Bölge Adliye Mahkemesi ·

Bölge Adliye Mahkemesi 1960/21 E. 2021/1090 K.

Mahkeme
Bölge Adliye Mahkemesi
Esas No
1960/21
Karar No
2021/1090
Karar Tarihi

T.C. İZMİR BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 17. HUKUK DAİRESİ ESAS NO : 2021/1131 KARAR NO : 2024/1735 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : İZMİR 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 28/01/2021 NUMARASI : 2020/565 Esas 2021/73 Karar DAVA : İTİRAZIN İPTALİ KARAR TARİHİ : 10/10/2024 KARAR YAZIM TARİHİ : 10/10/2024 İzmir 2. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2020/565 Esas ve 2021/73 Karar sayılı dava dosyasından yapılan yargılama sonucunda dava konusuz kaldığından karar verilmesine yer olmadığına dair verilen karara karşı davalı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine dosya, Dairemize gönderilmiş olmakla HMK'nın 353. maddesi uyarınca dosya üzerinden inceleme yapıldı. GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Mahkemece yapılan açık yargılama sonucunda; ''...Davacı vekili, dava dilekçesinde özetle; Müvekkili şirketin davalı borçlu ... Şti.’nden taraflar arasındaki palet satımına dayalı ticari ilişkiden kaynaklanan cari hesaba dayalı olarak 23.08.2017 tarihi itibari ile 80.854,66-TL alacaklı olduğunu, alacağın ödenmemesi üzerine borçlu şirket hakkında Torbalı İcra Müdürlüğü’nün 2017/ 3604 sayılı dosyası ile yasal takip başlatıldığını, ancak borçlu şirketin itirazı üzerine takibin durdurulduğunu, bu arada müvekkili şirkete 25.09.2017 tarihli hiçbir dayanağı bulunmayan 5.310,00-TL vade farkı faturası kesildiğini ve taraflarınca bu faturaya Karşıyaka 5.Noterliğinin 02.10.2017 tarih 28274 no.lu ihtarnamesi ile itiraz edildiğini ve faturanın davalı borçluya iade edildiğini, davalı borçlunun Torbalı İcra Müdürlüğünün 2017/3604 E sayılı dosyasına yapmış olduğu itirazının iptali takibin devamına ve davalının %20’den az olmamak üzere icra inkar tazminatına mahkum edilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. CEVAP: Davalı vekili, cevap dilekçesinde özetle; müvekkili şirketin davacı tarafa bir borcu bulunmadığını, Torbalı İcra Müdürlüğü’nün 2017/3604 Esas sayılı dosyası ile taraflarına tebliğ edilen ödeme emrinde borç miktarının 80.854,66-TL asıl alacak, 302,37-TL işlemiş faiz ile birlikte toplamda 81.157,03-TL göründüğünü, davacı tarafın faturaya konu mal/hizmetin teslim edildiğini ispat yükümlülüğü altında olduğunu, davacının müvekkiline 23.08.2017 tarih DDS201700000795 no.lu vade farkı adı altında fatura kestiğini, müvekkili tarafından işbu fatura içeriği kabul görmediğinden davacı yana 25.09.2017 tarihli VM92017000000107 no.lu iade faturası kesildiğini, davacının işbu faturaya Karşıyaka 5. Noterliği 28274 yevmiye numarası ile itiraz ettiğini, taraflarınca bu itiraza karşı Kartal 23.Noterliği 17.10.2017 tarih 28900 yevmiye no.lu ihtarnamesi ile itiraz edildiğini, müvekkili temerrüde düşürülmeden vade farkı talebinde bulunulamayacağını, bu nedenlerle yetki itirazlarının dikkate alınmasını, zamanaşımı defilerinin dikkate alınmasını ve davacının taleplerinin haksız olması nedeniyle davanın esastan reddine karar verilmesini talep etmiştir. DEĞERLENDİRME VE GEREKÇE; Dava, itirazın iptali davası olup, mahkememizin 12/11/2019 tarih, 2018/655 Esas, 2019/1259 Karar sayılı kararı ile davanın kısmen kabulüne karar verilmiş, kararın istinaf edilmesi üzerine, İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 17. Hukuk Dairesinin 10/07/2020 tarih, 2020/427 Esas, 2020/636 karar sayılı kararı ile; "....İş bu karara karşı, süresinde davalı vekili istinaf yoluna başvurarak, işin esası ile ilgili istinaf nedenlerinde bulunmuş ve resen dikkate alınacak nedenler ile kararın kaldırılması talep edilmiştir. Sair istinaf nedenleri incelenmeksizin, dosya incelendiğinde; mahkemenin öncelikle iş bu itirazın iptali davasının ön şartı olan geçerli bir icra takibinin bulunup bulunmadığını tespit etmesi gerekirken süresine yapılan yetki itirazına rağmen ön mesele olarak yeti itirazı hakkında hiçbir karar vermeksizin geçerli bir icra takibi varmış gibi esas hakkında inceleme yapılıp sonucuna göre de esas hakkında karar vermesinin usul ve yasaya uygun olmadığı gibi ara kararına konu ettigi yetki itirazları hakkında bilirkişi raporundan sonra değerlendirme yapılmasına dair ara kararı kurmasına rağmen rapordan sonra dahi icra Dairesinin yetkisinin bulunup bulunmadığı hususunda kanaat bildirmeden sonuca varmış olduğu görülmekle, usuli ve dava şartı olan öncelikle icra müdürlüğünün yetkisinin bulunup bulunmadığı yönünden kanaatinin bildirilmemiş olmasının usul ve yasaya aykırı olduğu ve tarafların her talebi hakkında bir karar verilmesi gerekirken mahkemesine yönelik itiraz hakkında da bir karar verilmemiş olmasının usule uygun olmadığı ve bunun Dairemizce tamamlanabilecek eksikliklerden bulunmadığı anlaşılmakla, HMK nun 353/1-a-4 maddesince kararın kaldırılarak, yukarıdaki eksikliklerin giderilmesi için dosyanın mahkemesine gönderilmesine karar verilmesi gerekmiştir...." gerekçesi ile mahkememiz kararı kaldırılmış olup, mahkememizin 2020/565 Esas sayılı dosyasına kaydedilen dosyanın yapılan incelemesi sonucunda; 1-Dava, İİK'nun 67. Maddesi gereğince açılmış itirazın iptali davasıdır. 2-Davalı icra takibinde ve itirazın iptali davasında yetki itirazında bulunulmuş ise de alacak açık hesap ilişkisine işlenen faturalara dayanmaktadır. Faturaya dayanan alacak para borcu olup 6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 89.Maddesi uyarınca taraflarca aksi kararlaştırılmadıkça para borcunun alacaklının yerleşim yerinde ödenmesi esastır. Somut olayda davalı tarafça faturaya dayalı para borcunun davalının yerleşim yerinde ödeneceğine dair istisna bir anlaşma ibraz edilmemiştir. Bu durumda Borçlar Kanunu ile belirlenen genel hüküm çerçevesinde para borcunun davacının yerleşim yeri olan Torbalı'da ödenmesi gerektiği, bu nedenle de Torbalı İcra Daireleri'nin yetkili olduğu değerlendirilmiştir. Mahkememizin yetkisi hususunda da aynı değerlendirmeler geçerli olup Torbalı İcra Dairesi mahkememiz yetki sınırları içerisinde bulunduğundan yetki itirazının reddine karar verilmiştir. 3-Taraflar arasındaki ihtilaf, taraflar arasında ticari satım ilişkisi olup olmadığı, davacının takip konusu fatura içeriği malları davalıya teslim edip etmediği, davalının buna karşılık borcunu ödeyip ödemediği, varsa davacı alacağının miktarının ne olduğu noktalarında toplanmıştır. 4-İstinaf bozma kararı öncesinde taraflar arasında mal alım satımından kaynaklanan ticari ilişki bulunduğu, usulüne uygun olarak tutulan ve vade farkı faturası dışında biribirini doğrulayan davacı ve davalının ticari defter ve belgelerine göre; icra takip tarihi itibariyle davacının davalıdan 49.407,66-TL asıl alacağı bulunduğu anlaşıldığından bu miktar yönünden talebin kısmen kabulüne, vade farkı faturasının davacıya iade edilmiş olması nedeniyle davalının bu kısım yönünden sorumluluğunun olmadığına, takipten önce davalı temerrüde düşürülmediğinden işlemiş faiz talebinin reddine, alacak likit olduğundan hüküm altına alınan alacağın % 20'si oranındaki icra inkar tazminatının davalıdan alınıp davacıya verilmesine dair hüküm kurulmuştur. İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 17.Hukuk Dairesi'nin bozma kararı sonrasında dosyanın yeniden ele alınmış, UYAP üzerinden yapılan inceleme ile dava konusu Torbalı İcra Dairesi'nin 2017/3604 Esas sayılı dava dosyasının infazen kapatıldığı, yargılama konusu alacağın ödendiği görülmüştür. 5-Yargılama sırasında borcun ödenmiş olması nedeniyle dava konusuz kaldığından esasa yönelik bir inceleme yapılmamıştır. 6-Davanın konusuz kalması halinde yargılama giderlerinin ve inkar tazminatının davanın açılış anındaki haklılık durumuna göre belirlenmesi gerekmektedir. Dosyada toplanan deliller, bilirkişi incelemesi sonucu düzenlenen rapor içeriği ve borcun davalı tarafça ödenmesi birlikte gözetildiğinde davanın açılış anında davacının haklı olduğu açıktır. Bu nedenle dava değerinin tümü üzerinden davalı aleyhine yargılama giderlerine hükmedilmiştir. 7-Yargıtay 19.HD. 2015/6417 Esas 2018/3085 Karar sayılı 14/05/2018 tarihli ilamında; "Mahkemece iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre; icra takibine geçildikten sonra davalının takibe konu borcu ödediği gerekçesi ile dava konusuz kaldığından karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiş, alacak miktarı likit olmadığından icra inkar tazminatı talebi reddedilmiştir. Karar, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. Dava, itirazın iptali ile takibin devamına ilişkin olup alacağın, davalı yönünden bilinebilir, hesap edilebilir, belirlenebilir yani likit alacak niteliğinde olduğu gözetilerek, yargılama sonunda itirazın haksızlığı belirlenen alacak tutarı üzerinden davacı yararına İİK'nın 67/2. maddesi uyarınca icra inkar tazminatına hükmedilmesi gerekirken, yazılı gerekçeyle bu istemin reddine karar verilmesi de isabetsiz olmuştur." şeklinde yapılan değerlendirme ile davanın konusuz kalması halinde de icra inkar tazminatına hükmedilmesi gerektiği belirtilmiştir. Yargıtay'ın diğer hukuk dairelerinin de istikrarlı uygulaması bu yöndedir. Dava konusu alacak fatura alacağı olup tarafların arasında ticari ilişkinin bulunduğu anlaşılmaktadır. Davalının borçlu olduğu miktarı belirlemesi mümkün olduğu ve bu nedenle likit nitelikte kabul edilerek.." gerekçesi ile; Dava konusuz kaldığından karar verilmesine yer olmadığına, İİK'nun 67. Maddesi uyarınca takip konusu alacağın %20'si oranında hesaplanan 16.170,93-TL icra inkar tazminatının davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiş, verilen bu karara karşı davalı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur. İSTİNAF NEDENLERİ: Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; verilen kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu, ilk mahkeme kısmen kabul kararından sonra ilk karara göre icra dosya borcunun vekalet ücreti ve icra inkar miktarı da dahil olmak üzere ödendiğini, ilk kararın kendileri tarafından istinaf edilmesi üzerine kendilerinin yetki itirazının incelenmesi gerektiğinden dolayı kaldırıldığını, mahkemenin sonraki kararında ödemeden dolayı davanın konusuz kalması kararı verildikten sonra müvekkili aleyhine daha fazla miktarda icra inkar tazminatı ve vekalet ücretine hükmedilmesinin hukuka aykırı olduğunu, davacının faturaya konu malların teslim edildiğini ispatlaması gerektiğini, cari hesap ilişkisine dayalı ticari ilişkide alacağın likit olmadığını belirterek yerel mahkeme kararının kaldırılması istemiyle istinaf kanun yoluna başvurmuştur. DELİLLERİN TARTIŞILMASI, HUKUKİ SEBEP VE GEREKÇE: Dava, cari hesap alacağının tahsili için yapılan ilamsız icra takibine vaki itirazın iptali istemine ilişkindir. İstinaf kanun yolu başvurusuna konu edilen karar hakkında; 6100 sayılı HMK'nın 355. maddesindeki düzenleme gereğince, istinaf dilekçesinde belirtilen nedenler ve kamu düzenine ilişkin aykırılık bulunup bulunmadığı hususlarıyla sınırlı olarak inceleme yapılmıştır. ''...Uyuşmazlığın çözümü açısından öncelikle konuyla ilgili yasal düzenlemelere ve “ispat yükü”ne ilişkin açıklama yapılmasında yarar vardır. İspat, bir olayın veya hukuksal durumun varlığı veya yokluğu hakkında hâkimde kanaat uyandırmak için girişilen, ispat yükü üzerinde olan tarafın deliller vasıtasıyla yürüttüğü inandırma faaliyetidir. İddia ve savunmaya dayanak gösterilen ve mahkemenin karar vermesinde etkili olacak olgulardan hangisinin kim tarafından ispat edileceği hususu ispat yükü kavramıyla ilgilidir. İspat yükünün ne şekilde dağılacağına ilişkin genel kural 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 6. maddesinde düzenlenmiştir. Bu maddeye göre: “Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguları ispatla yükümlüdür.” Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun “İspat yükü” başlığını taşıyan 190. maddesinin 1. fıkrasında, ispat yükünün belirlenmesine ilişkin temel kural vurgulanmış; 2. fıkrada ise, karinelerin varlığı hâlinde ispat yükünün nasıl belirleneceği düzenlenmiştir. Buna göre “(1)İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir. (2) Kanuni bir karineye dayanan taraf, sadece karinenin temelini oluşturan vakıaya ilişkin ispat yükü altındadır. Kanunda öngörülen istisnalar dışında, karşı taraf, kanuni karinenin aksini ispat edebilir.” İspat yükü üzerine düşen taraf ancak ispata “elverişli” deliller ile iddiasının haklılığını kanıtlayabilir. Kanun koyucu HMK’nın 200. maddesinde belli miktarın üzerindeki uyuşmazlıklar yönünden bir hakkın doğumu, düşürülmesi, devri, değiştirilmesi, yenilenmesi, ertelenmesi, ikrarı ve itfası amacıyla yapılan hukukî işlemlerin senetle ispatını zorunlu kılmış ve bu miktar dâhilinde kalan bir alacağın takdiri delillerle ispatına imkân vermemiştir. Nitekim aynı hususlara Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 28.09.2021 tarihli ve 2017/(19)11-936 E., 2021/1090 K. sayılı kararında da değinilmiştir. Ayrıca "...Uyuşmazlıkla ilgisi nedeniyle “usuli kazanılmış hak” kavramının üzerinde durulmasında fayda bulunmaktadır. Bir davada, mahkemenin veya tarafların yapmış olduğu bir usul işlemi ile taraflardan biri lehine (diğeri aleyhine) doğmuş ve kendisine uyulması zorunlu olan hakka, usule ilişkin kazanılmış hak denir. Mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nda ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nda (6100 sayılı Kanun/HMK) “usuli kazanılmış hak” kavramına ilişkin açık bir hüküm bulunmamaktadır. Konu, yargı içtihadı ile gelişmiştir. Bu kurum davaların uzamasını önlemek, hukukî alanda istikrar sağlamak ve kararlara karşı genel güvenin sarsılmasını önlemek amacıyla Yargıtay uygulamaları ile geliştirilmiş, öğretide kabul görmüş ve usul hukukunun vazgeçilmez, ana ilkelerinden biri hâline gelmiştir. Anlam itibariyle, bir davada, mahkemenin ya da tarafların yapmış olduğu bir usul işlemi ile taraflardan biri lehine doğmuş ve kendisine uyulması zorunlu olan hakkı ifade etmektedir. Hemen belirtelim ki; bir mahkemenin Yargıtay dairesince verilen bozma kararına uyması sonunda, kendisi için o kararda gösterilen şekilde inceleme ve araştırma yaparak yine o kararda belirtilen hukukî esaslar gereğince hüküm verme yükümlülüğü doğar. “Usuli kazanılmış hak” olarak tanımlayacağımız bu olgu mahkemeye, hükmüne uyduğu Yargıtay bozma kararında belirtilen çerçevede işlem yapma ve hüküm kurma zorunluluğu getirmektedir (Yargıtay İçtihatları Birleştirme Kurulunun 09.05.1960 tarihli ve 1960/21E., 1960/9 K. sayılı kararı). Mahkemenin, Yargıtayın bozma kararına uyması ile bozma kararı lehine olan taraf yararına bir usulî kazanılmış hak doğabileceği gibi, bazı konuların bozma kararı kapsamı dışında kalması yolu ile de usulî kazanılmış hak gerçekleşebilir. Yargıtay tarafından bozulan bir hükmün bozma kararının kapsamı dışında kalmış olan kısımları kesinleşir. Bozma kararına uymuş olan mahkeme kesinleşen bu kısımlar hakkında yeniden inceleme yaparak karar veremez. Bir başka anlatımla, kesinleşmiş bu kısımlar, lehine olan taraf yararına usulî kazanılmış hak oluşturur (Yargıtay İçtihatları Birleştirme Kurulunun 04.02.1959 tarihli ve 1957/13 E., 1959/5 K. sayılı kararı). Yargıtay içtihatları ile kabul edilen “usuli kazanılmış hak” olgusunun, bir çok hukuk kuralında olduğu gibi yine Yargıtay içtihatları ile geliştirilmiş istisnaları bulunmaktadır. Mahkemenin bozmaya uymasından sonra yeni bir içtihadı birleştirme kararı çıkması durumunda Yargıtay bozma kararı ile oluşan usulî kazanılmış hak değer taşımayacaktır. 09.05.1960 tarihli ve 1960/21 E., 1960/9 K. sayılı Yargıtay İçtihatları Birleştirme Kararında (YİBK) "...Sonradan çıkan içtihadı birleştirme kararının Temyiz Mahkemesinin bozma kararına uyulmakla meydana gelen usule ait müktesep hak esasının istisnası olarak, henüz mahkemede veya Temyiz Mahkemesinde bulunan bütün işlere tatbikinin gerekli olduğuna..." karar verilmiştir. Bunun gibi bozmaya uyulmasından sonra o konuda yürürlüğe giren yeni bir kanun karşısında bozma ilamına uyulmakla oluşan usulî kazanılmış hakkın bir değeri kalmayacaktır. Benzer şekilde uygulanması gereken bir kanun hükmünün, hüküm kesinleşmeden önce Anayasa Mahkemesince iptaline karar verilmesi hâlinde usulî kazanılmış hakka göre değil, Anayasa Mahkemesinin iptal kararından sonra oluşan yeni duruma göre karar verilebilecektir (HGK. 21.01.2004 tarihli ve 2004/10-44 E., 2004/19 K. ile 30.01.2013 tarihli ve 2012/1-683 E.,2013/165 K. sayılı kararları). Görev konusu da usulî kazanılmış hakkın istisnasıdır. Bu husus 04.02.1959 tarihli ve 1957/13 E., 1959/5 K. sayılı YİBK'da "...Kaide olarak usuli müktesep hak hükmünün vazife konusunda tatbik yeri olmayacağına ve duruşmanın bittiği bildirilinceye kadar vazifesizlik kararı verebileceğine,..." şeklinde ifade edilmiştir. Bu sayılanların dışında ayrıca hak düşürücü süre, kesin hüküm itirazı ve harç gibi kamu düzenine ilişkin konularda da usulî kazanılmış haktan söz edilemez. Ayrıca maddi hataya dayanan bozma kararına uyulması ile de usulî kazanılmış hak doğmaz. Usulî kazanılmış hakkın hukukî sonuç doğurabilmesi için, bir davada, ya taraflar ya mahkeme ya da Yargıtay tarafından açık biçimde yapılmış olan ve istisnalar arasında sayılmayan bir usul işlemi ile taraflardan biri lehine doğmuş ve kendisine uyulması zorunlu olan bir hakkın varlığından söz edilebilmesi gerekir..." (Bknz. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu' nun 08.02.2022 tarih ve 2021/(21)10-188 Esas 2022/87 Karar sayılı Kararı) Yukarıdaki açıklamalar ışığında; dosyadaki belgelere, kararın dayandığı delillerle, usul ve yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle hükme esas alınan raporun somut olayın özelliklerine ve dosya kapsamına uygun, açık, anlaşılır, taraf ve yargı denetimine açık, hükme esas alınmaya elverişli olmasına, taraf ticari defterlerine göre davacının davalıdan 49.407.66.TL asıl alacağının olmasına, davalının icra müdürlüğünün yetkisiz olduğu yönündeki yetki itirazı ile ilgili olarak ilk derece mahkemesince olumlu veya olumsuz bir karar verilmemesinden dolayı Dairemizin 10.07.2020 tarih ve 2020/427 Esas 2020/636 Karar sayılı kaldırma kararına dayanak ilk derece mahkemesinin 12.11.2019 tarih ve 2018/655 Esas 2019/1259 Karar sayılı kararında davanın kısmen kabulü ile icra takibine itirazın 49.407.66.TL asıl alacak yönünden iptaline karar verilmesine, bu karardan sonra borçlu davalı tarafından 49.407.66.TL üzerinden icra dosyasına ödeme yapılmasına, yargılama gideri içinde bulunan harç ve vekalet ücreti yönünden usuli kazanılmış hak kuralının uygulanamayacak olmasından dolayı aleyhe hüküm kurma yasağı kapsamına dahil edilemeyecek olmasına göre; kanunun olaya uygulanmasında ve gerekçede hata edilmediği, ihtilafın doğru olarak tanımlandığı, inceleme konusu kararın aşağıdaki bendin kapsamı dışında usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşıldığından, davacı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair istinaf itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir. İlk Derece Mahkemesinin 12.11.2019 tarih ve 2018/655 Esas 2019/1259 Karar sayılı kararı ile davanın kısmen kabulü ile icra takibine itirazın 49.407.66.TL asıl alacak yönünden iptaline, fazlaya ilişkin talebin reddine, İİK'nun 67. maddesi uyarınca hüküm altına alınan alacağın %20'si oranında hesaplanan 9.881.53.TL icra inkar tazminatının davalıdan alınarak davacıya verilmesine, taraflarca yapılan yargılama giderlerinin kabul ve red oranı dikkate tarafların birbirinden almasına ve kabul ve red miktarına göre karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT. dikkate alınarak kendilerini vekil ile temsil ettiren taraflar yararına vekalet ücretine karar verilmesine ve verilen bu karara karşı sadece davalı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine davalının icra müdürlüğünün yetkisiz olduğu yönündeki yetki itirazı ile ilgili olarak ilk derece mahkemesince olumlu veya olumsuz bir karar verilmemesinden dolayı Dairemizin 10.07.2020 tarih ve 2020/427 Esas 2020/636 Karar sayılı kaldırma kararına rağmen Mahkemenin yeniden yaptığı yargılama sonucunda davalı tarafından ilk kararda belirtilen 49.407.66.TL alacak ve icra inkar, yargılama giderleri ve vekalet ücreti üzerinden kapak hesabı yapılarak icra dosya borcunun ödendiği, asıl alacak ve icra inkar tazminatı miktarı yönünden davalı yararına usuli kazanılmış hak doğduğu dikkate almadan icra takibindeki 80.854.66.TL asıl alacak üzerinden davalı aleyhine icra inkar, yargılama giderleri ve vekalet ücretine hükmedilmesi ve davalı lehine yargılama gideri ve vekalet ücretine hükmedilmemesi, usul ve yasaya aykırı olup, doğru görülmemiştir. Ancak, bu yanılgının giderilmesi, yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden davalı vekilinin bu yönlere ilişkin istinaf itirazlarının kısmen kabulü ile 6100 sayılı HMK'nın 353/(1)-b-2 maddesi gereğince mahkemece verilen kararın kaldırılıp düzeltilerek yeniden esas hakkında aşağıda belirtilen şekilde karar verilmiştir. HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle; I-Davalı vekilinin istinaf kanun yolu başvurusunun KISMEN KABULÜ ile; İzmir 2. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 28/01/2021 tarih ve 2020/565 Esas 2021/73 Karar sayılı hükmün 6100 sayılı HMK'nın 353/(1)-b-2 maddesi uyarınca KALDIRILMASINA, II-KALDIRILAN HÜKMÜN YERİNE GEÇMEK ÜZERE; "1-Dava ödeme nedeniyle konusuz kaldığından KARAR VERİLMESİNE YER OLMADIĞINA, 2-İtiraza konu takip dosyasında davacının 49.407.66.TL asıl alacağı olduğu anlaşıldığından bu alacağın %20'si oranında (9.881.53.TL) icra inkar tazminatının davalıdan alınarak davacıya verilmesine, 3-Harçlar Kanunu gereğince alınması gerekli olan 3.375,03.TL ilam harcından peşin olarak alınan 975,01.TL harcın tenzili ile bakiye 2.400,02.TL harcın davalıdan alınarak hazineye irad kaydına, 4-Davacı tarafından yatırılan 35,90.TL başvuru harcı ve 975,01.TL karar harcı olmak üzere toplam 1.010,91.TL'nın davalıdan alınarak davacıya verilmesine, 5-Davacı tarafından yapılan toplam 984,50.TL yargılama giderinin kabul ve red oranı dikkate alınarak takdiren 601,60.TL'nın davalıdan alınarak davacıya verilmesine, bakiyesinin davacı üzerinde bırakılmasına, 6-Davalı tarafından yapılan toplam 707,50.TL yargılama giderinin red ve kabul oranı dikkate alınarak takdiren 275,17.TL'nın davacıdan alınarak davalıya verilmesine, bakiyesinin davalı üzerinde bırakılmasına, 7-Davacı bu davada kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi üzerinden hesap ve takdir olunan 30.000.00.TL maktu ücreti vekaletin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, 8-Davalı bu davada kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi üzerinden hesap ve takdir olunan 30.000.00.TL maktu ücreti vekaletin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, 9-HMK'nun 333. maddesi gereğince yatırılan gider/delil avansının kullanılmayan kısmının karar kesinleştiğinde yatıran tarafa iadesine,'' şeklinde YENİDEN HÜKÜM TESİSİNE, III-Davalı vekilinin sair istinaf itirazlarının REDDİNE, IV-İstinaf kanun yolu başvurusu kısmen kabul edildiğinden davalı tarafından yatırılan istinaf karar peşin harcının davalıya iadesine, V-Davalı tarafından istinaf aşamasında yapılan istinaf yargılama gideri bulunmadığından bu hususta karar verilmesine yer olmadığına, VI-İstinaf incelemesi duruşmasız yapıldığından davalı yararına vekalet ücretine hükmedilmesine yer olmadığına, VII-Kararın tebliği, kesinleştirme, harç ve gider/delil avansı iadesi işlemlerinin yerel mahkemece yerine getirmesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda HMK' nın 362/(1)-a maddesi gereğince kesin olmak üzere 10/10/2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Atıf: Bölge Adliye Mahkemesi undefined, E. 1960/21, K. 2021/1090, T. 10.07.2020, www.arakarar.com/karar/bam-karar-1960-21-e-2021-1090-k-4a960acd3bd4