlerine uyulmadan takip başlatıldığını, usulüne uygun yapılmayan tebligatlar sebebi ile müvekkillerin temerrüde düşürülerek takip başlatılmasının hukuka aykırı olduğunu, davacı tarafça istenen faizin fahiş olduğunu, müvekkillerinin tacir olup olmadığı araştırılmadan ticaret mahkemelerinde dava açıldığını, mahkemenin görevine itiraz ettiklerini belirterek hukuka aykırı davanın reddine, %20 kötü niyet tazminatına hükmedilmesine karar verilmesini verilmesini talep etmiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ: İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonunda;"...davacı banka ile dava dışı asıl borçlu şirket arasında düzenlenen 18/11/2014 tarihli 200,000,00 TL limitli genel kredi sözleşmesine davalıların aynı limitle müteselsil kefil sıfatıyla imza attığı, sözleşme limitinin ve paralel şekilde kefalet limitlerinin arttırılarak 500.000,00 TL'ye yükseltildiği, limit arttırımlarında davalıların imzalarının bulunduğu, sözleşme ve arttırım tarihlerinde eş rızalarının alındığı, dolayısıyla sözleşmenin ve kefaletin TBK'nın 582. ve 583. maddelere uygun olarak düzenlendiği, ödemelerde temerrüde düşülmesi üzerine davacı bankanın alacağı kat ederek noter yoluyla asıl borçluya ve davalı kefillere ihtarname gönderdiği, ihtarnamenin 19/07/2019 tarihinde davalılara tebliğ edildiği, ihtarnamede verilen yedi günlük sürenin geçmesi ile davalı borçluların 26/07/2019 tarihinde temerrüde düştükleri, ödeme yapılmaması üzerine davacı banka tarafından eldeki davaya konu takibin başlatıldığı, takip konusu alacağın taksitli kredi alacağı ve kredili mevduat hesabı alacağı olduğu, sözleşmenin 10/5 maddesine göre bankanın cari hesap şeklinde çalıştırılan kredilere uygulanan en yüksek genel faiz oranının iki katı oranında gecikme faizi isteyebileceği, davacı bankanın bu hüküm doğrultusunda takipte 24/05/2019 tarihli uygulama talimatında bildirdiği % 33'lük akdi faiz oranının iki katı tutarında temerrüt faizi işletilmesini istemiş ise de; T.C. Merkez Bankası'na bildirilen kredi faiz oranları ile fiilen uygulanan azami faiz oranları arasında çok yüksek oranlarda farklılık bulunması, bu nedenle T.C. Merkez Bankası'nın 31/05/2012 tarihinde bankaların fiilen uyguladıkları faiz oranlarını bildirmeleri gerektiği hususunda karar alması sebebiyle somut olayda ticari kredi alacağı için bankanın fiilen uyguladığı en yüksek akdi faiz oranının iki katı tutarında temerrüt faizi oranı hesaplanarak bu doğrultuda banka alacağının hesaplanması gerektiği, davacı bankanın fiilen uyguladığı en yüksek akdi faiz oranının % 25,08 olduğu, iki katı tutarında temerrüt faizinin % 50.16 olacağı, kredili mevduat hesabı alacağı yönünden T.C. Merkez Bankası'nın 25/05/2013 tarih 35 sayılı genel duyurusu ile 27/05/2013 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere kredili mevduat hesaplarında ve 12/07/2013 tarihli 6495 sayılı Yasa'da yapılan düzenleme ile kurumsal nitelikteki ticari kartları kredilerinde istisnaya gidilerek bankaların serbestliklerinin sınırlandığı, ...sayılı tebliğin buna göre değiştirilerek kredi mevduat hesapları ile kurumsal kredi kartları faizleri için 5464 sayılı Yasa'nın 26. maddesi uyarınca TCMB tarafından kredi kartları için azami akdi ve temerrüt faiz oranlarının belirlendiği, davacının da takip talebinde bu faiz oranlarına göre takip tarihinde geçerli olan oranda temerrüt faizi işletilmesini talep ettiği, bilirkişinin bu tespitler ışığında yaptığı hesaplamaların denetime açık ve hüküm kurmaya elverişli olması sebebiyle hazırladığı raporun dikkate alınması gerektiği, davalılar vekili aynı alacağın Antalya 1. İcra Dairesi'nin ... Esas sayılı dosyasına da konu edildiğini belirtmiş ise de ilgili dosyadan getirtilen ödeme emrinin incelenmesinde, borçluların dava dışı şirket ile davalılar olduğu davacı bankanın 145.425,29 TL talep ettiği görülmüş, davacı vekili de duruşmadaki beyanında bu takibin hazine destekli KGF kefaletli taksitli ticari kredi alacağına ilişkin olduğunu belirttiğinden iş bu takip dosyasıyla dava konusu takibin farklı alacaklara ilişkin olduğu" gerekçesiyle bilirkişi raporu doğrultusunda takipte istenen tutarlar dikkate alınarak davanın kısmen kabulüne, borçlu itirazında haksız olduğundan ve alacak likit olduğundan davacı lehine icra inkar tazminatına hükmedilmesine karar verilmiştir. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Karara karşı, davacı vekili ve davalılar vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. Davacı vekili katılma yolu ile sunduğu istinaf dilekçesinde özetle; Bilirkişi raporuna itirazları değerlendirilmeden hüküm verildiğini, mahkeme kararında dayanılan temerrüt faiz oranı ve bu orana göre yapılan hesaplamaların hatalı olduğunu, mahkemece, müvekkilinin alacağı hesaplanırken temerrüt tarihinin ihtarnamenin tebliğinden sonra 7 günlük ödeme süresi dolması ile hesaplandığını ancak borcun ifa edileceği gün birlikte belirlenmişse bugünün geçmesi ile temerrüdün gerçekleşeceğini beyan ederek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını talep etmiştir. Davalılar vekili istinaf dilekçesinde özetle; Bilirkişi raporunda müvekkillere hesapların tebliğ edilip edilmediği araştırılmadan, temerrüt tarihleri belirlenmeden hesaplama yapıldığını, kefalet sözleşmesinin kanuna uygun olmadığını, kefalet belirlenebilir olması gerekirken kefalet miktarının belli bir süre sonra yükseltildiğini, ihtarnamenin tebliğinin usulsüz olduğunu, tüm sorumlulara ihtarnamenin ayrı tarihte tebliğ edilmesinin hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, mükerrer takip yapıldığını, yetki itirazlarının da kabulü gerektiğini beyan ederek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını talep etmiştir. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ ve GEREKÇE: Dava, genel kredi sözleşmesine dayalı başlatılan ilamsız takipte vaki itirazın iptali istemine ilişkindir. Dairemizce istinaf incelemesi, 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır. Davalılar vekili, istinaf dilekçesinde, yetki itirazlarını tekrar ettiklerini beyan etmiştir. Alacak iddiasında bulunan banka ile asıl borçlu arasında düzenlenen kredi sözleşmesi ticari niteliktedir. Bu nedenle sözleşmede yer alan yetki şartı TTK'nun 7. maddesi uyarınca kefiller hakkında da geçerlidir. (Yargıtay 19. HD., 2016/22445 E, 2016/14276 K) Genel kredi sözleşmesinin 13.4 maddesindeki yetki şartı gereği Antalya mahkemeleri yetkili olduğundan, davalılar vekilinin bu yöne ilişkin istinaf sebebi yerinde değildir. Davalılar vekili, bilirkişi raporuna karşı itirazlarının karşılanmadığını, Yargıtay kararları gereği ek rapor alınması gerektiğini ileri sürmüştür. Bilirkişi raporlarına itiraz halinde, mutlaka ek rapor alınmasını gerektirir bir yasa hükmü mevcut değildir. Önemli olan, mahkemece raporun, hükme ve üst yargı denetimine elverişli, dosya kapsamına uygun olup olmamasıdır. Hatta, mahkemece alınan raporlar birbiriyle çelişse dahi hakim bunlardan birine dayanarak karar verebileceği gibi hiçbirini hüküm kurmaya yeterli bulmaz ise yeniden bilirkişi raporu alabilir (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu., E: 2010/19-27 K: 2010/50 T. 03/02/2010). Somut dava dosyasında da, mahkeme, alınan bilirkişi raporunu, hukuka uygun, hükme elverişli bulmuştur. Davalılar vekilinin mutlaka ek rapor alınması gerektiğine yönelik istinaf sebebi yerinde görülmemiştir. Dava, genel kredi sözleşmesine dayanmaktadır. Kredi sözleşmesinden kaynaklanan alacak hesabın kat edilmesiyle muaccel hale gelir (Yargıtay 19. HD. 14.10.2004 T. 2004/7640 E. 2004/10100 K.; Yargıtay 11. HD. 30.04.2004 Tarih, 2003/10690 E. 2004/4776 K.) Alacaklının müteselsil kefile başvurma koşullarının düzenlendiği 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK)'nın 586. maddesine göre, kefil, müteselsil kefil sıfatıyla veya bu anlama gelen herhangi bir ifadeyle yükümlülük altına girmeyi kabul etmişse alacaklı, borçluyu takip etmeden veya taşınmaz rehnini paraya çevirmeden kefili takip edebilir. Ancak, bunun için borçlunun, ifada gecikmesiyle ihtarın sonuçsuz kalması veya açıkça ödeme güçsüzlüğü içinde olması gerekir (Uygur, Turgut; 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu Şerhi, Ankara, Nisan 2012, Cilt II, s. 2541). Müteselsil kefile ihtar çekilmesi, sadece onun takipten önce temerrüde düşürülmesi ile ilgili bir sorundur. İstinaf incelemesine konu dava dosyasındaki tebligat evraklarında, davalılara tebligatın, bilirkişi raporunda da belirtildiği üzere, 19/07/2019 tarihinde yapıldığı, tebligatların usulüne uygun olduğu görülmektedir. Davalılar vekili, herkese aynı tarihte tebligat yapılmasının hayatın olağan akışına aykırı olduğunu ileri sürmekte ise de başkaca bir sahtecilik vb iddiada bulunmamıştır. Herkese aynı tarihte tebligat yapılmasının hayatın olağan akışına aykırı olduğuna ilişkin ileri sürülen sebep yerinde görülmemiştir. Davacı vekili, TBK m. 117/2 hükmüne dayanarak, borcun ifa edileceği gün birlikte belirlenmişse bugünün geçmesi ile temerrüdün gerçekleşeceğini ileri sürerek, mahkeme kararında dayanılan bilirkişi raporunda temerrüt tarihinin yanlış hesaplandığını ileri sürmüştür. Davacı banka tarafından kredi hesabının kat edilmesiyle birlikte davalı kefillere bir ihtar yapılmasa bile borç muaccel hale gelir ise de, davacı banka gönderdiği ihtarnameyle borçlulara ihtarnamenin tebliğine kadar ve tebliğinden sonraki bir gün için atıfet tanıması halinde alacağını imhal etmiş, diğer bir söyleyişle muacceliyeti atıfet süresinin sonuna kadar ertelemiş kabul edilebilecektir (Yargıtay 19. HD 03.04.2019 tarih ve 2019/4707 E.- 2019/2247K.).Bu durumda verilen atıfet süresi sona ermeden ve ertelenen muacceliyet süresi bitmeden icra takibine de geçilemez (Yargıtay 11. HD 02.11.2022 tarih ve 2021/3428 E.- 2022/7729 K.). Bu açıklamalar ışığında, somut dava dosyası bakımından, borçlulara 7 günlük süre tanındığından, bilirkişi raporunda bu husus göz önüne alınarak temerrüt tarihinin belirlenmesinde bir hukuka aykırılık olmamakla, davacının bu yöne ilişkin istinaf sebepleri yerinde değildir. İlk derece mahkemesince aldırılan bilirkişi raporunda, Yargıtay HGK'nun ...E, ...karar sayılı emsal ilamında gösterildiği şekilde, krediye fiilen uygulanan akdi faiz esas alınarak, sözleşme uyarınca akdi faizin % 100 fazlası üzerinden temerrüt faizi işletildiği anlaşılmakla, bu hesaplama Yargıtay kararlarına uygun olduğundan, davacı vekilinin aksini belirtir istinaf sebepleri de yerinde değildir. Tüm açıklamalar ışığında; HMK'nın 359/3 maddesi uyarınca; dosya kapsamındaki yazı, belge ve bilgilere, yasaya uygun gerektirici nedenlere, ilk derece mahkemesi kararının gerekçesinde dayanılan delillerle, delillerin tartışılması sonucu maddi olay ve hukuki değerlendirmede usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına, dosyadaki kefaletin kanuna uygun olmasına, HMK'nın 355/1 maddesi gereği incelemenin istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılıp, re'sen gözetilmesi gereken, kamu düzenine herhangi bir aykırılığın da bulunmamasına, kararın usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğunun anlaşılmasına göre; davacı ve davalılar vekillerinin istinaf itirazları yerinde görülmediğinden HMK'nın 353/1-b-1 maddesi gereğince istinaf başvurusunun esastan reddine karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. HÜKÜM:Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1-Taraf vekillerinin ilk derece mahkemesi kararına ilişkin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE, 2-492 sayılı Harçlar Kanunu gereğince davacı taraftan alınması gerekli 427,60 TL maktu istinaf karar harcından peşin olarak yatırılan 59,30 TL harcın mahsubu ile bakiye 368,30 TL istinaf karar harcının davacı taraftan tahsili ile Hazine'ye GELİR KAYDINA, harç tahsil müzekkeresinin ilk derece mahkemesince YAZILMASINA, 3-492 sayılı Harçlar Kanunu gereğince davalılardan alınması gerekli 4.764,06 TL nispi istinaf karar harcından peşin olarak yatırılan 1.191,01 TL harcın mahsubu ile bakiye 3.573,05 TL istinaf karar harcının davalılardan tahsili ile Hazine'ye GELİR KAYDINA, harç tahsil müzekkeresinin ilk derece mahkemesince YAZILMASINA, 4-Tarafların istinaf başvuruları nedeniyle yaptıkları yargılama masraflarının kendi üzerilerinde BIRAKILMASINA, 5-Kullanılmayan istinaf gider avansının 6100 sayılı HMK'nın 333. maddesi uyarınca ilk derece mahkemesince ilgilisine İADESİNE, 6-İstinaf incelemesi dosya üzerinden yapıldığından taraflar lehine vekalet ücreti takdirine YER OLMADIĞINA, 7-Kararın ilk derece mahkemesi tarafından taraflara TEBLİĞİNE, Dair, 6100 sayılı HMK'nın 353/1-b-1 maddesi gereğince dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oybirliğiyle ve 6100 sayılı HMK'nın 362/1-a maddesi gereğince dava değerinin 378.290,00 TL'nin altında olması nedeniyle kesin olarak karar verildi ...