İlk Derece Mahkemesi · Bakırköy 7. Asliye Ticaret Mahkemesi

Bakırköy 7. Asliye Ticaret Mahkemesi 2021/891 E. 2024/71 K.

Mahkeme
İlk Derece Mahkemesi
Daire
Bakırköy 7. Asliye Ticaret Mahkemesi
Esas No
2021/891
Karar No
2024/71
Karar Tarihi

T.C. BAKIRKÖY 7. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ ESAS NO : 2021/891 Esas KARAR NO : 2024/71 DAVA : Tazminat (Şirket Yöneticilerinin Sorumluluğundan Kaynaklanan) DAVA TARİHİ : 03/11/2021 KARAR TARİHİ : 18/01/2024 GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 09/02/2024 Yukarıda isim ve adresleri yazılı taraflar arasında mahkememizde görülen davanın açık yargılaması ve dosyanın tetkiki sonunda; GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: TALEP: davacı vekili özetle; Davacının %25 hissedarı olduğu, ... Ltd. Şti.'nin 10/12/2019 tarihinde TTK çerçevesinde tasfiyeye girdiğini, tasfiye işlemleri için ortaklar kurulu kararı ile şirketin %75 hissesine sahip diğer hissedar davalının seçildiğini, 22/06/2021 tarihinde gerçekleşen 22/06/2021 tarihli ortaklar kurulu toplantısı ile tasfiye sürecinin bittiğini ve şirketin tasfiye edildiğini, tasfiye memuru olarak atanan davalının 10/12/2019-22/06/2021 tarihleri arasındaki yaptığı tasfiye işlemleri ile şirketi alacaklarını tahsil cihetine gitmeyerek zarara uğrattığını, şirket ortağının alacağını, alacaklı ortağın rızası olmaksızın şirket zararına mahsup ederek ortağın zarara uğramasına neden olduğunu, yaptığı işlemlere göre; tasfiyenin zararla kapanmasına ve firmanın iflas etmesine rağmen sanki böyle bir durum yokmuş gibi, TTK'ya aykırı olarak yetkili makamlara gerekli bildirimleri yapmadığını, şirketin duran varlıklarını Katma Değer Vergisinden istisna olarak satmış olmakla birlikte ilgili mevzuat uyarınca gerek hazineyi zarara uğrattığını, gerekse de tasfiye sonucu diğer ortakları vergi riski ile karşı karşıya bıraktığını, hakim ortak ve tasfiye yetkilisi olarak tek başına aldığı kararlarla şirketin tüm operasyonel faaliyetini gerçekleştirdiği makine ve teçhizatları ticari ve iktisadi icaplara uygun olmayacak şekilde toptan devir ederek, şirketi ve davacıyı zarara uğrattığını, davacının ortağı olduğu, hali hazırda edilmiş bulunan ... Ltd.Şti.'nin 30.09.2019 tarihi itibariyle yasal kayıtlarında 4.436.436,92 TL tutarında ticari alacağının yer aldığını, aynı tarih itibariyle şirketin ödenmiş sermayesinin 6.700.000,00 TL, özkaynağının ise 5.832.286,51 TL tutarında olduğunu, 31.12.2019 tarihi itibariyle yasal kayıtlarında 4.241.150,89 TL tutarında ticari alacağının yer aldığını, aynı tarih itibariyle şirketin ödenmiş sermayesinin 6.700.000,00 TL, özkaynağının ise 3.588.321,13 TL tutarında olduğunu, ... Ltd.Şti.'nin 30.06.2020 tarihi itibariyle yasal kayıtlarında 4.191.772,73 TL tutarında ticari alacağının yer aldığını, aynı tarih itibariyle şirketin ödenmiş sermayesinin 6.700.000,00 TL, özkaynağının ise 5.107.034,59 TL tutarında olduğunu, şirketin 22.06.2021 tarihli Ortaklar Kurulu Toplantısında şirket ortaklarının bilgisine sunulan “Tasfiye Dönemi Sonu/Tasfiye Memuru Faaliyet Raporu”nun “Tasfiye Sonucunda Aktifte Kalan Değerin İzahatı” başlıklı bölümde şirketin 3.099.391,64 TL tutarındaki alacağının tahsilinden tasfiye memuru davalının tek taraflı iradesiyle ve ortakların rızası/onayı alınmaksızın vazgeçilmek suretiyle şirketin bu tutar kadar zarara uğratıldığını, bu tutarın ayrıntılı olarak dava dilekçelerinde belirtilen şekilde olduğunu ve tasfiye dönemi sonu/ tasfiye memuru faaliyet raporunda da aynı şekilde yer aldığını, alacakları tahsil etmeyen ve alacakları tahsil etme umudu olmadığını belirten davalının şirketi zarara uğrattığını, TTK'nın sermaye taahhüdü dışında ortaklara ilave mali külfet yüklenmeyeceği ilkesine aykırı olarak tahsil edilmeyen alacakları şirket ortağına yansıttığını, tahsil edilmeyen bu alacakları dönem zararı olarak dikkate almadığını, bunun da Vergi Usul Kanunu'na muhalefet etmek manasına geldiğini ve şirketi hukuken riskli hale getirdiğini, davacının 31/12/2018 tarihi itibariyle şirketten 1.159.596,19 TL tutarında alacağı bulunduğunu, şirketin yasal kayıtlarında 331.02 ... hesabına kayıtlı olduğunu, bu tutarın tasfiye dönemi sonu/ tasfiye memuru faaliyet raporunda bu tutardaki davacıya olan borcun yer almadığını, davacının onayı olmadan şirketten olan alacağının yasal kayıtlardan çıkarıldığını, bu zararın davalı tarafından tazmin edilmesi gerektiğini, şirketin zararla kapandığını ve firmanın iflas ettiğini ancak davalı tasfiye memurunun görevini ihmal ederek TTK amir hükümlerine aykırı olarak gerekli bildirimler ve işlemlerin davalı tarafından yapılmadığını, şirketin yasal kayıtlarında yaklaşık 3.000.000,00 TL tutarında yer alan makine, teçhizat, demirbaş ve markayı ortaklar kurulu kararı olmadan 1.381.647,00 TL'ye sattığını, bu satışın değerinin altında olduğunu, değerinin altında satılması sonucu oluşan davacının zararının da davalı tarafından karşılanması gerektiğini, şirketin yıllarca oluşturduğu müşteri portföyünün kendisinin ve 1. Derece akrabalarının ortak ya da sahibi olduğu şirketlere yönlendirildiğini ve buna karşılık şirkete bir bedel ödenmediğini, şirketin tasfiye kararından önce eylem ve işlemleri ile şirketi zarara uğratmış olan kişiler hakkında gerekli işlemleri yapmadığını, paylarını davalıya aktararak, davalının hakim ortak haline gelmesini sağlayan ortak veya ortaklar hakkında herhangi bir girişimde bulunmadığını, beyanla tasfiye işlemine dayanak tüm belgelere ulaşmadaki güçlük nedeniyle zararın kesin tespitinin imkansız olması nedeniyle şimdilik 10.000,00 TL tazminatın davalıdan alınarak davacıya ödenmesine, davalarının belirsiz alacak davası olarak kabul edilmemesi halinde taleplerinin kısmi dava olarak kabulü ile şimdilik 10.000,00 TL'nin davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine, yargılama gideri ve vekalet ücretinin davalıdan alınmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir. SAVUNMA: davalı vekili cevap dilekçesinde özetle: davanın belirsiz alacak davası olarak ve terditli olarak açıldığını, bunun kabulünün mümkün olmadığını, davacının tamamen soyut yaklaşımlarla, hukuka ve hakkaniyete dayanmayan muhtelif iddaalarda bulunduğunu, ileri sürdüğü hususların tamamen, mesnetsiz ve haksız çıkar sağlamaya yönelik gerçek dışı iddialar olduğunu, iyi niyet ve dürüstlük kurallarına da açıkça aykırılık teşkil ettiğini, dava dilekçesinde aynı hususların 3-4 kez tekrar ederek ithamlarda bulunduğunu ve kötü niyetini açıkça ortaya koyduğunu, tasfiye sürecinde her hangi hak kaybına uğranmaması, herhangi bir şek ve şüpheye meydan verilmemesi için tüm sabit kıymetlerin pek çok resmi-özel kurum ve kuruluşun değerleme hizmetlerini yapan bağımsız SPK (Sermaye Piyasası Kurulu) akreditasyonu olan ... A.Ş. tarafından değerlemesi yaptırıldığını, bu değerler ve piyasa durumu göz önünde bulundurularak ticari hayatın gereklilikleri ve yasalar çerçevesinde tasfiyeye uygun bir şekilde satış işlemlerinin yapıldığını, ilgili evrak ve raporlarla,ilanlarla sabit olduğunu, şirket aktifinde kayıtlı makine ve tesislerin değerinde satışı ve teklif almak için Sabah gazetesinde 2 kez ilan verildiğini, davacı tarafın iddiasının gerçeğe uymayan haksız bir itham olduğunu, tasfiye döneminin tüm Dünyayı kasıp kavuran pandemi döneminde gerçekleştirildiğini, zorunlu olmamasına rağmen ilanlar yapıldığını, şirket değer arz eden varlıkları değerinde hatta değerinin üzerinde satış yapıldığını, elde edilen gelirler ile bankalara olan kredi borçları, işten çıkan işçilerin tazminat ödemeleri gibi pek çok ödemenin gerçekleştirildiğini, tüm şirket ortaklarının bankaya olan kredi borcu için şahsi kefaletleri olduğu bir durumda davalının gayretleri ve çabası sayesinde banka kredi borcunun ödendiğini ve davacı dahil tüm ortakların mal varlıklarının kayba uğramasının önlendiğini, şirket alacaklarının tahsiline gidilmediği iddaasının doğru bir yaklaşım olmadığını, dava dilekçesinde bahsi geçen şirket alacaklarının 3.099.391,64 TL değerinde bir alacak olduğunu, bu alacakların doğduğu tarihte davacının yetkili müdür olduğunu, ilgili alacakların var olduğu yıllar boyunca da muhasebeden de sorumlu müdür olarak görev yaptığını, bazılarının doğduğu tarihten itibaren geçen sürenin 10 yılı bulduğunu ve bu süre içerisinde davacı tarafça ilgili alacakların tahsili yönünde bir girişimde bulunulmadığını, herhangi bir şirket içi toplantı ya da genel kurulda gündeme getirmediğini, çünkü söz konusu alacakların tahsil kabiliyetinin bulunmadığının kendisince de açıkça bilindiğini, iş bu davada gündeme getirme cihetine gidilmesinin hukuk ve hakkaniyetle ilgisinin olmadığını, iyi niyet ve dürüstlük kurallarıyla bağdaşmadığını, Türk Ticaret Kanunu mucibince tacirin, basiretli bir işadamı gibi hareket etmesi gerektiğini, bu bağlamda tahsil imkanı olmayacağının gerek tasfiye öncesi süreçte gerekse tasfiye sürecinde yapılan araştırmalarla ve kurulan iletişimlerle açık olan ve davacı tarafça da bilinen bu durumdaki alacakların tahsili için yapılacak hukuki-ticari işlem masraflarının, hukuki-ticari süreçlerin ticari hayatın gerçeklikleri çerçevesinde dikkate alındığında şirkete daha çok masraf-yük getireceğinin açık olduğunu, alacaklı olunan şirketlerin bir kısmının kapandığı-iflas ettiği-herhangi bir malvarlığının kalmadığı-tahsil kabiliyeti olmadığı-zamanaşımı durumu-yurt dışında olan alacaklılar ve bu durumun getirdiği zorluklar da bir bütün olarak değerlendirildiğinde davalı tarafından ortaya konulan yaklaşımın ticari olarak isabetli olduğunu ve şirketin menfaatlerinin öncelendiğini, söz konusu alacakların şirket payları oranında davacıya da devredildiğini, tahsil kabiliyeti olduğunu düşündüğü alacaklar bakımından girişimlerde bulunmasının mümkün olduğunu, Ticaret Siciline Tescilinden sonra bugüne kadar bu imkanını kullanmamış olmasının da bu konudaki tutarsızlığını gösterdiğini, davacının bu yöndeki talepleri üzerine davalının söz konusu alacaklar üzerinde kendi hissesi oranına düşenlerin tamamından da davacı lehine vazgeçtiğini ve bu durumu noter ihtar ve ihbarıyla davacıya bildirdiğini, bu yöndeki iddiaların konusuz kaldığını, bu alacak tutarının 2.544.637,51 TL kadarının yurtdışından olan alacaklar olduğunu, 4 ayrı firmadan oluşan bu bakiyenin, bakiye kalanının 10 yıl eskiye dayandığını, 554.754,13 TL bakiyenin Bursa bayisi olan firmaya ait olduğunu ve firmanın iflas ettiğini, yurtdışı firmalarından olan alacakların tahsili sürecinin masraflı uzun bir süreç olduğunu, süre uzadıkça da şirket harcalamalarının artacağının açık olduğunu, alacak tahsil edilmemesi nedeniyle ortakları zarara uğratmak söz konusu ise dahi alacağın %75 'nin davalı müvekkiline ait olduğunu, davacının şirketin 2018 yılı mizanında 331.02 hesabında 1.159.596,19 TL alacağı olduğundan bahsettiğini, şirketin 2018 yıl sonu mizanı 331 hesaplarının cevap dilekçesinde sundukları gibi olduğunu, kaldı ki bu işlemlerin tasfiye sürecinin öncesinde yapıldığını, davacı ise tasfiyenin başladığı tarih ile bittiği tarih aralığındaki süreç bakımından davacı olduğunu, ilgili dönemi kapsamayan bir işlem bakımından talepte bulunulmasının mümkün olmadığını, usul ve esasa aykırı olduğunu, davacının herhangi bir süreçte ya da genel kurul toplantılarında bu hususları dile getirmediğini, bu yöndeki işlemler/kararlara karşı itiraz/yargı yolu vb. bir yaklaşımda bulunmadığını, mizanda da görüleceği üzere sadece davacının değil, Tasfiye memuru olan davalının da alacağı olduğunu, davacının da çok iyi bildiği üzere bu rakamların fiktik olan rakamlar olduğunu, gerçekte ortakların şirket kasasına koydukları böyle bir bedel olmadığını, bu rakamlar davacınının da bildiği üzere şirket muhasebesini kendi dengelerince yaptığı kayıtsal bir durumdan başka bir şey ifade etmediğini, muhasebe teknikleri çerçevesinde yapılan işlemler olduğunu, para alış verişinin söz konusu olmadığını, tüm ortaklar bakımından durumun bu şekilde olduğunu, davacının iddaa ettiği gibi bir durumun varlığında kendisinin davalıya karşı alacaklı duruma düşeceğinin açık olduğunu, davacının iddiasının "ben şirkete nakit olarak borç verdim ve bu parayı geri alamadım," şeklinde ise bu durumu yemin dahil olmak üzere yazılı delille ispat etmesi talepleri bulunduğunu, davacı şirketin duran varlıklarını KDV’den istisna olarak satılması ile hazinenin zarara uğratılması iddasının kabulünün mümkün olmadığını, hazinenin uğradığı sözde zarar bakımından davacının kendisini hangi sıfatla sıfatlandırdığını anlayamadıklarını, 3065 sayılı Katma Değer Kanun’nun 17/4-r maddesinde şirket esas faaliyet konusunun taşınmaz ticareti olmadığı anlaşıldığından, şirket aktifinde en az iki tam yıl süreyle kayıtlı bulunan fabrika, idare binası ve otoparkın teslimi KDV Kanununun 17/4-r maddesi kapsamında KDV'den istisna olduğunu, davacı tarafın iddia ettiği gibi bir vergi kaybı olmadığını, gelir gider hesaplarına intikal ettirilmiş olma durumunun söz konusu olduğunu, tasfiye edilmiş olan şirketin herhangi bir vergi,SGK vb. borcu bulunmadığını, davalının 1. derece yakınları vs. tarafından şirket faaliyet konusuna ilişkin tasfiye sürecinde kurulmuş bir şirket durumu söz konusu olmadığını, böyle bir şirket olmadığından müşterilerin devri gibi bir durumun da söz konusu olmadığını, sektörde müşterilerin toptan devri gibi bir durumun varlığının teknik olarak da mümkün olmadığını, davalının tasfiye sürecindeki şirketin pandemi dönemi olmasına rağmen zararla kapanmaması için gerekli tüm hassasiyet ve özeni gösterdiğini, iddaa edildiği gibi usule aykırı hiçbir işlem yapılmadığını, tüm işlemlerim usule uygun yapıldığını, zarar durumu olmadığından iflas vb. bildirim gereken bir durumun da söz konusu olmadığını, olsaydı dahi usul ekonomisi bakımından herhangi bir borçluluk durumunın kalmaması davalı tarafından sağlanmış olan şirketin ilgili dönemde zaten tasfiyede olduğu da dikkate alındığında iflastan davacı tarafından nasıl şahsi bir yarar beklediği, nasıl iddaa edildiği gibi bir zarar durumu oluştuğunun anlaşılamadığını, tasfiye sonucunda davacı tarafından karşılanması gereken ne bir kamusal alacak ne de başka bir durum söz konusu olmadığını, davacının muhasebe dahil olmak üzere sair süreçlerden sorumlu yetkili müdür olduğu döneme ilişkin kimlerin şirketi hangi zarara uğrattığını, yetkili müdür olarak kendisinin bu konularda neler yaptığını somut olarak ortaya koyması gerektiğini, şirketi zarara uğratan davacı hakkında, müvekkilinin Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunduğunu. şikayet edilen davacının tasfiye edilen şirkete ait ... markasına ait kalıplara el koyduğunu, rıza dışı yedinde tuttuğunu ve kendi menfaati çerçevesinde şahsi ticaretinde kullandığını, davacı müdürlük yetkisine sahip iken de ortaya koyduğu bu davranışı ne hukukun ne de hakkaniyetin kabul etmeyeceğinin açık olduğunu, davalı tarafından tasfiye sürecinde davacıya ihtarla ilgili kalıpları teslim etmesi gerektiği beyan edildiği halde teslim etmediğini, ayrıca müvekkili davalı hakkında iftira niteliğinde yaklaşımlarla davalının şahsi-ticari itibarına kasten zarar verdiğini, tasfiye sürecindeki şirket aleyhine doğru olmayan beyanlarla şirket zararına tanıklıkta bulunduğunu, bu durum şikayet edilenin beyanlarıyla da sabit olduğunu, davacının sebebiyet verdiği nedenlerden dolayı ilgili şirketin tasfiyeye girmiş olmasının, davalının ismini taşıyan 30-40 yıllık şirketini tasfiyeye mecbur bırakılmasının, davacı tarafça böyle bir davanın ve taleplerin ortaya konulması Medeni Kanun ikinci maddesine de aykırılık teşkil ettiğini, zamanaşımı ve hak düşürücü süre bakımından da itirazlarının mevcut olduğunu beyanla öncelikle davanın belirsiz alacak davası olarak açılmasında davacının hukuki menfaati bulunmaması nedeniyle davanın usulden reddine karar verilmesini, davacının dava ve taleplerinin ayrı ayrı reddine karar verilmesini, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacı üzerinde bırakılmasını talep etmiştir. DELİLLER: Dava dışı ... Sanayi Ve Ticaret Limited Şirketi'nin ticaret sicil kayıtları, Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı'nın ... sayılı soruşturma dosyası, 30/09/2022 tarihli bilirkişi raporu, 25/12/2022 tarihli bilirkişi kök raporu, 25/12/2022 tarihli bilirkişi ek raporu, 30/03/2023 tarihli bilirkişi ek raporu, DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE: Dava tasfiye neticesinde davacının zararının olup olmadığı, şirket ortağı durumundaki davacının zararının tespiti ile şimdilik 10.000,00-TL tazminatın ödenmesi, alacak davasının belirsiz alacak davası olarak kabul edilmemesi halinde kısmi dava olarak kabulü ile davacının zararının tespitine ve şimdilik 10.000,00-TL tazminatın ticari faizi ile birlikte davalıdan tahsili isteminden ibarettir. Tarafların aktif ve pasif dava ehliyetleri denetlenip uyuşmazlık konuları re'sen belirlenerek taraflarca gösterilen deliller toplanmış ve konunun incelenmesinde uzmanlık gerektiren yönler olduğundan bilirkişi incelemesi yaptırılmak suretiyle dava sonuçlandırılmıştır. Mahkememizce aldırılan 25/12/2022 tarihli bilirkişi kök raporu, 25/12/2022 tarihli bilirkişi ek raporu, 30/03/2023 tarihli bilirkişi ek raporu, birlikte değerlendirilerek bilimsel veri ve içeriğe sahip, denetime elverişli bulunması sebebiyle hükme esas alınmıştır. Limited şirketlere ilişkin TTK. m. 644 hükmünün yollamasıyla, limited şirket müdürlerinin sorumluluğuna, anonim şirket yönetim kurulu üyelerinin sorumluluğuna dair hükümler uygulanır. Anonim şirket yönetim kurulu üyelerinin sorumluluğu, esas itibariyle kusura dayalı bir sorumluluktur. Bu nedenle kusursuzluğunu ispat eden üye sorumluluktan kurtulur (TTK. m. 553). Kusur sorumluluğunun esasen zarar, kusur, hukuka aykırılık ve illiyet bağıdır. Yönetim kumlu üyelerinin sorumluluğunun doğabilmesi için bu unsurların tümünün gerçekleşmesi gerekir. Limited şirketin müdürlerinin devredilmez görev ve yetkileri arasında, Şirketin yönetimi için gerekli olduğu takdirde, muhasebenin finansal denetimin ve planlamanın oluşturulması şirket finansal tablolarının, yıllık faaliyet raporunun ve gerekli olduğu takdirde topluluk finansal tablolarının ve yıllık faaliyet raporunun düzenlenmesi hususları da girmektedir. Bu görevler dikkate alındığında, şirket müdürü olan ve bu yetkisine dayanarak şirket adına bir takım bankacılık işlemleri yapan davalının, şirketin defter ve kayıtlarının tutulmasından da sorumlu olması gerektiği açıktır. Mahkememizce aldırılan bilirkişi marifetiyle yapılan inceleme neticesinde, davacı ve dava dışı ... Sanayi Ve Ticaret Limited Şirketi'nin tasfiye edilen şirketlere ait 2018,2019,2020 ve 2021 yılı ticari defterlerin usulüne uygun tutulduğu ve delil olma özelliğine sahip olduğu tespit edilmiştir. Celp edilen İstanbul Ticaret Sicili Müdürlüğü yazısına göre; dava dışı ... Sanayi Ve Ticaret Limited Şirketi'nin 22/01/1998 tarihinde kurulduğu, şirket ortaklarının %75 pay ile davalı, %25 pay ile davacı şeklinde olduğu, şirket yetkilisinin davalı ... olduğu, 03/12/2019 tarihi itibariyle tasfiye memuru olduğu ve şirketin şirketin tasfiyesinin sona erdiği 28/06/2021 tarihinde tescil edildiğinden sicil kaydının terkin edildiği, tasfiye öncesi ve sonrası şirketin sermayesinin 6.700.000,00 TL olduğu anlaşılmıştır. Tarafların iddia ve savunmaları, celp edilen deliller, mahkememizce aldırılan kök ve ek bilirkişi raporları ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde; Somut olayda, tasfiye sürecinde 3.099.391,64 TL tutarındaki alacakların bakiyelerin tahsilinin yapılamadığı, davacı ve davalının alacak bakiyesinin olduğu, dava dışı şirketin 28/06/2021 tarihli tasfiye sonu mizanında ve bilançosunda, tahsilinde güçlük çekilen alacakların, ortakların sermaye oranlarına göre davacının ve davalının cari hesabına virman yapıldığı, dava dışı şirketin ticari defterlerinin incelenmesinde, tasfiye sürecindeki duran varlık satışlarında, KDV ve Kurumlar Vergisi yönünden hazineyi ve şirket ortaklarını zarara uğratıcı vergi kaybına sebebiyet veren bir durum olmadığı, şirket aktiflerinde kayıtlı malların ve demirbaşların değerleme firması tarafından, güncel değerlemelerinin yapıldığı ve yapılan güncel değerlemelerin üzerinde satıldığının görüldüğü, dava dışı şirketin tasfiye sonu mizan ve bilançosunda kredi, personel ücretleri, kamuya vergi ve benzeri ödenmemiş borçlarının olmadığı, tasfiyenin usulüne uygun olarak yürütüldüğü, davacının tasfiye sürecinde tahsil edilmeyen alacaklar hakkındaki iddiası ile ilgili olarak; bilirkişi raporuyla tespit edilen alacak kalemlerden, şirketin 5 farklı şirketten alacağı bulunduğu, dava dışı şirkete borcu olan bu şirketlerin 3 tanesinin Almanya menşeli olduğu, Alman Borçlar Hukuku'na göre zamanaşımı süresinin 2 yıl olduğu, tasfiye başlangıç tarihinde bu alacakların Alman Hukukuna göre zamanaşımına uğradığı, Türkiye'deki borçlu şirketin terk nedeniyle kapanışının yapıldığı, dolayısıyla tahsil imkanı bulunmadığının anlaşıldığı, ... menşeli olan ... şirketinden ise 2018 yılından bakiye kalan 670.873,48 TL tutarlı alacağın tahsil edilmediği, borcun tahsili hususunda tasfiye sürecinde davalı tarafından herhangi bir girişimde bulunulmadığı, söz konusu borcun 2018 yılından kalması nedeniyle davacı tarafın da bu alacağı tahsil etmek için bir girişimde bulunmadığının anlaşıldığı, tarafların şirketteki hisse oranları üzerinden hesap edildiğinde davacının %25'lik payına karşılık ‭167.718,37‬ TL tutarındaki miktarın davalı ...'ın tasfiye memuru olduğu süreçte tahsiline gidilmemesi nedeniyle sorumluluğu olduğu, ve davacının zarara uğradığının anlaşıldığı, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi .... Hukuk Dairesi ... esas, ... karar ilamı dikkate alındığında, öncelikle davacı şirket ortağının zarara uğradığı ispatlanmalı, akabinde sorumlu olduğu iddia edilen davalının zararın meydana gelmesinde kusurlu olduklarının ispatlanmasının gerektiği, davacı tarafından dava dilekçesi ve yargılama aşamasındaki beyanlarına göre ve bilirkişi raporlarında belirtilen tasfiye sürecinde oluşan zararın şirket yönünden doğrudan zarar, davacı ortak yönünden dolaylı zarar olduğu, TTK 551/1 maddesi gereğince de söz konusu zararın ancak şirkete ödenmesini isteyebileceği anlaşılmakla, davanın ıslah doğrultusunda kabulü ile; 100.000,00 TL şirket zararının dava tarihinden itibaren işleyecek reeskont avans faizi ile birlikte, davalıdan tahsili ile TTK 555/1 Maddesi gereğince; dava dışı ... sicil nosu ile İstanbul Ticaret Sicil Müdürlüğü'ne kayıtlı ... Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi'ne ödenmesine karar vermek gerekmiş, aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davanın ıslah doğrultusunda KABULÜ İLE; 100.000,00 TL şirket zararının dava tarihinden itibaren işleyecek reeskont avans faizi ile birlikte, davalıdan tahsili ile TTK 555/1 Maddesi gereğince; dava dışı ... sicil nosu ile İstanbul Ticaret Sicil Müdürlüğü'ne kayıtlı ... Sanayi Ve Ticaret Limited Şirketi'ne ödenmesine, 2-Fazlaya ilişkin hakların saklı tutulmasına, 3-Harçlar Kanunu gereğince alınması gerekli ‭6.831‬,00 TL harcın peşin ve ıslah harcı olarak alınan ‭1.707,78‬ TL harçtan mahsubu ile eksik ‭5.123,22‬ TL harcın davalıdan tahsili ile hazineye irad kaydına, 4-Davacı tarafından yapılan ‭ayrıntısı UYAP'ta kayıtlı 3.087,45‬ TL posta masrafı, bilirkişi masrafı vb. masraf ile toplam harç gideri ‭230,08‬ TL olmak üzere toplam ‭3.317,53‬ TL yargılama giderinin davalıdan tahsili ile davacıya ödenmesine, 5-HMK'nun 333. maddesi uyarınca yatırılan avanstan kullanılmayan gider avansının (iş bu kararın tebliğ gideri avanstan karşılanmak ve bu gider mahsup edilmek kaydıyla) kararın kesinleşmesinden sonra resen davacıya iadesine, 6-Davacı kendisini vekille temsil ettirdiğinden Yürürlükteki Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca hesap edilen 17.900,00 TL avukatlık ücretinin davalıdan tahsili ile davacıya ödenmesine, 7-Davalı tarafından yapılan yargılama giderinin kendi üzerinde bırakılmasına, 8-HMK'nun 333. maddesi uyarınca davalı tarafından yatırılan avanstan kullanılmayan bakiye avansın kararın kesinleşmesinden sonra resen davalıya iadesine, 9-Arabuluculuk sonuç tutanağı tarihi itibariyle yürürlükte bulunan tarifeye göre tahakkuk eden 1.320,00-TL arabuluculuk ücretinin davalıdan tahsili ile hazineye irat kaydına, Dair karar, gerekçeli kararın tebliğinden itibaren 2 haftalık süre içerisinde HMK'nun 342.maddesi gereğince dilekçe ile mahkememize veya başka bir yer mahkemesine İstinaf kanun yolu harcı, tebliğ giderleri dahil olmak üzere tüm giderler ödenerek istinaf yolu açık olmak üzere tarafların yüzüne karşı oy birliği ile verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı. 18/01/2024 Başkan ... e-imzalıdır Üye ... e-imzalıdır Üye ... e-imzalıdır Katip ... e-imzalıdır

Atıf: Bakırköy 7. Asliye Ticaret Mahkemesi, E. 2021/891, K. 2024/71, T. 18.01.2024, www.arakarar.com/karar/bakirkoy-7-asliye-ticaret-mahkemesi-2021-891-e-2024-71-k-6a5fa323c0f9